Süleyman Demirel University
Anabilim Dalı

Sanat Tarihi Anabilim Dalı

Süleyman Demirel University

619

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul'daki mimari örnekler ışığında Osmanlı İmparatorluğu'nda Orta Çağcılık

Orta Çağcılık, bir yönüyle tarihselci, bir yönüyle de modern bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. 17.yy'dan itibaren ön-romantiklerle birlikte gelişmeye başlayan Orta Çağcılık; Romantizm, Gotik Canlanma, Arts and Crafts, Neo Romanesk, Ön Raffaelloculuk gibi sanatsal üsluplar ve akımlarla birlikte gelişme göstermiştir. Bu akım ve üslupların ortak özelliği ilham kaynaklarını Orta Çağ Avrupası'nın form ve temalarından alıyor oluşlarıdır. Batılılaşma döneminde Osmanlı'da Neo Gotik stil ve Neo Romanesk üslup mimaride kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı mimarisinde farklı cemaatlere ait yapılarda eklektik veya saf biçimde kullanılan Orta Çağcı mimari formlar, Avrupa'daki çağdaşlarından bir takım farklılıklar sunmaktadırlar. Çalışma kapsamında Batılılaşma dönemi Osmanlı mimarisinin çok da fazla araştırılmamış bu yönü detaylıca ele alınacaktır.

Tolga Değerlier
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bizans mimarisinde pişmiş toprak süsleme unsurları

Bizans İmparatorluğu geniş coğrafi sınırlara ve uzun tarihsel sürece dayanan büyük bir devlettir. Roma İmparatorluğu'nun M.S. 330 tarihinde doğu ve batı olarak iki bölgesel yönetime ayrılmasıyla ve Konstantinopolis'in başkent oluşuyla Doğu Roma İmparatorluğu kurulmuştur. 16. yüzyıl tarihçileri tarafından "Bizans" olarak tanımlanan devlet M.S. 330 ve 1453 yılları arasında dönem dönem büyüyüp küçülmüştür. Bizans İmparatorluğu özellikle günümüz Türkiye ve Balkan ülkelerinde pek çok eser bırakmıştır. Bu uzun imparatorluk sürecinde yapılan sanat ve mimari eserler üslup ve tarihsel süreç açısından farklı dönemlere ayrılmaktadır. Orta Bizans Dönemi'nde özellikle İkonaklazma (726/842-43) sonrası yeni bir mimari ve sanat anlayışını açıkça görmekteyiz. Bu dönemde çini ile duvar dekorasyonu Bizans yapılarında kullanılmaya başlamıştır. Orta Bizans (717-1204) döneminde görülmeye başlayan bu yeni dekorasyon ögesi 9-12. yüzyıllar arasında yapıların iç ve dış dekorasyonunu süslemiştir. Bu yeni süsleme unsurunun Makedon Hanedanlığı döneminde Bizans sanatı ve mimarisinin gelişimi açısından Rönesans olarak kabul edilen döneme denk gelmesi, mimari süsleme dekorasyonunun gelişimine katkı sağlamıştır. Çiniler, Geç Bizans Dönemi'nde (1261-1453) Balkanlar'da yapıların dış yüzeylerinde farklı tekniklerde kullanılmaya devam etmiştir. Orta Bizans Dönemi'nde yapıların dış duvarlarında keromaplastik süsleme unsurları diğer bir adıyla süs çömlekleri karşımıza çıkmaktadır. Keromaplastik süslemeler Geç Bizans (1261-1453) döneminin sonuna kadar pişmiş toprak süsleme unsurları olarak mimari dekorasyonda tercih edilmiştir. Bizans çinilerinin Balkanlarda bazı in situ örnekleri dışında tamamı müzeler, galeriler ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Keromaplastik süsleme unsurları Anadolu, İstanbul ve Balkanlar'daki yapılarda görülmektedir. Bu çalışma kapsamında çinilerin araştırması yapılırken birçok müze envanteri incelenmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Veliki Preslav Arkeoloji Müzesi'nde bulunan çinilerin büyük çoğunluğu incelenerek kataloglanmıştır. Geriye kalan çiniler ise Walters Sanat Müzesi, Louvre Müzesi, Sevres Ulusal Seramik Müzesi, Atina Benaki Müzesi, Moskova Ulusal Tarih Müzesi ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Bu çinilerin tamamına yakını Konstantinopolis ve Nikomedia'da üretilenleri kapsamaktadır. Bu çalışma dahilinde ele alınan çinilerin büyük bir kısmı katalog ve envanterlerden yararlanılarak incelenmiştir.

Mesut Küçük
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bursa ilindeki devşirme camiler

Avrupa ve Asya'nın kesişim noktalarından birinde bulunan Bursa, konumu sebebiyle ticaretin geliştiği bir yer olmuş, bu durum farklı kültürlerin etkin olmasına ve oluşmasına zemin hazırlamıştır. Ayrıca tarih öncesinden günümüze gelene değin pek çok kültüre ev sahipliği yapmıştır. Bu uygarlıklar içerisinde mimari faaliyetlerin en yoğun olduğu dönem Doğu Roma (Bizans) ve Osmanlı dönemleri olmuştur. Çalışmada, Doğu Roma kiliselerinden Osmanlı devrinde camiye dönüştürülen dört adet yapı tespit edilmiştir. Yapıların içerisinde günümüzde en iyi durumda olanı Fatih Cami'dir. Bu çalışmada; söz konusu devşirme camilerin tarihi gelişimi, plan, mimari, malzeme ve süsleme bakımından incelenerek günümüzdeki son durumu araştırılmış ve çeşitli kaynaklardan edinilen bilgiler doğrultusunda değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kilise, Cami, Devşirme, Mimari, Roma, Bizans, Osmanlı,

Fevzi Mercanoğlu
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amasya Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı kazısında bulunan cam bilezikler

Cam yüzyıllar boyunca insanlar tarafından günlük yaşamda kullanılmış son derece hassas bir malzemedir. Bu hassasiyete rağmen yoğun şekilde ticareti yapılan ürünler arasında olmuştur. Üretim alanı oldukça geniş olmakla birlikte çok çeşitli boyutlarda örneklerine rastlamak mümkündür. Cam sanatı üretim aşamasının oldukça zorlayıcı olması sebebiyle sabır ve ustalık gerektiren bir alandır. Cam sanatı başlığı altında değerlendirilen cam bilezikler çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Bu çalışma 2009-2022 yılları arasında Amasya Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı Kazısında ortaya çıkarılmış olan cam bilezikleri kapsamaktadır. Amaç Amasya şehrinde yer alan bu tarihi kaledeki yaşam izlerini arkeolojik yöntemler doğrultusunda ortaya çıkarmak ve yorumlamaktır. Bu süreçte kalede ele geçirilen pek çok buluntuya kıyasla, sayıca fazlalığı göz ardı edilemeyecek ölçülerde olan cam bilezikler değerlendirilmek istenmiştir. Bu süreçte öncelikle Amasya tarihi ele alınmış sonrasında cam tarihi, cam üretim teknikleri ve cam bileziklerin ele geçirilebilen veriler doğrultusunda tanımlamaları yapılmıştır. Kalede bulunan bilezikleri tanımlamak ve farklı kazılarda ortaya çıkarılmış bilezikler ile karşılaştırabilmek adına katalog oluşturulmuş ve detaylı bir şekilde analiz edilmeye çalışılmıştır. Kalede tam halde bilezik ele geçirilemediği için katalogda yer alan bileziklerin tamamı kırık haldedir. Cam bilezikleri tarihlendirmede karşılaşılan zorluklar nedeniyle kesin bir tarihlendirme yapmak mümkün değildir fakat kalede yer alan bileziklerin 14.-19. yüzyıllar aralığına tarihlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Amasya, Kale, Cam, Cam Bilezik

Rabia Sena Karabağ
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pierre Auguste Renoir'ın resimlerinde çocuk figürleri

Dünya sanatına yön vermiş olan ve 19.yy. da Fransa'da, akademik resim öğretisine karşı gelerek ortaya çıkan İzlenimcilik (Empresyonizm) akımı ve bu akımın oluşmasını sağlayan bir grup ressamın bakış açılarını ve düşüncelerini anlayabileceğimiz bu tezde; hem izlenimci hareket içindeki değişkenliği, hem de grup içindeki sanatçılar arasındaki farklılıkları keşfedeceğiz. Bu sanatçı çerçevesi, sayısız meydan okuma ve eleştiriye maruz kalmasına rağmen, çağdaş sanat anlayışının yeniden şekillenmesinde çok önemli bir rol oynadı ve her biri sanat dünyasında kendine önemli bir yer buldu. Bu önemli isimlerden biri de grup içinde öncü bir rol oynayan ve izlenimciliğin bir sanat akımı olarak yerleşmesine katkıda bulunan Pierre Auguste Renoir'dır. Renoir'ın çocuk figürlerine odaklanan bu tez, yalnızca sanatsal temalarına değil, aynı zamanda hayatına, izlenimcilik içindeki konumuna ve yaşadığı iç çatışmalara da ışık tutacaktır. Aynı zamanda bir 'figür ressamı' olarak da bilinen Renoir, çocuk figürlerini farklı bakış açısıyla ele alması ve hem izlenimcilik dönemi içerisinde hem de daha sonradan stilini değiştirdiği klasik döneminde de çocukları tasvir etmeye sarsılmaz bir bağlılık sergiledi. Renoir'ın çocuk eserleri, çalışmaları arasında önemli bir yer tutar ve geniş çapta onun en önemli eserlerinden bazıları olarak kabul edilir. Ressamın çocukları çok sevmesi hem de resimdeki saflığı, sadeliği onlar üzerinden vermesi ve eserlerinde çocuk konularına tutarlı bir şekilde yer vermesi, onu izlenimciler arasında çocuklara odaklanan en önde gelen ressamlardan biri yapıyor. Renoir'ın çocuk temalı yapıları onun bu konuya sevgisine ışık tutmakla kalmıyor, aynı zamanda genel sanatsal anlatımında bu temanın öneminin altını çiziyor.

Sibel Feyzi
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırklareli ili Pınarhisar ilçesi Poyralı köyü dokumaları

Poyralı Dokumaları, adını Kırklareli'nin Pınarhisar ilçesine bağlı olan Poyralı köyünden almaktadır. Poyralı köyü 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Bulgaristan'ın Lofça Kazası'ndan göç eden halk tarafından kurulmuştur. Göç eden halk kültürel değerleri ile birlikte dokumalarını da getirmişlerdir. Poyralı köyü, Kültür Evi'nde sergilenen günümüze ulaşabilmiş dokuma örnekleri çalışma konumuzu oluşturmaktadır. Çalışmamız kapsamında Kültür Evi'nde sergilenen 38 adet tarihi dokuma örneği ayrıntılı olarak incelenerek katalogları oluşturulmuştur. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde konunun tanımı, önemi, sınırları, yöntemi, amacı, Kırklareli ili, Pınarhisar ilçesi, Poyralı köyü tarihi ve dokuma sanatının tarihsel gelişim süreci konuları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Kırklareli ili, Pınarhisar ilçesi, Poyralı köyü dokumalarında kullanılan tezgâh ve bölümleri, çözgü hazırlama işlemi, dokuma işlemi, teknikleri ve motiflerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde Poyralı Kültür Evi'nde sergilenen tarihi dokuma örnekleri incelenerek katalog oluşturulmuştur. Dördüncü ve son bölümümüze gelindiğinde ise konu ile ilgili yapılan araştırmalar ve varılan sonuçlar ile ilgili bilgiler paylaşılmıştır.

Fatma Ertuğrul Aluçlu
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bizans kilise resim programlarında ikonografik düzen: Chora Kilisesi (Kariye)

Bizans resim sanatının İstanbul ve Anadolu'daki olgunlaşmış örneklerini ikonoklazma sonrası yapılan eserler oluşturmaktadır. Tam anlamıyla Bizans'ın kendine özgü sanatının tamamen oluştuğu dönemi kapsayan bu tarihlerde, Bizans resim sanatı örneklerinin büyük bir yüzdesini oluşturan mimari yapılar içerisinde konumlanan Bizans anıtsal resim sanatında da ikonografik açıdan verilen anlamların bu mimari eserler içerisindeki konumlandığı yerler ve anlamlarına ilişkin belirli programlar olup olmadığı tezimin içerisinde irdelenmiş ve Kariye örneği üzerinden incelenmiştir. Bizans İmparatorluğu'na uzun seneler başkentlik etmiş olan Konstantinopolis şehri içerisinde, günümüz İstanbul'una bir geç dönem Bizans eseri olarak korunarak ulaşabilmiş en önemli yapılardan Aziz Kurtarıcı Hora Kilisesi'nin mozaik ve freskolardan oluşan resim programının tamamı tezimde mevcuttur. Chora Kilisesi bir geç dönem Bizans yapısıdır. Bügünki Fatih ilçesinin Edirnekapı semtinde yer alan Kariye Camii'nin bulunduğu alana yapılan ilk yapının yapım tarihi 536 civarıdır. Metokhites'in yaptırdığı bakım ve onarımlarla beşinci yapım evresi olarak kabul ettiğimiz son yapım evresi 14.yy a tarihlenmektedir. Günümüzdeki haliyle kiborion plan tipindeki yapı çok kez köklü değişikler geçirmiştir ve farklı amaçlarla kullanılmıştır. Bizans İmparatorluğunun geç dönemlerinde önemi artmıştır. İçerisinde yer alan panolar da mekan bütünlüğü korunarak birbiriyle bağlantılı resimlerle bezenmiştir. Tez içerinde, Hristiyanlık dini çevresinde gelişen ikonografik programlamada, Kariye örneği üzerinden mimari eserler içerisindeki bazı kurallar göz edilerek yapılmış olduğu kanısına varılmıştır.

Bizans kiliseleriBizans mimarisiBizans resim sanatı+3
Seçil Kırcı
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

John Wıllıam Waterhouse'un mitolojik konulu resimlerinin değerlendirilmesi

John William Waterhouse (1849-1917), geç Viktorya dönemi İngiltere'sinin önemli sanatçılarından biridir. Waterhouse'un eserleri, özellikle mitolojik temalar ve bu temaların Viktorya dönemi estetik ve toplumsal değerleriyle etkileşimiyle dikkat çekmektedir. Sanatçı, Ön Raffaeloculuk akımının etkilerini eserlerinde barındırmış, aynı zamanda kendi bireysel üslubunu da geliştirmiştir. Waterhouse'un resimlerinde mitolojik figürler modern bir bakış açısıyla yorumlanmış ve dönemin cinsiyet rolleri ile ahlaki değerlerine eleştiriler getirilmiştir. Bu eleştiriler, sanatçının figüratif tasvirler, renk kullanımı ve kompozisyon teknikleri üzerinden eserlerinin genel anlam ve etkisini pekiştirmiştir. Sanatçının Viktorya dönemi mitoloji anlayışı, Yunan ve Roma mitolojisine dayalıdır ve bu mitolojik figürler, Waterhouse'un İtalyan kökenlerinden ve Roma'daki çocukluk yıllarından esinlendiğini ortaya koymaktadır. Eserlerinde mitolojik anlatıların dramatik sonucundan kaçınarak, anlatıların doruk noktalarına odaklanmayı tercih etmiştir. Özellikle femme fatale imgesiyle kadın figürlerini işleyen Waterhouse, bu figürleri cinsel arzu nesneleri olarak resmetmiştir. Waterhouse'un klasik mitolojik konulara olan ilgisi, eserlerinde Homeros, Virgil ve Ovidius gibi klasik yazarların anlatılarına dayanmıştır. Bu mitolojik anlatılar, sanatçının estetik ve tematik yaklaşımlarını zenginleştirmiştir. Waterhouse'un sanatı, Viktorya dönemi sanat anlayışını genişleterek ve dönüştürerek, modern sanat tarihine önemli katkılarda bulunmuştur. Bu çalışma, Waterhouse'un sanatının Viktorya dönemi ve sonrası üzerindeki etkilerini analiz ederek, sanatçının mirasının daha geniş bir perspektifte değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır.

Buket Vardarelli
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa resim sanatında dante ve ilahi komedya

Bu yüksek lisans tezi, Orta Çağ İtalyan edebiyatının önemli şairlerinden Dante Alighieri'nin İlahi Komedya adlı eserinin Avrupa resim sanatındaki yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, Sandro Botticelli, William Blake ve Salvador Dali'nin İlahi Komedya'nın Cehennem bölümü üzerine yaptığı illüstrasyonlar analiz edilmiştir. Tez, bu üç büyük sanatçının Dante'nin epik şiirine getirdiği görsel yorumları ve bu yorumların sanatsal, tarihsel ve kültürel bağlamlarını ele almaktadır. Araştırmada, öncelikle Dante'nin hayatı ve İlahi Komedya eserinin içeriği hakkında, ardından Botticelli, Blake ve Dali'nin hayatı, sanatı ve Cehennem'i resmetme süreçleri hakkında bilgi verilmiştir. Son bölümde İlahi Komedya eserinin Cehennem bölümünün 34 kantosu ile ilgili bilgi verilmiş ve sanatçıların illüstrasyonları incelenmiştir. Botticelli, Rönesans dönemi sanatçısı olarak İlahi Komedya'yı detaylı ve sembolik bir anlatımla görselleştirmiştir. Blake, 18. yüzyıl İngiliz ressamı olarak, mistik ve sembolik sanat anlayışıyla yorumlamıştır. Dali ise 20. yüzyılın sürrealist sanatçısı olarak, modern bir bakış açısıyla Dante'nin eserine yeni bir yorum getirmiştir. Bu araştırmada nitel analiz yöntemi kullanılmıştır. Nitel analiz yöntemi, sanatçıların illüstrasyonlarında yer alan semboller, temalar ve sanatsal teknikler gibi unsurların derinlemesine incelenmesini sağlamıştır. Bu yöntemle, her bir sanatçının Dante'nin metnini nasıl yorumladığı ve görsel olarak nasıl ifade ettiği detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Sonuç olarak bu tez, İlahi Komedya'nın sadece edebi bir başyapıt olmadığını, aynı zamanda görsel sanatlar aracılığıyla da büyük bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Botticelli'nin klasik çizgileri, Blake'in mistik imgeleri ve Dali'nin sürrealist vizyonları, İlahi Komedya'nın sanatsal yorumlarının zenginliği ve çeşitliliğini ortaya koymaktadır. Bu, Dante'nin eserinin sanatsal değerinin ve etkisinin yüzyıllar boyunca nasıl sürdüğünün bir kanıtıdır. Her bir sanatçı, Dante'nin metnini kendi sanatsal vizyonlarıyla yorumlayarak eserinin çok yönlülüğünü ve derinliğini vurgulamış ve Avrupa resim sanatına kalıcı katkılar sağlamıştır. Ayrıca bu tez, edebiyat ve görsel sanatlar arasındaki güçlü bağları ve etkileşimleri gözler önüne sermektedir. Sanat tarihi literatürüne katkı sağlamakta ve İlahi Komedya'nın sanattaki yerini daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır.

Blake, WilliamCehennemDali, Salvador+5
Seren Tetikbaş
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul'daki Fransisken kiliselerinin resim programları

Bu tez, İstanbul'daki Fransisken kiliselerinin resim programlarını kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Çalışmanın ana amacı, bu kiliselerin tarihsel, dini ve sanatsal önemini vurgulamak ve bu kiliselerde bulunan resim programlarının ayrıntılı bir analizini sunmaktır. Tezin başlangıcında Fransisken Cemaati'nin kurucusu Aziz Fransua'nın hayatı ve Fransisken Cemaatinin kuruluşu, faaliyetleri, kuralları ele alınmıştır. İstanbul'daki varlığı ve bu cemaatin Osmanlı İmparatorluğu ile olan ilişkileri anlatılmıştır. Fatih Sultan Mehmet'in Fransisken Cemaati'ne sağladığı ayrıcalıklar ve Aziz Fransua'nın Sultan el-Malik ile olan görüşmesi üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, Fransisken kiliselerinin sadece dini değil, aynı zamanda kültürel ve sanatsal bir öneme de sahip olduğu ortaya konulmuştur. Tezde, özellikle Beyoğlu'ndaki Aziz Antuan ve Santa Maria Draperis kiliseleri incelenmiştir. Bu kiliselerin tarihçesi, mimari özellikleri ve iç mekanlarındaki sanatsal unsurlar detaylandırılarak, resim programlarının ikonografi ve ikonoloji açısından analizleri yapılmıştır. Aziz Antuan Kilisesi'nde yer alan mozaikler, heykeller ve freskler, Fransisken Cemaati'nin öğretilerini ve Aziz Fransua'nın hayatını yansıtan sahnelerle doludur. Santa Maria Draperis Kilisesi'nde ise, Meryem figürü etrafında şekillenen zengin sanatsal unsurlar dikkat çekmektedir.

Aziz FransisFransiskenFransisken tarikatı+2
Melike Akkaya
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Shin Yun-Bok'un sanatında mizah ve gerçekçilik

"Shin Yun-Bok'un Sanatında Mizah ve Gerçekçilik" adlı bu tez, Kore resim sanatında önemli bir yere sahip olan ve Hyewon takma adı ile de bilinen ressam Shin Yun-bok hakkındadır. Yüksek lisans tezi, ana konusu itibariyle Shin'in hayatı, resim anlayışı ve eserlerini, Geç Joseon döneminin gerçekliğiyle bağdaştırarak anlatma amacı taşımaktadır. Ayrıca ressamın yaşadığı döneme, tarihine, kültürüne, sanat tarihine, resim tarihine ve Shin ile aynı dönemde yaşamış olan bazı ressamların çalışma stillerine de kısaca yer verilerek yapılan çalışma desteklenmiştir. Ülkemizde, resim sanatı dahil, çeşitli bilim dalları içerisinde yapılmış çalışmalar göz önüne bulundurulduğunda Kore'nin hak ettiği değeri görmediğini söylemek mümkündür. Söz konusu eksiklik, bu yüksek lisans tezinin hazırlanmasındaki en büyük neden olmuştur. Yenilikçi, sakin ama coşku ve merak duygularını da ustaca uyandıran ressam, halkın gerçek yaşamını tanıtma amacıyla geleneklerine uymayan konularda eserler ortaya koymuştur. Meyhane tasvirleri, dans, bahar gezileri, aşıklar gibi konuların yanı sıra Shin'i öne çıkaran asıl konu kadın yaşamı olmuştur. Özellikle kisaeng kadınlarının resmedilmesi Kore'nin hiçbir alanında kullanılmayan bir konu iken Shin eserlerinde çoğunlukla bu kadınlara yer vermektedir. Kendine has tarzıyla Shin Yun-bok sadece döneminin resim sanatı içerisinde değil tüm Kore Resim Sanatının en önemli yapı taşlarından bir tanesi haline gelmiştir.

Görsel sanatlarGüney KoreGüney Kore-Seul+4
Hazal Solmaz
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fetret Devri (1402-1413) Osmanlı mimarisi ve kültür-sanat ortamı

Yıldırım Bayezid'in 1402 yılındaki Ankara Savaşı'nda Timur'a esir düşmesinin ardından başlayan Fetret Devri (1402-1413), Osmanlı tarihinin en önemli olaylarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletin ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bu iç mücadele ve karışıklık döneminde, Yıldırım Bayezid'in şehzadelerinden Süleyman Çelebi, İsa Çelebi, Musa Çelebi ve Mehmet Çelebi taht mücadelesine girişmiştir. Ancak kanlı iktidar savaşlarının yaşandığı Fetret Devri'nde, Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli topraklarında imar ve inşa faaliyetlerinin de devam ettirildiği, şehzadelerin silahlı mücadelenin yanı sıra imar faaliyetleri marifetiyle de birbirlerine üstün gelme ve meşruiyet kazanma yoluna gittikleri dikkat çekmektedir. Anadolu'daki Osmanlı topraklarının Bursa, Rumeli'deki Osmanlı topraklarının Edirne'den idare edildiği bu dönem, Osmanlı mimarisi ve kültür-sanat ortamının geleneksel ile yeninin, saf ve karmanın bir arada kullanıldığı bir kesitini ortaya koymaktadır. Erken Osmanlı mimarisi ve kültür sanat ortamının çok fazla araştırılmamış bu yönü detaylıca ele alınmaya çalışılmıştır. Konuyla ilgili mevcut mimari örnekler yerinde değerlendirilerek, yerli ve yabancı araştırma eserleri, makaleler, döneme ait belgeler, yüksek lisans ve doktora tezleri incelenerek, belirli bir plan oluşturularak yazılmaya çalışılmıştır.

Fetret DönemiKültürMimari+1
Ebru Nazlıcan Fırtın
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın imgesinin ele alınışı açısından bir karşılaştırma: Türk ve Fransız kadın ressamların eserleri

Sanat tarihi boyunca kadınların sanata katılımı, toplumsal cinsiyet rolleri ve fırsat eşitsizliği gibi çeşitli engellerle şekillenmiştir. Virginia Woolf'un (1882-1941) Kendine Ait Bir Oda adlı eserinde William Shakespeare'in (1564-1616) hayali kız kardeşi Judith üzerinden ele alınan bu mesele, kadınların sanat alanındaki varlığını sorgulayan önemli bir referans noktasıdır. Woolf, kadınların eşit eğitim ve fırsatlar elde etmeleri durumunda erkeklerle aynı başarıyı yakalayıp yakalayamayacaklarını tartışırken, toplumsal normların kadınların yaratıcılığını nasıl sınırladığını gözler önüne sermektedir. Bu çalışma, kadınların sanatta karşılaştığı engelleri, kadın ressamların eserlerindeki kadın imgeleri üzerinden, Türk ve Fransız modernleşmesi bağlamında karşılaştırmalı bir perspektifle incelemektedir. Türk sanat tarihinin öncü kadın ressamları olan Mihri Hanım, Müfide Kadri ve Celile Hanım ile Fransız kadın ressamların eserlerinde kadın imgelerinin toplumsal, kültürel ve sanatsal bağlamda nasıl ele alındığı, bu imgelerin iki farklı modernleşme sürecindeki anlam farklılıkları çerçevesinde değerlendirilmektedir. Georg Baselitz'in (1938-) 2013 yılında dile getirdiği "Kadınlardan pek de iyi ressam olmuyor!" ifadesi, kadınların sanattaki geri planda kalmalarına dair yaygın bir görüşü temsil etmektedir. Ancak bu çalışma, kadınların her dönemde sanata önemli katkılar sağladığını ve eserlerinde toplumsal eşitlik arayışının önemli temsillerini ortaya koyduğunu savunmaktadır.

Selda Pehlevan
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gustave Moreau'nun mitolojik konulu eserleri

Gustave Moreau (1826–1898), 19. yüzyıl Fransız sembolistlerinin en belirgin isimlerinden biridir. Paris'te doğmuş ve sanat eğitimine École des Beaux-Arts'ta François Picot'un atölyesinde devam etmiştir. Delacroix, Chassériau ve Puvis de Chavannes gibi sanatçılardan ilham almış, özellikle Chassériau ile yakın bir arkadaşlık kurmuştur. 1856 ile 1858 yılları arasında İtalya'da yaptığı çalışmalar, klasik sanat anlayışını derinleştirmiştir. Moreau'nun sanat kariyerindeki önemli bir dönüm noktası, 1864 yılında oldukça büyük bir ilgi gören Oidipus ve Sfenks adlı eseridir. Sanatında mitoloji, kutsal metinler ve edebi karakterler önemli bir rol oynamakta, femme fatale (baştan çıkarıcı kadın) teması ise belirgin bir tema olarak öne çıkmaktadır. Moreau'nun tarzı, detaylı süslemeler, hayalperest atmosferler ve sembolik öykü anlatımlarıyla tanınır. Eserleri, izleyiciyi görsel deneyimin ötesinde içsel ve edebi anlamlarla yüzleştirir. 1891 yılında Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretmenliğe başlamış ve Matisse ile Rouault gibi sanatçılara ilham vermiştir. Moreau'nun sembolist bakış açısı, bireysellik, sezgi ve bilinçaltı kavramlarıyla sürrealizmin öncülerinden biri olarak görülmesine neden olmuş ve böylece modern sanatın bireyselleşme sürecine önemli katkılar sağlamıştır.

Funda Çakan
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İran'da Selçuklu cami mimarisi

İran, Selçuklular döneminde iktisadi ve siyasal gelişmelerin beraberinde sanat ve mimar bakımdan da en parlak zamanlarından birini geçirmiştir. Bahsedilen dönem içerisinde köklü ve eski bir geleneğe dayanmakta olan İran mimarisine, Türklerle beraber gelmiş olan Orta Asya mimari geleneği farklı bir renk katmıştır. Bu sayede Türk – İran ismi altında farklı bir gelenek meydana gelmiştir ve bahsedilen gelenek Türklerle birlikte Anadolu'ya taşınmıştır. Selçuklularla beraber İran'da cami mimarisinde yeni bir plan tipolojisi şeklinde, dört eyvanlı plan şeması meydana gelmiştir ve bugüne dek cami mimarisi alanında İslam dünyasının pek çok devletinde kullanılmıştır. Bu araştırmanın temel amacı, İran'da yer alan Selçuklu döneminden kalan camileri incelemektir. Araştırmada belirlenen bu amaç doğrultusunda ilk olarak konuyla ilgili kapsamlı bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen literatür taraması neticesinde ulaşılan araştırma, çalışma, belge ve kaynaklar detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda ise çalışmada belirlenmiş olan 21 adet Selçuklu döneminden kalma cami detaylıca incelenmiştir.

Abbas Haydari
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anadolu Selçuklu Dönemi kervansaraylarında taşçı işaretleri (1200-1250)

İlk Çağ'dan itibaren birçok medeniyette, taş mimarinin bir parçası olarak taşçı işaretlerinin kullanıldığı bilinmektedir. Taşçı işaretleri; taş kesen/şekillendiren ustalar tarafından, kimliklerini belirtmek, ödeme alabilmek amacıyla yapılan işi göstermek ya da kestikleri taşın boyutlarını veya taşın kullanılacağı yeri belirtmek maksadıyla kazınarak ya da boyanarak taş üzerine işlenen işaretler şeklinde tanımlanabilir. Antik Dönem ve Orta Çağ Avrupası'ndaki kullanımlarına ilişkin çeşitli araştırmalar bulunmakla birlikte Anadolu Türk mimarisinde taşçı işaretleri konusu derinlemesine ele alınmamıştır. Özellikle Anadolu Selçuklu dönemi mimarisinde birçok yapıda karşılaşılan taşçı işaretleri, yapıların birbirleriyle olan üslup benzerlikleri ve dönemin inşa faaliyetleri ile bina etme süreci hakkında mevcut sorunların çözülmesine önemli katkılar sağlayabilir. Bu tez çalışmasında, Anadolu Selçuklu döneminde 1200-1250 yılları arasında inşa edilmiş 44 kervansaray incelenmiş bunlar arasında 28'nin taşçı işareti barındırdığı tespit edilmiştir. Bu 28 yapıdaki taşçı işaretleri saha çalışmalarıyla belgelenmiş, bir araya getirilerek tasnif edilmiştir. Ayrıca bu tasnife, konu kapsamına alınmayan yapılarda, diğer araştırmacılar tarafından tespit edilen işaretler de dahil edilmiştir. Bir araya getirilen bu veriler üzerinden taşçı işaretlerinin mahiyeti çözümlenmeye çalışılmış, Anadolu Selçuklu mimarisine yapacağı katkılar somut bilgiler üzerinden değerlendirilmiştir.

Anadolu SelçuklularıAnadolu mimarisiKervansaraylar+3
Ali Riza Bilgin
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Feminist eleştiri bağlamında 1980 sonrası Türk plastik sanatlarında sanatçı kadınlar

Çağdaş Türk sanatı içerisinde 1980 yılı sonrasında seçili sanatçı kadınların ürettikleri çalışmaların feminist eleştiri yöntemiyle değerlendirme ve yorumlanmaları üzerine temellenen bu çalışma Giriş, Kavramsal Çerçeve, Türkiye'de Sanat Ortamı ve Sanat Tarihi Kanonunda Sanatçı Kadınlar, Feminist Eleştiri Bağlamında 1980 Sonrası Türk Plastik Sanatlarında Sanatçı Kadınlar ve Sonuç ana bölümlerinden oluşmaktadır. Çalışmanın Giriş bölümünde konumun sanat ve sanat tarihi yazını açısından önemi, çalışmanın niteliği ve sınırlılıkları; sanatçı kadınlar başta olmak üzere çalışma bağlamında öne çıkan önceki yayınlar ve araştırmalar ile çalışmanın araştırma ve yazın süreçlerinde kullanılan yöntemler açıklanmıştır. Kavramsal Çerçeve bölümünde ana konuya temel ve alt yapı oluşturan Batı ve Türkiye'de modern ve çağdaş sanat, tezin başlangıç sınırı olan 1980 yılına kadar Türk sanatı içerisinde sanatçı kadınlar, feminist sanatın ortaya çıkışı, sanatçıların çalışmalarıyla doğrudan bağlantılı olan Osmanlı ve Türkiye'deki kadın hareketleri ve feminist eleştiri yöntemi hakkında kapsamlı bilgiler verilmiştir. Türkiye'de Sanat Ortamı ve Sanat Tarihi Kanonunda Sanatçı Kadınlar isimli kısımda 1980 yılından günümüze kadar olan süreçte sanatçı kadınların sanat ortamı ile sanat ve sanat tarihi yazımındaki durumları tartışılmıştır. Bu bağlamda sanatçı kadınlara dair yapılan çalışmalar, toplu ve karma sergilerde sanatçıların oranları, sanatçı kadın girişimleri gibi unsurlar nicel verilerle desteklenerek değerlendirilmiştir. Feminist Eleştiri Bağlamında 1980 Sonrası Türk Plastik Sanatlarında Sanatçı Kadınlar başlıklı kısım 1980'li yıllardan itibaren sanatçı kadınların ellerinden ve zihinlerinden çıkmış olan çalışmaların yorumlandığı bölümü oluşturmaktadır. Bu bölümde sanatçıların çalışmaları kadının sanat eserlerinde nesne konumundan özne durumuna geçişi, kadın-kadınlık kimliğinin tartışılması, toplumsal cinsiyet kalıplarına dair tavırları, toplumsal sorunlara karşı tutumları üzerine odaklanan alt başlıklar altında değerlendirilmiştir. Sonuncu bölüm olan Sonuç bölümünde ise ana bölümde yer alan eserlerin çözümleme ve yorumlamaları üzerinden tümevarım yöntemiyle sanatçı kadınların çağdaş sanata, kadın hareketine, sanat ortamına dair söylemleri, katkıları ve etkin pozisyonlarının bir değerlendirilmesi yapılmıştır.

Aktivist sanatFeminist sanatGörsel sanatlar+3
Hazal Orgun Sinan
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mihr-u Müşteri Mesnevisi minyatürleri (TSMK H. 831 yazması)

"Mihr-u Müşteri Mesnevisi Minyatürleri (TSMK H. 831 Yazması)" isimli bu yüksek lisans tezinde, 778/1377 yılında Assâr-ı Tebrîzî tarafından Farsça olarak telif edilen ve 905/1500 yılında Katib Şeyh Muhammed bin Fahreddin Ahmed el-Ensari tarafından istinsah edilen nüshanın minyatürleri incelenmiştir. Günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde Hazine 831 kayıt numarası ile muhafaza edilen resimli el yazması eserin; konu, kompozisyon, teknik ve sembolik anlatımların incelemeleri yapılarak tanıtılmasını ve incelenmesini amaçlayan bu çalışma; "Giriş", "H. 831 No'lu Yazmanın Minyatürleri", "Minyatürlü Mihr-u Müşteri Yazmaları", "Değerlendirme", "Karşılaştırma" ve "Sonuç" olmak üzere altı ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun tanımı yapılmış, konuyla ilgili yayın ve araştırmalara değinilmiş, tezde kullanılan metot ve düzen belirtildikten sonra, eserin müellifi Assâr-ı Tebrizi'nin hayatı ve önemine değinilerek Mihr-u Müşteri mesnevisinin hikayesi kısaca tanıtılmış ve minyatürlü aşk mesnevilerinin genel tarihçesine yer verilmiştir. Bu bölümde son olarak H. 831 nüshasının sayısal verileri sunulmuştur. İkinci bölümde TSMK H. 831 numaralı Mihr- u Müşteri ismiyle bilinen yazmanın 49 minyatürünün tek tek ele alınmıştır. Minyatürler varak numaralarının esas alındığı sıralamaya uygun olarak minyatürün konusu, tanımı ve resim-metin ilişkisi başlıklarından oluşan bir katalogda detaylı bir biçimde incelenmiştir. Minyatürlü Mihr-u Müşteri Yazmaları isimli bölümde Mihr-u Müşteri Mesnevisinin 15-17. yüzyıl aralığında Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi, Özbek Hanlığı ve Osmanlı dönemlerinde üretilen resimli nüshalarından tespit ve temin edilen 28 yazmanın da konularına göre tasnifi yapılmıştır. Dördüncü bölümde, H. 831 nüshasındaki 49 minyatür ile diğer 28 nüshadaki minyatürlerde yer alan konular, kompozisyonlar, renkler ve minyatürlerdeki sembolik öğeler; incelenerek birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Beşinci bölümde ise minyatürlü Mihr-u Müşteri Mesnevilerinin farklı konulu eserlerdeki aynı ve yakın dönemlerde üretilen farkı yazmalarda da benzer konu ve sahnelerin kısaca kıyaslaması yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise bu çalışmadan elde edilen yeni bulgular ile Mihr-u Müşteri H. 831 (14 Şevval 905/13 Mayıs 1500) minyatürlü yazması ile tespit edilen diğer 28 resimli Mihr-u Müşteri nüshasının Türk minyatür sanatı içerisindeki yeri ve taşıdığı önem hakkında bilgiler bulgular ile verilmiştir. Sonuç bölümünde, 13 Mayıs 1500 tarihli H. 831 yazmasının minyatürleri derinlemesine analiz edilmiştir. Bu analizde, diğer 28 resimli Mihr-u Müşteri nüshasıyla yapılan karşılaştırmalar sonucu, H. 831 nüshasının estetik incelikleri, konu derinliği, kompozisyon çeşitliliği, sembolizm dili, tekniği ve üslubuna dair önemli bulgular belirtilmiştir.

Kitap resimleri
Hüseyin Emre Cömert
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kuzey Afrika ülkelerinde darbedilen Osmanlı sikkeleri

Bu çalışma, Kuzey Afrika ülkelerinde darbedilen Osmanlı sikkelerine odaklanmakta; bu sikkelerin üretim süreçlerini, tipolojik özelliklerini ve tarihî önemini incelemektedir. Araştırma, sikkelerin üzerindeki yazıtları, kullanılan malzemeleri, darp yerlerini, süsleme unsurlarını ve bu sikkelerin Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuzey Afrika'daki parasal ve kültürel sistemlerindeki rollerini analiz etmektedir. Çalışma üç ana bölümde yapılandırılmıştır: • Giriş bölümü, konunun tanımını, önemini, kapsamını, literatür taramasını ve metodolojiyi ortaya koymakta; ayrıca Mısır, Cezayir, Libya ve Tunus'taki darphaneler hakkında genel bilgiler sunmaktadır. • Birinci bölüm, sikkelerin darp yerlerine göre kronolojik olarak düzenlendiği bir katalogdan oluşmakta ve her bir örnek ayrıntılı biçimde incelenmektedir. • İkinci bölüm ise incelenen sikkelerin malzemeleri, darphaneleri, süsleme unsurları ve yazıtları üzerine kapsamlı bir analiz sunmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, yalnızca Osmanlı sikkelerini değil, aynı zamanda Kuzey Afrika darphanelerinde üretilen sikkelerin yazılarını, biçimlerini, süslemelerini, bileşimlerini ve ikonografik anlamlarını da bilimsel olarak analiz ederek Osmanlı nümizmatik literatürüne önemli bir katkı sağlamaktadır.

Kuzey AfrikaOsmanlı sanatıSikke
Maı Badıe Hadı Ibrahım
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kastamonu tarihi hamamları

"Kastamonu Tarihi Hamamları" adlı doktora tezi; giriş, katalog, değerlendirme ve karşılaştırma ile sonuç olmak üzere dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun tanımı, önemi ve sınırları belirtilmiş, konuyla ilgili yapılmış çalışmalar hakkında bilgi verilmiş ve tezde izlenen yöntem açıklandıktan sonra Kastamonu ilinin coğrafi konumu ve tarihçesi hakkında genel bilgiler sunulmuştur. İkinci bölüm, Kastamonu il ve ilçe merkezleri ile köylerinden günümüze ulaşan, kısmen ulaşan ve günümüze ulaşamamış olup seyahatnameler, tapu tahrir defterleri, vakfiyeler, şer'iyye sicilleri, arşiv vesikaları, sâlnâmeler, kitabeler, rölöve çizimleri, raporlar ve çeşitli araştırmalardan yararlanılarak varlığı tespit edilen toplam 72 tarihî hamamın tek tek ele alındığı katalog çalışmasından oluşmaktadır. Katalog, günümüze ulaşan hamamlar, günümüze kısmen ulaşan hamamlar ve günümüze ulaşamayan hamamlar olmak üzere üç alt başlık altında ele alınmış; her bir alt başlıktaki hamamlar kendi içerisinde alfabetik sırayla, sanat tarihi yöntemlerine göre hazırlanan katalog çalışmasında incelenmiştir. Katalogda hamamların yerleşim konumlarını gösteren haritalara da yer verilmiş, haritalar içerisindeki konumları kırmızı çerçeve ile belirginleştirilmiştir. Hamamlara dair özgün çizimler ve güncel fotoğraflar ise tez sonunda verilmiştir. Üçüncü bölüm, araştırma kapsamında ele alınan hamamların plan tipolojisi, mekân dağılımı, malzeme ve teknik, strüktür elemanları, örtü elemanları, giriş açıklıkları, kubbe geçişleri, aydınlatma, süsleme ve kitabeler alt başlıklarıyla incelendiği değerlendirme ve karşılaştırma bölümüdür. Dördüncü bölüm ise araştırma kapsamında elde edilen yeni bilgiler ışığında Kastamonu il sınırları içerisinde tespiti mümkün olan tarihi hamamların, Türk Hamam Mimarisi içindeki yeri ve öneminin ortaya konulduğu sonuç bölümünü oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kastamonu, Mimarlık, Su Yapıları, Hamam.

Özgür Yeni
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konya'daki geç Osmanlı dönemi ahşap minberleri

Bu çalışma Konya'da Geç Osmanlı dönemine tarihlenen ahşap minberlerin tespit edilip, form, teknik ve süsleme özelliklerinin tanımlanarak, Türk-İslam sanatı içerisindeki öneminin belirlenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Buna bağlı olarak Konya'ya bağlı Ahırlı, Akören, Akşehir, Altınekin, Beyşehir, Bozkır, Çumra, Derebucak, Doğanhisar, Güneysınır, Hadim, Hüyük, Ilgın, Kadınhanı, Karatay, Meram, Sarayönü, Selçuklu, Seydişehir, Taşkent, Tuzlukçu ve Yunak olmak üzere 22 ilçede bulunan camiler incelenmiş ve özgün durumda 100 ahşap minber tespit edilmiştir. Minber, camilerde cuma ve bayram günlerinde hatibin hutbe okuduğu kürsüye verilen isimdir. İslam sanatında ihtiyaç doğrultusunda gelişim gösteren minberler, işlevsel olmalarının yanı sıra saltanat alameti olarak kabul edilmeleri nedeniyle dönemlerinin estetik anlayışına uygun olarak yapılmıştır. Bu bağlamda dönemlerinin birer temsilcisi konumundadır. Ancak zaman içerisinde doğal afet veya insan faktörü gibi çeşitli sebeplerle günümüze ulaşamaması, dönemin kültür ve sanat anlayışının yok olmasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle çalışmamız ilk olarak ahşap minberlerin belgelenmesi daha sonra detaylı bir şekilde tanımlanmasını amaçlamaktadır. Çalışmamız, "Konya'daki Geç Osmanlı Dönemi Ahşap Minberleri" ve "Değerlendirme" olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Ancak ilk olarak giriş başlığı altında, konunun tanımı, önemi ve sınırları belirlenmiş, kullanılan yöntem ve konuyla ilgili yapılan yayınlara değinilmiştir. Daha sonra minberin tanımı, gelişimi ve işlevi hakkında bilgi verilip minber elemanları tanımlanmıştır. "Konya'daki Geç Osmanlı Dönemi Ahşap Minberleri" adlı birinci bölüm, 18. ve 20. yüzyıl aralığında geniş yelpazede üretilen ahşap minberleri konu almaktadır. Burada ilk olarak minberin bünyesinde bulunduğu caminin tarihçesi, mimarisi hakkında bilgi verilmiş ve daha sonra minber oluşturulan bir şablon çerçevesinde detaylı bir şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde katalogda elde edilen veriler beş başlık altında değerlendirilmiştir. Değerlendirme "Minberlerin Yapı İçindeki Yeri", "Minber Elamanları", "Tarihlendirme", "Uygulanan Teknik" ve "Süsleme" olmak üzere beş başlıktan oluşmaktadır. Son olarak yaptığımız çalışma sonucunda elde edilen veriler ortaya konulmuş ve çalışmamız tamamlanmıştır.

AhşapAhşap eserlerCamiler+4
Ayşe Nur Taşdelen
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihi Konya çeşmelerinde taslıklar

Su mimarisinin en önemli unsurlarından biri olan çeşmeler insan yaşamında önemli bir yere sahiptir. Tarihin her döneminde su, insanoğlunun yaşamı için daima önemli bir yere sahip olmuştur. Konya'da bulunan çeşmeler, Selçuklu Dönemi sonrasında Osmanlı döneminde yaygın bir şekilde inşa edilmiştir. Bu nedenle çalışma Osmanlı'nın ve Cumhuriyetin farklı dönemlerinde yapılmış olan çeşme taslık örneklerini kapsamaktadır. Bu çalışma, farklı dönemlerde inşa edilmiş Konya merkez ilçelerindeki çeşme taslıklarını ele almaktadır. Giriş bölümünde "Konunun Tanımı, Önemi ve Sınırları", "Metot ve Düzen", "Konu ile İlgili Yayın ve Araştırmalar" ve "Türk Mimarisinde Su Yapıları" başlığı ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde ise Konya'nın Coğrafi Konumu ve Tarihçesi ile ilgili alt başlıklara yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümü, "Tarihi Konya Çeşmelerinde Taslıklar" başlığını Çeşme taslıkları katalog içerisinde en eskiden günümüze kronolojik olarak sıralanmıştır. Çeşmelerin yeri, yapım tarihi, yaptıranı, kitabesi, bugünkü durumu, genel tanımı ve taslık özelliklerinin tanımı yapılmış olup fotoğraf ve çizimler ile detaylandırılmıştır. Üçüncü bölüm "Değerlendirme ve Karşılaştırma" bölümüdür. Bu bölümde "Tipoloji" başlığı altında çeşmeler taslık formlarına göre ayrılmıştır. Anadolu ve İstanbul'daki örneklerle karşılaştırması yapılmıştır. "Derinlik" başlığı altında incelenen yetmiş altı taslığın derinlik ölçüleri verilmiştir. "Boyutları" başlığı altında ise incelenen taslıkların en ve yükseklikleri verilmiştir. Son olarak "Süsleme" başlığı altında çeşme taslıklarında görülen süslemeler ve benzer örnekleri ile karşılaştırma yapılarak değerlendirilmiştir. Son bölüm olan "Sonuç" bölümünde elde edilen veriler ortaya konularak çalışmamız tamamlanmıştır.

Beyza Nur Önder
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ankara Vakıf Eserleri Müzesinde bulunan Konya Karapınar halılarından örnekler

Dokuma sanatının başlıca unsurlarından olan halı sanatının tarihi, milattan önceki yüzyıllara kadar dayanabilmektedir. Halı, işlevselliğinin yanı sıra dokuyucunun motiflerle duygu ve düşüncesini yansıtmış olduğu folklorik bir anlam ifade etmektedir. Anadolu topraklarında özellikle İç Anadolu Bölgesi'nde her bakımdan özgün niteliklere sahip Konya halıları ile çevresindeki halılarının da oldukça köklü bir tarihi vardır. Bu çalışmanın amacı, Ankara Vakıf Eserleri Müzesi'nde bulunan otuz adet Konya Karapınar ilçesine ait halının kalite, teknik, renk, motif ve kompozisyon gibi karakteristik özelliklerinin envanter bilgileri ile katalog halinde aktarılıp benzer halılar ile karşılaştırılması yapılarak Türk halı sanatı içerisindeki önemi üzerinde durmak olup, unutulmaya yüz tutmuş yöre dokumalarının eski canlılığını kazanmasına dikkat çekmektir. Dokuma sanatının doğuşundan, çalışmanın konusu olan Konya Karapınar yöresi halılarına kadarki tarihi süreç ve çalışmanın konusunu oluşturan eserlerin bulunduğu müze hakkında genel bilgiler verilmiştir. Halıların bir kısmının teberrükat deposundan bir kısmının ise Anadolu'nun çeşitli camilerinden gelmiş olduğu bilinmektedir. Ankara Vakıf Eserleri Müzesi'nde bulunan Konya Karapınar yöresine ait toplamda otuz adet halının envanter bilgileri ayrıntılı bir şekilde verilmiş, motif ve kompozisyon tanımlamaları detaylı bir şekilde aktarılmıştır. Daha önce herhangi bir bilimsel çalışmaya dahil edilmemiş, özgün niteliklere sahip halılarının bilim dünyasına tanıtılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Halı, Karapınar Dokumaları, Motif, Kompozisyon

Bitki motifleriEl dokumalarıEl halısı+7
Şeyma Çataloğlu
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mardin Zairi (Şeyh Muhammed Zarrar) Cami

Şeyh Muhammed Zarrar Camisi, Mardin'in Artuklu ilçesinde Necmeddin Mahallesi'nin güneyinde, Şeyh Muhammed Zırrar Mezarlığı'nın bulunduğu tepede yer almaktadır. Secaattin ve Mehmet Zerran Vakfı adına kayıtlıdır. Yapı, Osmanlı Arşiv belgelerinde, "Muhammed ed-Dırâr Mescid-i Şerîfi", "Şeyh Mehmed Oki Mescidi", olarak geçmektedir. Zairi Camisi, 14. yüzyılda Artuklu Devrinde, Emîr Şücâ'ed-dîn Râşid tarafından yaptırılmış ve Osmanlı Dönemi'nde H.1326-M.1908 yılında Ali el-Ensari tarafından onartılmıştır. Yapının tarihiyle ve banisiyle ilgili verileri cami içinde yer alan taş vakfiyesinden öğreniyoruz. Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan Mardin, ticaret yollarının kavşağında bulunmasıyla zamanla önem kazanmıştır. Bu sebeple kent İslam döneminden itibaren, birçok seyyah, coğrafyacı ve bilim adamının uğrak noktası haline gelmiştir. Özellikle 11.-13. yüzyıllar arasında Artuklular Mardin'i başkent olarak seçmiş, gerçekleştirilen imar faaliyetleriyle, kent fiziki ve mimari dokusunu kazanmıştır. Mardin'de, Osmanlılar tarafından yürütülen mimari faaliyetlerde, Osmanlı mimarisi tam anlamıyla kendi karakterini gösterememiştir. Bu dönemde inşa edilen dini ve sosyal amaçlı yapılarda da Artukoğullarının mimari geleneği devam etmiştir. Tez çalışmamızda, Şeyh Muhammed Zarrar Camisi plan, mimari ve süsleme özellikleri bakımından incelenmiştir. Yapıyla ilgili tarihi ve fiziki veriler detaylı bir şekilde aktarılmış; eserde görülen özellikler Mardin'deki Artuklu ve Osmanlı Dönemi yapılarıyla kıyaslanarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Mardin, Zarrar, Artuklu, Osmanlı, Cami, Mescid.

Mehtap Alan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı dönemi Novi Pazar'da imar faaliyetleri

Bu tez güneybatı Sırbistan'daki Novi Pazar şehrine odaklanarak onun Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'ndeki gelişimini sunmaktadır. Çalışmada, Novi Pazar'ın Osmanlı idaresindeki kuruluş dönemi, 1450'li yıllarından 1912 yılına kadar incelenmektedir. Novi Pazar, eski Sırp Ras başkentine yaklaşık 11 km uzaklıkta, açık bir Osmanlı yerleşimi olarak kurulmuştur. Yani bir Osmanlı yerleşimi olarak Novi Pazar, daha önceki bir Sırp Orta çağ yerleşiminin yeniden şekillendirilmesiyle oluşturulmuştur. Osmanlılar, bilindik bir İslami şehir planı uygulamaya çalıştılar. Bu iki kültürün hareketli bir ticari merkezde karşılaşması, uyumlu bir bütün halinde birleşen farklı kalıplar, dinamikler ve mimari özellikler üretmiştir. Novi Pazar'ın gelişiminin daha iyi anlaşılabilmesi için coğrafyası, topoğrafyası ve tarihî özelliklerinin yanı sıra Osmanlı başkenti ve bölgedeki diğer önemli merkezlerle bağlantısı da incelenmektedir. Novi Pazar'daki beş yüzyıllık Osmanlı yönetimi boyunca gelişen ticaret ve yerleşim alanı, şehrinin büyümesini etkileyen çeşitli ekonomik, politik, sosyal ve kültürel koşulların bir ürünü olarak açıklanmaktadır. Çarşılar, meydanlar, ticari ve dini yapılar, konutlu mahalleleri şeklinde uygulanan mimari özellikler incelenerek, yerel gelenek, görenek ve kodların bir kavşak noktasında yer alan bu şehrinin „görkemli mimari eserler" yapılmasını engellemiştir. Sonuç olarak Osmanlı yönetiminin başlangıcında kullanılan ve "başkent üslubu" olarak bilinen mimari üslup, 20. yüzyıla kadar Novi Pazar'ın imar faaliyetlerinde de bulunmaktadır. Diğer tarafta mimari formların çeşitliliği ve kentsel alan, zamansal ve mekânsal dönüşümlere doğrudan yanıtlar üretilmektedir. Bu yüzden inşa edilen yapıların işlevsel bileşenlerini takip eden Novi Pazar, Osmanlı yönetimi sırasında bir arada var olan ancak birbirine karışmayan farklı kimliklerin birliği olmayı başarmıştır.

Zehra Škrıjelj
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Duvar resimli apartmanlar (19. yüzyıldan 1960'lara)

Sanat tarihinin önemli çalışma konularından biri duvar resimleridir. Duvar resimlerini takip edebildiğimiz yapılardan biri apartmanlardır. Apartmanlar, ilk olarak 19. yüzyılda İstanbul'da inşa edilmiştir ve süreç içerisinde en tercih edilen mimari tür haline gelmiştir. Bu tezde duvar resmi sanatı apartmanlar ölçeğinde ele alınmıştır ve 19. yüzyıldan 1960'ların sonlarına kadar uzayan bir dönemi kapsamaktadır. İstanbul örneklerine odaklanılan apartmanlar ve duvar resimleri alan araştırmalarıyla tespit edilmiştir. Beyoğlu, Şişli, Fatih, Beşiktaş, Kadıköy ve Üsküdar gibi farklı ilçelere yapılan alan araştırmalarında 100'ün üzerinde apartman saptanmıştır ve bu çalışmada 85'i konuya dahil edilerek, 200'ün üzerinde duvar resmi incelenmiştir. Bununla birlikte duvar resimlerinin yanı sıra boyalı nakışlar da incelenen eserler arasındadır. Tezde, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e duvar resimlerinin devamlılığı ortaya konularak eserler tarihlendirilmiş ve kronolojik bir çalışma yapılmıştır. Duvar resimleri, tema, malzeme ve teknik gibi unsurlar üzerinden incelenmiştir. Eserler siyaset, göç ve ekonomi üzerinden değerlendirilerek, dönemin değişen koşullarının duvar resimlerine yansımaları ele alınmıştır. Duvar resimleri arasında, sanatçılar tarafından uzun yıllar boyunca yapılan ortak bir temanın varlığı dikkat çekmektedir. Bu kompozisyonun sanatçıların ve toplumun hafızasındaki yeri tartışılmıştır. Ayrıca duvar resmi yapan sanatçılar saptanmaya çalışılmıştır. Bu tezle birlikte akademik ressamlar ve alaylı ressamlar şeklinde iki grubun duvar resimleri yaptığı anlaşılmıştır. Çalışmada her iki grubun arasındaki farklar eserler üzerinden değerlendirilmiştir. Bununla birlikte tespit edilen sanatçıların biyografileri oluşturulmuştur. Sanatçıların yararlandıkları görsel belgeler üzerinde özellikle durulmuştur ve duvar resimleriyle bir karşılaştırma yapılarak dağılan imgeler üzerine fikir yürütülmüştür. Bu tez, duvar resimli apartmanlara yönelik, kapsamlı bir şekilde hazırlanan, ilk bilimsel çalışmadır. Duvar resimlerinin apartmanlar özelinde örnekleri incelenmekle birlikte, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kesintiye uğramadan, sanatçılar tarafından yapıldığını ve apartmanların gelenek ile yeniliğin bir kesişim mekanına dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

Muzaffer Karaaslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anadolu'da İlhanlı dönemi yapılarında ön cephe düzeni ve oran ilişkileri (13. yüzyılın 2. yarısı)

Yüzyıllar boyunca, mimarlar yapılarını estetik ve görsel çekicilikle donatmak amacıyla matematiği bir araç olarak benimsemişler; tasarımlarını şekillendirirken sayısal ilişkiler, oranlar, geometrik formlar ve modülasyon sistemleri gibi elementlerden faydalanmışlardır. Bu yöntemler arasında, sanatta bilinirliği en eski olan oran, Yunan matematikçi Euclid (MÖ. 330-275) tarafından ortaya konulan "Altın Oran"dır. Batı dünyasında, güzellik ve estetiğin doğada mevcut matematiksel düzenlerle ilişkili olduğu görüşü, bilim ve sanat alanında kabul görmüştür. İslam sanatında da sayısal ilişkiler ve geometrik formlar, eserlerin tasarımında olduğu kadar bezeme programlarında da ustalıkla kullanılmıştır. Anadolu Selçukluları, batı sanatında daha çok tercih edilen Altın Oran yerine, kendi estetik algılarına dayanan 2/3 oranını tercih etmişlerdir. Yapıların estetik ve güzelliğinin en çok ön plana çıktığı alanlar, dış yüzeyleri ve özellikle de ön cepheleridir. Yapıların ön yüzleri, kullanıcılar tarafından ilk algılanan ve yapıya davet eden yüzeylerdir. Bu cepheler, inşa edildikleri dönemin sadece estetik anlayışını yansıtmaz, aynı zamanda dönemin politik, kültürel ve sosyal bağlamına da atıfta bulunurlar. AnadoluSelçuklu Dönemi yapılarının ön cepheleri üzerine kapsamlı araştırmalar gerçekleştirilmiş olup, bu çalışmalarda genellikle taç kapıların ayrıntılı analizine odaklanılmış, yapıların ön cepheleri düzen ve geometri açısından bütüncül bir perspektifle ele alınmamıştır. Bu araştırmada, 13. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'da İlhanlı hakimiyeti altında inşa edilmiş dört yapının; Konya Sahip Ata Camii, Sivas Buruciye Medresesi, Erzurum'daki Çifte Minareli Medrese ve Amasya Şifahanesi, ön cephelerinin düzeni dört farklı metodoloji kullanılarak incelenmiştir. Araştırma kapsamında, yapıların ön cephelerini oluşturan mimari elemanların, hem kendi içlerinde hem de ön cepheyle olan ilişkileri bağlamında oransal bir uyumun olup olmadığı, standardize edilmiş bir modülasyon düzeninin varlığı araştırılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, yapıların ön cephe tasarımında muhtemelen uygulanan kurallar tespit edilmeye çalışılmıştır.

ModülasyonOran
Hatice Metin Kuşçu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karaman Hatuniye/Melek Hatun Medresesi

Karaman Hatuniye Medresesi Karamanoğulları Beyliği döneminde inşa edilmiş bir yapıdır. Medrese, Karaman şehrinin merkezinde İmaret Mahallesi'nde inşa edilmiştir. Kaynaklarda yapının adı, banisine izafeten Hatuniye Medresesi olarak geçmektedir. Medresenin inşa, sanatçı kitabeleri ve vakfiyesi bulunmaktadır. Yapının kitabe ve vakfiyesinden banisi öğrenilmektedir. Medresenin banisi, Osmanlı padişahı Murad Hüdavendigâr'ın kızı Melek Hatun'dur. Melek Hatun, Karaman Bey'i Alâaddin Bey'in de eşidir. Yapı 1381-1382 yılında yaptırılmıştır. Karaman Hatuniye Medresesi dikdörtgen planlı, açık avlulu, avlusu iki yönden revaklı, iki eyvanlı ve tek katlı bir yapıdır. Yapıda taç kapı hem dışa taşkın hem de beden duvarlarından yüksek inşa edilerek yapının girişi vurgulanmıştır. Medresenin ana eyvanı, yapının girişinin tam karşısında ve en büyük boyutlu eyvan olarak yapılmıştır. Yapıda medrese hücrelerinin ilk kez kubbe ile örtülmesi, Karamanoğulları'nın mimarimize getirmiş oldukları bir yeniliktir Karamanoğulları döneminde süs belli noktalarda toplanmıştır. Yapıda, taç kapı, ana eyvan, ana eyvanın iki yanındaki kubbeli odaların giriş kapıları, süslemenin yoğunlaştığı bölgelerdir. Kullanılan motifler erken dönem yapılarında, Selçuklu'nun devamı olarak daha çok geometrik esaslı XIV. yy'da rumi, palmet ve dallardan oluşan bitkisel motiflerdir.

İçten Tansel
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Makli Mezarlığında Can Baba Tarkan ve II. İsa Han Tarkan'ın mezar anıtları

Makli Mezarlığında Can Baba Tarkan ve II. İsa Han Tarkan konulu doktora tezi, Pakistan'ın Sind bölgesinde yer alan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Makli Mezarlığı'nda, Tarkan Hanedanlığının önemli mensupları olan Can Baba Tarkan ve II. İsa Han Tarkan'a ait anıt mezarların ayrıntılı analizini sunmaktadır. 1555-1592 yıllarında Sind bölgesinde hüküm süren Tarkan Hanedanlığının mezar geleneğini yansıtan bu yapılar, Orta Asya kökenli mezar mimarisinin Hint-Alt kıtası üzerindeki etkilerini ve dönemin kültürel mirasını gözler önüne sermektedir. Bu çalışmada, Makli Mezarlığı'nda bulunan Samma, Argun ve Tarkan hanedanlarına ait yapıların mimari özellikleri incelenerek, özellikle Can Baba Tarkan ve II. İsa Han Tarkan'ın mezar anıtları bağlamında bu geleneklerin kökenleri ortaya konmuştur. Anıtlarda yer alan sandukaların üzerine ve II. İsa Han Tarkan mezar yapısının muhtelif yerlerine işlenmiş ayetlerin ikonografik çözümlemesi yapılmış, ayrıca Farsça kitabeler de okutulmuştur. Saha araştırmaları kapsamında mezar anıtlarının ölçümleri ve fotoğrafları alınarak kapsamlı bir belgelenme süreci gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Tarkan Hanedanlığına ait mezarların taş işçiliği, Timurlu sanatının izleri ve İslam mimarisinin etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anıt mezarlardaki mimari detaylar ve süslemeler, Sind bölgesinin İslamlaşma süreci ile gelişen kültürel dinamiklerin yansıması olarak değerlendirilmiştir. Çalışma, sanat ve kültür tarihi literatürüne katkı sağlayarak, bölgedeki hanedan mezarlarının Orta Asya'dan aktarılan sanat ve mimarlık anlayışını nasıl yansıttığını göstermektedir.

Meral Koçak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anadolu'da Bizans manastırlarının mimari organizasyonu

Bizans sanatı araştırmalarında Bizans manastırlarının mimari organizasyon şemaları oldukça az bilinen konulardan biridir. Bu konuda genellikle Geç Bizans dönemi ve Bizans sonrası manastır kuruluşlarına odaklanılmış, daha erken döneme ait Bizans manastırlarının benzer özelliklerde olduğu kabul edilmiştir. Bu durum Bizans manastır mimarisi çalışmalarında bir akademik şematizm sorununu beraberinde getirmiştir. Bununla birlikte Bizans manastır mimarisinin sivil ve dini mimariyle ilişkili yapı kategorilerine sahip olması manastır yerleşimleriyle sivil yerleşimler arasında karışıklık yaşanmasına neden olmuştur. Bu karışıklıklar özellikle şematik yaklaşımlarla beslenmiş, manastır şemasının nasıl ve manastırı tanımlayan mimari yapıların hangileri olduğu bu alana ilişkin genel sorunlardan birini oluşturmuştur. Tez çalışmasında bu durumdan hareketle Anadolu'da çalışılmış manastır kuruluşlarını merkez alarak bir yeniden okumaya girişilmiştir. Konu kapsamında Anadolu'da Erken Bizans dönemine ait Alahan Manastırı, Olba Manastırı, Samandağ Symeon Stillites Manastırı, Binbirkilise 43 No.lu kompleksi, Orta ve Geç Bizans döneminde Kapadokya kayaya oyma kompleksleri ile Latmos'taki manastır yapıları irdelenmiştir. Araştırmalar boyunca manastır yerleşimlerinin oluşumunda rol oynayan dinamikler incelenmiş, Anadolu'da tartışmalı olan yerleşimler değerlendirilmiş, manastır yapılarının mekan ve işlev özellikleri analiz edilerek manastır yerleşimleri tanımlanmaya çalışılmıştır. Tez çalışmasında Bizans manastır tarihi yeniden ve kavramsal olarak ele alınmış, Mısır, Filistin, Suriye ve Athos manastır gelenek ve yapılarının seçilen örnekleri incelenmiş, Bizans manastırlarına ilişkin bir paradigma oluşturulmaya çalışılmıştır.

Hüseyin Hakan Gazioğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sanatından hayatına: Cihat Burak'a bir bakış

Yirminci yüzyılın önemli sanatçılarından Cihat Burak (1915-1994); resim, edebiyat, mimari gibi farklı alanlarda üretimler yapmıştır. Cihat Burak'ın eserlerinin kaynağı büyük ölçüde gündelik hayatıdır. Farklı alanlardaki eserleri, resim vb. ile hikâyeleri arasında gerek konu gerekse üretme biçimleri açısından benzerlikler vardır. Aynı zihinden çıkan ürünlerin birbiriyle benzer yönleri olması kaçınılmaz olsa da Cihat Burak sanatındaki yoğunluğu göz önünde bulundurulduğunda; bu benzerliklerin üzerinde durmak onu ve sanatını anlamak noktasında kritik bir önem taşımaktadır. Bu çalışmanın temel iddiası yaşamı, üretimleri ve üretim süreci arasındaki bu yoğun bağlantıların Cihat Burak'ı ve sanatını özgün kılan unsurlardan biri olduğudur. Cihat Burak'ı ve sanatını anlamak için sanatçı hakkında yazılan biyografik yazılar, hayatı ve eserleri üzerine yapılan araştırmalar şüphesiz önemli olmakla birlikte; Cihat Burak gibi sanatı ve hayatı iç içe olan biri söz konusu olduğunda başlangıç noktamız öncelikle onun sanatı olmuştur. Dolayısıyla bakışımızın yönü ve çalışmamızın methodu sanatından hayatına olacak şeklinde belirlenmiştir. Bu noktada; insanın neden sanat ürettiği, sanatçının kendisiyle ve yaşamla nasıl bir ilişki kurduğu, yaratıcı sürecin nasıl gerçekleştiği vb. sanat felsefesinin konusuna dair genel sorular bakış açımızı belirlemiştir. Alman filozof F. W. J. Schelling'in sanat felsefesi, sanatçının hayatı ve eserleri arasındaki iç içeliği ele alması ve kavramlarla açıklaması açısından kritik bir rol üstlenir. Schelling'in sistematik bir biçimde açıkladığı yaratıcı üretim süreci; Cihat Burak ve sanatını kavramların sağladığı genel tasarımlar üzerinden düşünmemizi ve düşüncelerimizi anlatabilmemizi mümkün kılmıştır.

Mehtap Yurdakul
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı fotoğraflarında imgenin ve temsilin değişimi 1908-1914

Daha sonra doldurulacaktır

Anıl Özoğlu Çelikler
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tire Yeşil Zaviye: Köken ve işlev

Tire Yeşil Zaviye, İzmir'in Tire ilçesine bağlı Cumhuriyet Mahallesi'nde, kentin ticari dokusunun batısında ve kuzeyden güneye doğru hafif eğimle yükselen bir alanda yer almaktadır. İnşa kitabesi bulunmayan yapı, II. Murad döneminde (1421-1451) Halil Yahşi Bey tarafından zaviye olarak inşa ettirilmiştir. Halil Yahşi Bey'in H. 845/M. 1441 tarihli Arapça vakfiyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde 586 numaralı Mücedded Anadolu Sani adlı vakfiye defterinin 211. sayfa ve 205. sırasında kayıtlıdır. Ege bölgesinin önemli bir ticaret yerleşimi olan Tire, XIV. ve XV. yüzyıllarda Batı Anadolu'nun refah seviyesi yüksek ve gelişmiş bir kenti olarak ön plana çıkarken, bu dönemden itibaren sahip olduğu kültürel zenginliğiyle de bölgenin ilim merkezi haline gelmiştir. Siyasi ve ekonomik güce sahip olan kentin ileri gelenleri Tire'nin mimari gelişiminde önemli bir role sahip olmuştur. Halil Yahşi Bey'in de aralarında bulunduğu bu kişiler, bir yandan sanatçıları ve âlimleri maddi ve manevi yönden desteklerken, bir yandan da Yeşil Zaviye gibi kamusal yapılar inşa ettirmiştir. Tüm bu sebepler kenti, özellikle XVII. yüzyıldan itibaren seyyahların uğrak noktası haline getirmiştir. Başta Evliya Çelebi olmak üzere bazı seyyahlar tuttukları kayıtlarda kentin XV. yüzyıldaki durumuna ışık tutan bilgiler aktarmıştır. Tez konumuz olan ve özgün adı bilinmeyen yapı ilk olarak Evliya Çelebi tarafından Cami-i Yeşil İmaret olarak adlandırılmış ve önceden Mevlevîhâne olarak kullanılırken, bölgede cami bulunmamasından dolayı camiye dönüştürülmüş bir yapı olarak tanıtılmıştır. Tez çalışmamızda Tire Yeşil Zaviye; planı, mimarisi, süsleme özellikleri, geçirdiği onarımlar ve işlevi bakımından ele alınmış, benzerlik taşıyan çağdaş yapılarla ve dönemin farklı türde eserleriyle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.

Eray Körpe
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

İstanbul Ayasofya Müzesi'nde bulunan maden ikonalar

18. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İmparatorluğu'na sığınan Rusya kökenli topluluklar, 20. yüzyılın ikinci yarısında Türkiye Cumhuriyeti'nde Manyas Kocagöl Köyü, Beyşehir Kumluca Adası, Akşehir Tuzlukçu' ya bağlı Gürsu Köyü ve Kars çevresi olmak üzere dört farklı bölgede yaşamışlardır. Bu doktora tezi içinde, Eski İnananlar tarafından en bilinen adlarıyla Binev(ler) günümüzde Manyas Kocagöl Köyü'nde, Ignatlar/Kınatlar Köyü günümüzde Beyşehir Kumluca Adası üzerindeki Kassak Köyü olarak bahsedilen köy ve Akşehir Cigidiya, günümüzdeki adıyla Akşehir Tuzlukçu ilçesine bağlı Gürsu Köyü'nde yaşamış farklı mezheplerden Eski İnanan Kuban, Don Kossak ve Nekrasovit topluluğuna ait tek-çok yapraklı ve haç ikonalarından oluşan 186 bakır döküm eser incelenmiştir. Eserler, Ayasofya Müzesi koleksiyonuna aittir. Bu çalışma, 18. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İmparatorluğu'na sığınmış Rus kökenli Eski İnananların bakır döküm eserlerinin ilk defa yayınlandığı ve haklarında hiçbir yazılı belge olmayan diğer liturjikeserlerinde neler olduğu ve nerede oldukları hakkında ilk defa bu çalışma içinde verilen resmi belgelere dayanarak bilgi veren ilk çalışmadır. Çalışmanın içinde 2017 yılında başlanılan araştırmalarda, 29 Haziran - 10 Temmuz 2020 tarihleri arasında, eserler 10'ar ve 15'erlik gruplar halinde ilk defa ve son defa incelenmiş, fotoğrafları çekilmiş ve ölçüleri alınmıştır. Bu çalışma içinde 2018–2020 yılları arasında Recklinghausen ve Frankfurt İkona Müzelerinde ve yurtdışındaki kütüphanelerde yapılan araştırma sonuçlarına ve Türkiye'nin Manyas, Kars, Kayseri ve İstanbul şehirlerinde yaşayan; ayrıca ABD, Kanada, Belçika, Mısır ve Almanya'da ikamet eden Türkiye'den göç etmiş Eski İnananlar ile yapılan görüşmelerin bir kısmına da yer verilmiştir. Çalışmanın yönünü, Eski İnananlar hakkında Rusya'dan önce haklarında araştırmaların yapıldığı ve erken yazılı kaynakların bulunduğu Almanya'daki arşivler ve kütüphanelerde yapılan incelemeler belirlemiştir. 2020-2021 yılları arasında Almanya'da yapılan araştırmalar, eserlerin tekrar incelenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Eserler yeniden incelenemediğinden dolayı akademik doğrulamaları yapılamadığından, edinilen bilgilerin sadece bir kısmı bu doktora çalışması içinde kullanılabilmiştir. Ayasofya Müzesi koleksiyonundaki 186 bakır döküm litürjik eser üzerine Türkiye'de yapılan ilk kapsamlı bu çalışmanın, sanat tarihi ve kültürel miras çalışmalarına önemli katkılar sağlaması beklenmektedir. Anahtar Sözcükler: Eski İnananlar, Ignat Nekrasov, Bakır Döküm İkonalar, Kossak Köyü, Bakır Döküm Haçlar.

Nermin Plambeck
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başında İstanbul'da mimari ortamda etkinlikleri ile İtalyanlar

XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başında İstanbul'da mimari ortamda etkinlikleri ile İtalyanlar üzerine olan çalışmamızda İstanbul'da inşaat sektöründe etkin mimar, müteahhit ve usta gibi aktörlerin yanında, inşaat malzemesi üreten ve satan aktörler ile dönemin öne çıkan inşaat firmaları da araştırılarak İtalyanların dönemin mimarlık ve sanat ortamına katkıları incelenmiştir. Çalışmamızın zamansal sınırını da oluşturan, İtalya Krallığı'nın kuruluşundan (1861) İtalya Cumhuriyeti'nin kuruluşuna (1946) kadar olan süreçte Türk-İtalyan siyaset ilişkilerinin ve değişen siyasi ortamın İstanbul İtalyan topluluğuna yansımaları araştırılmıştır. Bu bağlamda dönemin gazeteleri, dergileri ve romanlarına başvurulmuştur. İstanbul'da mimarlık ortamında İtalyan varlığı kurumları, konutları ve öne çıkan işletmeleri bağlamında incelenmiştir. Konutlar ve kurumlar, Goad Sigorta Haritası (1905) üzerinde işaretlenerek İtalyan yerleşim bölgesi ortaya çıkarılmıştır. Yapılar mimari üslup açısından değerlendirilmiştir. İstanbul'da etkin İtalyan mimarlar üzerine yoğunlaşan çalışmada mimarların eğitimleri, mesleki etkinlikleri ve eğitimci kimlikleri ile mimarlık ortamına getirdikleri yenilikler değerlendirilmiştir. Mimarlara ilişkin bir envanter hazırlanmıştır. Ticaret Yıllıkları aracılığıyla dönemin inşaat sektöründe etkin İtalyan aktörleri belirlenmiş ve İtalyan üreticiler, satıcılar, ustalar ve müteahhitlerin etkin oldukları yıllarda gerçekleştirdikleri işler, uygulamalar, üretim teknikleri ve ürünlerin görselleri reklam sayfaları eşliğinde sunulmuştur. Böylelikle İtalyan aktörlerinin etkinliklerinin yanı sıra dönemin beğenileri, üretim teknikleri, uygulama biçimleri, ürünleri ve iş tanımları ortaya konmuş ve mimarlık tarihimize katkıları görünür hale gelmiştir.

Türk-İtalyan ilişkileri
Damla Çinici
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kızılırmak Havzası'ndaki tarihi köprüler

Kızılırmak ve kollarının oluşturduğu havza, ülkemizin en büyük hidrolojik havzalarından biri olarak tarih boyunca çok sayıda kültürün gelip geçtiği ve etki bıraktığı bir arazi sahası olagelmiştir. Bu etkinin somut göstergesi de kültür varlıkları ve özellikle mimarlık, mühendislik yapıtlarıdır. Bu yapılar arasındaki önemli gruplardan biri akarsu formasyonuyla doğrudan ilgili su yapılarıdır. Su yapıları arasında günümüze önemli sayıda örneğin kaldığı yapı tipi ise köprülerdir. Yol sisteminin bir parçası olarak irili ufaklı akarsuları aşan köprüler insanları gidecekleri yere ulaşılabilir kılan, toplumları birbirine bağlayan bununla beraber ordular ve tüccarlar için hayati derecede öneme sahip ırmak geçitleridirler. Bu yapılardan özellikle geniş akarsu yataklarını, zayıf zeminleri, dar boğazları geçenlerinin inşası son derece teknik bir bilgiye sahip olmayı gerektirmekte, birçok faktörü bir arada değerlendirebilen bir analiz yeteneğini devreye sokmakta, gelişkin bir işgücü ve organizasyonu, yüksek maliyetlere katlanmayı zorunlu kılmaktadır. Dönemin yapı ustalarının ve ekiplerindeki personelin donanımlı birer mühendis, mimar, zanaatkar ve gözlemci olduklarına şüphe ile bakılamaz. Bu kişilerin topoğrafyayı iyi anladıkları, hidrolojik olayları gözledikleri, debiyi kestirdikleri, geometri bildikleri, cebir, matematik ve fiziğe hâkim olduklarına kuşku yoktur. Dönemin mevcut bilgilerini yapıtlarında hayata geçirebilen bu insanların geçen yüzyıllara rağmen ayakta olan eserler yapabilmeleri tesadüf değildir. Tabii ki her yapının son derece iyi hesaplar yapılarak, herhangi bir risk faktörünü atlamadan inşa edilebildiği söylenemez ki zaten bunlarda zamanın acımasızlığı arasında ya yitip gitmiş ya da güçlükle, büyük bakım emekleriyle ayakta tutulabilmişlerdir. Bu tezin kapsamı içerisine başlangıcından Cumhuriyet'in ilanına dek olan süre zarfında Kızılırmak nehri üzerinde inşa edilmiş tarihi, mimari, mühendislik özelliklerine haiz on üç köprü alınarak detaylı kaynak araştırması yapılmış, tarihlendirilmiş, yapısal ve mimari özellikleri ele alınmış ve mimarlık tarihimizdeki yerleri değerlendirilmişlerdir. Bununla birlikte kollardaki küçük köprülerin bazılarına da kısaca değinilmiştir. Yol ağının vazgeçilmez unsuru olarak köprülerin kültürlerin Anadolu'da kullandıkları yollara kattıkları değerler, konumlarının önemi, banilerinin kimliği, yerleşimlere etkileri, köprü inşa geleneğimizdeki yerleri ve çevre kültürlerle farkları ele alınan diğer konulardır.

Mutluhan Nas
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bizans-Selçuklu uc coğrafyasında egemenlik alanlarının değişimi: Ankara ve yakın çevresi örneği

Çalışmamızın ana hedefini, 1071 Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu'ya gelen Türk grupların hareketleri ve Bizans-Selçuklu uç coğrafyasında egemenlik alanlarının değişiminin, Ankara ve çevresi örneği üzerinden incelemek oluşturmuştur. Bu amaç doğrultusunda, 1071 sonrası Anadolu'da Türk hareketinin kademeli genişlemesini anlamak için merkezi hükümetin birleştirici güçlerinin yerini yarı bağımsız bölgesel güçlerin ve yerli unsurlar ile Türkler arasındaki koalisyonların aldığı mekanizma ve davranış kalıpları hem Bizans hem de Türk kaynakları üzerinden değerlendirilmiş ve tarihi olayların kapsamlı bir analizi yapılmıştır. Bu analiz, tarihsel olayların daha objektif bir şekilde anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Erken dönem araştırmalarında sıklıkla gözden kaçan veya yeterince tartışılmayan çelişkili durumlar tezimizin merkezinde yer almıştır. Özellikle Ankara'nın 1073 yılında Türkler tarafından alınması ve Danişmendname'de anlatılan fetihlerin farklı tarihsel anlatımları, tarih yazımında önemli çelişkiler yaratmaktadır. Tezimiz, bu çelişkileri ele alarak, tarihsel gerçekliğe daha yakın bir anlatım sunmaktadır. Bizans-Müslüman sınırı ve Türk akınları arasındaki süreç, Arap akınlarından Türk akınlarına kadar olan dört yüzyıllık hareketlilik, yayınlar ve tarihi veriler ışığında Ankara örneği üzerinden geniş kapsamlı bir tarihçeyle ele alınmıştır. Bölgesel metropol kentlerin Türkler tarafından alınmasıyla ilgili tarihsel bilgiler doğrultusunda Anadolu'daki sınır bölgesi sürekli değişen dinamikleriyle incelenmiştir. Ankara ve çevresinde 11-13. yüzyıla tarihlenen Bizans ve Türk yapıları ve yerleşimleri belirlenmeye çalışılmış ve bu yapılar üzerinden Ankara'nın Türk hâkimiyetine geçiş süreci analiz edilmiştir. Tezimizin kapsamında, Ankara çevresinde bulunan Türk/Türkmen grupların hareketleri, İmparatorluğun diğer Anadolu kentlerindeki durumuyla karşılaştırılmış ve bu bağlamda Bizans İmparatorluğunun geri çekilmesinin ardından kırsalda ortaya çıkan yeni sosyo-politik yapılar üzerine önerilerde bulunulmuştur.

İlknur Şatıroğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa'da Osmanlı ve Safevi halıları: Etkileşim ve rekabet

16. ve 17. Yüzyıllarda Avrupa'da Osmanlı ve Safevi Halıları: Etkileşim ve Rekabet başlıklı çalışmanın ana konusunu Osmanlı dönemi Anadolu halıları ile Safevî dönemi İran halılarının Avrupa'daki rekabet ve etkileşiminin erişilebilen arşiv kayıtlarındaki ayrıntılar ile içinde halı tasviri tespit edilen resim sanatı örneklerinin değerlendirilmesi ve ulaşılan sonuçların ilgili kültürlerin tarihsel süreçleriyle karşılaştırılarak yorumlanması oluşturmaktadır. Ayrıca yine çalışma kapsamında söz konusu etkileşimin Portekiz, İspanya, Hollanda gibi farklı Avrupa kültürlerinin kendi halı ve düz dokuma geleneklerini oluşturma ve/veya geliştirmeleri noktasındaki etkileri incelenmektedir. Erken dönemlerden itibaren Avrupa'nın doğu halılarına büyük bir ilgisi olduğu bilinmektedir. Anadolu-Türk kültürüne ait halılar özelinde 13. yüzyıldan itibaren kesintisiz olarak takip edebildiğimiz bu süreçte, coğrafi keşifler ve yoğunlaşan ticari faaliyetler neticesinde zengin bir sınıf oluşturmaya başlayan Avrupa'da bu halılara olan talebinin daha da arttığı görülmektedir. Osmanlı halıları özellikle 15. yüzyıl ile birlikte Avrupa genelinde soyluların ve tüccarların zenginlik göstergesi olarak masa örtüsü veya perde olarak kullanılmaya, koltuk ve sandalye gibi mobilyaların yüz kaplaması olmaya; heyetler arasında diplomatik hediyeler olarak değerlendirilmeye, soğuk kilise oturaklarının üzerine ve cenaze törenlerinde tabutların altına serilmeye varan farklı alanlarda karşımıza çıkmaktadır. İran halılarının Avrupa çapında tanınır hale gelmesi ise ancak 16. yüzyılda tarih sahnesine çıkan Safevî Devleti ile birlikte izlenebilmektedir. Şah I. Tahmasb döneminde yoğunluk kazanan Safevî-İran halı dokumacılığı, özellikle Şah I. Abbas zamanında gerçekleştirilen atılımlar sayesinde Avrupa'da hızla yaygınlaşarak piyasaya hâkim durumdaki Osmanlı halılarına ciddi bir rakip haline gelir.

16. yüzyıl17. yüzyılAvrupa+5
Levent Boz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahvâl-i Kıyâmet ve resimli nüshaları

Bu çalışmanın konusunu, 13. yüzyıl şairlerinden Şeyyad İsa ya da Şeyyad Hamza tarafından manzum olarak yazılmış Ahvâl-i Kıyâmet'in, 16. yüzyıl sonu 17. yüzyıl başlarında hazırlanan resimli nüshaları oluşturmaktadır. Osmanlı sarayında ve toplumunda Hicri 1000 (1591-2) yılından itibaren kopacağına inanılan kıyamet beklentisiyle bağlantılı bir bağlamda hazırlanan Ahvâl-i Kıyâmet'in günümüze ikisi tam ve ikisi de dağılmış yapraklar halinde olmak üzere dört resimli nüshası ulaşmıştır. Bunlar sırasıyla, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Hafid Efendi 139, Berlin Staatsbibliothek Ms. Or. Oct. 1596, Philadelphia Free Library'de Rare Book Department (Ms. O. Tu 4-Tu 7)- Harvard University Art Museum (1956.196) ve Dallas Museum of Art, Keir Collection (IV, 9-21) nüshalarıdır. Resimli Ahvâl-i Kıyâmet nüshalarında tasvirler kıyametin üç aşamasında toplanmıştır: Kıyamet öncesi alametler, kıyametin gerçekleşmesi, kıyamet sonrası hayat. Bu tezde, tasvirlerin metinle bağlantısı incelenmiş, metinden canlandırdığı bölümler aktarılarak imgeler çözümlenmiş ve betimlenmiştir. Yazmalar resim konuları ve resim programları yönünden karşılaştırılmış, aralarında farklar olduğu gözlenmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimlerinin tek kaynağının metin ya da nüshalar arasındaki bağlantılar olmadığı tespit edilmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimlerinin Osmanlı nakkaşlarının özgün anlatılar için özgün görsel yorumlar üretmeleri sürecini örneklediği tespit edilmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet nüshalarının Osmanlı resmi içerisinde üslup açısından hangi gruba ait olduğu belirlenmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimli nüshalarında karşımıza çıkan kıyamet tasvirlerinden bazılarının benzerlerine İslam resim sanatının başka ürünlerinde rastlamakla beraber resimli Ahvâl-i Kıyâmet yazmalarında kıyamete dair tüm tasvirler bir arada yer almaktadır. Ahvâl-i Kıyâmet nüshaları bu bakımdan benzersizdir ve daha önce betimlenmemiş kompozisyonları ile Osmanlı resminde özgün bir yere sahiptir. Nüshalarda yer alan özellikle mahşer ve ahiret hayatını konu alan resimlerin Osmanlı kitap resmi örnekleri arasında yer almadığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler 16-17. yüzyıl Osmanlı Resmi, Osmanlı resminde kıyamet, Kıyamet alametleri, Kıyamet sonrası hayat.

16. yüzyıl17. yüzyılAhval-ı Kıyamet+6
Şengül Şentürk Ünal
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arykanda Antik Kenti Doğu ve Batı Villaları mimarisi

Tezde, kente ait bu iki villa yapısı mimari özellikleri bağlamında detaylı olarak tanımlanmış, evreleri tespit edilerek arkeolojik veriler ışığında tarihlendirlime önerileri yapılmıştır. Batı Villası, Ticaret Agorası ve Bouleterion'un altından başlayıp güneye doğru teraslar oluşturarak devam eden kentin batı falezinin güneyinde, Arykanda'nın geleneksel mimarisi içerisinde yer alan Teras Evler ve kentin batı girişinde bulunan alan arasına yerleşmiştir. Kentin geleneksel konut mimarisine farklılaşan bu yapının, hem plan hem de malzeme bağlamında önceden planlanarak inşaa edildiği anlaşılmaktadır. Yapı, içerisinde bulunan mekânların birbirleriyle olan ilişkisi, mozaik süslemeleri ve plan biçimi ile Roma İmparatorluk Dönemi atriumlu konut mimarisinin çoğu özelliğini göstermektedir. Doğu Villası, batıda bir patika ile Batı Villası'na, doğuda ise Sebasteion yapısının batısından gelen yol ile kente bağlanmaktadır. Kentteki anakaya kesilerek oluşan konutlarla benzerlik göstermesi ve ele geçen erken ilk iki evreye ait sikkeler yapının Hellenistik döneme ait olduğunu göstermektedir. Roma dönemi etkisi ile kentte artan nüfus yoğunluğu ve batı villasının da etkisi ile konut zamanla bir avlu etrafında tekrar planlanarak atriumlu konuta çevrilmiştir. Çalışmada, Anadolu'daki ve Lykia bölgesindeki atriumlu konut mimarisi incelenerek tartışmaya dahil edilmiştir. Bu bağlamda atriumlu konut mimarisinin plan ve işlevsel değişimi, yapılardaki bölgesel değişimler karşılaştırılarak bu iki konut üzerinden Arykanda Kenti'nin Romanizasyon süreci tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler Arykanda, Arykanda Doğu Villası, Arykanda Batı Villası, Konut Mimarisi, Lykia

Antik şehirlerArykandaKonut mimarisi+4
Aynur Miray Sert
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Charles Pertusier ve Michel-François Préaulx ortaklığında Atlas: İstanbul Günleri

19. yüzyılda değişen politika ile gezginlerin seyahat veya farklı nedenler ile İstanbul'da bulunması, o dönemdeki Osmanlı Devleti'ne günlüklerinde yer vererek tanık olduğu anları yansıtması, bugünün önemli tarihi belgelerini oluşturmuştur. Ayrı zamanda fotoğrafın icadından önce gravürler, dönemin kentsel ve sosyolojik yapısını incelememize yardımcı olan bir diğer önem arz eden unsurdur. Bir askeri ataşe olarak görev nedeniyle İstanbul'da bulunan Charles Pertusier, seyahatnamesinde II. Mahmud döneminin İstanbul'unu aktararak, bu çalışmanın temel çalışma noktasını oluşturur. Michel François Préaulx ise gravürleriyle kendisine eşlik ederek, bu çalışmanın bir diğer basamağını oluşturmuştur. Çalışmanın amacı, II. Mahmud'un dönemine ışık tutan bir seyahatnameyi akademik bilim dünyasına kazandırmak ve gelecekteki çalışmalar için bir rehber oluşturmaktır. Dönemin önemli noktalarına değinmek amaçlı tarihsel süreçle birlikte önemli bir arka plan oluşturulması hedeflenmiş ve Pertusier – Préaulx'nun anlatımlarıyla bu dönemde şehrin ve yaşam biçiminin değerlendirilmesi yapılmıştır.

19. yüzyılGravürOsmanlı toplumu
Melike Çörekci
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de çağdaş sanat müzeleri ve müzecilik anlayışları

Türkiye'de çağdaş sanat müzelerini, bu müzelerin oluşum koşullarını ve ortaya koydukları müzecilik anlayışlarını araştırmayı amaçlayan bu çalışmada 2000 öncesi ve sonrasında açılan çağdaş sanat eserleri müzelerinin koleksiyon oluşumlarını, bu koleksiyonların mekâna kavuşma serüvenlerini, vizyon ve misyonlarını, etkinliklerini, dönemin politik, ekonomik, sosyal değişkenleriyle birlikte analiz ederek süreci tartışmak hedeflenmiş, Osmanlı döneminden itibaren bu alanda yapılan girişimler ortaya konulmuştur. Tezin birinci bölümünde "Modern/Çağdaş Sanat Müzeciliğinin Tarihsel Gelişimi" başlığı kapsamında "Osmanlı Dönemi" ve "Cumhuriyet Döneminde Çağdaş Sanat Müzesi Girişimleri (1923-1980) olarak iki alt başlıkta ilgili dönemlerdeki müze girişimleri ve kültür sanat ortamı incelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde "Küreselleşen Türkiye ve Çağdaş Sanat Müzeleri (1980-2000)" başlığında çağdaş sanat müzeleri oluşum koşullarıyla analiz edilmiş, üçüncü bölümde ise 2000'lerden itibaren açılan modern/çağdaş sanat müzeleri tezimizde ele aldığımız soru ve sorunsallarla döneminin güncel süreli yayınları ve günümüz uzmanları ile yapılan röportajlarla belgelenerek tartışılmıştır. Bu doğrultuda çalışmalara konu olan müzelerin Türkiye toplumu ve çağdaş müzecilik anlayışına katkıları/etkileri ve Türkiye müzeciliğindeki yer ve önemleri incelenmiştir. Sanat müzeciliği kavramının 2000'lerle birlikte özellikle özel girişimlerle kendini ortaya koyduğu ve küresel değişkenlerle yer yer örtüşen, kendi zorlu ve gecikmiş koşullarıyla ilgili olduğu tespit edilebilmiştir. Tez kapsamında detaylı bir biçimde incelenen Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, İstanbul Modern, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi ve Elgiz Müzesi hakkında pek çok konuda bilgi bir araya getirilerek değerlendirme şansı yakalanmış, ilgili bölümlerde bu müzelerin oluşum süreci elde edilen verilerle tartışılmıştır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çağdaş sanat müzeciliği -her ne kadar paylaştıkları ortak fonksiyon ve değerler olsa da- kurulan kurum sayısı kadar farklı işleyiş, işletme ve kurumsallaşma modelinde yapılandıklarını söylemek mümkündür. Türkiye'de 2000'ler gibi diğer ülkelerle kıyaslandığında geç bir tarihten itibaren açılan bu müzeler, sanat ortamına dinamizm getirmiş ve kurdukları uluslararası ilişkilerle de Türkiye sanatının ve sanat ortamının dünya sanat çevreleriyle de güvene dayalı güçlü bağlar kurulmasına aracı olmuşlardır.

Modern sanatMüzecilikMüzeler+2
İlbilge Eroğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yerli Mallar Sergileri - Erken Türkiye Cumhuriyeti uygulamaları

Tez çalışmasında, 1929 – 1939 yılları arasında Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti öncülüğünde gerçekleştirilen onbir Yerli Malları Sergisi incelenmiştir. Sergiler biri dışında diğerleri İstanbul Galatasaray Lisesi'nde gerçekleşmiştir. Birinci bölümde Yerli Mallar Sergisi kavramının gelişiminin anlaşılabilmesi için tarihi kapsamı incelenmiştir. İncelemeye Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde başlayan sanayileşme hareketi, uluslararası sergilere katılım ve yerli malı kavramının ortaya çıkışı ile başlanmıştır. Osmanlı modernleşmesi ile başlayan sürecin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu öncesi ve sonrasında ekonominin içinde bulunduğu sorunların çözümü ile bağlantılı nasıl geliştiği tarihi kapsam içerisinde araştırılmıştır. 1921 sanayi sayımları, İzmir İktisat Kongresi verileri doğrultusunda Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti'nin kuruluşu ile ortaya çıkan gelişmelere yer verilmiştir. İkinci bölüm İstanbul Galatasaray Lisesi Yerli Mallar Sergileri sıralanmıştır. Her sergi organizasyonunda farklılaşan unsurlar vurgulanmıştır. Sergilere ait dönemin Cumhuriyet gazetesi haberleri taranmıştır. Tezin üçüncü bölümü Yerli Mallar Sergileri'nde yer alan sanatçılara ayrılmıştır. Sergilerin düzenlenmesinde planlama açısından bir kaygı taşınmadığı ancak sergilerin gördüğü ilgiden dolayı sergicilik adına adım atıldığı görülmüştür. Dönemin önde gelen grafik sanatçısı, heykeltıraşı, mimarı bazı isimlerin sergi, pavyon tasarımı yaptığı, serginin duyurulması için özel afiş tasarımlarının yapıldığı görülmektedir. Bu bölümde sergiler için tasarım geliştirmiş bazı isimler incelenmiştir. Tezin dördüncü bölümünde ise yerli malı kavramı beraberinde sergileme, tüketimin özendirilmesi ile ilgili günümüzden bir örnek ile birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde 1929-1939 yılları arasında düzenlenen "Yerli Mallar" sergilerinin öne çıkan özellikleri, benzerlikleri ve farkları derlenmiştir.

Cumhuriyet DönemiEndüstrileşmeGalatasaray Lisesi+6
Fatma Filiz Özsuca
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyarbakır Şeyh Safa (İparlı) Camii yapı topluluğu

Safa (İparlı) Cami Yapı Topluluğu, Diyarbakır Sur içinde, Diyarbakır Ulu Camiinin batısında Melek Ahmet Mahallesinde Kara Cami Sokağındadır. Diyarbakır, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Toros Dağları ve Yukarı Dicle Havzası'nda konumlanır. Tarih boyunca önemini koruyan kent birçok medeniyetin egemenlik kurduğu ender şehirlerden biridir. Roma ve Bizans egemenliğinde kalan Diyarbakır, İslam döneminde valiler tarafından yönetilmiştir. Akkoyunlu Devletine başkentlik yapmasının yanında Osmanlı döneminde de önemini koruyarak askeri ve ticari açıdan önemli bir merkez olmuştur. 1401-1507 yılları arasında Akkoyunlu egemenliğinde kalan Diyarbakır'da özellikle Uzun Hasan döneminden kalan birçok eser bulunmaktadır. Uzun Hasan döneminden kalan önemli yapılardan biri de Safa Camii'dir. Diyarbakır'ın Sur ilçesinde Melek Ahmet caddesinde, Diyarbakır Ulu Camii'nin batısında bulunan Safa Cami yapı topluluğu cami, medrese, türbe yapılarından oluşur. Yapım kitabeleri bulunmaması sebebiyle cami, medrese ve türbe binalarının kesin yapım tarihi bilinmez. Birçok kez onarım geçiren yapılar orijinallikleriyle ilgili fikir verebilmektedir. Tez çalışmasında; Safa Camii, Muslihiddin Lari Medresesi ve Şeyh Abdülcelil Türbesi plan, mimari, süsleme açısından ele alınarak Diyarbakır'daki Akkoyunlu ve Osmanlı dönemi yapılarıyla karşılaştırılıp değerlendirilmeye çalışılmıştır. Günümüze sağlam bir şekilde ulaşan yapının genel anlamda Akkoyunlu üslup özelliklerini yansıttığı, üslup ve süsleme açısından Diyarbakır'daki Osmanlı dönemi mimarisine model olduğu öngörülebilir.

AkkoyunlularCamilerDini yapılar+4
Songül Barotcu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Soğanlı Vadisi örneğinde Kappadokia bölgesinde güçlüler ve aristokratlar

Tez kapsamında, Soğanlı Vadisi özelinde ve Kappadokia bölgesi genelinde dynatoi, dönemin tarihi metinleri, dönemin askeri metinleri, arazi üzerindeki arkeolojik veriler ve üç boyutlu lazer tarama yöntemi kullanılarak irdelenmiştir. Tezin çıkış noktası olan, bölgenin yerel aristokrasisine ait ve dynatosların unvanlarını veren üç bani yazıtı, Soğanlı Vadisindeki üç ayrı kompleksin kiliselerinde yer alır. Vadideki "el değiştirmişlik" olgusunu tartışabilmek amacıyla, bu unvanların legal anlamları ve bölgede ne ifade ettikleri, bulundukları kiliselerin ne tür komplekslere ait oldukları incelenmiştir. Azize Barbara, Geyikli ve Karabaş kompleksleri, mimari ayrıntıları, duvar resimlerinin üslup-ikonografisi, vadi içindeki konumları, kendi içlerindeki işlevleri ve birbirleriyle olan olası bağları da değerlendirilerek ele alınmıştır. Soğanlı Vadisinin kronolojisine ilişkin bu yolla yapılan bir değerlendirme, hem vadinin bir Bizans köyü olarak sahip olduğu rolün, hem de imparatorluk toprak politikasına bağlı olarak 11. yüzyılda değişen rolünün görülmesini sağlamıştır. Bunun yanı sıra dynatosların, içinde bulundukları yerleşime (ve yerleşimin coğrafi konumunun dynatosun o noktaya yerleştirilmesine) nasıl etki ettiği görülmeye çalışılmış, dynatosların din ve sanatla olan ilişkisi de incelenmiştir. Güçlü unvanlarının bölgede görüldüğü diğer kiliseler de kısaca ele alınmış, bu tür kiliselerin ne tür yerleşimler içinde yer aldıkları, bu yerleşimlerin Soğanlı Vadisiyle aynı legal anlama sahip olup olmadıkları, bölgede dynatosların territoryalarının çizilip çizilemeyeceği gibi sorular irdelenmiştir.

AristokrasiDuvar resimleriGüç+5
Hüsniye Ceylan Karaca
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Trabzon İç Kalesi ve Sarayı

Trabzon İç Kalesi ve 1204 yılından sonra kurulan Bizans devletlerinden birinin yönetim merkezi olan saray, tezimizin ana temasını oluşturmaktadır. Anthony Bryer ve David Winfield tarafından Karadeniz Bölgesi araştırmalarının bir bölümü olarak ele alınmışsa da Trabzon İç Kalesi ve Sarayını konu alan monografik bir çalışma yapılmamıştır ve ayrıntılı olarak incelenmemiştir. Tez kapsamında bugün kent merkezinde yer alan mimari kalıntıların belgelenmesi ve sanat tarihi disiplini yöntemleri ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yapılan arazi çalışmaları ve literatür araştırmaları sonucunda elde edilen veriler ışığında restitüsyon önerileri sunulmuştur. Trabzon 'Komnenos Krallığı' sarayının, mekân ve yapı organizasyonları ve işlevleri, mimari üslup ve teknik özellikleri ile birlikte değerlendirilmiş ve dönem kaynaklarındaki tasvirler ile ilişkilendirilmiştir. Saray yapılarının inşa dönemleri belirlenerek tarihleri aydınlatılmaya çalışılmıştır. Komnenos Krallığı'nın oluşturduğu hâkimiyet ideolojisi ve kimliği üzerinde, köklerinin bağlı olduğu Bizans kültürünün ve çevre kültürlerin etkileri, mimari yansımaları ile incelenmiştir Trabzon sarayının bugünkü fiziksel durumunun belgelenmesi ve incelenmesi ile Bizans İmparatorluğu'nun geç dönem sarayının kuruluşu ve organizasyonunun anlaşılması için de önemli veriler sağlanmıştır. İki yönetim merkezinin benzerlik ve farklılıkları tezimiz kapsamında tartışılmıştır.

Bizans eserleriBizans mimarisiBizans sanatı+6
Bilge Bahar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Şiraz nakkaşhaneleri ve resimli şehnameler (1470-1500)

Bu çalışmanın konusunu, İran edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan ve Firdevsi (ö. 411/1020) tarafından 11. yüzyılın başlarında tamamlanan Şehnamenin Şiraz kentinde 1470-1500 yılları arasında üretilen resimli örnekleri oluşturmaktadır. Belirlenen zaman aralığında hazırlanmış olan örnekler içerisinden Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi koleksiyonunda bulunan sekiz nüsha H.1515 (1478), H.1489 (1482-83), H.1506 (1486), H. 1507 (1494), R. 1542 (1494), H.1491 (1495), H.1508 (1498), H.1478 (1490) ile Staatsbibliothek zu Berlin (Berlin Eyalet Kütüphanesi)'de bulunan tek nüsha (Ms.or.fol.4255/ 18 Haziran 1489) çalışmamız kapsamına alınmıştır. Bu tez kapsamında 16. yüzyıla kadar Şiraz'daki politik durum hakkında bilgi verilmiştir. Akkoyunlu Beyliğinin (1340-1514) siyasi tarihine bakılmıştır. Önemli bir el yazması üretim merkezi olan Şiraz'ın kitap üretimindeki yerine değinilmiştir. Böylece odaklandığımız dönem için siyasi ortam tanıtılmış ve sanatsal alt yapı belirlenmiştir. Resimli Şehname geleneği 1470 yılına kadar ele alınmış ve çalışmanın odaklandığı dönemden önce var olan resimli örnekler incelenmiştir. Konu kapsamında ele aldığımız dokuz Şehname nüshasının incelemesi yapılmıştır. Nüshaların resim üslubu, sayfa tasarımları, tezhip özellikleri irdelenmiş ve değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu incelemenin önemli bir bölümünü yazmalarda yer alan resimlerin ikonografik çözümlemeleri oluşturmuştur. Yapılan incelemede, konu kapsamında ele alınan Şehname nüshalarının birbirlerine benzeyen özellikleri ortaya çıkarılmış, sahip oldukları özgün yönleri belirlenmiştir. Böylece Şiraz nakkaşhanelerinin söz konusu dönemdeki üretimi hususunda değerlendirme yapılabilmiştir.

AkkoyunlularEl sanatlarıFirdevsi+6
Derya Aydın
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sivas'taki Danişmentli, Selçuklu, İlhanlı ve Eratnalılar dönemi yapılarında yazı

Eski çağlardan beri yazı, duygunun düşüncenin ve bilginin aktarım aracı olarak, kullanılmıştır. Zaman içerisinde Arapça harfler değişik şekilde yazılarak, estetik bir görünüm kazandırılmıştır. Bu coğrafyada binlerce yıllık geçmişe sahip olan Türkler ve Göktürkler, Arap alfabesini her yerde kullanmış, harflerin farklı dizilimi ile çoğu çeşitli mesajlar ileten süsleme panoları oluşturmuşlardır. Anadolu Selçuklu döneminde Arap alfabesinin biçimsel özelliklerine uygun olarak yapım, onarım ve sanatçı kitabeleri ile yapıların işlevlerine göre programlanmış çeşitli ayet ve hadisler vb. yazılar kullanılmıştır. Bu çalışmada Sivas`taki Danişmentli, Anadolu Selçuklu, İlhanlı ve Eratnalılar döneminde inşa edilen yapılardaki yazı programı incelenmiştir. Yapılar arasında Sivas Ulu Camii (Danişmentli), Sivas I. İzzeddin Keykavus Darüşşifası (Anadolu Selçuklu), Sivas Gök/Sahip Ata Medresesi (İlhanlı), Sivas Buruciye Medresesi/Muzafereddin Burucirdi (İlhanlı), Sivas Çifte Minareli/Şemseddin Cüveyni Medresesi (İlhanlı) ve Sivas Güdük Minare/Şeyh Hasan Türbesi (Eratnalılar) sayılabilir. Sivas`taki anıtsal yapılarda çini kullanımı yoğundur. Sivas`taki yapılarda yaygın olarak sülüs ve kûfî yazı kullanımı görülür. Sülüs yazı daha çok yapıların kitabelerinde karşımıza çıkmaktadır. Kûfî ve Ma'kılî yazı yapıların dışı ya da içinde çini programı olan firuze sırlı ve sırsız tuğla kullanılan bölümlerde kullanılmıştır. Sırlı ve sırsız tuğla biçimsel özelliklerinden dolayı geometrik kurgulu/dikey hatlı kûfî ve Ma'kılî yazılar için uygun bir malzemedir. Örnek olarak Sivas Ulu Camii`nin çok cepheli minare kaidesi ve silindirik gövdesindeki yatay şeritlerde, Sivas I. İzzeddin Keykavus Türbesi`nin kuzey cephesindeki kapı ve pencerelerin alınlıkları ve üzerinde, Sivas Güdük Minare/Şeyh Hasan Türbesi`nin yüksek silindirik kasnağını kaplayan kufi yazıları verebiliriz. İncelediğimiz yapıların bazılarında sanatçı kitabeleri bulunmaktadır. I. İzzeddin Keykavus Darüşşifası`nda Marendi Ahmed ve Sivas Çifte Minareli/Şemseddin Cüveyni Medresesi`nde İranlı Kölük Bin Abdullah, Sivas Gök/Sahip Ata Medresesi`nde Konyalı Kaluyan El-Konevi adlı bir sanatçının adı okunmaktadır.

DanişmendlilerEratna BeyliğiSelçuklu mimarisi+7
Eman J.i. Zaghloul
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Trabzon Aziz Eugenius Kilisesi

Trabzon kentinin patron azizi olan Aziz Eugenios'a adanan yapının mimari sorunları tezimizin temelini oluşturmaktadır. Günümüzde cami olarak işlevini devam ettirmekte olan yapı üzerine birçok araştırmacının çalışma yaptıkları bilense de ayrıntılı bir çalışma yapılmadığı bilinmektedir. Çalışmamız kapsamında çizimleri yapılmış, ayrıntılı tasviri ve yapının son durumu belgelenerek yapı ayrıntılı olarak çalışılmıştır. Kilisede görülen mimari değişimler belirtilmiş ve bu veriler incelenerek yapının geçirmiş olduğu evreler çıkartılmaya çalışılmıştır. Literatür araştırması ve mimari veriler ışığında yapının önceki evrelerini gösterir restitüsyon çizimleri yapılmıştır. Eugenius Kilisesi'nin bugünkü fiziksel durumunun belgelenmesi ve incelenmesi ile önemli veriler sağlanarak yapının sorunları hakkında öneriler sunulmuştur. Birçok onarım gören yapı asıl değişimini 11. Yüzyılın başında II. Basileos'un yapıda eklettiği mimari ögelerle görmüştür. Sanat tarihi disiplini çerçevesinde ele aldığımız bu çalışma yapı hakkında birçok soruna ışık tutması tek amacımız olmuştur.

Bizans kiliseleriEugenius KilisesiEv kilise+5
İbrahim Türkaslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk sinemasında tarihi filmlerin afişleri (1950-1960)

1946 yılında Türkiye'nin çok partili hayata geçmesiyle 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, kalkınma politikaları, Kore Savaşı ve NATO üyeliği, Truman Doktrini ve Marshall Planı'yla beraber, ABD ile olan ilişkileri yoğunluk kazanmıştır. Küresel ölçekte yayılan Hollywood filmleriyle hissedilir hale gelen, Amerikan hayat tarzı, Türk toplum yaşamında farklı bir çehre oluşmasına yol açmıştır. 1950-1960 yılları arasında toplumun sosyo-kültürel yapısındaki değişim, yeni eğilimleri de beraberinde getirmiştir. Kore Savaşı ve Kıbrıs meselesi gibi tarihi olaylarla milli duygular yükselmiş, Kore Savaşı ve Kıbrıs filmleri yapılmıştır. Ayrıca Türk edebiyatında Milli Mücadele, Efe, Osmanlı konularının öne çıkmasıyla, Kurtuluş Savaşı'nı, Efeleri, Osmanlı İmparatorluğu ve Deniz Savaşları'nı konu alan filmler de yoğunluk kazanmıştır. Çalışmamız kapsamında, Türk sinemasındaki tarihi filmlerle sınıflandırılmış, bu filmlerin afişlerine odaklanılarak, film-afiş ilişkisi incelenmiş, afiş çalışmalarında öne çıkarılan gösterge ve devinimler irdelenerek yorumlanmış, afişlerde bulunan sanatçı imzalarından kompozisyonu hazırlayan ressamlar tespit edilmiş ve dönemi etkileyen Amerikan rüzgarının afiş tasarımdaki etkileşimlerine değinilmiştir.

Afiş sanatıFilm afişleriGrafik sanatlar+3
Gökçe Marşap
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00