Yıldız Technical University
Discipline

Jeofizik Mühendisliği Anabilim Dalı

Yıldız Technical University

219

Archived Theses

4

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Yeraltı suyu kaynaklarının araştırılmasında kuyu jeofiziği: Bir uygulama örneği

Yeraltı sularının jeofizik yöntemlerle araştırılması, ekonomik ve kolay olması nedeniyle günümüzde büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada yeraltı suyu kaynaklarının etkin bir şekilde araştırılması için kuyulardan elde edilen self potansiyel, rezistivite ve gamma ray log değerleri ile sediman numune karşılaştırılarak değerlendirmesi yapılmıştır. Genel olarak bu yöntemler akifer zonlarının belirlenmesi, incelenmesi ve ekonomik olarak temini ile doğrudan ilgilidir. Elde edilen kuyu log verilerinden suyun varlığı, su verimi, kuyunun statik ve dinamik seviyeleri, kuyu derinliği gibi parametrelerin bulunmasına olanak sağlamaktadır. Yeraltı suyunun araştırılmasında amaç açılan sondaj kuyularında karşılaşılan formasyonların belirlenmesi ve fiziksel özelliklerinin (radyoaktivite, özdirenç, tabaka kalınlığı, sıcaklık, porozite) değerlendirilmesi ve kayıt altına alınmasıdır. Çalışmada, Isparta, Afyonkarahisar ile Burdur illeri ve ilçelerinde, DSİ 18. Bölge Müdürlüğü tarafından su araştırması amacıyla açılan 5 adet sondaj kuyusu değerlendirilmiştir. Kuyu logu ölçümlerinin uygulanması sırasında dikkat edilmesi gereken parametreler analiz edilmiştir. Kuyudan elde edilen veriler değerlendirilip tabaka sınırları, kalınlık, derinlik, litolojik karakter, gözenekli ve geçirgen tabakalar, tabaka sınırları, killi seviyelerin ayrımı gibi özellikler yorumlanarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu tez çalışması sonucunda, kuyudan alınan SP, rezistivite ve gamma ray log ölçü değerleriyle, doğru litolojiye filtre konulmasının önemi ortaya konmuştur. Yanlış şekilde inşa edilmiş kuyu, filtre borusunun kil katmanlarına yerleştirilmesine neden olabilir ve bu da kuyudaki kil birimlerinde göçme ve istenmeyen dolgulara yol açabilir. Bu nedenle, kuyu jeofiziği yeraltı sularının araştırılmasında kullanılması gereken bir yöntemdir.

Hatice Usta
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Söke alt havzasının doğru akım özdirenç yöntemi ile araştırılması

Büyük Menderes Havzası; Söke, Aydın, Didim ve Bafa Alt Havzalarından oluşmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, Söke Alt Havzası'nda GB-KD doğrultusunda uzanan 19 ölçüm noktasında düşey elektrik sondajı (DES) tekniği ile gerçekleştirilen doğru akım özdirenç araştırmasından görece sığ yeraltının elektrik ve hidrojeolojik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, araştırmada toplanan görünür özdirenç veri kümeleri bir-boyutlu (1B) ve iki-boyutlu (2B) ters çözüm teknikleri ile değerlendirilmiştir. 1B değerlendirme sonucunda her bir DES ölçüm noktası için katman parametreleri olan özdirenç ve kalınlıklar belirlenmiş ve bu verilerden yeraltının düşey yöndeki özdirenç dağılımı elde edilmiştir. 1B çözüm, incelenen alanın güneybatı bölümlerinde alüvyon kalınlığının kuzeydoğu bölgelerine kıyasla arttığını ortaya koymuştur. Ayrıca, bu bölgede yaklaşık 30-50 m derinlik seviyelerinde ve 30 km kuzeydoğu yönüne doğru uzanan düşük özdirençli, tuz içeriği yüksek ve bozuşmuş bir zon belirlenmiştir. DES verilerinin 2B ters çözümünden elde edilen yeraltı modeli, 1B sonuçlarla uyumlu olarak, görece sığ derinliklerde düşük özdirençli yapıyı ve bozuşmuş zonu ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, 2B çözüm, yanal yönde ondülasyon gösteren özdirenç değişimlerini de belirlemiştir. Yeraltı formasyonlarının fiziksel özelliklerini anlamak ve yeraltı yapılarını modellemek açısından önemli olan diğer parametreler de hesaplanmıştır. Bu parametreler arasında eşdeğer özdirenç ve kalınlık, boyuna ve enine özdirenç, anizotropi katsayısı, etkin formasyon özdirenci, yansıma katsayısı, özdirenç kontrastı ve koruyucu kapasite derecelendirmesi (KKD) yer almaktadır. Elde edilen bulgular, Söke Alt Havzası'ndaki yeraltı formasyonlarının heterojen ve farklı elektriksel özellikler gösterdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle, boyuna iletim ve enine direnç gibi parametrelerdeki belirgin değişiklikler, yer altındaki su içeriği ve geçirgenlik farklılıklarını işaret etmektedir. Yüksek eşdeğer özdirenç ve düşük boyuna iletim değerleri, yer altındaki kuru ve geçirgen olmayan zonları, düşük eşdeğer özdirenç ve yüksek boyuna iletim değerleri ise su barındıran ve geçirgen zonları temsil etmektedir. Analizlerden elde edilen KKD değerleri, çoğunlukla "Mükemmel" olarak belirlenmiş olup havzanın su taşıma kapasitesinin yüksek olduğunu ve suyun korunması için uygun formasyonların mevcut olduğunu göstermektedir. Bu tez çalışmasında gerçekleştirilen jeofiziksel analiz sonuçlarının bölgede etkin su yönetimi ve hidrojeolojik modellemeler için sağlam temeller sunarak gelecekteki su kaynakları yönetimi çalışmalarına önemli ölçüde katkı sağlayacağı öngörülmüştür.

Akarsu havzalarıHidrojeolojiSayısal modelleme+2
Betül Akyün
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kontrolsüz dolgu alanlarında elektrik rezistivite tomografi (ERT) yöntemi ile geometri çözümleri, 2B-3B modellerin oluşturulması ve İzmir Torbalı Pancar O.S.B. örneği

Kontrolsüz dolgu alanlarındaki yer altı geometrisinin belirlenmesinde Elektrik Rezistivite Tomografi (ERT) yönteminin etkinliğini ve kullanılabilirliğini araştırmak amacı ile İzmir Pancar O.S.B. gibi kontrolsüz dolgu alanlarında ERT yönteminin uygulanabilirliği detaylı bir şekilde incelenmiş ve mevcut literatürle karşılaştırılmıştır. Toplamda 8 profilde Wenner ve Wenner-Schlumberger dizilimlerinden edlde edilen Elektrik rezistivite verilerinden hareketle, 2B ve 3B yer altı modelleri oluşturulmuştur. Bu modellerin oluşturulması için gerekli olan matematiksel ve hesaplamalı yöntemler ele alınmıştır. Elde edilen elektrik rezistivite verileri kullanılarak, İzmir Pancar O.S.B.'nin yer altı geometrisi hakkında bilgi elde edilmiş, bu bilgiler çeşitli analizlerle yorumlanmış ve yüzeyden ilk 6 metre içerisinde dolgu varlığı gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, kontrolsüz dolgu alanlarının yer altı geometrisinin belirlenmesinde ERT yönteminin etkinliği ve pratik kullanımı hakkında önemli bilgiler sağlamıştır ve bu alandaki gelecek araştırmalara ışık tutacaktır.

Elektrik özdirenç tomografiJeofizikJeofizik araştırmaları
Ziya Orhan Derinsu
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bina salınım karakterlerinin mikrotremör yöntemi ile tespiti ve risk seviyelerinin belirlenmesi

Bu çalışma, mevcut yapıların deprem güvenliği açısından dinamik özelliklerinin mikrotremör yöntemiyle belirlenmesini amaçlamaktadır. Çalışmanın temelinde, yapıların doğal salınım periyotlarının tespiti ve zeminle etkileşimi dikkate alınarak, yapı-zemin rezonans riski ve yapısal risk faktörlerinin sınıflandırılması yer almaktadır. Mikrotremör yöntemi, yapıların doğal titreşim periyotlarını belirlemek için düşük frekanslı çevresel titreşimleri kullanarak, herhangi bir fiziksel müdahale gerektirmeden ölçüm yapabilen ekonomik ve etkili bir yaklaşımdır. Bu yöntem, özellikle zeminle yapı arasındaki etkileşimin incelenmesinde önemli bir araçtır. Yapıların salınım karakteristikleri, zeminlerin doğal titreşim periyotlarıyla karşılaştırılarak rezonans riski değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu riskler doğrultusunda, yapıların deprem sırasındaki potansiyel performansları hakkında yorumlar yapılmaya çalışılmıştır. Mikrotremör ölçümlerine ek olarak, zemin sınıflaması ve yapısal analizler için yardımcı olarak sismik yöntemler ve yapı radarı kullanılmıştır. Çalışma, İzmir, Aydın ve Manisa illerinde 20 farklı yapı üzerinde uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, deprem güvenliği açısından yapıların performansını değerlendirmek ve bölgedeki yapı stoğuna yönelik risk haritalaması oluşturmaya yardımcı olması için önemli veriler sunmaktadır. Sonuçlar, yapı-zemin rezonans analizleri, yapıların güçlendirilmesi için gerekli stratejilerin belirlenmesi ve katkı sağlaması amaçlanmaktadır.

JeofizikJeofizik araştırmaları
Serdar Kapucu
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sismik veri işlem yazılım paketi geliştirilmesi

Sismik yansıma yöntemi petrol ve doğal gaz aramalarında kullanılan en önemli jeofizik yöntemlerin başında gelmektedir. Denizde ve karada farklı ekipmanlar aracılığı ile toplanan ham veri ardaşık olarak bir takım matematiksel işlem aşamalarından geçer. Bu işlem aşamalarının tamamına sismik veri işlem ismi verilmektedir. Son 50 yıl içerisinde yazılım dünyasında yaşanan gelişmeler ve iş istasyonlarının yoğun olarak kullanılması, sismik veri işlem aşamalarının tamamen dijital ortamda uygulanmasına olanak tanımıştır. Bu süre içerisinde petrol ve doğal gaz sektöründeki bir çok firma kendi sismik veri işlem paket programlarını geliştirmiştir. Profesyonel olarak geliştirilen paket programların geneli güçlü iş istasyonlarına ve Linux işletim sistemine ihtiyaç duymaktadır. Bu durum, sismik veri işlem üzerine çalışan kişilerin profesyonel yazılımlara erişimini kısıtlamaktadır. Bu tez kapsamında, temel sismik veri işlem aşamalarını gerçekleştiren bir paket program geliştirilmesi hedeflenmiştir. Yazılımın hazırlanması için Microsoft tarafıından geliştirilmiş C# programlama dili kullanılmıştır. Bu programlama dilinin derlenmesi için Microsoft Visual Studio 2015 programından yararlanılmıştır. Kesit ve grafik çizimlerinde açık kaynak kodlu OpenGL kütüphanesinden faydalanılmıştır. Program Windows tabanlı hazırlanmış olup, farklı Windows sürümlerinde test edilmiştir. Programın menüleri ve kullanım kılavuzları Türkçe dil paketini desteklemektedir. Program üzerinden kullanıcı ekleme ve çıkarma seçenekleri ile yeni kullanıcı eklenebilir veya var olan eski kullanıcılara ait veriler silinebilir. Her kullanıcı ekranında 6 adet pencere bulunmaktadır. Veri İşlem Laboratuarı, sismik veri işlem akış şemalarının oluşturulduğu ve çıkış dosyalarının üretildiği penceredir. Projeler penceresinden oluşturulan iş dosyalarına, Veri Tabanı penceresinden oluşturulan sismik verilere, tablolar penceresinden ise bazı parametrelerin kaydedildiği tablolara ulaşılabilmektedir. Terminal penceresi, SEGY formatına sahip ham sismik verinin okunmasını ve bilgilerinin görüntülenmesini sağlayan penceredir. Ekran Görüntüsü penceresinden, program üzerinden alınmış ekran görüntülerinin dosya yollarına ulaşılır. Sismik verilerin görüntülenmesi için program üzerinden görüntüleme ekranı açılır. Ayarlar ekranında genlik ayarları, yakınlaştırma ve verinin farklı görüntüleme seçenekleri mevcuttur. Ekran üzerinden atış grupları tek tek görüntülenebildiği gibi, birden fazla atış grubu da yanyana görüntülenebilmektedir. Ayrıca Kanal/Atış seçeneği ile farklı atışlardan aynı kanala gelen izler sıralanabilir. Hızlı görüntüleme düğmeleri verinin ileri veya geriye doğru otomatik olarak görüntülenmesini sağlar. Ham sismik veriyi diğer veri işlem aşamalarına hazır hale getirmek için yapılan bir takım işlemlere ön veri işlem aşamaları denir. Veri yükleme, Socienty of Exploration Geophysicsts (SEG) derneği tarafından belirlenen özel formattaki SEGY veSEG2 verilerinin içsel formata dönüştürülmesi işlemidir. Geometri tanımlama, kaynak alıcı arasındaki mesafeden yola çıkarak her kanala ait belirli başlık bilgilerinin oluşturulmasını sağlar. Diğer ön veri işlem aşamaları (veri düzenleme, iz düzenleme, genlik düzenleme ve filtreleme) ise sinyal gürültü oranını arttırmayı amaçlar. Dekonvolüsyon, sismik dalgacığı sıkıştırırarak zamansal ayrımlılığı arttırır Yazılım üzerinden atış gruplarına, yer yansıma katsayılarının elde edilmesi amaçlayan İğnecikleştirme (spiking) dekonvolüsyonu ve tekrarlı yansımaların giderilmesi için kullanılan Kestirim (predictive) dekonvolüsyonu uygulanabilmektedir. Aynı noktadan yansıyan iz gruplarının bir araya getirilmesi işlemine ortak yansıma noktası sıralama (CDP sorting) ismi verilir. Geometri tanımlama işleminden sonra oluşan bilgiler kullanılarak atış grupları halinde toplanan veri OYN (CDP) ortamına geçirilir. Aynı noktaya yansıyan verilerin kaynak alıcı mesafesinden ötürü farklı varış zamanları ile sismik hızlar tespit edilir. Elde edilen sismik hızların kullanılması ile normal kayma (NMO) düzeltmesi yapılır ve kaynak alıcı mesafesine bağlı olarak ortaya çıkan farklı varış zamanları ortadan kaldırılır. Yığma (stack) işlemi ile normal kayma (NMO) işlemi yapılmış veri toplanarak sinyal gürültü oranı arttırılır ve sismik kesit elde edilmiş olunur. Tez kapsamında hazırlanan bu programın test aşamasında hem sentetik veriler hem de MTA Sismik-1 gemisi ile Bababurnu açıklarında toplanan 96 kanallı 303 atıştan oluşan 2 boyutlu sismik hat verileri kullanılmıştır. Oluşturulan algoritmalar her aşamada test edilmiş ve çıkan sonuçların doğruluğu üzerinde çalışmalar yapılmıştır.

Alican Pekiyi
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üzümcü-olgunlar bölgeleri (Hakkari- Çukurca) kurşun çinko yataklarının kökensel incelenmesi

Çalışma alanı, Alp-Himalaya Dağ Kuşağı'nda bulunan ve Anadolu'yu oluşturan ana tektonik birliklerden birisi olan Toros kuşağı içerisinde yer almaktadır. Bu kuşak içerisinde karbonat içeren Pb-Zn yatakları, değişik rezerv ve tenöre sahip farklı tipte maden yatağı ve zuhuru içermektedir. Torid kuşağı içerisinde yer alan Pb-Zn cevherleşmeleri, batıdan doğuya doğru; (1) Hadim-Bozkır, (2) Göktepe, (3) Gazipaşa, (4) Anamur, (5) Horzum ve Pınargözü, (6) Aladağlar-Zamantı, (7) Tufanbeyli ve (8) Hakkari ili olmak üzere sekiz farklı bölgeye ayrılarak incelenmektedir. Bu bölgelerdeki Pb-Zn yatakları MVT, CRD ve SEDEX tipi cevher oluşum özelliklerine sahiptir. Çalışma alanının da içerisinde bulunan alan genel olarak Alp Orojenezi sürecinde geniş çaplı deformasyonlara ve yüksek dereceli metamorfizma izlerini taşımaktadır. Çalışma alanı içerisinde gözlenen metalik ve metalik olmayan yataklar, Anadolu'nun güneydoğusundaki Doğu Toros kıvrım kuşağının iç kesimlerinde, çeşitli kayaçları içerisinde ve geniş alanlara dağılmış durumdadır. Hakkari bölgesindeki Zn-Pb yataklarının cevherleşme tarzı ve jeokimyasal verileri, MVT 'ye göre biraz daha yüksek homojenizasyon sıcaklığı ve daha düşük tuzluluk oranı, birbirine paralel stratiform cevher zonları ve yüksek As içerikleri açısından SEDEX tipi yataklara benzemektedir. Ayrıca bu yatakların çoğundaki genel özellik, oksitlenerek sülfürsüz çinko yataklarına dönüşüm gözlenmesidir. Çalışma alanının da içerisinde bulunan Hakkari ilindeki yataklar çoğunlukla yerinde oksitlenme türünde cevherleşmelerdir.

İlkay Alpaslan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Mikrotremor yöntemi ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesiyerleşkesinin zemin-yapı ilişkilerinin incelenmesi

Depremlerden sonra meydana gelen hasarlar incelendiğinde yapılardaki mühendislik ve uygulama hatalarının yanı sıra yapıların üzerine kurulu oldukları zeminlerin mekanik ve fiziksel özelliklerinin de can ve mal kaybının artması veya azalmasında önemli etkenlerden birisi olduğu görülmektedir. Bu nedenle, zeminlerin dinamik yükler altındaki davranışlarının ve mühendislik özelliklerin belirlenmesi, yapızemin ilişkilerinin ortaya konması olası zararların meydana gelmemesi açısından büyük önem taşımaktadır. Deprem gibi dinamik kuvvetlerin etkisi dikkate alınarak yapı-zemin etkileşimlerinin ve davranış karakteristiklerinin ortaya konulması yapıların deprem performansı açısından belirleyici ve önemlidir. Bu amaçla tez çalışması kapsamında, 23 Ekim 2011 Van (Mw=7.1) depremlerinden yapısal hasar bakımından olumsuz olarak etkilenen alanlardan birisi olan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yerleşim alanında bulunan farklı amaçlarla kullanılan fakülte ve yüksekokul binalarda mikrotremor ölçümleri yapılarak yapı-zemin etkileşimi değerlendirmeleri yapılmıştır. Ölçümler yerleşim alanında belirlenen bina dışındaki doğal zeminlerde ve her bir binanın bodrum, zemin ve normal katlarında gerçekleştirilmiştir. Seçilen binalar 2011 Van depremlerinden sonra güçlendirilmiş yapılardır. Çalışma alanında yeralan dinamik zemin özellikleri ortaya koymak ve binalardan elde edilen sonuçlarla karşılaştırmak için yerleşkenin zemin hakim titreşim periyodu, büyütme ve ilk 30 m için makaslama (kayma) dalgası hızı (Vs30) haritaları oluşturulmuştur. Yapılardaki mikrotremor ölçümlerinin veri-işleminden elde edilen bina bodrum, zemin ve normal katlardaki periyot değerleri sonuçları ile saha verileri birlikte değerlendirilerek yapı-zemin ilişkileri incelenmiş ve yapıların rezonans durumları değerlendirilmiştir. Ayrıca, binalarda gerçekleştirilen mikrotremor ölçümleri ile yapısal analizlerden elde edilen periyotlar karşılaştırılmıştır. Mikrotremor kayıtlarının veri-işlemi sonucu elde edilen verilerin yer tepkisinin belirlenmesinde, bina tepkisinin belirlenmesinde ve yapı-zemin tepkisinin elde edilmesinde kullanılabilirliği bir kez daha ortaya konmuştur.

Dursun Serhan Dudu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

H/V ve SPAC yöntemlerinin ortak ters çözümü: Eskişehir Ovası örneği

Jeofizikte sismolojik verilerin analizi, zemin yapılarının anlaşılması ve deprem mühendisliği uygulamaları açısından kritik önem taşımaktadır. Çalışma alanı olan Eskişehir ovası, Türkiye'nin en önemli tarım ve sanayi bölgelerinden biridir. Bu bölgede nüfus yoğunluğu ve yerleşim alanları hızla artarken, zemin yapısının bilinmesi ve deprem riskinin değerlendirilmesi oldukça önemli hale gelmiştir. Havza, kuzeyde ve güneyde yükseklikler ile çevrili, orta bölümünde ise düz ova karakterindedir. Çalışma alanında seçilen yedi farklı noktada elde edilen mikrotremor kayıtları, bir boyutlu (1D) sismik hız profili elde etmek amacıyla birlikte ters çözüm yöntemine tabi tutulmuştur. Ters çözümde, başlangıç modeli olarak çok katmanlı bir yapı kabul edilmiş ve Monte Carlo simülasyonu ile çözüm elde edilmiştir. Bu sayede, ovanın farklı bölgelerindeki zemin yapısı hakkında detaylı bilgi edinilmiştir. Yöntem olarak, Nakamura'nın Yatay bileşen/Düşey bileşen Spektral oran (H/V) tekniği ve Uzamsal Özilişki (Spatial Auto Correlation (SPAC)) metodu kullanılarak, yerel zemin etkisinin değerlendirilmesinde temel parametreler olarak kayma dalga hızı (Vs), sediman kalınlığı (h) ve hâkim titreşim frekansı (f) belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, Eskişehir ovasının zemin yapısının oldukça değişken olduğunu göstermektedir. Ölçüm noktalarında, mühendislik anakayası derinliği olarak en derin 130 m ve en sığ da 20 metreye ve ~530 m/s Vs hızlarına ulaşılmıştır. Hâkim frekans değerleri olarak da 0.6 Hz, 0.8 Hz, 1.3 Hz, 3 Hz ve 8 Hz değerleri baskın olarak gözlemlenmiştir. Anakaya derinliği ve hızındaki değişimler, şehrin farklı bölgelerinde deprem riskinin de farklı olacağını işaret etmektedir. Bu bilgiler, şehir planlaması, depreme dayanıklı binalar tasarımı ve afet riskini azaltma çalışmaları için kullanılabilir.

JeofizikJeofizik araştırmalarıMühendislik jeofiziği+2
Mehmet Safa Arslan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ulaştırma yol yapılarının kalite kontrolünün GPR yöntemi kullanılarak yapılması

Bu tez çalışmasında, İstanbul İli Tuzla İlçesinde ve Bursa İli Nilüfer İlçesinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı; tabaka kalınlıkları bilinen ve şartnamelere uygun yapılmış olması gereken asfalt, beton kaplama yollarda, asfalt altı temel tabakalar üzerinde ve derinlerinde, deformasyon veya potansiyeli olup olmadığı denetlemek adına yer radarı çalışmaları yapmaktır. GPR yöntemi, son teknolojilerden faydalanarak kullanılmıştır. Çalışmalarda Mala marka GPR ölçüm cihazı ve ekipmanları (250 MHz korumalı antenler) kullanılmıştır. Arazi çalışmalarını takiben veri işlem aşamalarında Reflexw programı kullanılmış ve iki boyutlu radargram görüntüleri elde edilmiştir. Bu veriler değerlendirilerek yorumlamalar yapılmış ve bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışma alanında elde edilen İki boyutlu jeoradar kesitleri ve görüntülerinde; boşluk, doğal veya yapay katmanlar arası geçiş olarak değerlendirilebilecek; sırasıyla dairesel formlu, doğrusal gidişli anomaliler tespit edilmiştir. Ulaştırma yapılarında, tahribat olmadan detayları incelemek ve imalatı teyit etmek, imalat dışında kalan alandan gelebilecek deformasyon potansiyelini öngörebilmek adına GPR yöntemi kullanmak bu tezde önerilmektedir. Dairesel yapıda olan anomalilerin yapay veya doğal(karstik) boşluk, doğrusal gidişli olanların ise tabakalar arası geçiş zonu olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmalar ilgili uzmanlara sunulmuş olup gelecekteki çalışmalara öncülük edecektir.

GPR
Samed Aslan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnsar tekniği ile denizli havzalarının kinematik analizi

20 Mart 2019'da Burdur-Fethiye Fay Zonunun Acıpayam açılma rejimi içinde ve 8 Ağustos 2019'da Acıgöl Graben Sistemi içerisinde olmak üzere büyükleri 5.5 (Mw) ve 6.0 (Mw) olan iki deprem meydana geldi. Bu çalışmada, bu depremlere ait kosismik deformasyonu araştırmak için sismolojik veriler ve Sentinel 1A interferometrik sentetik açıklıklı radar (InSAR) verileri birlikte değerlendirilmiştir. Acıpayam ve Bozkurt depremleri için elde edilen yükselen ve alçalan interferogramlar, maksimum yer değiştirmelerinin sırasıyla 4,6 cm ve 6.0 cm olduğu normal faylanmayı işaret etmektedir. Acıpayam depremine ait 1179 artçı şok (0.9

Aysu Bildiş Oda
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Drone ile havadan toplam manyetik alan ölçümleri ve analizi

Bu yüksek lisans tezinde, drone tabanlı ölçüm sistemleri kullanılarak gerçekleştirilen havadan toplam alan manyetik yöntem uygulaması, yöntemsel ve uygulamalı bir yaklaşımla ele alınmıştır. Manyetik yöntem, yer manyetik alanındaki düzensizliklerin ölçülmesi yoluyla yer altındaki mıknatıslanabilir yapıların konumu, derinliği, uzanımı ve sınır geometrisi hakkında bilgi sunmaktadır. Drone destekli sistemler; düşük irtifada ayrıntılı veri toplayabilme kabiliyeti ve pratik uygulama kolaylığı sayesinde, klasik yöntemlere göre önemli avantajlar sağlamaktadır. Çalışmada, yer manyetik alanının bileşenleri ile zamansal ve mekânsal değişimleri kuramsal olarak incelenmiş; ardından, seçilen bir sahada drone platformuna entegre edilen yüksek hassasiyetli manyetometre ile toplam alan verileri elde edilmiştir. Uçuş planlamasında hat yönü ve aralığı, uçuş yüksekliği ve hızı gibi teknik parametreler dikkatle belirlenmiştir. Toplanan veriler üzerinde baz istasyonu düzeltmesi, Uluslararası Jeomanyetik Referans Alanı (IGRF) giderimi ve mikro düzeyleme işlemleri gerçekleştirilmiştir. Manyetik kaynakların belirlenmesi amacıyla veri işlem yapılarak Kutba İndirgeme (RTP), analitik sinyal (AS), birinci düşey türev (FVD), toplam yatay türev (THD), eğim açısı (TA) ve türev haritaları oluşturulmuş; X, Y ve Z türev gridlerinin entegrasyonuyla üç boyutlu yapısal analiz yapılmıştır. Derinlik dağılımının belirlenmesinde ise eğim açısına dayalı derinlik kestirimi ve Radyal Ortalamalı Güç Spektrumu analizleri kullanılmıştır. Sonuçlar, drone tabanlı manyetik ölçümlerin yüzeye yakın yapılar üzerinde güvenilir ve yüksek çözünürlüklü veri sağladığını ortaya koymaktadır. Bu çalışma, drone teknolojisi ile manyetik yöntemin entegrasyonunu değerlendirerek, potansiyel alan yöntemlerinin yenilikçi ve saha temelli kullanımına katkı sunmaktadır. Haziran 2025 , 187 sayfa. Anahtar kelimeler: Drone, Manyetik yöntem, Yer manyetik alanı, Veri işlem, Manyetometre.

İlknur Yılmaz Doğan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İskenderun Körfezi sismik yansıma verilerinin yığma öncesi derinlik migrasyonu

Doğu Akdeniz'in kuzeydoğusunda yer alan İskenderun Körfezi tektonik açıdan aktif bir bölgedir. Doğu Akdeniz'in etrafında bulunan tektonik rejimler; doğuda Bitlis-Zagros sutur zonu boyunca kıtasal çarpışma, güneyde Kıbrıs yayı ve Helenik yay boyunca Afrika levhası ve Anadolu plakası arasında dalma-batma zonu ve Anadolu plakasının iki büyük doğrultu atımlı fay boyunca batıya doğru kaçış hareketidir. Bu tez çalışmasında, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) tarafından İskenderun Körfezi'nde 1989 yılında toplanan 4 profil çok kanallı sismik yansıma verisi kullanılmıştır. Emerson-Paradigm Echos & GeoDepth yazılımları kullanılarak sismik veriler işlenmiş ve 2B Kirchhoff yığma öncesi derinlik migrasyonu uygulanılması ile bölgeye ait ilk kez derinlik kesitleri elde edilmiştir. Veriler üzerine hem rutin hem de rutin olmayan veri işlem adımları uygulanmıştır. Rutin veri işlem adımları; veri yükleme, geometri tanımlama, istenmeyen izlerin ve alanların atılması, bant-geçişli süzgeçleme, statik düzeltme, önkestirim dekonvolüsyonu, f-k eğim süzgeci, CDP ortamına geçiş, F-K eğim süzgeci ZMULT modülü, hız analizi ve yığmadır. Rutin olmayan veri işlem adımı ise yığma öncesi derinlik migrasyonudur (PSDM). Yığma öncesi derinlik migrasyonu yeraltının karmaşık tektonik özelliklere sahip olması durumunda (faylanmalar, kıvrımlanmalar, tuz domları) gerçek jeolojiye yakın derinlik kesitleri elde etmede büyük yarar sağlayan bir yöntemdir. PSDM yönteminde kullanılan ara hız modeli gerçek ışın yollarını kullanarak tabaka sınırlarında ışın bükülmesine izin vermekte ve başlangıç ara hız modelinin doğruluğu PSDM için oldukça önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmada, her sismik hat için başlangıç ara hız modeli ile yığma öncesi derinlik migrasyonu (PSDM) uygulanmasının ardından ilksel derinlik kesitleri elde edilmiştir. Başlangıç ara hız modeli ile uygulanan PSDM sonucu elde edilen CDP gruplarında yatay olmama durumu gözlemlenmiş ve bu hata oranlarını giderebilmek için grid tomografi ve tabaka-tabanlı tomografi yöntemleri kullanılmıştır. Tomografi ardından elde edilen güncellenmiş ara hız modeli ile PSDM yeniden uygulanmış ve veri işlem adımları CDP grupları tamamen yatay hale gelene kadar yinelemeli olarak devam ettirilmiştir. Çalışmanın amacı, yığma öncesi derinlik migrasyonu uygulanılması ile İskenderun Körfezi'nde yeraltına dair en doğru yaklaşımı sağlayan derinlik kesitleri elde edebilmek ve yığma öncesi derinlik migrasyonunda kullanılan grid tomografi ve tabaka-tabanlı tomografi yöntemlerinin elde edilen kesitler arasında karşılaştırmalar yapılarak sığ ve derin tabakaları, fayları, kıvrımlanmaları görüntülemede nasıl sonuçlar verdiğini açıklamaktır.

Selin Ceren
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

Imaging the upper mantle beneath Turkey and surrounding regions

This study includes two interdependent sections. The first section presents an analysis of Pn travel times to determine Pn velocity, Pn anisotropy and crustal thickness variations beneath Turkey and surroundings. Between 1999 and 2010, more than 50 000 Pn arrivals are compiled from 700 regional earthquakes by 832 stations of permanent and temporary networks operated in the study area. A regularized least squares inversion method is used to estimate crustal thickness variations and image velocity perturbations in the uppermost mantle. The results reveal features that correlate well with the surface geology and the active tectonics of the region.The Pn velocities show very fast (> 8.4 km s-1) and very slow (< 7.6 km s-1) anomalies indicating a heterogeneous lithospheric structure. The average velocity of 8.0 km s-1 is determined from a linear fit to Pn travel times. Relatively uniform Pn velocities (7.9-8.1 km s-1) are observed in the western Turkey. Large velocity contrasts are located at subduction and suture zones. A sharp transition in the central Anatolia is apparent from the uniform Pn velocities in the west to lowest velocities (< 7.6 km s-1) in the east. The lowest velocities coincide with the volcanics of the easternmost Anatolia and the Central Anatolian Volcanic Zone. Beneath the Dead Sea Fault Zone and Dinarides-Hellenides, the upper mantle velocities are also low (< 7.8 km s-1). High Pn velocities are observed beneath oceanic lithosphere such as Mediterranean Basin (> 8.3 km s-1), western Black Sea basin (> 8.3 km s-1), Adriatic Sea (> 8.3 km s-1), and Zagros suture zone (> 8.3 km s-1). Large velocity contrasts are observed at subduction, suture zones and across the North Anatolian Fault.Pn anisotropy has maximum amplitude of ±0.8 km s-1 in the study area corresponding to 10% anisotropy. The coherent and largest anisotropic anomalies are observed in the western Anatolia, Aegean Sea, and Cyprian Arc. A significant anisotropic pattern is observed in the Cyprian arc region. Pn anisotropy in western Anatolia, Aegean Sea and Greece correlate well with the present state of tectonic deformation and GPS velocities. The Dinarides-Hellenides exhibit arc-parallel anisotropy. In western Anatolia, anisotropy is aligned in N-S direction along the major principal strain orientation. Along the North Anatolian Fault, the anisotropy directions are E-W, aligned with the fault geometry in the western part while no correlation is observed on the central and eastern parts of the fault. Anisotropy in eastern Anatolia is complex and the directions are varying strongly in the region of low Pn velocities. The absence of anisotropy is apparent in an area dominated by the neogene volcanism. Low Pn velocities and absence of clear anisotropic pattern beneath eastern Anatolia may have resulted from thermal anomalies in the uppermost mantle possibly due to delamination processes.Large positive station delays are observed along the southern coast of Anatolia, eastern Anatolia and beneath Dinarides-Hellenides while large negative station delays are observed in western Anatolia and the Marmara region. The majority of the stations in central Anatolia show small station residuals indicating the average crustal thickness of 35±2 km. Western Anatolia and the Aegean Sea have crustal thicknesses between 28±2 and 33±2 km. In Greece, the crustal thicknesses are increasing from 33±3 km from the western coast to a maximum of 48±3 km beneath Dinarides-Hellenides. The large crustal thicknesses (40-48 km) are also observed along southern coast of Anatolia. In eastern and southern Anatolia the average crustal thicknesses are 40 km and 36 km, respectively.In the second section of this study, shear wave splitting on records of core-refracted (SKS) phases are obtained. Waveform data from 850 teleseismic earthquakes occurred between 1999-2010 at epicentral distances greater than 84? and less than 130? with magnitudes greater than 6.0 are analyzed. A total number of 4163 splitting measurements are obtained from 217 broadband seismic stations located in and around Turkey.The anisotropy parameters measured from SKS are consistent with the results of similar studies conducted in North-Central Anatolia, eastern Anatolia and Aegean. Fast direction polarizations are dominantly in NE-SW direction in the eastern Anatolia. In the Marmara region, fast polarization directions are in NNE-SSW direction with greater lag times. There is a relatively sharp change in the fast polarization directions form NE-SW to NW-SE at the Antalya Bay, Isparta Angle region (~30oE). SKS measurements are non-uniform in central and northern Greece. There are progressive changes in the fast splitting directions as well as delay times from eastern Turkey to the Aegean. The change in the fast splitting directions from NNE-SSW in the eastern Anatolia to N-S in the Aegean may be the result of the retreat of the Hellenic slab. Through the North Anatolian Fault, shear wave splitting directions are aligned NE-SW.

Ahu Kömeç Mutlu
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessEN

The present day stress states in the Marmara region

In this study, for the analysis of high quality fault plane solutions, data from stations of KOERI and the TURDEP project in the Marmara Region was merged. Data from a total of 105 stations, including 5 continuous SBO stations of KOERI was used. The earthquakes were selected with the following criteria; minimum local magnitude of 2.0, number of minimum P-wave first motion polarity of 10 and toleration of maximum misfit of 1. During the study 85, 75, 73, 102, and 63 source mechanisms were determined in Ganos Offshore, Tekirdağ Basin, Çınarcık Basin, Yalova Region and Gemlik Region, respectively. Through the determination of 9226 high quality P-wave first motion polarities for the selected 398 earthquakes, the number of average polarity per earthquake was 23. Average error depth, latitude, longitude, and GAP values were also obtained as 2.75 km, 0.98 km, 1.25 km and 63?, respectively. Furthermore, using the algorithm of Horiuchi et al., (1995), simultaneous focal mechanism solutions of individual earthquakes and recent stress regimes along with R-values have been determined for the five clusters. As a result, it was found out that NW-SE trending trans-tensional stress structures leading mostly normal and oblique faulting systems are predominant in Tekirdağ Basin, Çınarcık Basin, Yalova and Gemlik clusters. Nevertheless, Ganos Cluster was presented as a dextral strike-slip deformation system through the transition from normal to reverse faulting system. Vertically oriented Sigma-2 axis was obtained for the Ganos Offshore cluster, whereas in all other regions Sigma-1 axis was vertical.

Fault plane solutionsGemlik BayStress analysis+5
Yasemin Korkusuz
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Imaging fluid-rich zones by magnetotelluric method at South Marmara

Magnetotelluric data at sixteen sounding locations along two parallel profiles at south Marmara region were collected to improve the understanding of the crustal electrical conductivity structure. The PW (~40 km) and PE (~35 km) profiles yield data in the frequency range 320-0.0005 Hz. Remote reference technique (Gamble et al., 1979) was used to enhance the data quality. The effects of near surface inhomogenities (galvanic distortions) were removed from the data utilizing Groom and Bailey (1989) decomposition. Following the decomposition, the geoelectric strikes of N102°E and N72°E were calculated for the PW and PE profiles, respectively. The data were rotated using these strike directions. Following this step, they were modeled in two dimensions using the inversion code developed by Ogawa and Uchida (Ogawa and Uchida, 1996), with error floors of 10 per cent for apparent resistivity and 2.86° for phase of both TE (transverse electric) and TM (transverse magnetic) modes. Resulting models suggest that the South Marmara fault possibly corresponds to a lateral resistive boundary between Manyas-Karacabey basin and Bandırma-Karadağ uplift on the PW and Uluabat uplift and Mudanya uplift on the PE profile. The features characterized in geoelectric models also correlate with known faults in the study area. While the conductive zones beneath the northern ends of the profiles at depths greater than 13 km are attributed to partially melting in the crust or the existence of deep crustal fluids below the impermeable layers, the highly resistive zones are associated with low fluid condition and high rigidity.

MarmaraMarmara region
Özlem Cengiz
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessEN

BRTR (PS-43) diziniminin sismik arka plan gürültü analizi

The seismic background noise variation of BRTR array, composed of two sub arrays located in Ankara and in Kırıkkale-Keskin, has been investigated by calculating Power Spectral Density and Probability Density Functions for seasonal and diurnal noise variations between 2005 and 2011. PSDs were computed within the frequency range of 100 s ? 10 Hz. The results show us a little change in noise conditions in terms of time and location. Especially, noise level changes were observed at 3-5 Hz in diurnal variations at Keskin array and there is a 5-7 dB difference in day and night time in cultural noise band (1-10 Hz). On the other hand, noise levels of medium period array are high in 1-2 Hz frequency range. High noise levels were observed in daily working times when we compared to night-time in cultural noise band. The seasonal background noise variation at both sites also shows very similar properties to each other. Since both arrays consist of borehole instruments and away from the coasts, we saw a small change in noise levels caused by microseism. Comparison between Keskin short period array and Ankara medium period array show us Keskin array is quiter than Ankara array. Finally, to analyze contribution of BRTR array to IMS network for detection capabilities, six-year long event bulletin data were retrieved between 2005 and 2011 to create annual seismic detection threshold maps for BRTR. These results also depend on the changes in IMS network configuration and IMS network stations data availability.

AnkaraNoiseNoise analysis+1
Mahmure Ezgi Bakır
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Numerical modelling of Amasra and Fatsa tsunamis in the Black Sea

Two historical tsunamis in the Black Sea have been investigated in this study, employing models obtained from the studies of each event: the Fatsa Tsunami, triggered by the Erzincan Earthquake (Ms=8.0, on 26 December 1939); and the Amasra Tsunami, triggered by the Bartın Earthquake (Ms=6.6, on 3 September 1968). Seismic source parameters of Erzincan and Bartın Earthquakes were investigated on the based of literature and data available for tsunami modeling purposes. In the study, tsunami models from two earthquakes occurred in sea and on land were generated by the NAMIDANCE Tsunami Simulation and Visualization code, using the seismic source parameters. In the Black Sea region, tsunami impact areas were presented by calculating tsunami arriving time, generation of wave, wave propagation and height of wave based on numerical simulation.

Esra Şahin
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessEN

3-D P wave velocity structure of Marmara region using local earthquake tomography

The 3D P wave velocity model of upper and lower crust of the Marmara Region between 40.20 - 41.20 N and 26.50 - 30.50 E is obtained by tomographic inversion (Simulps) of 47034 P wave arrivals of local earthquakes recorded at 90 land stations, 30 OBO stations and 14162 shot arrivals recorded at 35 OBO stations (Seismarmara Survey, 2001) between October 2009 and December 2012. We first obtained a 1D minimum model with Velest code in order to use it as an initial model for 3D inversion with 648 well located earthquakes located within the study area. We first developed a 1D model by VELEST code then used it as an initial model for 3D tomography. After trial 3D inversions we decided to create a more adequate initial model for 3D inversion. Choosing the initial model we estimated the 3D P wave velocity model representing the whole region both for land and sea. The results are tested by making Checkerboard Test, Restoring Resolution Test and Characteristic Test, and the reliable areas of the resulting model is defined in terms of RDE, DWS, SF and Hit count distributions. By taking cross sections from the resulting model we observed the vertical velocity change along profiles crossing both land and sea. All the profiles crossing the basins showed that the high velocities of lower crust make extensions towards the basin area which looks like the force that gives a shape to the basins. Under the north of the Central Basin and Çınarcık Basin high velocity zones appeared which look like resisting walls holding the north of the basins between 5 km and 15 km. The same is also observed under the southern Tekirdağ Basin between 5 km and 15 km. These extensions of lower crust towards the basins appeared with an average velocity of 6.3 km/s. These extensions might be the result of the deformation due the shear in the region and it is also interpreted that the development of these high velocities coincides with the development of the basins. Thus, both the basins and the high velocity zones around them might be resulted from the entrance of the NAF into the Marmara Sea when also a shear regime is dominated due to the resistance of the northern Marmara Region (Yılmaz, 2010). The seismicity is observed between 5 km and 15 km after the 3D location of the earthquakes. The locations of the earthquakes improved and the seismogenic zone is determined well, between 5 km and 15 km. The depths of the pre-kinematic basement and crystalline basement showed great differences under the sea. It is observed that the velocity under sea becomes compatible with land after 8 km.

Earthquake
Sezim Ezgi Işık
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessEN

1-D local crustal structures from seismological data in the Cyprus Subduction zone and Antalya Bay

The eastern Mediterranean is a tectonically complex region, where long-term subduction and accretion processes have shaped the overall evolution. Recently, many seismic tomography studies have shown subducted slabs of the Neo-Tethyan lithosphere, continuing its subduction in the Hellenic trench, stalled in the Cyprus trench and being torn near the intersection between them. Antalya bay is a key region located on the western flank of the Cyprus Subduction Zone (CSZ), close to the junction between the Hellenic and Cyprus Arcs. Here deep earthquakes are nucleated, which otherwise cannot be seen anywhere else along the CSZ. For this reason, we focus our attention specifically to the Antalya Bay area but also the remaining parts of the CSZ. Several regional studies have been carried out to define the velocity structure beneath the region but none have been able to locate the CSZ. One of the main reasons for this was the lack of incorporation of a wide seismic network in those regional studies. We compile a large catalog of seismicity and relocate earthquakes to infer 1D local crustal structure using the clusters of seismicity. We used seismic data between 2005 ? 2011 which are recorded at more than 250 seismic stations operated by several agencies and portable deployments. The data-set is composed of over 10,000 events and earthquakes can be grouped in several distinct clus-ters. We defined five of these clusters, where the total number of events is more than 4500, among which we selected over 2000 events with the highest data quality. 1-D local P-wave velocity models are developed using this high quality data-set and the earthquakes are relocated using the local velocity models. The compiled and reanalyzed data will contribute to perform local earthquake to-mography. Moreover, obtained local velocity models represent a fundamental step towards an improved seismic tomography studies in a very crucial region in the eastern Mediterranean.

Şükran Perk
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessEN

Aydın, Salavatlı jeotermal alanında korelasyon metodu ile mikro deprem analizi

Induced seismicity typically refers to minor earthquakes and tremors that are caused by human activity that alters the stresses and strains on the Earth's crust. Earthquakes which are smaller magnitude are called micro-earthquakes. Micro-earthquakes could be observed in areas which includes energy technologies that involve injection or withdrawal of fluids from the subsurface. Micro-earthquakes are the result from these kind of process. Geothermal areas are good example of that kind of areas. So we chose Salavatlı, Aydın geothermal area to study. The main aim of this study is to find similar micro-earthquakes with correlation method to check if they come from same source or location. So the data which was collected from 9 broad-band stations which were installed at the study area,between June of 2010 and April of 2013 were used for this aim. 977 micro-earthquakes were located with SEISAN. 815 of them could be used for the correlation analysis due to quality of data. GISMO correlation toolbox was used for this process. The duration of waveforms are 10 seconds because the longest micro-earthquake in this study is 8 seconds. We took lower limit as 0.9 for the correlation co-efficient. 34 event of similar waveforms were found. When we examined location of all micro-earthquakes, we saw that they were scattered over the study area. This might be caused from wrong P or S wave pickings or inadequate crustal velocity model. So, firstly, we decided to check the initial velocity model by using VELEST software. For the VELEST processing 334 best located micro-earthquakes were selected on the base some criterias. After getting minimum 1D velocity model for the study area, all micro-earthquakes were relocated again and then mapped. The location of most of them altered and get better. Then with final 1D velocity model, events of similar waveforms were map. In general, when monthly location of micro-earthquakes were checked, the direction of the injected water from re-injection wells could be clearly seen on the seismicity maps.

Esra Kalkan
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessEN

Tsunamis generated by submarine landslides in the Marmara sea

In this study, we investigated tsunamis generated by submarine landslides in the Marmara Sea. The area of Ganos, Küçükçekmece, Yenikapı and central portion in Central Basin (CNI) have been selected as a pilot landslide case area in the Marmara Sea and bathymetry data with 150 m resolution has been used. We have benefited from the General Directorate of Mineral Research and Exploration (MTA) landslide map and previous studies to determine possible landslide locations in Marmara Sea. We modelled the generation of the landslide generated tsunamis using TWO-LAYER model and the propagation and coastal amplification of the landslide generated waves are investigated using the tsunami simulation and visualization code NAMI-DANCE. Sediment thicknesses are set as 10 m-50 m for Ganos and CN1, whereas for Küçükçekmece, they are set as 5 m, 10 m and 50 m. In Yenikapı case, thicknesses are 5 m, 10 m, 30 m, 60 m and 120 m. We have assigned the velocity of the slide for the selected landslide points according to the sediment thickness to understand its effect. Our investigations indicated that velocity is reduced from the slide center to the boundary of the sliding (rupture) surface and the velocity increases while the thickness is increased. In addition, it is observed that there is a linear relation between the thickness and the velocity in Yenikapı case. The effects of the tsunami waves may change depending on the velocity of the slide, the thickness of the sediment. Tsunami generated by submarine landslides should be considered as hazardous for the Marmara Sea coasts.

Derya Aydın
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2014
00
DoctorateOpen AccessEN

Crust and upper-mantle imaging by using P and S receiver functions in different tectonic regimes

P and S receiver functions (RF) are effective tools to solve crustal and upper-mantle velocity contrasts. In this respect, RFs are utilized to image three different tectonic regimes of Anatolia. Firstly, western segment of the North Anatolian Fault Zone (NAFZ) is inspected by data from a dense broadband network (Dense Array for North-Anatolia - DANA) of 71 seismic stations with a nominal station spacing of 7 km in the vicinity of the 1999 Izmit earthquake. High resolved 2-D cross-section images reveal previously unkown small-scale structures and fault geometries in the crust and upper-mantle. Secondly, N-S extension dominated Western Anatolia (WA) is observed by 47 permanent broad-band stations. Totally, 3563 high signals to noise ratio P wave RFs with cut-off frequency of ~1 Hz are obtained among 43146 teleseismic earthquakes. Crustal differences, sharp Moho changes and low velocity zones are defined by 2-D cross-sections in the region. Lastly, Isparta Angle (IA) is imaged by data from a temporary and permanent broad-band seismic network that is composed 42 seismic stations. 4501 P wave RFs are used to resolve upper crustal and Moho depths and 946 S wave RFs are operated to figure out lithospheric-asthenospheric boundaries (LAB). Migrated P wave RFs cross-sections present Moho anomalies and African slab in the crust of IA. On the other hand, migrated S wave RFs cross-sections show variation of LAB boundary between ~50 to ~90 km depth range.

Metin Kahraman
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

An investigation of anatolian-african subduction zone in southwestern Turkey: Lithospheric structure beneath Isparta angle (IA) and the surroundings from rayleigh wave phase velocity inversion

Geodynamics of Turkey is complicated by the tectonic interactions between Africa, Eurasia and Arabian plates. These processes lead to high seismic activity and internal deformation beneath this region and its vicinity. Subduction of African Plate beneath Western Anatolia along Hellenic and Cyprus Arcs even more complicates the overall picture. In this sense, Isparta Angle (IA) plays a key role in understanding the neotectonic development of the Eastern Mediterranean. In this research, our goal is to put consistent constraints on the upper mantle structure beneath IA and the surroundings via Rayleigh wave tomography method. Depending on their frequency content, surface waves help us image the velocity variations at various depth ranges. In this regard, we adopted a phase velocity inversion technique named as "Two-plane wave method". With the use of this method, we will be able to effectively map the three-dimensional (3-D) velocity structure and amplitude variations beneath southwestern Turkey to a certain extent. In August 2006 - September 2009 time frame, we recorded teleseismic earthquakes (30 <  < 120) with magnitudes greater than 5.5 using the permanent seismic networks of Kandilli Observatory and Earthquake Research Institute (KOERI), Süleyman Demirel University (SDU) and IRIS/GEOFON together with temporary stations (a total of 48 sensors) deployed with support from Missouri University and Boğaziçi Research Fund (BAP). Following the detailed analysis of vertical component seismograms, we calculated a one-dimensional (1-D) dispersion curve which served as an input for two dimensional (2-D) phase velocity inversions. Phase velocity maps were generated and displayed in several horizontal cross sections at various periods. Since surface waves bring integrated information from certain depth ranges, we also performed other series of inversions to determine the absolute shear wave velocity distribution beneath Southwestern Turkey down to a depth of nearly 250 km. Furthermore, construction of a 3-D shear velocity model enabled us to address the significant issues regarding the complex slab geometry of Anatolian-African subduction mechanism. The locations of pronounced fast and slow velocity anomalies provided us useful insights about the important elements that mostly define the nature of subduction such as slab detachment, slab tearing, asthenospheric upwelling, and volcanism etc. The outcomes of this study have been compared to most recent and previous studies to make reliable interpretations.

Uğur Mustafa Teoman
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta Anadolu'dan Doğu Akdeniz'e Kabuk Yapısına İlişkin Yeni Bir Bakış

Mart 2010'da Kıbrıs yayı projesi kapsamında, Orta Anadolu'da Cihanbeyli'den Doğu Akdeniz'de Anamur'a kadar 300 km ve güney Kıbrıs'ta 45 km uzunluğunda Kuzey-Güney doğrultulu profiller boyunca geniş açılı sismik yansıma/kırılma çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada yapay kaynak olarak karada 1125 kg' lik iki patlayıcı, Kıbrıs'ın güneyinde akdenizde ise 98 litre küplük airgunlar kullanılmıştır. Cihanbeyli ile Anamur arasına yaklaşık 300 km'lik doğrultu boyunca 76 tane üç bileşen ve 119 tane de düşey bileşen sismometreler aralarında ortalama 1.25 km'lik mesafeler ile kurulmuştur. Güney Kıbrıs'ta da yaklaşık 45 km'lik profil boyunca 25 tane üç bileşen, 25 tane de düşey bileşen sismometreler aralarında ortalama 1.25 km'lik mesafeler ile kurulmuştur. Herbir yapay kaynak için faz okuması uygun bant geçişli filtreler kullanılarak yapılmıştır. Data seti için yapılan modelleme sonucunda kabuk kalınlığının orta Anadolu'da 38 km ile başlayıp doğu Akdeniz'de 45 km'ye kadar arttığı gözlemlenmiştir. Ortalama P dalga hızının Tuz Gölü havzasında 23 km derinlikte 6.5 km/s olduğu görülmüştür. Profilin orta Torosları kestiği kısımlarda sığ derinlikler için göreceli olarak daha yüksek P dalgası hızlarının (5.5 – 5.6 km/s) varlığı gözlemlenmiştir. Güney Kıbrıs'ta profilin Trodos masifini kestiği yerde sığ derinliklerde P dalga hızının (6 km/s) göreceli olarak daha yüksek olduğu dikkat çekicidir. Elde edilen P dalgası hız modelinde kabuk kalınlığının Türkiye'nin güneyinden Kıbrıs'a doğru 45 km'den 30 km'ye kadar inceldiği de gözlemlenmiştir. Veri işlem sonucunda elde edilen 2 boyutlu P hızına ait modeller esas alınarak teorik seyahat zamanları ve gözlemlenen sismik fazlara ait genliklerin kıyaslanabilmesi amacıyla yapay sismogramlar üretilmiştir. Ek olarak, elde edilen 2 boyutlu P dalga hızı modellerinde sismik fazlar tarafından çözümlenmemiş kısımların doğruluğunu kontrol etmek amacıyla gravite modellemesi de yapılmıştır. Elde edilen tüm sonuçlar çalışma sahasının jeolojik ve tektonik özellikleri ve yine aynı saha içerisinde gerçekleştirilmiş jeofizik çalışmalar ile ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.

Alper Denli
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessEN

The magnetotelluric phase tensor method for imaging the north anatolian fault zone

Magnetotelluric data often suffer from localized (three-dimensional) heterogeneities by a real and frequency independent phenomenon known as "galvanic distortions". There have been numerous techniques developed for avoiding the galvanic distortions and thus, determining the dimensionality of the observed data. Groom and Bailey's decomposition and the phase tensor analyses are used for avoiding galvanic distortions and Swift's analysis, Bahr's parameters are some of the most common and conventional dimensionality determination approaches. The phase tensor is a relatively more recent approach compared to the rest and is useful for studying in a distortion-free medium. The main objective of this study is to develop MATLAB® scripts for calculating and imaging the phase tensor ellipses and applying them to observed data collected at the central part of the North Anatolian Fault Zone (NAFZ). Final images are compared to other geophysical study results performed within the same area.

Ekrem Bekin
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Numerical modelling of exhumation of high pressure - low temperature metamorphic rocks: A case study of Tavsanli and Afyon zone in western anatolia

Despite many numerical modeling works on burial and exhumation of crustal rocks, the formation of metamorphic rocks in High Pressure / Low Temperature (HP/LT) region and mechanism of their exhumation is poorly constrained. The metamorphic rocks in Tavsanli and Afyon Zone have high P/T ratios and they are represented by blueschist and greenschist to blueschist transitional rocks, respectively. The mechanism of burial and exhumation of crustal rocks were investigated by performing numerical experiments such as subduction of oceanic plate under the continental margin, intra-oceanic subduction and post-collision. Rheological constraints on exhumation of HP/LT rocks are presented. The numerical modeling results for subduction settings indicate that lithospheric mantle deforming in viscous rheology is the key factor to preserve the temperature of buried crustal rocks in subduction channel, whereas continental lithospheric mantle deforming in frictional plastic rheology gives metamorphic rocks in higher pressures and temperatures. The weaker crust and viscous rheology imposed in continental lithospheric mantle provides metamorphic rocks with P-T conditions comparable to Tavsanli Zone; strong crust and viscous rheology in continental lithospheric mantle gives metamorphic rocks with P-T conditions in agreement with Afyon Zone. In post-collision setting, the numerical modelling results show that weaker crust with high Moho temperature are the necessary conditions for exhumation of crustal rocks in high temperature / high pressure region.

Ömer Faruk Bodur
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Variations of source parameters due to anisotropic focal region

Seismic sources in anisotropic medium have more complex moment tensor structures compared with the moment tensors of isotropic medium. Shear sources in an isotropic focal medium generate pure double-couple (DC) moment tensors. However in an anisotropic medium, shear sources can generate moment tensors with DC, compensated linear vector dipole (CLVD) and isotropic (ISO) components. The DC, CLVD and ISO percentages of a moment tensor depend on the magnitude and the orientation of the anisotropy. In this study, we choose five fault types namely, left/right strike slip, normal, reverse and dip-slip faults in a medium of different anisotropy classes; transversely isotropic, orthotropic and monoclinic. We rotated the anisotropic elasticity tensors of the medium for every possible orientation and evaluate the moment tensors of each cases. Then moment tensor decomposition is applied and DC, CLVD and ISO components are found. We plot the DC, CLVD and ISO percentages of the moment tensors generated by different fault types and anisotropy classes. By using the DC components, first we obtained fault plane orientation then we calculate the deviation from the original fault mechanism. Effects of anisotropy of the source region on calculated fault parameters are found. Distance from isotropic space of given anisotropic elasticity tensor and P/S wave velocity anisotropy percentages are measured. These percentages are proportional to the distane from isotropy. There is a correlation between distance to isotropy and P wave anisotropy with variation of fault plane parameters and percentages of non-DC components of earthquake source.

Deniz Ertuncay
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Studying the finiteness of large earthquakes with higher order moments of the moment tensor

Finite fault parameters of the large earthquakes can be obtained using kinematic finite fault models which consist of a collection of subfaults. Yet calculating each subfault individually costs time and the fault model needs to be defined a priori for the inversion process. Alternative representation of the source is defining it as a moment tensor density distribution. In this case higher order moments of the distribution can be calculated. Higher order moments can also be used to estimate first order finite-fault parameters and it has the advantage of having less number of unknowns. This characteristic would allow for more rapid fault parameter solutions. The aim of this thesis is to develop a measure on the approximation of finite fault models using higher order moments up to degree two. Synthetic seismograms for both finite fault sources and their higher order moment approximations are generated using infinite homogeneous isotropic medium to identify the similarities between the waveforms. The effects of the receiver azimuths and distances are investigated using using different frequency ranges. It is found that higher order moments can give an approximation of waveform broadness or pulse width rather than the overall shape of the waveforms. Higher order moments also improved the point source approximations at frequencies that are beyond the corner frequency of the event. Fault type, fault strike direction and receiver azimuth influence the higher order moment solutions while distance is an insignificant factor at least for the whole-space medium which is considered in this study.

Rıdvan Örsvuran
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Patlatma sonucunda oluşan yerel tetiklenmiş sismisitenin kaya kütlesi davranışı üzerindeki etkisinin araştırılması

Çok küçük manyetütlü depremlerin incelenmesini konu alan tetiklenmiş sismisite, yer bilimleri açısından oldukça önemlidir. Tetiklenmiş sismisite sismoloji araştırmalarının bir alt kolu olup, akustik emisyon ve doğal kaynaklı depremlerin arasında yer almaktadır. İndüklenmiş sismisite çalışmaları; doğal gaz ve petrol üretim kuyularında, jeotermal kaynaklarının üretim ve geri besleme kuyularında, baraj ve göl çevrelerinde, atık su depolarının çevresinde ve yer altı işletmelerinde etkin olarak kullanılmaktadır. Tetiklenmiş sismisite çalışmaları ile sismik aktivitelerin lokasyonlarının belirlenmesi, sismik aktivitelerinin oluşum mekanizmalarının anlaşılması ve kaya patlamalarının veya çökmelerinin sebepleri araştırılmaktadır. Bu tez çalışmasında, yer altı maden işletmelerinde meydana gelen küçük manyetütlü tetiklenmiş depremler incelenmiş ve çevre kayacın bu sismik aktivitelere verdiği tepkiler değerlendirilmiştir. Birçok maden sahası kendine özgü, karakteristik olarak nitelenebilecek şekilde sismik yönden aktiftir. Yapılan çalışmalar, maden sahalarının jeolojik özellikleri ve maden üretim yöntemi aynı olsa bile sismik aktivite seviyelerinin birbirlerinden çok farklı olabileceğini göstermektedir. Ancak bu farklı sismik aktivite seviyelerinin nedenleri henüz açıklanabilmiş değildir. Tetiklenmiş sismik aktiviteler genel olarak çok düşük manyetütlü yapay depremler olarak tanımlanmaktadır ve yer içinde meydana gelen dış etkiler sonucunda (madenler için üretim patlatmaları veya üretim yönteminin doğasından kaynaklanan) bölgedeki stress dağılımı değişmektedir. Ancak tetiklenmiş sismik aktivitinin meydana gelmesindeki önemli etkenlerden biri de kayaç içindeki stress dağılımı olmakla birlikte, yapılan çalışmalar kayaçtaki porozite değişimi ve ani enerji yayılımlarının da bölgede tetiklenmiş sismik aktivitelere neden olduğunu göstermektedir. Yer altı maden işletmeleri tetiklenmiş sismik aktivitenin oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Cevher ve çevre kayacın yapısı, maden üretim yöntemi, maden dizyanı ve derinlik tetiklenmiş sismik aktivite seviyesini etkileyen parametreler olarak sayılmaktadır. Günümüze kadar yapılan çalışmalar, tetiklenmiş sismitenin derinlikle birlikte arttığını ancak yüzeye yakın yer altı işletmelerinde de göreceli olarak yüksek manyetütlü aktiviteler olabildiğini göstermiştir (kaya patlamaları ya da taban çökmesi). Bu nedenle üretim seviyesi derinleştikçe, kaya patlamaları gibi ölümcül ve hasarlı kazaların görülmesi sıklaşmaktadır. Sismik aktivitelerin lokasyonları ve ativitelerin göreceli olarak artış gösterdiği zamanların doğru olarak belirlenmesi önemlidir. Özellikle üretim patlatmalarının hemen sonrasında tetiklenmiş sismisitede normalin çok üstünde artışlar gözlemlenmektedir. Unutulmaması gereken diğer önemli bir konu ise sismik aktiviteki benzer artışlar kaya patlamaları gibi kazaların sonucunda da görülebilmektedir. Öte yandan tetiklenmiş sismisitenin sonuçları göz önünde bulundurularak madene yeniden giriş kuralları düzenlemekte, üretim yöntemleri güncellenebilmekte ve maden tahkimat yöntemi değiştirilebilmektedir. Tez çalışması kapsamanında İsveç'in güneyinde yer alan Zinkgruvan ve Garpenberg metal madenlerinden elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Zinkgruvan ve Garpenberg yeraltı işletmeleri, İsveç'te günümüzde halen işletilmeye devam eden en eski madenlerdendir ve birbirlerine olan uzaklıkları yaklaşık olarak 200 km'dir. Her iki işletmede de çinko, gümüş ve kurşun cevherleri bulunmakta, yüzeyden ortalama 1000 m derinde üretim devam etmektedir. Zingkruvan maden sahası metasediman ve metavolkanik kayaçlarla karakterize edilmektedir. Günümüzde aktifliği tartışmalı olan iki fay yapısı ortaya konmuştur ve bu fay sistemlerinin hareketleri sonucunda metal cevheri günümüzdeki halini almıştır. Maden sahasındaki üretimler bütün cevher parçalarında devam etmektedir. Garpenberg maden sahası ise daha karmaşık bir jeolojik yapının üstüne kurulmuştur. Maden sahasınında içinde bulunduğu kıvrım yapısı ve farklı metamorfizma olaylarının sonucunda cevher bölünmüş ya da yakın ancak farklı lokasyonlarda yeniden oluşmuştur. Ancak, Garpenberg'deki cevher Zinkgruvan cevherine kıyasla daha az zarar görmüştür. Zinkgruvan Madeninde 2 Temmuz 2015 günü, yerel saat ile 15:00 sularında, 1100 metre derinde kaya patlaması gerçekleşmiştir. Meydana gelen bu kazada tünel kapanmış ve üretime bir süre ara verilmiştir, çalışmada bu olayın sebepleri ve civar kayaçların tepkisi araştırılmıştır. Ayrıca Garpenberg Madeni'nde 8-13 Ekim 2015 tarihleri arasında kaydedilen tetiklenmiş sismik aktiviteler incelenmiş, ancak madende bu süre zarfında herhangi bir kritik kaza olmamıştır. Garpenberg Maden'inde iki farklı sismik ağ bulunmaktadır. Bölgesel ağ yüzeyden 720 metre derinde ve toplamda 16 kayıtçıdan oluşmaktadır. Bu kayıtçılar aynı yatay düzlemde konumlandırılmıştır. Diğer yandan Kalıcı ağ maden içinde farklı seviyelerde konumlandırılmış, toplam 19 kayıtçıdan bulunmakta ve bu kayıtçılar genel olarak Yerel ağın daha altında bulunmaktadır. Zinkgruvan madeninde 1-2 Temmuz 2015 tarihleri arasında 3000 den fazla sismik aktivite kaydedilmiştir. Ancak veri işlem aşamasında 271 veri incelenmiştir. Veri işlemi yapılacak olan sismik aktivilerin belirlenmesinde iki farklı kriter göz önünde bulundurulmuştur. Bunlardan ilki, sismik aktivitenin manyetütü küçüldükçe daha az kayıtçı tarafından kaydedileceği için, 15 veya daha fazla kayıtçı tarafından kaydedilmiş olan sismik aktiviteler değerlendirmeye alınmıştır. İkinci kriter ise üretim patlatmasından (12:00) 3 saat öncesinden gün sonuna kadar olan kayıtlar dikkate alınmıştır. Madenin genel sismik aktivite karakteristiğine bakıldığında, patlatma sonrası kaydedilen sismik aktivite oldukça fazla olmaktadır. 1-2 Temmuz 2015 tarihlerinde kaydedilen ve veri işlemleri gerçekleştirilen tetiklenmiş sismik aktivitelerin yaklaşık %63'ü shear kaynaklıdır. Toplamda 4 büyük (Mw>0) tetiklenmiş sismik olay kaydedilmiştir. Bunlardan sadece bir tanesi 1 Temmuz 2015'de kaydedilmiştir. İki günlük kayıtların içerisindeki en büyük moment magnitütlü sismik aktivite ise 2 Temmuz 2015 gününde yapılan patlatma kaydı içinde görülmüş ve moment manyetütü 1.2 olarak bulunmuştur. Aynı gün kaydedilen diğer iki tetiklenmiş sismik olayların moment manyetütleri ise 0.4 ve 0.2 olarak hesaplanmıştır. 1 Temmuz 2015 tarihinde kaydedilen tetiklenmiş depremlerin yaklaşık olarak 135 tanesi veri işlem aşamasından geçmiştir ve odak noktalarının genel olarak bir hat üzerinde toplandığı gözlemlenmiştir. 1 Temmuz 2015 tarihinde, üretim patlatmasından yaklaşık 15 dakika sonra, moment manyetütü 0.6 olan tetiklenmiş sismik aktive kaydedilmiştir ve bu tetiklenmiş aktivitenin dinamik parametreleri, gün içinde kaydedilen diğer tetiklenmiş depremlerden daha yüksektir. Bu sismik olayın sonucunda açığa çıkan toplam enerji neredeyse günün geri kalanında kaydedilen sismik olaylarda elde edilen toplam enerji yayılımından fazladır. Dinamik kaynak parametreleri genel anlamda göreceli olarak düşük seviyede kalmıştır. Üretim patlatmasından sonraki ilk yarım saatte toplamda 200'den fazla kayıt alınmış olmakla birlikte, patlatmadan yaklaşık 1.5-2 saat sonrasında, sismik aktivite seviyesi patlatma öncesine geri dönmüştür. 2 Temmuz 2015 tarihindeki kayıtlar, kaya patlaması sebebi ile ancak saat 17:00 sularına kadar alınabilmiş ve yaklaşık olarak 131 tetiklenmiş depremin veri işlemi yapılmıştır. Tetiklenmiş sismik aktivitelerin odak noktalarına bakıldığında genel eğilimin, 1 Temmuz 2015 tarihinde oluşan sismik olaylara dik olacak şekilde ters doğrultuda yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak 2 Temmuz 2015 günü kaydedilen en büyük moment magnitütlü depremlerin ise mevcut yönelimin sol-altında olduğu görülmüştür. Dinamik kaynak parametrelerinin kesinlikle 1 Temmuz 2015'de kaydedilen sismik aktivitelerin parametreleri ile uyumlu olmadığı gözlemlenmiştir. Ancak 2 Temmuz günü kaydedilen sismik olayların dinamik kaynak parametreleri neredeyse her zaman 1 Temmuz sismik aktivilerinin sonuçlarından daha büyük çıkmaktadır. En ilgi çekici kısım ise, sismik aktivitelerin sonucunda ortama yayılan enerjilerin kümülatif değerlerine bakıldığında, dört farklı zamanda enerji sıçramaları görülmüştür. Her ne kadar dinamik kaynak parametreleri daha yüksek olsa da, kaydedilen bütün bu sismik aktivitelerin kaya patlamasına neden olup olmadığı açıklanamamaktadır. Çünkü kaya patlamasına neden olan kırık yapılarının ortamda zaten oluşmuş olma olasılığı mevcuttur. Patlatmalar sonucunda kırık yapıları derinleşmiş ve sismik olaylar bu kırık zonları üzerinde gerçekleşmiş olabilir. Ya da sismik aktivitelerin etkisi ile kırık yapıları oluşmuş ve bu yapıların giderek zayıflaması sonucunda mevcut hasar oluşmuş olabilir. Garbenberg Maden sahasında 2012 yılından beri tetiklenmiş sismik aktiviteler gözlenmektedir. Üretim sahası içinde iki farklı sismik şebeke kurulmuştur. Yerel sistem 50×40 metrekarelik bir alana yerleştirildiğinden, göreceli olarak daha küçük manyetütlü sismik aktivitelere daha duyarlıdır. 10 Ekim 2015 tarihinde yapılan üretim patlatmasının Yerel sisteme yakın olmasından dolayı, Yerel sistemin kaydettiği sismik aktivite sayısında kayda değer bir artış görülmüştür. Diğer yandan Kalıcı sistem bütün maden içine dağıldığından, bölgesel patlamaların sonucunda ortaya çıkan tetiklenmiş sismik aktivite sayısındaki artıştan etkilenmemektedir. 10 Ekim 2015 günü yapılan patlatma kayıtları her iki sismik şebeke tarafından da kaydedilmiş ancak Kalıcı ağın kayıtlarından hesaplanan lokasyon tayini gerçek patlatma lokasyonuna daha yakın bulunmuştur. İki farklı ağın sonuçlarının farklı olmasından dolayı, çalışma iki sismik ağın kayıtlarının kinematik sonuçlarının karşılaştırmasına dayanmaktadır. Şebekelerin karşılaştırılabilmesi için her iki sistem tarafından kaydedebilecek kadar büyük manyetütlü sismik aktivite olması gerekmektedir. Bu nedenle iki sistem de kontrol edilmiş ve gürültülü kayıtlar tamamen göz ardı edilmiştir. Karşılaştırma sonucunda moment manyetütü 0'dan büyük 30 kayıt tespit edilmiştir. Bunlardan bir tanesi 10 Ekim 2015 patlatma kaydı olmasından ve 3 tane kayıt odak noktasının kalan tetiklenmiş depremlerin odağından çok farklı olmasından dolayı sonraki karşılaştırılmalara eklenmemiştir. Yerel ve kalıcı ağ haricinde, aynı sismik aktiviteden elde edilen kayıtların birleştirilmesi sonucunda Birleştirilmiş Veriseti oluşturulmuş ve karşılaştırmaya dahil edilmiştir. Karşılaştırmanın daha anlamlı olabilmesi için sismik aktiviteleri sensor kapsamasına göre ikinci bir sınıflamaya tabi tutulmuştur. Buna göre, sismik aktiviteler kayıtlarcıların ortasında kaldığında her üç verisetinin kinematik sonuçları benzer çıkmaktadır. Aksi durumda ise Kalıcı Şebeke ile Birleştirilmiş Veri seti odak sonuçları birbirine daha yakındır. Dinamik kaynak parametrelerinde ise yukarıda bahsedilen sınıflama sonuçları arasında benzerlik bulunamamıştır. Yerel Şebeke sonuçları, sismik aktivitelerin kaynağını shear olarak vermekte ve kalıcı ağdan ve Birleştirilmiş Veriseti'nden alınan sonuçların ancak düşük bir kısmı shear olay olarak çözümlenmiştir. Yapılan çalışmaların sonucunda yeraltı işletmelerinde, sismik aktivite ile patlatma arasında güçlü bir ilişki vardır. Patlatmalar eğer kayıtçılara yakın ise sismisitedeki artış daha belirgin olmaktadır. Dinamik kaynak parametleri ise yapılan veri işlem aşamaları ile ilişkili olmakla birlikte parametrelerin sismik dalganın ilerlediği yoldan da etkilendiği düşünülmektedir.

İrem Erguncu Güçlü
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Gemlik Körfezi deniz seviyesi değişimlerinin jeofizik yöntemlerle incelenmesi

Marmara Denizi'nin doğusunda Kuzey Anadolu Fayı'nın orta kolu üzerinde yer alan Gemlik Körfezi, geç Pliyosen-Erken Pleyistosen döneminde gelişen doğu-batı yönlü sağ yanal doğrultu atımlı faylar denetiminde 11 km genişliğinde 36 km boyunda KB-GD yönünde uzanan açılmalı (transtensional) bir havzadır. Marmara Denizi'nin doğusunda yer alan Gemlik Körfezi, İzmit Körfezi gibi yarı kapalı bir havza olup, benzer oşinografik özelliklere sahiptir. Kuzey Anadolu Fayının (KAF) orta kolu üzerinde yer alması nedeniyle tektonik olarak aktif bir havza olmasına rağmen 17 Ağustos 1999 İzmit depreminden fazlaca etkilenmemiş olması ile İzmit Körfezi'nden ayrılmaktadır. Geçmişten günümüze yapılan paleoşinografik çalışmalar Marmara Denizi'nin genellikle kuzey şelfine yoğunlaşmış olmasından dolayı Gemlik Körfezi'nin morfo-tektonik yapısının yanı sıra Geç Pleyistosen-Holosen dönemine ait çökellerinin detaylı stratigrafisi ve bu çökellerin fasiyes özellikleri de detaylı bir şekilde ortaya konulmamıştır. Bu sebeple Gemlik Körfezi'nin Geç Kuvaterner'deki paleoşinografik ve paleosismolojik evrimini ortaya çıkarmak amacı ile R/V URANIA araştırma gemisinin 2013 yılında tamamladığı deniz çalışmalarından elde edilen sığ-sismik ve karot verileri bu tez kapsamında kullanılmıştır. Bununla birlikte çok ışınlı batimetri verilerin üretilen derinlik haritaları ile morfo-tektonik yapılar tespit edilmiş, ayrıca sismik kesitlerden elde edilen kontur haritaları ile farklı zamanlardaki havzanın paleo-batimetrileri ortaya çıkarılmıştır. Sismik yansıma görüntülerinde belirlenmiş olan eski kıyı taraçaları ve kıyı çizgilerine ait morfolojik yapılar Gemlik Körfezi'ndeki su seviyesi değişimleri hakkında önemli bilgiler vermektedir. Holosen başından itibaren Gemlik Körfezi'nde deniz seviyesi değişimleri Marmara Denizi ile eş zamanlı gerçekleştiği daha önce yapılan çeşitli araştırmalar ile ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde körfezin Marmara Denizi ile geçişinde bulunan ve -55 m derinlikte olduğu güncel batimetri veriler ile de gözlenebilen bir eşiğin varlığı, Marmara Denizi ile su geçişlerinin de farklı zamanlarda kesilmiş olabileceğini göstermektedir. Gemlik Körfezi'nin Marmara Denizi ile deniz seviyesi açısından olan bu ilişkinin zaman içerisinde nasıl değiştiğini ve bunu kontrol eden lokal jeolojik faktörlerin ortaya çıkarılması bu tez çalışmasında amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik sığ-sismik yansıma verileri ve batimetri verileri kullanılmış, ayrıca kronostratigrafik çalışmalar için sismik profiller üzerinden alınan bir adet piston karot kullanılmıştır. Bu sayede Gemlik Körfezi'nin güncel morfolojisi ve Geç Pleyistosen-Holosen dönemine ait çökellerin stratigrafisi ve bunların fasiyes özellikleri ortaya çıkarılmıştır. Karotlardan elde edilen çok sensörlü karot logu verilerinden üretilen yapay sismogram ile karot sedimentlerinin sismik yansıma görüntülerinin eşleştirilmesi yapılarak birimler hakkında yorumlar yapılmıştır.Gemlik Körfezi'nin kuzeyinden alınan M13-08 piston karotunda litolojik özelliklerin belirlenmesiyle alınan örneklerin yaşlandırılması ve yapılan çok sensörlü karot loglaması (MSCL) ile çökellerin fiziksel özellikleri su seviyesi değişimleri ışığında incelenmiştir. Bununla birlikte Gemlik Körfezi içerisinde alınan ve incelenen 280 adet sığ-sismik yansıma profillerinde beş farklı çökel birimi ayırtlanmış ve bunlarısınırlayan sismik yansıma yüzeylerinin sismik profillerde devamlılığı belirlenmiştir. Sismik yansıma profillerinde ayırtlanan sismik birimlerin genel olarak yansıma karakterleri kullanılarak ve ayrıca bu birimleri sınırlayan yüzeylerin gösterdikleri su derinlikleri sayesinde Gemlik Körfezi'nde su seviyesi değişimleri ile ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir. Sismik birimlerin kronostratigrafileri gerek karotlardan elde edilen radyokarbon yaşlar ile ve gerekse göreceli stratigrafik konumları gözönünde bulundurularak ortaya çıkarılmıştır. Bu birimlerden en yaşlı olan Birim-S5 yansıma görüntülerinde körfezin şelfinde deltaik çökeller ile temsil olunurken, bu birimin G.Ö. 23-21 bin yılları arasında çökeldiği düşünülmektedir. Bu zamanda körfezdeki su seviyesinin -65 m'nin altında olduğu birime ait foreset/topset geçişlerinden anlaşılmaktadır. Bu birimi sismik görüntülerde uyumsuz olarak üzerleyen Birim-S4, daha yaşlı olan Birim-S3'ü aşmalı olarak üzerleyen çamur yaygılarından oluşması bu birimin transgresif olarak G.Ö. 21-18 bin yılları arasında çökeldiğini göstermektedir. Son Buzul Maksimum'un (LGM) bitimi olan G.Ö. 18 bin yılında geliştiği karotlardan elde edilen radyokarbon yaşlar ile de belirlenmiş erozyonel kanalların -110 m'ye kadar kazıdığı gözlenmektedir. Sismik yansıma görüntülerinde açıkca gözlenebilen bu aşınmalı kanal yapılarını sergileyen yansıma yüzeyi üzerine transgresif olarak çökeldiği anlaşılan Birim-S3, karotlardan elde edilen radyokarbon yaşların ışığında G.Ö. 18-15,6 bin yılları arasında körfezdeki su seviyesinin yeniden yükselmeye başladığı bir dönemde çökelmiştir. Bu dönem buzul sonrası dönemde nemli bir iklim ile körfez çevresindeki drenajlar ile körfezin beslendiğini göstermektedir. G.Ö. 18-15,6 bin yıl önceki zaman aralığında Marmara Denizi'ndeki su seviyesinin yaklaşık -110 m'lerde olduğu düşünüldüğünde körfezdeki su seviyesi yükseliminin Marmara Deniz ile ilgisi olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu durum Holosen'den önce körfezin Marmara Denizi ile su geçişinin olmadığını da göstermektedir. Tez çalışması kapsamında üretilen kontur haritalarından G.Ö.18 bin yıl öncesinde paleo-batimetri verileri körfezin batısında Marmara Denizi'ne olan bağlantısının su seviyesi üzerinde kaldığını da ispatlamaktadır. Holosen'den önce G.Ö. 15,6 ile 12,1 bin yılları arasında çökeldiği radyokarbon yaşlar ile belirlenmiş olan Birim-S2, şelf kenarında biriken eğimli klinoformlardan oluşmakta ve bu da körfezde bu dönemde genel olarak regresif su seviyesinin yaşandığını göstermektedir. Sismik yansıma görüntülerinde Birim-S2'yi üzerleyen ve aynı zamanda Holosen yaşlı Birim-S1'in de tabanını oluşturan ana uyumsuzluk yüzeyi üzerinde -65 m su derinliğinde oluştuğu gözlenen "Berm" lerin varlığı Holosen'den önce su seviyesinin de hemen hemen bu derinliklerde olması gerektiğini göstermektedir. M13-08 karotundan elde yaşlar sayesinde G.Ö. 12.1 bin yılından da önce oluştuğu düşünülen bu uyumsuzluk yüzeyine ait kontur haritası yorumlandığında körfezde bu zamana ait kıyı çizgisi ortaya çıkarılabilinmiştir. Bu ana uyumsuzluk yüzeyini körfezin birçok yerinde kıyısal aşma ile üzerleyen ve G.Ö. 12.1 bin yılından sonra körfezin Marmara Deniz ile su geçişin sağlanması sonucunda çökeldiği ortaya çıkarılan denizel Birim-S1, sismik yansıma karakterlerinden de Birim-S1'in körfeze Akdeniz sularının ulaştığı ve körfezde su seviyesinin artışına neden olduğunu göstermektedir.

Chirp sinyallariSismik yansımaSismogram+1
Asen Sabuncu
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Güney Marmara bölgesi sismik gürültü kaynaklarının konum ve zaman özelliklerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı, endüstriyel gelişmişlik bakımından ülkenin önde gelen, yüksek nüfuslu, sismik olarak aktif ve Kuzey Anadolu Fayı'nın Güney Kolu (KAFGK)'nun geçtiği Güney Marmara Bölgesi'nin sismik gürültü niteliğinin zamana, coğrafyaya, jeolojiye ve kültürel yapılara bağlı olarak araştırılması ve değerlendirilmesidir. Çalışmada kullanılan 2011 yılına ait sürekli sismik kayıtlar, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) ve T.C Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Deprem Dairesi Başkanlığı (AFAD-DAD)' na ait, Güney Marmara bulunan 15 adet geniş bantlı hız kayıtçıları ile toplanmıştır. Çalışmada, gürültü değerlendirilmesinde kullanılan yöntemin ayrıntıları verilmiştir. Problemli verilerden örnekler gösterilmiştir. Gürültü analizi yönteminde, düşey bileşenli verilerin kullanılarak güç yoğunluğu spektrumlarına (GYS) ait, olasılıksal yoğunluk fonksiyonları (OYF), PQLX (Passcal Quick Look eXtented) programı kullanılarak hesaplatılıp çizdirilmiştir. Bölgedeki gürültü dağılımının zamana ve konuma bağlı değişiminin incelenmesi için GMT (Generic Mapping Tools) programı kullanılarak hazırlanan haritalarda, kültürel gürültülerin (trafik, insan, makine vb.) baskın olarak gözlendiği 0.1-1 s bandı ve mikrotitreşimlerin (derin ve sığ su etkileşimleri) gözlendiği 4-8 s bantları arasındaki 'İkincil Yüksek Frekans' (İYF) ve 10-20 s 'Birincil Yüksek Frekans' (BYF) bantları arasındaki gürültü verileri, 2011 yılı, altı aylık, aylık ve gece-gündüz saatleri için haritalanmıştır. Gürültü haritaları aylık olarak değerlendirildiğinde, yıl boyunca bölgenin kuzeybatı kesiminde yüksek gürültü seviyelerinin hakim olduğu görülmüştür. Türkiye'nin son 30 yıldaki ortalama rüzgar hızı haritası incelenmiş ve çalışma alanının kuzeybatısındaki bölgenin Türkiye'nin en yüksek rüzgar potansiyeline sahip bölgelerinden biri olduğu görülmüştür. Bölgedeki aylık ortalama rüzgar hızı verileri incelenmiştir. Çalışma bölgesinin sınırları içerisinde kalan ve bölgeye yakın lokasyonlarda kurulu Harita Genel Komutanlığı (HGK)' nın, Türkiye Ulusal Deniz İzleme Sistemi (TUDES) kapsamında kıyı bölgelerine kurulmuş mareograf istasyonlarından 2011 yılında elde edilen, 15 dk örneklemeli, deniz seviyesi (m), rüzgar hızı (m/s), hava basıncı (mBar) verileri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, kültürel gürültü periyotlarında gözlenen yüksek gürültülerin, rüzgar hızı ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Çalışma alanına yakın bölgede meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki bir depremin ve artçılarının 10-20 s bandında ortamdaki gürültü seviyesini arttırdığı, İYF bandında ise belirgin bir etkisinin olmadığı gözlenmiştir. Çalışmada kullanılan düşey bileşen kayıtlar için periyoda bağlı elde edilen en yüksek ve en düşük mod değerleri grafiklenerek Güney Marmara bölgesine ait yüksek ve düşük gürültü modeli oluşturulmuştur. Elde edilen en yüksek ve en düşük gürültü modeli ve gürültü haritaları ileriki zamanlarda bölgeye kurulacak istasyonlar için referans model olarak kullanılabilir. Gürültü seviyesi düşük bölgeler daha düşük manyitüdlü depremlerin kayıtlarına olanak sağlayabilirken, yüksek gürültülü bölgelerde manyitüdü daha büyük depremler kayıt edilebilecektir. Bu çalışma ile bölge istasyonlarının çalışma performansı geçmişe yönelik izlenmiş ve toplanan veri kalitesi hakkında bilgi elde edilmiştir. Kullanılan yöntem ile, aktif istasyonların sürekli takibinin yanısıra ilgilenilen bölgelerin anlık gürültü haritalarının elde edilmesine olanak verir. Bu çalışmada elde edilen bilgiler yine gürültü verilerinin kullanılacağı dizilim işleme, artalan sismik gürültü tomografisi, yatay/düşey spektral oranlama, gibi çalışmalara öncül olarak kullanılabilir.

Utku Koçum
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Deniz tabanı topoğrafyasının hidrotermal dolaşıma etkileri: Lucky strike hidrotermal alanında çalışma

Yeryüzünün herhangi bir noktasından yeraltına süzülen sular, magmanın etkisiyle ısınmış durumda olan sıcak kayaç ortamı ile karşılaştıkları zaman ısınırlar ve de ısınmış olan bu sular genleşmenin de etkisi ile geldikleri yoldan farklı bir güzergah üzerinden yeryüzüne doğru yükselmeye başlarlar ve yüzeye ulaşırlar. Bu sular yeraltında bulundukları ortamın sıcaklıklarına göre buhar ya da sıcak su olarak yeryüzüne çıkarlar. Bu tip döngülere sahip ortamlara hidrotermal kaynaklar denir. Genellikle hidrotermal kaynaklar volkanizmanın hakim olduğu noktalarda, fay ve benzeri kırık ve çatlakların bulunduğu oluşumlarda yer alırlar. Hidrotermal sistemlerin temel bileşenlerinden olan magmanın bulunduğu konum ise, ayrılma yaşanan sırtların morfolojisi için önemli bir faktördür. Magma odacığı deniz tabanı topoğrafyasına ne kadar yakın ise okyanus ortası yayılma hızı o kadar hızlı, deniz tabanından ne kadar uzakta ve derinde ise sırtta gerçekleşen yayılma hızı o kadar yavaş olacaktır. Jeofizik yöntemler, hali hazırda aktif olan veya aktifliğini yitirmiş olan hidrotermal alanların bulunmasında kullanılan en etkili yoldur. Aktif olmayan hidrotermal alanların, doğrudan gözlem ile bulunması oldukça zordur. Özellikle bu bölümde jeofizik yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırmalarda önemli olan nokta yapısal oluşumları ortaya koyabilmektir. Bunun için yeriçi aramalarında faylanma, ara katmanların kalınlıklarında gözlemlenen ani değişimler, sıcaklık farklılaşması, akışkan hareketleri ve mineralizasyon farklılık gösteren temel parametrelerdir. Bu oluşumları bulmak için kullanılan başlıca jeofizik yöntemlerini sıralamamız gerekirse bunlar, sismik, gravite, manyetik ve mikrosismisitedir. Bir ortamın gözenekli olduğunun söylenebilmesi için ilk olarak, ortam kendi boyutlarıyla kıyaslandığında, haznesinde küçük ve birbiri ile irtibat halinde bulunan boşluklar içermesi, ikinci olarak ise akışkan cisim, ortamın bir ucundan diğerine yol alıp çıkabilmelidir. Boşluklu yapılarda, bu akışların irdelenmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken bir çok parametre vardır, gözeneklilik (porozite) ise bunların başında gelmektedir. Geçirimlilik (permeabilite) ise bu akışa etki eden bir başka önemli değişkendir. Gözenekli ortamın içinden akışkanın geçme parametresidir fakat akışkanın değil gözenekli ortamın bir özelliğidir. Poroz bir ortamda bulunan akışın debisi ise, bir başka deyişle zaman başına düşen hacimi, akışkanın yol süresince verdiği yük kaybı ile doğru, akış yolunun uzunluğu ile ters orantılıdır. Akışkanlar dinamiği fonksiyonlarının sıvı akışkanlarına uygulanabilmesi için, sistemin sınır koşullarının matematiksel değerler ile tanımlanmış olması gerekmektedir. Bu sebepten, poroz ortamda gerçekleşen akışın cebirsel ifadesi oluşturulsa dahi, bu teori, istatistiksel durumda ya da yalnızca akışın özelliklerine değinen kanunlara ait bir teori olmalıdır. Fakat akışkanın poroz ortamda edindiği hareket, Oberback-Boussinesq formülasyonu, akış fonksiyonu formülasyonu ya da boyut içermeyen formülasyon gibi farklı fonksiyonlarla da gösterilebilinir. Tez konusu çalışmalarda oluşturulan modellerde ise, yer içinde bulunan akışkanın hem sıcaklık dağılımları hem de Darcy hız vektörleri gösterilmekte olunup, boyutsuz formülasyon ile değerlendirilmiştir. Rayleigh sayısı ise, akışkan içerisinde ısı taşınımının nasıl gerçekleşeceğini belirleyen, boyut içermeyen bir sayıdır. Eğer Rayleigh sayısının değeri kritik değerden yüksek ise ısı iletim olayı taşınım (konveksiyon) yoluyla, eğer kritik değerden düşük ise iletim (kondüksiyon) yoluyla gerçekleşmektedir. Akışkanlar mekaniği problemlerinin analizi ve çözümlenmesi için sayısal yöntem ve algoritmaların kullanıldığı akışkanlar mekaniği bilimi dalına hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) denir. Sonlu hacim yöntemi (SHY), özellikle büyük ölçekli problemler, yüksek türbülanslı akışlar için bellek kullanımı ve çözüm hızında bir avantaja sahip olduğu için hesaplamalı akışkanlar dinamiğinde yaygın olarak kullanılan bir yaklaşımdır. Ansys Fluent ise sonlu hacimler yöntemi kullanarak hesaplamalı akışkanlar dinamiği problemleri çözümünde yardımcı olan bir programdır. En kısa tanımıyla modelleme çalışmaları, gerçek olan görüntülere yakın görüntüler elde etmektir. Modelleme çalışmalarının en zor kısmı ise, parametrelerin hesabında işlenebilecek en küçük bir farklılık bile sonuç için muazzam değişikliklere sebebiyet verebilmesidir yanısıra hata payının kabul edilebilir seviyede asgari düzeyde olması ise en önemli durumdur. Mevcut tez çalışması içeriğinde bulunan modelleme çalışmaları, belirli geometrik sınırlarla belirlenmiş poroz ortamlarda, akışkanın hız ve doğrultusu ile yer altı sıcaklık durumunu belirlemek sebebiyle yapılmıştır. Bu çalışmalar, sonlu hacimler tekniği kullanan, hesaplamalı akışkanlar dinamiği programı olan ANSYS FLUENT yazılımı eşliğinde gerçekleştirilmiştir. Sismik kesitlerden yola çıkılarak oluşturulacak olan ve yer içi şekline uygun bir modelleme çalışmasından önce, poroz ortamda bulunan akışkanın fiziksel parametrelerini kontrol etmek amacı ve uygunluğunu görebilmek için bir takım test modelleri oluşturulmuştur. Kullanılan parametreler çalışma alanı olan Lucky Strike hidrotermal alanına uygun şekilde belirlenmiştir. Bu kapsam içerisinde deniz tabanı topoğrafyası, tekli ve çoklu yükselimler oluşturacak şekilde modellenmiştir. Yanısıra tekli batimetrik yükselimlerde, genişlik ve yükseklik değerleri değiştirilerek topoğrafyanın etkisi incelenmiştir. Çoklu batimetrik yükselimlerde ise yükselim sayısı, yüksekliği ve genişliği farklı değerler girilerek sentetik modelleme çalışmaları tamamlanmıştır. Batimetrik olarak tek bir noktadan yükselme gösteren deniz tabanı topoğrafyasında çeşitli yükselimler için modelleme yapılmıştır. Magma odacığı ise modelin orta kısımlarında derinlerinde bulunmaktadır. Bu çıkış noktası zaman içerisinde batimetrik yükselimin zirvesine doğru ilerlemekte ve de sonunda kararlı (steady-state) bir hal almaktadır. Bu zaman içerisinde yer değiştirme durumunun başlamasından sonra geçen süre ve kararlı duruma erişmeden göçün tamamlanması için gereken zaman, öngörülen batimetrik yüksekliğin yükseklik ve genişliğine bağlıdır. Modelleme çalışmalarımızın sonuçları, zaman içerisinde akışkanın yer değiştirme durumunun, topoğrafik yükselimin genişliği ile ters orantılı olduğunu ve yüksekliği ile doğrudan bağlı olduğunu göstermektedir. Bilindiği üzere deniz tabanı topoğrafyası düzenli bir yapıya sahip değildir. Yeriçinde bulunan çeşitli akışkan hareketleri ve okyanus ortası sırtların yıllık açılma sürelerinin farklı olmasından ileri gelen bir takım düzensizlikler mevcuttur. Bu durum neticesinde modelleme çalışmasının sonraki bölümünde batimetrik yükselimin çoklu olması durumunda gerçekleşebilecek durumlar irdelenmiştir. Modelleme çalışmasının yapıldığı bölge Atlas okyanusunun ortasında yer alan, Portekiz'e bağlı bir bölge olan Azor takımadalarında bulunan, 21 hidrotermal çıkış noktasına sahip ve yaklaşık 150 km2 alana sahip Lucky Strike Hidrotermal alanıdır. Fayların ve çatlakların geometrilerinin haritalanması ise sadece yansıma sismiği yöntemi ile gerçekleşmektedir. Bu sebeple hareket ederek modelleme çalışmalarına başlamak için öncelikle bölgede yapılmış olan sismik yansıma çalışmaları irdelenmiştir. Yapılan literatür çalışma neticesinde ise modelleme çalışmalarında, stratigrafik yorumlama ve yansıma gücü kesitlerinden yararlanılmıştır. Bu çalışmada deniz tabanı topoğrafyasının hidrotermal sirkülasyona etkileri araştırılmış ve modellenmiş olunup, çalışma alanı olarak Lucky Strike Hidrotermal alanına uygulanmıştır. Çalışma kapsamında sırası ile öncelikle tek batimetrik yükselimin genişlikleri ve uzunlukları arasında ki fark incelenmiş olup ardından magma odacığının topoğrafik yükseltinin sağında ve solunda olması durumu irdelenmiştir. Bu çalışmaları takiben çoklu batimetrik yükselimin durumunda batimetrinin hidrotermal sirkülasyona etkileri araştırılmıştır. Bu esnada ise yine yükseklikleri ve genişlikleri birbirinden farklı 4 model oluşturulmuş ve modellenmiştir. Çalışmanın en son kısmında ise düzensiz fakat havza ortasından simetrik bir yapıya sahip olan Lucky Strike Hidrotermal alanında modelleme çalışması yapılmıştır.

Engin Erçetin
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Seismic monitoring of ITU Triga Mark II research reactor building

The process of implementing a damage detection plan is called Structural Health Monitoring (SHM). Changes in material and geometric properties, and boundary conditions of an aerospace, civil and mechanical engineering structure are considered as damage. In civil structures, such as buildings, the damage can be due to an earthquake which can also interrupt essential utilities and functionalities of buildings. Detecting these damages and predicting their possible outcomes can be crucial for the state of the building and its safety. Buildings equipped with sensors for this purpose use SHM and near real-time monitoring which gives the ability of fast decision making in cases of emergencies. As it is well known, in recent years due to their low-cost, MEMS (Microelectromechanical Systems) sensors are widely used and being tested in monitoring of civil structures. With the developments in technology, the quality of the data collected with these sensors are improved and started to take place in SHM of civil structures. In this study, for SHM we use the seismic vibration data collected by MEMS sensors in ITU TRIGA MARK II Training and Research Reactor building. The installation of the MEMS sensors and data acquisition in the building is realized under the project 'Signal Analysis of ITU TRIGA MARK II Research Reactor' supported by ITUNOVA-TTO A.Ş. and Aim Enerji A.Ş. One of the aims of this project was to use domestic products as much as possible to decrease the foreign-source dependency. To do so twelve domestic products, SAYKAL S-TEK HPVS V1 tri-axial MEMS accelerometer sensors, are installed in the building. The building located in Istanbul Technical University (ITU) Maslak Campus was constructed in 1976 as a reinforced concrete (RC) frame building, and retrofitted in 2000s by adding RC walls between some columns. The study is performed on the full-scale RC moment resisting frame-wall building. This three–story non-symmetric building is one of the prominent structures in the area which needs regular monitoring since it contains a nuclear research reactor. During the realization of the project and in this thesis, we checked the data quality and the software system, and gave feedback to the manufacturer of the sensors for improvement. Due to the ongoing studies in the research reactor and in the building, the data acquisition is interrupted many times with technical reasons. Data gap and spike-like unwanted records are available in the data as a result of the difficulties in the acquisition system and human interferences respectively. Also, problems like not accurate time stamping are observed in the data. The complications related to the sensors are forwarded to the sensor manufacturer and some of these difficulties are fixed and some of them are still in fixing process. The feedbacks provided during this thesis helped to further improve the quality of the records. In this thesis we aim to identify the basic characteristics of the building, such as translational and torsional modal frequencies, damping and the soil structure interaction of the building. Obtained basic characteristics of the building from this thesis will be used in determination of the possible damages by continuous monitoring of the building. For this purpose, a recorded earthquake (October 15 2016 Black Sea Mw= 4.8) and two-month long ambient noise data is used. The 10-minute length recorded ambient noise data are windowed to obtain 30-second length segments, total of 76.040 segments are stacked. After mean and trend removal for both earthquake and ambient noise data, Fourier amplitude spectra (FAS), cross-spectrum, coherence and cross-phase are calculated. Using the spectral information, the translational modes are determined as 5.57 Hz, 6.4 Hz, 7.0 Hz, 9.6 Hz and 12.42 Hz. Rotational modes are determined as 8.7 Hz and 11.47 Hz. To support these findings, a simple modal frequency calculation for a clamped boundary on one end is performed by considering the height and the velocity as 10 meters and 50 m/s respectively. The calculated results support the modal frequencies obtained by the FAS of the recorded data. These results are also supported by the building's structural analyses modeling results performed by Eng. MSc. Pınar İnci Koçak under the supervision of Prof. Dr. Alper İlki. Damping ratios of the building are calculated by using the half-power technique, for the East-West and North-South components of each floor recordings. The estimations indicate that the building is more stable on North-South direction, which is expected when the asymmetric structure of the building is considered. The Soil-Structure-Interaction (SSI) is investigated by using the earthquake data and comparing roof to base transfer function to the base acceleration recordings. No prominent indication of SSI is found for the excitation caused by the Black Sea Earthquake. The outcomes of this thesis are the preliminary results of the seismic monitoring of the ITU TRIGA MARK II research reactor building. After the retrofit in the building is finalized and the data acquisition system is improved, the monitoring of the building will continue for SHM. For future studies an early warning system engagement is also planned.

Şinasi Mert Çakman
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Gravite verisinin işlenmesine olanak sağlayan paket yazılım hazırlanması

Jeofizikte gravite yöntemi kütle ve konum parametrelerini esas alarak Newton Kütle Çekim Kanunları aracılığıyla yer içerisindeki kütlelerin dağılımlarını inceleyen bir yöntemdir. Yöntem gravimetreler aracılığıyla toplanan bağıl gravite değerlerinden yorumlama aşamasına gelinceye kadar düzeltmeler ya da süzgeçleme gibi bir takım veri işlem adımları uygulanmasını gerektirir. Düzeltmelerin ardından elde edilen Bouguer anomalisi, verinin ait olduğu bölgedeki pek çok kütle ve tabakanın etkilerinin toplamıdır. Filtreleme, analitik uzanım, sınır analizleri gibi çeşitli ayırma yöntemleri kullanmak suretiyle bu etkiler ayıklanabilir. Hedeflenen kütleye ait gravite verilerinin elde edilmesinin ardından çeşitli modelleme teknikleriyle kütle veya yoğunluk modelleri oluşturulabilir. Literatür araştırmaları gravite verilerinin işlenmesinde kullanılabilen çeşitli yazılımlar olmasına rağmen, özellikle gravite veri işleminde kullanılmak üzere hazırlanmış, tüm işlem adımlarını uygulayabilen ve kullanışlı arayüze sahip bir yazılım olmadığını ortaya koymuştur. Bu çalışmada gravite verisine uygulanan veri işlem adımlarının tamamını harici bir yazılıma ihtiyaç duymadan uygulayabilen, kullanımı kolay MATLAB® tabanlı bir yazılım hazırlanması amaçlanmıştır. Bouguer verisiyle çalışmanın yanı sıra ham veriden Bouguer anomalisi hesaplanması, koordinat dönüşümleri, veriden alan seçimi gibi pek çok küçük çaplı sayılabilecek modülü de içerisinde barındıran yazılım, akademik ve özel sektör alanlarında kullanılabilecek özellikte olup, lisans seviyesindeki öğrencilerin dahi kullanabileceği kolay bir arayüze sahiptir. "GravPack" adı verilmiş olan gravite verisi işleme paket yazılımı kolonlara ayrılmış halde girişi yapılan gravite verisini, gerekli ise ondalıklı dereceden UTM koordinatlara dönüştürebilmektedir. Yazılıma çağrılan dosya ham gravite verisi ile birlikte topoğrafya düzeltmesi için gerekli olan yükseklik değerlerini içeriyorsa, yazılım ham gravite verisini Bouguer gravite verisine dönüştürebilmektedir. Veri girişinin ardından kullanıcı veriyi istenilen kısımlarından kesip istenilen aralıkla örnekleyerek gridleme işlemi yapabilir. Programla gridlenmiş veri kullanılarak derinlik kestirimi ve kritik dalga sayıları için spektral analiz uygulanabilir. Veri alçak geçişli, bant geçili ve yüksek geçişli filtrelerle süzgeçlenebilir. Ayrıca istenirse analitik uzanım hesaplanabilir, sınır analizi uygulanabilir ve prizmalara ayırma yöntemiyle modelleme yapılabilir. Tüm bu işlemler arayüz üzerinden kolaylıkla yürütülebilmekte olup, herhangi bir adım sonrasında elde edilen sonuçlar kolaylıkla farklı formatlarda kaydedilebilir ve istenirse farklı yazılımlarda kullanılabilir. Yazılımın hazırlanması sürecinde ve sonrasında içerisinde yürütülen hesaplamaların doğruluğunun kontrol edilebilmesi için Konya-Çumra bölgesine ait Bouguer gravite verisi yazılım içerisinde çalıştırılmıştır. Veri bir kilometre aralıkla örneklenerek spektral analiz ile derinlik kestirimi yapılmıştır. Hedeflenen derinliğe ait anomaliler filtreleme işlemleriyle ön plana çıkarılmış ve filtrelenmiş veri daha sonra prizmalara ayırma yöntemiyle modelleme aşamasında kullanılmıştır. Sonuçların yorumlanmasına fayda sağlaması açısından veriye aynı zamanda analitik uzanım ve sınır analizi yöntemleri uygulanmıştır. Yazılımın çalıştığının doğrulanmasının ardından bölgeden elde edilen sonuçlar yorumlanmış, Tetis okyanusunun kapandığı sütur zonu üzerine denk gelen Konya Havzasındaki sediman tabakalarının altında okyanusal kabuğun batması sırasında kabuğun bir kısmının kıtasal kabuk üzerine sıyrılmasıyla yerleşmiş bir ofiyolitik kütle olduğu sonucuna varılmıştır.

AnalizGraviteModelleme+2
Nedim Gökhan Aydın
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Doğru akım özdirenç yöntemi ile yapı jeofiziği araştırmaları:Taşıyıcı yapı elemanlarının 3b görüntülenmesi

Doğru Akım Özdirenç (DAÖ) yönteminde kullanılan çok elektrotlu ve çok kanallı özdirenç ölçüm sistemleri, yöntemin yapılar üzerinde de uygulanmasına olanak sağlamaktadır. Küçük ölçekli DAÖ çalışmaları genel olarak laboratuvar ortamında yapılan araştırmalarda tercih edilmekle birlikte bina, köprü vb. betonarme mühendislik yapılarının taşıyıcı sistem elemanlarının incelenmesinde de kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, betonarme yapıların araştırılmasında kullanmak için, yeni bir veri toplama düzeneği geliştirilmiştir. Ayrıca bu veri toplama düzeneği ile ölçü süresi ve yapay veri çalışmalarından elde edilen ters çözüm sonuçları dikkate alınarak en uygun elektrot dizilimleri belirlenmiştir. İlk olarak, çok elektrotlu ölçü sistemi ile betonarme yapılar üzerinde veri toplamaya uygun veri düzeneğinin belirlenmesi için üç boyutlu modelleme çalışmaları yapılmıştır. Modelleme çalışmalarından elde edilen verilerin üç boyutlu ters çözümü yapılarak, bir kolon yapı üzerinde tek yüzeyde, karşılıklı yüzeylerde ve komşu yüzeylerde elektrotların konumlanması durumunda elde edilen özdirenç tepkileri, farklı elektrot dizilimleri için incelenmiştir. Bu çalışmalarda, beton yapısının demir donatı, çatlak ve nemli bir bölge içermesi durumunda üç boyutlu özdirenç modellerinin gösterdiği değişim incelenmiş ve pratik ölçü almaya uygun düzenek seçimi yapılmıştır. Üç boyutlu modelleme ve ters çözüm çalışmalarının ardından geliştirilen yeni ölçü düzeneği ile kolon yapısı üzerinde DAÖ ölçüsü alınmıştır. Yapay verilerden elde edilen sonuçlar, DAÖ yönteminin yapı taşıyıcı elemanları üzerinde uygulanması ile elemanın beton örtü kalınlığının, eleman içerisindeki donatı dağılımının ve olası kırık/çatlak/nemlilik durumlarının belirlenmesinin mümkün olduğunu göstermiştir.

Betonarme yapılarDoğru akımDoğru akım motorları+2
Cansu Arıcan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzeybatı anadolu'da ölçülen uzun periyod manyetotellürik veriler kullanılarak empedans tahmin yöntemlerinin karşılaştırılması

Manyetotellürik (MT) yöntem, yer içinin derin özdirenç yapısını araştırmada kullanılan başlıca jeofizik yöntemlerdendir. Günümüzde MT yöntemde geliştirilen yeni ölçü sistemleri ile audio, geniş bant ve uzun periyot aralıklarını kapsayan 0.0001 – 10.000 saniye periyot aralığında elektrik ve manyetik alanın zamana bağlı değişimleri ölçülebilmektedir. MT veri toplama sırasında, veriler gerçek zamanlı olarak ofise aktarılarak veri analizi yapılabilmektedir. MT veri yorumunun ilk aşamasında; zaman ortamında ölçülen elektrik ve manyetik alanların hızlı Fourier dönüşümü yapılarak, frekans ortamında empedans kestirimi yapılır. Empedans kestirimindeki hatalar, MT verilerinin ters çözümünde büyük gürültülere ve yer altını temsil etmeyen modellerin elde edilmesine neden olacaktır. Bu tezin amacı, "0.0001 – 10.000 saniye" periyot aralığında ölçülen MT verilerini kullanarak, farklı empedans kestirimi yöntemlerinin birbirine göre avantaj ve dezavantajlarını karşılaştırmaktır. Çalışma sonucunda, veri işlem aşamasında kullanılan ön-işlem süzgeçlerinin ve elle elemenin kaliteli bir MT zaman serisi veri kümesi oluşturulabilmesi açısından çok önemli olduğu kanıtlanmıştır.

Musa Doğukan Oskay
Ankara University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Karşıt-kuyu radar verilerinin iki boyutlu tomografisi

Yer radarı yöntemi yakın yüzey araştırmalarda hasar vermeden yüksek çözünürlüklü sonuç üreten elektromanyetik yöntemdir. Ancak ortam içinde aranan süreksizlikleri belirlemek önemli olsa da ortamın elektromanyetik (EM) dalga hızını sabit kabul etmek yöntemin zayıf bölümüdür. Karşıt-Kuyu radar yöntemi ile yüzeye yakın yeraltı radar hızını veya dielektrik katsayısı değişimini daha ayrıntılı haritalamak tezin başlıca amacıdır. Bu amaçla kaynak noktasından alıcı noktasına gelen radar dalga alanının ilk varış zamanları kullanılarak ters çözüm işlemi yapılmıştır. Tez kapsamında MATLAB ve FORTRAN programlama dilleri kullanılarak işlem adımları için kodlar hazırlanmıştır. Bu tezde, karşılıklı kuyular arasındaki ortamı tanımlayan içinde farklı boyut, hız ve özellikte süreksizlikler içeren yapay veriler oluşturarak öncelikle veri toplama düzeneği ile modelleme ve seyahat zamanı hesaplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Seyahat zamanı hesabı için ikinci dereceden sonlu farklar yaklaşımı ile iki boyutlu (2B) Eikonal denklemin çözümü yapılmıştır. Ters çözüm adımında ise, sönümlü en küçük kareler ve OCCAM ters çözüm teknikleri kullanılmıştır. Her iki ters çözümde de normal denklem eşlenik gradyen tekniği ile çözülmüştür. OCCAM ters çözüm yönteminin, sönümlü en küçük kareler çözümünden daha iyi sonuçlar verdiği yapay veriler ile gösterilmiştir.

Esra Ezgi Baksı
Ankara University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Resolution of isotropic percentage in moment tensor inversion of tensile sources

Moment tensor solutions are commonly used in order to understand earthquake source mechanism. Moment tensor can be decomposed into three components, namely isotropic (ISO), double-couple (DC) and compensated linear vector dipole (CLVD). It is well-known fact that tensile sources generate non-DC components and those earthquakes can be defined as the combination of both tensile and shear motion on a fault. In this thesis, resolution of the isotropic part in the moment tensor are considered for tensile sources. For that reason, synthetic waveforms are created by using full moment tensors with different isotropic percentages and those waveforms are inverted with gCAP method. Afterwards, a range of different isotropic values, with a step of t=0.1, are forced in the moment tensor inversion process in order to investigate the change in variance reduction as the isotropic percentage deviate from its true value. Inversions of the full waveform are performed in different distances and depths for three moment tensors with different isotropic percentages, namely 2%, 5% and 14%. Inversions results of those original moment tensors and moment tensors with manipulated isotropic percentages are expressed. Those results are compared to each other in terms of changing isotropic percentages, depth and variance reduction in different stations. The results can be summarized as firstly, inversion is not really sensitive to the isotropic component of the moment tensor because isotropic component has small energy compared to the whole waveform. Secondly, earthquakes with relatively high isotropic percentages are less sensitive when inversions are performed for high values of manipulated isotropy. Finally, it is observed that the error in the depth of the earthquake is very sensitive to isotropic percentage.

Gökçe Öter
Boğaziçi University · Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale düzensiz atık depolama sahasının yüzey ve yeraltı sularına etkisinin uygulamalı jeofizik yöntemlerle araştırılması

ÇANAKKALE DÜZENSİZ ATIK DEPOLAMA SAHASININ YÜZEY VE YERALTI SULARINA ETKİSİNİN UYGULAMALI JEOFİZİK YÖNTEMLERLE ARAŞTIRILMASI Ebru ŞENGÜL ÖZ Bu çalışma kapsamında Çanakkale katı atık alanından kaynaklanan sızıntı suyunun, yere ve yeraltı suyuna doğru olası yatay ve düşey girişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla alanda jeofizik ve jeokimyasal yöntemler birlikte uygulamıştır. Jeofizik çalışmalar 3 farklı profil üzerinde, DC özdirenç, doğal gerilim ve sismik kırılma yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Jeokimyasal çalışmalar kapsamında, alanda açılan 3 çukurdan toprak örnekleri alınarak bazı major ve minör element analizleri yapılmıştır. Ayrıca bir araştırma profili (profil 1) üzerinden alınan toprak örneklerinde pH ve EC değerleri ölçülmüştür. Alandan alman su örneklerinde ise As, Cd, Pb, Zn, pH ve EC derişimleri belirlenmiştir. Jeofizik ve jeokimyasal çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde, sızıntının araştırma profilleri boyunca 3-4 m derinlere doğru geliştiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Katı atık alanı, Özdirenç, Sızıntı suyu, Yeraltısuyu kirliliği.

Ebru Şengül
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale şehir merkezi sismik mikrobölgelendirmesi

Bu sismik mikrobölgeleme çalışmasında, 46 istasyondaki elektrik özdirenç ve 44 istasyondaki mikrotremor ölçümleri ile yüzey jeolojisinin elektriksel ve dinamik özellikleri belirlenmiştir. Her bir özdirenç istasyonu bir boyutlu ters çözüm tekniğiyle değerlendirilmiş ve sonrasında farklı derinlikler için yer elektrik kesitleri oluşturulmuştur. Doğru akım özdirenç yöntemi sonucunda, çalışma alanının batı kesimlerinde Sarıçay havzası ile Çanakkale boğazı arasında kalan kısımda yüksek özdirençli birimlere rastlanmıştır. Bölgenin doğusuna gidildikçe azalan özdirenç değerleri havza içinde alüvonal tabakaları işaret etmektedir. Diğer yandan, mikrotremör ölçümlerine uygulanan bazı veri işlem aşamaları sonrasında her istasyon için hakim titreşim periyotları ve zemin büyütme değerleri hesaplanmış ve dağılım haritası oluşturulmuştur. Mikrotremor çalışmaları sonucunda çalışma alanının hakim titreşim periyodunun 0.15-1 sn. aralığında değiştiği özellikle Sarıçay havzasının merkezinde ve güney kısımlarında alüvyonu temsil eden 0.5-1 sn.'lik değerler aldığı görülmektedir. Bununla yanında, çalışma alanın yüksek topoğrafyalı ve nispeten yaşlı birimleri barından kuzey kesimlerinde, sıkı ve sağlam birimleri temsil eden küçük periyot değerleri gözlenmektedir. Bölgede açılmış bazı sondaj kuyularında gözlenen ve S dalgası hız bilgisi ile hakim titreşim periyotlarının birlikte kullanılması temeline dayanan Kanai formülü ile hesaplanan alüvyon kalınlıkları arasındaki uyumu vurgulamak amacıyla karşılaştırmalar yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda alternatif yerleşim alanlarının araştırılması veya olumsuz zemin koşullarına karşı birtakım zemin iyileştirme tekniklerinin uygulandıktan sonra yapılaşmaya gidilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hakim titreşim periyodu, Mikrotremor, Özdirenç, Ters çözüm, Zemin büyütmesi

Mikrotremor
Alper Demirci
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Sığ sismikte P ve S dalgalarının yönbağımlılığının incelenmesi ve yüzey jeoloji ilişkisi

Yeryüzüne yakın jeolojik yapılardaki yönbağımlı hız değişimlerinin belirlenmesinin, maden arama ve işletme ile yer (zemin) özelliklerinin araştırılmasına önemli katkısı vardır. Kırık ve çatlak sistemlerini içeren özellikle mermer gibi birimlerin çıkartılması esnasında kırıkların yönelimi büyük önem kazanmaktadır. Bundan dolayı, yakın yüzey birimlerdeki kırık ve çatlak yöneliminin belirlenebilmesi amacıyla Tilki ismini verdiğimiz yöntem geliştirilmiştir.Düşey kırık ve çatlaklar azimutsal yönbağımlılığa (anizotropi) neden olurlar ve bu ortamlar yatay bakışım (simetri) eksenli enine yönbağımsız (izotrop) ortam olarak tanımlanabilirler. Bu yöntemde veri toplama aşaması; birbirleriyle 45 derecelik açılar yapan dört adet çapraz hattaki alıcı noktalarında aynı anda hem P hem de SH dalga kaydı alınması ve bu yönlerde dalga hızlarının hesaplanması temeline dayanır. Bu yöntemde alıcılara doğrudan gelen dalgalar kullanılır. Sismik enerji 5 farklı yönde yayılacak şekilde, sekizgen bir levhaya balyozla vurulma sonucu oluşturulur. Bu şekilde atış alıcı düzeni paralel ölçüm hatları boyunca eşit aralıklarla kaydırılarak tüm yüzey taranır.Toplanan veriler hem P hem de SH dalgası için kendileriyle ilişkin harita koordinatlarına göre yeniden gruplanırlar. Her yönde hesaplanan hızların elipslere çakıştırılmasıyla ölçüm sahasındaki her noktada dalga yüzeyleri belirlenir. Ortam yönbağımsız ise hesaplanan yüzey elips değil bir daire olacaktır. Hesaplanan elipslerin uzun eksen, kısa eksen ve dönme değerleri belirlendikten sonra ortamdaki kırık sisteminin genel yönelimi belirlenebilir. Bu hesaplamalar sonucunda elde edilen elipsler ölçüm hatları boyunca harita üzerinde birleştirilerek ?Eliptogram? adını verdiğimiz kırık yönelim haritaları oluşturulur.Bu çalışmada elipslerin dışmerkezlik değerleri ortamın yönbağımlılık derecesini belirtmek amacıyla kullanılmıştır. Bu değer 0?1 aralığında değişir ve 0'a yaklaştıkça ortamın yönbağımsızlık özellikleri artar. Bu değerler, ölçüm sahasının koordinat sistemine göre konturlandığında ?homojenlik haritası? ismini verdiğimiz haritalar elde edilir. Bu haritalar da bize ortamın genel olarak homojenlik derecesi hakkında bilgi verir.Ölçüm sahası olarak; bir baraj alanında, içinde kırık sistemlerini içeren kireçtaşı birimi seçilmiş ve Tilki yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, kuramsal altyapı ve gözlemsel bilgilerin birbirini desteklediği görülmüştür.

Korhan Köse
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzeybatı Ege bölgesi kabuk yapısının sismolojik verilerle değerlendirilmesi

Kuzeybatı Ege Bölgesi, hem Kuzey Anadolu Fay Kuşağı'nun güney kolu hem de Batı Anadolu'daki K-G yönlü açılma düzeninin etkisi altında kalmaktadır. Kuzeybatı Ege Bölgesi için yapılan bu ilk kabuk yapısı çalışması bölge için önemlidir. Bu nedenle Kuzeybatı Ege Bölgesi'nde 1993-2005 yılları arasında meydana gelen ve büyüklüğü M ? 2.5 olan 76036 adet deprem verisi kullanılmıştır. Bu veriler aracılığı ile bilgisayar programları hazırlanmış ve deprem verileri analizi yapılmıştır. Zaman-uzaklık grafikleri çizilmiş ve hız eşdeğer haritaları hazırlanmıştır. Yapılan bu çalışmanın sonucunda hız farklılığına bağlı üç ayrı kesim ayırt edilmiştir. V1 hızı 5.1-5.5 km/sn, V2 hızı 6.0-6.5 km/sn ve V3 hızı 7.8-8.0 km/sn arasında değerler elde edilmiştir. Kabuk kalınlığı için ilk tabaka kalınlıkları 10-15 km, ikinci tabaka kalınlıkları ise 16-22 km arasında değerler almaktadır. Toplam derinlik ise 30-34 km arasında değişmektedir. Kuzeybatı Ege Bölgesi kabuk kalınlığı 30-34 km arasındadır. Bu sonuç Kuzeydoğu Marmara Bölgesi için yapılan kabuk kalınlığı için bulunan değerlerle çok yakın olduğu görülmektedir. Kuzeybatı Ege Bölgesi'nde jeolojik olarak kıtasal bileşime yakın bir kabuk yapısı olduğu görülmektedir.

Kabuk hız yapısıKuzeybatı Anadolu
Pelin Tülü
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale ve çevresinin deprem riskinin incelenmesi

Çanakkale ili ve çevresi için yapılan deprem riskinin incelenmesi çalışmasında, inceleme bölgemizde meydana gelmiş depremlerin episantır dağılımları ve faylanmalar dikkate alınarak 4 sismik alt bölge oluşturulmuştur. 1903- 2006 yılları arasında meydana gelen büyüklüğü M?3 olan deprem verileri kullanılarak, bağıntısından a ve b katsayıları hesaplanmıştır. Depremlerinin gelecekte olma olasılıkları ve tekrarlanma peryodları Poisson ve Gumbel uç değerler istatistiksel dağılım modelleriyle elde edilmiştir. Büyük ve yıkıcı depremlerin oluşabileceği bölgelerin belirlenmesi için a, b ve a/b değerlerinin dağılım haritaları oluşturulmuştur. Çanakkale merkez ve yakın çevresinde düşük a/b değerleri elde edilmiştir. Bu bölgede b değerleri 1.0 ile 1.15 arasında değişmektedir. Dolayısıyla deprem oluşma riskinin en fazla olduğu bölge Gelibolu-Tekirdağ-Batı Marmara Denizi içine alan kesimdir. Bu alanda, 100 yıl içinde büyüklüğü 7.3 olan bir depremin oluşma riski Poisson dağılımına göre %46 iken, Gumbel dağılımına göre ise %71'dir. Ortalama 0-20 km arası derinliklerde b değerlerinin yüksek olduğu görülmektedir. Bu derinlikler enerjinin boşaldığı alanları işaret etmektedir. Bu derinliklerin oluşturduğu bölgeyi sismojenik kesim (zon) olarak değerlendirebiliriz.Anahtar Kelimeler: Çanakkale, deprem riski, Poisson dağılımı,Gumbel dağılımı.

Deprem riski
Banu Akol
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Analog sayısal çevrim ve jeofizik uygulamalar

Yapılan çalışma kapsamında analog sayısal devre elemanlarının jeofizik ölçüm cihazları ve kayıtçıları içerisindeki kullanımı anlatılmıştır. Jeofizik ölçüm cihazlarının seçimindeki kriterlerden bahsedilmiştir. Aynı zamanda jeofizik ölçüm cihazları içerisinde kullanılan analog sayısal dönüşüm tekniklerinden bahsedilmiştir. Analog sayısal dönüşüm tekniklerden delta-sigma dönüşümü irdelenmiştir.Bununla birlikte örnek bir kayıtçı devresi yapılmıştır. Örnek kayıtçı ile laboratuar ortamında karşılaştırmalı deneyler yapılarak sonuçları toplanmıştır. Örnek kayıtçı devresi için geliştirilen yazılım ve sonuçları hakkında bilgiler verilmiştir. Diğer ticari ölçüm cihazları ile alınan sonuçlar incelenmiştir.

Nuri Kayabaş
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Deniz ortamı manyetotellürik verilerinin çapra -türev yöntemi ile iki boyutlu ters çözümü

Manyetotellürik yöntem, yer içinin yapısının incelenmesinde en çok kullanılan yöntemlerden biridir. Yöntemin kolay uygulanabilirliği, son yıllarda deniz ortamında yapılan çalışmalarda da kullanılmasını yaygınlaştırmıştır. Manyetotellürik verilerin 2B ters çözümü kötü-durumludur ve düzgünleştiricili yöntemler kullanılarak çözülebilir. Bu çalışmada manyetotellürik verilerin 2B ters çözümü için bir algoritma geliştirilmiştir.Manyetotellürik yöntemde ölçülen büyüklükler, denizel ve karasal ortamlar için farklı karakterdedir. Deniz ve karasal ortam için MT tepkileri hesaplanmış ve iki durum arasındaki farklılığın sebepleri belirlenmiştir. Manyetotellürik tepkiyi etkileyen topoğrafya ve kıyı etkisi gibi faktörler açıklanmıştır. Denizel ortamın, veri üzerindeki etkisini gösterebilmek amacıyla, ters çözüm işlemine batimetrinin dahil edilmesi gerektiği gösterilmiştir.Doğrusal olmayan ters çözüm probleminde eşlenik türev (CG) algoritması kullanılmıştır. Geliştirilen algoritmada, farklı durağanlaştırıcı tanımlarının manyetotellürik yöntemin ters çözümünde kullanılabilirlikleri karşılaştırılmıştır.Manyetotellürik verilerin ters çözümü için birleşik ters çözüm algoritması geliştirilmiştir. Geliştirilen algoritmada, aynı jeoloji için farklı sonuçlar üretebilen TE ve TM modu verileri, iki farklı yöntem verisi olarak kabul edilip, birleşik ters çözüm işlemine sokulmuşlardır. Uygulanan birleşik ters çözüm işleminin temelinde, bu iki veri tipini sağlayan yer modellerinin geometrik olarak benzer olması kuralı yatmaktadır. Bu benzerliği sağlamak amacıyla birleşik ters çözüm algoritmasında çapraz-türev yöntemi kullanılmıştır.Geliştirilen algoritma, yapay veriler üzerinde denenmiş ve manyetotellürik 2B ters çözümde kullanılabilir olduğu gösterilmiştir. Sonuçlar ayrıca, TE ve TM modu verilerinin, çapraz türev yöntemiyle birleşik ters çözüme sokulduğunda, ayrı ayrı sokuldukları duruma göre birbirlerine daha çok benzeyen modeller ürettiği ve yeraltının yorumlanması aşamasında faydalı yapısal bilgiler sağladığı gösterilmiştir.

Elektrik alanlarıElektromanyetik alanlarJeoelektromanyetik analiz+7
Tuğrul Konuk
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Çayeli (Rize) ilçesinde jeofizik verilerle bütünleşik heyelan duyarlılığı ve risk haritalarının oluşturulması

Bu çalışmada, Çayeli ilçesinde heyelan duyarlılığının belirlenmesi amacıyla makine öğrenmesi tabanlı bütünleşik bir analiz gerçekleştirilmiştir. Çalışmada topoğrafik, hidrolojik, jeolojik, iklimsel ve sismik/jeoteknik faktörler birlikte değerlendirilmiş; AFAD, MTA, CORINE, OpenStreetMap ve sayısal yükseklik modeli verileri kullanılmıştır. Ayrıca Çayeli Belediyesi’nden temin edilen 55 adet jeolojik-jeoteknik rapor incelenmiş ve jeofizik veriler CBS ortamında modele dahil edilmiştir. Toplam 28 koşullayıcı faktör oluşturulmuş, VIF analizi sonucunda yüksek doğrusal bağlantıya sahip değişkenler çıkarılarak modelleme süreci 22 faktör üzerinden yürütülmüştür. Lojistik Regresyon, Rastgele Orman, XGBoost, LightGBM, SVM ve YSA dahil olmak üzere on farklı makine öğrenmesi algoritması karşılaştırılmıştır. Modeller 5 katlı çapraz doğrulama ve bağımsız test veri seti ile değerlendirilmiştir. Son aşamada SHAP analizi uygulanarak faktörlerin model tahminlerine etkisi yorumlanmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda heyelan duyarlılık haritaları üretilmiş ve çalışma alanındaki mevcut heyelanlarla yüksek mekânsal uyum gösterdiği belirlenmiştir. Çalışma, makine öğrenmesi ve açıklanabilir yapay zekâ yöntemlerinin heyelan duyarlılık analizlerinde etkili sonuçlar sunduğunu ortaya koymuştur.

Coğrafi bilgi sistemiÇayeliHeyelan duyarlılığı+3
Zehra Sürül
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2026
70
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.249
DoctorateOpen AccessTR

GAP bölgesinde tehlikeli atıklar için jeolojik yer seçimi

oz DOKTORA TEZİ GAP BÖLGESİNDE TEHLİKELİ ATIKLAR İÇİN JEOLOJİK YER SEÇİMİ MJrfan YEŞILNACAR ÇUKUROVA ÜNVERİSTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ JEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman : Doç.Dr. Hasan ÇETİN Yıl :2000, Sayfa: 113 Jüri : Doç.Dr. Hasan ÇETİN Yrd. Doç.Dr. Erdal AKYOL Yrd. Doç.Dr. Tolga ÇAN Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)' nin artan bir ivmeyle gelişmesi endüstrileşme, kentleşme gibi sektörlerinde yatırımını ve faaliyet alanını genişletmiştir. Özellikle sanayileşme ve kentleşme süreciyle oluşan atıkların alıcı ortama gelişigüzel verilmesi çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu araştırma, tehlikeli atıkların, evsel atıkların bile, rasgele araziye terk edildiği bölgede, tehlikeli atıkların yönetimi ve planlaması kapsamında düzenli depolamayı esas alan ve tehlikeli atıklar için jeolojik yer seçimini içeren bir ön çalışma niteliğindedir. Bu çalışmayla yapılan atık envanteri sonucuna göre, 5955 ton/yıl tehlikeli atık oluşabileceği tahmin edilmiştir. Jeoloji, jeomorfoloji, topografya, toprak, depremsellik vb. kriterler esas alınarak yapılan yer seçiminde, bölgede, beş sınıf yer saptanmıştır. Bu sınıflamaya göre, depolama için en uygun alanlar (1) ve uygun olmayan alanlar ise (5) rakamıyla gösterilmiş ve haritalanmıştır. Bu araştırmanın sonucuna göre, tehlikeli atıkların yönetimi kapsamında, detay etütlere ivedi olarak başlanılması, bölgenin konumu ve önemi açısından yaşamsal bir önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi), Tehlikeli Atık, Yer Seçimi. rv

AtıklarGAP bölgesiTehlikeli atıklar+1
Mehmet İrfan Yeşilnacar
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2000
00
DoctorateOpen AccessTR

Killi zeminlerde kayma düzlemleri boyunca oluşan dokusal (fabrik) değişimler

Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmanın amacı, zeminlerde maksimum asal gerilme altında kayma düzlemleri boyunca oluşan dokusal değişiklikleri araştırmaktır. Kayma düzlemleri arazide fay, heyelan veya herhangi bir mühendislik yapısından dolayı temel zeminde meydana gelen yenilme düzlemleri olarak karşımıza çıkabilir. Çalışmada özel olarak hazırlanmış zemin örnekleri üzerinde sabit bir normal yük altında, ancak farklı kesme hızlarında ve deformasyonlarında yapılan kesme kutusu deneyleri sonucu oluşan zemin dokusu (fabrik) değişimleri ve bu farklı zemin dokularıyla maksimum asal gerilme arasındaki ilişkiler (maksimum asal gerilmenin yönü, büyüklüğü) incelenmiştir. Bunun için önce laboratuvar ortamında, 0,021 kgf/cm2 ön konsolidasyon basıncı altında 1/3 oranında mika kumu ve kil karışımından oluşmuş bir yapay blok zemin numunesi elde edilmiştir. Bu blok zeminden kesme kutusu deneyleri için uygun örnekler elde edilerek sabit bir normal yük altında farklı kesme deformasyonlarında suya doygun 10 adet konsolidasyonlu-drenajsız (CU), 10 adet de konsolidasyonlu-drenajlı (CD) kesme kutusu deneyi yapılmış, farklı deformasyonlarda farklı zemin dokuları oluşturulmuştur. Killi zemin örneklerinden doku analizleri için ince kesitler hazırlanmış, bu ince kesitler bilgisayar ortamında ve polarizan mikroskopta büyütülerek incelenmiştir. Her farklı kesme deformasyonu sonunda mika, boşluk ve yönlenme özelliği gösteren diğer zemin bileşenlerinin uzun eksenlerinin yatay ile yaptıkları dar açılar ölçülmüş, uygun durumlarda bu zemin dokularının fotoğrafları alınmıştır. Zemin taneleri (çoğunluğu mika) ve boşluk yönlenme ölçümlerinden elde edilen açılar gül diyagramlarıyla değerlendirilerek, her kesme deformasyonu sonunda zemin dokusundaki değişikliği meydana getiren maksimum asal gerilmenin yönlenme üzerindeki etkisi saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnce Kesit, Kesme deformasyonu, Yönlenme, Zemin dokusu

DeformasyonGerilmeKesme hızı+1
Mehmet Söylemez
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Mühendislik projelerinde jeoloji ve jeotekniğin önemi: Ecemiş fay kuşağı, Adana-Niğde

Çalışma alanı kuzeyden güneye Sivas, Tuzla, Şarkışla, Kayseri, Yahyalı, Çamardı, Kamışlı, Pozantı, Killik ve Mersin'den Akdeniz'e ulaşan çizgiselliğin aşağı orta bölümünde yer almaktadır. Üst Kretase yerleşim yaşlı karmaşık içerisinde kıta-kıta çarpışması sırasında oluşan düşey eğimli süreksizlikler, Ecemiş Fay Kuşağını yaratmıştır. Ters faylar, normal faylar ve son olarak da doğrultu at ımlı Ecemiş Fayı, çalışma alanının 40 kilometresi boyunca milyarlarca metreküplük büyük ölçekli kopmalara neden olmuşlardır. Jeoteknik sorunların ana nedeni olan su-süreksizlik-kil (SSK) üçlüsü bu kaymaların oluşumda ana etken olmuştur. Ancak SSK üçlüsünün yarattığı duraysız zemin, gözardı edilemeyecek kadar yüksek verimli tarım alanlarını yaratmıştır. Böyle bir vadi içerisinde, ilgili kurumlarca bir baraj ve bir otoyol projesi yerleştirilmiştir. Ancak buraya özgü olan jeoteknik sorunların çözümleri için yapılacak iyileştirme yöntemleri kabul edilebilir sınırları aşmaktadır. Bu nedenle bu çalışmayla; doğal ve tarihi kültürü yok eden sıradan baraj yöntemine karşın maliyet-emniyet (duraylılık)-zaman- estetik (çevre) (MEZE) açısından projeye üstünlük sağlayan basınçlı boru sistemi önerilmiştir. Öneri sistem uygulanarak, çevreye zarar vermeden daha az yatırımla daha yüksek enerji elde edilebilecektir. Sıradan baraj yöntemlerine karşı, önerilen basınçlı boru sisteminin ana bileşenleri.S yan dereler üzerinde küçük ölçekli baraj,./ akışdüzengeçler,.S çelik borular ve S santrallardır. Ayrıca; otoyolun buradan geçirilemeyeceği ilgililer tarafından kabul edilmiş ve yeni geçki Ecemiş koridorunun 30 km batısına kaydırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Jeoteknik, Ecemiş, Su-süreksizlik-kil (SSK), MEZE, Basınçlı boru.

JeoteknikMühendislik jeolojisiMühendislik projeleri
Yasemin Leventeli
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Jeofizikte elektromagnetik ölçümlerle karakteristik empedans tayini ve neticeleri

İsmet Seçilmiş
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1988
00