Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
Anabilim Dalı

Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity

9

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

9 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gebelerde hepatit B virus prevalansı ve perinatal enfeksiyondan korunmada immünoprofilaksinin yeri

7. ÖZET Bölgemizde Nisan 1989 - Eylül 1991 tarihleri arasında 517 gebe kadın 3 gruba ayrılarak Hepatit-B virüs (HBV) infeksiyonu yönünden araştırıldı. Bu vakalarda HBsAg pozi tifliği % 5.6, Anti HBs pozitifliği % 24, HBV seropozitif- ligi % 29.6 olarak saptandı. HBsAg(+) saptanan vakaların kronik taşıyıcı oldukları belirlendi. Taşıyıcı annelerin % 13.7'sinde HBeAg, % 79.3'ünde Anti HBe'nin pozitif olduğu görüldü. Kord kanlarının incelenmesinde HBsAg pozitifliği % 12.5, anne sütünde % 33.3 olarak bulundu. Taşıyıcı annelerden doğan bebeklerin 2'sinde % 8.3 HBV'u infeksiyonu gelişti. HBsAg taşıyıcı anneler ve gebeliğin son döneminde akut viral hepatit-B infeksiyonu geçiren 3 anneden olan 27 bebeğe doğumu tak i beden 24 saat içinde 0.5-1 mi arasında HB Ig verildi. 1. hafta içerisinde hepatit-B asısı başlanarak 3 doz uygulandı. Bebeklerin % 92.5" inde Anti HBs cevabı gelişti. 58

Bulaşıcı hastalıklarEnfeksiyonlarGebelik+3
Neşe Saltoğlu
Karadeniz Technical University
1992
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uzun dönemli elektronik iletişimli takipin implantlı kemik/eklem enfeksiyonunu belirleme rolünün araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Çalışma kemik/eklem implantı takılı hastalara taburculuk sonrası 90 gün boyunca iletişim kurularak cerrahi alan enfeksiyonlarını tespit etmede telefon ile iletişimin etkinliğini belirlemek amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Prospektif, randomize kontrollü ve tanımlayıcı özellikte planlanan çalışmanın örneklemini Şubat 2014-Ekim 2014 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde beyin cerrahi ve ortopedi kliniklerinde implant takılı 380 hasta oluşturdu. Çalışma, telefonla takip ve standart takip olmak üzere randomize iki gruba ayrıldı. Telefonla takip grubu taburculuğu takiben 30-60-90 günlerinde telefon ile aranarak CDC kriterlerine göre cerrahi alan enfeksiyon (CAE) belirtileri sorgulandı. Standart takip grubundaki hastalar hastane otomasyon sisteminden taranıp taburculuğunu takiben 90 gün içerisinde hastaneye başvuruları incelendi. Her iki çalışma grubunda CAE belirtileri karşılaştırıldı ve enfeksiyon hızları belirlendi. Verilerin analizi, bilgisayar ortamında, yüzdelik, ortalama, bağımsız t testi, ki kare testi kullanılarak yapıldı. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 57,30±14,287, hastanede yatış süresi 4,51±022 idi. Hastaların %29,5'i ASA sınıflamasında 1 puan, % 40,8'i 2 puan, %29,7'si 3 puan aldı. Telefonla takip grubunda cerrahi alan enfeksiyonu oranı %5,2, standart takip grubunda %4,3 bulundu. Telefon ile takip ve standart takip grupları arasında enfeksiyon oranlarında anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Enfeksiyonlu ve enfeksiyonsuz eklem replasmanı öyküsü risk faktörü olarak belirlendi. Çalışmada 380 hastanın 18'inde CAE (%4,73) tespit edildi. SONUÇ: Kemik/eklem implantı takılı hastalara taburculuk sonrası telefon ile takip etmenin cerrahi alan enfeksiyonlarını erkenden tespit etmediği bulundu. Anahtar Kelimeler: Cerrahi alan enfeksiyonu, Hastane enfeksiyonu, İmplant, Protez eklem enfeksiyonu, Telefon ile takip.

Cerrahi yara enfeksiyonuEklemlerElektronik izleme+7
Şeyma Trabzon
Sakarya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Enfekte yara oluşturulmuş sıçanlarda lactobacillus rhamnosus gg ve interlökin 1 antagonistinin iyileşme sürecine etkisinin araştırılması

Amaç; Bu çalışmada, enfekte yara oluşturulmuş sıçanlarda Lactobacillus rhamnosus ve interlökin 1 reseptör antagonisti uygulanmasının yara iyileşmesine etkilerinin morfolojik, mikrobiyolojik ve histopatolojik olarak değerlendirilmesini amaçlanmıştır. Yöntem; Bu çalışmada toplam 90 adet erkek sıçanlar kullanılmıştır. Yara grubu (S) ve enfekte yara grubu (B) olmak üzere 2 ana deney grubu oluşturulmuştur. Her iki grupta da Kontrol, Pozitif kontrol, Lactobacillus rhamnosus grubu, interlökin 1 reseptör antagonisti, Lactobacillus rhamnosus+interlökin 1 reseptör antagonist alt grupları olmak üzere her iki ana grupta toplam 10 gruptan oluşturulmuştur. Tüm grupların 1., 7., ve 14. günlerinde yara bölgelerinin fotoğrafları çekilmiş ve 3'er hayvan sakrifiye edilerek alınan doku örnekleri morfolojik, mikrobiyolojik ve histopatolojik olarak analiz edilmiştir. Bulgular; Morfolojik değerlendirmelerde 7. gün enfekte yara ve yara gruplarının yara boyutları B3 ve S3 gruplarında anlamlı olarak diğer gruplardan daha küçüktür. Mikrobiyolojik değerlendirmede hem 1. günde hem de 7. günde B gruplarında bakterilerin çoğalması daha fazla iken, IL1 RA ve Lactobacillus rhamnosus' un ayrı ayrı ve birlikte uygulandığı gruplarda S. aureus çoğalmasını engellemiştir. Histopatolojik değerlendirmede 14. günlerde S3 grubunda S grubuna göre kolajen miktarının arttığı gözlenmiştir. 7. ve 14. günlerde S2 grubunda BG'ye göre kolajen miktarının azalmış, S3 grubunda S2 grubuna göre kolajen miktarı artmıştır, B1 grubunda S2 grubuna göre kolajen miktarının arttığı gözlenmiştir.

Bakteriyel enfeksiyonlarHastane enfeksiyonlarıStafilokok enfeksiyonları+1
Mehtap Ayvacı
Bolu Abant Izzet Baysal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çoklu ilaca dirençli Pseudomonas aeruginosa enfeksiyonu olan yatan hastalarda risk faktörleri ve mortalite

Hastane enfeksiyonları, özellikle Pseudomonas aeruginosa kaynaklı enfeksiyonlar, küresel bir sağlık tehdidi olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, 2019-2024 yılları arasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatan hastalardan alınan klinik örnekler üzerinden, Çoklu İlaç Dirençli (ÇİD) P. aeruginosa enfeksiyonlarının prevalansı ve risk faktörleri incelenmiştir. Bu çalışmada, diabetes mellitus gibi bağışıklık sistemini zayıflatan durumların, enfeksiyon riskini artırdığı belirlenmiştir. Hemoglobin, albumin, kreatinin, INR, fibrinojen, üre ve laktat düzeylerinde görülen değişiklikler, enfeksiyon riskini etkileyen önemli faktörler olarak öne çıkmıştır. ÇİD P. aeruginosa enfeksiyonlarının yönetiminde, hastanelerin düzenli antibiyotik duyarlılık testleri yapması ve antipsödomonal antibiyotiklerin dikkatli kullanılması önerilmektedir. Sonuç olarak, enfeksiyon kontrol önlemlerinin uygulanması ve yeni antibiyotiklerin geliştirilmesi, bu enfeksiyonlarla mücadelede kritik öneme sahiptir.

Pseudomonas aeruginosa
Hana Mohammed Ibrahım Sheıkh Hassan Hana Mohammed Ibrahım Sheıkh Hassan
Bolu Abant Izzet Baysal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastanede üriner kateter elektronik takip sistemi (HÜKETS)'nin üriner kateter süresi, bakteriüri ve üriner sistem enfeksiyonu (ÜSE) sıklığına etkilerinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Hastanede Üriner Kateter Elektronik Takip Sistemi (HÜKETS)'nin üriner kateter süresi, bakteriüri ve üriner sistem enfeksiyonu (ÜSE) sıklığına etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma üriner kateter elektronik takip sistemsiz grup (KET'siz) ve üriner kateter takip sistemli grup (KET'li) olmak üzere iki gruptan oluşmaktadır. KET'siz grupta üriner sondası olan ve çalışma kapsamına alınan hastalar sonda takılı kaldığı sürece izlendi. KET'lide ise geliştirilen elektronik takip sistemi ile üriner sondası olan hastalar takip edildi. Her iki çalışma gurubunda da kliniklerde bakteriüri ve ÜSE takiplerinde aynı metod ve yöntem uygulanmıştır. KET'siz ve KET'lide üriner kateterli hastaların sonda takılı kaldığı sürece birinci, üçüncü ve 10. sonda gününde aseptik teknikle idrar örneği alındı. Her iki çalışma gurubu üriner kateter süresi, bakteriüri ve ÜSE açısından karşılaştırmalı incelendi. Bulgular: KET'sizde 537; KET'lide 521 idrar sondalı hasta çalışmaya alındı. KET'sizde sonda kalma süresi 1760 gün 3,2 ± 3,0 (1-28); KET'lide sonda kalma süresi 1090 gün 2,0 ± 1,6 (1-19) olarak bulundu (p<0,001). Bakteriüri sonuçları KET'sizde %8,5 (n:46); KET'lide %5,4 (n:28) olarak saptandı (p:0,004). Endikasyon dışı kateter takılma oranı KET'sizde 42/495 (%8,4) iken; KET'lide 15/506 (%2,9) idi (p<0,001). Sonuç: Elektronik kateter takip sistemi ile yapılan takip uygulaması sonda gününü ve sonda kaynaklı bakteriüriyi azaltmaktadır. Günümüzde hastane otomasyon sistemlerinin bütün hastanelerde yaygın olarak kullanıldığı düşünülürse; elektronik takip sistemi büyük bir maliyet farkı da oluşturmamaktadır. Önerdiğimiz bu sistemin yaygın olarak ülkemizin değişik hastanelerinde kullanılmasıyla sonda kaynaklı bakteriüri ve bakteriürinin ardından gelişecek üriner enfeksiyonlarının azaltılabileceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: İdrar sondalı hastalar, elektronik takip sistemi, sonda günü, bakteriüri, üriner sistem enfeksiyonu

BakteriüriHasta takibiKateterizasyon+3
Gülsüme Kaya
Sakarya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yoğun bakımda çalışan sağlık personelinin eldiven kullanma tutumları ve izolasyon önlemlerine uyumlarının değerlendirilmesi

Araştırma, Mayıs-Haziran 2019 Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde ve Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nin yoğun bakımda çalışan sağlık personelleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, yoğun bakım ünitelerinde görev yapan 96 hekim, 150 hemşire, 14 teknisyen, 7 tekniker ve 7 acil tıp teknisyeni oluşturdu (n=274). Verilerin toplanmasında çalışanlara yönelik bilgi formu ve izolasyon önlemleri ile ilgili sorular, İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği ve Sağlık Çalışanlarının Eldiven Kullanımına Yönelik Tutum Ölçeği kullanıldı. Elde edilen veriler IBM SPSS v.21 paket programında, uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan sağlık personellerinin %63.9'u kadın, %36.1'i erkektir. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 28.86±6.70'dir. Katılımcıların yoğun bakımda çalışma süre ortalaması 53.03±60.99 olduğu saptanmıştır. Araştırmada izolasyon önlemlerine uyum ölçeği toplam puan ortalamaları; hekimlerin 78.49±5.48, hemşirelerin 79.9±7.65 ve diğer sağlık personellerinin 77.71±4.69'dur. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının eldiven kullanım tutum ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalamaları 47.74±4.36'dır. Sonuç olarak; sağlık çalışanlarının cinsiyet, eğitim durumu ve meslek gruplarının izolasyon önlemleri uyumunu etkilediği belirlenmiştir.

Bulaşıcı hastalıklarEldivenEnfeksiyon+4
Sinem Şahin
Bolu Abant Izzet Baysal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

HIV/AIDS hastalarında polifarmasi, antiretroviral tedavi ve tedavi uyumunu etkileyen faktörler

HIV enfeksiyonunun tedavisinde antiretroviral tedavi uyumu en önemli kriterdir. Tedavi uyumu üzerinde eşlik eden hastalıkları, duygu durum bozuklukları, sigara alkol ve keyif verici madde kullanımı gibi birden fazla faktör rol almaktadır. Hastaların artan yaş ile eşlik eden komorbiditeleri ve bunların sonucunda doğan polifarmasi de tedavi uyumu üzerinde etkilidir. Bu tez çalışmasında, hastaların tedavi uyumu üzerinde etkili olan faktörlerin araştırılması ve tedavi uyumunun arttırılması için neler yapılabileceğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. 2021/235 protokol numaralı etik kurulu onayı ve E-66175679-514.05.01-548661 sayılı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu onayı alındıktan sonra Ağustos 2021 ve Ağustos 2022 tarihleri arasında polikliniğe başvuran HIV/AIDS tanılı 114 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların sosyodemografik verileri, Beck Depresyon Ölçeği ve CASE Uyum İndeksi verileri kayıt altına alınmıştır. Hastaların %64'ü erkek, %36'sı kadındı. Hastaların yaş ortalaması 44,22 ± 13,93'dü. Hastaların yaştan bağımsız %44,7'sinde komorbidite olduğu izlendi. 18-34 yaş arası hasta grubunda ikiden fazla komorbidite gözlenmezken 35-49 yaş arası hastalarda %12,8 ve 50 yaş ve üzeri hasta grubunda ise %50 yi bulan komorbidite izlendi. 50 yaş ve üzeri hastaların %42,5' inde polifarmasi saptandı. Hastaların %78,9' unda tek tablet antiretroviral tedavi rejimi kullanımı saptandı. Hastaların %69,3' ü CASE Uyum İndeksi'ne göre tedavi uyumlu idi. Hastaların cinsel tercih, duygu durumu, ek hastalığının olması, HIV ilişkili hastalık antibiyotik proflaksisi alması ve polifarmasinin olması tedavi uyumunu etkiler iken cinsiyet, medeni hali, meslek durumu, eğitim durumu, bulaş yolu, sigara alkol ve keyif verici madde kullanımının tedavi uyumu üzerine etkisi bulunmadı. Sonuç olarak HIV enfeksiyonunun tedavisinde ilaç uyumu çok önemlidir. Çalışmamızda tedavi uyumunu etkileyen bazı değiştirilemez faktörler saptanmasına karşın değiştirilebilir faktörlere yönelik yapılacak düzenlemeler ile tedavi uyumunun arttırılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: HIV, polifarmasi, Tedavi uyumu

AIDSAntiretroviral ajanlarHIV+6
Ufuk Kırbaş
Akdeniz University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Üniversite hastanesinde kırım kongo kanamalı ateşi tanısı almış hastaların retrospektif incelenmesi

Amaç: Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), Tokat yöresinde endemik seyreden, mortal olabilen, kene kaynaklı, viral hemorajik ateş tablosuna yol açan bir enfeksiyon hastalığıdır. Çalışmamızın amacı Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde KKKA nedeniyle takip edilen hastalarda prognozu etkileyen faktörleri incelemektir. Materyal-metod: Çalışmamızda 2018-2021 yılları arasında kliniğimizde KKKA nedeniyle yatışı yapılan 281 hastanın sonuçları retrospektif olarak incelendi. Hastaların genel özellikleri, mortalite ilişkili faktörler, yoğun bakım yatışı ile ilişkili faktörler ve hastane yatış süresi üzerine etkili faktörler incelendi. Bulgular: Kas-eklem ağrısı, iştahsızlık, bulantı (p<0,005) ve kusma-ishal (p<0,001) mortalite ile ilişkili semptomlardı. PLT ≤26000/mm3, AST ≥342 IU/L, LDH ≥1019 U/L, CRP ≥40 µg/ml, ferritin ≥20000 ng/ml, aPTT ≥59 sn, INR ≥1,6, fibrinojen≤ 113 mg/dl, D-dimer ≥5,59 µg/ml, D vitamini≤ 8,81 ng/ml olan olgularda mortalite riski fazlaydı. Mortaliteyle ilişkili semptomlara ek olarak baş ağrısı, iştahsızlık ve kanama bulguları yoğun bakıma yatışla ilişkili semptomlardı. PLT ≤26000/mm3, AST ≥342 IU/L, ALT ≥579 IU/L, LDH ≥1019 U/L, CK ≥357 IU/L, CRP ≥35 mg/l, prokalsitonin ≥0.449 ng/ml, IL-6 ≥30 pg/ml, ferritin ≥20000 ng/ml, aPTT ≥59 sn, INR ≥1.33, fibrinojen≤ 119 mg/dl, D-dimer ≥8,49 µg/ml, D vitamini ≤ 8,81 ng/ml olan olgularda yoğun bakım ihtiyacı gelişme riski fazlaydı. Takip sürecinde ölçülen en yüksek CRP, prokalsitonin, INR, PTT, IL-6, D-dimer değerleri ile en düşük PLT ve fibrinojen değerleri hasta yatış sürelerinin uzamasına neden olan istatiksel olarak anlamlı değişkenlerdi. Sonuç: KKKA takibi yapılan kliniklerde hastanın gidişatını öngörmek için semptomları iyi sorgulanmalı, günlük olarak hemogram, AST, ALT, CK, LDH, INR, aPTT, D-dimer, fibrinojen, ferritin takibi yapılmalıdır. D-vitamini eksikliği tespit edilen olgular replase edilmelidir.

Hastaneler-üniversiteHemorajik ateş-KırımRetrospektif çalışmalar+1
Yücel İşbilen
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kan kültürlerinden izole edilen karbapenem dirençli enterobacterıaceae suşlarında karbapenem direnç genleri ve genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (GSBL) direnç genlerinin polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) yöntemi ile araştırılması

Günümüzde, insanlardaki toplum ve hastane kaynaklı bakteriyel enfeksiyonların en önemli etkenleri Enterobacteriaceae ailesinde bulunmaktadır. Bu ailede yer alan bakterilerin mevcut antibiyotiklerle tedavisi hala zordur. Tedavide en sık kullanılan β-laktam antibiyotiklere karşı dirençte temel mekanizma β-laktamazlar, özellikle GSBL dir. GSBL üreten suşlarla oluşan ciddi enfeksiyonlarda tercih edilen karbapenemlerin yaygın kullanılması sonucu ise karbapenemaz üreten izolatlar gündeme gelmiş ve tedavi seçeneklerinde kısıtlılık ve tedavide güçlük yaşanmasına yol açmıştır. Ayrıca karbapenemaz üretiminin bu suşlarda hızla yaygınlaşması enfeksiyon kontrolünde acil bir problem haline gelmiş ve bu suşların hızlı bir şekilde tespit edilme gerekliliği ortaya koymuştur. Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Hastanesi yataklı servisler ve yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalardan 2010-2015 yılları arasında alınan Merkez Laboratuvarı'na gönderilmiş kan kültürlerinden izole edilen, otomatize sistem ile saptanmış ve karbapenemlerden en az birine dirençli yada orta duyarlı bulunan Enterobacteriaceae ailesi üyelerinde karbapenem direnç genleri (KPC, OXA-48, NDM, IMP, VIM) ve GSBL (CTX-M …) varlığını PCR yöntemi ile saptamak ve yıllara göre dağılımları incelenerek hastanemizin epidemiyolojik verileri belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda 152 [107 K. pneumoniae, 28 E. coli, 13 Enterobacter spp ile birer K. oxytoca, M. morganii, C. braaki, S. marcescens] kan izolatında 113 karbapenemaz enzimi (105 OXA-48, üçer NDM ve VIM, birer IMP ve IMP + OXA-48) tespit edilmiştir. İzolatların 36'sı imipeneme, 48'i meropeneme ve 4 tanesi ertapeneme duyarlı olarak saptanmıştır. Ertapenem karbapenemaz varlığını tarama da en duyarlı, imipenem ise en özgül karbapenem olarak bulunmuştur. 94 İzolatların hiçbirinde KPC saptanmamıştır. K. pneumoniae suşlarında OXA-48, NDM ve IMP sıklığı sırasıyla: %83.2, %1.9 ve %0.9, E. coli suşlarında OXA-48, NDM ve VIM sıklığı sırasıyla: %46.4, %3.6 ve %3.6, E. cloacae suşlarında OXA48 ve OXA-48 + VIM sıklığı sırasıyla: %20 ve %10 olarak tespit edilmiştir. 86 suşta CTX-M saptandı. K. pneumoniae, E. coli ve E. cloacae suşlarında CTX-M sıklığı sırasıyla %59.8, %67.9 ve %20 tespit edilmiştir. Kan kültürlerinden izole edilen Enterobactericeae suşlarında 2010 da 6, 2011 ve 2012 de 10, 2013 te 30, 2014 te 28, 2015 te 29 karbapenemaz üreten izolat saptandı. Ki-kare testi ile yapılan istatistiksel değerlendirmede yıllara göre karbapenemaz üretici sayısının prevalanslarının (2010 da % 15.8, 2011 de % 19.6, 2012 de % 27.8, 2013 te % 42.3, 2014 de % 41.8 ve 2015 te % 44.8) artışı anlamlı (p<0,05) olarak bulunmuştur. Bu durum hastanemizde gram negatif bakterilerde gözlenen karbapenem direncin 2010-2015 arasında ne kadar dramatik bir değişim gösterdiğini açısından önemlidir. Hastaların kan kültür öncesi aldıkları antibiyoterapiler incelendi ve kültür öncesi kolistin tedavisi alan 28 hastanın 25'inde OXA-48 direnç geni varlığı gözlendi. OXA-48 varlığı ve kolistin kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p=0.008). Ex olan 93 hastanın 70'inde OXA-48 direnç geni pozitifliği bulunmuştur. OXA-48 varlığı ve exitus arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p=0.047). Çalışmamız sonucunda hastanemizde Enterobacteriaceae üyelerinde karbapenemaz ve GSBL (CTX-M …) varlığı-prevalansları belirlenmiş olup, akılcı antibiyotik kullanımında yol gösterici olmuştur. Bu direnç genlerinin hızlı tespiti ile hastalara hem uygun antibiyoterapi hem de erken ve uygun şekilde izole edilerek maliyet ve mortalitenin azalmasına katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Enterobacteriaceae, karbapenemaz, PCR, CTX-M,

Harun Reşid Su
Akdeniz University
2017
00