Theses supervised by Doç. Dr. Ahmet Kılınç

12 theses · Bolu Abant İzzet Baysal University, Ankara Yıldırım Beyazıt University

DoctorateOpen AccessTR

Fen bilimleri öğretmenlerinin epistemolojik inanç sistemleri ve sosyobilimsel konular hakkında yaptıkları öğretimler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi

Sosyobilimsel konular bahsedilen doğasından dolayı diğer birçok fen bilimleri konusuna göre öğretimi daha farklı olan ve öğretmenlerin öğretim sırasında zorlandıkları konulardır. Genel olarak bakıldığında birçok öğretmenin bu konuları ya anlatmadıkları ya da plansız tartışmalarla geçiştirdikleri gözlenmiştir. Bu anlamda Fen Bilimleri öğretmenlerinin bu konuları nasıl öğrettikleri ve bu öğretimlerinin altında yatan muhtemel nedenleri araştırmak önemlidir. Öğretmenlerin epistemolojik inançlarının sosyobilimsel konular gibi tartışmalı konuların öğretiminde etkili olduğu bilinmektedir. Bu noktada, bu araştırmanın amacı, Fen Bilimleri öğretmenlerinin epistemolojik inanç sistemleri ve sosyobilimsel konularda yapmış oldukları öğretimleri tespit etmek ve bu iki faktör arasındaki ilişkileri incelemektir. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden biri olan çoklu durum çalışması (multiple-case study) kullanılmıştır ve naturalistik bir perspektiften yararlanılmıştır. Araştırma Ankara ili merkez okullarından birinde görev yapmakta olan üç Fen Bilimleri öğretmeni ve Kırşehir ili merkezi okullarından birinde görev yapmakta olan bir Fen Bilimleri öğretmeni ile gerçekleştirilmiştir. Bu bireyler ile görüşme ve gözlem basamaklarından oluşan iki aşamalı bir araştırma yapılmıştır. Görüşme basamağında yedi adet, gözlem basamağında ise iki adet form kullanılmıştır. Bunlar; Kişisel Bilgilere Yönelik Görüşme Formu, Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Motivasyonel İnançlar Formu, Fen Öğretimine Yönelik Görüşme Formu, Yapılandırmacı Öğretim Görüşme Formu, Alan-Bağımsız (Genel Bilgi) Epistemoloji Görüşme Formu (3 Aşamalı; Genel Epistemolojiye Yönelik Sorular, Epistemolojik Dünya Görüşlerine Yönelik Vignetler, Epistemolojik İnanç Senaryosu), Alan-Bağımlı (Bilimsel Bilgi) Epistemoloji Görüşme Formu, Sınıf İçi Fen Öğretimi Gözlem Formu, Sınıf İçi Diskors Gözlem Formu, Sosyobilimsel Konuların Öğretimine Yönelik Görüşme Formu'dur. Araştırmada tümevarım (indüktif) ve tümdengelim (dedüktif) kodlamalarından yararlanılmıştır. İlk olarak, yapılan görüşme ve gözlem sonuçlarının çözümlenmesi aşamasında benzerlik ve farklılıkları göz önüne alınarak karşılaştırılıp tümdengelimsel kodlamadan yararlanılmıştır. Tümdengelimsel kodlama ile öğretmenlerin epistemolojileri ve sosyobilimsel konu öğretimleri belirli kategorik isimler altında toplanmış ve ardından öğretmenlerin epistemolojileri (alan-bağımlı ve alan-bağımsız) ve öğretimleri (Sosyobilimsel konuların öğretimi) arasındaki ilişkiler için tümevarımsal kodlamadan yararlanılmıştır. Bu noktada olay çalışmalarında da kullanılan gömülü (grounded) teoriden yararlanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre; öğretmenlerin alan-bağısız ve alan-bağımlı epistemolojik inançları tespit edilmiş ve sosyobilimsel konuların öğretimi ile Fen Bilimleri öğretmenlerinin alan-bağımsız ve alan-bağımlı epistemolojik inançları arasında bazı ilişkilerin olduğu gözlenmiştir. Örneğin, epistemik inanç sisteminde, bilgiyi kesin olarak gören öğretmenlerin bilimsel bilgiyi de kesin olarak gördükleri gözlenmiştir. Ayrıca genelde gelişmiş (sofistike) bir epistemik inanç sistemine sahip olan öğretmenlerin sosyobilimsel konuların öğretiminde de reform beklentilerine uygun bir öğretim sergilediği görülürken, gelişmemiş (naif) bir epistemik sisteme sahip olan öğretmenlerin sosyobilimsel konuların öğretiminde reform beklentilerine uygun olan bir öğretim sergilemediği tespit edilmiştir. Ancak araştırmada gelişmiş (sofistike) epistemolojik inançlara sahip olmasına rağmen sosyobilimsel konuların öğretimine yönelik reform beklentilerine uygun olmayan bir öğretim sergilediği gözlenen öğretmen de bulunmaktadır. Yapılan görüşmelerde öğretmenin eğitim sistemindeki aksaklıklar nedeniyle şartların gerektirdiği yönde bir öğretim yaptığını dile getirdiği ve bu durumun bazı kültürel faktörlerden ve alışkanlıklardan kaynaklandığını ifade ettiği gözlenmiştir. Bu noktada öğretmen epistemolojilerinin geliştirilmesi ve belirtilen bazı ön yargıların ortadan kaldırılması amacıyla çalışmanın sonunda bazı önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Alan-bağımsız epistemolojik inanç, alan-bağımlı epistemolojik inanç, sosyobilimsel konular, Fen Bilimleri öğretmenleri, çoklu durum çalıĢması

EpistemolojiFen bilgisiFen bilgisi dersi+4
Arzu Sönmez
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Fen ve teknoloji öğretmen adaylarının sosyobilimsel bir konudaki (GDO'lu besinler) öğretim öz yeterlilikleri ve bu yeterliliklerin epistemolojik inançlar ile ilişkileri

Sosyobilimsel konuların öğretimi Türkiye?nin de dâhil olduğu birçok ülkede önem kazanmaya başlamıştır. Bu konuların öğretiminde öğretmenlerin deneyimli olması ve yüksek öz yeterlilik inançlarına sahip olmaları gereklidir. Bu çalışmada fen ve teknoloji öğretmen adaylarının bir sosyobilimsel konu olan GDO? lu besinlerin öğretimi ile ilgili öz yeterlilik inançları incelenmiş ve bu inançlar ile epistemolojik inançlar arasındaki ilişkiler irdelenmiştir. Çalışmada üç farklı üniversiteden 382 fen ve teknoloji öğretmen adayına epistemolojik inançlar ile GDO? lu besinlerin öğretimine yönelik öz yeterlilik ölçekleri uygulanmıştır. Betimsel ve çıkarımsal istatistiklerle veriler analiz edilmiştir. Sonuçlara bakıldığında öğretmen adaylarının GDO? lu besinlerin öğretiminde ortanın üzerinde bir öz yeterliliğe sahip oldukları ve bu öz yeterliliğin epistemolojik inançlardan etkilendiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyobilimsel konular, öz yeterlilik, epistemolojik inançlar, fen ve teknoloji öğretmen adayı

Aday öğretmenlerEpistemolojiFen bilgisi öğretimi+4
Seda Baltacı
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Educational Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre kimliği yüksek ve düşük olan fen bilimleri öğretmenlerinin çevre eğitimi inançlarının kıyaslanması

Bu araştırmanın amacı; çevre kimliği yüksek ve düşük olan iki farklı Fen Bilimleri öğretmeni grubunun çevre eğitimi ile ilgili inançlarını kıyaslamaktır. Bu genel amaç kapsamında "Fen Bilimleri öğretmenlerinin çevre kimliği ile çevre eğitimi inançları arasında nasıl bir ilişki vardır?" genel sorusu ekstrem gruplar (çevre kimliği düşük ve yüksek) oluşturularak cevaplanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada ekstrem gruplarla görüşmelerin yapıldığı bir durum çalışması yapılmıştır (Çepni, 2009). Veri toplama aracı olarak Clayton (2003) tarafından geliştirilmiş olan "Çevre Kimliği Ölçeği" ile "Çevre Eğitimi ile ilgili inançlar" adlı görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada çevre kimliği yüksek ve düşük olmak üzere grupların belirlenmesi amacıyla öncelikle Ankara ilinde görev yapan ve uygunluk örneklemesi ile seçilen 154 kişilik Fen Bilimleri öğretmenine Çevre Kimliği ölçeği uygulanmıştır. Bu ölçek uygulaması sonucunda çevre kimliği yüksek ve düşük olmak üzere seçilen beşer kişilik iki ekstrem grupla Çevre Eğitimi ile İlgili İnançlar konusunda yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre çevre kimliği yüksek Fen Bilimleri öğretmenlerinin çevre ile ilgili derin inançları ile bilgi ve pedagoji ile ilgili derin inançları arasında belirli bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte bu çalışma çevre kimliği yüksek bireylerin duygu ve motivasyon içeren çerçevede aslında daha sorgulayıcı ve yapılandırmacı bir eğitime eğilimli olduklarını da göstermektedir. Yapılan çalışmanın çevre eğitimi konusunda etkili Fen Bilimleri öğretmenlerine ulaşmada çevre kimliğinin geliştirilmesinin gerekli olduğu gözlenmiştir. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda bazı önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çevre kimliği, çevre eğitimi, çevre eğitimi ile ilgili inanç, Fen Bilimleri öğretmenleri.

Branş öğretmenleriFen bilgisi dersiFen bilgisi eğitimi+4
Yasin Dindar
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Educational Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Tanzimat dönemi Osmanlı yargılama hukukunda istinaf

Hukuk tarihi ilkeleri gözetilerek hazırlanan bu çalışmada, Tanzimat dönemi Osmanlı hukukunda istinaf kurumu incelenmiştir. Çalışmada, Tanzimat dönemi mevzuatından, bu düzenlemelerle ilgili ortaya konan şerhlerden, o zamana ait dergilerde kaleme alınan makalelerden, devrin mahkeme kararlarından ve literatürden faydalanılmıştır. Tanzimat dönemi Osmanlı usul hukuku, adli teşkilatı ve kanun yolları hakkında çeşitli eserler mevcuttur. Ancak Tanzimat devrinde istinaf kurumunu tek başına inceleme konusu edinen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu bakımdan Osmanlı hukukunda istinaf müessesesi, müstakil ve ayrıntılı olarak hem hukuk hem de ceza muhakemesi bağlamında ele alınmak istenmiştir. Osmanlı Devleti'nde Tanzimat dönemiyle birlikte yeni birçok düzenleme ve kurum hukuk sahasına dâhil edilmiştir. Klasik dönemde tek dereceli ve tek hâkimli şer'iyye mahkemelerine, Tanzimat döneminde nizamiye mahkemeleri eklenmiştir. İki dereceli ve çok hâkimli mahkemelerde uygulanacak yeni usul kuralları meydana getirilmiş ve bunun sonucu olarak istinaf kurumu "teknik anlamda" ortaya çıkmıştır. İstinaf kurumu, getirilen düzenlemeler ve değişikliklerle gelişim göstermiş ve Cumhuriyet devrinin başlangıcına kadar uygulama alanı bulmuştur. İstinaf müessesesi ile gerek hukuk gerek ceza muhakemesinde ilk derecede görülen davaların tekrar ele alınması ve böylece hatalı kararlar verilmesinin önüne geçilmesi istenmiştir. Ancak düzenlemelerde eksikliklerin oluşu, yeterli donanıma sahip hâkimlerin bulunmaması, kurumun uygulayıcılar tarafından yeterince anlaşılamaması gibi nedenlerden ötürü istinaf müessesesi ortadan kaldırılmıştır. Kanun koyucu ve uygulayıcıların, hukuk tarihimizdeki birikim ve tecrübelerden yararlanması ve benzeri hatalara düşmemesi, yakın zamanda yeniden kabul edilen istinaf kurumunun kalıcılığı ve hukukumuza katkısı bakımından önem arz etmektedir. Bu kapsamda istinaf kurumunun ne anlama geldiği ve hangi amaca hizmet ettiği açık bir şekilde ortaya konulmalı, yeterli sayıda istinaf mahkemesi kurulmalı ve bilinçli ve donanımlı hâkimlerin burada görev alması sağlanmalıdır.

Abdullah Vefa Karataş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kazak Hanlığı'nın hukuk sistemi

Kıpçаk kolunа dâhil olаn Kаzаklаr, Cengiz Hаn İmpаrаtorluğu döneminde Cuci Hаn'ın idаresinde kаlmışlаrdır. Dаhа sonrа XV. yüzyıldа Аk Ordа'nın devаmı olаrаk yeni аdlа Kаzаk Hаnlığı tаrih sаhnesinde ortаyа çıktı. 1480'de Cаnibek Hаn'dаn sonrа sırаsıylа tаhtа çıkаn hаlefleri Burunduk Hаn (1480-1511) ve Kаsım Hаn (1511-1523) zаmаnlаrındа Kаzаk Hаnlığı'nın gücü аrtаrаk, Ortа Аsyа bozkırlаrının kuvvetli devleti hаline geldi. XVII. yüzyıldа ise Hаnlık gücünü kаybetmeye bаşlаdı. Rus ve Çinlilerin destekleriyle Cunğаrlаr Kаzаklаrа sаldırmаyа bаşlаdı. Kаzаk Hаnlığı bir bütün olаrаk 1731 yılınа kаdаr, pаrçа pаrçа hаnlık olаrаk XIX. yüzyılın sonunа kаdаr vаrlığını sürdürdü. Dаhа sonrа Kаzаklаr 1991 yılındа Kаzаkistаn Cumhuriyetini kurdu. Yаklаşık 400 yıllık tаrihi olаn Kаzаk Hаnlığı'nın kendisine hаs göçebe medeniyete dаyаlı örf-аdetleri oluştu. Hаyаt, yаşаm tаrzı, inаnçlаrı düşünceleri kısаcаsı hаyаtlаrının her sаhаsı göçebe medeniyetine dаyаlı olаrаk kuruldu. Kаzаklаr göçebe medeniyetinin en yüksek tepesine çıktı. Kаzаklаrın tаrih sаhnesine bir millet olаrаk ortаyа çıkışı, berаberinde idаrî ve аdlî аlаnlаrdа kurumsаllаşmаyı getirmiştir. Bu noktаdа Kаsım Hаn, Kаzаk Hаnlığı'nın idаrî sistemini merkezileştirme ve sınırlаrı güçlendirmek аmаcıylа 1511-1521 yıllаrı аrаsındа "аdet" yаsаlаrının temelini oluşturduğu "Kаsım Hаn'ın Doğru Yolu" isimli kаnunî düzenlemeleri hаyаtа geçirmiştir. İlk devlet kаnunnаmesi olаrаk kаbul edilen bu kаnunlаr XVII. yüzyılа kаdаr değişmeden geçerliliğini korumuştur. Sonrаki dönemlerde, geleneklere dаyаnаn bu hukuk sistemi birkаç Biyin istişаresiyle geliştirilmiştir. Çünkü konаrgöçer yаşаm tаrzının getirmiş olduğu sözlü kurаllаr sonucundа biylerin görevinin yerleşik düzende de etkisini devаm ettirdiği görülmüştür. "Kаzаk Hаnlığı'nın Hukuk Sistemi" olаrаk ele аldığımız tezin аmаcı ve önemi genel olаrаk Kаzаk Hаnlığının Hukuk Sistemi çerçevesinde hаnlığın kuruluş, yükseliş süreçlerini göze аlаrаk onun siyаsаl, kültürel ve dini hаyаtlаrı hаkkındа bilgileri toplаyаrаk Kаzаk Hаnlığı hаkkındа bilgileri ortаyа koymаktır. Çalışma sırasında Türk Hukuk tarihi ilminin kaynaklarından hem de Rusça ve Kazakça yazılmış eserlerden istifade edilmiştir.

Guzal Zaıtova
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İslam ceza hukukunda uzlaştırma

Çalışmanın konusu, ceza hukukuna ait uyuşmazlıklarda alternatif çözüm yolu olarak başvurulan uzlaştırma kurumunun ortaya çıkışı, İslam hukuku literatüründe düzenlenme şekli ve günümüz İslam hukukunu referans olarak gösteren bazı ülkelerde uygulanışının incelenmesidir. Yaşadığımız bu topraklarda geçen asra kadar İslam hukuku çerçevesinde uygulanma imkânı bulmuş uzlaştırma kurumunun incelenmesi, günümüz ceza hukukunda sistematik olarak 2017 yılından beri uygulanagelen uzlaştırma kurumunun dinamiklerini anlamak adına büyük bir öneme haizdir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde uzlaştırma kurumunun beslendiği adalet anlayışı olan onarıcı adalet incelenmiştir. Onarıcı adaletin tarihsel süreçleri ve İslam hukukunun asli kaynaklarındaki yeri tespit edilmiştir. Ardından onarıcı adaletin bir yansıması olan uzlaştırma kurumunun tarihsel bakımdan ve İslam hukukunun asli kaynakları bakımından konumu ve önemi ortaya konmuştur. İkinci bölümde uzlaştırmanın İslam hukuku literatüründeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bunun için İslam hukukunda ceza hukuku alanındaki bazı kavramlar izah edilmiş; özellikle uzlaştırmanın uygulanabildiği ve uygulanamadığı suçları gösterebilmek adına suç tipleri ve uygulanan cezalar ayrıntılandırılmıştır. Yapılan çalışma İslam hukukunda dört büyük hukuk ekolü (mezhep) olan Hanefi, Hanbeli, Şafii ve Maliki mezhepleri ile sınırlandırılmıştır. Böylelikle çalışma sahası belli hukuk ekollerine odaklanarak mevzunun dağılmasının ve karmaşıklaşmasının önüne geçilmiştir. Son bölümde ise bazı ülkelerde uzlaştırma ile ilgili yapılan günümüzdeki uygulamalara odaklanılmıştır. Zira çalışmada hedef olarak belirlenen hususlardan biri, İslam hukukunu referans olarak gösteren ülkelerdeki güncel uygulamalardır. Bu maksatla Pakistan, Katar, Endonezya ve Moritanya'da uzlaştırma ile ilgili yapılan düzenlemeler incelenmiştir. Yapılan bu inceleme anayasal düzenlemeler, yasal düzenlemeler ve diğer mevzuatlar dikkate alınarak yapılmıştır. Yeri geldikçe mahkemelerin uygulamalarından da yararlanılmıştır. Ayrıca üçüncü bölümde incelenen ülkeler; ikinci bölümde tercih edilen dört büyük hukuk ekolünden birine tâbi halkların çoğunluk olarak yaşadığı ülkelerdir. Böylece hukuk ekollerinin, ülkelerde uygulanan hukuk kurallarına etkileri de tespit edilmek istenmiştir. Bu sebeple Hanefi mezhebi için Pakistan, Hanbeli mezhebi için Katar, Şafii mezhebi için Endonezya, Maliki mezhebi için ise Moritanya seçilmiştir.

Mücahit Said Sak
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Cezayir Aile Kanununun 1917 Osmanlı Hukuk-ı Aile kararnamesi ile mukayesesi

Bu çalışma, İslam hukuku çerçevesinde evlilik ve evliliğin sona ermesi konularındaki hükümleri karşılaştırmak amacıyla Cezayir Aile Kanunu ile Osmanlı Hukuk-ı Aile kararnamesini incelemektedir. Her iki kanun da kökenlerini İslam hukukundan alsa da, içtihat farkları ve eleştirilere açık noktalar bulunmaktadır. Her iki hukuk sistemi de nişanın evliliğin bir ön hazırlığı olduğu konusunda anlaşmaktadır, ancak nişanın bir sözleşme olmadığını vurgularlar. Evlilik akdinin rükunları konusunda ise her iki kanun da evlilik akdinin temel rüknünün rıza olduğunu kabul eder. Evlilik akdinin şartları, esasa ilişkin ve şekle ilişkin şartlar olmak üzere iki kategoriye ayrılmıştır. Bu şartlar arasında evlenme ehliyeti, mehir, velayet, şahitlik, evlenme engelinin bulunmaması, önceki evlilik durumu, denklik ve tıbbi muayene bulunmaktadır. Cezayir Aile Kanunu ile Osmanlı Hukuk-ı Aile kararnamesi arasında benzerlikler ve farklılıklar bulunmaktadır. Her iki kanun da mehrin kadının hakkı olduğunu kabul eder, evlenme akdinde iki şahidin bulunmasını sıhhat şartlarından biri olarak belirler. Ancak, mehir konusunda Cezayir Aile Kanunu'nun mehri evlilik akdinin bir şartı olarak görmesiyle, Osmanlı Hukuk-ı Aile kararnamesi mehri evlilik akdinin bir sonucu olarak kabul eder. Cezayir Aile Kanunu, Osmanlı Hukuk-ı Aile kararnamesi'nde olmayan şartları içerir. Her iki kanun da evlenme akdinin resmi makamlara tescil edilmesini şart koşar. Bu şartın amacı, eşlerin ve çocukların haklarını korumak ve evlilik sürecini devlet kontrolü altında tutmaktır. Evlilik akdinin hükümleri açısından kadın-erkek eşitliği konusunda adımlar atılmış, kadınların hakları ve onuru korunmuştur. Evlilik mal rejimi konusundaki etkileri taşıyan her iki kanun, neseple ilgili konuları ele alırken Cezayir Aile Kanunu'nun modern bilimsel yaklaşımlara uygun güncellendiğini gösterir. Evlilik nafakası hükümleri, İslam hukukuna dayanır ve kadınların ekonomik haklarını korumayı amaçlar. Her iki kanun da evliliğin sona ermesi konusunda üç yöntemi kabul eder: boşanma, tefrik ve hul'. Cezayir yasası her iki hususu da evlilik bağının sona ermesinin neticesi olarak ele alırken, Osmanlı yasası sadece bekleme süresine ilişkin hükümleri ele almıştır.

Abdelbasset Khaled
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı yargı teşkilatında nâib

Nâib Osmanlı yargı teşkilatında görev alan kadı yardımcılarındandır. Kadıya vekaleten hukuk ve ceza davalarını görebilmiş, mahkeme dışında icra edilmesi gereken işlemleri yerine getirmiştir. İslam hukukunun teşekkül ettiği ilk dönemlerde nâiblik uygulaması ortaya çıkmıştır. İslam hukukunda kadıların nâib tayin edebilmesi velayet-i amme yetkisi çerçevesinde olup nâib devlet başkanının vekili olarak kabul edilmiştir. Osmanlı klasik dönem kanun düzenlemelerinde nâibler hakkında çeşitli hükümler mevcut olmuştur. 18. yüzyılda nâiblerin tayininde değişikliğe gidilmiş ve sınav sistemi getirilmiştir. 1838 yılı itibariyle o zamana kadar uygulanan kadıların görev yerlerine nâib göndermeyip bizzat gitmeleri politikası terk edilmiştir. Kadıların kendileri yerine nâibler tayin etmesi ve bu uygulamanın giderek yaygınlaşmasıyla Tanzimat dönemi itibariyle kadılar kavramsal olarak nâib şeklinde anılmıştır. 1855 Nüvvâb Hakkında Nizamname yalnızca nâibler hakkında bir düzenleme olmakla birlikte nüvvâb ile kastedilen şer'iye mahkemesi hakimleri olmuştur. Osmanlı uygulamasında farklı isimlerle anılan çok sayıda nâib mevcut olmuştur. Nâibler icra ettikleri görevler bakımından genel yetkili ve özel yetkili nâibler olmak üzere iki kategoriye ayrılmalıdır. Nâibler hukukun her alanına dair meselede görev alabilmiş, çeşitli idari işler yürütmüştür. Nâiblerin vermiş olduğu kararlar farklı makamlar aracılığıyla denetlenebilmiştir. Nâibler mahkemelerin boş kalmaması ve yargı işlerinin hızlı yürütülmesi bakımından faydalı olmuştur. Ancak mesleğe girenlerin niteliği, atama usulleri ve ekonomik sebeplerle zaman içerisinde kurumda yozlaşma meydana gelmiştir. 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe giren 7413 sayılı Kanun'da yer alan hakim ve savcı yardımcılığına tarihimizdeki en yakın kurum nâibliktir. Nitekim söz konusu kanun hükümleri ile Tanzimat dönemi nâiblik kurumu hakkındaki düzenlemeler benzerlik göstermektedir.

KadıNaipOsmanlı Devleti+3
Betül Kayar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm hukukunda boşanmaya ilişkin uyuşmazlıklarda alternatif çözüm yolları

Çalışmanın konusu, boşanmaya ilişkin uyuşmazlıklara yönelik İslâm aile hukuku kapsamında sunulan alternatif çözüm yollarının hukuki tahlilidir. Türk hukuk tarihimize bakıldığında yüz yıl öncesine kadar İslâm hukukundaki haliyle etkin olarak kullanılan ayrıca İslâm hukukuyla yönetilen ülkelerde de güncel olarak uygulanmakta olan söz konusu yöntemlerin, evlilik birliklerini koruma noktasında önemli olduğu görülmektedir. Özellikle Türkiye'de artan boşanma sayıları neticesinde toplumun temelini oluşturan aile kurumunun dağılmasıyla ortaya çıkan sorunların çözülmesi zaruri bir ihtiyaçtır. Gerek ilgili ihtiyacın giderilmesi gerekse de mahkemelerin iş yükünün azaltılması, hızlı ve ekonomik çözümler sunulması nedeniyle aile arabuluculuğu ya da hakemliği kurumlarının iç hukukumuzda düzenlenmesi elzemdir. Çalışmada, İslâm aile hukukundaki sulh temelli alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, pozitif hukuktaki emsalleriyle mukayeseli olarak incelenmiştir. Bu kapsamda Türk aile hukukunda uygulanması planlanan aile arabuluculuğu veya hakemliği gibi yöntemlere, İslâm aile hukuku perspektifinden bakılarak konu farklı bir hukuk sistemi olan İslâm hukukunun yaklaşımıyla ele alınmıştır. Konuya ilişkin teorik bilginin yanı sıra çağdaş İslâm hukuku uygulamalarına da yer verilerek uyuşmazlık çözüm süreçlerinin pratiği de incelenmiştir. Çalışmada fıkıh, hadis ve tefsir kitapları, hukuki metinler bağlamında şer'iye sicilleri, fetva mecmuaları ve hukuk müktesebatımızda yer alan kanuni düzenlemeler gibi kaynakların kullanımına özen gösterilmiştir. Ayrıca güncel İslâm hukuku uygulamalarını incelemek adına farklı mezhepleri takip eden İslâm ülkelerinin konuya ilişkin hukuki düzenlemelerinden de istifade edilmiştir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde boşanma ağırlıklı olmak üzere evliliğin sona erme sebepleri güncel İslâm hukuku uygulamalarıyla ele alınmıştır. Zira eşleri ilgili uyuşmazlık çözüm süreçlerine götüren ve aile arabuluculuğu ya da hakemliği uygulamalarının başlatılması noktasında boşanma kavramının incelenmesi zaruri görülmüştür. İkinci bölümde ise ilk olarak genel anlamıyla alternatif çözüm yollarının neler olduğu, kavramların izahı, konunun tarihsel gelişimi ve aile arabuluculuğu ile aile hakemliği kurumları Türk ve İslâm hukuk sistemleri mukayese edilerek izah edilmiştir. Üçüncü bölümde ise boşanmanın hukuki sonuçlarından hangilerinin ilgili yöntemlere elverişli olduğu hususu yine Türk ve İslâm hukuku özelinde ayrı ayrı tahlil edilmiştir. Çalışmada altı farklı İslâm ülkesinin Anayasa ve aile kanunu metinlerinde yer alan konuya ilişkin hükümler de incelenmiştir. Konuya dair teorik bilgilerin yanı sıra yaşayan İslâm hukuku uygulamalarının da ele alınmasıyla konuyu daha özgün bir şekilde değerlendirme imkânı bulunmuştur. Güncel İslâm hukuku uygulamalarını kapsayarak özgünlük kazanan çalışma vesilesiyle söz konusu uygulamaların başarı oranları da ortaya konmuştur. Bu bağlamda Türk hukukunun konuya dair ihtiyaç duyduğu hukuki düzenlemelere, İslâm hukuku tarafından sunulması muhtemel katkılar daha somut bir şekilde ortaya konmuştur. Türk hukuku özelinde boşanmanın hukuki sonuçlarından olup kamu düzenini ilgilendiren ve tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri hususlarda alternatif çözüm yollarına başvurulamamaktadır. Bu noktada Türk hukukunun İslâm hukuku uygulamasına benzerliğine dikkat çekilmiştir. Boşanmaya dair uyuşmazlıklara ilişkin Türk hukukunda uygulanması muhtemel alternatif çözüm yollarının batılı emsallerinden ziyade İslâm hukuk sistemindeki modele daha uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslâm Aile Hukuku, Aile Arabuluculuğu, Aile Hakemliği, Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları

Aile hukukuAlternatif çözümlerArabuluculuk+4
Mustafa Aktürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat Dönemi Osmanlı ceza hukukunda şahsa karşı işlenen suçlar

Çalışmada şahıslara karşı suçlar Tanzimat dönemi Osmanlı ceza hukuku bakımından ele alınmıştır. Tarihi sürece bakıldığında şahsa karşı suçlar ve cezaların, her devlette olduğu gibi Osmanlı Devleti'nde de çok eskiden beri mevcut olduğu görülmektedir. Ancak literatürde çalışma konusu suçlara ilişkin olarak Tanzimat dönemi Osmanlı ceza hukuku açısından detaylı ve kapsamlı bir çalışmaya rastlanılamamıştır. Somut vakalardan yola çıkarak soyut yaklaşımlarla ilintili olarak değerlendirmeler yapılmış ve literatürdeki boşluk az da olsa doldurulmaya çalışılmıştır. Çalışmada fermanlar, ceza kanunnameleri, dönemin hukukçuları tarafından hazırlanan ceza kanunu şerhleri ve arşiv belgeleri gibi birinci el kaynakların kullanımına özen gösterilmiştir. Bunun yanı sıra öğretide yer alan eserlerden de istifade edilmiştir. Yapılan araştırmalar neticesinde varılan sonuçlar şunlardır: Tanzimat döneminde yayınlanan 1840, 1851 ve 1858 Ceza Kanunnamelerinin tez konumuz olan suç tipleri açısından topyekün olarak değerlendirildiğinde birbirlerini olabildiğince tamamlama gayreti içerisinde olduğu görülmüştür. Ceza Kanunnamelerinin yürürlükte olduğu dönemdeki normatif boşluk İslam hukuku kurallarının uygulanmasıyla doldurulmuştur. Çalışmanın konusu olan şahsa karşı suçlar açısından bakıldığında İslam hukukundaki teori ile Tanzimat dönemi Osmanlı ceza hukuku pratiğinin birbiri ile uyum içerisinde olduğu ve buna ilişkin düzenlemeler getirildiği tespit edilmiştir. Ayrıca Ceza Kanunnamelerinin hükümleri ile İslam hukuku kurallarının hukukun uygulayıcıları olan kadılar tarafından anılan suç tiplerine dikkatlice uygulandığı görülmektedir.

Ceza hukukuCinayetDiyet+7
Davut Yıldırım
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı yargılama hukukunda şuhûdü'l hâl

Çalışmada "şuhûdü'l hâl" müessesesinin Osmanlı yargılama hukukundaki yeri ele alınmıştır. Tarihte "şuhûdü'l hâl" ile benzer görevleri ifa eden heyetler mevcuttur. Bu heyetlerin teşekkülündeki nedenler müessesenin varlığını Osmanlı Devleti'nde de sürdürmesini sağlamıştır. Literatürde konuya ilişkin çalışmaların sınırlı sayıda olduğu görülmektedir. Araştırmada fıkıh, tefsir ve hadis kitaplarına, fetva ve sak mecmualarına, kanunnamelere müracaat edilmiştir. Öğretideki diğer çalışmalardan istifade edilmiş, başlıca veri kaynağı ise şer'iyye sicilleri olmuştur. Çalışmada bütünden hareketle parçaya ulaşan bir bakış açısı benimsenmiştir. Müessesenin bir parçası olduğu Osmanlı yargı teşkilatına ve kadı mahkemesine temas edilmiştir. Önceki heyetlerin yerine getirdiği vazifelerin Osmanlı yargı teşkilatında çeşitli görevlilere paylaştırıldığı görülmektedir. Bu görevlilerin vazifeleri tespit edilerek "şuhûdül hâl"in üstlendiği fonksiyonların ayırt edilmesi amaçlanmıştır. Osmanlı uygulamasında müessesenin en az iki kişiden meydana geldiği, bazı kimselerin isimlerinin kaydedilmesine öncelik verildiği gözlemlenmektedir. "Şuhûdü'l hâl"de toplumun farklı kesimlerinden kişiler bulunabilmektedir. Bu kişiler davanın konusu ve taraflarına bağlı olarak değişebilmiştir. Mahkemede hazır bulunarak yargılama faaliyetine ve diğer hukukî işlemlere şâhitlik eden "şuhûdü'l hâl" yargılamanın aleniyetini sağlamaktadır. Müessese aynı zamanda kadının bağımsız ve tarafsız hüküm vermesinde etkili olmuştur. Müessesenin fonksiyonlarının önceki uygulamalara kıyasla daha sınırlı ve spesifik bir hal aldığını söylemek mümkündür. Osmanlı pratiğinde "şuhûdü'l hâl"in üstlendiği fonksiyonların yargılamanın temel ilkelerine ilişkin olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: "şuhûdü'l hâl", aleniyet, tarafsızlık, denetim, şâhitlik

Adil yargılamaAleniyetDenetim+6
Merve Nur Öztürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı hukuku yasama faaliyeti bağlamında Hukuk-ı Aile Kararnamesi

Bu tez çalışmasında Hukuk-ı Aile Kararnamesi oluşturulurken icra edilen yasama faaliyetinin Osmanlı Anayasasına ve Osmanlı hukukunun meşruluğunu sağlayan şer'i hukuk kurallarına ne oranda uygun şekilde icra edildiği belirlenmeye çalışılmıştır. İlk bölümde öncelikle kavramların doğru bir şekilde anlaşılması adına yasama faaliyeti ile ilişkili olan terimler üzerinde durulmuş ve bunlar arasındaki farklar izah edilmiştir. Daha sonra Osmanlı hukukunun tarihi kökenleri olan eski Türk hukukundaki "töre"nin nasıl oluşturulduğu anlatılmış ve akabinde Osmanlı hukukunun İslam hukuku kökenli bir hukuk sistemi olması dolayısıyla İslam hukuku yasama faaliyeti usul ve esasları üzerinde durulmuş ve İslam hukuk tarihindeki yasama faaliyeti ile iligili gelişmelere yer verilmiştir. İkinci bölümde öncelikle örfi ve şer'i hukuk kavramları arasındaki ilişki izah edilmiş ve Osmanlı hukuku yasama faaliyeti ürünlerinin hangi yasama faaliyeti usulü ile hazırlandığı belirlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra Osmanlı hukukunda Klasik ve Tanzimat devri ayrımı yapılarak yasama yetkisinin hangi kişi ve kurumlara ait olduğu belirtilmiş ve yasama meclislerinde yasama faaliyetinin nasıl icra edildiği anlatılmıştır. Üçüncü bölümde öncelikle Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin hazırlanma nedenleri ve içeriği hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra Osmanlı Anayasası olan Kanuni Esasi'deki yasama faaliyeti usulü açıklanmıştır. En sonunda verilen bilgiler ışığında Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin Kanuni Esasi'deki ve İslam hukukundaki yasama faaliyeti usul ve esaslarına ne derece uygun tanzim edildiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Hukuk-ı Aile KararnamesiKamu hukukuKararnameler+3
Süleyman Tepe
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors