
31
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kadın emeği bağlamında yoksulluk ve COVID-19 süreci
Yoksulluk en temel anlamıyla insanın varlığını koruyabilmesi ve sürdürebilmesi için gereken temel kaynaklardan mahrumiyetini ifade etmektedir. Kadın yoksulluğu ise kadınların tecrübe ettiği yoksulluk durumlarına ve yoksulluğun kadınlar arasında yaygınlaşmasına işaret eden bir kavramdır. Ücretli ve ücretsiz bağlamlarıyla ele alınması mümkün olan kadın emeği; her iki durumun da kendine özgü zorlukları sebebiyle yoksulluk ve kadın yoksulluğu ile ilişkili bir yapı sergilemektedir. Bu çalışmanın amacı; ücretli ve ücretsiz emek sunan kadınların COVID-19 sürecinden nasıl ve ne şekillerde etkilendiklerinin tespit edilerek yaşadıkları yoksulluğun ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda çalışmada kadın emeği ile yoksulluk arasındaki ilişki, kadın emeği ve yoksulluğun salgın koşullarında etkileşimi ve kadın yoksulluğu ile mücadele yöntemleri incelenmektedir. Çalışmada COVID-19 salgın sürecinin kadın yoksulluğu üzerindeki etkileri; ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutlarıyla değerlendirilmiştir. Kadınlar özelinde yoksullukla mücadele yöntemleri ise emek piyasasına yönelik uygulamalar, sosyal yardımlar ve kadınların kendi yöntemleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmada literatür taramasından ve ikincil verilerden yararlanılmıştır. Neticede kadın yoksulluğunun COVID-19 salgınının ekonomik etkileriyle doğrudan; sosyal ve psikolojik etkileriyle ise dolaylı olarak ilgisi tespit edilmiştir. Ayrıca dünyada ve Türkiye'de emek piyasasına yönelik uygulamalar ve sosyal yardımlar, COVID-19 sürecinin dinamik yapısına uygun olsa da kadınlar açısından ne kadar telafi edici olduğu tartışmalıdır.
Kıdem tazminatı tahsilinde yaşanan problemler ve kıdem tazminatı fonu: İstanbul ili örneği
Kıdem tazminatı, Türk İş Hukukunda yer aldığı günden bu yana farklı kurumlarla ilişkilendirilmiş, muhtelif işlevleri bünyesinde barındırmış, çalışma hayatının daima önde gelen sorunlarından biri olmuştur. Bu durumun ortaya çıkmasında, Türkiye işgücü piyasalarının kendine özgü yapısı ve sosyal devlet anlayışının zayıflığı, çalışma hayatında yer alması gereken bazı kurumların yer almaması/eksik şekilde yer alması ve kimi popülist politikaların etkili olduğu söylenebilir. Kıdem tazminatının işçiler bakımından en problemli yanı, tahsilde yaşanan sorunlardır. Bu bakımdan kıdem tazminatı tahsilinde işçi kesimin yaşadığı problemlerin neler olduğu bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Kıdem tazminatına hak kazandığı halde işçilerin ne kadarının kıdem tazminatını alabildiği, kıdem tazminatı alınamamasında etkili olan nedenlerin neler olduğu ve kıdem tazminatının fona devrine yönelik olarak işçi kesiminin tutumunun tespit edilmesi bu araştırmanın amacıdır. Kıdem tazminatı tahsilinde yaşanan sorunları tespit edebilmek amacıyla işini yeni kaybetmiş ve işsizlik sigortasına başvuruda bulunmuş kişilerle bir anket çalışması gerçekleştirilmiş, anketten elde edilen verilerin analiz edilmesinde frekans ve ki-kare bağımsızlık testlerinden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında yapılan anket çalışması ve analizler neticesinde kıdem tazminatı tahsilinde problemlerin devam ettiği tespit edilmiştir. Kıdem tazminatı konusunda yaşanan problemlere çözüm oluşturma noktasında kıdem tazminatının fona devrine, işçi kesiminin ağırlıklı olarak olumsuz ve karasız bir tutumda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kıdem Tazminatı, Tahsil Sorunları, Kıdem Tazminatı Ödenme Oranı, Kıdem Tazminatı Ödenmeme Sebepleri, Kıdem Tazminatı Fonu
Uzaktan eğitim öğrencilerinin kariyer beklentilerini ölçmeye yönelik bir araştırma: İstanbul Üniversitesi AUZEF örneği
Toplumsal değişim ve dönüşüm sürecinin toplumsal sistemin bütün tabakalarında kısa, orta ve uzun vadede görülebilecek köklü değişimlere neden olduğu bilinmektedir. Özellikle dijital dönüşüm alanında yaşanan hızlı gelişmeler hayatın her alanına nüfuz ederek geleneksel yapıları yıkmakta ve yeniliklerin önünü açmaktadır. Dönüşen toplum yapısı ve dijitalleşme karşısında eğitimin etkilenmeyeceğini düşünmek mümkün değildir. Tarihsel kökeni çok eskiye dayanan ve özellikle son yıllarda yaşanan küresel salgınla tüm dünyada uygulanır hale gelen uzaktan eğitim, giderek eğitim alanında başat konuma doğru yükselmekte ve dikkatleri üzerine çekmektedir. Zamandan ve mekândan bağımsız öğrenme imkânı sunan uzaktan eğitime her geçen gün talep artmakta iken aynı zamanda istihdam edilebilirlik alanında fark yaratmak oldukça önemli hale gelmektedir. Hayat boyu öğrenme felsefesini bünyesinde barındıran uzaktan eğitim, bireylerin bilgi, beceri ve yetkinliklerini artırmaları noktasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, uzaktan eğitim ile kariyer beklentisi arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak uzaktan eğitimine devam eden öğrencilerin aldıkları eğitimin kariyer beklentileri üzerindeki etkisinin demografik değişkenler açısından değerlendirilmesidir. Aynı zamanda uzaktan eğitimin tercih edilme sebepleri de çalışmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır. Söz konusu amaçlar doğrultusunda İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi'nde eğitimine devam eden 6875 öğrencinin katılımıyla bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca araştırmada kullanılmak üzere güvenirliliği ve geçerliliği kanıtlanan "kariyer beklenti ölçeği" ve "uzaktan eğitimi değerlendirme ölçeği" geliştirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, uzaktan eğitimine devam eden öğrencilerin uzaktan eğitime yönelik görüşleri tespit edilmiş ve söz konusu kariyerlerine yönelik beklentilerin düşük olmadığı, kendilerini geliştirdikleri takdirde kariyerleri açısından istediklerini elde edebileceklerinin bilincinde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Genel olarak uzaktan eğitimine devam eden öğrencilerin, uzaktan eğitime yönelik değerlendirmelerinin pozitif yönde olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte araştırmaya katılanların çoğunluğunun çalışıyor olmasından kaynaklı uzaktan eğitimi, entelektüel bilgi birikimlerine katkı sağlamak amacıyla tercih ettikleri görülmüştür
Türk iş piyasasında beşeri sermaye'nin rolü
Teknolojiyi verimli kullanabilen ve geliştirebilen ülkeler küresel Pazar yaoısı ve ekonomik rekabette bir adım önde yer almaktadırlar.Bilgi, teknolojik gelişmenin temelini ve bilgi temelli gelişmenin ana kaynağını oluşturur. Yüksek niteliklerle donatılmış insanlar toplumların refah düzeyine önemli katkılar sağlayabilir. İşgücü becerileri ve bilgi nesiller boyunca birikebilir. Belirli becerileri kazanmak genellikle zaman alıcı ve her zaman kolay değildir. İşgücünün vasfını arttırmak insana önemli miktarda yatırım yapmayı gerektirir. İnsana yatırım eğitim ve iş başında çalışma ile yapılabilir. Bugünün işgücü piyasasının yüksek eğitimli kalifiye işgücüne ihtiyacı vardır. Ücretin belirleyicileri, eğitim yılı, medeni durum, iş yerindeki meslek, bir sendikaya üyelik, evde yaşayan kişi sayısı gibi kişisel ve sosyal özelliklerdir. Bu faktörlerdeki değişmeler emeğin kazanç düzeyini etkiler. Bu ise emeğin kazancı ile emeğe yapılan yatırımlar arasında sıkı bir bağlantı olduğunu gösteriyor.Bu çalışmanın amacı emeğin kazancı ile ilgili değişkenleri incelemektir. Araştırmanın odak noktası beşeri sermaye yatırım politikaları ve vasıflı işgücü oluşturmanın farklı yollarıdır. Beşeri sermaye yatırımları çerçevesinde yapılan çalışma incelendiğinde Türk işgücü piyasasında beşeri sermayenin geliştirilmesi çeşitli politikaların uygulanabilirliğine bağlı olduğu söylenebilir.
İnsan kaynağı seçme sürecinde mülakat ve mülakat hataları
Günümüzde insan kaynağı seçim süreci, organizasyonların başarısını, devamlılığını ve büyümesini etkileyen en önemli kriterlerden biri haline gelmiştir. Bu sebeple, organizasyonların insan kaynağının kalitesi, çoğunlukla insan kaynağı seçim sürecindeki başarısına bağlı olmuştur. Doğru işe doğru personelin seçilmesi, yani nitelikleri uygun olan kişilerin işe seçiminin en yaygın tekniği mülakattır.Her alanda ihtiyaç duyulan personel seçimi ve alımı, organizasyonların amaçları ve hedefi doğrultusunda temel ve tartışmasız çok önemli bir konudur. Doğru anlaşılması, uygun metodların seçilmesi ve uygulanması durumunda organizasyonların stratejik amaçlarını gerçekleştirmesi büyük bir öneme sahiptir. Bu bağlamda iş yaşamında mülakata verilen önemin artması ve insanın bir kaynak olarak algılanışı, değerlendirme sürecinde birçok faktörü ön plana çıkartmıştır. Etkili olan faktörlerin daha dikkatli incelenmesi, yanlış seçimlerin yapılmaması için mülakat hatalarının önlenmesi gerekmektedir.Bu çalışmada insan kaynağı seçim sürecinde kullanılan diğer yöntemlere değinilmiş, fakat en yaygın yöntem olan mülakat üzerinde durularak yapılan hatalar ve çözüm önerileri ortaya konulmuştur. İlk üç bölümde çeşitli kaynaklardan oluşan literatür taramasına yer verilirken, dördüncü bölümde mülakat süreci ve bu süreçte yapılan hatalar incelenmiştir.
Yıldırma davranışlarının belediye çalışanları tarafından değerlendirilmesi: Bir büyükşehir belediyesinde araştırma
Bu çalışmanın amacını, bir büyükşehir belediyesi çalışanları tarafından yıldırma'nın, yıldırma davranışlarının nasıl algılandığını ve çalışanlar tarafından değerlendirilen yıldırma davranışlarının yöneticileri tarafından nasıl değerlendirildiğini tespit etmek oluşturmaktadır. Dikey olarak gerçekleşen yıldırma davranışlarında, çalışanlar tarafından yıldırma olarak algılanan olumsuz işyeri davranışlarının, yıldırma parametreleri de göz önünde bulundurularak analiz edilmesi ve çalışanların yıldırma şeklinde değerlendirdikleri davranışların yöneticileri tarafından da benzer şekilde algılanıp algılanmadığını tespit etmek bu araştırma ile ulaşılmak istenen hedefler arasındadır. Araştırmada çalışanların yıldırma davranışlarını yorumlamalarının daha doğru ve tutarlı bir şekilde değerlendirilebilmesi için yıldırma ile ilgili aynı anlama gelen benzer ifadelerin değerlendirilmesine de yer verilmiştir. Araştırmaya katılan çalışanların cinsiyeti, yaşları, medeni durumu, ailelerindeki kardeş sayıları, ailelerin toplam gelirleri, statüleri, eğitim durumu, işyerinde çalışma süreleri ve çalıştıkları kadroların bulunduğu hizmet süreleri ile yıldırma davranışlarını değerlendirmeleri arasındaki ilişki de tespit edilmeye çalışılmıştır.Araştırma genel olarak dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yıldırma kavramının tanımı, kapsamı, kuramsal ve tarihsel gelişimi, yıldırmanın benzer kavramlarla ilişkisi, yıldırma sürecinin aşamaları, yıldırma davranışları tipolojisi, yıldırma uygulayan saldırganlar ve bu davranışlara maruz kalan mağdurların kişisel özellikleri ile yıldırma ile ilgili ülkemizde ve Dünya'da yapılmış araştırmalara yer verilmiştir. İkinci bölümde yıldırmaya yol açan toplumsal değişimler, işletmelerde yıldırma davranışlarına neden olabilecek bazı uygulamalar, işletmelerde görülen yıldırma davranışları, yıldırma davranışlarının işletmelere, bireylere, ailelere ve kurumlara etkileri ve yıldırma ile mücadele yöntemleri ile araştırma yapılan büyükşehir belediyesi hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise yıldırma davranışlarının belediye çalışanları tarafından değerlendirmelerine yönelik araştırma sonuçları yer almaktadır. Son bölümde ise yıldırma davranışları ile ilgili literatüre katkı yapması düşünülen sonuç ve önerilerden oluşan bir değerlendirmeye yer verilmiştir.
Kadının yoksullukla mücadelede belirlediği bir strateji olarak ev hizmetinde çalışma
Yoksulluk, kaliteli yaşam koşullarından yoksun olmaktır. Ancak farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan yoksulluk kavramı, bugün sahip olduğu klasik anlamının dışında farklı bir görünüm sergilemektedir. Küreselleşme süreciyle birlikte yoksulluğun anlamı ve mücadele yöntemleri değişmektedir. Küreselleşme toplumda var olan eşitsizliği derinleştirmekte ve keskinleştirmektedir.Yoksulluktan en fazla etkilenen kesim kadınlardan oluşmaktadır. Yoksulluğun daha çok kadınlarda yoğunlaşması, küresel bir olgudur. Kadın yoksulluğu, küreselleşme sürecinde başlıca iki şekilde etkilenmiştir. İlki, refah devletindeki aşınmaların, kadınların temel yapabilirliklerini olumsuz etkilemesidir. İkincisi ise, küreselleşme sürecinin temel birikim rejimi olan post-fordizmin, kadınların düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmalarını kolaylaştırmasıdır. Kadınlar, toplumsal cinsiyet ilişkileri çerçevesinde, yoksulluğu erkeklerden daha farklı bir biçimde yaşamaktadırlar. Kadınların, eğitim, sağlık hizmetleri, istihdama katılım gibi toplumsal yaşamın tüm alanlarındaki hak ve fırsatlara eşitsiz erişimi nedeniyle yoksulluğun anlaşılmasında toplumsal cinsiyete duyarlı bir analiz çerçevesinin benimsenmesi önemli olmaktadır.Bu çalışmanın amacı kadınların yoksulluğa karşı mücadelede emeklerini üretim ve yeniden üretim süreçlerinde nasıl kullandıklarını analiz etmektir. Yoksulluk, toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü, ataerkil toplum yapısı ve kadın emeğinin kayıt dışı kullanımı arasında doğrudan bir ilişki kurarak, ev hizmeti sektörünün gündelikçilik formunun alt sınıfa ait kadınlar için, yeni bir meslek alanı olarak ortaya çıkışını anlamaktır.
Çalışma kültürünün iş-yaşam dengesine etkisi: Japonya örneği
İş, istihdam ve emek süreçlerinin kapitalist sistem içerisinde işlediği günümüzde, bu işleyişin küresel bir etkiye sahip olduğu açıktır. Batı toplumlarının kapitalist döngüsü içindeki iş, istihdam ve emek süreçlerinin bir benzeri Japonya'da da yaşanmaktadır. Ancak Japonya'da kapitalizmin alışılageldik süreçlerinden daha farklı bir süreç söz konusudur. Japonya'da bu süreç kültürel temelli olarak gerçekleşmektedir. Dolayısıyla çalışma kültürü bağlamında iş-yaşam dengesinin özel olarak incelenmesi gereken ülkelerin başında Japonya gelmektedir. Zira iş-yaşam dengesi sağlanamadığında bireysel, toplumsal ve ailevi bağlamda çeşitli sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı, çalışma kültürünün iş-yaşam dengesi üzerine etkisini Japonya özelinde incelemektir. Yöntem olarak konuya ilişkin literatür taraması yapılmış ve 2000-2018 yılları arasındaki ikincil verilerin analizine başvurulmuştur. Buna göre, Japonya'da çalışma ve iş-yaşam dengesi bağlamında öne çıkan konular; cinsiyet eşitsizliği, uzun çalışma saatleri, işkoliklik, karoshi ve karojisatsu vakalarıdır. Çalışmanın sonunda, Japonya özelinde çalışma kültürünün iş-yaşam dengesi üzerindeki etkilerinin, iş ve istihdam bağlamında yayılma (taşma) teorisinin; aile ve yaşam bağlamında ise çatışma teorisinin yansıması olarak görüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.
İş güvencesinde işyeri büyüklüğü
İş güvencesi, işverenlerin fesih hakkının sınırlandırılması ve işçilerin çalışma hakkının korunmasıdır. İş güvencesi düzenlemelerinin gerçek anlamda amacına hizmet edebilmesi için, iş güvencesi kapsamının etkili bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. İş güvencesine dâhil olacak işyerlerinin işçi sayısı bakımından büyüklüğü, iş güvencesinin kapsamını doğrudan belirleyecektir. Bu doğrultuda, çalışmamız kapsamında, iş güvencesinde işyeri büyüklüğü gerek teorik gerekse uygulama boyutuyla değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, birçok Yargıtay kararından yararlanılarak, konu uygulama boyutuyla da ele alınmıştır. Bu bağlamda çalışmamızın birinci bölümünde, kavramsal çerçeve çizilerek, iş güvencesinin uluslararası dayanaklarına yer verilmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de iş güvencesinin yasalaşma sürecine yer verilmiş ve iş güvencesinin koşulları incelenmiştir. Son bölümde ise iş güvencesinde otuz işçi ölçütü ve bu ölçütün sosyal, ekonomik ve hukuki etkileri incelenmiştir.
Uzun dönem yaşlı bakım sigortası ihtiyacının sosyo-kültürel ve demografik yönden incelenmesi
İnsanın geniş zamanlı ihtiyaçlarını karşılamak, günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmesini sağlamak, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirilen sisteme uzun dönem bakım adı verilmektedir. Uzun dönem bakım engelli ve yaşlı bireylere verilmektedir. Bu çalışmada yaşlılar için uygulanan uzun dönem bakım sistemi incelenmiş ve bu sistemin uygulandığı ülke örneklerine bakılmıştır. Örnek ülkelerin uyguladığı sistemler analiz edilmiştir. Türkiye gibi yaşlanma eğiliminde olan ülkeler için uzun dönem yaşlı bakımının önümüzdeki yıllarda daha da önemli olacağı düşünülmektedir. Bu sebepten dolayı Türkiye'de kurgulanacak uzun dönem bakım sistemi oldukça önemlidir. Bu çalışmada Türkiye'de halen yürürlükte olan uzun dönem bakım uygulamaları incelenmiş ve gelecekte olması muhtemel uzun dönem bakım sistemi için çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Bilgi toplumu kuramları bağlamında esnek çalışma
Bilgi toplumunun yükselişi ile birlikte çalışma hayatında birçok değişim yaşanmıştır. Bu değişimlerin başında ise çalışmanın ve çalışma hayatının esnekleşmesi gelmektedir. Esnek çalışma biçimlerinin zaman içinde yaşanan değişimlerle birlikte çeşitlenmesi ise çalışma hayatında birtakım sorunları da beraberinde getirmiştir. İşlerin kısa, geçici veyahut gündelik sürelerde tamamlanması çalışanların güvencesiz bir çalışma hayatında risklerle karşı karşıya kalmalarına neden olmaktadır. Bu tezin amacı, bilgi toplumunun gelişimini kuramsal bir çerçevede ele alarak güncel gelişmeler ışığında esnek çalışma ile olan etkileşimini incelemektir. Böylece bilgi toplumu ve esnek çalışmaya ilişkin açıklamalar yapılarak Dördüncü Sanayi Devrimi tartışmaları ekseninde esnek çalışmanın yeni güncel biçimlerinin nitelikleri analiz edilmektedir. Nihayetinde, yeni sanayi devriminin sunduğu dijital imkânlar çalışmayı daha esnek, daha bağımsız ve aynı zamanda daha güvencesiz bir biçime büründürmektedir.
Mukayeseli hukukta ve Türk Hukuku'nda iş sözleşmesinin bağımlılık unsuru
Bağımlılık, iş sözleşmesinin temel unsurları arasında yer almakta ve iş sözleşmesini konusu iş görme olan diğer sözleşme türlerinden ayırmaktadır. Ancak esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşması, küreselleşme akımının etkileri ve işverenlerin işçi çalıştırmaktan kaynaklanan maliyetlerden kaçınma eğilimleri sebebiyle bağımlılık kavramının içi boşalmıştır. Bağımlılık kavramının klasik tanımından yola çıkıldığında, artık çalışanların önemli bir kesiminin ihtiyaç duymalarına rağmen işçilere/bağımlı çalışanlara sağlanan hak ve imkânlardan faydalanamadıkları görülmektedir. Bu sebeple, bağımlılık kavramının yeni-den tanımlanması ve değişen şartlara göre yeniden uyarlanması gerekmektedir. Her ne kadar Türkiye'de pek tartışma konusu olmasa da, bağımlılık kavramının içeriği ve kimlerin bağımlı çalışan olarak değerlendirilmeleri gerektiği hususu özellikle sanayi-si gelişmiş ülkelerde yoğun araştırmalara konu olmuştur. Zira çalışanların hukuki statülerinin doğru bir şekilde belirlenmesi; kimlerin İş Kanunu'ndan ve işçiyi koruyucu diğer kanun hükümlerinden faydalanacağını tespit etmeyi, dolayısıyla da esasında İş Hukuku'nun kapsamının belirlenmesini sağlamaktadır. Özellikle son yıllarda giderek artan şekilde dillendirilen iş hukukunun sonunun geldiği yönündeki görüşlerin de temel dayanak noktası, bağımlılık kavramının aşındığı ve içinin boşaldığı gerçeğidir. Bağımlılık kavramındaki aşınma, yalnız hukuk alanını ilgilendiren bir sorun değildir; özellikle sanayi toplumlarında toplumun önemli bir kesiminin bağımlı çalışan statüsünde istihdam edilmesi ve bireysel anlamda işçi-işveren arasındaki ilişkilerin temelinde yer alması sebebiyle, dar ve geniş anlamda sosyal politikanın da konusunu oluşturmaktadır. Bu gerçeklerden yola çıkarak hazırlanan çalışmamızda, bağımlılık kavramında yaşanan değişim, değişime etki eden faktörler, değişimin sonucunda ortaya çıkan sorunlara bulunan çözüm yolları ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Refah rejimleri açısından bakım politikaları: Güney Avrupa ve Türkiye mukayeseli analiz
Refah devleti en genel tanımıyla, toplumda barışı ve adaleti sağlamaya çalışan devlet olarak tanımlanmaktadır. Gosta Esping Andersen tarafından yapılan çalışmada refah devleti modelleri; Liberal, Muhafazakâr ve Demokratik olmak üzere üç farklı sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. İlerleyen dönemlerde eleştiriler, sınıflandırmalara farklı bir bakış açısı katmıştır. Leibfried; İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan'ın Güney Avrupa Refah modelini oluşturduğunu ve bu ülkelerin temelde ailenin kilit rolü olmak üzere birçok konuda benzerlik gösterdiklerini ifade etmiştir. Türkiye'de pek çok kez söz konusu ülkeler ile anılmakta ve birçok yönden benzerlik gösterdiği belirtilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı ise, bakım politikaları alanında; çocuk bakım ve yaşlı bakım politikaları temel alınarak Güney Avrupa ülkeleri ile Türkiye'nin refah rejimlerini değerlendirmek, İtalya, İspanya ve Türkiye'nin bakım hizmetlerinin mukayeseli analizini yapmaktır. Bu tez Türkiye'nin Güney Avrupa Refah Devleti ülkeleri ile anılmasına rağmen, Türkiye'nin bakım politikalarına yaptığı harcamaların bu ülkelerden çok daha düşük olduğunu iddia etmektedir.
Çoklu bir dezavantajlılık olarak engelli yoksulluğu: Türkiye örneği
Dezavantaj kavramı, herhangi birine muhtaç olmamak için gerekli olan sosyal ve ekonomik araçlara erişim için daha az fırsata sahip olmak olarak tanımlanmaktadır. Çoklu dezavantajlılık kavramı ise farklı dezavantajların çakışması durumunu ifade etmekte olup, farklı dezavantajların aralarında bir nedensellik döngüsü mevcut olabilir. Aralarında nedensellik bağı olan iki dezavantajlılık hali de geçmişten günümüze her toplumda mevcut olan ve muazzam sayıda insanın hayatını etkileyen engellilik ve yoksulluktur. Bu çerçevede çalışmada, engelliliğin yoksulluğa ve yoksulluğun engelliliğe yol açabileceği iddia edilmiş; söz konusu iki dezavantajlılık halinin birbirlerini tetiklemelerine neden olan muhtelif faktörler incelenmiştir. İnceleme sonucunda bu faktörlerin birbirini tetiklemekle birlikte; etkilerinin engelli bireye, çevresine ve şartlarına göre değişiklik gösterdiği, dolayısıyla hiçbirinin diğerinin önüne geçmediği tespit edilmiş ve etkin mücadele politikalarına olan ihtiyaç ortaya koyulmuştur. Çalışmada, Türkiye'de engelli yoksulluğuna yönelik mücadele yöntemleri olarak ise engelli istihdamı, sosyal yardımlar ve indirimler incelenerek, mücadele yöntemlerinin etkinliği zihniyet, mevzuat, kurumlar ve uygulamalar bağlamında değerlendirilmiştir. Neticede istihdam uygulamalarının eşitliği sağlama amacı gütmekle birlikte eşitsizliği besleyici sonuçları olduğu, sosyal yardım uygulamalarının ise halen tam anlamıyla hak temelli bir çerçevede sunulmadığı tespit edilmiştir. Bununla beraber tarihsel süreç içinde uygulamaların olumlu yönde bir dönüşüm geçirdikleri görülmüş olup bu yönde dönüşümlerine devam etmesi beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Dezavantajlılık, Çoklu Dezavantajlılık, Engellilik, Yoksulluk, Engelli Yoksulluğu, Yoksullukla Mücadele
Liderlik davranış tarzlarının X ve Y kuşaklarının örgütsel bağlılıkları üzerine etkileri: Bağcılar eğitim araştırma hastanesi uygulaması
Günümüzde kurumlar sadece görevine odaklı yöneticilere değil aynı zamanda yeniliği ve entelektüel sermayeyi önemseyen, liderlik yeteneğini ön plana çıkaran, hizmet veren ve alanın beklentilerini daha iyi karşılamaya uğraşan, dâhil olduğu örgütü bu çizgide ilerletmeye cesaretli ve kararlı davranan liderlere ihtiyaç duymaktadırlar. Örgütsel bağlılık, çalışan bireylerin örgütlerine olan sadakatidir. Bundan dolayı hizmet ve ürün kalitesini artırması yönünden önem arz etmektedir. Liderlik tarzı, örgütsel amaç ve hedeflere ulaşılmasında, örgütte çalışan bireylerin etkin bir şekilde çalıştırılmasında büyük önem arz etmektedir. Bu açılardan bakıldığında bu çalışmanın temel amacı, hastanelerde görev yapan yöneticilerin sergiledikleri liderlik davranış tarzları ile X ve Y Kuşağı çalışanlarının örgütlerine olan bağlılıkları arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını incelemektir. Çalışma, İstanbul Bağcılar Eğitim Araştırma Hastanesi'nde çalışan personele anket uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Anket, web üzerinden oluşturularak internet aracılığı ile gönderilmiştir. Verilerin analizi, SPSS 22 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Anket verileri ve demografik bilgiler farklı istatistik metotlarla incelenmiştir. Elde edilen sonuç otokratik liderlik davranışının duygusal bağlılıkla, demokratik ve tam serbesti sağlayan liderlik davranışlarının ise duygusal ve normatif bağlılıkla pozitif yönlü bir ilişki içerisinde olduğu yönündedir. Ancak liderlik davranış tarzlarının devamlılık bağlılığı ile herhangi bir ilişki içerisinde olmadığı görülmektedir. Elde edilen bir diğer sonuç da Y Kuşağı'nın demokratik tipte liderlik tarzını otokratik ve serbesti sağlayan liderlik davranışlarına göre daha fazla önemsediği saptanmıştır.
Türkiye'de kadın yoksulluğunun tekstil sektöründe istihdam edilen kadınlar özelinde değerlendirilmesi
Oldukça tartışmalı bir kavram olan yoksulluk, küresel gelişmelerle de paralel olarak gittikçe çeşitlenmekte, yeni yoksulluk türleri hayatımıza girmektedir. Yoksulluk deneyimleri ise hem ülkeler hem de hane içinde farklılaşabilmekte; kadınlar yoksulluğu en derinden hisseden grup olarak ön plana çıkmaktadır Kadın yoksulluğunun görünürlüğünün gittikçe artmasında işgücü piyasası yapısından, toplumsal cinsiyet rollerine pek çok değişkenin etkisi olmaktadır. Kadınlar, cinsiyetlendirilmiş işgücü piyasalarında emek yoğun ve düşük ücretli işlerde çalışma olanağı bulmakta; güvencesiz ve esnek istihdam biçimleri işgücü piyasasındaki kırılganlıklarını arttırmaktadır. Kadınlar istihdama katılırken, ev içi rollerinde ise anlamlı bir değişiklik meydana gelmemekte, hem ev hem de iş sorumluğunu birlikte yürütmekte, çifte mesai yükümlülüğü ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu çalışmada ilk bölümde öncelikle kadın işgücü ortaya konmuş, ikinci bölümde kadın yoksulluğu ve kadının işgücü piyasalarına eklemlenmesi incelenmiştir. Bahse konu çalışmalar yapılırken literatürdeki veri ve görüşlerden faydalanılmıştır. Üçünü bölümde ise tekstil sektöründe kadınların durumu incelenmiş ve derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak saha çalışması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın İşgücü, Yoksulluk, Tekstil, Toplumsal Cinsiyet, Kadın Yoksulluğu
Bilgi toplumuna geçiş sürecinde entellektüel sermaye ve Türkiye
Yeni çag, bilgi çagıdır. Bu kosullar altında eski çagın zenginlik kaynakları fiziksel varlıklarken, bilgi çagının zenginlikleri ise soyut, maddi olmayan varlıklar olup sirketin içindeki potansiyel enerji, kollektif beyin gücünden meydana gelmektedir. Fiziksel sermaye, geçmis performans ve bugunü yansıtırken sirketin entellektüel malzemesi gelecekte sürdürülebilir kazançlar elde etme potansiyelini gösterir. Yeni çagda bilinen sermaye kavramının kalın çizgilerinin kaldırılıp resmin bütününü ortaya çıkaracak, yeni bir tanımlama yapılması geregi dogmustur. Bu anlayısa göre, yeni tanımlamayla sirketin sermayesi ?fiziksel? ve ?entellektüel? sermaye olmak üzere iki bölümde ele alınmaktadır. Fiziksel sermaye; arazi, fabrika, donanım, nakit gibi sirketin maddi ve mali kaynaklarını temsil etmektedir. Entellektüel sermaye ise soyut bir kavram olup ?bir sirketteki insanlar tarafından bilinen ve sirkete rekabet üstünlügü kazandıran bütün seylerin toplamını? ifade etmektedir. Patentler, telif hakları, markaların yanısıra, çalısanların yetenekleri, uygulanan süreçler ve müsteri iliskileri de entellektüel birer sermayedir. Entellektüel sermayenin Türkiye'deki durumunun incelenmesini amaçlayan bu tez çalısması dört bölümden olusmaktadır. Birinci bölümde entelektüel sermaye kavramının ortaya çıkısı ile entelektüel sermaye kavramı hakkında kısaca bilgi verilmistir. Bu bölümün amacı isletme yöneticiliginin tarihsel gelisimi içinde insana verilen degeri ortaya koymak ve bilgi toplumuna geçisi özetlemektir. kinci bölümde entelektüel sermayenin tanımı, unsurları, yönetimi ve ölçme teknikleri ele alınarak, entelektüel sermaye hakkında genel bir bilgilendirme yapmak amaçlanmıstır. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de entellektüel sermaye anlayısı ve yaklasımı ile entelektüel sermayenin durumu ele alınarak irdelenmistir.Dördüncü bölümde ise Türkiye'de bilgi toplumu ve ekonomisi ile entelektüel sermaye kavramları incelenmistir. Sonuç bölümünde entelektüel sermayenin gelisimi için atılması gereken adımlar hakkında yorumlar yapılmıstır. Tezin hazırlanma sürecinde, literatür taraması yöntemi kullanılmıstır. Bu baglamda, bilimsel kitaplar, uluslar arası ve ulusal yayınlar, yurt içi ve yurt dısında konu ile ilgili yazılan makaleler ve dokümanlar incelenmistir.
Çağrı merkezlerinde çalışma yaşamı
Teknolojik gelismelerin sunduğu fırsatlar, is hayatında artan rekabet ortamı ve değisen müsteri ihtiyaç ve taleplerine karsılık sirketleri yeni uygulamalar kullanmaya yöneltmistir. Uygulamaların en önemlisi olan çağrı merkezinin yoğun olarak kullanıldığını görmekteyiz. Özellikle çalısma sekli ile yoğun bir sekilde gündeme gelen çağrı merkezlerinin, çalısma yapısı ve çalısanların çağrı merkezine yönelik düsüncelerini anlamaya yönelik bir çalısma yapılmak istenmistir. Bu bağlamda bu çalısmanın amaçlarını su sekilde ifade etmek mümkündür: Çağrı merkezinde yapılan is ve arastırma yapılan isyerine iliskin bilgilere ulasılması, Çağrı merkezi çalısanlarının çalıstıkları kurumla ilgili görüsleri, kurumun çalısanlara yaklasımı, uygulamaları, Çağrı merkezi çalısanlarının is ile ilgili görüsleri ve beklentileri, çağrı merkezi çalısma yapısının çalısanlar üzerindeki etkisi. Bu sorulara cevap ararken, literatür taramasına ek olarak 110 çağrı merkezi çalısanı ile arastırma yapılmıstır. Bu çerçevede yapılan çalısma sonucunda; Çağrı merkezi çalısanlarının çoğu bayan ve is hayatına yeni atılan gençlerden olusmaktadır. Çalısanların is ile ilgili görüslerine baktığımızda genellikle çağrı merkezi isi kariyer hedefi olarak değil, baska bir birime geçmek için baslangıç olarak görülmektedir. Çalısanlar en çok çağrı yoğunluğu, stresi ile ücret ve sosyal hakları değistirmek istemektedir. Arastırmanın bütününe baktığımızda, zaman baskısı ve hızlı olarak çalısma çağrı merkezi çalısanlarını fiziksel ve psikolojik olarak etkilemektedir. Çalısma temposundan dolayı çalısanların kendilerine ve ailelerine vakit ayıramadıklarını, çalısma yasamında da sosyallesmeden uzaklastıkları sonucunu görüyoruz. Anahtar Kelimeler : Çağrı Merkezi, Çağrı Merkezinde Çalısma, Çağrı Merkezi Terimleri, Çağrı Merkezi Bilesenleri, Çağrı Merkezinde ?nsan Kaynakları
OHSAS 18001 iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi
Çalışma hayatının sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için iş sağlığı ve güvenliği anlayışının benimsenmesi gereklidir. Hem işverenlerin hem de işçilerin çalışma hayatından beklentilerine ulaşabilmesi için bu anlayışın benimsenmesi ve sürekli bir şekilde de işliyor olması önemli bir husustur. Bunun sağlanabilmesi için geliştirilen OHSAS 18001 iş sağlığı ve iş güvenliği yönetim sisteminin mevcudiyetinin çalışma şartları üzerine etkileri, sonuçları ve nasıl temin edileceği, bu çalışmanın ana araştırma konusudur. Bu çerçevede çalışma içerisine dahil edilen uygulama örnekleri ile OHSAS 18001 standardının varlığının getirileri üzerinde durulmuştur. Bu belgenin varlığının çalışma ortamındaki riskleri azaltacağı gösterilmeye çalışılmıştır. Özellikle AGDAŞ örneği ile sürecin işleyişi gösterilerek bu sistemin etki ve faydalarının gösterilmesi amaçlanmıştır. OHSAS 18001 iş sağlığı ve iş güvenliği yönetim sistemin varolmadığı durumlarda karşılaşılan sorular da aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler:İş Sağlığı, İş Güvenliği, OHSAS 18001.
Çalışma hayatında mobbing (Sakarya imalat sektöründe biraraştırma)
Bu çalışmanın amacı, Sakarya'da imalat sanayinde faaliyet gösteren 14 adet büyük ölçekli ve KOBİ niteliği taşıyan işletmedeki beyaz ve mavi yakalı çalışanın, bulundukları işletmedeki mobbingin yaygınlığını, mobbing mağdurlarının ve mobbing uygulayıcılarının demografik özelliklerini, tekstil, otomotiv yan sanayi, makine imalatı ve metal çelik sektörlerindeki 687 beyaz ve mavi yakalı işgörenin çalıştıkları işletmelerde karşılaştıkları mobbing davranışlarının farklılık gösterip göstermediği, karşılaştıkları mobbing davranışlarının işgörenler üzerindeki olumsuz etkilerini tespit etmektir. Bu çalışmanın, mobbingi ortadan kaldırmaya yönelik stratejilerin geliştirilmesinde işgörenlere, işverenlere, yöneticilere, toplumsal önlemlerin alınmasında yetkiye sahip kişilere, sendikalara ve kanuni düzenlemelere katkısı olabilecek hukuk adamlarına faydalı olacağı düşünülmektedir. Çalışma ayrıca mobbingin Türkiye'nin de gerçeği olduğunu konuyla ilgili herkese göstermesi bakımından da önemlidir.Tez üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde mobbing kavramının kuramsal ve tarihsel gelişimi, mobbingin benzer kavramlarla ilişkisi, mobbing sürecinin aşamaları, mobbing davranışları tipolojisi, mobbing sürecinin aktörleri, mobbing mağduru ve uygulayıcısının kişilik özellikleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde çalışma hayatında mobbing ele alınarak, mobbinge yol açan yönetsel ve işletmeye özgü faktörler açıklanmıştır. Ayrıca işletmelerde görülen yaygın mobbing türleri açıklanmış ve mobbingin işletmeye, bireye, aileye, toplum ve ülke ekonomisine etkileri açıklanmıştır. Mobbingle başa çıkma yöntemleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde sektörler ve mobbing ilişkisine yönelik uygulama yer almaktadır.Çalışmanın amacına uygun olarak, sektör ve mobbingin yaygınlığı ve mobbing davranışları arasındaki ilişkiyi ölçmek için anket ve mülakat yöntemine başvurulmuştur. Bu çalışmada kullanılacak veriler, Sakarya'da dört farklı imalat sektöründeki 14 işletmede çalışan 687 işgörene 55 sorudan oluşan bir anket uygulanmak suretiyle elde edilmiştir. Araştırma sonuçları değişkenlerin tipine göre, SPSS 10.0 windows paket programı kullanılarak ve frekans dağılımları, çapraz tablolar ve ki-kare analizi kullanılarak test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, mobbingin yaygınlığı ile sektör, mobbing davranışları ile sektör, işletmelerin kurumsal yapıları ve mobbing arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İşletmelerde dikey ve grup mobbinginin görüldüğü saptanmıştır. Mobbingin işgörenlerin aile hayatlarını, psikolojik ve fizyolojik sağlıklarını, işe devamsızlık, iş değiştirme düşüncesi, iş verimliliği, performanslarını olumsuz etkilediği ayrıca çalışanların kendilerini işletmelerde çaresiz hissettikleri tespit edilmiştir.
İşten çıkma ve çıkarılma: Özel bir işletmede çıkış mülakatlarının incelenmesi
İnsan Kaynakları yönetiminin öncelikli amacı, işletmenin hedeflerine ulaşılabilmesi için yaptığı işten memnun olabilecek işgörenlere ulaşmak ve bu kişileri işletmeye çekebilmektir. Rekabet koşullarının artmasıyla birlikte doğru insan kaynağının seçimi ve bu kişilerin işletmede devamlılığın sağlanması giderek zorlaşmıştır. İşletmeler işe alım süreçleri ile ilgili her geçen gün farklı politikalar üretmekte ve bu sürecin gelişimi için büyük çaba göstermektedir. Fakat işe alım sürecine verilen önemin işten çıkış sürecine aynı ölçüde yansıtılmadığı görülmektedir. Doğru bir adayın seçilmesinin ardından bu kişinin işletmede devamlılığının sağlanması da insan kaynakları yönetiminin görevleri arasındadır. Çıkış sürecinde, öncelikle işten ayrılma ve çıkarma kararında etkili olan sebeplerin üzerinde durulmalıdır. Bu sebeplere ulaşabilmemizi sağlayan en önemli çıktılar ise çıkış mülakatlarıdır. Çıkış mülakatları çıkış sürecinin yapı taşlarından birini oluşturmaktadır. Çıkış Mülakatları işletmede var olan sorunları ve gelecekte oluşabilecek sıkıntıları önceden tespit etmek için önemli bir geri bildirim kaynağı olmasının yanı sıra gelecek aksiyon planlarının da oluşumu için ciddi bir kaynak oluşturmaktadır. Çalışmamızda özel bir işletmede 2015-2018 yılları arasında gerçekleştirilen çıkış mülakatlarının analizi gerçekleştirilmiş ve çalışanların işten ayrılışında etkili olan sebepler incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İşe Alım Süreci, İşten Çıkış Süreci, Çıkış Mülakatı
Örgüt kültürü ve örgütsel bağlılık açısından eğitim sektöründe Yalova ilinde karşılaştırmalı bir araştırma
''Örgüt kültürü? ve ?örgütsel bağlılık?, son yıllarda üzerinde en sık durulan konular arasında yer almaktadır. Dünyada rekabet alanındaki hızlı gelişmeler, işletmeleri bir yandan insan kaynaklarına daha fazla önem vermeye ve yatırım yapmaya zorlarken, diğer taraftan mevcut işgücünden azami ölçüde yararlanmaya yöneltmektedir. Bu durum işletmeler açısından çalışanların, ?örgüt kültürü? ve ?örgütsel bağlılık? ile ilgili algılarının önemini de artırmıştır.Bu çalışma; ?örgüt kültürü? ve ?örgütsel bağlılık? arasındaki ilişkiyi eğitim kurumları açısından inceleyerek, örgüt kültürü ve örgütsel bağlılığın insan kaynaklarının çok önemli olduğu eğitim kurumları açısından önemini vurgulamaktadır.Bu amaca uygun olarak çalışmada, önce örgüt kültürü ve örgütsel bağlılığın kavramsal çerçevesi ele alınmakta, daha sonra eğitim kurumlarında çalışan öğretmenler ile yürütülen anket soruşturmasından elde edilen veriler ile bu kavramlar arasındaki ilişki değerlendirilmektedir.
Kamu yönetimi reformunun belediyelerde çalışanlar tarafından algılanması: Armutlu Belediyesi örneği
Bu çalışma, Kamu Yönetimi Reformundan yola çıkılarak Belediyelerde çalışma ilişkilerini incelemektedir. Öncelikle Türkiye'de belediyecilik kavramı incelenecek, belediyelerin yapısı ve belediyelerin Türkiye'deki dağılımı anlatılacaktır. Daha sonra, Norm Kadro ışığında belediyelerin istihdam yapıları incelenecek, belediyelerde insan kaynakları yönetimi ve sendikal örgütlenme açıklanacaktır.Kamu yönetiminde yapılan reform çalışmaları tüm yönleriyle ele alınarak, yerel yönetimlerde, personel yapılarında ve çalışma ilişkilerinde reformun etkileri anlatılacaktır.Kamu Yönetimi Reformu kapsamında yapılan Armutlu Belediyesi Örneği ile; norm kadro yapısı, insan kaynakları, personel istihdam durumu, sendikal örgütlenme incelenecektir.Tüm bu bilgiler ve değerlendirmeler doğrultusunda, kamu yönetiminde yapılan kapsamlı bir reform çalışması ile belediyelerin çağdaş bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Yapılan reform çalışmaları tüm alanları olumlu etkilemiştir. Özellikle belediyelerin yapılarında ve işleyişlerinde etkinlik, ekonomiklik ve verimliliğin yerleşmesinde çok önemli bir adım olmuştur.
Yerel yönetimler bağlamında sosyal politika: Eskişehir Büyükşehir Belediyesi örneği
Belediyeler var oldukları günden itibaren sosyal yardım ve hizmetlerin uygulanmasında önemli rol üstlenmişlerdir. Başta merkezi yönetimlerin sosyal politikalar kapsamında gerçekleştirmeyi amaçladıkları uygulamalar, neo-liberal politikaların küreselleşme adı altında bütün dünyaya yayılmasıyla beraber yerel yönetimlerce üstlenilmeye başlanmış ve belediyeler bu bağlamda güvence veren kurumlar haline dönüşmüştür. Türkiye'de sosyal politikaların uygulanmasında genel yetkili merkezi yönetim olmasına rağmen, son yıllarda halka yönelik sosyal hizmetlerin geliştirilmesinde yerel yönetimler, özellikle belediyeler ön plana çıkmaktadır. Merkezi yönetim sosyal politika faaliyetleri, yerel yönetimlerin desteği ile sağlanabilmektedir. Bunun sebebi ise yerel yönetimlerin, halkın sosyal ihtiyaçlarını belirlemede ve karşılamada merkezi yönetime göre daha avantajlı olmasıdır. Bu çalışmada yerel yönetimlerin, çerçevesi merkezi yönetimce belirlenmiş sınırlar içinde yürüttükleri sosyal politikaları ve bu politikaların uygulamaları araştırılmıştır. Birinci bölümde yerel yönetimlerin yazınlardaki tanımı ve merkezi idareler ile arasında olan ilişki ile politik ve yönetimsel açıdan yapıları incelenmiştir. Bu bölümün devamında ise, sosyal politikaların evrensel tanımı, unsurları, amaçları ve araçları ile Türkiye'nin sosyal politikalardaki görünümü incelenmiştir. İkinci bölümde yerelleşmenin sebepleri ve merkezi yönetimin görev ve sorumluluklarının merkezden yerele dağıtılması incelenmiştir. Bu bölümde yerel yönetimlere aktarılan sosyal politikalar ve uygulamalar alt başlıklarla değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, Türkiye'nin sosyal politikalarının yasal alt yapısı ve uygulamaları ve bu perspektifte, Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin yürütmekte olan sosyal politikaları ve hizmetleri incelenmiş ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
İnsan kaynakları açısından özel güvenlik kurumları ve çalışanlarının iş doyumları üzerine bir çalışma: Yalova ili örneği
Bu çalışmada özel güvenlik çalışanlarına sosyo demografik çerçevede iş doyumuna yönelik sorular sorulmuş ve bu hususta iş tatminleri ele alınmıştır. Bu çerçevede, özel güvenlik çalışanlarının iş motivasyonlarını etkileyen yönetim yaklaşımları, çalışma koşulları, arkadaşlık ilişkileri, ödüllendirme-motivasyon, işe bağlılık gibi konular ele alınmış ve belli sorulara cevap aranmıştır. Çalışma yapılırken literatür, konuyla ilgisi olduğuna inanılan ve bu konunun araştırılmasında ve geliştirilmesinde katkı sağlayacağı düşünülen kaynaklar ışığında incelenmiş ve bulunan sonuçlar bağlamında öneriler sunulmuştur. Bu çalışma neticesinde ortaya çıkan sonuçlar; Özel Güvenlik Çalışanları olarak adlandırılan kişiler ve ailelerinin toplumun diğer bireylerine göre daha farklı eğitime tabi tutulmaları gerekliliği, çalışma şartlarının olumsuz etkisi, öngörülen düzenli ekonomik düzeye ulaşılması verilen eğitimlerin arttırılması ile birlikte temel güvenlik duygusunun topluma kazandırılması esnasında özel güvenlik çalışanlarının çalışma şartlarının insancıl düzeye çıkarılması bilinci ve farkındalığının kamuya kazandırılabilirliğidir. Bu sonuçlar üzerinden öneriler sunularak çalışma sonlandırılmıştır.
Türkiye'de iç göçün kentleşme üzerine etkisi: Çerkezköy örneği
Globelleşen dünyada var olan değişim süreci ülkemizde de gerçekleşmektedir. Bu çerçevede özellikle 1950'lerden sonra hız kazanan kentleşme süreci, gelişmiş ülkelerde meydana gelen sanayileşme eksenli etkilerin aksine bireylerin; işsizlik, can güvenliği, aile ve köy içi anlaşmazlıklar, iklim şartları, sağlık nedenleri, eğitim durumu vb. pek çok nedenle yaşadıkları yerleri terk etmesi sonucu ortaya çıkan göç hareketlerine dayanmaktadır. Ülkemizde göç yoluyla kente gelen bireyler yeni yerleştikleri kentlerde ve kentlileşme süreci içerisinde belli başlı bir takım sorunlar yaşamaktadırlar. Özellikle bir anda içinde bulundukları ortamı değiştiren bireylerin kırsal bölgelerdeki mevcut sorunlardan ziyade, daha zor ve farklı sorunlar ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu sorunları ele aldığımızda; kırsal kesimden kente göç sebebiyle yaşanan ekonomik, siyasi ve kültürel değişim ve gelişmeler neticesinde toplumsal yapı içerisinde sınıflaşmaya sebep olmaktadır. Öyle ki kentte yaşayan kentsoylular ile kente gelen köylüler arasında ekonomik ve sosyal alanda adaletsizliklere neden olmaktadır. Kırdan kente göç esnasında bireylerin karşılaştıkları sorunlardan başka kentlere yönelik göç hareketliliği kentlerin fiziki yapısında da birtakım sorunlar ortaya çıkmaktadır. Özellikle gecekondulaşma ve altyapı sorunları en başlıcalarıdır. Diğer sorunlar ise Çevre sorunları, Çarpık kentleşme, Konut ve Toprak sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı Dünyada ve Türkiye' de göç ve kentleşmenin genel özelliklerini tespit etmek, Göç olgusu, kent ve kentleşmenin tanım ve tarihsel gelişim sürecini ele almaktır. Göç hareketliliği neticesinde gerçekleşen kentleşme olgusunu sosyo-ekonomik açıdan nasıl etkilendiğini, sebep sonuç çerçevesinde ele almaktır. Türkiye' de göç olgusunun nedenleri ve göç hareketliliği sonucunda ortaya çıkan sorunlar ele alınmıştır Son bölümde ise Çerkezköy' e gerçekleşen iç göçün nedenleri, sonuçları ve kentleşme üzerine etkisini belirlemeye yönelik bir saha araştırması yapılarak, tablolar ve grafikler yardımıyla yorumlar yapılmıştır.
Yaşlılara uygulanan sosyal politikalara ilişkin yaşlıların memnuniyet algısı: Yalova örneği
Dünya üzerinde sağlıklı her bireyin yaşam süreçlerinden biri olan yaşlılık süreci; bireyin her açıdan geriye gittiği bir dönem olarak kabul görmektedir. Teknolojik gelişmeler ve tıp alanında uygulanan önleyici hizmetler ve kronik hastalıklara uygulanan tedavilerin geliştirilmesi neticesinde bireyler uzun yıllar yaşamakta ve dünya üzerinde yaşlı nüfus her geçen gün artmaktadır. Özellikle; gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ekonomik imkanların yeterliliği, sağlık hizmetlerine ulaşımın kolaylığı gibi sebeplerle yaşlı nüfus artışı bu ülke gruplarında daha fazla olduğu gözlemlenmektedir. Gelişmekte olan ülkeler grubundan yer alan Türkiye'de, son yıllarda sağlık alanında yapılan iyileştirmelerin ve ekonomik imkânların gelişmesiyle birlikte yaşlı nüfusun yıldan yıla arttığı görülmüştür. Kırsaldan kente göçlerin yaşanmasıyla değişen aile yapısının sonucu olarak; yaşlı bireyler kırsalda yalnız kalmakta ya da şehirde huzur evlerinde yaşamak zorunda kalmaktadır. Toplumun önemli sacayaklarından biri olan yaşlılar, bu iki seçenek arasında kalarak hayat tutunmaya çalışmaktadır. Türkiye'de son yıllarda kurumsal hizmetlerin çok yönlü uygulanmaya başlanması ve yaşlı bireylerin yaşam koşullarının iyileştirilmeye çalışılması adına birtakım adımlar atılmaktadır. Özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çatışı altında yaşlı bireylere sunulan hizmetler ve bunu destekler nitelikte STK, vakıf ve derneklerin faaliyetleri yaşlı bireylere destek olmak adına çalışmalarını her geçen gün artırmaktadır. Çalışmanın ana amacı, Türkiye'de yaşlı bireylere uygulanan sosyal politikaların incelenmesi ve yerel bazda, yaşlı bireylerin uygulanan bu politikalardan memnuniyetlerini değerlendirmek, değerlendirme sonuçlarının ışığında yeni çözüm önerileri sunmaktır. Bu doğrultuda, çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yaş ve yaşlı kavramlarının tanımı, yaşlılık kuramları ve sosyal politika kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; Dünya ve Türkiye'deki güncel yaşlı istatistikleri ve Türkiye'de yaşlı bireylere uygulanan sosyal politikalardan bahsedilmiştir. Üçüncü bölüm; Türkiye'de uygulanan sosyal politikalar bağlamında, Yalova'da yaşlı bireylere uygulanan anket çalışması ve elde edilen verilere yönelik bulgular yorumlanmıştır. Araştırma kapsamında, Yalova ilinde yaşayan, 65 yaş ve üzeri 380 yaşlı bireye 31 sorudan oluşan anket yöneltilmiştir. Anket sorularıyla yaşlı bireylerin, yaşlılara uygulanan sosyal politikalar ve hizmetlere yönelik algılarının değerlendirilmesi sağlanmıştır. Ankette elde edilen bulgular, SPSS programıyla, frekans ve Ki-Kare testiyle oluşturulan tablo ve hipotezlerle test edilmiştir. Sonuç kısmında; yaşlı bireylerin Yalova'da yaşamaktan duydukları memnuniyet ve mutluklarının sosyal politikalardan bağımsız olduğu ve özellikle, kurumlar ve yerel yönetimler tarafından geliştirilmesi gereken sosyal politikalar ile yaşlı bireylerin mutluluk ve memnuniyet düzeylerinin artırılacağı tespit edilmiştir.
Geleneksel, kültürel veya sanatsal değeri olan kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerde çalışanların sorunları: Mardin/Midyat telkâri çalışanları örneği
İnsanlığın hayat tarzını, beğeni ve estetik anlayışlarını ortaya koyan önemli kültür alanlarından biri geleneksel mesleklerdir. Dünyada teknolojinin hızlı bir şekilde gelişim göstermesi ve makinelerin seri üretimi insanların hayat biçimlerine etki etmiş, büyük bir değişime yol açmış ve bu gelişmeler karşısında geleneksel meslekler de olumsuz etkilenmiştir. Geleneksel mesleklerin etkilenmesi bu mesleklerin çalışanlarını da olumsuz etkilemiştir. Keza el emeği göz nuru ile üretimini yaptıkları ürünlere talep azalmış, imitasyon ürünler ortaya çıkmış, geleneksel yöntemlerle yapılan ürünleri üretme faaliyetlerinde zorluklar ortaya çıkmış, elde edilen kazancın düşmesi ve yetersiz olması gibi durumlar sonucunda çırak bulmada zorluklar yaşanmış, bu da usta yetişmemesine ve geleneksel mesleklerin yavaş yavaş kaybolmasına neden olmuştur. Trabzon, Ankara ve Mardin gibi illerde üretimi devam eden telkari sanatı da geleneksel, kültürel veya sanatsal değeri olan kaybolmaya yüz tutan meslekler arasında sayılmaktadır (İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, 2019). Geleneksel yöntemlerle halen devamlılığı sürdürülen ve bu alanda ürünler üretilen telkâri sanatının Mardin'in Midyat ilçesindeki geçmişi M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Bu çalışmada Mardin ilinin Midyat ilçesinde gerçekleştirilen telkari sanatının yok olmaya başlama nedenleri ile telkari ustalarının ve diğer çalışanlarının sorunları nitel bir araştırma yapılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla Midyat ilçesindeki telkari ustaları ve diğer çalışanlara neden telkâri mesleğinin kaybolmaya yüz tuttuğu, bu alanda neden çırak ve usta yetişmediği, çalışanların sorunları ve mesleğin gelecekteki durumu ile ilgili sorular sorulmuştur. Geleneksel yöntem ile el emeği göz nuru telkâri sanatını sürdüren çalışanlardan mesleklerinin devamlılığı için tespit ve öneriler alınmış ve değerlendirmeler yapılmıştır.
İş sağlığı ve güvenliği riski olarak ısı stresi: İnşaat sektörü dış alana yönelik bir uygulama
Isı stresinin çalışanların iş sağlığı ve güvenliği üzerindeki etkisi özellikle yakın dönemlerde araştırma konusu olmuştur. Yapılan birkaç çalışma, ısı stresinin çalışanların iş sağlığı ve güvenliğini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir. Şüphesiz sıcaklıkların fazla olduğu ortamlarda çalışanlar için en önemli sıkıntılardan bir tanesi de sıvı elektrolit dengesizliktir. Yüksek ısı ve su kaybı; iş kazalarına, performans düşüklüğüne ve meslek hastalıklarına neden olmaktadır. Türkiye'de ve dünyada her yıl meydana gelen iş kazalarının ve bu kazalar sonucunda gerçekleşen ölümlerin önemli bir kısmı, inşaat sektöründe yaşanmaktadır. Tezin amacı; dış alan çalışmalarında ısı stresi ve iş sağlığı ve güvenliği arasındaki ilişkiyi belirleyerek diğer araştırma sorularının yanı sıra "Isı stresi, iş güvenliği bakımından bir risk kaynağı mıdır?" sorusuna cevap aramaktır. Tez kapsamınca tasarlanan yarı yapılandırılmış soru formu aracılığıyla toplanan veriler, konu ile alakalı meydana gelen kazaların azaltılmasına yönelik katkı sunacaktır. İklim koşullarının işçi sağlığı ve güvenliği üzerindeki etkileri, şantiyelerin genel olarak açık alanlarda bulunma doğası gereğiyle özellikle inşaat sektöründe daha fazla hissedilmektedir. Bu çalışma, inşaat sektörü temel alınarak gerçekleştirilmiştir. Şantiyelerdeki iklim şartlarına bağlı gelişen ısı stresinin etkileri ortaya konularak, iklim şartlarının işçiler üzerindeki etkileri, sağlık ve güvenlik bazında incelenmiştir. Isı stresiyle başa çıkabilme yolları üzerine öneriler sunulmuştur. Yapılan çeşitli araştırmalar sonucunda; çalışanların yeterli sıvıya ulaşamaması halinde iş sağlığı ve güvenliği sorunlarının ortaya çıktığı görülmüştür. Yeterli ve dengeli sıvı alımının iş verimliliği üzerine de olumlu etkisi olmaktadır. Dolayısıyla uygun sıvı alımı, kaza ve hastalıkların azaltılması yönünde önemli bir faktör olabilir. Araştırma sonucunda; işçilerin ısı stresine maruz kalmaları ile iş sağlığı ve güvenliği arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Isı stresinin iş sağlığı ve güvenliği bakımından bir risk kaynağı olduğu anlaşılmıştır.
Sosyal Güvenlik Hukukunda prim kavramı
Ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin esasını,kişinin maddi katkısıyla desteklenen bir sistem olan Sosyal Sigortalar teşkil etmektedir. Ancak, çalışanların mesleki statüleri göz önünde bulundurularak teşkilatlandınlmış sosyal sigortalardan, gerek sigortalılar gerekse de Kurumlar memnun değildir. Bu durumun, sistemin işleyiş esası olan üyelerin ilgili sosyal sigorta kurumlarına yapılan bildirimlerinde yaratılan uygunsuzluklardan kaynaklandığı görüşündeyiz. Özellikle hizmet akdine istinaden çalışanların sosyal güvenliğini sağlayan Sosyal Sigortalar Kurumu ve sigortalıları bu durumdan fazlası ile etkilenmektedir. Çünkü, burada sigortalıların bildirimi, yasaya istinaden "zorunluluk" esasına bağlanmasına rağmen, işverenlerin inisiyatifine bırakılmıştır. Sigortalı bildirimleri ile ilgili olarak, Kurumun prim kaybının ve sigortalıların hak kayıplarım önlenmesi amacıyla, çalıştırdığı sigortalıları hiç ya da zamanında bildirmeyen işyerlerinin cezalandınlmalanna yönelik hüküm altına alınmış mevzuat hükümlerinin başarısı sorunun çözümü için yeterli değildir. Zira, işverenlerin tutumlan yanında sigortalıların da konuya ilgisiz kalmaları olayın boyutunu büyütmektedir. Gerçekten ilgili yasalarla getirilen ve sigortalılığı kaçınılmaz hale getiren "zorunluluk esası " sigortalılar tararından yeterince anlaşılmamıştır. Bu durum ise sosyal güvenlik sistemimizin esasım oluşturan sosyal sigortalar sistemimizde sıkıntılar yaşanmasına yol açmaktadır. Ortaya çıkan bu sorumluluğun yüklediği baskıların hafifletilmesi, düzenleyici sıfatıyla devletin ortaya çıkaracağı yasaların etkililiği ve dinamizmi, işverenlerin ciddiyeti, sigortalıların iyi niyeti ve Kurumun da denetim mekanizmasının işlemesiyle mümkün olabilecektir. Tarafların üzerlerine düşen bu görevleri yerine getirmeleri sosyal sigortalar da işleyişin mükemmele ulaşmasına yol açacaktır.
Sakin kentlerde çalışma yaşamı kalitesi üzerine nitel bir araştırma
En genel tanımı itibariyle sakin kentler (cittaslow); kültürel, doğal ve tarihsel değerlerin korunduğu, gelecek nesillere bu değerlerin aktarıldığı; yüksek refah seviyeli sürdürülebilir şehirleri ifade etmektedir. Sakin kentler temelde küreselleşmenin getirmiş olduğu standartizasyon ve hız akımına karşı alternatif bir şehirleşme ihtiyacından doğmuştur. Çalışma yaşamı kalitesi; montaj hattı şartlarının yerini insancıllaştırılmış çalışma koşullarının aldığı, çalışanların sadece fiziki değil; psikolojik ve sosyolojik iyi olma hallerini ifade eden bir felsefe olarak tanımlanmaktadır. Çalışanların genel mutluluk düzeylerinde artışı amaçlayarak; sosyal yaşamla iş yaşamı arasındaki dengenin kurulduğu, çalışanları sadece iş yerinde değil; sosyal hayatlarında da gözeten modern bir anlayış olarak çalışma yaşamı kalitesi, insani çalışma ve yaşama koşullarını yaratmayı amaçlamaktadır. Bu anlamda mevut çalışma, çalışanların mutluluk duyduğu çalışma şartlarının yani çalışma yaşamı kalitesinin küreselleşmeye alternatif sakin kentlerdeki durumunu araştırmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda araştırma kapsamında Türkiye'deki 6 sakin kentte (Akyaka, Seferihisar, Taraklı, Vize, Gökçeada, Yenipazar) ikamet eden 38 çalışanla derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda sakin kent çalışanlarının, Walton'un hazırlamış olduğu çalışma yaşamı kalitesi boyutlarından 8 başlığın hepsine olumlu cevaplar verdikleri tespit edilmiştir. Buradan hareketle sakin kentlerin çalışanlar açısından çalışma yaşamı kalitesi düzeyi yüksek olan kentler olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Anahtar Sözcükler: Sakin Kent, Yavaşlık, Slow Food, Cittaslow, Çalışma Yaşamı Kalitesi