Theses supervised by Doç. Dr. Bülent Elitok

12 theses · Afyon Kocatepe University

Master'sOpen AccessTR

Oral yolla verilen sepiyolitin sığırlarda rumen protozoonları üzerine etkilerinin araştırılması

Sepiolite hidre edilmiş magnezyum silikatı olup, fibröz zincir yapısında bir kil maddesidir ve dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunmaktadır. En önemli ticari sepiyolit kaynakları İspanya ve Türkiye'dedir. Sepiyolit absorbtif özelliği, antasid ve antidiyaretik özellikleri nedeniyle uzun yıllardan bu yana kullanılmaktadır. Sepiyolitin aynı zamanda sıvı düzenleyici etkisi söz konusudur. Sepiyolit bu etkisini sıvının elektrolit kompozisyonunu değiştirmeksizin viskozitesini jel şeklinde değiştirerek yapmaktadır. Bu özellikleri nedeniyle sepiyolitin rumen mikroflora ve faunası üzerine önemli etkileri olacağı düşünülmektedir. Rumende sindirimi oluşturan mikroflora ve faunanın önemli bir kısmını rumen protozoonları oluşturmaktadır. Rumen protozoonları, içeriğin mekanik olarak karıştırılması görevlerinin yanı sıra, yem ile alınan bitkisel kaynaklı proteinleri kendi bünyelerinde hayvansal kaynaklı proteinlere dönüştürürler. Sepiyolit amonyak absorbsiyonu ve protein üretimini artırarak önemli derecede karkas ağırlığı artışına yol açan doğal bir kil maddesidir. Bu çalışmada oral yolla verilen sepiyolitin rumen protozoonları üzerine etkileri araştırılacaktır. Bu çalışma Uşak Bölgesinde halk elinde bulunan 6-18 aylık 100 baş (80 deney ve 20 kontrol grubu olacak) sığırda yapılacaktır. Çalışma kapsamında rumen protozoonlarının tetkiklerinin yanında, tüm hayvanlarda klinik, hematolojik ve serum biyokimyasal parametreleri de ölçülecektir. Bu çalışmada oral yolla verilecek sepiyolitin rumen protozoonlarının etkinliğinin artırması ve yemden yararlanmanın daha yüksek seviyelere çıkarması öngörülmektedir. Çalışmanın ülkemiz değerlerinden sepiyolitin hayvan sağlığında değerlendirilebileceği önemli bir bilimsel çalışma olacağı düşünülmektedir.

Hayvan beslemeHayvan yemleriProtozoa+3
Serdar Güvlü
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Parenteral yolla verilen B kompleks vitaminlerinin sığırlarda rumen protozoonları üzerine etkilerinin araştırılması

Sığır, at, koyun, kedi ve köpeklerde eksikliklerinin koruma ve tedavi açısından B kompleks vitaminleri ve kobalt ek olarak kullanılmaktadır. B vitaminleri karbonhidrat, protein ve yağların metabolizmasında koenzim olarak önemli rol oynamaktadır. B komplex vitaminlerinin eksiklikleri ruminantlarda normalde görülmezken, bu yetersizlik evsahibi hayvanın ihtiyaç duyduğu rumen mikroorganizmaların sentezlerindeki yetersizlikten kaynaklanabilir. Bu çalışma Afyonkarahisar İli ve çevresinde yetiştirilen yaşları 6-18 ay arasında değişen 30 sığırda yapılmıştır. Klinik olarak sağlıklı 10 baş sığır kontrol grubunu oluşturmuştur. Hayvanlara parenteral yolla B kompleks vitamini intramüsküler yolla 3 gün boyunca günde 1 defa 10-20 ml verilerek, rumen protozoonları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu çalışmada, hayvanların tümünde rumen protozoonlarının durumu ile birlikte klinik (vücut sıcaklığı, solunum ve kalp frekansları, rumen kontraksiyonları gibi), hematolojik (total lökosit sayısı, eritrosit sayısı, hemoglobin ve hematokrit ölçümleri gibi) ve serum biyokimyasal parametrelerinin (aspartat aminotransferaz, glukoz, total protein, albümin gibi) ölçümleri yapılmıştır.

Hayvan beslemeParenteral beslenmeProtozoa+5
Seda Ekici
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Solunum sistemi hastalığı bulunan buzağılarda teofilinin sağaltıcı etkisinin araştırılması

ÖZET Solunum Sistemi Hastalığı Bulunan Buzağılarda Teofiliin Sağaltıcı Etkisinin Araştırılması Bu çalışma Uşak İli'nde halk elinde bulunan, klinik olarak solunum sistemi problemi geliştirdiği tespit edilen 0-6 aylık toplam 50 baş buzağıda yapılmıştır. Yirmi beş hayvan kontrol gurubunu (KG) oluştururken, 25 hayvan ise deney gurubunu (DG) oluşturmuştur. KG buzağılar klasik tedavi prosedürü kapsamında tedavi edilmiştir. DG hayvanlara rutin klinik tedavi prosedürüne ek olarak, 12 saat arayla günde 2 defa olmak üzere 3 gün süreyle 6 mg/kg dozda serum fizyolojik içerisinde yavaş infüzyon tarzında intra venöz (i.v.) yolla teofilin (TECAR® 240 mg/10 ml i.v. ampul) verilmiştir. Çalışmaya alınan hayvanların tümünde çalışmaya başlamadan önce ve sonrasındaki 1.2.3. günlerde klinik, hematolojik ve kan biyokimyasal muayeneleri yapılmıştır. Teofilin uygulanması ile birlikte DG hayvanların bazılarında görülen kaslarda kasılma olgusu şekillenmiş, Kontrol gurubu hayvanlarda ise böyle bir semptom gözlenmemiştir. Teofilin uygulamalarının RBC sayısı başta olmak üzere hematolojik parametrelerde önemli bazı değişikliklere yol açtığı görülmüştür. En belirgin artışlar ise trombosit (PLT) açısından elde edilmiştir. Aspartat aminotransferaz (AST), alkalen fosfataz (ALP), sorbitol deghidrogenaz (SDH), laktat dehidrogenaz (LDH), glutmat dehidrogenaz (GLDH), kreatinin kinaz (CK) enzim düzeyi ortalamalarının her iki gurupta zamana bağlı olarak tedricen düşüş göstererek 3. günde en düşük düzeye indiği, KG ile karşılaştırıldığında DG hayvanlarında tüm zaman dilimleri açısından istatistiki olarak önemeli derecede (p<0.05) bu düzeylerin düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; buzağılarda ilk defa klinik kullanımı araştırılan teofilinin solunum sistemi klinik semptomlarında önemli düzelmeye yol açarak, iyileşmeye katkı sağladığı, normal kullanım dozunda önemli karaciğer hasarı veya toksik bozukluk oluşturmadığı ve benzer solunum sistemi problemlerinde uygun dozda kullanımının hastalığın düzelmesine önemli katkılar sağlayabileceği ve güvenle kullanılabileceği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Teofilin, buzağı, klinik, hematolojik, kan biyokimya

BuzağılarKan testleriSolunum sistemi+5
Salih Sezer
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Afyonkarahisar ilinde kapalı alanlarda kafeslerde yetiştirilen yumurta tavuklarında çeşitli faktörlerin kan parametreleri üzerine etkisi

Bu çalışma Afyonkarahisar İli'nde bulunan Hy Line ırkı 60 günlük 500 adet tavukta yapılmıştır. Çalışmanın yapıldığı kış mevsiminde dışardaki ısı 13°C iken, tavukların yetiştirildiği ortamın iç ısısının ortalama 23°C olduğu saptanmıştır. Çalışmanın materyalini oluşturan tavuklarda klinik, hematolojik ve kan biyokimyasal paramatreleri ölçülmüştür. Klinik olarak; vücut sıcaklığı (T), solunum (R) ve kalp frekansları (P) ölçülmüştür. Hematolojik muayenelerde; eritrosit (RBC), total lökosit (WBC), hemoglobin (HB), hematokrit (HCT), ortalama korpüsküler volüm (MCV), ortalama eritrosit hemoglobini (MCH) ve ortalama hemoglobin yoğunluğu (MCHC) ile formül lökosit sayımları yapılmıştır. Kan biyokimyasal muayenelerinde; serum aspartat aminotransferaz (AST), serum γ-glutamyltransferase (GGT), serum ornitil karbomil trasnferaz (OCT), serum laktat dehidrogenaz (LDH), serum sorbitol dehidrogenaz (SDH) ve kreatinin fosfokinaz (CPK) düzeyleri ile Total Protein (TP), Albumin (ALB), Glukoz (GLU), Total ve indirek Bilirubin (TB ve IB), Total kolesterol (TCOL), High Density Lipoprotein (HDL) ve Low Density Lipoprotein (LDL) düzeyleri tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda; ölçümü yapılan paramatrelerin tümünün normal sınırlarda olmakla birlikte, daha önceleri yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlardan farklılık arz ettiği gözlenmiştir. Bu farklılığın muhtemel nedeni ise ırk, beslenme koşulları ve iklim koşullarındaki değişikliğe bağlanmıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, Afyonkarahisar İli'nde kapalı kafeslerde yetiştirilen tavuklarda klinik, hematolojik ve kan biyokimyasal parametrelerini inceleyen ilk çalışma niteliğinde olup, daha sonra bu konu ile ilgili yapılacak bilimsel çalışmalara ve pratik veteriner hekimlerinin saha çalışmalarına referans oluşturma niteliğindedir.

AfyonkarahisarBiyokimyaHematoloji+5
Niyazi Bingüler
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Geleneksel besihaneler ile modern hayvancılık işletmelerinde yetiştirilen sığırların iç hastalıkları parametreleri bakımından karşılaştırılması

Geleneksel Besihaneler İle Modern Hayvancılık İşletmelerinde Yetiştirilen Sığırların İç Hastalıkları Parametreleri Bakımından Karşılaştırılması Bu çalışma, 6-18 aylık geleneksel besihane (n=50) ile modern işletmelerde yetiştirilen (n=50) toplam 100 baş sığırın iç hastalıkları yönünden önemli bazı parametrelerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yapılan araştırmada; modern işletmelerin tersine, geleneksel besihanelerde hayvan refahı ve verim açısından öneme sahip olan optimal sıcaklık, nem, su alımı, gerekli dolaşım alanı ve hijyen gibi sağlık koşulların yeterli olmadığı ve bu faktörlerin hayvan üzerinde stres oluşturarak klinik yönden, rumen içeriği, hematolojik ve bazı biyokimyasal paramatrelerde patolojik değişikliklere yol açtığı gözlenmiştir. Bu kapsamda; çalışmanın 1, 3 ve 7. günlerinde hayvanların tümünde rutin klinik muayeneler (vücut sıcaklığı, solunum ve kalp frekansları, rumen hareketleri) yapılarak, rumen içeriği muayeneleri (rumen pH'sı, infusoria sayımı), hematolojik testler (WBC, RBC, Hb, HCT gibi), kan gazları ölçümleri (pCO2, TCO2, HCO3-, laktat gibi) ve kan biyokimyasal tetkikleri (kortizol, serotonin, T3/T4, AST, GGT, TP ve ALB gibi) yapılmıştır. Çalışma sonucunda; geleneksel besihanelerde yetiştirilen hayvanlarda vücut sıcaklığı, solunum ve kalp frekanslarının modern işletmelerdeki hayvanlardan yüksek olduğu ve bu yüksekliğin istatistiki açıdan önem arz ettiği (p<0.05), ancak rumen içeriğindeki infuzorya sayılarının ise bu grupta, istatistiki açıdan bir fark oluşturmadığı, (p>0.05) fakat numerik olarak düşük olduğu saptanmıştır. Geleneksel besihanelerde yetiştirilen hayvanlarda RBC, HCT, Hb ve nötrofil sayılarının modern besihanelerdeki hayvanlara göre istatistiki açıdan önemli derecede (p<0.05) yüksek olduğu görülmüştür. Modern işletmelerde yetiştirilen hayvanlarla karşılaştırıldığında; PCO2 ve HCO3- düzeylerinin geleneksel besihanelerde istatistiki açıdan önemli derecede (p<0.05) yüksek, WBC, Na+, K+ ve Cl- düzeylerinin ise düşük (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. Modern işletmelerde yetiştirilen hayvanlar ile karşılaştırıldığında, geleneksel besihanelerde yetiştirilen hayvanlarda AST ve GGT enzimleri ile glukoz ve kortizol konsantrasyon düzeylerinin istatistiki açıdan önemli derecede (p<0.05) yüksek olduğu, buna karşın SRT, T3/ T4 düzeyleri ile total protein ve albumin konsantrasyonlarının ise istatistiki açıdan önemli (p<0.05) derecede düşük olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada ölçümü yapılan parametreler ışığında; geleneksel besihanelerdeki hayvanların sıcaklık, nem, hareket sınırlaması gibi stres faktörlerin sürekli baskısı altında oldukları, bu olumsuz durumlara karşı cevap olarak metabolizmanın yavaşladığı ve verim kayıplarının şekillendiği, ayrıca bağışıklık sistemlerinin baskılanması nedeniyle hastalıklara daha açık hale geldikleri sonucuna varılmıştır. Bu açıdan bakıldığında, ülkemizde geleneksel besihanelerin modern işletmelere dönüşüm hızının daha da artırılması ve desteklenmesine devam edilmesinin, ülkemiz ekonomisi açısından son derece büyük öneme haiz olduğu, bu çalışmada elde edilen bilimsel verilerle kanıtlanmıştır. Yaptığımız bu çalışma bölge ve ülke genelinde anılan parametreleri içeren ilk çalışma olması münasebetiyle orijinal bir çalışma olup, bu konuda daha sonra yapılacak çalışmalara referans oluşturacağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Barınak, besihane, modern, geleneksel, hayvan, stres, kan.

AfyonkarahisarAhırlarHayvan barınakları+7
Mustafa İlbey Kılıç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farelerde deneysel yolla oluşturulan karaciğer yağlanması üzerine Afyon yöresi kaplıca sularının etkilerinin araştırılması

Karaciğer toplam kitlesinin %5'ini aşan oranlarda karaciğerde fazladan yağ birikimini ifade eden karaciğer yağlanması, tüm dünyada hızlı bir şekilde artmaktadır. Balneoterapik yöntemlerle karaciğer yağlanmasının tedavisinin geçmişi uzun yıllar öncesine dayanmaktadır. Bu araştırma projesinde toplam aynı günlük yaştaki 50 adet Albino ırkı fare kullanılmıştır. Hayvanların tümünde etil alkolle (EtOH) alkolik karaciğer yağlanması oluşturulduktan 6 hafta sonra, aynı canlı ağırlık ortalamasına sahip olacak şekilde, çalışma materyalini oluşturan 50 fare eşit ve rastgele olarak, 21 gün sürecek tedavi periyodu için kontrol ve çalışma grubu olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Tedavi aşamasında kontrol grubu hayvanlar normal musluk suyu ile tedavi edilirken, çalışma grubu hayvanlar kaplıca suyu ile tedavi edilmişlerdir. Hayvanların tümünde; çalışmaya başlamadan önce, karaciğer yağlanması oluşturulduktan sonra ve tedavi sonrası 1, 7, 14 ve 21 günlerde klinik, hematolojik, kan biyokimyasal ve histopatolojik muayeneler yapılmıştır. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında; kaplıca suyu verilen gruptaki hayvanlarda total lökosit, nötrofil, monosit, AST, ALT, GGT, total kolestol, trigliserid, LDL düzeylerinin önemli ölçüde (p<0,05) azalığı, eritrosit, hemoglobin, hematokrit, total protein, albumin, HDL düzeylerinin ise önemli derecede (p<0,05) arttığı gözlenmiştir. Bu değişimler histopatolojik bulgular ile doğrulanmıştır. Bu çalışmadan elde edilen veriler ışığında Afyonkarahisar Bölgesi kaplıca sularının, karaciğer yağlanması olgusunda, oldukça başarılı tedavi sağladığı ve karaciğer yağlanması olgularında bir seçenek olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

AfyonkarahisarBalneolojiBiyokimya+7
İbrahim Kışlalıoğlu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Afyonkarahisar bölgesi kaplıca sularının farelerde deneysel oluşturulan diabetes mellitus üzerine tedavi edici etkilerinin araştırılması

Diyabetes mellitus (DM) tüm Dünya'da sıkılıkla karşılaşılan hastalıkların başında gelmekte, insidansı her geçen gün artmaktadır. Bu araştırma projesinde balneoterapinin DM'un tedavisindeki etkinliğini saptamak için yapılmıştır. Bu amaçla aynı günlük yaştaki 50 adet Albino ırkı fare kullanılmıştır. Hayvanların tümünde streptozotocin (STZ) ile DM oluşturulduktan 3 gün sonra, aynı canlı ağırlık ortalamasına sahip olacak şekilde, çalışma materyalini oluşturan 50 fare eşit ve rastgele olarak, 21 gün sürecek tedavi periyodu için kontrol ve çalışma grubu olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Tedavi aşamasında kontrol grubu hayvanlar normal musluk suyu ile tedavi edilirken, çalışma grubu hayvanlar kaplıca suyu ile tedavi edilmişlerdir. Hayvanların tümünde; çalışmaya başlamadan önce, karaciğer yağlanması oluşturulduktan sonra ve tedavi sonrası 1, 7, 14 ve 21 günlerde klinik, hematolojik, kan biyokimyasal ve histopatolojik muayeneler yapılmıştır. Kontrol gurubu ile karşılaştırıldığında; kaplıca suyu verilen gruptaki hayvanlarda total lökosit, nötrofil, monosit, glukoz, AST, ALT, ALP, total kolestol, trigliserid, LDL düzeylerinin önemli ölçüde (p<0,05) azaldığı, eritrosit, hemoglobin, hematokrit, insülin, total protein, albumin, HDL düzeylerinin ise önemli derecede (p<0,05) arttığı gözlenmiştir. Bu değişimler histopatolojik bulgular ile desteklenmiştir. Bu çalışmadan elde edilen veriler ışığında Afyonkarahisar Bölgesi kaplıca sularının, DM olgusunda, oldukça başarılı sonuçlar verdiği ve diyabetin tedavisinde ek bir seçenek olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

AfyonkarahisarBalneolojiBiyokimya+7
Duygu Çalışkan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Farelerde deneysel yolla oluşturulan atopik dermatit üzerine kaplıca çamurunun iyileştirici etkilerinin araştırılması

Atopik dermatit (AD) kronik ve tekrarlayan, hiperimmun bozukluklar sonucu gelişen ve insidansı özellikle sanayileşmiş ülkelerde gittikçe artan bir cilt hastalığıdır. Bu çalışma, Afyokarahisar Kaplıca suyu ve çamurunun AD hastalığının tedavi edici etkinliğini ortaya koymak amacıyla yürütülmüştür. Bu amaca yönelik olarak, aynı günlük yaşta olan 40 tane Albino ırk fare kullanılmıştır. Atopik dermatit oluşturmak amacıyla farelerin tümünde sırt bölgesinde deepilsyonu sağlandıktan sonra, %2'lik 2, 4-dinitrochlorobenzene sürülmüştür. Atopik dermatit oluşturulduktan sonra, 21 günlük sağaltım süreci için, fareler eşit olarak kontrol (KG) ve çalışma grupları olacak şekilde iki grup olarak bölünmüştür. Kontrol grubu farelere her gün musluk suyu içirilmiş ve musluk suyunda banyo yaptırılmışken, çalışma grubu farelere her gün taze olarak getirilen Süreyya I Kaplıca Kaynağı suyu içirilmiş ve bu suda banyo yaptırılmıştır. Çalışma grubu farelerde, ayrıca, her banyo sonrası lezyonlu bölgelere aynı kaynaktan temin edilen kaplıca çamuru uygulaması yapılmıştır. Hayvanların tümünde çalışma öncesi, atopik dermatit oluşumu sonrası ve tedaviden sonraki 1, 7, 14 ve 21. Gün içerisinde klinik, hematolojik, kan biyokimyasal parametrelerinin ölçümleri ve lezyonlu deri bölgesinden alınan dokuların histopatolojik incelemeleri yapılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde; atopik dermatit oluşumu beraberinde T ortalama değerleri bakımından mühim bir fark oluşmazken (p>0.05), P ve R ortalama değerleri bakımından mühim farklılıkların (p<0.05) şekillendiği, KG ile ÇG arasında ve KG ile ÇG içindeki karşılaştırmalarda süreçleri açısından en mühim yükselme göstermelerin ÇG farelerde şekillendiği ve oluşmuş olan fark istatistiki olarak önemli seviyede (p<0.05) şekillendiği saptanmıştır. WBC, NOTR, MON, EOS ve MCV düzeylerinin atopik dermatit sonrasında istatistiksel olarak mühim ölçüde (p<0.05) artış olduğu, buna karşın RBC, HG, HCT, LENF, MCH ve MCHC seviyelerinde ise önemli ölçüde (p<0.05) düşüş şekillendiği görülmüştür. Tüm grupların ortalama değerleri ölçüm yapılan bütün süreçler bakımından karşılaştırıldığında ise, WBC, NOTR, MON, EOS ve MCV seviyelerde düşüşler oluşurken, RBC, HG, HCT, LENF, MCH ve MCHC seviyelerinde artışlar oluştuğu saptanmış ve bu farklılık şekillendiği bütün süreçler ve iki grup arasında oluşan faklılıklara bakıldığında istatistiki olarak önemli (p<0.05) ölçüde şekillendiği gözlenmiştir. Ölçümü yapılan biyokimyasal parametrelerinden AST, LDH, GGT, OCT ve IgE düzeylerinin atopik dermatit oluşumunu ardından yapılmış olan ölçümlerdeki verilerde çalışma öncesine bakıldığında anlamlı ölçüde (p<0.05) yükselme şekillendiği, TP, ALB ve GLU seviyelerinin ise anlamlı ölçüde (p<0.05) azalmış olduğu saptanmıştır. Sağaltım ardından ise, ÇG hayvanlarda istatistiksel olarak anlamlı ölçüde (p<0.05) TP, ALB ve GLU seviyelerinin artmış olduğu, artan bu değerlere karşılık AST, LDH, GGT, OCT ve IgE düzeylerinin ise azaldığı gözlenmiştir. Sağaltımın sonuncu gününde yani 21. gün bitimindeki karşılaştırmalarda; musluk suyu kullanılarak sağaltım yapılan kontrol grubu farelerde AD'e bağlı şekillenen doku bozulmalarının hala devam ettiği, şiddetli yangı ile birlikte nekroz odaklarına rastlandığı, buna karşılık kaplıca suyu ile tedavi edilen çalışma gurubu hayvanlarda AD olgusunun düzeldiği ve epitel dokunun normal bir yapı gösterdiği saptanmıştır. Sonuçlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Süreyya I Kaplıca Kaynağı suyu ve çamuru kullanılarak sağaltım yapılan hayvanlarda atopik dermatit olgularının iyileştiği, bu nedenle bu su ve çamurun AD olgularının tedavisinde kullanılmasının endike olduğu sonucuna varılmıştır.

AfyonkarahisarBalneolojiDermatit+6
Sinem Odabaşı
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farelerde deneysel yolla oluşturulan gastrit üzerine afyon yöresi kaplıca sularının iyileştirici etkilerinin araştırılması

Gastrit, gastrik mukozanın yangısı ve sekonder gelişen akut veya kronik kusma sendromunu tanımlamak için kullanılan genel bir terimdir. Bu çalışmada; deneysel olarak oluşturulan gastritis olgusunun tedavisinde Afyonkarahisar Kaplıca Sularının gastritisin tedavisindeki etkinliği araştırılmıştır. Bu amaçla 40 adet Albino ırkı fareye etil alkol (EtOH) verilerek gastritis oluşturulmuş ve hastalık oluşturulduktan sonra 40 adet fare kontrol (KG) ve çalışma gruplarını (ÇG) oluşturmak üzere eşit olarak dağıtılmıştır. Tedavi aşamasında kontrol grubu farelere per os yolla musluk suyu verilmişken, çalışma grubu farelere her gün taze olarak getirilen Süreyya I Kaplıca Kaynağı suyu verilmiştir. Çalışma kapsamında çalışma başlamadan önce, gastritis oluşturulduktan sonra, tedavi başladıktan sonraki 1, 7, 14 ve 21. günlerde klinik, hematolojik, biyokimyasal, kan gazları ölçümleri ile mide dokusunun histopatolojik muayeneleri yapılmıştır. Çalışmanın sonunda gruplar arasında vücut sıcaklıkları açısından önemli bir fark elde edilmezken (p>0.05), kalp ve solunum frekanslarının çalışma grubu hayvanlarda önemli derecede (p<0.05) yüksek olduğu saptanmıştır. WBC, NOTR, MON, EOS ve MCV düzeylerinin gastrit oluşumu sonrası istatistiki açıdan önemli derecede (p<0.05) artış gösterdiği, buna karşılık RBC, HG, HCT, LENF, PLT, MCH ve MCHC düzeylerinde ise anlamlı derecede (p<0.05) azalma şekillendiği görülmüştür. gruplararası ve zaman peryodu göz önüne alınarak yapılan karşılaştırmalarda WBC, NOTR, MON, EOS ve MCV ortalamalarının her iki grupta da önemli derecede (p<0.05) azalma göstermesine rağmen, tüm ölçüm zamanlarında bu parametrelerin ortalamalarının ÇG'da daha anlamlı (p<0.05) değişim gösterdiği ve en düşük düzeylerin çalışma peryodunun en son haftası, yani 21. günde, elde edildiği görülmüştür. Benzer şekilde, ancak tersi bir yönde, RBC, HG, HCT, LENF, PLT, MCH ve MCHC düzeylerinde ilerleyen zaman dilimlerine bağlı olarak bu parametrelerin hem KG hem de ÇG hayvanlarda yükseldiği ve zaman dilimleri açısından istatistiksel olarak oluşan farkın önemli (p<0.05) olduğu, ancak gruplar karşılaştırldığında tüm zaman dilimlerinde şekillenen bu artışların ÇG hayvanlarda KG ile karşılaştırldığında önemli derecede (p<0.05) olduğu ve en yüksek düzeylerin çalışmanın son ölçümlerinde elde edildiği görülmüştür. ölçümü yapılan kan biyokimyasal parametrelerinden AST, ALT, CK, ALP, LDH, UREA, CREA ve IgG düzeylerinin gastrit oluşumunu müteakip yapılan ölçümlerde, çalışma öncesine göre önemli derecede (p<0.05) yükseldiği, TP, ALB ve GLU düzeylerinin ise anlamlı derecede (p<0.05) azaldığı saptanmıştır. Tedavi sonrası gruplara ayrıldıktan sonra tersine bir şekilde tedricen giderek artan ve istatistiki açıdan önemli derecede (p<0.05) TP, ALB ve GLU düzeylerinin arttığı, buna karşılık AST, ALT, CK, ALP, LDH, UREA, CREA ve IgG düzeylerinin ise azaldığı belirlenmiştir. pH, kısmi CO2 basıncı (pCO2), baz açığı (BE), bikarbonat (HCO3), Ca ve K düzeylerinin gastrit prosedürü sonrası azaldığı, buna karşılık laktat (LAKT), sodyum (Na) ve klor (Cl) düzeylerinin ise arış gösterdiği, bu artış ve azalış durumları açısından gruplar arası karşılaştırmalarda her iki grupta da normale doğru bir yönelişin olduğu saptanmakla birlikte, iyileşme hızı ve miktarı açısından KG ile karşılaştırıldığında, istatistiki açıdan en yüksek düzeylerin (p<0.05) ÇG hayvanlarda sağlandığı gözlenmiştir. tedavinin son günü olan 21. gün sonundaki karşılaştırmalarda; musluk suyu ile tedavi edilen kontrol gurubu hayvanlarda iyileşmenin tam şekillenmediği, hala doku bütünlüğünün sağlanamadığı, mononükleer hücre infiltrasyonu ile karakterize yangı tablosunun devam ettiği, buna karşılık kaplıca suyu ile tedavi edilen çalışma gurubu hayvanlarda doku bütünlüğünün tekrar şekillendiği ve normal halini aldığı saptanmıştır. Sonuç olarak; klinik, hematolojik, kan biyokimyasal parametreleri, kan gazları ve histopatolojik bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Süreyya I Kaplıca Kaynağı suyunun gastritisin tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür.

AfyonkarahisarBalneolojiFareler+4
Mehmet Ali Emeksiz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farelerde deneysel yolla oluşturulan nefritis olguları üzerine Afyonkarahisar kaplıca sularının iyileştirici etkilerinin araştırılması

Böbrek hastalıklarının prevalansı küresel boyutta artmış ve artmaya devam etmektedir. Bu çalışma, Afyokarahisar Bölgesi Kaplıca sularının nefritisin tedavisindeki etkinliğini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Dundan dolayı, doğum günleri aynı olan 40 tane Albino ırkı fareden yararlanılmıştır. Farelere 6 hafta süre ile % 0.2 oranında yemlerine adenine katılarak nefritis oluşturulmuştur. Nefritis oluşturulduktan sonra, 21 gün devam edecek sağaltım için, fareler eşit olarak kontrol (KG) ve çalışma gruplarını (ÇG) oluşturmak için iki gruba bölünmüştür. KG farelere her gün musluk suyu içirilmiş ve musluk suyunda banyo yaptırılmışken, çalışma grubu farelere her gün taze olarak getirilen Süreyya I Kaplıca Kaynağı suyu nefritis oluşumu sonrası ve tedaviden sonraki 1, 7, 14 ve 21. günlerde klinik, hematolojik, kan biyokimyasal parametrelerinin ölçümleri ve lezyonlu deri bölgesinden alınan dokuların histopatolojik incelemeleri yapılmıştır. Vücut sıcaklığı (T), kalp frekansı (P) ve solunum frekansı (R) açısından zaman dilimlerine göre önemli (p<0.05) farklar gösterdiği, tedavi periyoduna geçildikten sonra, en önemli yükselmelerin T açısından KG hayvanlarda, P ve R açısından ise çalışma grubu farelerde şekillendiği ve oluşan farkın istatistiki olarak anlamlı (p<0.05) görüldüğü anlaşılmıştır. Nefrit meydana gelince WBC, NOTR ve MCV düzeylerinin istatistiki olarak ciddi (p<0.05) artış gösterdiği, buna karşılık RBC, HG, HCT, LENF, MCH ve MCHC seviyelerinde hatrı sayılır (p<0.05) düşüş şekillendiği görülmüştür.Tedavi periyodu sonunda RBC, HG, HCT, LENF, MCH ve MCHC düzeylerinin hem KG hem de ÇG hayvanlarda yükseldiği, ancak gruplar karşılaştırıldığında şekillenen bu artışların ÇG hayvanlarda ciddi miktarda (p<0.05) arttığı ve en yüksek seviyelerin çalışmanın sonlarında ÇG hayvanlarda elde edildiği görülmüştür. Ölçümü yapılan kan biyokimyasal parametrelerinden AST, GGT, BUN ve IgG seviyelerinin nefritis oluşmasıyla yapılan testlerde ÇÖ göre ciddi miktarda (p<0.05) arttığı, TP, ALB ve GLU seviyelerininse anlamlı bir şekilde (p<0.05) düştüğü saptanmıştır. Sağaltımdan sonra gruplandırıldığında aksi bir yönde tedricen artan ve istatistiki olarak ciddi seviyede (p<0.05) TP, ALB ve GLU seviyelerinin yükseldiği, buna karşılık GGT, AST, BUN ve IgG seviyelerininse düştüğü, artan ve azalan parametreler bakımından değişimlerin çalışma grubu farelerde kontrol grubu farelere nazaran istatistiksel olarak son derece önemli (p<0.05) olduğu saptanmıştır. Bikarbonat (HCO3), pH, baz açığı (BE), kısmi CO2 basıncı (pCO2), Ca ve K seviyelerinin nefrit prosedürü sonucunda düştüğü, buna karşılık sodyum (Na), laktat (LAKT) ve klor (Cl) düzeylerinde artış olduğu, bu artış ve azalış durumları açısından gruplar arası karşılaştırmalarda grupların ikisinde de normal seviyelere doğru bir yönelişin olduğu saptanmakla birlikte, iyileşme sürati ve oranı açısından KG ile karşılaştırıldığında, sayımlama bakımından maksimum seviyelerin (p<0.05) çalışma grubu farelerde ve bu değerlerin normalleştiği gözlenmiştir. Sağaltımın sonundaki (21. Gün) karşılaştırmalarda; çeşme suyu ile sağaltım yapılan kontrol gurubu hayvanların böbrek doku kesitlerinde nefrit tablosunun süre geldiği, ancak kaplıca suyu ile tedavi edilen çalışma gurubu farelerde nefrit tablosunun düzeldiği saptanmıştır. Elde edilen bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Süreyya I Kaplıca Kaynağı suyunun nefritisin tedavisinde hayli etkili sonuçları olduğu, bu nedenle nefritisin sağaltımında yeni bir yöntem olarak kullanılması kanısına varılmıştır.

AfyonkarahisarBalneolojiFareler+5
Yavuz Ağılönü
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel olarak osteoporoz oluşturulan ratlarda Afyonkarahisar bölgesi kaplıca sularının kan kalsiyum ve bazı hormon seviyeleri üzerine etkilerinin araştırılması

Düşük kemik dansitesi ve kemik yapısının bozulması ile karakterize osteoporoz, kemiklerde kırılganlık artışı ve çeşitli kemiklerde kırıklarla sonuçlanan iskelet sistemi hastalığıdır. Bu araştırma projesinde 10 adedi kontrol gurubunu oluşturmak üzere toplam 25 adet Albino ırkı dişi rat üzerinde yapılmıştır. Gerekli asepsi ve antisepsi sağlandıktan sonra, intraperitoneal yolla ketamin (200 mg/kg) ve xylazin (10 mg/kg) anestezisi altında abdominal kaviteler açılara, hayvanların tümünde overler alınmıştır. Sonrasında abdominal boşluk dikiş atılarak kapatılmış ve yara dokusu batikon tuşe edilmiştir. Ratların tümünde ovaryumlar alındıktan sonra, 10 adet kontrol ve 15 çalışma grubunu oluşturan toplam 25 adet rat 21 gün sürecek tedavi periyoduna alınmıştır. Kontrol grubu ratlara tedavi amacıyla her gün aynı saatte 1 L/33 kg canlı ağırlık hesabıyla orogastrik sonda ile günde 2 defa musluk suyu verilmiştir. Ayrıca bu grubun suluklarına normal musluk suyu konulmuş ve günlük olarak tazelenen suya ve yeme ad libitum ulaşmaları sağlanmıştır. Kontrol grubundaki ratlar 35±2 °C sıcaklıktaki musluk suyu ile 15 dakika boyunca banyo yaptırılmış ve sonrasında kafeslerine alınmışlardır. Çalışma grubunda yer alan ve ovarektomize edilen 15 adet rata tedavi amacıyla her gün aynı saatte 1 L /33 kg C.A. hesabıyla orogastrik sonda ile günde 2 defa Süreyya I Kaplıca Kaynağı'ndan günlük taze olarak getirilen ılık kaplıca suyu verilmiştir. Ayrıca bu grubun suluklarına taze olarak getirilmiş Süreyya I Kaplıca Kaynağı suyu konularak, ulaşmaları sağlanmıştır. Buna ilaveten çalışma grubundaki ratlar, günlük olarak 35±2 °C sıcaklıktaki kaplıca suyu ile 15 dakika boyunca banyo yaptırılmış ve sonrasında barunaklarına alınmışlardır. Hayvanların tümünde overektomi operasyonu öncesi ve sonrası ile tedaviden sonraki 1, 7, 14 ve 21. günlerde klinik, hematolojik ve kan biyokimyasal parametrelerinin ölçümleri yapılmıştır. Tedavi sonrası 21. günde yapılan tartımlarda kontrol grubu ratların canlı ağırlık ortalamalarının 291.1 g, çalışma grubu ratların canlı ağırlık ortalamalarının ise 283.2 g olduğu ve aralarında canlı ağırlık ortalamaları bakımından istatistiksel açıdan önemli bir farkın oluştuğu (p<0.05) saptanmıştır. Kalp ve solunum frekansı ortalamaları açısından önemli yükselmelerin çalışma grubu hayvanlarda şekillendiği ve farkın istatistiksel açıdan anlamlı (p<0.05) olduğu saptanmıştır. Hematolojik muayene sonuçları imcelendiğinde; tedavi sonrası WBC, NOTR ve MCV ortalamaları açısından çalışma grubu hayvanlarda daha anlamlı (p<0.05) bir azalma olduğu, buna karşılık en yüksek HG, RBC, HCT, LENF ve MCHC düzeylerinin ise çalışma grubu hayvanlarda 21. günde elde edildiği görülmüştür. Tedavi sonrası çalışma grubu hayvanlarda istatistiksel bakımından anlamlı (p<0.05) yüksek ALB, TP, OSTR, CT, Ca ve HDL düzeylerinin elde edildiği, ancak AST, GGT, TG, LDL, TCHOL ve GLU seviyelerinin düştüğü, en anlamlı (p<0.05) değişikliklerin ise çalışma grubu ratlarda şekillendiği saptanmıştır. Sonuç olarak; Süreyya I Kaplıca Kaynağı suyu ile balneoterapik uygulamların osteoporoz olgularında klinik, hematolojik ve kan biyokimyasal parametrelerinde oldukça önemli iyileşmelere yol açtığı bilimsel veriler ile ortaya konulmuştur.

AfyonkarahisarBalneoterapiHayvan deneyleri+3
Tolgahan Saygın
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uşak bölgesinde halk elinde bulunan sığırlarda infectious bovine rhinotracheitis (IBR) hastalığının görülme sıklığı, klinik, hematolojik ve biyokimyasal kan değerlerinin ölçülmesi

Bu çalışmanın amacı bovine rhinotracheitis (IBR) ile doğal enfekte sığırlarda insidensle birlikte klinik, hematolojik ve kan biyokimyasal parametrelerin birlikte değerlendirilmesiydi. Toplam 21 adet çiftlikte, yaşları 1 ay ile 8 yaş arasında değişen aşılı veya aşısız toplam 296 sığır değerlendirildi. Virolojik tetkiklerden sonra hayvanlar şu şekilde 3 gruba ayrıldı: 296 hayvandan 38 adedi IBR aşılı ve Antikor (+) ilk grubu, aşısız fakat IBR antikor tespit edilen 25 hayvan 2. grubu, geriye kalan 232 hayvan ise IBR aşısız ve antikor (-) grubu oluşturdu. IBR ile ilgili olarak solunum sistemi, jinekolojik ve gastrointestinal sistem klinik muayeneleri tüm hayvanlarda yapıldı. Alyuvar (RBC), total lökosit sayısı (TL), lenfosit (LYM%), monosit (MON%), nötrofil (NOT%), eosinofil (EOZ), basofile (BAZ), nötrofil/granulosit oranı (N/Gr), mean corpuscular volüme (MCV), hematokrit (HCT), mean cell hemoglobin (MCH), mean corpuscular hemoglobin concentration (MCHC), hemoglobin (HB) değerleri Melet M-S-9-3 Cell Dynn-hematoloji analizörü kullanılarak ölçüldü. Biyokimyasal olarak tüm hayvanlarda kan serumu Aspartate amine transferase (AST), alanine aminotransferase (ALT), gamma-glutamyl trasnferase (GGT), total protein (TP), albumin (ALB), kolesterol (CHOL), üre (UREA), kreatinin (CREA), glukoz (GLU), high density lipoprptein (HDL) ve low density lipoprotein (LDL) ölçüldü. Hematolojik olarak aşısız ve antikor (+) grupta lenfopeni ile birlikte nötrofil ve monosit sayılarının diğer gruplara göre yüksek olduğu görüldü (P<0.05). Öte yandan, benzer bir şekilde AST, GGT enzim aktiviteleri ile TP ve CREA konsantrasyonlarının da aşısısz ve antikor (+) grupta yüksek, ALB konsantrasyonunun ise düşük olduğu saptandı (P<0.05).Sonuç olarak, IBR enfeksiyonunun hematolojik ve biyokimyasal parametrelerle birlikte değerlendirilmesinin hayvan sağlığı ile pratikte ilgilenen veterinerler için oldukça faydalı olacağı görüldü.

HematolojiHerpesvirüs 1-sığırHerpesvirüs enfeksiyonları+5
Armağan Çam
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2015
00

Other supervisors