Theses supervised by Doç. Dr. Melahat Akdeniz
30 theses · Akdeniz University
18 yaş üstü erişkinlerin, erişkin aşıları konusundaki bilgi, tutum ve görüşleri ile aşı yaptırma oranlarının değerlendirilmesi
Amaç: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim dalına ait iki polikliniğe 3 aylık dönemde herhangi bir nedenle başvuran 18 yaş üstü erişkinlerin, erişkin aşıları hakkında bilgi düzeylerinin, erişkin aşılarını yaptırma oranlarının ve erişkin aşıları hakkında tutumlarının belirlenmesi, erişkin aşıları konusunda bilgilenme isteği olup olmadığı ve bunun hangi yolla olmasını istedikleri konularında bilgi sahibi olunması amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan çalışmamızda, 25 soruluk bir anket yoluyla yüz yüze görüşerek yapılmıştır. Veriler, SPSS ver. 22.0'ı kullanarak analiz edilmiştir. Karşılaştırmada, Ki-kare, Kruskal-Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmış ve p<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 445 kişi katılmıştır. Katılımcıların %62.7'si 27-49 yaş grubunda ve çoğunluğu (%71.5) kadındır. Katılımcıların %45.8'i üniversite eğitimi almıştır; %35.7' si sağlık çalışanıdır; %62.1'i orta gelir düzeyine sahiptir ve %86.1'i il merkezinde ikamet etmektedir. Kronik bir hastalığı olan katılımcı oranı %28.3'dür. En fazla bilgi sahibi olunan erişkin dönem aşıları, grip (%65.4), hepatit B (%56.0) ve tetanoz (%54.2) aşılarıdır. Yine erişkin dönemde en fazla yaptırılan aşılar, tetanoz (%52.3), grip (%31.5) ve hepatit B (%30.3) aşılarıdır. Erişkin aşılarını yaptırmama önündeki en büyük engel bilgi yetersizliğidir (%34.4). Yaş, gelir düzeyi, eğitim düzeyi, kronik hastalığı olma durumu, mesleği ile mevsimsel grip aşısı yaptırma tutumu arasında pozitif ilişki vardır (p<0.05). Katılımcıların %65.2'si erişkin aşıları hakkında Aile hekimi tarafından bilgilendirilmek istediğini belirtmiştir. Sonuç: Bu çalışmada 60 yaş üstü kişilerde zona, 65 yaş ve üzeri ile kronik hastalığı olanlarda pnömokok, 19-26 yaş arası kişilerde HPV aşılarının yaptırılma oranlarının yeterli düzeyde olmadığı, gebelerde, gebelik tetanoz aşısı yaptırma oranının ve sağlık çalışanlarında hepatit B aşısı yaptırma oranlarının gelişmiş ülkelere yakın seviyede olduğu saptanmıştır. Sağlık çalışanları dahil erişkin aşıları hakkında yeterli düzeyde bilgi sahibi olmama, aşı yaptırma oranlarındaki düşüklüğün en önemli nedenidir. Anahtar kelimeler: erişkin aşılama, oran, bilgi düzeyi
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 65 yaş üstü hastalarda komorbid durumlar ve reçeteli-reçetesiz ilaç kullanımı
AMAÇ: Bu çalışmamızın amacı; aile hekimliği polikliniklerimize başvuran 65 yaş ve üzeri bireylerdeki komorbid durumları araştırmak, multimorbidite oranlarını saptamak ve bu hastaların reçeteli ve reçetesiz ilaç kullanım durumlarını incelemektir. GEREÇ-YÖNTEM: Tanımlayıcı – kesitsel tarzda dizayn edilen bu çalışma kapsamında; Ocak 2016 – Haziran 2016 tarihleri arasında, AÜTF Aile Hekimliği Anabilim Dalına bağlı olarak hizmet veren iki adet polikliniğe ( Üniversite Polikliniği ve Doğu Garajı polikliniği) başvuran 65 yaş ve üzeri hastalara yüz-yüze anket uygulanmıştır. BULGULAR: Toplamda 240 adet 65 yaş ve üzeri hastaya ulaşılmıştır. Hastalarımızın %58'i (n=140) kadın; %42'si (n=100) ise erkek idi. Hastaların yaş ortalaması 71,02 (min.:65; maks.:87; SS:5,39) saptanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların ortalama kronik hastalık sayıları 3,61 (min:0; maks:12; st. sapma:2,06); multimorbidite oranı (kronik hastalık sayısı ≥ 2) ise %85 (n=204) olarak saptanmıştır (kadınlarda %86, erkeklerde %83). Her iki cinsiyette ve tüm yaş gruplarında 'en sık görülen hastalık hipertansiyon (HT)' idi (%71,7; n=172). İkinci sıklıkta 'diyabetes mellitus (DM) (%40; n= 96); üçüncü sıklıkta 'hiperlipidemi (HPLD)' (%31,3; n=75) gelmekte idi. Hipertansiyon hastalarına eşlik eden en sık üç komorbid hastalık, sırasıyla; DM (%44), HPLD (%37,8) ve ASKVH (%32) olarak saptanmıştır. Çalışmamıza katılan hastaların günde ortalama 4,26 (min.:0; maks:15; st.sapma:2,82) adet ilaç kullandıkları saptanmıştır. Çalışmamızda polifarmasi (günlük kullandığı ilaç sayısı ≥ 5). oranı % 42 (n=100) (kadınlarda %38, erkeklerde %47); reçetesiz ilaç kullanım oranı ise %20 (n=48) saptanmıştır (kadınlarda %21, erkeklerde %18). Hastalar, reçetesiz ilaçları en sık 'eczacı' önerisi ile (%34; n=16) kullanmakta idi. Çalışmamıza katılan hastalarda doğal / bitkisel ürün kullanım oranı % 34,6 (n=83) saptanmıştır (kadınlarda %39, erkeklerde %28). Bu doğal / bitkisel ürünlerin içeriğine bakıldığında en sık kullanılan ürünler , sırasıyla adaçayı (%22; n=27), ıhlamur (%18; n=22) ve zencefil (%6; n=8) idi. Hastalar, bu ürünleri en sık 'grip/ soğuk algınlığı' için (%21; n=18) kullandıklarını belirttiler. SONUÇ: Aile hekimliği polikliniklerindeki hasta yükünün önemli bir kısmını oluşturan yaşlı bireylerde multimorbidite, komorbidite, polifarmasi, reçetesiz ilaç kullanımı ve bitkisel ürün kullanımı oldukça fazladır. Aile hekimi, yaşlı hastasına sağlık hizmeti verirken klinik karar verme sürecini doğrudan etkileyecek olan bu durumları özellikle dikkate almalıdır. Anahtar sözcükler : aile hekimliği, komorbidite, multimorbidite, polifarmasi, reçetesiz ilaç kullanımı, bitkisel ürün kullanımı
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi aile hekimliği üreme sağlığı / aile planlaması polikliniğine başvuran hastaların değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasının amacı; Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD Üreme Sağlığı/Aile Planlaması (ÜS/AP) Polikliniğine başvuran kadınların niteliklerini ve aldıkları sağlık hizmetleri tipini değerlendirmektir. 1 Ocak 2005 ile 31 Aralık 2014 tarihleri arasında Aile Hekimliği AD ÜS/AP Polikliniğine başvuran kadınların listesi kaydedildikleri poliklinik defterinden taranmıştır. Yaşları, öğrenim durumları, aldıkları tanı ya da aile planlaması yöntemleri retrospektif olarak derlenmiştir. Çalışmanın yapıldığı tarihler arasında ÜS/AP polikliniğine toplam 2591 kadın başvurmuştur. Kadınların ortalama yaşı 38±20'dir. Kadınların %52.64'üne bir kontraseptif yöntem verilmiştir. Geri kalan %47.36'sı kontrol ya da bir yakınma ile başvurmuştur. Kadınların %0,38'i 20 yaş altında, %30.30'u 20-29 yaş, %36.90'u 30-39 yaş, %24,98'i 40-49 yaş aralığındadır. 50 yaş üzeri kadınların oranı %7,44'dür. Kontraseptif yöntem talebiyle başvuran kadınların tüm yaş aralıklarında en sık tercih ettikleri yöntem OKs olmuştur (%42,89). Öğrenim durumlarına göre aldıkları kontraseptif yöntemlerin yüzde dağılımı RİA, OKs, kondom, EEHK için sırasıyla yüksekokul/üniversite mezunlarında %34.6, %45.4, %17.7, %2.3, lise mezunlarında %20.2, %38.5, %41.3, %0, ilköğretim 1 ve 2 mezunlarında %30.4, %40.3, %28.4, %0.9 idi. ÜS/AP Polikliniğine kontraseptif yöntem talebi dışında başvuruların en sık nedenleri; ürogenital sistemle ilgili yakınmalar, kontraseptif yöntem sonrası izlem danışmanlığı, menopoza dair yakınmalar ve serviks kanseri taramasıdır. Polikliniğimize başvuran kadınların en çok tercih ettikleri yöntem Türkiye genelinin aksine %42.89 ile OKs'lerdir. Öğrenim durumu kontraseptif yöntem seçimi üzerinde etkilidir. EEHK'ler %0.73 ile en az tercih edilen yöntem olmakta birlikte yüksekokul ve üniversite mezunları tarafından ilkokul ve lise mezunlarına göre daha fazla tercih edilmiştir. Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda ÜS/AP polikliniğinin olması araştırma görevlilerinin Kadın Hastalıkları ve Doğum rotasyonunda öğrendiklerini pekiştirmelerine yardımcı olmuş ve AP hizmetlerinin Aile Hekimliği'nin bir parçası olarak algılanmasını sağlamıştır
Kronik hastalıkları olan erişkin hastaların COVID-19 pandemisinde yönetim planına uyumunun değerlendirilmesi
Giriş: Son yıllarda giderek artan, önemli morbidite ve mortalite sebebi olan kronik hastalıkları olan kişiler pandeminin getirdiği kısıtlamalardan en çok etkilenen gruplar arasındadır. Çalışmanın amacı, kronik hastalığı olan erişkin bireylerin pandemi döneminde tedavi yönetimine uyumlarının ve uyumlarını etkileyen unsurların değerlendirilmesidir. Materyal – Metot: Kesitsel nitelikte olan bu çalışma anket yoluyla yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Hastalara tedavi yönetimlerine uyumlarını değerlendirmek için Morisky İlaç Uyum Ölçeği ve Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği (KHUÖ) uygulanmıştır. Analizler SPSS 26.0 paket programı ile yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 18 yaş ve üzeri 366 kişi dahil edilmiştir. Ortalama yaş 52.07±13.93 olup %77.6'sı evli, %56 lise veya üniversite mezunu, %.41.3'ü çalışandır. En sık görülen hastalıklar, KVS hastalıkları, diyabet, diyabet dışı endokrinopatiler, solunum hastalıklarıdır. Bir kronik hastalığı olanların oranı %70.2'dir. Yüzde 88.7'sinin pandemide muayene sayısı 0-5'tir ve %83.6'sı pandemi döneminde tüm ilaçlarını kullanmıştır. İlaç uyumları %85.3'ünde orta-yüksek olup alkol kullanmayanlarda ve romatolojik hastalıkları olanlarda yüksektir. Katılımcıların KHUÖ toplam puan ortalaması 88.31±12.82, alt ölçeklerden fiziksel uyum 40.1±6.76, sosyal uyum 23.39±5.25, psikolojik uyum puanı 24.89±4.88'dir. Fiziksel uyum, lise ve üniversite mezunu, solunum ve psikiyatrik hastalığı olan, yıllık muayene sayısı 6-12 arası olanlarda; sosyal uyum, 18-34 yaş, üniversite mezunu, bekar, çalışan, alkol kullanımı, KVS hastalığı olan ve bir hastalığı bulunanlarda; psikolojik uyum, sosyal desteği olan, çalışan, solunum ve gastroenterolojik hastalığı olanlarda yüksektir. Sonuç ve Öneriler: Kronik hastalığı olan kişiler pandemi döneminde pek çok sorunla karşılaşmışlardır. Bu sorunlardan biri de ilaç uyumudur. Bu çalışmada kronik hastalığı olan kişilerin ilaç uyumu orta-yüksek düzeydedir. İlaç uyumunu etkileyen en önemli etmenler eğitim düzeyi, sosyal destek varlığı ve kronik hastalık sayısıdır. Kronik hastalığı olan hastaların ilaç uyumlarını artırmak için hem muayene başvurularında hem sağlık politikaları açısından çok odaklı müdahaleler konusunda bilgilendirilmeleri ve desteklenmeleri gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: kronik hastalıklar, tedavi uyumu, COVID-19 pandemisi, Morisky, Kronik Hastalık Uyum Ölçeği
Cilt kanseri bilgi düzeyi ve güneşten korunma davranışının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma ile Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve onam veren 18 yaş üzeri hastaların, sosyo-demografik özellikleri, cilt özellikleri, göz rengi ve saç rengi durumları, cilt yanığı ve cilt kanseri ile ilgili ifadeleri incelenerek cilt kanseri bilgi düzeyi ve güneşten korunma davranışlarını belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan araştırmamız, yüz yüze anket ve online anket görüşmeleriyle hazırlanmıştır. Çalışmada "Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği" ve "Güneşten Korunma Davranış Ölçeği" olmak üzere 2 ölçek kullanılmıştır. Güneşten korunma tutumu ve cilt kanseri ve güneş bilgi ölçeğinin puanlarına göre ikili evre gruplar için bağımsız t testi analizi ve üç evre grubun karşılaştırılmasında, varyans analizi (ANOVA) testi kullanılmıştır. Farklı olan grupların tespiti için Sidak ikili karşılaştırma testi uygulanmıştır. Çalışmada katılımcıların güneşten korunma tutumu ve cilt kanseri ve güneş bilgi ölçeği puanları arasında ilişki varlığının tespit edilmesi amacı ile korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmada 0,05'ten küçük p değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Analizler SPSS 22.0 paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 18 yaş ve üzeri 400 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 37,34±15,38, %73,5'i kadın, %60,8'i evli, %85,8'i üniversite mezunu, %81'i gelir getirici bir işte aktif, %85,8'i üniversite mezunu, %31,2'sinin kronik hastalıkları vardır. Katılımcıların %5,5'i çok açık tenli, %30'u açık renk gözlü olup; %24'ü çillere, %79'u benlere, %53,3'nün en az bir kez cilt yanığı öyküsüne, %2,8'i cilt kanseri aile öyküsüne sahiptir. Katılımcıların %17'si günlük 2 saat üzeri güneşe maruz kaldığını, %90,3'ü güneşin cilt kanserine yol açtığını ifade etmiştir. Sonuç: Çalışmamızda katılımcılar arasında cilt kanseri bilgi düzeyi ve güneşten korunma davranışı üzerine cilt kanseri risk faktörleri ve sosyo-demografik özellikler göz önünde bulundurulduğunda yeterli farkındalık olmadığı gözlenmiştir. Literatürde cilt kanseri bilgi düzeyi ve/veya güneşten korunma davranışı üzerine güvenilirliği doğrulanmış ölçeklerle yapılan araştırmalar az sayıdadır. Ülkemizde birinci basamakta bu şekilde yapılan araştırmalar sınırlı sayıdadır. Birinci basamak hekimlerinin ve/veya hastalarının bilgi düzeyini ve farkındalığını artırmak için çalışmalar artırılabilir ve geliştirilebilir. Anahtar Kelimeler: Cilt, Cilt kanseri, Güneş, Güneşten korunma
Akdeniz Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran erişkinlerde, COVİD-19 pandemisi öncesi ve sonrası geleneksel ve tamamlayıcı tıp kullanımının karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamıza Akdeniz Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden ve onam veren 18 yaş üstü hastalar dahil edilmiştir. COVID-19 hastalığının etkileri ile pandemi öncesi ve sonrasında geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına yapılan başvurulardaki farklılıkların karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel çalışma olan araştırmamız, anket yoluyla yüz yüze uygulanmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden katılımcılara sosyodemografik özellikleri, kronik hastalık varlığı, GETAT uygulamalarını bilme durumu, tercih etme nedenleri, pandemi öncesi ve sonrasında tercih ettikleri uygulamalar, pandemi öncesine göre pandemi sonrasında tercih edilen farklı GETAT uygulamalarının nedenleri, pandemi dönemine göre yarar görme durumu, bilgi ve tutum durumu, memnuniyet durumunu ölçen 29 sorudan oluşan araştırma anketi yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Analizler IBM SPSS (Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı) versiyon 26.0 (IBM Corporation, Armonk, NY, USA) ile yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir Bulgular: Araştırma kapsamında değerlendirilen toplam 374 katılımcının yaş ortalaması 44,38±13,45 yıl (min=18, max=76), %44,7'si 40 ile 60 yaş aralığında, %58,8'i kadın katılımcı, %66,8'inde kronik hastalığı olan katılımcılardan oluşmuştur. Katılımcıları %19,3'ünde endokrin hastalıklar, %14,4'ünde kardiyovasküler hastalıkları vardırr. GETAT uygulamalarını bilme durumuna %59,1'dir. En çok bilinen uygulamanın %80,7 ile kupaterapidir. Bunu sırasıyla hirudoterapi (%73,8), fitoterapi (%53,7), akupunktur (%52,4) izlemektedir. Katılımcıların pandemi öncesi en çok tercih ettikleri uygulama kupaterapi (%17,9); pandemi sonrası fitoterapidir (%11,8). Kronik hastalığı bulunmayanlarda bilgi puanları, kronik hastalığı olanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Fitoterapi, ozon, mezoterapi uygulaması yaptıranların bilgi ve tutum puanları pandemi öncesine göre daha yüksektir. Apiterapi, fitoterapi ve kayropraktik uygulamalarını tercih edenlerde, pandemi sonrasına göre uygulama ve memnuniyet puanları daha yüksektir. Sonuç ve öneriler: Hastalar genellikle hekimlerine GETAT uygulamasına başvurduklarını hekimler sormadıkça bildirmemektedir. Sağlık çalışanları dahil pek çok kişi bu tür uygulamalara başvurmaktadır. Çalışmaya göre GETAT uygulamasına en sık başvuru nedenleri; iyilik halinin artması, tavsiye üzerine ve kronik hastalık tedavisi içindir. Bilgi kaynağı genellikle hekim dışı kişilerdir. Bu nedenle yanlış ve hatalı uygulamalar olabilmektedir. COVİD-19 tedavisinin kanıta dayalı olarak yapılması gerekmektedir. Pandemide GETAT uygulamaları devam etmiştir ve kanıta dayalı olmayan uygulamalar kullanılmıştır. Hastalarla güven ilişkisi kurabilen aile hekimlerinin hastalarına GETAT uygulayıp uygulamadığını sorması ve savunuculuk bağlamında yanlış ve hatalı uygulamalardan hastalarını koruması önemlidir.
Kronik hastalığı olan hastaların hasta eğitimi alma durumları ve aldıkları eğitimin hastalıkları üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 18 yaş üstü kronik hastalığı olan hastaların hasta eğitimi alma durumları ve aldıkları eğitimin hastalıkları üzerine etkisinin incelenmesi, hastaların yaşam kalitesinin arttırılması için farkındalık yaratmak, çözüm önermektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan çalışmamızda, çalışmaya katılmayı kabul eden katılımcılara araştırmacılar tarafından hazırlanmış 44 sorudan oluşan, hastaların sosyodemografik özelliklerini ve sağlık bilgilerini değerlendiren araştırma anketi yüz-yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. İstatistiksel analiz için SPSS 22.0 paket programı kullanılmış, tüm karşılaştırmalarda p<0,05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Çalışmadaki soru gruplarının güvenilirlik düzeylerinin analizi için Co. Alpha testi uygulaması yapılmıştır. Bilgilendirme oranlarına göre hasta özelliklerinin ve hastalık özelliklerinin farklılığının incelenmesi için ki-kare analizi uygulanmıştır. Hasta özelliklerine göre bilgilendirme ve farkındalık düzeylerinin incelenmesinde iki evre gruplar için bağımsız t testi analizi ve üç evre grubun karşılaştırılmasında Varyans analizi (ANOVA) testi kullanılmıştır. Hastaların bilgilendirme ve farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi amacı ile korelasyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 380 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 56,28±14,76 ve %56'sı kadın, %44'ü erkektir. Hastaların %51'i düşük gelirlidir, %38'i ilkokul eğitimi almıştır. Çalışmamızda katılımcılarının tamamının (n=380) bilinen kronik veya bulaşıcı bir hastalığı vardır. Hastaların %81'i sağlık hizmeti sürecinde kendisine doktor veya hemşire tarafından bilgilendirme yapıldığını; %19'u yeterince ve hiç bilgilendirme yapılmadığını bildirmiştir. Çalışmada eğitim alan ve almayan hastalar genel olarak değerlendirildiğinde, eğitim alan hastalarda hastalıklarını tanıma, farkındalık, tedavi uyumu, hastalıkla yaşama, hekime güven düzeylerinin eğitim veya bilgilendirme almayan hastalara göre daha yüksek düzeylerde olduğu; hastanın bilgilendirilmesi ve eğitim verilmesinin hastaların hastalığı, tedavisi, kontrolleri ve sağlık süreçlerine karşı olan farkındalıklarını arttırdığı tespit edilmiştir (p=0,01). Sonuç: Kaliteli sağlık bakımının vazgeçilmezi olan hasta eğitiminin kronik hastalıklardaki etkisi fazladır. Sağlığın korunması, sürdürülmesi ve geliştirilmesi, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılabilmesinde hasta eğitimi önemli yer tutmaktadır. Aile hekimleri, hasta eğitiminde multidisipliner ekibin bir üyesi olarak önemli rol oynayabilir. Anahtar Kelimeler: Hasta Eğitimi, Kronik Hastalık, Aile Hekimliği
Akdeniz Üniversitesi Hastanes'nde çalışan araştırma görevlilerinin beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri ve metabolik risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde çalışmakta olan araştırma görevlilerinin beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri ve metabolik risk faktörleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmamıza 215 gönüllü araştırma görevlisi katılmıştır. Anketler "gözlem altında yanıtlama" yöntemiyle uygulanmış olup katılımcıların beslenme alışkanlıklarını değerlendiren Üç Faktörlü Beslenme Anketi, fiziksel aktivite düzeylerini değerlendiren "Uluslar Arası Fiziksel Aktivite Anketi"nin kısa formu, katılımcıların metabolik risk faktörlerini de içeren demografik özellikler bölümlerinden oluşmaktadır. Elde edilen verilerin analizi IBM SPSS 24.0 ile yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Sürekli değişkenler ortalama ± standart sapma, kategorik veriler sayı ve yüzde şeklinde ifade edilmiştir. Sürekli değişkenlerin gruplar arası analizinde Kolmogorov-Smirnov Uyum İyiliği Testi ile normallik analizleri yapılmıştır. Veriler normal dağılıma uymadığından iki grup arasındaki karşılaştırmalar Mann Whitney U Testi ile üç grup ve üzerindeki karşılaştırmalar ise Kruskal Wallis Testi ile yapılmıştır. Kategorik verilerin karşılaştırmasında Ki-Kare Testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada katılımcıların %51,6'sı kadın, %61,9'u bekar, %35,8'i birinci yıl araştırma görevlisi, %78,6'sı dahili uzmanlık alanında, %62,3'ünün VKİ'si 18,5-24,9 aralığındadır. Katılımcıların %56.3'ünün araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladıktan sonra daha sağlıksız beslendiği, %37.9'unun sigara ve %63.7'sinin alkol kullandığı, VKİ ve yaş artışına paralel olarak KY (kontrolsüz yeme), DY (duygusal yeme), AD (açlığa duyarlılık) gibi hatalı yeme davranışları düzeylerinin arttığı, nöbet sayısı arttıkça bilinçli kısıtlama (BK) seviyesinin zayıfladığı bulunmuştur. Araştırma görevlilerinin sadece %20.1'i yeterince aktiftir. Metabolik risk faktörleri erkeklerde kadınlardan daha yüksektir. Sonuç: Çalışmamızda sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite konusunda topluma öncülük etmesi gereken hekimlerin hatalı yeme davranışları gösterdiği ve yeterli fiziksel aktivite yapmadığı ortaya çıkmıştır. Yeterli ve dengeli beslenme ile fiziksel aktivite konusunda hastalara en fazla danışmanlık veren hekimlerin bu konularda rol model olması hem kendi sağlıkları için hem de verdikleri danışmanlığın etkili olmasında oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı Beslenme, Fiziksel Aktivite, Metabolik Risk Faktörleri, Araştırma Görevlileri, Asistan Hekimler
Aile hekimliği polikliniklerine başvuran 18 yaş üstü kişilerin paylaşılmış karar alma konusunda tutum ve düşüncelerinin değerlendirilmesi
Aile Hekimliği Polikliniklerine Başvuran 18 Yaş Üstü Kişilerin Paylaşılmış Karar Alma Konusunda Tutum Ve Düşüncelerinin Değerlendirilmesi Amaç: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniğimize başvuran 18 yaş üstü bireylerin paylaşılmış karar alma konusunda tutum ve düşüncelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan araştırmamız, bir anket seti yoluyla yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Veriler, SPSS version 22 kullanılarak analiz edilmiştir. Karşılaştırmada; Ki-kare testi ve Fisher'in kesin testi kullanılmış ve p<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 18 yaş ve üzeri 256 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların %60,5'i kadın, %60,5'i evli, %80,1'i en az lise mezunudur. Yüzde 48,4'ü orta gelir düzeyine sahiptir. Yüzde 35'inde en az bir kronik hastalık vardır. Tedavi sürecinde %96,1'i ilaçların yan etkilerini bilmek istediklerini bildirmiştir. Katılımcıların tedavi düzenlenme sürecindeki tercihleri 3 grupta kategorize edilmiştir. Bunlar; %65,6 "hekimle ortak karar verelim", %29,7 "hekim karar versin", %4,7 "hekim tedavi seçeneklerini sunsun kendim karar vereyim" şeklindedir. Sonuç: Aile Hekimliği polikliniğinden hizmet alan hastalar ilaç yan etkisi konusunda bilgilendirme, fikirlerini söyleme ve tıbbi bakım ile ilgili kararlara katılma beklentileriyle ağırlıklı olarak hasta merkezli bir yaklaşım istemektedirler. Hastaların büyük çoğunluğunun şikayeti doktorun hastasına yeterli zaman ayıramamasıdır. Bu duruma rağmen hastaların hekimine güvendiği görülmüştür. Paylaşılmış karar alma hastalar için, kendilerine daha iyi bakan, sağlıklarıyla ilgili kararlara daha iyi uyan, tıbbi hizmetleri daha akılcı kullanan bireyler geliştirmesine olanak sağlamaktadır. Sağlık hizmeti sunumunda ve güçlü hastahekim ilişkisi kurulmasında önemlidir. Çağdaş tıp uygulamasında, Aile Hekimleri başta olmak üzere tüm hekimler tarafından hasta merkezli yaklaşımın benimsenmesi ve yönetim sürecine hastanın da katılması önemlidir ve hastalar tarafından da tercih edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hasta-Hekim İlişkisi, Yönetimde Ortak Karar Verme
18-49 yaş arası kadınlarda gebelik öncesi bakım alma tutumlarının değerlendirilmesi
18-49 Yaş Arası Kadınlarda Gebelik Öncesi Bakım Alma Tutumlarının Değerlendirilmesi Amaç: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniklerine herhangi bir nedenle başvuran 18-49 yaş arası kadınlarda gebelik öncesi bakım bilgi düzeyleri, gebelik öncesi bakım alma oranları, gebelik öncesi bakım almayı etkileyen etmenler ve gebelik öncesi bakım almanın bazı gebelik sonuçlarına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan araştırmamız, bir anket seti yoluyla yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Çalışmada gebelik öncesi bakım alan ve almayan gruplarının demografik ve doğum özellikleri ile değişkenleri arasındaki oranlarının karşılaştırılması içine Ki-kare (X2) analizi, bağımsız örneklem t testi ve Anova testi kullanılmıştır. Çalışma gebelik öncesi danışmanlık durumlarının bilgi düzeyi, gebelik öncesi bakım alma isteği, hastanın bakımı kimden almak istediği ve bakım konularının oranlarına göre karşılaştırılması amacı ile X2 analizi, kullanılmıştır. Çalışmada 0,05'den küçük p değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Analizler SPSS 22.0 paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 285 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 34,69±7,70 olup, %41,8'inin üniversite düzeyinde eğitimi olduğu, %51,5'inin gelir getiren bir işte çalıştığı, %81,1'inin kent merkezlerinde yaşamının en uzun sürelerini geçirdiği, %8,4'ünün akraba evliliği yaptığı, %42,5'inin düşük gelir düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %88,8'i gebelik öncesi bakım ve danışmanlık kavramını daha önce duyduğunu, %51,2'si gebelik öncesi bakım almak istediğini, %11'i daha önceden gebelik öncesi bakım hizmetini aldığını ifade etmiştir. Katılımcılar gebelik öncesi bakımı %47,6 ile gebelik planlandığında almak istediklerini bildirmişlerdir. Katılımcılar %37,7 ile aile hekimleri, %72,2 ile kadın doğum uzmanları, %19,4 ile ebeler, %8,3 ile internet kaynakları ve %5,2 ile televizyon, gazete, dergi kaynaklarından gebelik öncesi danışmanlık almak istediklerini ifade etmişlerdir. Katılımcıların %78,6'sı gebelik ve doğum için risk faktörleri hakkında bilgi almak istediklerini ifade etmiştir. Sonuç: Çalışmamızda kadınların yeterince gebelik öncesi bakım almadıkları sonucuna varılmıştır. Bir birinci basamak hizmeti olan gebelik öncesi bakım konusunda aile hekimleri başta olmak üzere tüm hekimlerin ve toplumun bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bu konuyla ilgili eksiklikleri doğurganlık çağındaki her kadına gebelik öncesi bakım verilmesi konusunda öncelikli muhatapları olan aile hekimlerinin gündemine taşıyacak çalışmalara ve projelere olan ihtiyaç büyüktür.
Akdeniz üniversitesi tıp fakültesi tıpta uzmanlık öğrencilerinin genel empati düzeyleri ile hekimlik empati becerilerinin karşılaştırılması
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinin Genel Empati Düzeyleri İle Hekimlik Empati Becerilerinin Karşılaştırılması Bu çalışmanın amaçları; 1) tıpta uzmanlık eğitimi yapan hekimlerde klinik empati düzeylerinin saptanması; 2) hasta-hekim iletişiminde ve sağlık hizmeti sunumunun kalitesinin artırılmasında çok önemli bir yere sahip olan empatinin uzmanlık eğitimi boyunca değişiminin değerlendirilmesidir. Kesitsel tipte planlanan çalışmanın evrenini Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim göre tıpta uzmanlık öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma kapsamında, Dahili ve Cerrahi Tıp Bölüm Başkanlıklarında yer alan Anabilim Dallarında uzmanlık eğitimi gören 1-4. yıl asistanı hekimlerden, her uzmanlık senesinden en az 30'ar kişi (5.sene asistanlardan 10'ar kişi) olmak üzere toplam 262 asistan hekime ulaşılmıştır. Veriler, 01.09.2019 – 31.12.2019 tarihleri arasındaki 4 aylık sürede araştırmaya katılmaya gönüllü olan hekimlere yüz yüze anket görüşmesi yoluyla uygulanarak toplanmıştır. Araştırmaya toplam katılan 262 kişi katılmıştır. Toronto Empati Ölçeği (TEÖ) puan ortalaması 52,08±6,16; Jefferson Empati Ölçeği (JSPE-HP) puan ortalaması ise 74,75±9,85 olarak bulunmuştur. TEÖ puanlarının kadınlarda erkeklere göre, 35 yaş ve üzeri hekimlerde 24-29 yaştakilere göre, 4 ve 5. yılındaki asistan hekimlerde 1 ve 2. yılındaki hekimlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. JSPE-HP puanlarının ise, 35 yaş ve üzeri hekimlerde 24-29 yaştakilere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmış olup, asistanlık yılına göre anlamlı bir fark saptanmamıştır. TEÖ puanlarının, dahili uzmanlık alanında yer alan, son 1 yıl içerisinde olumsuz bir olay yaşayan asistan hekimlerde, cerrahi uzmanlık alanında yer alan ve olumsuz bir olay yaşamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın JPSE-HP puanlarının ise; dahili uzmanlık alanında yer alan, çalışma ortamından memnun olan, haftalık çalışma saati 40 saat ve altında olan, kendisinin kronik bir hastalığı bulunan asistan hekimlerde, bulunmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Her iki ölçek (TEÖ ve JSPE-HP) puanlarının da asistanlığı süresince hasta veya hasta yakınları tarafından sözlü veya yazılı olarak şikayet edilme, mahkemeye verilme vb. bir durum yaşayan asistan hekimlerde, bu şekilde olumsuz bir durum yaşamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu bulunmuştur. Asistan hekimlerde genel empati düzeyi nispeten sabit kalırken klinik empati düzeyleri asistanlık süresi uzadıkça düşmektedir. Asistanların klinik empati düzeylerinin düşük olması asistanlık eğitim sürecinin yeniden değerlendirilmesi ve asistanların klinik empati düzeylerini artıracak girişimlerin planlanması gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Empati, Tıpta Uzmanlık Öğrencisi
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş üstü bireylerde obezite oranı, tedaviye hazırlık düzeyleri, tedaviye engeller ve obezite hakkında düşüncelerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuran 18 yaş üstü bireylerde obezite oranını, tedaviye hazırlık düzeylerini, tedaviye engel olarak gördükleri etmenleri ve obezite hakkında düşüncelerini öğrenmek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmamıza Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliğine başvuran 329 birey katılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden katılımcılara 46 sorudan oluşan araştırma anketi yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler sayı ve yüzde olarak belirtilmiş olup Kolmogrov Smirnov normallik testi ile incelenen değişkenlerin normal dağılıma uymadığı belirlenmiştir. İkiden fazla grup ortalamalarının karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testi, bu gruplar arasındaki farklılıkların tespit edilmesinde ise Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Mann Whitney U testi sonuçlarına Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır. Sıklıkların karşılaştırması Ki-Kare analizi ile yapılmıştır. Korelasyon analizi ile sayısal değerlerin değişimi incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya 108'i erkek (%32,8) ve 221'i kadın (%67,2) toplam 329 kişi katılmış olup, 152'si (%46,2) üniversite mezunu, 215'i (%65,3) evlidir. Katılımcıların yaş ortalaması 47,33±16,18, BKİ (beden kitle indeksi) ortalaması 26,57±5,72, bel çevresi ortalaması 90,22±14,87 olup, %38,0'ı (n=125) preobez, %34,7'si (n=114) normal kilo aralığında, %24,6'sı (n=81) obezdir ve %45,6'sında (n=150) abdominal obezite saptanmıştır. %17,9'u (n=59) sigara, %14,0'ı (n=46) alkol tüketmektedir. %66,9'unun (n=220) bir hastalığı mevcuttur, %28,6'sında (n=94) HT, %21,0'ında (n=69) DM, %8,2'sinde (n=27) KAH vardır. Obezite yaşla, evlilikle, çocuk sayısıyla, kronik hastalık olmasıyla doğru orantılı artmaktadır. Eğitim durumu, aylık gelir ve öğün sayısıyla ters orantılıdır. Sonuç: Obezitenin sıklığı artma eğilimindedir. Obeziteyle mücadelede bütüncül yaklaşım benimsenmelidir. Obezitenin ortaya çıkmadan önlenmesi, tespit edilmesi, tedavi süreçleriyle ilgili birinci basamak hekimlerine büyük sorumluluk düşmektedir. Anahtar kelimeler: Obezite, BKİ, Diyet, Egzersiz, Kronik Hastalık
0-24 ay bebeği olan emziren ve emzirmeyen annelerin yaşam kalitelerinin karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Doğum sonrası dönemde kadınların yaşamında fiziksel, duygusal ve sosyal değişiklikler olmaktadır. Bu durumlar annelerin sağlığı ve yaşam kalitesi üzerinde önemli ölçüde etkilidir. Çalışmamızın amacı doğum sonrası fizyolojik bir süreç olan bazen sorunların da gelişebildiği emzirme deneyiminin annelerin yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Kesitsel tipte planlanan çalışmanın evrenini 2019 yılında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Sağlam Çocuk Polikliniğine başvuran 0-24 ay arası bebeğe sahip anneler oluşturmuştur. Araştırma kapsamında poliklinik başvurusu yapan 226'sı emziren 108'i emzirmeyen olmak üzere toplam 334 kadına ulaşılmıştır. Veriler, 23.07.2020 – 23.10.2020 arasındaki üç aylık sürede araştırmaya katılmaya gönüllü olan kadınlara yüz yüze anket görüşmesi yoluyla toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya toplam 334 kişi katılmıştır. SF-36 yaşam kalitesi ölçeği puan ortalaması 48,30±11,29'dur. Emziren ve emzirmeyen annelerin yaşam kalitesi puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Otuz yaş ve üzerinde olan, kronik hastalığı bulunmayan annelerin, bulunanlara göre yaşam kalitesi puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir. Emzirmenin kendi sağlıklarına faydalı olduğunu, aile sağlığı merkezinden yeterli destek aldığını düşünen annelerin düşünmeyenlere göre yaşam kalitesi puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir. Üç ve daha fazla çocuğu olan, aralıksız olarak 3 saat ve altında uyuyan annelerin daha fazla uyuyabilenlere göre yaşam kalitesi puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktür. Genel yaşam kalitesi düzeyleri son doğum şekli, yaşanılan yer ve eğitim düzeyinden anlamlı derecede etkilenmemiştir. En yüksek yaşam kalitesini bildiren kadınlar, planlı gebelik yaşayan, sosyal desteği daha fazla olan ve aile sağlığı merkezinden yeterli destek aldığını düşünenlerdir. Sonuç: Emzirme yaşam kalitesi üzerinde etkili olmamakla birlikte, emzirme döneminde hekimlerinden ve ailelerinden yeterli destek alan annelerin yaşam kalitesi daha yüksektir. Bu nedenle, aile hekimlerinin gebelik öncesi, doğum ve doğum sonrası bakım ve izlemlerin aksatılmaması kadınların sağlığını ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyecektir. Aile sağlığı merkezine yapılan her ziyaretin annelerin yaşam kalitesini artırmak için fırsat olarak görülmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Emzirme, Doğum Sonrası Dönem, Yaşam Kalitesi, SF-36
Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde çalışan araştırma görevlilerinin covid-19 pandemisinde tükenmişlik düzeylerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Hekimlik gibi insanlarla yüz yüze ilişkinin yoğun olduğu mesleklerde tükenmişlik sık görülmektedir. Hekimler hem tükenme hem de ruh sağlığı açısından ciddi bir risk altındadır. Pandeminin özellikle ön saflarda çalışan asistan hekimlerde tükenmişliği artıracağı düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan araştırma görevlilerinde COVİD-19 pandemisi sırasında tükenmişlik düzeylerini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemektir. Materyal ve Metot: Kesitsel tipte planlanan çalışmanın evrenini Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören araştırma görevlileri oluşturmuştur. Araştırma kapsamında, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dahili ve Cerrahi Tıp Bölümlerinde yer alan Anabilim Dallarında uzmanlık eğitimi gören asistan hekimlerden toplam 306 asistan hekime ulaşılmıştır. Veriler, 01.06.2020 – 01.07.2020 tarihleri arasındaki 1 aylık sürede araştırmaya katılmaya gönüllü olan hekimlere yüz yüze anket görüşmesi uygulanarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan 306 asistan hekimin Maslach Tükenmişlik Ölçeği duygusal tükenme ortalama puanları 16,20±6,07; duyarsızlaşma ortalama puanları 7,16±3,34 ve kişisel başarı ortalama puanları 20,04±3,54'tür. Erkek hekimlerin kişisel başarı puanının kadın hekimlerden daha yüksek olduğu; çocuğu olan hekimlerin duyarsızlaşma puanının çocuğu olmayanlara göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Dahili bilimlerde uzmanlık eğitimi alan hekimlerin duyarsızlaşma puanı cerrahi bilimlerde uzmanlık eğitimi alan hekimlere göre daha yüksektir. Sonuç: Asistan hekimlerde duygusal tükenme açısından düşük düzey, duyarsızlaşma açısından orta düzey ve kişisel başarı açısından yüksek düzey tükenmişlik saptanmıştır. Asistan hekimlerin çalışma şartlarının düzenlenmesi, gelir durumlarında iyileştirmeler yapılması ve görev dağılımlarının eşit olması gibi önlemlerin alınmasının, tükenmişlik sendromunun önlenmesinde olumlu etki edeceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, Asistan Hekim, Pandemi
18 yaş üstü bireylerin internetten sağlık bilgisi arama davranışı, e- sağlık okuryazarlığı ve siberkondri durumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada amaçlarımız; sağlık arama davranışı olarak internetin ne düzeyde kullanıldığının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi, internetten sağlık bilgisi arama- e- sağlık okuryazarlığı- siberkondri düzeylerinin ve aralarındaki ilişkinin belirlenmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmamıza 529 gönüllü katılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik verilerin sorgulandığı 22 soruluk bir form; katılımcıların e-sağlık okuryazarlık düzeyini belirlemek için e-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve katılımcıların siberkondri düzeyini değerlendirmek için 33 soruluk Siberkondri Ciddiyet Ölçeği (SCÖ) uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, sürekli değişkenler ortalama ± standart sapma, kategorik veriler sayı ve yüzde şeklinde ifade edilmiştir. Sürekli değişkenlerin gruplar arası analizinde Kolmogorov-Smirnov Uyum İyiliği Testi ile normallik analizleri yapılmıştır. Normal dağılıma uymayan verilerin iki grup arasındaki karşılaştırmaları için Mann Whitney U Testi, üç grup ve üzerindeki karşılaştırmaları için Kruskal Wallis Testi kullanılmıştır. Bu karşılaştırmalarda ileri analizler için ise Mann Whitney U Testi, kategorik verilerin karşılaştırmasında ise Ki-Kare Testi kullanılmıştır. Ölçekler arası doğrusal ilişki Pearson Korelasyon Testi kullanılarak yapılmıştır. Analizler IBM SPSS (Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı) versiyon 24.0 (IBM Corporation, Armonk, NY, USA) ile yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan toplam 529 kişinin yaş ortalaması 39,41±12,73 yıl (%55,2'si >35 yaş) olarak saptanmıştır. Katılımcıların %94'ü sağlık bilgisi aramak amacıyla interneti kullandığını bildirmiştir. Sağlıkla ilgili konular nedeniyle internet kullanımının; 35 yaş ve altındaki katılımcılarda, kadınlarda ve eğitim düzeyi yüksek olanlarda anlamlı derecede daha fazladır. e-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği puanlarının; 35 yaş ve altındaki katılımcılarda 35 yaş üzerine göre, çocuk sahibi olmayanlarda olanlara göre, üniversite-yüksek lisans mezunlarında ilköğretim mezunlarına göre, > 10000 TL geliri olanlarda 3001 - 10000 TL arası geliri olanlara göre, çalışanlarda çalışmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir (p<0.05). Siberkondri toplam ölçek puanlarının; 35 yaş ve altındaki katılımcılarda 35 yaş üzerine göre, sağlık çalışanı olmayanlarda sağlık çalışanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir (p<0.05). e-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği ile Siberkondri Ölçeği toplam puanları arasında pozitif yönde, düşük veya önemsiz derecede kuvvetli ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon olduğu saptanmıştır (r=0.240, p<0.001). Sonuç: Çalışmamızda internetin sağlıkla ilgili bilgi arama amacıyla büyük oranda kullanıldığı; günlük internet kullanım düzeyi- e-sağlık okuryazarlığı-siberkondri arasında pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Bu çalışma, e-sağlık okuryazarlığı düzeyi ile siberkondri düzeyinin karşılaştırıldığı literatürdeki ilk çalışmadır. e-Sağlık okuryazarlığını artırıp hastaları siberkondriden koruyabilmek için ilişkili faktörlerin belirlenmesi ve bu konuda daha fazla çalışma yapılması son derece önemlidir. Anahtar Kelimeler: İnternet, e-sağlık okuryazarlığı, siberkondri, online sağlık arama davranışı
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuran 18 yaş üstü kişilerde depresyon taraması
Amaç: Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 18 yaş üstü bireylerde depresyon oranını, depresyona predispozan faktörleri araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamıza 408 kişi dahil edilmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden katılımcılara araştırmacılar tarafından hazırlanmış hastaların sosyodemografik özelliklerini ve sağlık bilgilerini değerlendiren 17 soru ve PHQ-9 depresyon tarama anketi, gebe veya postpartum dönemdeki katılımcılara ek olarak Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği yüz-yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler sayı ve yüzde olarak belirtilmiş olup Kolmogrov Smirnov normallik testi ile incelenen bağımlı değişkenlerin normal dağılımı uymadığı belirlenmiştir. İkili grup ortalamalarının karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanılmıştır. İkiden fazla grup ortalamalarının karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testi, bu gruplar arasındaki farklılıkların tespit edilmesinde ise Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Mann Whitney U testi sonuçlarına Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır. Sıklıkların karşılaştırması Ki-Kare analizi ve Fisher's Exact testi ile yapılmıştır. Sonuçlar %95'lik güven aralığında değerlendirilmiş olup anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %69,1'i kadındır. %96,5'i yüksekokul (2 yıllık) ve üniversite mezunudur (4 yıllık). %75,2'si evlidir. %92,6'sı çalışmaktadır. %90,2'sinin ortalama aylık geliri 3000 TL üzerindedir. %73,3'ü il merkezinde yaşamaktadır. %76,9'u çekirdek ailesi ile yaşamaktadır. %93,1'inin Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan sigortası vardır. %83,8'inin herhangi bir kronik hastalığı yoktur. %70,6'sı sigara kullanmamaktadır. %58,8'i alkol kullanmaktadır. %33,8'i hiç egzersiz yapmadığı söylemiştir. Kadın katılımcıların %12,4'ü gebe olduğunu söylemiştir. Gebe ve postpartum dönemdeki 53 kadının %62,3'ü depresyon riski yüksek olan grupta yer almaktadır. Sonuç: Depresyon tanısı alan hastaların sayısı giderek artmaktadır. Kadın olma, geniş ailede ya da yalnız yaşama, sigara içme ve sedanter yaşam gibi predispozan faktörlerin aydınlatılması hastalığın tanı ve tedavi süreçlerini geliştirmek için büyük önem arz etmektedir. Hastalığın erken tanısı açısından birinci basamak hekimlerine büyük görev düşmektedir. Özellikle gebe ve postpartum dönemdeki kadınların psikiyatrik değerlendirme ve takipleri unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, PHQ-9 Ölçeği, Postpartum Depresyon, Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği
Antalya ilinde aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile hekimlerinin COVİD 19 Pandemisi döneminde tükenmişlik düzeylerinin değerlendirilmesi
Antalya'da Aile Sağlığı Merkezlerinde Çalışan Aile Hekimlerinin COVİD 19 Pandemisi döneminde Tükenmişlik Düzeylerinin Değerlendirilmesi Amaç: Antalya'da Aile Sağlığı Merkezlerinde Çalışan AH'nin COVİD 19 Pandemi döneminde Tükenmişlik Düzeylerinin Değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan araştırmamız, bir anket seti yoluyla hedef kitlemiz olan 770 AH gönderildi. Antalya ili içinde aktif çalışan 365 AH tarafından yanıtlanarak tarafımıza gönderildi. Veriler, SPSS versiyon 22 kullanılarak analiz edilmiştir. Karşılaştırmada, Ki-kare testi ve Fisher'in kesin testi kullanılmış ve p<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 228'i (%62,5) kadın olmak üzere toplam 365 AH katılmıştır. Ortalama yaşları 49,9±7,1 katılımcıların %82,7'si evlidir. Katılımcıların ortalama meslekte çalışma süreleri 25±7,2 yıl ve AH olarak çalışma süreleri 8,7±2,7 yıl olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan AH'nin ortalama DT puanı 17,28±7,1, DYS puanı 5,97±3,37 ve KB puanı 10,36±3,71 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %66'sının DT puanı düşük, %27,4'ünün orta ve %6,6'sının yüksektir. DYS düzeylerine bakıldığında, %78,4'ünün düşük, %17,8'inin orta ve %3,8'inin yüksektir. Katılımcıların %99,7'sinin KB puanı düşük iken sadece bir katılımcının puanının orta düzeyde olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamıza göre katılımcılarda DT açısından düşük düzey, DYS açısından düşük düzey ve KB açısından düşük düzey tükenmişlik saptandı. Çalışmada her üç düzeyde görülen düşük tükenmişlik düzeyinin nedeni çalışmanın pandeminin henüz başında yapılmasıdır. COVID-19 pandemi sürecinin tükenmişlik seviyeleri üzerindeki etkisinin kapsamlı bir değerlendirmesini sağlamak ve bu tür dönemlerde tükenmişliğe daha iyi nasıl yaklaşılacağı ve hafifletileceği konusunda uzun vadede daha fazla çalışmaya gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: Covid 19 pandemisi, Aile Hekimi, Tükenmişlik
Olumsuz çocukluk çağı yaşantılarının erişkinlik dönemindeki kronik hastalıklarla ilişkisinin araştırılması
Amaç: Bu çalışma ile Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Polikliniğine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve onam veren 18-65 yaş arası hastaların, olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ile erişkinlik dönemindeki kronik hastalıkları arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan araştırmamız, anket yoluyla yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere sosyo-demografik özelliklerini, evlilik ve ebeveynlik süreçlerini, ebeveyn/bakıcı ilişkilerini, aile ortamlarını, aile içi şiddet durumlarını, ihmale ve istimara uğrama sıklıklarını, yaşadıkları toplumsal şiddeti değerlendiren ACE-IQ anketi ve katılımcıların varsa kronik hastalıklarını öğrenmek amacıyla yapılan kronik hastalıklar anketi yapılmıştır. OÇY ve kronik hastalıklar ilişkisinin incelenmesi amacıyla ikili gruplarda bağımsız örneklem t testi analizi, üç ve üzerindeki gruplarda ise varyans (ANOVA) analizi uygulanmıştır. Varyans analizi sonucunda farklı olarak belirlenen grupların belirlenmesi için Sidak ikili kıyaslama testi yapılmıştır. Çalışmada hasta özeliklerinin hasta ve kontrol grubuna göre incelenmesinde t testi analizi, Varyans analizi ve Ki-kare analizi yapılmıştır. Çalışmada ACE travma hasta gruplarına göre ve hastalık durumlarına göre incelenmesinde Ki-kare analizi yapılmıştır. Verilerin analiziyle ilgili tanımlayıcı istatistikler frekans, yüzde, ortalama, standart sapma değerleri ile sunulmuştur. Çalışmada 0,05'den küçük p değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Analizler SPSS 25.0 paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmadaki toplam katılımcı sayısı 300 kişidir ve katılımcıların %52,3'ü erkeklerden, %47,7'si kadınlardan oluşmaktadır. Toplam katılımcıların %50'sinde kronik hastalıklardan en az biri bulunmakta, %50 katılımcıda hiç kronik hastalık bulunmamaktadır. Kronik hastalığı olan katılımcılarda en sık görülen hastalık %26,9 ile DM'dir. Kronik hastalığı olan katılımcılarda en sık görülen hastalık grubu, %42,5 ile endokrin hastalıklardır. Hem ACE gruplarına hem de ACE puanlamasına göre kronik hastalığı olanlarda, kronik hastalığı olmayanlara oranla, daha yüksek evlilik travması, ebeveyn/bakıcı ilişkileri travması, istismar travması, ACE toplam skor saptanmıştır (p<0,05). Kronik hastalığı olmayanların şiddet travması düzeyi daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Evlilik travması düzeyi kardiyovasküler hastalığı, endokrin hastalığı, romatizmal hastalığı, solunum yolu hastalığı, nörolojik hastalığı ve psikiyatrik hastalığı olanlarda daha yüksek saptanmıştır (p<0,05). Aile ortamı travma düzeyi kardiyovasküler hastalığı, endokrin hastalığı, kanseri, solunum yolu hastalığı ve psikiyatrik hastalığı olanlarda daha yüksek tespit edilmiştir (p<0,05). Ebeveyn/bakıcı ilişkileri travma düzeyi kardiyovasküler hastalığı, endokrin hastalığı ve psikiyatrik hastalığı olanlarda daha yüksektir (p<0,05). İstismar travma düzeyi kardiyovasküler hastalığı, endokrin hastalığı, kanseri, gastrointestinal hastalığı ve psikiyatrik hastalığı olanlarda daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Şiddet travma düzeyi kardiyovasküler hastalığı ve gastrointestinal hastalığı olanlarda daha yüksek saptanmıştır (p<0,05). ACE toplam travma düzeyi kardiyovasküler hastalığı, endokrin hastalığı, kanseri, solunum yolu hastalığı, gastrointestinal hastalığı ve psikiyatrik hastalığı olanlarda daha yüksek tespit edilmiştir. Sonuç: Kronik hastalıkların oluşumunda OÇY doğrudan rol oynar. OÇY ile en yüksek düzeyde ilişki kardiyovasküler hastalıklarda, endokrin hastalıklarda ve psikiyatrik hastalıklarda görülmüştür. Toplam OÇY düzeylerine göre bakıldığında kardiyovasküler hastalıkların, endokrin hastalıkların, kanserlerin, solunum yolu hastalıklarının, gastrointestinal hastalıkların ve psikiyatrik hastalıkların oluşumunda OÇY'nin meydana gelmesinin rol aldığı tespit edilmiştir. Çocukluk dönemindeki tüm bu olumsuz yaşantılara yönelik yapılacak çalışmalar sayesinde kronik hastalıklara zemin hazırlayan riskli sağlık davranışları, toksik stres ve psikolojik travmalar gibi nedenler önlenebilir. Travma ve hastalık özelinde yapılacak daha spesifik çalışmalar, OÇY ve kronik hastalıklar arasındaki bağlantılara ışık tutması bakımından önemli olacaktır. Unutulmamalıdır ki, kronik hastalıkların oluşmasını sağlayan nedenleri anlayıp onları ortadan kaldırmak en az bu hastalıkları tedavi etmek kadar önemlidir. Anahtar Kelimeler: Olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, kronik hastalıklar, ACE-IQ anketi, kronik hastalıklar anketi
Kronik hastalığı ve çoklu ilaç kullanımı olan bireylerde uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Kronik hastalıklar günümüzde yaşam kalitesini etkileyen, sağlık düzeyini belirleyen ve hastaların birinci basamak sağlık hizmetlerine başvurmasını sağlayan en önemli etkenlerdendir. Çoklu ilaç kullanımı ise kronik hastalıkların düzenlenmesinden dolayı ortaya çıkan bir durumdur. Sağlık düzeyinde belirleyici faktörlerden bir diğeri de uyku kalitesidir. Bu araştırmada kronik hastalığı ve çoklu ilaç kullanımı olan bireylerde uyku kalitesini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan araştırmamız, anket yoluyla yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Hazırlanan ankette çalışmaya katılan bireylerin sosyo-demografik özellikleri, alışkanlıkları, kronik hastalıkları, kullandıkları ilaç sayısı değerlendirildi ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi soruları yöneltildi. Araştırma sonucu elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 27.0 paket programı ile analiz edildi. Normal dağılan sayısal verilerin iki grupta karşılaştırılmasında indepent-t testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında One-Way ANOVA testi kullanıldı. Sayısal değişkenler arasındaki ilişki Pearson Korelasyon analizi ile değerlendirildi. İstatistiksel olarak p<0,05 olan durumlar anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya Akdeniz Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 18 yaş üstü en az bir kronik hastalığı bulunan ve düzenli ilaç kullanımı olan hastalar dâhil edildi. Toplam 365 kişinin katıldığı araştırmada yaş ortalaması 54,70±14,64 (min:18,00-max:91,00) olup, katılımcıların %61,4'ü (n=224) kadın, %75,6'sı (n=276) evliydi ve %86,3'ünün (n=315) en az bir çocuğu vardı. Katılımcıların %25,2'si (n=92) sigara kullandığını, %12,3'ü (n=45) alkol kullandığını belirtti. Hastalıklar açısından değerlendirildiğinde, katılımcıların %26,3'ü (n=96) son bir ayda akut bir hastalık geçirmiş, %55,3'ünde birden fazla kronik hastalığı var iken %35,3'ü günde dört ve üzeri ilaç kullanımı bildirdi. Çalışmaya dâhil edilen katılımcıların uyku kalite indeksi puan ortalaması 6,19±3,45 (min:0,00-max:18,00) olarak bulundu. Bu puanlara göre katılımcılardan %39,2'sinin (n=143) iyi uyku kalitesi (<5 puan), %60,8'i (n=222) kötü uyku kalitesi (≥5 puan) vardı. Katılımcılarda kalp damar hastalığı bulunup bulunmaması ile uyku kalite indeksi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak fark vardı (p=0,008). Sonuç: Kötü uyku kalitesi ile anlamlı ilişkili olarak kalp damar hastalıkları belirlenmiş olup, kronik hastalığı ve çoklu ilaç kullanımı olan bireylerde uyku kalitesinde bozulmalar görülmüştür. Kronik hastalıkları ve çoklu ilaç kullanımı olan bireylerin en sık kullanıldığı sağlık basamağı olan aile hekimlerinin uyku, uyku bozuklukları ve uyku kalitesini değerlendirmede etkin kılınması için gerekli bilgilendirmelerin, eğitimlerin arttırılması önerilmektedir. Sağlık düzeyinde etkisi ile uyku kalitesinin takibi ve iyileştirilmesi yönünde ilk temas noktası olan birinci basamak hekimlerine büyük görev düşmektedir. Anahtar Kelimler: Kronik hastalıklar, Çoklu ilaç kullanımı, Uyku kalitesi, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi
COVİD-19 pandemisinin koruyucu sağlık hizmetlerinin kullanımına etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma ile Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve onam veren 18 yaş ve üzeri hastaların, koruyucu sağlık hizmetlerini kullanım oranlarını değerlendirmek ve COVID-19 pandemisinin koruyucu sağlık hizmetlerinin kullanımına etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan araştırmamız, anket yoluyla yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Çalışmada katılımcıların normal zamanlarda ve COVID-19 pandemisi döneminde sağlık kuruluşuna başvuru sıklıklarının, katılımcı özelliklerine göre incelenmesi için bağımsız örneklem t testi ve varyans analizi kullanılmıştır. Varyans analizi sonucundaki farklı olarak belirlenen grupların belirlenmesi için Sidiak ikili kıyaslama testi yapılmıştır. Katılımcıların normal zamanlarda ve COVID-19 pandemisi döneminde sağlık kuruluşuna başvuru sıklığındaki farklılığın incelenmesi ve katılımcı özelliklerine göre analiz edilmesinde eşleştirilmiş t testi uygulanmıştır. Katılımcıların normal zamanlarda ve COVID-19 pandemisi döneminde sağlık kuruluşuna başvuru sıklıkları ile sayısal sonuçları olan ölçümleri (yaş, boy, kilo, sağlık kuruluşuna başvuru sayısı vb.) arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amacıyla korelasyon analizi uygulanmıştır. COVID-19 pandemisi döneminde koruyucu sağlık hizmetlerinin kullanım oranlarının hasta özelliklerine göre incelenmesinde Ki-kare analizi yapılmıştır. Çalışmada 0,05'ten küçük p değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Analiz SPSS 25.0 paket program ile yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaş ve üzeri 350 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların %50,6'sı kadın, %67,7'si evli, %62,3'ü üniversite mezunu, %25,4'ü sağlık çalışanı, %55,1'i fazla kilolu veya obez, %32'si sigara, %28,6'sı alkol kullanmakta, %49,4'ü egzersiz yapmamaktadır ve %29,1'inin en az bir kronik hastalığı vardır. Çalışma sonucunda katılımcıların %33,1'i pandemi döneminin koruyucu sağlık hizmetlerini almalarına engel olduğunu belirtmiştir. Pandemi sürecinin koruyucu sağlık hizmetlerine erişimini engellediğini ifade eden katılımcılar, neden sorusuna %38 oranında "Bu dönemde sağlık kuruluşlarında bulaş riskinin fazla olduğunu düşünüyorum", %31,2 oranında "Bu dönemde acil durumlar dışında sağlık kuruluşuna başvurmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum" yanıtlarını vermiştir. Çalışma sonucunda pandemi döneminde sağlık kuruluşlarına başvuru sayılarının azaldığı, koruyucu sağlık hizmeti kullanımının yeterli düzeyde olmadığı, pandemi döneminin ise mevcut durumu daha da olumsuz etkilediği görülmüştür. Özellikle kronik hastalığı olanların koruyucu sağlık hizmeti alımı daha çok aksamıştır. Koruyucu sağlık hizmetleri hem birey hem toplum için çok önemli bir yere sahiptir ve sağlık hizmetleri arasında merkezi konumda bulunmaktadır. Özellikle pandemi döneminde, hastalıkların ortaya çıkması ve ilerlemesini önleyen koruyucu sağlık hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak büyük önem taşımaktadır ve bu amaçla yeni sağlık politikaları oluşturulmalıdır. Pandemi döneminde tele-tıp gibi hastayı uzaktan değerlendirmeye imkan veren uygulamalar da hastanın yüz yüze görülmesinin zorunlu olmadığı durumlarda sağlık hizmeti sunumu için alternatif olabilir.
Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş üstü kişilerde fiziksel aktivite durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, birinci basamak sağlık hizmetlerinde önemli yeri olan fiziksel aktivite konusunda kapsamlı değerlendirme yapıp, bireylerin bu konu hakkındaki bilgilerini, bu konudaki engelleri ve fırsatları değerlendirmektir. Çalışmaya 300 adet gönüllü birey katılmıştır. Çalışma kapsamında katılımcılara sosyodemografik özelliklerini ve sağlık durumlarını belirleyen bir sosyo-demografik ve tıbbi öykü anketi uygulanmış akabinde egzersiz davranış değişim basamakları ölçeği uygulanmıştır. Sosyal çevrenin ve egzersizle ilgili bilgi düzeyinin değerlendirilmesi amacıyla sorulan sorularla anket devam etmiştir. En son işle ilgili aktiviteler, ulaşım yöntemleri ve yapılan egzersizler sorgulanarak anket bitirilmiştir. Anket ve ölçekler yüz yüze görüşme tekniği ile doldurulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 23.0 kullanılmış ve istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmamıza katılan 300 hastanın %66,3'ü (n=199) kadın, %33,7'si (n=101) erkektir. Çalışmamızda fiziksel aktif olanların oranı %65'tir, %43'ü ise düzenli olarak fiziksel aktivite yapmaktadır. Araştırmamızda erkekler kadınlardan, gelir düzeyi yüksek olanlar düşük olanlardan, BKI'si düşük olanlar yüksek olanlardan anlamlı olarak daha aktif bulunmuştur (p<0.05). Yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, ikamet bölgesi, sigara-alkol kullanımı, kronik hastalık olup olmaması ile fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmada kimi bireylerin yeterli zamanı olmayışı, sağlık problemleri, hava şartlarının uygun olmaması, sosyal çevrenin aktif olmayışı gibi faktörler nedeniyle fiziksel aktiviteden uzak kaldıkları görülmüştür. Başta kadınlar olmak üzere tüm bireylerin fiziksel aktivitenin sağladığı yararlar üzerine bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Gerekli sosyal çevre düzenlemeleri yapılarak tüm bireylerin fiziksel aktiviteye katılımı sağlanmalıdır. Anahtar sözcükler: Fiziksel aktivite, aile hekimliği, egzersiz, fiziki ve sosyal çevre
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi dahili bilimler servislerinde yatan hastaların refakatçilerinin bakım yükü ve sağlıklarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada hastanede yatan yakınlarına bakım veren refakatçilerin bakım yükünün tespit edilmesi ve bakım yükü ile psikolojik belirti düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmamız Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Ocak-Nisan 2018 tarihleri arasında yapılmış kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Bakım verenlerin sosyodemografik ve klinik özelliklerini değerlendirmek amacıyla veri toplama formu, bakım yükünü değerlendirmek amacıyla Zarit Bakım Yükü Ölçeği ve psikolojik belirti düzeylerini tespit etmek amacıyla Kısa Semptom Envanteri çalışmacı tarafından bakım verenlere yüz yüze uygulanmıştır. Veriler, SPSS ver. 22.0'ı kullanarak analiz edilmiştir. Karşılaştırmada Mann Whitney U testi, Kruskal- Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmış ve p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 300 refakatçi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 47,8±13,8 (min:18,0 - maks:84,0) ve %67,0'ı kadındır. Refakatçilerin %41,3'ü hastanın eşi, %36,3'ü hastanın çocuğudur, %42,8'si 2 haftadan uzun süredir hastanede bakım vermektedir, %46,7'si aynı hastaya hastane dışında da bakım vermektedir. Refakatçilerin hastaya bakım verme nedenlerinin başında (%77) duygusal bağlılık gelmektedir. Refakatçilerin %35,9'u hastanede kaldığı sürede temel ihtiyaçlarını gidermekte sorun yaşadığını belirtmiştir ve sorun yaşayanların hem ZBYÖ puanı, hem de KSE puan ortalamaları sorun yaşamayanlara göre anlamlı oranda yüksektir (p<0,05). Araştırmaya katılan bireylerin Zarit bakım yükü ortalaması 20,2 ve kısa semptom envanteri puanlarının ortalaması 34,4 saptanmıştır. Çalışmamıza katılan kişilerin ZBYÖ ile KSE puanları arasında orta derecede pozitif korelasyon (r=0,502) bulunmaktadır ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma hastanede bakım veren refakatçilerin bakım yükü ve psikolojik belirti düzeyleri belirlendiği ve aralarındaki ilişkinin karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. Bakım verenlerin bakım yükü arttıkça psikolojik belirti düzeyleri de artmaktadır. Bu kişilere sağlık bakımı sunan aile hekimlerinin bakım verenlerin sağlık sorunlarının ve destek gereksinimlerinin farkında olması ve gereksindikleri bakımı sunmaları bakım verenlerin bedensel ve ruhsal sağlığının gelişmesine yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Bakım Veren, Bakım Yükü, Hastane, Yaşam Kalitesi
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi aile hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş üstü bireylerde sigara içme oranları ve bırakmaya hazırlık düzeyleri
Amaç: Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniklerine herhangi bir nedenle başvuran 18 yaş üstü bireylerde sigara içme ve bağımlılık durumlarını, sigara bırakma konusunda düşüncelerini, sigara bırakmaya hazırlık düzeylerini saptamayı amaçladık. Yöntem: Araştırmaya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı araştırma görevlilerinin erişebildiği, 18 yaş ve üzerinde, araştırmaya katılmayı kabul eden 350 hasta dahil edilmiştir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmada Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 18 yaş üstü bireylerde sigara içme oranları ve bırakmaya hazırlık düzeyleri anketi kullanılmış, anket 2012 yılında Türkiye'de yapılan Küresel Yetişkin Tütün Araştırması anketinden uyarlanarak hazırlanmıştır. Anket yüz yüze görüşme tekniğiyle doldurulmuştur ve halen sigara kullanan katılımcıların Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi'ne göre bağımlılık düzeyleri belirlenmiştir. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı analizlerde ortalama ve standart sapma, kategorik verilerin analizi için ise Ki-kare testi kullanılmıştır. P<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 214'ü (%61,1) erkek, 136'sı (%38,9) kadın olmak üzere toplam 350 kişi katılmıştır. Çalışmaya katılanların 131'i (%37,4) hayatı boyunca hiç tütün ürünü kullanmadığını, 95 kişi (%27,2) halen her gün tütün kullandığını, 6 kişi (%1,7) halen ara sıra tütün kullandığını, 118 kişi (%33,7) geçmişte kullanıp bıraktığını belirtmiştir. İçilen sigara sayısına göre incelendiğinde şu anda tütün kullanan 101 katılımcı arasında 32 kişi (%31,7) günde 10 adetten daha az, 48 kişi (%47,5) 11-20 adet, 6 kişi (%5,9) 21-30 adet, 15 kişi (%14,9) 31 adet ve daha fazla sigara kullanmaktadır. Şu anda tütün kullanan katılımcıların %53,2'si (n=116) 15-20 yaşları arasında tütüne başlamıştır. Katılımcıların tamamının her gün kullandıkları tütün ürünü sigara olup, bu kişilerin %84,2'si toplamda 7 yıl ve daha fazla süre tütün kullanmıştır. Sigara içen katılımcılardan %66,3'ü tütün bağımlısı olduğunu belirtmiş, %32,3'ü Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi puanlamasına göre çok düşük düzeyde bağımlıdır. Katılımcıların %53,0'ü bırakma isteğinin yüksek, %48,5'i bırakma motivasyonunun yüksek olduğunu belirtmiştir. Sigarayı bırakan katılımcılardan %95,8'i yardım almadan bıraktığını, %61,0'i bırakmasında sağlık sorununun etkili olduğunu belirtmiştir. Sonuç: Bu çalışmada katılımcıların sigara içme oranları ve bırakmaya hazırlık düzeyleri belirlenmiş ve bunları etkileyen faktörler karşılaştırılmıştır. Sigara bağımlılığı, toplumun sağlığını tehdit eden önemli bir halk sağlığı sorunudur. DSÖ bu ciddi sorunu önlemek için 6 temel strateji içeren MPOWER raporunu yayınlayarak ülkelere tütün ile mücadele için neler yapılması gerektiğinin yol haritasını vermiştir. DSÖ'nün 2013 yılında yayınladığı rapora göre tütün kontrolü planını uygulayan ilk ülke olarak ülkemiz örnek gösterilmiştir. Ancak ülkemizde tütün kullanım oranları hala yüksektir. Sigara içmenin zararları ve sigara içenlerin bırakmaları yönünde desteklenmesi konularında daha fazla çaba gösterilmelidir. Sigaranın bırakılması konusunda aile hekimlerinin önemli yeri vardır. Aile hekimleri hastalarla her görüşmede sigara kullanım durumunu sormalı ve sigara içenlere, özellikle sağlık sorunu olanlara ve gebelere bırakmaları önermeli, etkin sigara bırakma yöntemleri konusunda (farmakoterapi, danışmanlık/tavsiye) bilgilendirme yapmalıdır. Sigara bağımlılığının erken yaşlarda başlaması ergenlerin sigara bağımlılığı hususunda önemli bir risk grubu olduğunu göstermektedir. Bu sebeple en az sigarayı bırakma konusunda sağlanan başarılar kadar, sigaranın hiç denenmemesini sağlamak da üzerinde önemle durulması gereken bir konu haline gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Sigara bağımlılığı, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Sigara Bırakma
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 45 yaş ve üzeri bireylerde kardiyovasküler risklerin araştırılması ve risk skorlaması
Amaç: Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran 45 yaş ve üzeri bireylerde kardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin yaygınlığının saptanmasını, SCORE risk değeri ve Framingham risk skorlaması temelli olan TKD risk değerini hesaplayarak kardiyovasküler olay risklerini belirlemeyi amaçladık. Yöntem: Araştırmamız Akdeniz Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuran 45 yaş ve üstü kardiyovasküler hastalığı olmayan bireylerde Ocak- Nisan 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Kırkbeş yaş ve üstü bireylerde kardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin yaygınlığının belirlenmesi ve hastaların kardiyovasküler risk durumlarını belirlemek amacı ile yapılmış kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Bu polikliniklere başvuran ve son 1 yılda ölçülmüş açlık kan şekeri, HDL kolesterol, LDL kolesterol, total kolesterol değerleri kayıtlı olan ve çalışmaya katılım konusunda onam veren 156 hasta çalışmaya alınmıştır. Çalışmada "Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine Başvuran 45 Yaş ve Üstü Bireylerde Kardiyovasküler Risk Skorlaması Anketi" kullanılmıştır. Hastaların kan basınçları, boy ve kiloları ölçülmüş, beden-kitle endeksleri hesaplanmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı analizlerde ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Kategorik verilerin analizi için ise Ki-kare, Kruskal-Wallis testi, Mann-Whitney U testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. P<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 45 yaş ve üzeri 156 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların %55,1'i kadın %44,9'u erkektir. Katılımcıların %25,6'sı 55-59 yaş aralığındadır. Katılımcıların %57,1'i hayatında hiç sigara içmemiştir, %69,2'si hiç alkol kullanmamıştır. Katılımcıların son 1 yılda kan basıncını ölçtürenlerin %50,3'ünün kan basıncı değeri yüksek olarak değerlendirilmiş, son 1 yılda açlık kan şekerini ölçtürenlerin %34,9'unun açlık kan şekeri değeri yüksek olarak değerlendirilmiş, son 1 yılda kolesterol değerini ölçtürenlerin %50'sinin kolesterol değeri yüksek olarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların %28,8'inin ölçülen kan basıncı 120/80 mmHg'nın altında bulunmuştur. Katılımcıların ölçülen total kolesterol değerlerinin ortalaması 215,3 (min:94,0-maks:340,0) mg/dl olarak bulunmuştur. Katılımcıların %28,2'sinin ölçülen HDL kolesterol değerleri 35-44 mg/dl aralığında bulunmuştur. Katılımcıların %26,9'unun ölçülen LDL kolesterol değerleri 100-129 mg/dl aralığında bulunmuştur. Katılımcıların ölçülen ortalama trigliserit değeri 163,9 (min:42-maks:604) mg/dl olarak bulunmuştur. Katılımcıların ölçülen ortalama açlık kan şekeri değerleri 107 (min:75-maks:288) mg/dl olarak bulunmuştur. Katılımcıların ortalama beden kitle endeksi 29,8 (min:19,5-maks:50,6) olarak bulunmuştur. Katılımcıların ortalama TKD risk değeri %17,35 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %33,3'ü TKD risk skorlamasına göre yüksek riskli (>%20) olarak saptanmıştır. Katılımcıların ortalama SCORE risk değeri %3,1 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %19,9'u SCORE risk skorlamasına göre yüksek ve çok yüksek riskli olarak saptanmıştır (>%5). Sonuç: Bu çalışma katılımcıların kardiyovasküler risk faktörlerinin belirlenmiş, yapılan ölçüm ve değerlendirmelere göre SCORE ve TKD risk skorlarının ölçülmüş ve çeşitli parametrelerin bu skorlar üzerindeki etkileri karşılaştırılmıştır. Toplumumuzda 45 yaş ve üzeri bireylerde kardiyovasküler hastalık prevalansı oldukça yüksektir. Primer korunma açısından sigaranın bırakılması, kan basıncı, hiperlipidemi ve diyabet kontrolü, küçük yaşlardan itibaren sağlıklı bir diyet ve düzenli fiziksel aktivite yapılması, psikososyal stresten kaçınma çok önemlidir. Kardiyovasküler hastalık majör risk faktörlerinin erken tanı ve tedavisi için özellikle 45 yaş ve üzerindeki bireylere tarama yapılması faydalıdır. SCORE ve TDK gibi kardiyovasküler risk belirleme ölçekleri bu amaçla kullanılabilir. Hastalar kardiyovasküler riskleri hakkında bilgilendirilip, farkındalıkları arttırılabilir. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler Hastalık Risk Faktörleri, SCORE Risk Skoru, TKD Risk Değerlendirmesi