Doç. Dr. İbrahim Şahin danışmanlığındaki tezler

13 tez · İnönü University, Düzce University, Aksaray University

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hipertiroidili hastalarda tedavinin beyin natriüretik peptid düzeyine etkisi

7. ÖZETHİPERTİROİDİLİ HASTALARDA TEDAVİNİN BNP DÜZEYİNE ETKİSİGiriş ve Amaç: Hipertirodinin çeşitli organ ve sistemleri etkilemesi sonucu,değişik bulgu ve belirtilere neden olduğu gösterilmiştir. Tiroid hormonlarının kardiyakdisfonksiyonlardan bağımsız olarak BNP düzeyini de etkileyebileceğidüşünüldüğünden, kardiyak problemi ve herhangi bir sistemik hastalığı olmayanhipertiroidili hastalarda BNP düzeyini ve tedavinin BNP düzeyine etkisinideğerlendirmeyi planladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 29 hipertiroidili ve 30 sağlıklı olgu dahil edildi.Hastalarda total T3, total T4, serbest T3, serbest T4, TSH, anti TPOAb, Anti TgAb veBNP düzeylerine tedavi öncesinde ve ötiroid olduktan sonra bakıldı.Bulgular: Hipertiroidili hastalarının tedavi öncesi BNP düzeyleri kontrolgrubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Hastaların tedaviöncesi ve ötiroid olduktan sonraki BNP düzeyleri arasında anlamlı ilişki saptanmıştır(P<0.05). TT3 ve Anti TPOAb ile BNP arasında pozitif bir korrelasyon gözlenmiştir(P<0.05). BNP ile TSH arasında ise tedavi öncesi ve sonrası anlamlı bir korrelasyonsaptanmamıştır (P>0.05). Ayrıca hastalarda Anti TgAb, ST3, ST4 ve TT4'de tedaviöncesi pozitif bir korrelasyon gözlenmiş (P<0.05) olup tedavi sonrası ise korrelasyontespit edilmemiştir (P>0.05).Sonuç: Hipertiroidili hastalarda BNP düzeyi artmıştır. Antitiroid tedavi BNPdüzeyini anlamlı olarak düşürmektedir. Hastalar kalp hastalığı ve herhangi bir sistemikhastalığı olmayan kişilerden seçildiği için; bulgular BNP düzeyindeki azalmanınkardiyak fonksiyonlardaki düzelmeden çok tiroid hormon düzeylerindeki azalmadankaynaklandığını düşünmekteyiz. Çalışmamız BNP düzeyini değerlendirirken tiroidhormon düzeyinin göz önüne alınması gerektiğini ortaya koymuştur.Anahtar Kelimeler: Hipertiroidi, BNP50

Zühal Karaca
İnönü University
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapay sinir ağlarının otomatik olarak FPGA çipine uygulanması için denetleyici tasarım aracı

Yapay Sinir Ağları (YSA)'lar insan beyninin ufak bir kopyası gibidirler ve çok değişik alanlarda etkili bir şekilde kullanılmaktadırlar. Yazılımsal olarak gerçeklenen YSA'ların istenen performansı vermediği durumlarda donanımsal YSA uygulamaları tercih edilmektedir. YSA'lar gerçek performanslarını ancak paralel çalışan mimariler üzerinde gösterebilen sistemlerdir. FPGA'lar (Field Programable Gate Array-Sahada Programlanabilir Kapı Dizileri) ise özellikle paralel işlem gerektiren uygulamalarda yaygın olarak kullanılan donanım elemanlarıdır. Bu durum YSA'ların FPGA çiplerine uygulanmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Fakat YSA'ların FPGA çiplerine uygulanması uzun zaman alan ve uzman gereksinimine ihtiyaç duyan bir süreçtir. Ayrıca uygulama aşamasında oluşabilecek yazılımsal hatalar, hata düzenleme (debug) aşamasını gerektirmektedir. Bu çalışmada YSA'ların otomatik olarak FPGA çipine uygulanması için bir denetleyici tasarım aracı olan ANNCONT (Artificial Neural Network Controller) ve var olan YSA veri yolu ile birleştirerek YSA sistemini oluşturan ANNSYS (Artificial Neural Network System) geliştirilmiştir. Burada amaç; YSA'ların FPGA'lara uygulanmasını otomatikleştirerek tasarım ve uygulama süresini kısaltmak, debug aşamasını ve uzman gereksinimini ortadan kaldırmaktır. Geliştirdiğimiz tasarım aracı için iki adet örnek test durumu oluşturulmuştur. ANNCONT ve ANNSYS örnek test durumları üzerinde çalıştırılarak saniyeler içinde YSA sistemleri için VHDL (Very High Speed Integrated Circuit HDL (Hardware Description Language) (Çok Yüksek Hızlı Entegre Devre Donanım Tanımlama Dili)) kodu üretilmiştir. Otomatik olarak üretilen VHDL kodları Xilinx in ISE aracında denenerek ANNCONT ve ANNSYS'in etkinliği ve doğruluğu ispatlanmıştır.

Günay Temür
Düzce University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yakın alan iletişimi (NFC) ile kampüs öğrenci otomasyonu

NFC (near field communication-(NFC), yakın alan iletişimi) kartları günümüzde hızlı ödeme, geçiş kontrolü, stok kontrolü gibi birçok alanda kullanılmaktadır. Bu kartlarının kullanılabileceği bir diğer alan ise kampüs otomasyonudur. Özellikle öğrenci sayısının çok olduğu üniversite kampüslerinde, giriş çıkışların kontrolü, öğrenci ders yoklamalarının alınması, kütüphaneden ödünç verilen kitapların takibi, yemekhanede ödeme işlemleri, öğrencilere verilecek bir NFC kartı ile hızlı ve güvenli bir şekilde daha az personel ile yapılabilir. Bu amaçlar doğrultusunda bu tez çalışmasında, NFC özellikli mobil cihazları veya MiFare (temassız) kartlarını kullanarak bir kampüs öğrenci otomasyon sistemi geliştirilmiştir. Geliştirilen sistem ile kampüs giriş çıkışlarının daha hızlı ve güvenli bir şekilde yapılması, kütüphaneden alınan kitapların takibinin yapılması, ders devam takibi, yemekhane ve kafeteryalarda ücret ödemelerinin para kullanmadan kişinin hesabındaki bakiyeden hızlı ve güvenli bir şekilde yapılması amaçlanmaktadır. Düşük maliyetle geliştirilen bu sistem sayesinde kampüs içi işleyişin daha hızlı ve verimli hale geleceği, işlemlerin daha güvenli bir şekilde yapılabileceği ve personel ihtiyacının asgari düzeye indirilebileceği düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Akıllı kartlar, Kampüs otomasyonu, Mobil cihazlar, NFC, Ödeme sistemi.

Yılmaz Yolcu
Düzce University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ankara Çankaya ilçesinde bir ilköğretim okulunda okuyan 9-10 yaş çocukların temel motorik özelliklerinin ölçülmesi

ÖZET Bu çalışmanın amacı; Çankaya ilçesinde bir ilköğretim okulundaki 9-10 yaş grubu çocukların motor gelişim seviyelerinin incelenmesidir. Araştırmaya Çankaya İlçesi, TSK Mehmetçik Vakfı Hafize İhsan Payaza İlkokulu'ndan 93 (42 kız-51 erkek) öğrenci gönüllü denek olarak katılmıştır. Deney grubunda bulunan çocuklar Büyük Kas Motor Gelişim Testinin (BKMGT-2) alt testleri olan yer değiştirme becerisi ve nesne kontrol becerisi testlerinden geçirilmiştir. Ölçümler sırasında; nesne kontrol becerileri (top sektirme, topu tutma, topa ayakla vurma, top atma, topu yuvarlama, nesne ile sabit topa vurma) ve yer değiştirme becerileri (koşu, galop, tek ayak sıçrama, koşarak engelden atlama, uzun atlama, kayma), her bir çocuğa iki kez yaptırılarak ve denemelerin ikisi de puanlanmıştır. Her becerinin içerdiği her madde için, çocuk hareketi doğru yaparsa 1 puan, doğru yapamaz ise 0 puan verilmiştir. Denemenin her birinin puanlanmasının sonucunda, her madde için toplam puana ulaşılmıştır. Madde toplam puanları toplanarak her bir becerinin puanları hesaplanmış ve o beceriye ait başarı durumu belirlenmiştir. Bu araştırma sonuçları ile Psikomotor gelişim evrelerinin üçüncü evresi olan temel hareketler dönemini tamamlayıp, son evre Sportif Hareketler Dönemi 7-10 yaş özel hareketler beceri evresinde bulunan çocukların, temel motorik özelliklerinin belirlenmesi, uygun spor branşlarına yönlendirilmelerinde katkı sağlayacaktır. Bilimsel çalışmalarda yaygın olarak kullanılan TGMD II testinin Türk çocuklar için uyarlanmış olan Büyük Kas Motor Gelişim Testi (BKMGT-2) uygulanarak bir yandan Türk çocukları için normların oluşmasında katkı sağlanırken, diğer yandan çocuklar arasında antropometrik özelliklere ve diğer değişkenlere bağlı olarak temel motorik özelliklerin gelişmesi gözlenebilecektir.

AntrenmanBeden eğitimiMotor gelişim+7
Mustafa Gürker Tepe
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye voleybol 1. 2. liglerinde oynayan voleybolcuların doping bilgi seviyeve eğilimlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı Türkiye birinci ve ikinci liglerinde oynayan kadın ve erkek voleybolcuların doping bilgi seviye ve eğilimlerinin değerlendirilmesidir. Çalışmanın örneklemi ise Türkiye voleybol Federasyonunun 2017–2018 sezonunda mücadele eden Efeler ligi 12 takım ve sultanlar ligi 12 takım 144 sporcu ile 1. Lig Erkek –Kadın A ve B grubunda bulunan 56 takımda mücadele eden 672 sporcudan rasgele seçilmiş 173 sporcudan oluşmaktadır Bu amaç doğrultusunda veri toplama aracı olarak anket uzman görüşleri alınarak hazırlanmıştır. Anket 30 kişilik bir voleybolcu grubuna uygulanmış, doldurulan anketlere göre sorulardaki eksiklikler giderilerek yeniden düzenlenmiş ve anketin geçerlik-güvenirlik çalışması yapılmış, Cronbach's Alpha kat sayısı 0.743 ve madde sayısı 17'di olarak bulunmuştur. Çalışma için ilgili literatür taranarak, tarihi süreç içerisinde dopingin gelişimi incelenmiş, bazı sayısal verilerle desteklenmiştir. Seçilen 173 voleybol oyuncusu arasından, %53,8'i"erkek"(N=93), %46,2'si (N=80)"bayan"85'i üniversite mezunu, 81' i 1.liğ 92' si 2.liğ oyuncusudur. Sporculara diüretikler ve peptit hormonları ile ilgili bilgi düzeyi açısından yöneltilen sorularda kadın ve erkek voleybolcular arasında anlamlı bir farklılığın olduğu (p<0.05); stimülanlar, anabolik androjenik steroidler, narkotik analjezikler ve genel doping bilgi düzeyi açısından sorulan sorularda ise ise kadın ve erkek voleybolcular arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmektedir (p>0.05). Sporcuların Oynadıkları Lige Göre Doping Bilgi Düzeylerinin dağılımına bakıldığında. stimülanlar ile ilgili bilgi düzeyi açısından 1.ligde oynayan voleybolcular lehine anlamlı bir farklılığın olduğu görülmekteyken (p<0.05); anabolik androjenik steroidler, beta blokerler ve genel doping bilgi düzeyi açısından ise 2. ligde oynayan voleybolcular lehine anlamlı bir farklılığın olduğu görülmektedir. Sporcuların oynadıkları pozisyona göre stimülanlara ilişkin bilgi düzeyi açısından liberolar ile pasörler, smaçörler ve orta oyuncular arasında anlamlı bir farklılığın olduğu görülmektedir (p<0.05). Doping bilgi düzeyine ilişkin ortalama değerler incelendiğinde stimülanlar ile ilgili en düşük bilgi düzeyine liberoların sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca anabolik androjenik steroidlere ilişkin bilgi düzeyi açısından smaçörler ve liberolar arasında liberolar lehine; beta blokerlere ilişkin bilgi düzeyi açısından ise pasörler ve liberolar arasında yine liberolar lehine anlamlı bir farklılığın olduğu anlaşılmaktadır (p<0.05). Araştırma sonuçlarına göre; voleybolcuların oynadıkları pozisyona göre oyuncuların doping bilgi düzeyi açısından liberolar ile pasörler, smaçörler ve orta oyuncular arasında anlamlı bir farklılığın olduğu görülmektedir (p<0.05). Doping bilgi düzeyine ilişkin ortalama değerler incelendiğinde en düşük bilgi düzeyine liberoların sahip olduğu görülmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi maç içerisinde daha aktif pozisyonda olan sporcuların doping bilgilerinin anlamlı oranda olması başarı için doping kullanabilirim ile eş değer olmaktadır.

DopingSporda dopingVoleybol+1
Cüneyt Şensoy
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

15-17 yaş arası judo sporcularında kısa süreli kilo kaybının bazı motorik özelliklere etkisi

Bu çalışmanın amacı judo sporcularının kilo düşerken kullandıkları yöntemleri ve kısa süreli kilo kaybı sonucunda motorik özelliklerinde ne tür değişiklikler meydana geldiğini belirlemektir. Araştırma Aksaray ilinden seçilen yaşları 15-17 arası olan 12 erkek, 13 kız toplam 25 judocu ile gerçekleştirilmiştir. Sporcuların kilo düşme yöntemlerini belirlemek amacıyla anket, hızlı kilo düşmenin etkilerini belirlemek amacıyla motorik testler yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kurt ve Sağıroğlu tarafından (2015) geliştirilen ''Sıklet Sporcularında Hızlı Kilo Verme Davranışlarını Değerlendirme Anketi'' uygulanmıştır. Daha sonra sporculardan kilo düşme yöntemi kendilerine bırakılarak 15 gün içinde müsabaka sıkletlerine düşmeleri istenmiş ve sonrasında motorik testler yapılmıştır. Testler üç aşamada gerçekleşmiş olup birinci aşama kilo kaybı öncesi, ikinci aşama kilo kaybı sonrası ve üçüncü aşama 15 saatlik toparlanma sonrasıdır. Toplanan veriler kişisel bilgisayarda SPSS (versiyon 20) paket programına girilerek tanımlayıcı istatistik ve ortalamalar arasındaki farka ilişkin karşılaştırmalar yapılmış, grubun farklı zamanlardaki ölçümleri Paired Sample T testi ile karşılaştırılmıştır. Bütün istatistiksel yöntemler için anlamlılık düzeyi 0,05 olarak kabul edilmiştir. Sporcuların en çok tercih ettiği yöntemler sırasıyla; aç kalmak ve naylon sauna eşofman giymek, öğün atlamak, ısısı arttırılmış salonda antrenman, ısısı arttırılmış salonda antrenman yapmak, sıvı kısıtlaması ve fazla, şiddetli antrenman yapmak, saunaya girmek, yağ yakıcı kullanmak, tek tip beslenme ve müshil kullanmak olduğu görülmüştür. Sporcular kilo düşme sürecinde en çok aşırı yorgunluk, aşırı açlık ve aşırı susuzluktan, antrenmana karşı isteksizlik, fiziksel performansta azalma, ruhsal durumda değişiklik, uykusuzluk, algılama güçlüğü ve dikkat azalmasından yakınmaktadır. Sporcuların pençe kuvveti, durarak uzun atlama, sağlık topu fırlatma, sırt ve bacak kuvveti, anaerobik koşu, işitsel reaksiyon ve mekik koşusu ölçüm sonuçlarını kendi aralarında ölçüm zamanlarına göre karşılaştırdığımızda istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Esneklik, sürat koşusu ve görsel reaksiyon ölçümleri karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak; bu çalışmada judocularda kısa sürede kilo kaybı yaşadığında performanslarının genel olarak olumsuz yönde etkilendiği ortaya çıkmıştır.

Büşra Özdek
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

8 haftalık core antrenmanlarının genç erkek güreşçilerde fiziksel parametrelere etkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, 15- 17 yaş arası genç erkek güreşçilere uygulanan 8 haftalık core antrenmanlarının belirli fiziksel parametrelere etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma evrenini Kızılcahamam Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü'nde güreş sporuyla uğraşan 15-17 yaş arasındaki erkek güreşçiler oluşturmaktadır. Çalışma grubu ise sporcuların antrenörleri tarafından belirlenen 10 kişi statik ve 10 kişi dinamik core grubu olmak üzere 20 kişiden oluşmaktadır. Araştırma öncesi çalışma grubunun 5m, 10m, 20m koşu, 10x5 m shuttle run, dikey sıçrama, durarak uzun atlama, tek ayak 3 adım atlama, otur uzan eriş ve Y Balance denge ön test verileri alınmıştır. 8 haftalık core antrenman programı uygulandıktan sonra son test sonuçları alınıp karşılaştırmalar yapılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 programı ile analiz edilerek anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; 5m, 10m, 20 m koşu, dikey sıçrama, tek ayak üç adım atlama, Y Balance, 10x5 m shutle run, durarak uzun atlama ve otur uzan eriş testleri sonucunda istatistiksel fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak; 15-17 yaş arası genç erkek güreşçilere uygulanan statik ve dinamik core antrenmanlarının 5m,10m,20m sprint, 10x5 m shutle run, dikey sıçrama, durarak uzun atlama, tek ayak 3 adım atlama, otur uzan eriş ve Y Balance denge parametreleri üzerine olumlu etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Fiziksel parametrelerGüreşGüreşçiler+3
Şerif Arslan
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hentbolcularda sporcu kimliğinin oluşmasında antrenör-sporcu ilişkisinin etkisinin incelenmesi

Bu araştırmada sporcu kimliği ile antrenör-sporcu ilişkisi kavramlarının çeşitli değişkenler ışığında ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya çeşitli Türkiye hentbol profesyonel liglerinde oynayan 204 kadın 196 erkek toplamda 400 profesyonel hentbol sporcusu gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmanın yöntem bölümünde ise sporcuların demografik bilgilerini belirlemek amacıyla kişisel bilgi formu ve sporcu kimliği ve antrenör-sporcu ilişkisi ölçekleri uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26 istatistik programı kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre Sporcu kimliği ölçeği ve alt boyutları ile sporcu antrenör ilişkisi ölçeği ve alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0.05). Cinsiyet değişkeni incelendiğinde, s erkek sporcuların sosyal kimlik, sporla sınırlanmışlık alt boyutlar ve sporcu kimliği ölçeği genel ortalamasında kadın sporculara göre daha yüksek puanlar elde ettiği tespit edilmiştir (p<0.05). Yaş değişkeni incelendiğinde, sporla sınırlanmışlık, olumsuz duyuşsallık sporcu kimliğine ait alt boyutlarında ve uyumlu çalışma karşılıklı anlayış ve ortak hedef doğrultusunda iletişim sağlayabilme, yakınlık ve güven duygusu alt boyutları ve antrenör sporcu ilişkisi ölçeği genel ortalamada anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Eğitim değişkeni incelendiğinde, sporla sınırlanmışlık, olumsuz duyuşsallık sporcu kimliği alt boyutları ile uyumlu çalışma karşılıklı anlayış ve ortak hedef doğrultusunda iletişim sağlayabilme, yakınlık ve güven duygusu alt boyutları ve antrenör sporcu ilişkisi ölçeği genel ortalamada anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Medeni durum değişkeni incelendiğinde, olumsuz duyuşsallık sporcu kimliği alt boyutu ile yakınlık ve güven duygusu antrenör ve sporcu ilişkisi alt boyutunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görülmüştür (p<0.05). Sporla ilgilenme süresi incelendiğinde ise, sosyal kimlik, sporla sınırlanmışlık alt boyutları ve sporcu kimliği genel ortalama ile antrenör sporcu kimliği ölçeği alt boyutlarından yakınlık ve güven duygusu alt boyutunda anlamlı fark olduğu görülmüştür (p<0.05). Spor yapma amacı incelendiğinde, sporcu kimliği genel ortalama ve tüm alt boyutları ile antrenör sporcu ilişkisi genel ortalama ile tüm alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmanın sonuçlarına göre sporcu kimliği sosyal bir rol veya mesleki benlik algısını ifade etmektedir. Antrenör, aile ve arkadaş çevresi, bireyin kendisini sporcu olarak nitelendirmesinde etkin rol oynamaktadır

AntrenörHentbolHentbol oyuncuları+4
Süleyman Arıbaş
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serbest ve grekoromen stil erkek güreşçilerin duygusal yeme davranışları ve duygusal iştahlarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı serbest ve grekoromen stil erkek güreşçilerin duygusal yeme davranışları ve duygusal iştahları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmaya serbest ve grekoromen stilde 2020/2021 sezonunda güreşen müsabık erkek güreşçiler oluşturmaktadır. Araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve Nolan ve arkadaşları (2010) tarafından geliştirilen, Demirel ve arkadaşları (2014) tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılan "Duygusal İştah Anketi" ve Doğan ve arkadaşları (2011) tarafından geliştirilen "Duygusal Yeme Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS 26 istatistik programı ile yapılmıştır. Sporcuların ikamet, eğitim, öğün, medeni durum, düzenli kahvaltı yapma ve ek takviye alma değişkenleri duygusal yeme ve duygusal iştah ölçeklerinde istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p>0.05). Duygusal iştah negatif durum ile gerginlik durumlarında yeme ve olumsuz duygularla başa çıkabilmek için yeme arasında pozitif yönde bir ilişki vardır. Duygusal iştah pozitif durum ile kendini kontrol edebilme ve uyaran karşısında kontrol alt boyutlarında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Duygusal iştah pozitif duygu ile gerginlik durumlarında yeme ve uyaran karşısında kontrol alt boyutlarında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Duygusal iştah negatif duygu ile gerginlik durumlarında yeme, olumsuz duygularla başa çıkabilmek için yeme, kendini kontrol edebilme ve uyaran karşısında kontrol arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre sporcuların duygusal yeme ve duygusal iştahları herhangi bir değişkene göre değişmemektedir. Anahtar Kelimeler: Duygu, iştah, duygusal yeme davranışı, beslenme, güreş

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme bozuklukları+6
Kezban Karabacak
Aksaray University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kötü glisemik kontrolü olan tip 2 diyabetes mellitus hastalarında mikrovasküler komplikasyonlar ile karotis intima-media kalınlığı ve endotel fonksiyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç. Tip 2 diyabetes mellitus (T2DM) hastalarında, mikrovasküler komplikasyonlar ile endotel fonksiyonları arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda çelişkili sonuçlar mevcuttur. Bizim amacımız, kötü glisemik kontrol nedeniyle insülin başlanma aşamasında olan T2DM hastalarında, mikrovasküler komplikasyonlar ile karotis intima-media kalınlığı (KİMK) ve akıma bağlı dilatasyon (flow mediated dilatation-FMD) ile değerlendirilen endotel fonksiyonları arasındaki ilişkiyi incelemekti.Materyal ve Metot. Çalışmaya ortalama yaşı 57.2 ? 10.8 olan 40 T2DM hastası ve ortalama yaşı 54.1±9.6 olan 25 sağlıklı kontrol alındı. Tüm hastalarda yüksek rezolüsyonlu ultrasonografi kullanılarak, FMD ve KİMK ölçüldü. Hastalar mikrovasküler komplikasyonlar açısından değerlendirildi, klinik ve demografik özellikleri kaydedildi.Bulgular. Diyabetik hastalarda ortalama hastalık süresi 89.9±90.9 (0-360) ay ve ortalama HbA1c düzeyi 10.12±1.2 saptandı. Hastaların %27.5'inde retinopati, %57.5'inde nöropati, %60'ında mikroalbuminüri ve %40'ında makroalbüminüri saptandı. KİMK, diyabetik hastalarda kontrollere göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Diyabetik grupta FMD yüzdelik değeri anlamlı olarak daha düşük saptandı. Diyabetik hastalarda yapılan korelasyon analizinde, komplikasyon sıklığının FMD ile negatif olarak ve KİMK, diyabetin süresi ve yaş ile pozitif olarak korele olduğu saptandı.Sonuç. Biz çalışmamızda, insülin kullanma aşamasına gelmiş T2DM hastalarında endotel fonksiyonlarında bozulma ve KİMK'de artma saptadık ve bu parametrelerle mikrovasküler komplikasyonlar arasında anlamlı ilişki bulduk. Bu bulgu da, diyabetik mikroanjiyopati ve makroanjiyopatinin birbirleri ile bağlantılı ve paralel işleyen süreçler olduğunu desteklemektedir.Anahtar Kelimeler: Tip 2 diyabetes mellitus, endotelyal disfonksiyon, karotis intima-media kalınlığı

Diabetes mellitusEndotelyumKarotis arterleri
Murat Yağmur
İnönü University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endokrinoloji bölümünde takip edilen diyabetik hastaların kan şekeri regülasyonu, diyabet komplikasyonları ve uygulanan tedavi yöntemleri açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Diyabet Polikliniği'mizde takip edilen diyabetli hastalarının eğitim düzeyi, yaş, cinsiyet, diyabetin tipi, kullandığı ilaçlar, eşlik eden hastalıklar, gelişen komplikasyonlar ve glisemik kontrol düzeyi ve tedavi modalitelerinin etkinliklerini belirlemekti. Ayrıca DM açısından yöremize ait demografik bilgileri oluşturması amaçlandı. Elde edilecek verileri kullanarak hastaların eğitim, takip ve tedavi önceliklerini yeniden belirlenmesi ve düzenlenmesini planladık.Materyal ve Metot: Çalışmamızda 2007- 2008 yılları arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Diyabet Polikliniği'nde tedavi edilen 400 hastanın tibbi dosyalarının retospektif olarak incelendi. Araştırmada veriler Tıp Merkezimiz Tıp Fakültesi Otomasyon Sistemi(Corttex) ve yatan hasta Diyabet Takip Formlarından toplandıBulgular:1-Hastaların büyük çoğunluğunu Tip 2 diyabetli hastalar (%89) oluşturmaktaydı. Hastaların % 54.5'i kadın, % 45.5'i erkek idi. % 61.3'ü ilkokul ve altında bir eğitim düzeyine sahipti ve yarısından fazlası(%51) ev hanımıydı.2- Diyabetin süresiyle komplikasyonlar arasında anlamlı bir ilişki vardı3- Hastaların % 50.8'i oral antidiyabetik, % 39.6'sı insülin kullanıyordu. İnsülin kullanan hastaların yarısından fazlası(% 52.2) günde 2 doz insülin kullanıyordu4- Hem BMI hemde kilo Tip 1 DM'e göre Tip 2 DM'ta daha yüksek idi. Tip 2 DM'ta BMI ortalama 29.3 kg/m2, kilo ise ortalama 78.7 kg bulundu5- Hem sistolik hemde diastolik basınç Tip 1 DM'e göre Tip 2 DM'te daha yüksek idi. Tip 2 DM'ta sistolik basınç ortalama 129.7 mmHg ve diastolik basınç ortalama 81.7 mmHg bulundu.Sonuç: Diyabet, toplumda sık rastlanan, ömür boyu süren, kronik bir hastalıktır. Erken dönemde teşhis ve tedavisi çok önemlidir. Diyabette asıl amaç hastanın yaşam kalitesini yükseltmek, gelişebilecek komplikasyonları önlemek ve geciktirmektir. Bu amacı gerçekleştirmek için ilgili sağlık ekibinin; hekim, hemşire, diyetisyen ve gerekirse fizyoterapist ve psikoterapistin uyum içinde çalışması gerekir. Diyabet tedavisinde başarılı olmak için geliştirilen yeni ilaçlar ve ve teknolojik gelişmelerin yanı sıra hedef popülasyonun tanınması klinik, demografik özelliklerinin belirlenmesi, eğitim ve tedavi yaklaşımlarının bu verilere göre düzenlenmesi gerekir.

Cinsel kimlikDemografiDiabetes mellitus+5
Mehmet Salih Sezgin
İnönü University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obezite tedavisi oksidatif stresi düzeltmede ne kadar etkili? İlaçlar arasında fark var mı?

Giriş ve Amaç: Obezite; neden olduğu pek çok komplikasyon nedeniyle hem yaşam süresini kısaltır hem de kalitesini azaltır. Mortaliteyi artıran en önemli komplikasyonlar kardiyovasküler sistem ile ilgili olanlardır. Son zamanlarda lipid peroksidasyonu sonucu oluşan oksidatif stres kardiyo-vasküler bir risk olarak kabul edilmektedir.Çalışmamızda kilo kaybı ile lipid profili, insülin direnci, peroksidasyon ürünü malondialdehit(MDA-oksidan) ve aterosklerozda koruyucu rol üstlendiği bildirilen Paraoksonaz-1(PON1-antioksidan) düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmayı ve böylece oksidatif stresdeki değişimi belirlemeyi amaçladık.Materyal ve Metot:2005 yılı Ağustos ayı ile 2008 Şubat ayı arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğine obezite nedeniyle başvuran hastalar çalışma için ön değerlendirmeye alındı. Çalışmaya toplam 103 hasta (14'ü erkek, 89'u kadın) alındı. Karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri anormal olan hastalar çalışmaya alınmadı. Hastalar uygun diyetle beraber 2 gruba ayrıldı. Orlistat 3x120 mgr ve sibutramin 1x15 mgr verildi. 3. ay kontrolleri değerlendirildi.Bulgular: Orlistat ve sibutramin ilaç tedavisi alan hastaların başlangıç ve 3. ay kontrollerindeki kilo, BKİ, bel, kalça değerlerinde anlamlı değişiklikler tespit edildi. İlave olarak sistolik- diastolik basınç, lipid düzeyleri, insülin direnci üzerindeki anlamlı düzelmeler tespit edildi. Oksidan (MDA) düzeyinde azalma ve Antioksidan(PON) düzeylerinde artış her iki ilaç ta da benzer ve anlamlı idi.Sonuç: Antiobezite tedavisi ile sağlanan kilo kaybı; kullanılan ilaçlardan bağımsız olarak peroksidasyon ürünü MDA(oksidan) azaltıp ve paraoksonaz-1(antioksidan) düzeylerini artırarak oksidatif stresi azaltmaktadır.

MalondialdehitObeziteOksidatif stres+3
Lezan Keskin
İnönü University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Primer osteoporoz ve osteopenili hastalarda kemik mineral yoğunluğu ile ghrelin hormonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız, primer osteoporoz ve osteopenili kadın hastalarda DXA yöntemi kullanılarak elde edilen kemik mineral yoğunluğu değerleri ile ghrelin hormon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve ghrelin hormon düzeylerinin osteoporoz ve osteopeni etyolojisine olası katkısını değerlendirmekti.Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne başvuran 20 primer osteoporoz (yaş ortalaması 50.45±8.75 yıl) ve 20 osteopeni (yaş ortalaması 50.85±11.21 yıl) tanısı olan yaş ortalaması 50.65±9.93 yıl olarak hesaplanan toplam 40 kadın hasta çalışma grubu, ve yaş ortalaması 48.40±9.81 yıl olan 20 sağlıklı kadın, kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışma grubu ayrıca primer osteoporoz alt grubu ve osteopeni alt grubu olarak sınıflandırıldı. Tüm hastaların DXA yöntemi kullanarak kemik mineral yoğunluğu ölçüldü. ELISA yöntemiyle N-oktanoilli Açil Ghrelin düzeyleri çalışıldı. Hastaların klinik ve demografik özellikleri kaydedildi.Bulgular: N-oktanoilli Açil Ghrelin ortalama düzeyi çalışma grubunda 28.11±31.09 (Primer osteoproz grubunda 25.66±35.47 pg/ml, osteopeni grubunda 30.56±26.71 pg/ml) ve kontrol grubunda 38.63±39.07 pg/ml olarak tesbit edildi. Ghrelin hormonu ortalama düzeyi primer osteoporoz grubunda, osteopeni ve kontrol grubuna göre daha düşük saptandı. Ghrelin hormonu ortalama düzeyi açısından primer osteoporoz grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Primer osteoporoz ve osteopeni hastalarında, kemik mineral yoğunluğunu ghrelin hormon düzeylerinin etkilediği bulundu. Tüm olgular ele alındığında, Lomber vertebra total KMY, lomber vertebra total T skoru, lomber vertebra total Z skoru ile ghrelin hormon düzeyi arasında anlamlı ilişki saptandı.Sonuç: Çalışmamız osteoporozlu hastalarda ghrelin düzeyinin azaldığını, ve bu azalmış ghrelin düzeyinin osteopeni ve osteoporoz gelişimine katkıda bulunabileceğini göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Primer Osteoporoz, Osteopeni, Kemik Mineral Yoğunluğu, Ghrelin

FizyolojiGhrelinHormonlar+3
Halil Toktaş
İnönü University
2010
00

Diğer danışmanlar