Theses supervised by Doç. Dr. Derya Tanrıverdi
10 theses · Gaziantep University
Depresyon hastalarında psikolojik dayanıklılık odaklı psikoeğitimin etkileri
Çalışma, depresyon hastalarına verilen psikolojik dayanıklılık odaklı psikoeğitimin hastaların depresyon, umutsuzluk, stresle baş etme ve psikolojik dayanıklılık düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla, ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel model olarak yapılmıştır. Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesinde depresyon tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 30 deney ve 30 kontrol grubu olmak üzere toplam 60 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler, 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)', 'Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ)', 'Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ)' ve 'Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ)' ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma, bağımlı ve bağımsız gruplarda t-testi ve ki-kare analizi kullanılmıştır. Psikoeğitim haftada bir kez iki oturum şeklinde, toplam 10 oturum olarak uygulanmıştır. Eğitim öncesi deney ve kontrol grubundaki hastaların depresyon düzeylerinin yüksek olduğu, yoğun umutsuzluk yaşadıkları, etkili-aktif başa çıkma stratejilerini az, pasif başa çıkma stratejilerini daha fazla kullandıkları ve psikolojik dayanıklılıklarının orta düzeyde görüldüğü belirlenmiştir. Deney grubunda BDÖ ve BUÖ son-test ortalamalarının ön-teste göre anlamlı düzeyde azalma gösterdiği (p<0.05), kontrol grubunda anlamlı azalmanın olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Deney grubunda SBÇTÖ alt boyutlarından Kendine güvenli, İyimser ve Sosyal destek arama yaklaşımları son-test ortalamalarının ön-teste göre anlamlı düzeyde arttığı ve Çaresiz yaklaşımın azaldığı (p<0.05), kontrol grubunda Sosyal destek arama yaklaşımı hariç anlamlı farklılığın olmadığı (p>0.05) belirlenmiştir. Deney ve kontrol grubunda YPDÖ puan ortalamalarının son-testte ön-teste göre anlamlı farklılığın olmadığı görülmüştür (p>0.05). Sonuç olarak, psikoeğitimin depresyon hastalarının depresyon, umutsuzluk düzeylerini azaltmada, aktif stresle başetme yaklaşımlarını artırmada, pasif başetme davranışlarını azaltmada etkili olduğu, psikolojik dayanıklılık düzeylerinde ise kısmen etkili olduğu belirlenmiştir.
Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri ile hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi
Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri, hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi-Ahmet Şireci Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) polikliniğinde madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 309 hasta örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) ve Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Hastaların ilk kez madde kullanımına ortalama 19.68±6.69 yaşında başladığı, son bir yıl içerisinde en çok kullanılan maddenin esrar olduğu, hemen hemen hergün kullanılan maddenin ise eroin olduğu belirlenmiştir. Madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamları üzerine olumsuz etkileri değerlendirildiğinde; hastaların madde kullanımı nedeniyle çalışma yaşamlarının (madde kullanmadan önce çalışma oranı %76.1 iken, madde kullanımı sonrası %31.1'e düştüğü), %19.4'ünün eğitim hayatının, %44'ünün ekonomik durumunun olumsuz etkilendiği, boşanma oranının arttığı, %41.7'sinin beden sağlıklarının bozulduğu, %81.9'unun cinsel isteklerinin azaldığı, %25.2'sinin madde etkisi altındayken yanlış cinsel deneyim yaşadıkları, %19.1'inin bulaşıcı hastalığa yakalandıkları, %69.6'sının şiddet davranışında bulunduğu, %49.2'sinin madde kullanımı sebebiyle intihara teşebbüs ettikleri belirlenmiştir. Bu çalışmada hastaların ÇUÖ toplam puan ortalaması 76.65+32.48, KİDÖ ise 1.93±0.80 olarak bulunmuştur. Bu sonuca göre hastaların çift uyumlarının olumsuz olarak etkilendiği ve işlevselliklerinin de bozulduğu görülmektedir. Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamlarını birçok açıdan olumsuz etkilediği, hastaların işlevselliklerinin ve evlilik uyumlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaşam standartlarını, çift uyumlarını ve işlevselliklerini artırmak amacıyla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilir.
İntihar girişiminde bulunan bireylerde yaşam tutumunun ve bilişsel çarpıtmaların baş etme stillerinin yordayıcısı olarak incelenmesi
Çalışma, intihar girişiminde bulunan bireylerin yaşam tutumlarının ve bilişsel çarpıtmalarının baş etme yöntemlerine yordayıcı etkisinin olup olmadığını araştırmak amacıyla, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesine intihar girişimi nedeniyle başvuran hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan toplam 100 hasta ise örneklemi oluşturmuştur. Veriler, 'Kişisel Bilgi Formu', 'Yaşam Tutum Profili Ölçeği (YTPÖ)', 'Düşünce Özellikleri Ölçeği (DÖÖ)', 'Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ)' ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, aritmetik ortalama ve standart sapma, korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır. Hastaların YTPÖ puan ortalaması, 87.50±22.70, DÖÖ puan ortalaması 106.81±14.54 olarak saptanmış olup, hastalar en çok SBÇTÖ'nün alt boyutu olan çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım baş etme stratejilerini kullanmıştır. Hastaların bilişsel çarpıtmaları ve yaşam tutumları, stresle başa çıkma stratejilerinin anlamlı yordayıcıları olduğu belirlenmiştir (p˂0.001, p˂0.05). Sonuç olarak, intihar girişiminde bulunan hastaların oldukça yüksek düzeyde bilişsel çarpıtmaları kullandıkları, stresle baş etmede etkisiz baş etme yöntemlerinden olan çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşıma daha fazla başvurdukları ve yaşam tutumlarının olumsuz olduğu belirlenmiştir. Hastaların kullandığı bilişsel çarpıtmaların ve yaşam tutumunun stresle baş etme stratejilerini anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Hastaların tedavi sürecine etkili baş etme stratejilerini geliştirici, bilişsel çarpıtmalarını azaltıcı ve yaşama yönelik olumlu tutum geliştirmeleri için psikoterapötik hizmetlerin verilmesi katkı sağlayacaktır.
Üniversite öğrencilerinin stres düzeylerinin ve çocukluk çağı travmatik yaşantılarının madde kullanımına yönelik tutumları ile ilişkisi
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin madde kullanımına yönelik tutumları ile stres düzeyleri ve çocukluk çağı travmatik yaşantılarının ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan araştırma, 484 üniversite öğrencisi olan kişiler arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, Tanıtıcı Bilgi Formu, Sigara Bağımlılığına Yönelik Tutum Ölçeği, Alkol Bağımlılığına Yönelik Tutum Ölçeği, Uyuşturucu Madde Bağımlılığına Yönelik Tutum Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, yüzdelik, ortalama ve standart sapma, korelasyon analizi kullanılmıştır. Bu çalışmadaki öğrencilerin yaş ortalaması 19.62±2.12 olup, %65.7'sinin kız, %15.9'unun sigara içmekte, %12.8'inin alkol içmekte olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin ASÖ toplam puan ortalaması 28.07±7.66, ÇÇTÖ toplam puan ortalaması 35.64±10.87 olarak saptanmıştır. ÇÇTÖ toplam puanı ile Sigara/Alkol/Madde bağımlığına yönelik tutum ölçeklerinin alt boyutlarından sigara/alkol/maddenin avantajları alt boyutları arasında pozitif, sigara/alkol/madde kullananların profili, sigara/alkol/madde kullanmaya bakış, sigara/alkol/maddenin zararları, sigara/alkol/maddeye yönelik ahlaki ve dini bakış alt boyutu arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Öğrencilerin ASÖ toplam puanı ile sigara/alkolün avantajları alt boyutları arasında pozitif, sigara/alkol kullanmaya bakış alt boyutu arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Öğrencilerin orta düzeyde stres algıladıkları ve çocukluk çağı travmalarının ise nispeten düşük olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin algıladıkları stres düzeyi arttıkça, sigara ve alkol kullanmanın dezavantajlarına ve zararlarına ilişkin tutumları da azalmaktadır. Çocukluk çağı travmatik yaşantıları arttıkça sigara/alkol/madde kullanmanın dezavantajlarına ve zararlarına yönelik tutum azalmaktadır. Çocukluktaki kötü muamele ve mevcut algıladıkları stres gençlik döneminde sigara, alkol ve madde kullanım bozukluklarının başlangıcı için risk faktörü olarak düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Stres, Madde Kullanımına Yönelik Tutum, Çocukluk Çağı Travmaları, Üniversite Gençliği.
Multipl skleroz hastalarında posttravmatik büyümenin psikososyal uyum ile ilişkisi
Bu araştırma, Multipl Skleroz (MS) hastalarında posttravmatik büyümenin psikososyal uyum ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Bir üniversite hastanesinin Nöroloji Bölümüne tedavi amacıyla başvuran MS tanısı almış 100 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 'Tanıtıcı Bilgi Formu', hastaların psikososyal uyum durumlarını belirlemek için 'Hastalığa Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği (PAIS-SR)', travma sonrası büyüme durumlarını belirlemek için 'Travma Sonrası Gelişim Ölçeği (TSGÖ)' kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, yüzdelik, ortalama, standart sapma ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 33.41±10.74 olup %65'i kadın ve %51'i bekârdır. Hastaların ortalama hastalık süresi 6.05±5.79 yıldır, hastaların %77'sinde hastalık ataklarla ilerlemektedir ve %66'sının son bir yıl içinde en az bir atak geçirdiği saptanmıştır. Hastaların %65'i çalışmamakta, %49'u hastalık nedeniyle maddi sıkıntı yaşamakta ve %46'sı hastalık nedeniyle birisinin yardımına ihtiyaç duymaktadır. Hastaların ölçek ortalama puanları PAIS-SR ölçeği için 51.38±19.14, TSGÖ ölçeği için 3.18±0.79 olarak bulunmuştur. Hastaların psikososyal uyum düzeyi ile posttravmatik büyüme düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde; TSGÖ toplam puanı ile PAIS-SR toplam puanı arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.01). Araştırmaya katılan MS hastalarının kötü psikososyal uyuma sahip olduğu ve ortalamanın üzerinde posttravmatik büyüme yaşadıkları belirlenmiştir. Hastaların posttravmatik büyüme düzeyi arttıkça psikososyal uyum düzeyinin arttığı görülmüştür.
Ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevselliklerinin karşılaştırılması
Araştırmada farklı ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevsellik düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Karşılaştırmalı tanımlayıcı türde olan araştırma, bir araştırma hastanesinin psikiyatri polikliniklerinde ve bir Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, hastanenin psikiyatri polikliniğine gelen şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, depresyon, bipolar bozukluk, anksiyete bozuklukları, madde kullanım bozukluklarından herhangi birinin tanı ölçütlerini karşılayan her bir ruhsal bozukluk grubundan 50'şer kişi ve Obsesif Kompülsif Bozukluktan (OKB) 30 kişi olmak üzere 280 hasta ve ASM'ye başvuran herhangi bir ruhsal bozukluk tanısı almamış 50 sağlıklı birey olmak üzere toplam 330 kişiden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30), Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 35.4±9.9 olup, %60.3'ü erkek, %59.4'ü evli, %41.2'si ilkokul mezunudur. Hastaların üstbilişsel bozukluk düzeylerinin ortanın üzerinde olduğu bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen ruhsal bozukluklar arasında üstbilişsel bozukluğun en fazla depresyon hastalarında, en az şizofreni ve psikoz hastalık grubunda olduğu saptanmıştır. Gruplar arasında üstbilişsel bozukluk bakımından anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.05). Ruhsal bozukluğu olan bireylerin sosyal işlevsellik düzeylerinin ortanın altında olduğu bulunmuştur. Sosyal işlevselliğin en çok bozulduğu hastalık grubu şizofreni ve psikozla giden bozukluklar olup tıbbi tanı grupları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Hastaların üstbiliş ve sosyal işlevsellik ölçekleri toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0.363). Fakat, ölçeklerin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür (p<0.05). Psikiyatri hemşirelerinin, ruhsal bozukluğu olan bireylere üstbiliş eğitimi, üstbilişsel terapi, psikososyal beceri eğitimi, üstbiliş odaklı sosyal beceri eğitimi vb. girişimler uygulaması önerilir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Sosyal İşlevsellik, Üstbiliş
Bipolar bozuklukta yaşam kalitesi ölçeğinin (uzun form) Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliği
Bu çalışma "Bipolar Bozuklukta Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Uzun Formunun (BBYKÖ-UF)" Türkçe geçerlik ve güvenirliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Metodolojik araştırma olarak yapılan çalışmada BBYKÖ-UF'nin Türkçeye uyarlanarak dil geçerliliği değerlendirilmiş ve öneriler doğrultusunda ölçek düzenlenmiştir. Araştırmanın örneklemini Kasım 2012-Haziran 2013 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran bipolar bozukluk tanısı alan remisyon dönemindeki 100 hasta oluşturmuştur. Test-tekrar test güvenilirliği için aynı örneklem grubundan alınan 50 hastaya 7-15 gün sonra tekrar ölçek uygulanmıştır. BBYKÖ-UF'nin güvenilirliğini değerlendirmek için Cronbach α güvenirlik katsayısı, madde analizi ve test-tekrar test analizleri yapılmıştır. Çalışmada açıklayıcı faktör analizi yapılmamış olup orijinal ölçekte yer alan 12 si temel 2 si opsiyonel 14 faktörlü yapı için doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde ölçeğin alt boyutlarının uyum indeksleri yeterli bulunmuş olup her bir alt boyut ayrı ayrı kullanılabilir düzeydedir. Ölçeğin toplam Cronbach α (0.925) ve 14 alt boyutun Cronbach α güvenilirlik katsayısı incelenmiştir. Ölçeğin madde toplam madde korelasyon puanları güvenilir aralıktadır. Test-tekrar test korelasyon değeri ise istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.001). Analizler sonucunda 56 maddeden oluşan ölçekten herhangi bir madde çıkarılmamıştır. Sonuç olarak ölçeğin geçerlilik ve güvenilirliği oldukça yüksek ve Türk toplumunda bipolar bozuklukta yaşam kalitesi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla kullanılabilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlilik, güvenilirlik, yaşam kalitesi, bipolar bozukluk
Gaziantep AMATEM'de bağımlılık tedavisi gören hastaların ilk yatışı ile taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması
AMATEM biriminde yatarak tedavi gören hastaların kliniğe ilk kabullerinde ve taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Ahmet Şireci AMATEM Kliniğine tedavi için başvuran DSM-5'e göre madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştımanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 173 hasta ise çalışma kapsamına alınmıştır. Veriler, hastaların ilk AMATEM'e yatışlarında ve taburculukları sırasında iki aşamada, yüzyüze görüşülerek, Tanıtıcı Bilgi Formu, Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA), Madde Kullanımı İle İlgili İnançlar Ölçeği (MKİÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerinin değerlendirilmesinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, korelasyon analizi ve t-testi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalamaları 28.19±7.38'dir. Hastaların daha önce yatarak tedavi görme sayısı en fazla 14 kez olup ortalama 2.66±2.67, yatarak tedavi sonrası temiz kalma süresi en az 1 ay, en fazla 60 ay olup ortalama 7.02±10.81 ay olarak belirlenmiştir. Hastaların %42.8'inin daha önce yatarak tedavi gördüğü, %86.1'inin kendi kendine maddeyi bırakma denemesi olduğu saptanmıştır. Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki TMA toplam puan ortalamasının ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Hastaların TMA alt ölçeklerinden içsel motivasyon ve tedaviye güven alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları son değerlendirmede ilk değerlendirmeye göre daha yüksek olup aradaki fark anlamlıdır (p<0.05), dışsal motivasyon ve kişilerarası yardım arama alt boyutlarında ise fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki MKİÖ toplam puan ortalaması ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha düşüktür (p<0.05). Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğu olan hastaların yatarak tedavilerinin sonunda, tedavi motivasyonlarının özellikle içsel motivasyon ve tedaviye olan güvenin arttığı ve madde kullanımına ilişkin olumsuz inançların azaldığı bulunmuştur.
Maryland ciddi ruhsal hastalığı olan bireylerin iyileşmelerini değerlendirme ölçeğinin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliği
Bu çalışma ''Maryland ciddi ruhsal hastalığı olan bireylerin iyileşmelerini değerlendirme ölçeği (MİDÖ)"nin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Metodolojik araştırma türüne uygun olarak planlanıp gerçekleştirilen araştırmada MİDÖ Türkçe'ye uyarlanarak dil geçerliliği değerlendirilmiş ve gerekli düzenlemelerle ölçeğe son hali verilmiştir. Ölçek Kasım 2012- Haziran 2013 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi Psikiyatri polikliniğine başvuran ciddi ruhsal hastalıklardan (şizofreni, şizoaffektif bozukluk, iki uçlu bozukluk ve majör depresyon) herhangi birinin tanısını almış ve tedavi için başvuran 157 hastaya uygulanmıştır. Test-tekrar test güvenilirliği için aynı örneklem grubundan alınan 68 hastaya 7-15 gün sonra tekrar ölçek uygulanmıştır. Ölçeğin dil geçerliliği için uzman görüşlerine başvurulmuş, yapı geçerliliği için faktör analizi yapılmıştır. MİDÖ' nün güvenilirliğini değerlendirmek için Cronbach α güvenirlik katsayısı, madde analizi ve test-tekrar test analizleri yapılmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin tek faktörlü bir yapı gösterdiği; Cronbach α güvenilirlik katsayısının 0.874 ve madde toplam madde korelasyon katsayıları sadece bir maddenin dışında 0.30'un üzerinde bir değer almıştır. Test-tekrar test korelasyon değeri ise 0.989 olup, istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.001). Sonuç olarak ölçeğin geçerlilik ve güvenilirliği oldukça yüksek ve Türk toplumunda ciddi ruhsal hastalığı olan bireylerin iyileşme düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla kullanılabilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlilik, güvenilirlik, iyileşme, ruhsal hastalık
Meme kanseri tanısı almış hastaların teşhisten önce stresli yaşam olaylarıyla karşılaşma durumları ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin belirlenmesi
Araştırma meme kanseri hastalarının teşhisten önce stresli yaşam olaylarını saptamak ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Çukurova Üniversitesi Hastanesi'nde Şubat 2012- Haziran 2013 tarihleri arasında, meme kanseri tanısı almış 201 hasta ile yürütülmüştür. Veriler, 'Kişisel Bilgi Formu', 'Stresli Yaşam Olayları Formu' ve 'Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği' ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma, Independent t-testi ve Mann-Whitney U Testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların %97'si kadın olup yaş ortalaması 49.4±10.6'dır. Hastalara teşhisten önce yaşadıkları stresli yaşam olayları sorulduğunda, tamamına yakını ağır bir hastalık geçirdiğini, %70.1'i parasal sorunlar yaşadığını, %64.2'si deprem yaşadığını, %57.7'si aileden birini kaybettiğini, %54.2'si bir yakınının ağır bir hastalık geçirdiğini, %51.2'si eşinin işsiz kaldığını, %42.8'i evlilikte karşı cinsle ilişkilerinde uyuşmazlıklar yaşadığını söylemiştir. Hastaların %30.8'inin kürtaj olması, %29.9'unun sözel olarak şiddete maruz kalması, %22.4'ünün cinsel sorunlar yaşaması ve %20.4'ünün de dayak yediğini söylemesi oranları azımsanmayacak diğer stresli yaşam olaylarındandır. Hastalara uygulanan psikolojik dayanıklılık ölçeğinin toplam puan ortalaması 123.68±17.45 olarak bulunmuş ve ölçeğin alt boyutlarından sosyal yeterlilik boyutu en yüksek, gelecek algısı boyutunun da en düşük olduğu saptanmıştır. Hastalardan, stresli yaşam olayları bildirmeyenlerin, hastalığının sorumluluklarını yapmasına engel olmadığını söyleyenlerin, iyileşmek ve eski yaşantısına dönmek istediğini belirtenlerin, destek kaynakları bulunanların ve intihar düşüncesi olmayanların psikolojik dayanıklılıkları yüksek bulunmuştur (p<0.05). Psikolojik dayanıklılığın yaşanan stresli yaşam olaylarıyla baş etmede önemli bir rolü olduğu, stresin de kanser gibi yaşamı tehdit eden bir hastalığın oluşumunda ve ilerlemesinde olumsuz etkilerinin olduğu bilinmektedir buna göre stresle baş etme ve psikolojik dayanıklılığı arttırıcı eğitimler önerilir. Anahtar kelimeler: Meme kanseri, stresli yaşam olayları, psikolojik dayanıklılık