Tekirdağ Namık Kemal University
Anabilim Dalı

Tarih Anabilim Dalı

Tekirdağ Namık Kemal University

4.498

Arşivlenen Tez

9

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmet Cevdet Paşa'da geleneksellik, muhafazakârlık, modernizm izlenimleri ve Osmanlı Devleti'ni Tanzimat sürecine hazırlayan sebepler

Türk Toplumunun son iki asrını her konuda ilgilendiren "Modernleşme, Batılılaşma ve Muasırlaşma" kavram ve olgularının, toplumu ne şekilde değiştirdiğini ve bu olguların ne ölçüde ele alındığı konusu her zaman güncelliğini korumaktadır. Muhafazakâr-modernist-yenilikçi bir şahsiyet olan Ahmet Cevdet Paşa'nın getirdiği metot ve yöntemler kendisini, dönemindeki devlet adamlarından ayırır. Çok yönlü ve entelektüel bir sîmâ olan Ahmet Cevdet Paşa'nın tarih sahnesine çıkış döneminde Osmanlı Devleti, karşılaştığı sosyal, siyasal, yönetimsel, eğitimsel ve hukuksal krizlerin üstesinden gelebilecek donanımlı bir bürokrasi kadrosuna ihtiyacı vardı. Dönemin şartları dikkate alınarak Ahmet Cevdet Paşa'nın bu konulara çözümlemeci ve metotsal yaklaşımı, kendisini Osmanlı Devleti'nde çok önemli bir yere koyar. Etkileri bugün bile hissedilen ve toplumları değiştiren Batı merkezli bu olguların, Osmanlı Devleti'ne tatbiki konusunda kullanılan yöntemler uygulayıcılar arasında fikir ayırımlarına sebebiyet vermiştir. Bu fikir ayırımları, modernleşme kavramının farklı kanallar vasıtasıyla ele alınmasına neden olmuştur. Ahmet Cevdet Paşa hiç şüphesiz Tanzimat Döneminin aranılan ismidir. Devrinde diğerlerinden daha iyi anladığı modernleşme kavramını uygularken toplumun kimlik kaybı yaşamaması için "Biz ve Öteki" anlayışını her icraatında kıstas almıştır. Kendisi medrese kökenli bir modernist olmakla birlikte, "kânun-u kadim" anlayışında bir muhafazakârdır. İbn-i Haldun'u felsefesini en iyi anlayan ve çözümleyen bir şahsiyet olmasının yanı sıra "devlet-i ebed müddet" anlayışını tam olarak yansıtan bir devlet adamıdır. Osmanlı Devleti'ni Tanzimat sürecine hazırlayan gelişmeler ve modernleşme kavramının uygulanma seyri zaman zaman değişmiştir. Ahmet Cevdet Paşa'nın adı, Tanzimat öncesi ve Tanzimat'la birlikte yapılan hata ve sonuçlardan ders çıkaran, bunları görev ve icraatlarına deneysel olarak yansıtan ve pozitivist bir sentez oluşturan şahsiyetlerin arasında öne çıkmaktadır.

Ahmed Cevdet PaşaModernizmMuhafazakarlık+3
Ömer Faruk Kavak
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yunanistan'da Osmanlı Dönemi (Tourkokratia)'nin anlatımı: Istoria tou Ellinikou ethnous (ιστορία του Ελληνικού έθνους) örneği (1453-1669)

Bu çalışma, Yunanistan tarihi alanında temel çalışmalardan birisi olarak kabul edilen ve Yunanca kaleme alınmış ansiklopediden yararlanılarak Türkiye merkezli bir bakış açısı ile meydana getirilmiştir. Kaynak olarak kullanılan ve Yunan tarih yazımında en önemli çalışmalardan biri olan İstoria Tou Ellinikou Ethnous adlı ansiklopedide anlatılan ve yaklaşık 400 yıl süren Yunanistan'daki Osmanlı hâkimiyeti (Tourkokratia, 1453-1669) dönemi bu çalışmanın konusunu oluşturmuştur. Bu tezde, İslamlaştırma, devşirme, Ortodoksluğun Müslüman bir ülkede varlığını devam ettirmesi, Osmanlı'ya karşı muhalif eylemler ile Batı'ya giden Yunanların eğitim alanlarında yaptıkları değişim ve gelişimler gibi konular adı geçen çalışma doğrultusunda incelenerek değerlendirilmiştir. Bu tez içerisinde 1453-1669 yılları arasındaki dönem için İstoria Tou Ellinikou Ethnous (Yunan Ulusu Tarihi) adlı ansiklopedide verilen bilgiler önce konulara göre tasnif edilmiş ve bu bilgiler Türkiye'deki tarih yazımı ile değerlendirilerek farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dört bölümden oluşan tezde her bir bölümde öncelikle ana ve alt başlıklar altında Yunan tarih yazımında (İstoria Tou Ellinikou Ethnous) konuların işleniş şekli ve yorumlanması yer almıştır. Sonuç bölümünde ise bu konuların Türk tarih yazımında nasıl işlendiği ve anlatıldığına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tourkokratia, Göçler, Fetihler, Yunanistan, Türk, Algı, İmaj, Nüfus

AnsiklopedilerFetihlerGöçler+5
Derya Keller
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İttihat ve Terakki'nin eğitim politikası(1908-1918) Cemiyet'in kendi insan tipini yaratma politikası

II. Jön Türk kuşağı, 1908 senesinde II. Abdülhamit'in istibdat rejimine son vererek Osmanlı Devleti'nde anayasal süreci ikinci kez başlatmıştır. İttihat ve Terakki'ye göre, meşruti yönetim yıkılmakta olan imparatorluğun tek kurtuluş yoluydu. Bu sebeple toplumu şekillendirmede eğitimin dönüştürücü rolünün bilinciyle, halk eğitimi politikası güttüler. Cemiyet yurdun dört bir tarafında açtığı İttihat ve Terakki Mektepleri ile formel eğitim yanı sıra gece dersleri, konferanslar, gazete ve dergilerle de ülke geneline ideolojisini yaymaya çalışmıştır. Balkan Savaşları ardından egemen olan milliyetçilik politikası doğrultusunda hedeflediği yeni insan tipine ulaşmak için savaş koşullarında dahi eğitimi ihmal etmeyecektir. Eğitimle oluşacak yeni insan tipi, meşrutiyet değerlerine sahip çıkması yanı sıra cemiyetin faaliyetlerini meşru temellere oturmak ve iktidarının devamı sağlamak içinde önemlidir.

EğitimEğitim politikalarıMeşrutiyet II+3
Nehir Küçükkeleş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rumeli'de âyânlar ve dağlı eşkıyası. Deli Kadri İsyanı

XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde imzalanan Pasarofça Anlaşması ile beraber Osmanlı merkez teşkilatında başlayan batılılaşma; devleti geleneksel anlayış ve yenilikçi anlayış arasında bir çatışmaya sürüklemiştir. Bu çatışma devletin bünyesinde rahatsızlık meydana getirmiş ve bu rahatsızlığın semptomları zaman içinde taşra teşkilatlarında belirmiştir. Bu semptomlardan biri de Rumeli'deki "Dağlı Eşkıyaları" meselesidir. Bu mesele ile ilgilenmek iki hususu aydınlatmada faydalı olacaktır. Birincisi yukarıda sözünü ettiğimiz bozulmanın Dağlı Eşkıyalığı meselesinden yola çıkarak mahiyetinin anlaşılması ve teşhisini mümkün kılmasıdır. İkinci olarak ise Dağlı Eşkıyalığı meselesinin münhasıran Rumeli'de yaşanmış olması sebebiyle bu meseleyi irdelemek; Rumeli bölgesinin etnik, topografik, siyasi ve askeri özellikleri arasındaki etkileşimi görmemizi sağlayacaktır. Dağlı Eşkıyalığı meselesi yaklaşık yirmi yıl boyunca Osmanlı Devleti'ni meşgul etmiştir. Konu hakkında yapılmış akademik çalışmalar mevcuttur fakat henüz mütekâmil bir resim ortaya konulmuş değildir. Çünkü Osmanlı arşivlerinde ya da muhtelif kaynaklarda adı geçen Dağlı Eşkıyaları hakkında aynı derecede bilgilenmiş değiliz. Bu çalışmanın konusu olan "Dağlı Eşkıyası Deli Kadri" tarafımızca; bahsedilen resmin tamamlayıcı parçalarından biri olarak görülmüştür. Böylece Dağlı Eşkıyalığı meselesi üzerine eğilen akademik çalışmalara bir katkı sunmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bergos, Dağlı Eşkıyası, Deli Kadri, Rumeli

18. yüzyılDeli KadriEşkiya+5
Bahar Özvardarlı
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1647 Nr. Şer'iyye Sicilinin ışığında Lale Devri'nin ilk yıllarında Tekirdağ (1721-1724)

Osmanlı Devleti arşiv kaynaklarının başında yer alan şerʻiyye sicilleri, bir mahkeme defteri işlevi görüyor olsa da, aynı zamanda Osmanlı halkının sosyal, ekonomik, idari ve etnik yapısı hakkında önemli bilgiler ihtiva etmektedir. İdari yazışmalar olan ferman, mektup ve berât gibi önemli belgelerin kopyalarının da kaydedildiği şerʻiyye sicilleri; özellikle sosyal tarih, şehir tarihi ve dönem tarihi çalışmaları için vazgeçilmez kaynaklardandır. XVIII. yüzyılın başları Osmanlı Devleti'nde "Lale Devri" olarak adlandırılan dönemdir. Bu dönem özellikle merkez yani İstanbul'da; zevk, sefa, eğlence ve lüks tüketiminin arttığı bir dönem olmuştur. Aynı zamanda da Batı Dünyası'nın teknolojik ve askeri başarıları merak edilmeye başlanmış, Avrupa ülkelerine elçiler gönderilmiş ve böylece Osmanlı Devleti'nde yenileşme ya da yenilenme hareketlerine öncülük edilmiştir. Yüksek Lisans tezi olarak yaptığımız bu çalışmada, 1647 numaralı Rodoscuk Şerʻîyye Sicilini ana kaynak olarak kullanarak, Rodoscuk yani Tekirdağ'ın 1721-1724 yılları arasındaki dönemin tarihçesine ışk tutmaya çalıştık. Osmanlı Devleti'nde yaşanan Lale Devri'nin Tekirdağ'ın sosyal, kültürel ve iktisadî hayatına etkisini incelemeyi amaçladık. ANAHTAR KELİMELER: Osmanlı, Lale Devri, Mahkeme, XVIII. Yüzyıl, Tekirdağ

18. yüzyılKent tarihiLale Devri+5
Ebru Muslu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kuyud-ı kadim arşivindeki 416 numaralı deftere göre Kuzey Yunanistan'da Osmanlı vakıfları

Vakıflar dini gerekçeler ön planda tutularak toplumun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulmuş kurumlardır. Bu çalışma yaklaşık beş asır Osmanlı toprağı olmuş olan Kuzey Yunanistan'da kurulmuş olan Osmanlı vakıflarının tespiti önem arz etmektedir. Kuyud-ı Kadim arşivindeki 416 numaralı Siroz evkâf defterinde Timurhisar, Yenice-i Karasu, Kavala, Serez, Drama, Zihne, Gümülcine, Mekri ve İnöz şehirlerinde kurulan vakıfları bir arada görmemiz mümkündür. Siroz evkâf defterini incelerken bu defter sayesinde vakfa bağlı köyler, cemaatler ve mahalleler hakkında bilgi sahibi olarak bölgenin nüfusuna da erişebilme imkânımız olmuştur. Ayrıca bu vakıf defteri sayesinde köylerde ekilen tarım ürünleri ve elde edilen başka alanlardaki ekonomik faaliyetlere de ulaşabilmemiz mümkün olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Vakıf, Osmanlı, Kuzey Yunanistan, Serez, Kavala, Drama, Demirhisar, Gümülcine, Zihne, Yenice-i Karasu.

DefterlerKuyud-ı KadimeOsmanlı Devleti+4
Nurhan Uysal
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hamdullâh el-Müstevfî el-Kazvînî'nin Ortacağ tarih yazımındaki yeri

Vassâf, Ata Melik Cüveynî, Reşîduddîn Fazlullâh ve Hamdullâh el-Müstevfî gibi İlhanlılar döneminin ileri gelen bürokrat ve tarihçileri genel dünya tarihçiliği açısından mühim eserler kaleme almışlardır. İlk insan Hz. Âdem ve Hz. Havva'dan itibaren Cengiz'in soyu ve kurduğu devletlerin tarihine değinen bu eserlerin bir kısmı araştırmacılar tarafından da gerekli ilgi ve alakayı görmüştür. Hamdullâh el-Müstevfî ekonomi işlerinden sorumlu müstevfîyan sıfatı ile İlhanlılar devletine hizmet vermiştir. Yazarın günümüze ulaşan 3 eseri vardır. Türk ve Dünya literatürüne baktığımızda Hamdullâh el-Müstevfî'nin Târîh-i Güzîde ve Nüzhet-ül-Kulûb adlı eseri araştırmacılar tarafından inceleme konusu olmuştur. Yazarın Zafernâme isimli eseri hem Türk hem dünya literatüründe gereken önemi görmemiştir. Çalışmamızda Hamdullâh el-Müstevfî'nin hayatı, tarihçi ve bürokrat kişiliği hakkında bilgi verilmiştir. Aynı zamanda Hamdullâh el-Müstevfî'nin eserleri hakkında bilgi verilerek bazı mevcut nüshalar tanıtılmış, eserlerin muhtevası hakkında bilgi verilerek önemlerine vurgu yapılmıştır.

Hamdullah MüstevfiKazviniOrta Çağ+1
Büşra Eda Bulut
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XIII. yüzyıl Orta Asya Moğollarında sosyal ve kültürel yapı

Cengiz Han, üstün liderlik vasıfları sayesinde Moğolları tek bir bayrak altında toplamayı başarmıştır. Bu başarı, Moğolların, dünya tarihinde unutulmayacak bir imparatorluk kurmalarına ve özellikle Avrupa ve İslam coğrafyalarında derin bir iz bırakmalarına neden olmuştur. Dünyanın 1/3'ünü idaresi altına alan Moğolların tarihi, doğal olarak merak edilmiş, bu konuda birçok araştırma yapılmış ve günümüzde de bu araştırmalar devam etmektedir. Moğolların kendi içlerindeki savaşları bitirmeleriyle birlikte bozkırlarından çıkarak çevrelerindeki devletleri teker teker boyundurukları altına almaları XIII. yüzyıla rastlamaktadır. XIII. yüzyıl Orta Asya Moğollarının sosyal ve kültürel yapılarına bakıldığında ise homojen bir yapıdan ziyade heterojen bir yapı ortaya çıkmaktadır. Proto-Moğollardan başlayarak Türklerle yüzyıllardır birlikte yaşamaları, iki milletin birçok ortak noktasının oluşmasına zemin hazırlamış ve bunun sonucunda Türkleşmiş Moğollar ve Moğollaşmış Türkler ortaya çıkmıştır. XIII. yüzyılda Hristiyan, İslâm ve Çin kültürleriyle sürekli bir etkileşim söz konusudur. Bu etkileşim sosyal ve kültürel açıdan önemli bir değişimi de beraberinde getirmiştir. Özellikle proto-Moğollardan beri süregelen ve bunun bir yansıması olan Cengiz Yasaları'nda kendini gösteren sosyal ve kültürel yapılarındaki değişim açıkça gözlemlenmektedir. Bu değişimin en önemli sebebi ise Moğolların boyundurukları altına aldıkları halklara karşı uyguladıkları hoşgörü anlayışlarıdır. İlerleyen zaman içerisinde dörde bölünen Moğol İmparatorluğu'nda ortaya çıkan hanlıkların sosyal ve kültürel yapılarındaki değişiklikler, tebaalarındaki hâkim unsurun lehine olacak şekilde değişime uğramıştır. Bu değişim, Orta Asya'dan uzaklaştıkça daha belirgin bir hâl almıştır.

13. yüzyılCengiz HanKültür+6
Caner Balaban
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Diyarbakır'da kadın

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Diyarbakır'da kadınların toplumdaki yeri ve önemini tespit etmek amacıyla bu çalışmaya gerek duyulmuştur. Bu çalışma ile 1850-1900 yılları arasında Diyarbakır'da yaşayan kadınların sosyo-ekonomik yaşantısı, hukuki alandaki etkinliği ile eğitim hayatındaki yeri ve önemini ortaya çıkararak topluma, bilime ve bu konudaki araştırmalara katkı sağlamak hedeflenmiştir. Tarihte kadının konumunun öğrenilmesi bir toplumun tarihinin anlaşılması noktasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmayı yapmamızı sağlayan önemli faktör, toplumun tarihinin anlaşılmasına bir nebze de olsa katkıda bulunabilmektir. Çalışma, ikinci el kaynaklar ışığında Diyarbakır'daki kadınlarla ilgili arşiv belgelerinden yararlanılarak tespitler yapılması açısından özgündür. Diyarbakır tarihinin yanı sıra ele alınan dönemde Diyarbakır'da kadının ailede, hukuki alanda, sosyo-ekonomik hayat ve eğitim hayatındaki yeri ve önemi hakkında bilgiler içermesi açısından önemlidir. Neticede, sanılanın aksine özellikle taşrada varlığını sürdüren köylü kadınların gündelik işlerin bir parçası olarak hem ekonominin hem de Osmanlı Devleti içerisindeki kültürel ve sosyal hayatın önemli bir parçası oldukları görülmüştür.

19. yüzyılDiyarbakırKadınlar+5
Hüseyin Özlü
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

417/1 numaralı Siirt şer'iyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi

Şer'iyye sicilleri Osmanlı hukuk sistemi içerisinde oldukça önemli bir yer edinir. Nitekim şer'iyye sicilleri, kayda geçirildikleri bölgelerin sosyal, ekonomik, kültürel, askeri ve idari yönlerini anlamamız açısından önem teşkil etmekle birlikte Osmanlı Devleti'nin sahip olduğu hukuk yapısının ana hatlarını anlamamız açısından da ayrıca önemlidir. Bu yönleriyle üzerinde çalışılan şer'iyye sicilleri kayda değer bir durum yaratmaktadır. Şer'iyye sicilinin yapılan değerlendirmesi sonucu 1896 ve 1898 yılları arasında Siirt'in sosyal, kültürel, ekonomik, askeri, idari ve hukuki durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Buna bağlı olarak bölgeye ait genel tespitler yapılırken durumun izahatını kolaylaştırmak için çeşitli tablolar oluşturulmuştur. Şer'iyye sicilinde yapılan değerlendirmenin daha sağlıklı olabilmesi için hükümler içeriklerine göre çeşitli başlıklar altında toplanmış ve bunların şer'iyye sicili içerisindeki oranı ise pasta grafiğinde belirtilmiştir.

Osmanlı DönemiOsmanlı tarihiSiirt+1
Cüneyt Erdemci
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de İslamcı düşüncenin tarih algısı ve Tanzimat Dönemi eleştirisi

Tanzimat Reformu Dönemi, Osmanlı-Türk modernizmi açısından en önemli dönüm noktalarından biridir. 3 Kasım 1839'da Mustafa Reşit Paşa'nın Gülhane Parkı'nda okuduğu fermanla başlayan dönem, Osmanlı'daki sosyal hayatı derinden etkilemiştir. Bu değişim sürecinin Osmanlı geleneksel yaşam anlayışında gedikler açmaya başlaması, Genç Osmanlıların tepkisine yol açmıştır. Batılılaşmayı köklerden kopuş olarak değerlendiren bu aydınlar, geleneksel değerlerin korunması gerektiğini vurgulamışlardır. Temelleri bu dönemde atılan İslamcılığın daha belirgin hale gelmesi II. Meşrutiyet Basını ile olmuştur. Batıcı düşünceler karşısında geleneksel yapıyı koruyarak ilerlenmesi gerektiğini savunan İslamcı aydınlar; sosyal, kültürel ve siyasal alanlara yönelik önerilerini de dile getirmişlerdir. Cumhuriyet'in ilanından sonra yaşanılan derin değişim ve dönüşüm, İslamcı aydınların daha büyük reaksiyonuna yol açsa da tek parti döneminde baskılanmışlardır. Çok partili siyasal rejime geçildikten sonra özellikle Necip Fazıl'ın Büyük Doğu Dergisi, İslamcıların zihniyet dünyasının biçimlenmesinde ve tarih algılarının oluşmasında etkili olmuştur. 1980'li yıllarda askeri rejimin oluşturduğu baskı atmosferinde de yayınlanmış olan İslamcı dergiler aynı selefleri gibi, Cumhuriyet dönemi reformları ile olan mücadelelerini Tanzimat sürecinden itibaren başlattıkları Batılılaşma karşıtlığı üzerinden yapmışlardır. 1980'li yıllardan sonra İslamcı yayın organları çerçevesinde görüşlerini ortaya koyan Türkiye İslamcılığının tarih algısı da, aslında bir kimlik inşasının yanında, güncel problemlerin çözülmesi ve özellikle Osmanlı'daki batılılaşma serüveninden günümüze deneyimlenmiş olan yargı ve bilgiler üzerinden şekillenmiştir. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile cumhuriyet dönemi İslamcı hareketin batılılaşma sorununa yaklaşımını irdeleyeceğiz.

BatıcılıkSiyasi tarihTanzimat Dönemi+4
Uğur Sav
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yassıada mahkemelerinde yargılanan Diyarbakır milletvekilleri

Daha Diyarbakır şehri ilkçağlardan günümüze kadar tarihi ve kadim bir şehir olma özelliğini her daim muhafaza etmiştir. Tarihin birçok kültürüne ve medeniyetine ev sahipliği yapan bu şehir, günümüze kadar varlığını koruyabilmiştir. Tarihi zenginliklere sahip Diyarbakır, bu yönüyle birçok araştırmaya konu olmuştur. Bu araştırmada Yassıada'da yargılanan Diyarbakır Milletvekilleri incelenmiştir. Tez çalışmasındaki amaç XI. Dönem Diyarbakır Milletvekilliği görevini icra eden 9 siyasetçinin Ülke ve Diyarbakır özelinde ele aldıkları siyasal, sosyal ve ekonomik faaliyetleri, yasama çalışmaları ve tutuklu bulundukları Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanınca yargılanmalarını inceleyip değerlendirmektir. CHP içinden çıkan farklı seslerin oluşturduğu muhalif grup, Demokrat Partiyi kurarak 1950 seçimlerinde, aralıksız 27 yıl süren, CHP yönetimine son verip iktidara oturmuştur, 1954 ve 1957 seçimlerini de zaferle kazanıp iktidar koltuğunu korumuştur. Ancak on yıllık siyasi varlıkları 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle son bulmuştur. Demokratlar Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanı tarafından Ada mahkemesinde yargılanıp hapis cezasına çarptırılmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti'nin yakın siyasi tarihinde CHP-ordu-basın üçlüsü etkili bir rol oynamıştır. Özellikle ülkedeki darbe gibi teşebbüslerde TSK başrolü üstlenmiştir. Ülkenin bir buhran ve kargaşanın içinde olduğunu düşünen Türk ordusu, kendince aksaklıkları gidermek adına iktidara müdahale etmekten geri durmamıştır. Bu doğrultuda Cumhuriyet tarihindeki ilk müdahalesini 27 Mayıs ihtilaliyle gerçekleştirmiştir. Darbenin akabinde muhalefet ve basın, Demokratları karalama siyaseti güderken 1960 Darbesini gerçekleştirenler kahraman olarak anılmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, TBMM, Diyarbakır Milletvekilleri, Ordu, 27 Mayıs, Yassıada

27 Mayıs 1960 ihtilaliAskeri müdahaleDemokrat Parti+6
Velat Hüseyinoğlu
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Demokrat Siirt gazetesine göre Siirt (1953-1961)

Yerel gazeteler bir vilayette yaşanan önemli olayları konu alması nedeniyle o vilayet hakkında geniş çaplı bilgiye erişme imkanlarından birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda vilayet gazeteleri şehirlerin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısıyla ilgili önemli veri kaynakları olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Siirt'in ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını Demokrat Siirt Gazetesi ışığında tespit etmektir. Çalışma 1953-1961 yılları arasını kapsamaktadır. Demokrat Siirt gazetesine ilişkin arşiv verileri Beyazıt Devlet Kütüphanesinden elde edilmiştir. Elde edilen verililer doküman analizi tekniğiyle incelenmiştir. Belirlenen amacına uygun olarak yürütülen çalışmada 1953-1961 yılları arasında Siirt'in yol, su ve elektrik problemlerinin ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Bu dönemde yapılan çalışmalar ve yatırımlar neticesinde çözüme kavuşturulan bu sorunlarla ilgili gelişmeler Demokrat Siirt gazetesi çerçevesinde ele alınmıştır.

Demokrat Siirt gazetesiEkonomik hayatEkonomik yapı+6
Melek Uyrun
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selçuklularda düğün gelenekleri

Tarihin başlangıcından bugüne, toplumu oluşturan en küçük kurum kabul edilen "aile" müessesesine bir kutsiyet atfedilmektedir. Aileye yüklenen kutsi misyon, bu müessesenin oluşturulması sırasında bir takım usullerin, kutlamaların, merasimlerin ve ritüellerin uygulanmasını sağlamaktadır. "Düğün gelenekleri" şeklinde ifade edilen bu uygulamalar, bütün toplumlar tarafından büyük bir titizlik ve ihtimamla yerine getirilmektedir. Büyük Selçuklularda hanedan üyelerinin yapmış olduğu evliliklerde ve Türkiye Selçuklularında hem hanedan hem de toplumda gerçekleşmiş evliliklerde aracı, nişan, nikâh, çeyiz, saçı, gelin alayı, düğün, yüz görümlüğü, gerdek adı altında, her biri ayrı özen ve titizlikle uygulanan düğün gelenekleri, eski Türk düğün geleneklerinin devamı niteliğinde görülmektedir. Sıralanan bu geleneklerle birlikte, İslamiyet'in benimsenmesinin akabinde İslam hukukunda yer alan "mehir" usulü de Selçuklular tarafından büyük bir hassasiyetle uygulanmaktadır. Değişen dini inançla birlikte, zaman içinde değişen coğrafyaya ve yaşam biçimine rağmen bu usullerin, Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları düğün gelenekleri içinde yerini koruyabilmesi ve hatta günümüze kadar ulaşmış olması, Türk toplumunun geleneklerine olan bağlılığına işaret etmektedir.

Anadolu SelçuklularıDüğünEvlilik+6
Serap Eroğlu
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çıldır Eyâleti Mamervan Sancağı 2770 numaralı Nüfus Defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı dönemi araştırmalarının en önemli kaynakları hiç şüphesiz Devlet Arşivleri Başkanlığına bağlı Osmanlı Arşivleri'nde bulunmaktadır. Arşivde bulunan Nüfus Defterleri başta şehir tarihi olmak üzere birçok araştırma sahası için önemli veriler barındırmaktadır. Yeniçeri Ocağı 1826 yılında kaldırıldı. Daha sonra yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusu kurulmuştur. Kurulan ordunun asker ihtiyacını karşılamak amacıyla ülke genelindeki askerliğe elverişli erkek nüfusun potansiyelini belirlemek için 1831 yılında ülke genelinde nüfus sayımına başlanmıştır. Her ne kadar nüfus sayımına 1831 yılında başlanmışsa da çalışmamıza konu olan Mamervan Sancağı'nın bağlı olduğu Çıldır Eyaleti'nde nüfus sayımı ancak 1835 yılında tamamlanabilmiştir. Bu gecikmenin en büyük sebebi de ulaşım ve sayımı yapacak yetişmiş personel eksikliğidir. 2770 numaralı Çıldır Eyaleti Mamervan Sancağı Nüfus Defteri olan bu çalışmamızda, nüfus defterinden elde ettiğimiz bilgilerden hareket ederek karyelerin sayısı, her karyede yaşayan kişilerin isimleri, fiziksel özellikleri, mesleki bilgileri, kullandıkları ünvanların değerlendirmeleri yapılmıştır. Tez çalışmamız giriş bölümünden başlamış olup birinci bölüm, ikinci bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın metodu ve çerçevesi üzerinde durulmuştur. Bu tezimiz birinci bölümde defterde yer alan nüfus kayıtları birçok yönden değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu bölümde Çıldır Eyaletinin Mamervan Sancağı köylerinin nüfus verileri deftere bağlı kalınarak ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise ilgili defterin transkripsiyonu yapılmıştır. Sonuç kısmında ise defterden elde edilen veriler ışığında genel bir değerlendirme yapılmıştır.

19. yüzyılErzurum-Tortum-NarmanKars-Ardahan-Çıldır+5
Selman Sevinç
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yassıada Mahkemesi: Anayasa ihlal davasında yargılanan dört kişi

Türkiye, 1950 yılında 27 yıl aradan sonra farklı bir parti tarafından yönetilmeye başlandı. Artık Demokrat Parti 27 Mayıs 1960 yılına kadar ülkenin idaresinde yegâne güçtü. İktidarın el değiştirmesiyle ülkenin üzerindeki tek parti havası giderilmeye çalışıldı. Muhalefet, iktidarı kaybetmenin etkisindeyken iktidar daha da güçlenmenin peşindeydi. Demokrat Parti iktidarının her çeşit siyasi tasarrufları muhalefet tarafından şiddetle eleştirildi. Menderes'in kabul ettiği bazı kanunlar Anayasaya aykırı kabul edildi. Hem muhalefet hem basın DP hükümetini şiddetle eleştirdiler. DP tarafından çıkarılan kanunlar ve Menderes'in tutumu orduyu da rahatsız etmişti. Böylece askeri bir cunta iktidarı düşürmek ve ülkeye demokrasi getirmek amacıyla harekete geçtiler. Menderes bir darbe ile yerinden indirildi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'le birlikte DP'li bütün arkadaşları tutuklanarak Yassıada Mahkemelerinde yargılandılar. Yaklaşık bir yıl süren mahkemelerde koca bir devrin muhasebesi yapıldı. En ince ayrıntısına kadar hazırlanan iddianamelerle, çok sayıda şahidin dinlenerek sanıkların çapraz sorgulamasıyla gergin geçen duruşmalar neticesinde Mahkeme 15 kişiye idam cezası verdi. Fakat neticede 3 kişinin cezası MBK tarafından kesinleştirilerek infazı gerçekleştirildi.

AnayasaAnayasa yargısıAskeri müdahale+6
Tuba Nur Yıldız
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Salnâmelere göre II. Abdülhamid döneminde Yanya vilâyetinde eğitim (1876-1909)

Çalışmanın Birinci Bölümünde, yeniden yapılanma denilen Tanzimat Dönemi ve II. Abdülhamid Dönemi eğitiminin Osmanlı Devleti'ne tesiri ele alınmıştır. Bu bölüm, devletin bünyesindeki okullar, öğretmen ve öğrenciler, ders programları, ödül-ceza sistemi, diplomalar, eğitim ve öğretimin amacı, sorunları, eğitim sisteminin yapısı, devlet aydınlarının düşünceleri ve tartışmaları, eğitimi düzenleme ve iyileştirme çalışmaları vb. konu başlıkları etrafında şekillenmiştir. Çalışmanın İkinci ve Üçüncü Bölümlerinde, Yanya Vilâyetinin tarihçesi, çok uluslu yapıya sahip olan vilâyetin bünyesinde barındırdığı Rum, Bulgar ve Ulah milletleri ve mektepleri, Arnavut Milliyetçiliği hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak Yanya Vilâyetine bağlı sancak ve kazalarda bulunan eğitim kurumları, mekteplerdeki müdürler, muallimler, muallimeler, çalışan görevliler, öğrenci sayıları hakkında elde edilen bilgiler zaman zaman karşılaştırmalı olarak yıllara göre tablolar halinde aktarılmıştır. Dördüncü Bölümde ise Yanya Vilâyetinde bulunan Maârif Meclisleri bu meclislerde görev alan memurlar, vilâyet sancaklarında bulunan maârif komisyonu başkanları ve üye sayıları ele alınmıştır. Bunun haricinde vilâyette kurulan matbaa ve kütüphaneler hakkında bilgi verilirken maârif alanında yapılan masraflara da değinilmiştir.

Abdülhamid IIEğitimOsmanlı Devleti+4
Rojda İpek
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adalet Partisi- CHP ilişkileri (1961-1962)

Cumhuriyet'in ilanıyla Türkiye, demokrasi açısından yeni bir döneme girmiştir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra değişen koşullar ile beraber çok partili hayata geçilmiş ve 1950 yılından itibaren 10 yıllık Demokrat Parti iktidarı başlamıştır. Ancak 27 Mayıs 1960 darbesi ile DP'nin iktidarı sona ermiştir. 7 Temmuz 1960'da durdurulmuş olan siyasi faaliyetler, 6 Ocak 1961'de Kurucu Meclisin açılmasıyla 13 Ocak 1961 tarihinde yeniden başlamıştır. 11 Şubat 1961'de Adalet Partisi başta olmak üzere birçok yeni siyasi parti kurulmuştur. Adalet Partisi, ilk teşkilatını 27 Şubat 1961'de İzmir'de kurmuş ve parti ülke çapında teşkilatlanmak üzere yurt gezileri düzenlemiştir. Bu dönemde CHP de aynı şekilde yurt içi gezileri düzenlemiş ve 24 Ağustos'ta CHP 15'inci kurultayını yapmıştır. Nitekim 15 Ekim'de genel seçimler yapılmış ve bu seçimlerden sonra yeni bir düzene geçilmiştir. Siyasi partiler arasındaki görüşmelerden sonra CHP-AP arasında Cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükümeti kurulmuştur. Bu dönemde DP'li milletvekillerinin af meselesi, AP'nin en önemli gündemi olmuştur. Nitekim af meselesi, mecliste huzursuzluklara yol açmış ve koalisyon yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Ortaklar arasında ilk görüş ayrılığı memur ve mebus maaşları konusu olmuştur. Tedbirler Kanunu ve 147 öğretim üyesinin üniversitelere dönmeleri koalisyon hükümetinin en önemli kazanımları olarak görülürken, 22 Şubat darbe girişimini yapanların affedilmesi koalisyonun sonunu getirmiş böylece AP-CHP iş birliği 1 Haziran 1962 itibariyle sona ermiştir. Anahtar Kelimeler: 27 Mayıs Darbe Girişimi, Adalet Partisi, CHP, Seçimler, Koalisyon

Adalet PartisiCumhuriyet DönemiCumhuriyet Halk Partisi+5
Adem Oliger
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sicill-i Ahvâl Defterlerine göre Osmanlı bürokrasisinde görev yapan İşkodralı devlet memurları

Osmanlı Devleti kurumlarında görev yapan ve bürokrasinin temel unsurları olan memurların vazifeleri sırasında haklarında; adları, baba adları, doğum yerleri, gördükleri eğitim, lisan, çalıştıkları kurumlar, aldıkları maaş, nakil, becâyiş, tahvil, terfi, aldıkları ödül ve ceza durumları gibi bilgilerin tutulduğu defterlere Sicill-i Ahvâl denilmektedir. 1879 yılında II. Abdülhamid dönemiyle birlikte sayıları 35.000'e yaklaşan bu memurların tertibini sağlamak ve kayıt altına almak amacıyla Sicill-i Ahvâl Komisyonu kurulmuştur. Bu komisyonca tutulan kayıtlar, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivinde bulunmakta ve 201 defterden oluşmaktadır. Bu değerli arşiv belgelerinde 1879-1909 yılları arasında uygulanan, memur ve ekonomi politikaları ile devlet mekanizmasının işleyiş tarzını aydınlatan bilgiler mevcuttur. 51.652 memur hakkında tutulan Sicill-i Ahvâl Defterlerinde İşkodra doğumlu devlet memurlarına ait 241 kayıt bulunmuş ve bunların transkripsiyonu yapılarak, bu memurların Osmanlı bürokrasinde bulundukları yer, eğitim, ekonomik durumları ile sosyal statüleri hakkındaki bilgiler bu belgelere dayanılarak aydınlatılmaya çalışılmıştır.

Arnavutluk-İşkodraBürokrasiDefterler+5
Ahmet Murat Atabay
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Demokrat Parti döneminde Siirt milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri

Türkiye Cumhuriyetinin moderenleşme ve demokratikleşme sürecinin en hassas dönemlerinden biri olan Demokrat Parti safhasının Türkiye siyasi hayatında mühim bir rol oynadığı aşikardır. Bu süreçte siyasi, iktisadi ve sosyal bağlamda merkez-taşra ilişkilerinin sağlam temeller üzerine tesis edildiği, halk iradesinin mecliste temsil gücünün arttığı ve çağdaş devletlerin müreffeh seviyelerine ulaşılması noktasında pek çok önemli adımın atıldığı bilinmektedir. Bununla birlikte Türkiye siyasi hayatının en sancılı ve buhranlı hadiselerinin yaşandığı süreç olarak da izah edilmektedir. Bu kritik süreçte merkez kadar taşrada temsil hakkını kazanan milletvekillerinin Türkiye siyasetinde oynadıkları roller dikkate şayandır. Vekilliğin yanı sıra bakanlık görevlerini de icra eden DP milletvekillerinin azmi ve gayreti yadsınamaz. Bu düşünceden hareketle çalışmada; Anadolu'nun kadim şehirlerinden olan Siirt'in DP döneminde seçilen milletvekillerinin siyasi faaliyetleri üzerine odaklanılmıştır. İncelenen dönem kapsamında gerçekleşen seçimlerin Siirt'teki yansımaları irdelenmiş, seçilen milletvekillerinin dönemin ülke sorunlarına karşı olan tutumları incelenmiş ve bilhassa Siirt'in sosyal, iktisadi, bayındırlık ve eğitim ihtiyaçlarına yönelik ortaya koydukları politik tavırlar analiz edilmiştir. Araştırmada tarih biliminin gerektirdiği ilmi usuller çerçevesinde literatür ve arşiv kaynakları kullanılmıştır. Bunlardan elde edilen bulgular araştırmanın hedefleri doğrultusunda işlenmiştir. Çalışma, yakın dönem Siirt siyasi tarihine katkı sunması açısından ve konuyla alakalı araştırmalara referans olması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Siirt Milletvekilleri, Siirt.

Demokrat Parti
Enis Yolbaş
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

YÖN Dergisi ve eğitime bakış açısı (köy enstitüleri)

1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlük ortamından yararlanan Yön dergisi 20 Aralık 1961 tarihinden 30 Haziran 1967 tarihine kadar yayım hayatını sürdürmüştür. Yön dergisi toplamda 222 sayı halinde yayımlanmıştır. Yön dergisin de işlenen konular, Türkiye'nin siyasi gündemine ışık tutmuştur. 27 Mayıs askerî darbesinden etkilenen derginin yazılarında eski döneme dönmemek için yapılması gerekenler yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. Yön dergisinde başta siyaset ve eğitim olmak üzere birçok alanda farklı konular işlenmiştir. Yön dergisinde işlenen eğitim konusunun özelinde Köy Enstitüleri yer almıştır. Yön'ün 17. sayısı Köy Enstitülerine ayrılmıştır. Köy Enstitüleri kendinden önce uygulanan köye yönelik eğitim sisteminin devamı niteliğindeydi. Büyük emek ve gayretlerle 17 Nisan 1940 tarihinde Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla kurulan Köy Enstitülerinin kuruluş amacı köye yönelik öğretmen yetiştirmekti. Köy Enstitülerinin çekirdek noktası "iş üzerinde eğitim" üzerine kurulmuştur. İşin olduğu her yerde eğitim de vardır. Çalışıp üretmek öğrencilerin eğitim hayatının en önemli basamağını oluşturmuştur. Enstitülerin eğitime devam ettiği yıllar içerisinde köye yönelik eğitim programı başarıyla yürütülmüştür. Enstitülerde yetişip öğretmen olanlar, köylerinin dışına ilk kez çıkan köy çocukları, modern tarım ve hayvancılığı öğrenen köy halkı enstitülerin önemli kazanımlarındandır. Mehmet Başaran, Talip Apaydın ve Fakir Baykurt Köy Enstitülerinde yetişen önemli yazarlardandır. Enstitülerin kitap ve bilgiye verdiği önem sayesinde yetişen yazarlar da köy edebiyatını güçlendirmiştir. Türkiye'yi bir amaca sevk etmek isteyen Yön dergisi, eğitimde Köy Enstitülerinin tekrardan açılması taraftarıdır. Amaçlarını gerçekleştirmek isteyen aydınlar, Yön'de Köy Enstitüleriyle ilgili çeşitli yazılar yayımlamışlardır. Kapatılan Köy Enstitülerinin tekrardan açılmasını ne kadar istemişlerse de kapatılan Köy Enstitüleri bir daha açılmamıştır.

Ergül Ceyhan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çıldır eyaleti Tavusker sancağı 2776 numaralı nüfus defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı tarihi üzerine yapılacak araştırmalara arşiv malzemeleri sunan kurumların başında Devlet Arşivleri'ne bağlı Osmanlı Arşivleri gelmektedir. Osmanlı arşivlerindeki milyonlarca belgeden birisi de nüfus defterleridir. 1826 yılında Yeniçeri Ocağının kaldırılmasıyla birlikte yeni bir ordu kurmak amacıyla ülke genelindeki askerliğe elverişli nüfusu belirlemek maksadıyla nüfus sayımı yapılması kararı alınmıştır. Bu sayımın bir diğer amacı da vergi vermeye muktedir nüfusu belirlemektir. Bu çerçevede ülke genelinde 1831 yılında başlanılan nüfus sayımı bazı yerlerde daha geç dönemlerde tamamlanabilmiştir. Çalışmaya konu olan Tavusker Sancağı'nı da içine alan Çıldır Eyaletindeki sayımlar 1835 yılında tamamlanabilmiştir. Çalışmanın ana kaynağı olan 2776 numaralı Çıldır Eyaleti Tavusker Sancağı Nüfus Defterinden elde edilen bilgilerden hareketle karyelerin sayısı, karyelerde yaşayan kişilerin isimleri, fiziksel özellikleri, mesleki bilgileri, kullandıkları unvanların değerlendirmeleri yapılmıştır. Çalışma; giriş bölümünden başlamış olup birinci bölüm, ikinci bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın metodu ve çerçevesi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde defterde yer alan nüfus kayıtları birçok yönden değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu bölümde Çıldır Eyaletinin Tavusker Sancağı köylerinin nüfus verileri deftere bağlı kalınarak ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise ilgili defterin transkripsiyonu yapılmıştır. Sonuç kısmında ise defterden elde edilen veriler ışığında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler:Tavusker, Erzurum Eyaleti, Çıldır Eyaleti, Nüfus Defteri, 19. Yüzyıl.

Serdar Şipal
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1908 Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Arap coğrafyasından seçilen mebuslar ve faaliyetleri

19. yüzyılın hemen başında 1808 yılında kabul edilen Sened-i İttifak, 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ve 1856'da ilan edilen Islahat Fermanı; Osmanlı Devleti'nin anayasal rejime geçişindeki önemli aşamalar olarak kabul edilir. 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi ilan edilerek yapılan seçimlerin ardından Meclis-i Mebusan'ın toplanması sağlanmıştır. Ancak içerisinde bulunulan atmosferi yumuşatması temennisiyle ilan edilen Meşrutiyet ve açılan Meclis, sadra şifa olamamış ve ülke sonuçları itibariyle faturası oldukça ağır bir savaşa sürüklenmiştir. 93 Harbi sona ererken Osmanlı Devleti'nin ilk Meşrutiyet serüveni de sona ermiştir. İttihat ve Terakki Cemiyetinin uzun soluklu ve etkin muhalefeti sonucunda II. Abdülhamid, 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyeti ikinci defa ilan etmiş ve Meclis-i Mebusan yeniden açılmıştır. Bu çalışmada 1908-1912 yılları arasında Meclis-i Mebusan'da Arap coğrafyasını temsilen görev alan mebusların hayat hikayeleri hakkında bilgiler verildikten sonra Meclis-i Mebusan Zabıt Cerideleri başta olmak üzere çeşitli kaynaklar üzerinden Meclis'teki faaliyetleri ele alınmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda günümüzde Arap coğrafyasının içerisinde yer alan Bağdat, Basra, Beyrut, Halep, Hicaz, Musul, Suriye, Trablusgarp ve Yemen vilayetleri ile Bingazi, Kudüs ve Medine bağımsız sancaklarından seçilen mebusların hayatları, siyasî faaliyetleri ile Meclis gündemine gelen konular hakkındaki fikir ve görüşleri bu çalışmada etraflı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır.

Serkan Amcalar
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Murâbıtlar döneminde Fas ve Endülüs'te sosyal hayat (1055-1147)

Bu çalışma, Murâbıtlar Devleti'nin (1055–1147) hüküm sürdüğü dönemde Fas ve Endülüs'teki toplumsal yaşamı ele almaktadır. Siyasi birliğin sağlanmasıyla birlikte, etnik çeşitlilik daha görünür hâle gelmiş ; Araplar, Berberîler, Müvelledûn ve Slav kökenlilerden oluşan çok katmanlı bir toplumsal yapı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, toplum yapısında belirgin bir sınıfsal ayrışma gözlemlenmiş ; bu ayrışma, özellikle giyim tarzı, beslenme alışkanlıkları ve gündelik yaşam pratikleri üzerinden kendini göstermiştir. Devlet, toplumsal düzeni koruma amacıyla din temelli katı bir denetim mekanizması oluşturmuş olsa da, halk inançları, hurafeler ve şer'î normlara aykırı uygulamalar başta büyük şehir merkezleri olmak üzere toplumda varlığını sürdürmüştür. Bu çerçevede Murâbıt yönetimi, ulemânın rehberliğinde İslâmî değerleri kurumsallaştırmayı, örfî uygulamalar ile dinî normları bir araya getirmeyi ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi hedeflemiştir. Böylece söz konusu dönem, toplumun dinî ve ahlâkî temeller üzerine yeniden inşa edilmeye çalışıldığı kritik bir tarihsel evreyi temsil etmektedir.

Amel Dahoumane
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batı Anadolu'da Yunan propagandası ve Fener Rum Patrikanesi'nin çalışmaları (1919-1922)

Yüzyıllarca Osmanlı tebaası olarak rahat yaşayan Rumlar, kimliklerini muhafaza ederek devletin üst kademelerinde söz sahibi olmuşlardır. Avrupa Devletleri, Türk'ün Avrupa'dan ve Anadolu'dan çıkarılmasını "Doğu Sorunu" olarak nitelendirmişler ve Osmanlı Devleti'nde yaşayan unsurları kışkırtmışlardır. Rumlar bazı vaatlerle isyana teşvik edildi. Kurtuluş Savaşı yıllarında modern/bilimsel yöntemlerle Batı Anadolu'da Yunan Propagandası yapmışlardır. Megali İdea'ya göre, Batı Anadolu'nun ilhakı gerçekleştikten sonra "Doğu Roma İmparatorluğu" safhasına gelinecektir. Batı Anadolu'da Yunan Propagandasına göre Yunanistan, Batı Anadolu'da hak iddia etmiştir. Yunan tezi, Anadolu'da yaşayan Rumların, Türklerin esaretinde ezildikleri, soykırıma uğradıkları ve Rumların, bölgenin Yunanistan'a ilhakını sağlayacak oranda fazla olduğu iddialarını Patrikhane'nin tahrif edilmiş nüfus istatistiklerine dayandırmıştır. Rumlar çeşitli vesilelerle Adalardan, Yunanistan'dan ve Anadolu'dan Aydın'a getirilerek, Aydın'da Rum nüfus çoğunluğuna çalışılmıştır. Batı Anadolu'da Yunan Propagandası yapan Yunan propaganda teşkilatı basın yayın yoluyla Uluslararası kamuoyunu Türkler aleyhinde harekete geçirmiştir. Yunan propagandası Yunan işgal siyasetinde rol oynamış ve Türklerin direnme gücünün kırılmasına çalışmıştır. Yapılan propagandaların çoğu Türklerin Yunan işgal ve idaresinden memnun olduklarına ve Türk kuvvetlerinin zayıflığına dairdir. Rumlar Patrikhane'den Yunan pasaportu, teçhizat verilerek sevk ediliyorlardı. Yunan Kızılhaç'ı, Rumlara ilaç yardımı maskesi altında silah ve cephane gönderiyordu. Silahlandırılan Rum çeteleri, anarşi ile bölgede yaşayan Türklerin yerlerini terk etmelerine çalışmışlardır. Türklerden boşalan yerlere Rumlar iskân edilmeye çalışılmıştır. Can emniyetleri olmayan ve maddi sıkıntılar içinde bulunan Türklerin gayrimenkulleri, Rumlarca satın alınarak gayrimenkul dağılımının Rumlar lehinde olmasına çalışılmıştır. Yunanların zulümleri Avrupa'da duyulmuştu. Paris Konferansı'nca görevlendirilen Beynelmilel Tahkik Heyeti (BMTH), hazırladığı raporda, Yunanları suçlu buluyordu. Yunanistan, Türk Millî Hareketi karşısında tutunamayarak arkasında unutulmayacak acılar bırakarak çekilmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu, Yunan Propagandası, Yunan Zulmü, Patrikhane, Megali Idea.

Selim Arpacı
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı idaresinde Bağdat Kalesi (1700-1800)

Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki stratejik kalelerinden biri olan Bağdat Kalesi'nin XVIII. yüzyıldaki askerî, idarî ve lojistik yapısını incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, kalenin fiziki tahkimatı, yönetim ve askerî organizasyonu, iaşe ve mühimmat temini ile Osmanlı-İran (Safevî) mücadelesinde üstlendiği rolü bütüncül bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Bu bağlamda kale ile çevresindeki Bağdat şehrinin sosyo-ekonomik yapısı da değerlendirilmiştir. Çalışmada Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ne ait mevacib, mühimmat, müfredat ve tamirat defterleri başta olmak üzere birincil kaynaklardan geniş ölçüde yararlanılmış; ayrıca kronikler, seyahatnameler ve modern literatür ile konu desteklenmiştir. Tablo, grafik ve eklerde sunulan verilerle askerî sınıfların mevcudu, maaşları, iaşe kalemleri ve mühimmat dökümleri ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, Bağdat Kalesi'nde yeniçeriler, cebeciler, topçular, gönüllüyan ve diğer birliklerin düzenli bir teşkilat yapısı içinde görev yaptığını; kale iaşesinin Diyarbakır, Birecik ve Rıdvaniye hattı üzerinden sağlandığını; top, havan ve şâhî gibi ateşli silahların düzenli şekilde tedarik edildiğini göstermektedir. Ayrıca Nadir Şah'ın 1733 ve 1743 yıllarında gerçekleştirdiği kuşatmalarda kalenin savunma fonksiyonunun Osmanlı-İran (Safevî) rekabetinde belirleyici bir unsur olduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, XVIII. yüzyılda Bağdat Kalesi yalnızca askerî bir üs değil, aynı zamanda Osmanlı'nın doğu siyasetinde otoriteyi temsil eden bir idarî ve lojistik merkez konumundadır. Bu yönüyle çalışma hem Osmanlı askerî tarihi hem de sınır bölgeleri araştırmaları açısından literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmakta ve Osmanlı-Safevî ilişkilerinin anlaşılmasına özgün katkılar sunmaktadır.

Irak-BağdatOsmanlı arşiviİç kale
Arkan Najı Mızrab
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modernleşme döneminde (Konya) Beyşehir'de eğitim kurumları (1876-1930)

Bu araştırma, Beyşehir Kazası'nda 1876-1930 yılları arasında yürütülen modern eğitim-öğretim faaliyetlerini incelemektedir. Araştırmanın amacı, kaza merkezi ve köylerde açılan ilk ve orta dereceli okulları belirlemek, bu okullardaki öğrenci ve öğretmen sayılarını tespit etmek ve ders programlarını ortaya koymaktır. Beyşehir'deki eğitim-öğretim faaliyetlerine ilişkin bilgiler, arşiv belgeleri taranarak elde edilmiştir. Tarihsel süreçte sosyal, ekonomik, dinî ve eğitim alanlarında önem verilen bir yerleşim yeri olan Beyşehir, incelenen dönemde de bu özelliğini korumuştur. Araştırma bulgularına göre, kazada çok sayıda sıbyân mektebi bulunmaktaydı. Modernleşme sürecinde ise dönemin karakteristik kurumları olan ibtidâî ve rüştiyeler açılmış; mevcut sıbyân mekteplerinin bir kısmı ibtidâîlere dönüştürülmüştür. Sonuç olarak, çalışma Osmanlı Devleti'nde eğitimin modernleşme sürecini taşra şartları çerçevesinde Beyşehir Kazası özelinde değerlendirmektedir. Cumhuriyet'in ilanından sonra ise Osmanlı'dan devralınan mektepler aracılığıyla kazadaki eğitim-öğretim faaliyetleri Cumhuriyet döneminde devam etmiştir.

Güller Eldemir
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Lale Devri'nde Anadolu halkı: Sorunlar, şikâyetler ve çözümler

Osmanlı tarihi çalışmalarında 1718 tarihinde Pasarofça Antlaşması ile başlayan ve 1730'da Patrona Halil isyanıyla son bulan döneme Lale Devri ismi verilmiştir. Şüphesiz bu dönemde, Avrupa ile münasebetlerin geliştirilmesi veyahut Avrupa'yı tanıma/anlama hususunda elçilerin tayini, ilk matbaanın kurulması, sınırlı da olsa askerî alanda yenileşme, ilim, fikir, sanat ve mimarî alanda bir takım gelişmeler yaşandı. Ancak bu gelişmeler devletin taşra toplumuna yansımadı. Üstelik imparatorluk batıdaki kayıpları telafi etmek için 1723 yılında doğuda İran ile savaşa girdi. Ancak bu, savaşın maddî külfetinin halkın üstüne binmesi demekti. Bununla birlikte Osmanlı Devleti savaşın ilk yıllarında bir takım başarılar elde etmiş olsa da 1727'den itibaren savaş aleyhine döndü. İstanbul'da hükümetten rahatsız olan muhalif çevreler halkın ağır vergiler altında ezildiğini ileri sürerek hükümeti lüks ve eğlence ile meşgul olmakla suçlayıp Patrona Halil adındaki yeniçeri önderliğinde Eylül 1730 yılında başlayacak olan isyana zemin hazırladılar. İsyanın sonunda sadrazam idam edilirken Sultan III. Ahmet de tahttan feragat etmek zorunda kaldı. İmparatorluk merkezinde yaşanan bütün bu olaylar şüphesiz Anadolu'ya da yansıdı. Özellikle bu dönemde yaşanan Osmanlı-İran Savaşı Anadolu'yu doğrudan etkileyen bir faktördü. Bu çalışma, Lale Devri'nde Anadolu'da toplumun sorunlarını, sorunların doğurduğu şikâyetleri ve devletin bu şikâyetler için ürettiği çözüm politikalarını incelemektedir. Böylece devlet-toplum ilişkisi üzerinden merkez-taşra ilişkisi ve toplumun kendi yapısı içerisinde yönetici (adlî-idarî) ile halk ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır.

AnadoluLale Devri
Muhammet Bedreddin Şimşek
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir antik kent okuması: Ankyra'nın Roma İmparatorluk döneminde mekansal düzenlemesi üzerine bir değerlendirme

Ankyra, M.Ö. 25 yılında Roma'nın bir eyaleti olarak yeniden organize edilmesi aşamasında belirli bir mimari program dahilinde inşa edilmeye başlanmıştır. Mevcut çok çeşitli tarihsel mirasın omuzlarında yükselen kentsel karaktere eklemlenen Roma'nın eyalet yönetim ideolojisi, Roma merkezi yönetim kentlerinde de görüldüğü gibi kamusal alanı meşruiyet yaratma alanı olarak tasarlamıştır. Toplumun onayının alınmasına aracı olan unsurlar mercek altına alındığında öne çıkan yerel seçkinler ve yönetici sınıfının aynı zamanda kent peyzajına da önemli katkılar sunduğu izlenmektedir. Roma Ankyra'sının her bir mimarlık yapısı, somutlaşmış ideolojilerin sahnelendiği bir alan haline gelmiştir. Karşılıklı etkileşim ve beslenme halinde olan bu kurgu, Ankyra kenti özelinde politik peyzaj açısından değerlendirilmiştir. Kent tasarım kurgusundaki örüntüler ve toplumsal dokuyu anlamaya çalışan bu çalışmada bu ilişkileri görünür kılmak ve sosyolojiyi bir parametre olarak kent gelişimine dahil edebilmek adına mekân dizim analizi (space syntax analysis) ile sorgulanmıştır.

Sümeyra Koçin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

1945-1960 yılları arasında İstanbul ve Ankara'da cemiyet hayatı

İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda Türkiye'deki cemiyet hayatında önemli değişikliklerin yaşandığına tanıklık edilmiştir. Savaştan önce Türkiye'de gazete ve dergiler Hollywood yıldızları ve Avrupa sosyetesinin hayatlarını anlatan yazılara yer vermekteydi. Ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gazete ve dergilerde Türk cemiyet hayatına dair haberlere de yer verilmeye başlandı. Türk cemiyet hayatına yer veren yayınlar 1950 yılından sonra yaygınlık kazandı. İncelenen kaynaklarda ise cemiyet haberlerinin İstanbul ve Ankara özelinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu yüzden çalışma İstanbul ve Ankara cemiyet hayatı üzerinde durmaktadır. Çalışma kapsamında İstanbul ve Ankara'da sosyetenin kimlerden oluştuğu ve sosyeteye nasıl dâhil olunduğu ele alınmaktadır. Buna ilave olarak sosyetenin nasıl bir yaşam tarzına sahip oldukları gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca söz konusu yaşantının özel ve kamusal alandaki yansımaları sosyetenin gerçekleştirdikleri etkinlikler üzerinden gösterilmiştir. Tezde ayrıca yüksek sosyetede moda belirleyicilerinin kimler olduğu ve modayı nasıl yönlendirdikleri de ele alınan konular arasındadır. Çalışma kapsamında son olarak Türk sosyetesinde yer alan gayrimüslim halkın 1942 yılında çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu ve 1955 yılında 6-7 Eylül Olaylarında yaşanan gelişmelerden nasıl etkilendikleri üzerinde durulmaktadır.

AnkaraGayrimüslimlerModa+2
Fatma Dokuyucu Kaymakçı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Râşî olmak ya da kul olmanın gereğini yerine getirmek: XVI. yüzyıl (1574-1595) Osmanlı dünyasında pîşkeş arzı

Osmanlı yönetici elitinin kulluklarının gereğini yerine getirmelerinin beklendiği uygulamalardan biri pîşkeş arzıydı. Pîşkeş, pîşkeşi sunan için de pîşkeşin sunulduğu kişi için de önemliydi. Zira pîşkeşi arz eden kişi bir makamda bulunuyorsa o makamda bulunmaya devam edebilmek için hediyesini sunmak zorundaydı. Bir makama atanmada ya da o makamda bulunmaya devam etmede hediye sunulması tek ölçüt olmasa da önemliydi. Pîşkeş arzı yöneticiye olan itaatin de bir simgesiydi. Dolayısıyla hediyenin arz edilmemesi itaatsizlik anlamına geliyordu. Bu sebeple pîşkeş arzı hediyenin sunulduğu kişi için otoritesinin tanınmasını ifade eder. Fakat kul olmalarının bir gereği olan pîşkeş arzı Sultan III. Murad devrinde bu hediyeleri sunanların, çağdaşları ve sonrakiler tarafından rüşvet vermeyle suçlanmalarına sebep oldu. Pîşkeşle rüşvetin arasında ince bir sınırın olduğu ve bu sınırın da III. Murad döneminde rüşvet olarak nitelendirilebilecek şekilde aşıldığı modern çalışmalarda sıklıkla dile getirilir. Bununla birlikte sınırdan detaylı bir şekilde bahsedilmemiş ya da pîşkeşlerin kayıt altında olmasından dolayı rüşvet olarak değerlendirilemeyeceği öne sürülmüştür. Sultan III. Murad döneminde arz edilen pîşkeşlerin hüviyetine dair de müstakil bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla burada Sultan III. Murad döneminde pîşkeşin tepki çekmesinin sebepleri tespit edilmeye çalışıldı. Ayrıca tespit edilebilen pîşkeş arzları aracılığıyla pîşkeşe dair eleştiriler ile pîşkeşin hüviyeti incelendi. Böylece Sultan III. Murad döneminde pîşkeşin hüviyetinde değişim olduğu söyleminin ayrıntılı bir şekilde sunulabildiği kanaatindeyiz.

16. yüzyılHediyeleşmeOsmanlı Devleti+3
Fatma Altan Yılmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken Cumhuriyet Dönemi ilk mektep hesap ders kitaplarının matematik eğitimi tarihi perspektifinden incelenmesi

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde ilköğretim matematik öğretiminin temellerini anlamak için modern eğitim ve modern eğitim araçlarının Osmanlı İmparatorluğu'na girişini, bu süreçte yönetimin eğitime bakış açısının nasıl değiştiğini ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulduğu dönem şartları ile kurucuların eğitime bakış açısını iyi analiz etmek gerekir. Elinizdeki nitel araştırmada, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilk yıllarında kullanılmış matematik ders kitaplarından Güzel Hesab, İlm-i Hesab ve Yeni Usul Resimli Hesab Dersleri, içerik ve matematik eğitimi ilkelerince analiz edilmiş, bulgularımız İlk Mektep Kitaplarını Tedkik Komisyonunun Hesab Kitapları Hakkındaki Raporu ile karşılaştırılmıştır. Elimizdeki bulgular sonucunda farklı müelliflerce yazılan ders kitaplarının öğretim metotlarının benzerlik taşıdığı, geleneksel eğitim yöntemlerinin modern yöntemlere tercih edilmeye başlandığı ancak ezberden hâlâ vaz geçilmediği, uygulamalı etkinliklerin teşvik edildiği, ders kitaplarında kullanılan görsellerin bazı konular özelinde yetersiz, matematik ilkeleri açısından başarılı olduğu, en basit konular ve örneklerin her sınıf kademesinde uzun uzadıya ele alınması, kullanım amacı açılarından ise yetersiz kaldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Matematik Eğitimi Tarihi, Erken Cumhuriyet Dönemi Matematik Eğitimi, Matematik Ders Kitapları

Ders kitaplarıErken Cumhuriyet DönemiEğitim tarihi+3
Tangün Bostancı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir ada, bir dergi ve bir ressam: İmroz, ιμβρος ve Nikos Paleopoulos

Türkiye'nin en büyük adası olan İmroz, ada olmanın getirdiği birçok olumsuz etkiye rağmen, kendisine yetebilen bir adaydı. Tarım ve hayvancılığa uygun olan bu adanın en büyük şansı tatlı suya sahip olmasıydı. Anakaraya ulaşımın çoğu ada gibi zor olduğu yıllarda, ada halkı kendisine yetmeye mecburdu. Bu sebeple yiyecek, içecek, giysi ve eşya gibi ihtiyaçlarını kendisi üretiyordu. Anakaradan izole olan ada yalnızca maddi kaynakları değil kültürel tüm aktiviteleri de kendisi yaratmak zorundaydı. Ada halkı sinema ile ilk olarak 1948 yılında tanışmıştı. Adanın merkezine ise elektrik 1950 yılında verilmeye başlanmıştı. Pilli radyolar gündelik hayattaki en önemli iletişim ve eğlence aracıydı. Müzikler, danslar, dini ritüeller, düğünler ve birçok kutlama adayı eğlenceli kılsa da bir grup entelektüel İmroz'a yeni bir hareket getirmek istiyordu. Ancak nasıl başlayacaklarını bilemediler. İkinci Dünya Savaşı'nın adaya getirdiği ekonomik ve ruhsal çöküş, aynı zamanda yeni bir başlangıca vesile oldu. Zorunlu askerlik görevlerinde birbirleri ile yakınlaşan İmrozlu ve İstanbullu Rumlar birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı buldular. İstanbullu iki entelektüel Vasileios Anagnostopoulos ve Nikos Paleopoulos savaşın bitmesiyle birlikte İmroz'a ilk seyahatlerini yaptılar. Bu seyahat onları İmroz'a bağlayacaktı. Adadaki günlük hayattan, doğadan, İmrozlulardan oldukça etkilenen ressam Nikos Paleopoulos, burada bir dergi çıkarma fikrini ortaya atan isim oldu. Adadaki entelektüellerin de bir araya gelmesiyle adanın ilk dergisi İmroz doğdu. 1955 yılına kadar yayınlanan bu dergi adanın adeta bir kayıt defteriydi. Bu çalışma adanın görece "güzel" yıllarındaki gündelik hayatına bakmayı ve İmroz Dergisi'ni okuyucuya tanıtmayı amaçlamaktadır.

DergilerGünlük yaşamPaleopoulos, Nikos+1
Zeynep Özlem Özlü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yakın dönem siyasi tarihinin karikatür üzerinden analizi: Karagöz 1922-1939

Basın ve iktidar (egemen güç) arasındaki ilişki karşılıklı bir ilişkidir ve birbirini besleyen bir niteliğe sahiptir. İktidar kendi hegemonik gücünü basın yoluyla pekiştirirken basın da varlığını muhafaza etmek için iktidarın gücünden beslenmektedir. Başka bir ifadeyle basın iktidarın söylemini dile getiren ve yeniden inşa eden bir işleve sahiptir. Bir basın aracı olan gazeteler ve gazetelerdeki karikatürler de bu amaca hizmet etmektedir. Muhalif basının varlığı söz konusu olsa da bu durum, genel itibarıyla kaçınılmazdır. II. Meşrutiyet'in ilanının akabinde yayın hayatına başlayan uzun soluklu siyasi, mizahi bir halk gazetesi olan Karagöz, bir basın aracı olarak bünyesinde barındırdığı ve arşivlerde tamamıyla muhafaza edilmiş tüm yazılı ve görsel verisiyle yakın dönem Türkiye siyasi tarihi için kayda değer bir tanıklığa sahiptir. Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin 1922-1939 yılları arasında yaşamış olduğu siyasi gelişmeleri, değişim ve dönüşümü Karagöz gazetesi karikatürleri, karikatürlerin söylemi üzerinden konjonktürel olarak güç/iktidar ilişkisi çerçevesinde (egemen ya da muhalif) çarpıcı örneklerle sunmayı ve o dönemin panoramasını bugünün okuyucusunun gözleri önüne sermeyi amaçlamaktadır. Karagöz'ün gelişim serüvenini anlayabilmek adına mizahın ve karikatürün kuramsal çerçevesi ve tarihsel gelişiminin serüveni anlatılmakta, akabinde gazetenin Türk mizah ve karikatürü içindeki yeri değerlendirilmektedir. Süreli yayınlar ve yayınlandıkları dönemle ilişkisini değerlendirmek ve ilgili literatüre katkı sağlamak üzere gazetenin teknik özellikleri, baskı sayısı, okuyucu profili, ebatları, neşredildiği günler, abonelik şartları, yazarçizer kadrosu, karikatürlerde işlenen konu başlıkları gibi teknik detaylara değinilmektedir. Sonuç olarak Türkiye siyasi tarihinin 1922-1939 yıllarının iç ve dış meselelerine ait konular ve o konular üzerine yaşanan tartışmalar genel hatlarıyla okuyucuya sunulmaktadır. Bu bilgiler ışığında Karagöz karikatürleri ve alt yazıları, söylem ve göstergebilimsel yöntemle analiz edilmektedir.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiKaragöz gazetesi+7
Ayşe Bedir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Kültürü Dergisinde milli kimlik: Sosyal ağ analizi ve içerik analizine dayalı bir inceleme

Bu çalışma, Türk Kültürü dergisinin 1962-1980 döneminde yapılan yayınlarında, milli kimlik temasını yansıtan yazıların incelenmesini kapsamaktadır. Tezin amacı, "milli kimlik" kavramı perpsektifinde Türk Kültürü dergisinde yapılan yayınları inceleyerek, derginin yayın politikası ve yayın karakterini/kimliğini ortaya koymaktır. Çalışmada esas olarak, söz konusu derginin, belirlenen dönem ve konu evreninde yayınlanan 200'ün üzerinde makale, ayrıntılı bir tarama yöntemiyle seçilerek araştırma örneklemi haline getirilmiştir. Veriler ve yöntem bakımından araştırmada, yeni nesil bir metod olan sosyal ağ ve muhteva analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu metoda dayanarak, derginin belirlenen dönem kapsamında niceliksel olarak yazar ve kavram analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda ortaya çıkan tabloya göre, milli kimlik perspektifinde Türk Kültürü dergisinin sık kullandığı kavram haritası göz önüne alınarak, başta belirlenen dergi materyalinin ayrıntılı incelemesinin, hangi konular ekseninde bir değerlendirmeye tâbi tutulacağı belirlenmiştir. Dergide, milli kimlik perspektifini yansıtan yazılarıyla öne çıkan yazarların makaleleri incelenmiş ve bu doğrultuda derginin yayın karakteri ve politikası tahlil edilmiştir. Bu bakımdan araştırma, yeni bir yöntem olan ağ analizi metodu ve klasik tasnif ve değerlendirme yönteminin kombinasyonu interdisipliner bir çalışma ile Türk Kültürü dergisinin yayın kimliğini ortaya koymaya odaklanmıştır. Muhteva analizinde ortaya çıkan kavramlardan hareketle, milli kimlik perspektifinde öne çıkan kavram ve konular temelde üç ana başlık altında değerlendirilmiştir: Milli Kimliğin Toplumsal Tabanı, Milli Kimliğin Mimarı ve İnşaa Araçları, Milli Kimliğin Asli Unsuru: Milli Dil. Bu doğrultuda yazılan makalelerden örnek pasajlar verilerek ilgili konuya yönelik derginin yaklaşımı genel bir çerçevede değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, daha uzun bir dönemi kapsayan bir araştırma ile genişletilmesi gerektiği düşünülen şu temel bulgu elde edilmiştir: Türk Kültürü dergisi yazılarında milliyetçiliğin hâkim olduğu bir kimlik imgesi görülmektedir. Dil, tarih ve kültür bağlarından oluşan milliyetçilik, derginin kimlik algısının en dikkat çeken yanıdır. Yazılar genel olarak dil, kültür ve bu ikisiyle ilişkili bir tarihi arka planı konu almaktadır. Anahtar Sözcükler: TKAE, Türk Kültürü Dergisi, Milli Kimlik, Sosyal Ağ ve Muhteva Analizi, Kaynakça Info, Milli Dil, Basın

AnalizAtıf dizinleriMilli kimlik+7
Ahmet Feyzi Gül
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı bürokrasi geleneğinde "Kazâyâ" usulü- II. Bâyezid dönemine ait Kaziyye Defterleri

Bu tezde Osmanlı Devleti'nin bürokrasi geleneklerinin henüz gelişim safhasında olduğu bir dönemde "kazâyâ" usulünün mahiyeti incelenmiştir. İlk kez bir araştırmaya konu olan bu mesele ele alınırken doğrudan birinci elden kaynaklara referans verilmiştir. Bu amaçla yüksek mahkeme niteliği de taşıyan Divân-ı Hümâyûn'a sunulmak üzere bir nevî rapor şeklinde tutulan kazıyye defterleri çalışmanın ana kaynağını oluşturmuştur. Bugüne ulaşan en erken tarihli örnekleri II. Bâyezid (1481-1512) dönemine kadar inen bu defterlerin ışığında, bir taraftan merkezî bürokrasinin taşradaki temsilcileri olan kadıların müfettiş vasfıyla taşra ile merkez irtibatının sağlanmasında oynadığı kilit rolün önemi ortaya konulurken; diğer taraftan da devlet mekanizmasının hukukî, idarî, sosyal ve ekonomik olaylara yaklaşım biçimi değerlendirilmiştir. Merkez tarafından görevlendirilen müfettiş kadıların kendi meslektaşlarını ve ehl-i örf sınıfına mensup görevlileri teftişini içeren kayıtların tahlili çalışmanın bel kemiğini oluşturmuştur. Bu kayıtlar incelenirken gerek kadıların gerekse diğer resmî görevlilerin teftişe konu olan yolsuzluklarına ve suistimallerine de dikkat çekilmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin merkezden uzak mahallerdeki her türlü problemden haberdar olmak için şikâyet mekanizmasını etkin bir şekilde kullandığı, ardından teftiş mekanizmasını harekete geçirerek şikâyet içerikli bilgilerin öncelikle doğruluğunu araştırdığı ve nihayetinde meselelerin çözümüne yönelik girişimlerde bulunduğu saptanmış ve bu konuda devlet mekanizması içerisindeki idarî işleyişin sistematiği anlaşılmaya çalışılmıştır.

Bayezid IIBürokrasiDefterler+5
Fatma Erdim
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî ışığında İbrahim Gülşenî'ye bağlı bir Akkoyunlu kazaskeri: Kadı İsa Savecî

Bu çalışma Sultan Yakub dönemi (1478-1490) Akkoyunlu Sarayı'nda kazasker olarak görev yapan Kadı İsa Savecî'nin ( ö. 1491) bir portresini ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu, Kadı İsa hakkında oldukça sınırlı bilgiler içeren dönemin kronikleri ve tezkireleri ile Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî'nin karşılaştırmalı olarak okunması ile mümkün hale gelmiştir. İbrahim Gülşenî Uzun Hasan döneminde geldiği Tebriz'de onun itimadını kazanarak Akkoyunlu Sarayı'nda himaye görmeye başlamış, artan itibarı sonucunda bir takım resmî görevler üstlenmiş ve Halvetî şeyhi Dede Ömer Ruşenî ile tanıştıktan sonra onun müridi ve gözde halifesi olmuştur. Kadı İsa ise Akkoyunlu Sarayı ile ilişkileri güçlü olan Savecî ailesine mensup ilim ehli bir şahsiyet olarak Sultan Yakub'un şehzadeliği döneminde onun hocası olmuş, Yakub'un tahta geçmesi ile birlikte ömrünün sonuna kadar devam ettireceği kazaskerlik görevini üstlenmiş, saraydaki konumu ve saygınlığı gün geçtikçe artmıştır. Kadı İsa'nın Gülşenî'ye olan bağlılığı kazasker olmasında Gülşenî'nin etkisini öğrendiği zaman başlamıştır. Gülşenî'nin Kadı İsa ile ilişkisinin temelinde ise mürşidi Ruşenî'nin Kadı İsa'yı kendisine emanet etmesi yatmaktadır. Ruşenî saray ve çevresinde etkili olan Ehl-i sünnet karşıtı fikirlerden oldukça rahatsızdır ve Sultan Yakub ve devlet erkanının Ehl-i sünnet çizgisinde tutulmasını istemektedir. Bunun için öncelikle Kadı İsa'nın Halvetîyye tarikatına mensubiyeti sağlanmalıdır. Menâkıb'a göre Gülşenî'nin Akkoyunlu Sarayı'ndaki misyonunun Ruşenî'nin ona yüklediği Kadı İsa'yı tarikat içinde tutarak Ehl-i sünnet inancı üzere bulunmasını sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Yine Menâkıb'da nakledilen hikayelerden Şiî-Safevî siyasî oluşumunun güç kazandığı bu dönemde Ehl-i sünnet çizgisi dışındaki fikirlerin karşı kampa itilme sürecinin belirgin hale geldiği, Ruşenî ve dolayısıyla Gülşenî'nin bu sürece katkı sağladıkları sonucunu çıkarmak mümkündür. Diğer taraftan dönemin kaynaklarının aksine Menâkıb'daki bilgiler Kadı İsa'nın Akkoyunlu Sarayı'ndaki diğer güç odakları ile rekabet halinde bulunduğunu, Sultan Yakub döneminin son yıllarında elde ettiği yetki gücüne kazaskerlik süresi boyunca sahip olmadığını göstermektedir. Kadı İsa Sultan Yakub'un son yıllarında elde ettiği mutlak yetkiyi kullanarak Akkoyunlu Devleti'nin toprak düzeni ile ilgili bir reform girişiminde bulunmuştur. İçlerinde Gülşenî'nin de bulunduğu saray içi ve dışından muhalif seslerlerin yükselmesine sebep olan bu girişim Kadı İsa'nın sonunu getirmiştir. Kadı İsa Sultan Yakub'un ölümünden bir ay sonra Ocak 1491'de saraydaki en güçlü rakibi Sufî Halil tarafından asılarak idam edilmiştir.

AkkoyunlularKadıKadı İsa Saveci+6
Sibel Çavuşoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abdüllatîf Karamani'nin Adâb-ı Menâzil'ine göre menzil kavramının değerlendirilmesi

16. yüzyılda Abdüllatîf Karamânî'nin aile ve ev hayatına dair fikirleri bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Bir âdâb kitabının sohbet ortamında yazılmış olması daha önce yazılan ahlâk kitaplarına nazaran Karamânî'nin Âdâb-ı Menâzil'ini farklı kılmaktadır. İbn Miskeveyh, Tûsi, Gülşenî, Kınalızâde, Îcî ve Amâsî gibi ahlâk kitabı yazarları menzil konusunu eserlerinin içerisinde bir bölüm olarak ele almışlardır. Karamânî ise bütün bir eseri bu konuyu merkeze alarak yazmıştır. Bu çalışmada Karamanî'nin menzil konusundaki görüşleri değerlendirilip bir menzil tanımı oluşturulmaya çalışıldı. Bir aile içerisinde kadına düşen görevler ve erkeğin ailenin merkezinde yer alması gibi hususlar dikkate alındığında Karamânî'nin menzil hayatını paylaşan bireylerin birbirlerine karşı olan davranış biçimlerini ele aldığı gözlemlenmiştir. Menzil kavramına Karamanî'nin ışık tutması kendi içinde yaşadığı toplumun sosyal ve kültürel özelliklerini betimleyerek anlatmayı tercih etmesinden, menzil hayatını paylaşan bireyleri günlük hayatın içinde göstermesinden ileri gelir. Kadınların bir medrese ortamında ya da okulda eğitim görmediği bilinmektedir. 1570'li yıllar göz önüne alındığında kadınların işlerine yarayacak, bilmeleri gereken şeyleri bir sohbet halkasındaki bir kadından yani Karamanî'nin eşinden öğrendiklerini görüyoruz. Bir âlimin kızı olduğu için Karamanî'nin eşi evine gelen kadınlara tefsir ve hadis ilimlerini de öğretebilmektedir. Sâliha kadın tipolojisi kadınlar içerisinde en mükemmel olan halka olarak görülmüştür. Kadınların ticaret hayatına aktif olarak katıldıkları dokumacılıkla ve iplik eğirmekle uğraştıkları bilinmektedir. Toplumsal yapı itibariyle menzil hayatına kadınların bu uğraşlarının getirisinin ne olduğu anlamlandırılmaya çalışılmıştır.

16. yüzyılAbdüllatif KaramaniAdab-ı Menazil+6
Tuba Tatar
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arap gazeteci Selim Faris'in hayatı (1826-1908), faaliyetleri ve sosyal çevresi

Bu tezin konusu, II. Abdülhamid döneminde İstanbul, Kahire ve Avrupa'da faaliyet gösteren Arap gazeteci Selim Faris'tir (1826-1908). Faris'in gazeteleri, faaliyetleri ve sosyal çevresi onun on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında aktif olan çok kimlikli bir aydın olduğunu göstermektedir. İlk olarak 1870'lerde İstanbul'da, babası Ahmet Faris'in gazetesi el-Cevâib'in yöneticiliğini üstlenmiştir. Gazetesinin kapatılmasından sonra gittiği Kahire'de (1885-87) ise muhalifliği daha çok ortaya çıkmaya başlamıştır. Daha sonra Londra'da Sultan Abdülhamid karşıtı muhalefete devam etmiştir. Hürriyet (1894-97) gazetesi Londra'daki muhalif yayınların öncüsü olmuştur. Faris ve çevresindekiler Avrupa'da örgütlenmeye başlayan ilk dönem muhalif yapılanmalardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma Selim Faris'in entelektüel çevresi ve ilişkiler ağını da göz önüne alarak onu bütünüyle anlatmayı amaçlamıştır. Birçok çalışma Faris'in meşrutiyeti savunan ve II. Abdülhamid yönetimini eleştiren muhalif tarafının 1890'da Londra'da iken ortaya çıkmış olduğu üzerinde dursa da bu tez, onun Londra'dan evvel de Osmanlı hükümetine muhalif bazı yayın faaliyetleri ve çevrelerle ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir.

Abdülhamid IIEl-CevaibFaris, Selim+5
Emine Şahin
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar krizi ışığında Şark meselesinin İngiliz kamuoyuna yansıması

Bu tezin ana konusu, İngiliz kamuoyunun Şark Meselesi'nde oynadığı rolün ortaya konmasıdır. Bu doğrultuda 1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar Krizi hadiseleri incelemeye tabi tutulmuştur. 19. yüzyılın ilk yarısında sanayileşme ve yoğun şehirleşmeyle ortaya çıkan yeni toplumsal sınıfların siyasi tartışmalarda yer almaya başlaması neticesinde modern kamusal alanın oluşumuyla birlikte kamuoyu müessesesinin siyasette kayıtsız kalınamayan bir güç haline gelmesiyle İngiltere'nin özellikle Şark Meselesi karşısındaki tutumu kamuoyunun görüşlerine göre belirlenmeye başlamıştır. Bu nedenle Şark Meselesi aslında İngiltere'nin bir iç siyaset meselesi haline gelmiştir. Bu yeni süreçte İngiliz siyasetçileri de kamuoyunun yükselişi karşısında kamuoyunu dikkate almak zorunda kalmışlardır. İşbu tezde, Şark Meselesi'nin 1853-1856 Kırım ve 1876 Bulgar krizleri ışığında İngiliz kamuoyunun yapısının ne olduğu, İngiliz kamuoyunda neden 1853'teki Rus, 1876'daki Türk algısının olumsuz olduğu ve her iki hadise sırasında İngiliz hükümetlerinin niçin kamuoyu baskısına boyun eğdikleri sorularının cevapları aranmıştır.

19. yüzyılBulgar ayaklanmalarıBulgaristan+7
Oğuz Satır
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanuni Sultan Süleyman'ın Veziri Mustafa Paşa hayatı ve Mısır Beylerbeyliği

16. yüzyılda Doğu- Batı ekseninde şekillenen Osmanlı politikalarında aktif rol alarak Doğu'yu ve Batı'yı kendi siyasi karakteri üzerinde birleştiren ikinci vezir Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği sürecinde yapmış olduğu faaliyetler bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Hayır Bey'in vefatı ile merkezden tayin edilen ilk beylerbeyi olması Osmanlı yönetimi açısından Mısır için bir "geçiş süreci" idi. 16. yüzyıl Osmanlı siyasi gerçekliği içinde Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi, Rodos Serdarı, ikinci vezir ve Mısır Beylerbeyi olarak boy göstermiş olan Mustafa Paşa'ya dair Osmanlı kaynaklarının bir çoğu dilsizdir. Nitekim döneminin çağdaş kronik yazarlarının eserleri incelendiğinde özellikle Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair yüzeysel ve birbirini tekrar eden bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Bu kaynakların çoğunun onun beylerbeyliği süresi ve Mısır'da gerçekleştirmiş olduğu faaliyetlere yönelik eksik veya yanlış bilgiler vermesi, literatürde Mustafa Paşa'ya dair var olan çalışmaların da sıhhatinin sorgulanmasına sebep olur. Mevcut kaynaklar arasında ünlü Memlük Tarihçisi İbn İyas'ın "Bedâyi'ü'z-zühûr fî- Vekâyi'i'd-duhûr" adlı eserinin, son cildinin son bölümünde Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'nin ilk iki ayına dair detayların varlığı dönemin karanlık yüzüne ışık tutar niteliktedir. Kendi dönemindeki tüm kaynaklar incelendiğinde Mustafa Paşa'nın Mısır'daki 9 aydan 1 gün eksik beylerbeyliği sürecinde askeri, siyasi ve hukuki faaliyetlerine dair gün gün detay veren eser, Dimyat Kadısı Abdussamed b. Seyyid Ali b.Davut Diyarbekrî'nin Mısır tarihi üzerine hazırlamış olduğu "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" adlı eseridir. Daha önce bu konuya dair yapılmış çalışmalarda kullanılmayan "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" isimli eserin "Nevâdirü't-Tevârih" başlıklı İstanbul nüshası baz alınarak literatürde var olan mevcut bilgiler ile çarpmaz okuma eşliğinde hazırlan bu tez, Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair birtakım kanaatlere yeni açılımlar getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Mustafa Paşa, Mısır, Mısır Beylerbeyi, Vezir, Diyarbekrî, Nevâdirü't-Tevârih, İbn İyas, Bedâyi'ü'z-zühûr fî-Vekâyi'i'd-duhûr

16. yüzyılBiyografiKanuni Sultan Süleyman+6
Büşra Gür
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Molla Arab (Ö. 901 / 1496) ve fetva mecmuasının incelenmesi

Bu çalışmada Molla Arab (ö. 901/1496)'ın şeyhülislamlık döneminde verdiği fetvaların derlenmesiyle ortaya çıkan fetva mecmuası tarihi bir metin olarak ele alınıp incelenmiştir. Bu mecmua şu ana kadar tespit edilen Osmanlı şeyhülislam fetva mecmuaları içerisinde en erken tarihli mecmua olma özelliğine sahiptir. Fetvanın unsurları, dili vb. biçimsel özellikleriyle XVI. yüzyıldan itibaren derlenen mecmualardan ayrılan bu mecmua Osmanlı fetva bürokrasisinin sistemli hale gelmeden önceki dönemini göstermektedir. Bu özelliğinden dolayı Molla Arab mecmuası fetva mecmuaları esas alındığında geçiş dönemi eseri olarak da nitelendirilebilir. Mecmuanın Osmanlıca-Arapça şeklinde iki dilli olması, fetvaların formu, cevapların uzunluğu ve konu başlıklarının sistemli bir şekilde verilmemesi geçiş döneminin izlerini yansıtan örneklerdir. Birincil kaynak üzerinden yapılan bu çalışmada mecmuanın Süleymaniye nüshası esas alınarak tamamı incelenmiştir. Molla Arab'ın hayatı, mecmuanın biçimsel özellikleri, fetvaların içeriği ve mecmuanın şahsiyeti bu çalışmanın ana bölümleridir. Mecmuanın şahsiyetini ortaya koyarken fetvalardaki tarihi figürler, mekan kullanımı, sosyal olaylar, ailevî mes'eleler ve iktisadî ilişkiler dikkate alınmıştır. Bu başlıklar altında verilen fetvaların mes'eleleri ve içerisindeki kavramlar yorumlanarak okuyucuya sunulmuştur. Bu çalışma neticesinde Osmanlı fetvası ve Osmanlı şeyhülislam mecmualarının XV. yüzyıldaki örneğini görmek mümkün olmuştur.

15. yüzyılFetva mecmuasıFetvalar+3
Gülsüm Gülsev Şanver
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şeyhülislam Saʻdi Çelebi'nin (Ö. 1539) yapışdırma Fetva mecmualarının değerlendirilmesi

Bu tezde Kanunî Sultan Süleyman devrinde 1534-1539 yılları arasında şeyhülislamlık yapmış olan Saʻdi (Sadullah) Çelebi'nin (ö. 1539) verdiği imzalı fetvalarının toplandığı iki mecmua incelenmiştir. Bu mecmular orijinal fetvalardan oluşan yapışdırma türündedir. Diğer yapışdırma fetva mecmualarında birden fazla şeyhülislamın fetvaları toplanmışken bu iki mecmuada sadece Saʻdi Çelebi'nin fetvaları yer almaktadır. Fetva mecmuaları iki yönüyle incelenmiştir. İlk olarak Saʻdi Çelebi'nin orijinal fetvalarının unsurları fetva diplomatikası açısından tahlil edilmiştir. Bunun sonucunda 16. yüzyılın ilk yarısında fetva makamında uzmanlaşmış görevlilerin bulunduğuna ve fetva bürokrasisinin yoğun olduğuna dikkat çekilmiştir. Ardından yapışdırma fetva mecmualarının nasıl ve neden düzenlendiği ile kimler tarafından okunduğu soruları etrafında 16. yüzyılda icra ettikleri fonksiyon anlaşılmaya çalışılmıştır. Mecmuadaki fetvaların aslî unsurlarının yanı sıra üzerlerinde yer alan okuyucu notlarından yola çıkılarak mecmualarının düzenlenme amacının, uygulamaya dönük bir niyetle kazâ veya iftâ görevlilerinin yararlandıkları bir kaynak oluşturmak olabileceğine dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şeyhülislam Saʻdi Çelebi, Fetva, Fetva mecmuaları, Yapışdırma fetva mecmuaları, Fetva bürokrasisi, Fetva diplomatikası, Osmanlı hukuku, Osmanlı Elyazmaları, 16. yüzyıl.

16. yüzyılFetva mecmuasıFetvalar+5
Esra Bembeyaz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken dönem Osmanlı tarihi'nde ilim ve tasnif anlayışı: Abdurrahman Bistâmî'nin el-Fevâʾihü'l-Miskiyye fî'l-Fevâtihi'l-Mekkiyye adlı eseri ve etkileri

Bu tez, erken Osmanlı tarihindeki ilim ve tasnif anlayışlarını II. Murad dönemini ve Abdurrahman Bistâmî'yi merkeze alarak incelemektedir. Nazarî/Amelî ve Zâhir/Bâtın olmak üzere iki ana başlık altında tespit edilen bu anlayışlar İslam düşüncesinin devamı niteliğinde olup mezkûr dönemde de varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bu iki anlayış Abdurrahman Bistâmî'nin tasnifinde birleştirilmiş ve böylece siyasi olarak bütünlük arz etmeyen İslam dünyasında ilmî düşünce için bir zemin oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu zemin aynı zamanda özellikle XV. yüzyılda yaygınlaşan ve Bistâmî'de de gördüğümüz gizli ilimler marifetiyle geleceğe yönelik çıkarımlar yapmaya da olanak sunmaktadır. Kendi dönemindeki konumunun yanında Bistâmî'nin eserlerinin XVI. yüzyılda da dolaşımda olması ve hassaten Taşköprîzâde Ahmed Efendi ile olan irtibatının tespiti Osmanlı ilmî düşüncesindeki Bistâmî'nin yerini göstermesi açısından oldukça önemlidir.

15. yüzyıl16. yüzyılAbdurrahman Bistami+6
Faruk Akyıldız
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1826 Akkirman Antlaşması (sebepleri-müzakereleri-tahlili-tatbiki)

Bu tezin konusu, 7 Ekim 1826'da Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Akkirman Antlaşması'nın meydana gelişindeki sebepler, müzakere faaliyetlerinin yürütülüşü ve bunun sonucunda imzalanan antlaşma metninin tahlili ve tatbikidir. Bu doğrultuda, Osmanlı Devleti'nin 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl başlarındaki zafiyet hali değerlendirme konusu olacak ve zaman aralığı olarak 1792 Yaş Antlaşması'ndan 1829 Edirne Antlaşması ile biten süreç ele alınacaktır. 5 Nisan 1826'da Çar Nikola tarafından gönderilen ültimatomla Rusya, 1812 Bükreş Antlaşması maddelerinin yerine getirilmediğini, bu maddelerin görüşülmesi amacıyla sınıra murahhaslar gönderilmesini talep etti. İç ve dış sorunlarının yoğunluğu sebebiyle, Rusya'nın bu taleplerini kabul etme dışında başka seçeneği kalmayan Osmanlı Devleti, Akkirman'a murahhas olarak Hadi Efendi ve İbrahim İffet Efendi'yi gönderdi. Akkirman'da Rus murahhaslar Vorontsov ve Ribeaupierre ile iki ay boyunca devam eden müzakerelerin sonunda şartları Bükreş Antlaşması'ndan daha ağır yeni bir antlaşma imzalandı. Bizzat II. Mahmud'un Akkirman Antlaşması'nın zaman kazanmak amacıyla yapıldığını belirtmesi, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nın sebeplerinden biri sayıldı. 6 Temmuz 1827 Londra Protokolü ve 20 Ekim 1827 Navarin Faciası neticesinde Osmanlı tarafından fesih olunan ve tam olarak uygulanamayan Akkirman Antlaşması'nın tamamen uygulanması 1829 Edirne Antlaşması ile oldu. Nitekim Edirne Antlaşması'nın ana maddeleri doğrudan Akkirman'a atıfla düzenlenmekteydi. Burada özet olarak sunulan olaylar tamamen arşiv belgeleri, çoğunlukla da Hatt-ı Hümâyûn tasnifi kullanılarak açıklanmıştır. Kullanılan bu arşiv belgelerinin yanında konuya ilişkin çalışmalardan da yararlanılarak, eksikler itmam ve yanlış bilgilerin de tashih edilmesi cihetine gidilmiştir. Anahtar Kelimeler: Akkirman Antlaşması, Çar I. Nikola, II. Mahmut, Bükreş Antlaşması, Hadi Efendi, İbrahim İffet Efendi, Mihail Semenovich Vorontsov, Alexander de Ribeaupierre, Navarin Faciası

Akkirman AntlaşmasıAntlaşmalarOsmanlı Devleti+4
Abdurrahman Akdağ
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir aile işletmesi olarak Gelibolu Peksimethanesi Bulgaroğulları ailesi (1710-1861)

18. yüzyılın ilk yarısı Osmanlı coğrafyasında iktisadi refahın yaşandığı bir dönem olmuştur. Bulgaroğulları da Gelibolu'da böyle bir zaman diliminde 1710 yılına ilk izlerine rastlanılan bir Rum ailesidir. Diğer gayrı müslim esnaf gibi devlet donanması için peksimet üretimi yaparken zamanla diğer esnaftan ayrılarak belli bir itibar kazanmış ve Gelibolu peksimethanesini kendi tekellerine almışlardır. 19. yüzyıla gelindiğinde ise ailenin elinde yüksek miktarda bir sermaye birikiminin olduğu görülmektedir. En azından 1861 yılında işi kaybedişlerine kadar ellerindeki kapital hacmini genişlettikleri anlaşılan aile bu yıldan sonra farklı alanlara yatırım yapmıştır. Bu tez kapsamında iktisat tarihi ve mikro tarihin kesiştiği bir alanda, Bulgaroğulları örneğinden hareketle Osmanlılarda sermaye birikimi meselesi ele alınmıştır. Sermaye-devlet ilişkisinin karakterine dair bazı çıkarımlar yapılmış ve nihayetinde bunun niteliğini tanımlamak için ileri sürülen "Osmanlı tipi sermaye birimi" kavramı desteklenmiştir. Ailenin üretimleri incelenirken kaynakların el verdiği ölçüde bir aile tarihi çalışması da yapılmıştır. Bunun haricinde Osmanlılardaki peksimetçilik mesleğine dair bazı çıkarımlarda bulunulmuştur.

18. yüzyılAile araştırmalarıAile işletmeleri+7
Hasan Saybir
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ankara vilâyetine yapılan sürgünler (1895-1912)

Bu tez, Ankara Vilâyeti'ne 1895-1912 yılları arasında sürgün edilmiş olan bireyleri ve Dürzi topluluğunu incelemektedir. Sürgünlerin Ankara'ya geldikleri tarihten itibaren şehirle nasıl bir etkileşim içindeki oldukları ve kentin sorumlu memurlarının sürgün sürecini nasıl idare ettikleri sorgulanmaktadır. Osmanlı şehirleri üzerine yapılan monografik çalışmalar son zamanlarda artmasına rağmen, insanları veya grupları merkeze alarak şehri irdeleyen araştırmaların sayısı son derecede sınırlı kalmıştır. Özellikle XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başına odaklanmış incelemelerde bu durum iyice belirgindir. Bundan dolayı Osmanlı vilâyetlerindeki sürgünleri şehir üzerinden anlamak amacıyla, Ankara'ya sürülme vakaları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde, Ankara nasıl bir mekândı sorusunu yanıtlamak için, vilâyetin fiziki ve beşerî özellikleri açıklanmıştır. İkinci bölümde, sürgün cezasının tanımı, kanun metinlerinde ve hatıratlarda nasıl yer aldığından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde, Ankara'daki bireysel sürgün vakalarından olan Kudüslü Hüseyni ailesinden eski müftü Mehmed Hanefi, Ahmed Arif ve Abdülhay, imam Mehmed Vehbi, muhalif gazeteciler İsmail Faik ile Hamid Subhi ve talebe Naciye örnekleri irdelenmiştir. Dördüncü bölümün ilk kısmında, Suriye'deki Havran İsyanı'nın zanlıları olmalarından dolayı 1896-1900 aralığında Ankara'da ikamet etmiş Dürziler incelenmiş ve ikinci kısımda ise, 1910 yılında Havran'daki Dürzi ayaklanmasına sebebiyet verdikleri için, 1911-1913 zaman aralığında Ankara'da sürgünde bulunmuş kişiler tetkik edilmiştir.

AnkaraDürzilerGazeteciler+5
Mert Daban
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı maliye teşkilatında Mîrî Kâtibi Mahkemesi

Bu tezde Osmanlı Devleti'nin iktisadi yenileşme döneminde yaşanan değişmelere bağlı olarak ortaya çıkan mîrî kitâbeti ve mahkemesi incelenmiştir. İlk kez detaylı bir araştırmaya konu olan bu kurum ele alınırken mahkemeye havale edilen konuları yansıtan dava kayıtlarından yararlanılarak örneklem oluşturma yoluna gidilmiş, borç ve denetim meseleleri çerçevesinde bu kayıtlar incelenmiştir. Teşkilat yapılanması açısından Rumeli kazaskerine bağlı olarak görev yapan mîrî kâtibi, görevlendirilmesi durumunda mali işlemleri hukukî açıdan inceler, devleti ilgilendiren mali problemlerde uygun kararın alınmasına çalışırdı. Mîrî kâtibi mahkemesine havale edilen konuların ekseriyetle devletin borç tahsildarı durumunda olan başbâki kulu işlemleriyle alakalı olduğu göze çarpmaktadır. Nitekim mahkeme mekânı olarak kullanılan yer istinalar dışarıda tutulursa başbâki kulunun Topkapı Sarayı'nda yer alan odasıdır. Mîrî kâtibi mahkemesine yansıyan meseleler genellikle muhallefât, iltizâm, mâlikane sistemi gibi dönemin iktisadi ögeleriyle ilişkilidir. Mîrî kâtibi mahkemesi aynı zamanda şikâyet hakkının kullanımıyla yakından alakalıdır. İddia sahibi eğer devlet değil ise kişiler arzuhal yoluyla mali işlemlere dair taleplerini, şikâyetlerini ifade ederler, gerekli görüldüğü takdirde konu başbâki kulu ve mîrî kâtibine havale edilirdi. Bu şekilde toplumun her kademesinden kişiler, hukukî olarak devletten veya özel şahıslardan taleplerini dile getirebilirlerdi. Bahsedilen usulle bir mali denetim ögesi olan başbâki kulunun hukukî üst denetimi sağlanabilmişti. Anahtar Kelimeler: Mîrî kâtibi, başbâki kulu, merkez maliyesi, mahkeme, borç, şikâyet hakkı

EkonomiEkonomi tarihiMahkemeler+6
Deniz Vatansever
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abdürrezzak Bâhir Paşa'nın hayatı ve siyasi faaliyetleri (1730?-1781)

Bu tez, XVIII. yüzyılın sonlarında ilki 1772-1774, ikincisi 1779'da olmak üzere iki kez Reisülküttaplık yapmış olan Abdürrezzak Bâhir Efendi/Paşa'nın (1730?-1781) siyasî kariyeri üzerine bina edilmiştir. Dönemindeki olaylara müdahil olmuş önemli bir şahsiyet olmasına karşın birincil kaynaklar ve arşiv vesikalarında kaybolmuş olan Bâhir Paşa'nın üzerindeki gölgeyi kaldırma teşebbüsü olan bu çalışma, aynı zamanda XVIII. yüzyılı sona erdiren çalkantılı yılları, bu döneme bizzat şahitlik etmiş bir tarihsel şahsiyetin merceğinden okuma girişimidir. Muhtemelen 1730 yılında kalemiye sınıfına mensup bir bürokratın oğlu olarak İstanbul'da dünyaya gelen Abdürrezzak, babasının kariyer yolunu takip ederek kalemiye sınıfına dahil olacak ve yine babası gibi iki kez reisülküttaplık görevine yükselecektir. Yarım asırlık hayatının önemli bir kısmında (1739-1768) savaşı tecrübe etmemiş olduğu için 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı hayatının bir dönüm noktasını teşkil edecektir. Savaşla tanışacak, cepheye giderek savaş alanında farklı zamanlarda düşman ile hem savaşacak hem de müzakere masasına oturacaktır. Padişahın huzurunda padişahın kararını sorgulayacak kadar pervasız, ancak padişaha yakın isimlerden çekinen ve bazen korkan, cephede müzakere masasında ve savaş sonrası İstanbul'unda üçlü ittifak teşebbüsü ile padişahtan habersiz iş çevirecek kadar aktif bir şahsiyet portresi çizecektir. Bâhir Paşa, bir yönüyle tipik diğer yönüyle ise alışılagelmişin dışındaki kariyeri ile Osmanlı diplomasisinde yaşanan dönüşümü de simgeleyen bir isim olarak karşımıza çıkacaktır.

18. yüzyılAbdürrezzak BahirBiyografi+3
Abdullah Burak Çelikten
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sultan Abdülmecid'in kızı Behice Sultan'ın hayatı (1848-1876)

Bu çalışmada 19. yüzyılın ortalarında kısa bir süre yaşamış Sultan Abdülmecid'in kızı Behice Sultan'ın biyografisi dönemiyle irtibatlı bir şekilde ele alınmıştır. Bu bağlamda dönemin saray teşrifatı, gelenekleri, Osmanlı modernleşmesinin ve ekonomik krizin elit kesimin hayatına etkileri, saraylıların sosyo-kültürel yaşantıları, moda, tüketim alışkanlıkları ve borçları gibi konular Behice Sultan'ın hayat hikayesi üzerinden işlenmiştir. Bunlar arasında önemli bir tarihsel olay sayılabilecek olan Sultan Abdülmecid dönemi saraylıların aşırı harcamaları ve hazineyi tehlikeye atacak boyuta varan borçları meselesi üzerinde ayrıca durulmuştur. O yıllarda çocuk yaşta olan Behice Sultan'ın söz konusu olaylara dahil olup olmadığı ve bundan sonra nasıl bir tüketim alışkanlığına sahip olduğu incelenmiştir. Neticede hem bu olay özelinde hem de hayatının genelinde sultanın zamanının genel haline uyum sağlayıp sağlamadığı ortaya konulmuştur.

19. yüzyılBehice SultanBiyografi+3
Havva Kılıç Çelikten
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00