Theses supervised by Doç. Dr. Nesibe Kurt Konca

13 theses · Çankaya University

Master'sOpen AccessTR

İş mahkemelerinde yargılama usulü

İşçilerin hakları ve hukuki statüleri zaman içerisinde sürekli olarak değişim ve gelişim göstermiş bu değişim ve gelişime bağlı olarak, işçilerin haklarına ulaşabilmeleri için izlemeleri gereken yol da hızlandırılmış ve kolaylaştırılmıştır. Ülkemizde 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 4 Ağustos 1950 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun ile bir ihtisas mahkemesi olarak iş mahkemeleri kurulmuş ve iş uyuşmazlıklarının iş yargısında ihtisaslaşmış hakimler tarafından daha hızlı bir şekilde çözümlenmesi amaçlanmıştır. İş yaşamının dinamizmi neticesinde 5521 sayılı Kanun zaman içerisinde yetersiz kalmış ve iş mahkemelerinde uygulanacak yargılama usulünde değişikliğe gidilmesi kaçınılmaz bir hal almıştır. Bu kapsamda yaşanan sorunlara çözüm sunmak üzere 12/10/2017 tarihinde kabul edilen 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 25/10/2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bunun dışında 2011 yılında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 2012 yılında 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu yürürlüğe girmiştir. İş yargılamasında 7036 sayılı Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanacaktır. 7036 sayılı Kanun ile, Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda bir dava şartı olarak arabulucuya başvuru zorunluluğu getirilmiş (İş M. K. m.3), iş mahkemeleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine dair hükümlerinden doğan uyuşmazlıklara da bakmakla görevlendirilmiş (İş M. K. m.5), kanun yollarına başvuru süresi ve bu sürenin başlangıç tarihi Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile uyumlu hale getirilmiş (İş M. K. m.7) ve kanunda düzenlenen bir takım dava ve işler hakkında temyiz yoluna başvuru imkanı kaldırılarak bu dava ve işlerin istinaf incelemesi neticesinde kesinleşeceği (İş M. K. m.8) düzenlenmiştir. 7036 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Türkiye İş Kurumu'nun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıkların da iş mahkemelerinin görev alanında olduğu düzenlenmiş ancak idari para cezalarından kaynaklanan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinin görev alanının dışında bırakılmıştır. 7036 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile, davalının yerleşim yeri ve işin yapıldığı yer yetki kuralının yanı sıra, işlemin yapıldığı yer ile iş kazasından doğan tazminat davalarında kazanın veya zararın meydana geldiği yer ve zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesinin yetkisine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 2014 yılında 5521 sayılı Kanun'da değişiklik yapılarak iş davalarında Sosyal Güvenlik Kurumu'na başvuru zorunluluğu ve Kurum'un feri müdahalesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, 7036 sayılı Kanun ile dü bu düzenlemeler kabul edilmiştir. Hizmet tespit davaları dışında, sosyal güvenlik mevzuatından doğan uyuşmazlıklarda Kuruma başvuru zorunluluğu getirilmiştir.

Basit yargılama usulüHukuk Usulü Muhakemeleri KanunuKanunlar 5521 sayılı+4
Oya Turgut
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İdarî yargıda bilirkişinin yasaklı olması ve reddi

Bilirkişi, yargı düzeni içerisinde hâkimin yerine geçmemekle birlikte hâkim tarafından yapılan görevlendirme çerçevesinde, teknik ve bilimsel hususlara ilişkin onun yetki alanına giren faaliyetin önemli bir kısmını üstlenerek alacağı kararda belirleyici ve etkin bir rol oynamaktadır. Bu itibarla bir "hâkim yardımcısı" konumunda olan bilirkişinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı; mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı anlamına gelmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 272. maddesinde; hâkimler hakkındaki yasaklılık ve ret sebepleriyle ilgili kuralların bilirkişiler bakımından da uygulanacağı düzenlenmiştir. İdarî yargının amacı; idareyi hukuk sınırları içinde tutmak ve idare karşısında kişinin, hak ve hürriyetlerini koruyarak hukuk devletini gerçekleştirmektir. Bu nedenle idarî yargıda, bilirkişinin bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlamak adına uygulanacak olan kurallar özel bir öneme sahiptir. İdarî yargıda uygulanacak olan 2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu'nun 31. maddesinde; bilirkişiler hakkında 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Tez çalışmamızda, idarî yargıda bilirkişiler hakkında uygulanacak yasaklılık ve ret sebepleriyle ilgili kurallar pozitif hukuk (de lege lata) ve olması gereken hukuk (de lege ferenda) bakımından ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilirkişi, bilirkişinin yasaklılığı, bilirkişinin reddi, idarî yargılama usûlü, medenî yargılama usûlü.

BilirkişiMedeni usul hukukuYasaklar+3
Mehmet Aktuna
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bireysel iş hukukunda dava şartı arabululuculuk

Toplum içinde yaşayan bireyler birbirleri ile iletişim ve etkileşim içindedir. Bu nedenle aralarında uyuşmazlıkların çıkması olağan bir süreçtir. Uyuşmazlıkların çözümü bakımından taraflar empati ile hareket ettiklerinde sorunun çözümü kolaylaşmaktadır. Ancak bu zamana kadar taraflar, uyuşmazlık konusunda haklı olduklarını belgelemek için dava açma yolunu tercih etmişlerdir. Adalet Bakanlığı verilerine göre 2008 yılından bu güne kadar hukuk davaları artan bir ivme göstermiştir. Hukuk Mahkemelerinin 2011-2018 yılları arasındaki dosya sayıları incelendiğinde 2018 yılında hukuk mahkemelerinde açılan dava sayısı 2011 yılına göre %24,9 artış göstermiştir. Bu verileri iş mahkemeleri bakımından ayrıntılı incelemeye aldığımızda 2018 yılı istatistiklerine göre önceki yıldan devralınan dosya sayısı 351 507, yeni açılan dava sayısı 162 339, üst mahkemeden bozularak gelen dosya sayısı 26 310 olup toplam dosya sayısı 540 156'dır. Davaların genel ortalama görülme süresi istatistiki olarak 283 gün olmasına rağmen iş mahkemelerinde bu oran 629 gün olarak rapor edilmiştir. Bu veriler ışığında 2011-2018 yılları arasında açılan davaların nerdeyse karara bağlanan davalar kadar olduğunu söylemek mümkündür. Bu da hâkimlerin iş yüklerinin artmasına ve verilen kararların hukuka uygunluğunun tartışılmasına sebep olmaktadır. İş mahkemelerinde açılan davaların büyük bir kısmını alacak, tazminat ve tespit davaları oluşturmaktadır. Türkiye genelinde 2018 yılında iş mahkemelerinde açılan ve karara bağlanan davalarda 112 805 dava (%59,6) ile birinci sırayı alacak davası, ikinci sırayı ise 41 112 dava (%21,7) ile tespit davası almaktadır. Açılan davaların uzun sürmesi, yargılama masraflarının fazlalığı, mahkemelerin tarafsızlığına olan inancın zayıflaması ile uyuşmazlıkların alternatif çözüm yolları ile sonuçlandırılması arayışına girilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun 07/06/2012 tarihinde kabul edilmesi ile uyuşmazlıkların arabuluculuk yolu ile çözümlenmesi hukuk sistematiğimizde yer edinmiştir. Türkiye'de yeni bir kurum olduğundan üzerinde tartışmalar yapılarak geliştirilmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle de inceleme konusu olarak bireysel iş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk konusu seçilmiştir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte bireysel iş hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk, dava şartı haline gelmiştir. Kanunun uygulama alanı sadece bireysel iş hukuku uyuşmazlıklarıdır. Toplu iş uyuşmazlıkları ayrı bir kanuna tabi olduğundan çalışmamızda yer almayacaktır. İş uyuşmazlıklarında açılan davalar işçi ve işveren arasındaki çalışma barışının bozulmasına neden olmaktadır. Açılan davalar sonucunda elde edilen kararların hakkaniyete uymadığı inancı, kararların icrasında yaşanan sıkıntılar devlete olan güveni de zedelediğinden toplumsal kaosa neden olmaktadır. Devlete güvenin olmadığı, toplum huzurunun sağlanamadığı ortamda suç oranları artmakta, bireyler hukuka aykırı çözümlere yönlenmektedir. Bunun önüne geçmek için özellikle iş uyuşmazlıkların çözümünde tarafların inisiyatif alarak sürece dahil olmaları önem arz etmektedir.

ArabuluculukDava şartıDavalar+1
Hande Ceylan Yanaral
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İcra ve iflas hukukuna özgü suçlar ve yargılamaları

Toplumda kişilerin birbirleriyle kurdukları hukuki ya da ticari ilişkilerden ötürü aralarında aynı zamanda borç ilişkisi de meydana gelebilmektedir. Bu kapsamda, bazı durumlarda kişiler arasında herhangi bir uyuşmazlık çıkması halinde bahsi geçen borç ilişkisi icra takibi ile sonuçlanmaktadır. Borç ilişkisinde beklenen, borçlunun üzerine düşen yükümlülüklerini zamanında ve tam olarak yerine getirmesidir. Alacağını zamanında ve tam olarak alamayan alacaklı, alacağını elde edebilmek adına icra mercilerine başvurur. İcra ve iflas takiplerinin hızlı ve etkin bir şekilde sonuçlanabilmesi ve alacaklı tarafın borçlunun kötü niyetli davranışlarından korunabilmesi için icra hukukunda bazı önlem ve tedbirler alınmıştır. Hukuk sistemimizde, icra ve iflas Kanunu kapsamında borçluya ve üçüncü kişilere borç ilişkisi yönünden, icra ve iflas takipleri öncesi ve sonrası işlemlerde bazı sorumluluklar yüklenmiştir. Borçlu ya da üçüncü kişiler kendilerine yüklenen bu sorumluluklara riayet etmedikleri takdirde, Kanun tarafından belirtilen suç kapsamında farklı cezai yaptırımlar ile karşı karşıya kalacaklardır. icra ve iflas Kanunu kapsamında öngörülen suç türleri öğreti ve uygulamada "icra ve iflas suçları" olarak kabul görmektedir. Bu çalışma kapsamında da, icra ve iflas Kanunu kapsamında suç sayılan fiiller ile bunların cezai yaptırımları ve icra ve iflas suçlarına ilişkin yargılama usulü değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: icra suçu, iflas suçu, yargılama usulü, kötü niyet

KötüniyetSuçYargılama+4
Kasım Seyfi
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni usul hukukunda sesli ve görüntülü bilişim sistemi

Günümüzün bilgi çağında iş dünyası, kamu idaresi ve kaçınılmaz olarak adalet teşkilatında teknoloji hızla artan bir gelişme göstermiş; bunun sonucunda yargılama hukukunda da teknolojinin kullanıldığı alanlar artmıştır. Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi; savcılık, mahkeme ya da hâkim huzurunda ifadesi alınamayan tarafların, tanık, bilirkişi yahut uzmanların video konferans yoluyla ifadelerinin alınmasını sağlayan hukukumuza yeni girmiş bir kurumdur. Bu çalışmada Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi'nin tanımı, tarihçesi, elektronik belgeleri, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi kurumunun mevzuatta düzenlenişi ve medeni usul ilkeleriyle olan ilişkisi, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi'nin medeni yargıda uygulaması, teknik özellikleri, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile tanıkların, bilirkişilerin dinlenmesi, ifade ve sorgunun yapılması, istinabe ile ilişkisi, keşif işlemi sırasında Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi kullanımı incelenecektir. Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi kurumunun ilk ortaya çıkışından günümüzdeki halini alana dek geçirdiği değişim ve gelişimler, medeni usul hukukunun belli başlı müesseselerini nasıl etkilediği, faydaları ve olumsuz yönlerinin incelendiği bu çalışmada, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi kurumundan ziyade birçok medeni usul hukuku kurumu ve ilkelerini ayrıntılı olarak inceleyerek, bu kurumlar ile Sesli ve Görüntülü bilişim sisteminin nasıl birlikte kullanıldığını ve hangi amaçları hedeflediğini inceledik.

Adalet BakanlığıAdli yargıBilişim sistemleri+7
Aydan Aktoğ Özel
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adî konkordato başvurusu

Adî konkordato, iflâsa tabi olup olmadığına bakılmaksızın, borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun borçlarını proje ile birlikte bir vade veya indirim yoluyla yeniden yapılandırabilecekleri bir hukukî imkandır. 7101 sayılı Kanun'la ön proje kavramı hukukumuza dahil olmuştur. Konkordato başvurusuna eklenecek belgeler arasında, mahkemeye ibrazı gereken ilk ve en önemli belge konkordato ön projesidir. 7155 sayılı Kanun ve Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelik'in 6' ncı maddesinde konkordato ön projesinde yer alması gereken hususlardan bahsedilmiştir. Bunlar: borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceği, alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacakları, borçlunun ödemelerin yapılması için mallarını satıp satmayacağı, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağı hangi yöntemle sağlayacağı; bu kapsamda sermaye artırımı veya kredi temini yoluna gidip gitmeyeceği yahut başka bir yöntem kullanıp kullanmayacağı şeklindedir. Yönetmelik' in 7' nci maddesinde ise borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgelerden bahsedilmiştir. Bu belgeler ise; Türk Ticaret Kanuna göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, işletmenin devamlılığı esasına göre hazırlanan ara bilanço, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilanço, ticari defterlerin açılış kapanış tasdikleri ile elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin e-defter berat bilgileri, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler, tüm alacak ve borçları, vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler, borçlunun mali durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler şeklindedir. Yönetmelik' in 8. maddesi alacaklı ve alacak listesi, 9. maddesi karşılaştırma tablosu, 10. maddesi makul güvence veren denetim raporu, 11. maddesi ise diğer belge ve kayıtlar şeklindedir. Konkordato talep eden herhangi bir borçlu veya alacaklının bu belgeleri ibrazı zorunludur. Konkordato talebini alan mahkeme kanundaki belgelerin eksiksiz olması durumunda geçici mühlet kararını verecektir. Geçici mühlet sonunda konkordatonun başarıya ulaşma ihtimalinin olması durumunda kesin mühlet verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Adî konkordato, Konkordato Ön Projesi, Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler

BelgelerKanunlar 7155 sayılıKonkordato+1
Perihan Dilek Kızıl
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İcra mahkemesi kararlarına karşı istinaf kanun yolu

İstinaf kanun yolu incelemesini yapan bölge adliye mahkemeleri, tüm yurtta 20 Temmuz 2016 tarihinden itibaren faaliyete geçmiştir. Cumhuriyet döneminden beri faal olmayan ve faaliyete geçmesi için uzun süre beklenilen bu mahkemelerin uyguladığı yeni kanun yolu Türk hukuk sisteminde var olan çoğu kökleşmiş kuralları ve alışkanlıkları değiştirmiştir. Bölge adliye mahkemelerinin uygulayacağı kanun yoluna ilişkin kurallar Hukuk Muhakemeleri Kanununda detaylıca düzenlenmiş olsa da, özel mahkemeler nezdinde de kendi kanunlarında istinaf kanun yoluna ilişkin hükümler getirilmiştir. Özel mahkemeler içerisinde icra mahkemeleri, kendine has yargılaması ve kararlarının niteliği ile öne çıkmaktadır. Bu sebeple İcra ve İflas Kanunu istinaf kanun yolu incelemesinde icra mahkemelerine özgü kanun maddeleri getirmiştir. Hem yeni uygulanmaya başlanan istinaf kanun yolu incelemesi; hem de icra mahkemelerinin kendine has yargılaması ve istinaf kanun yolu incelemesi için getirilen özel maddelerinin bir bütün olarak incelenmesi, çalışmanın ana hatlarını oluşturmaktadır. İstinaf kanun yolu incelemesine ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri bölge adliye mahkemelerince yeni uygulanmaya başlanması buna rağmen maddelerde birden fazla değişik yapılması karşısında, çalışmamızda bu konularda icra mahkemesi kararlarına uygun düştüğü ölçüde açıklanmaya çalışılmıştır.

Hukuk Usulü Muhakemeleri KanunuMahkeme kararlarıMedeni usul hukuku+4
Seyit Can Tokalıoğlu
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma davalarında delillerin toplanması ve incelenmesi

Boşanma Davalarında Delillerin Toplanması ve İncelenmesi başlıklı bu tez çalışmasında, boşanma davalarında delillerin ne şekilde toplanarak mahkeme huzuruna getirileceği ve mahkemece ne şekilde inceleneceği değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme yapılırken özellikle yargılamaya hakim olan ilkeler çerçevesinde hareket edilmiş, ispat, deliller ve hukuka aykırı deliller ayrıca ele alınmıştır. Aile, bir toplumun temel yapı taşlarından biridir. Eşler arasında usulüne uygun şekilde yapılan evlenme akti ile evlilik ilişkisi kurulur. Evliliği sona erdiren en yaygın sebeplerden biri ise boşanmadır. Boşanma davaları davanın tarafları ve toplum açısından oldukça önemlidir. Boşanmanın gerçekleşebilmesi için davacının Türk Medeni Kanunu'nda belirtilen boşanma sebeplerinden birine ya da bir kaçına dayanarak dava açması gerekmektedir. Açılan bu davada taraflar iddia ve savunmalarını ispatlamak durumundadır. Taraflarca yerine getirilmesi gereken bu ispat işlemi usulüne uygun bir şekilde ve hukuka uygun deliller vasıtasıyla gerçekleştirilmelidir. Dava sonucunda mahkemece verilecek inşai nitelikteki boşanma kararının kesinleşmesi ile boşanma gerçekleşecektir. Boşanma davaları, sahip oldukları önem nedeniyle diğer davalardan farklı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Özellikle usul hukuku açısından ortaya çıkan bu farklılıklar, temelde evlilik birliğinin mümkün olduğunca ayakta tutulması, tarafların, çocukların ve kamunun menfaatinin korunması amacına hizmet etmektedir. Özellikle delillerin toplanarak mahkeme huzuruna getirilmesi ve hakim tarafından serbestçe değerlendirilerek, vicdani kanaat sistemine göre hükme esas alınması hususları oldukça önemlidir. Dolayısıyla boşanma davaları, ispat ve delillere ilişkin hususlar yönüyle diğer davalardan ayrılmaktadır.

BoşanmaDavalarDelil+2
Aslıhan Aksakal
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hak arama hürriyeti perspektifinden arabuluculuk

Bu çalışmada, hak arama hürriyetinin temel hak ve hürriyetler arasındaki yeri ve önemine değinilerek, hak arama hürriyetinin kapsam ve sınırları ortaya konulmuştur. Bu sınırlardan yola çıkılarak alternatif çözüm yollarından biri olan arabuluculuk müessesinin ve kanunlarda yapılan değişiklikler neticesinde arabuluculuğun dava şartı olarak düzenlenmesinin hak arama hürriyetine etkileri ve hak arama hürriyetine aykırı olup olmadığı değerlendirilmiştir.

AdaletAlternatif çözümlerArabuluculuk+4
Nariye Tuğçe Bahadır
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuk

Gelişen dünyanın etkisinde ortaya çıkan uyuşmazlık çözüm yolları, ülkemizde kanun koyucunun etkisi ile çeşitli alanlarda zorunlu tutulmaya başlanmıştır. Barışçıl yolların teşviki ile uyuşmazlıklar hem daha kısa sürede çözüme kavuşmakta hem de yargı da yapılması öngörülen masraf azalmaktadır. Aktif kullanıldığında olumlu etkilerini görebileceğimiz arabuluculuk, iş uyuşmazlıklarının yanı sıra ticari uyuşmazlıklara da ve tüketici uyuşmazlıklarında da hâlihazırda zorunlu tutulmuştur. Ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuk uygulamasının kısa sürede, daha az masrafla ve ticari sırların korunması suretiyle giderilmesi, arabuluculuk uyuşmazlık çözüm yöntemini cazip kılmakta ve bu nedenle zamanla arabuluculuk aşamasında anlaşmaların arttığı öngörülmektedir. Arabuluculukta gizlilik, ticari sırların korunmasını sağladığından arabuluculuğun tercih edilmesi bakımından önem arz etmektedir. Ticari dünyada arabuluculuk; pratikliği, arabulucuların tarafsızlığı açılarından da tercih edilebilir görülmektedir. Bu nedenle ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuğun uygulanma şeklinin tam olarak kavranması gerekmektedir. Bu çalışma ile ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuğun uygulanmasına ışık tutulmaya çalışılmıştır.

ArabuluculukDava şartıTicari davalar+2
Elif Buse İskender Abbasoğlu
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kripto paraların hukuki niteliği ve icra hukuku kapsamında değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının konusu, son yıllarda kullanımı oldukça artan kripto paraların hukuki niteliği ile icra hukuku açısından değerlendirilmesidir. Kripto paralar, herhangi bir merkezi otoriteye ihtiyaç duymaması, kişiler arası transferinin hızlı ve düşük maliyetli olması, gizlilik ve güvenliği sağlaması gibi özellikleri nedeniyle finans dünyasında önemli bir dönüm noktası olarak görülmektedir. Kripto paraların hukuki niteliğine ilişkin genel kabul görmüş bir tespit henüz bulunmamaktadır. Kripto paraların hukuki niteliğinin belli olmaması, hukuk alanındaki uyuşmazlıkların çözümünü de zorlaştırmaktadır. Çalışmada, kripto paraların daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle para, elektronik para ve kripto para kavramları, tarihçeleri ve fonksiyonları ile blok zinciri teknolojisi ele alınmıştır. Daha sonra kripto paraların hukuki niteliği kapsamındaki ihtimaller değerlendirilerek, karşılaştırmalı hukuk açısından ülkelerin bu alandaki çalışmaları ve uygulamaları incelenmiştir. Kripto paraların icra hukuku açısından takibe ve hacze konu edilebilirliği değerlendirilerek, bu kapsamda önerilere yer verilmiştir. Son olarak, kripto paraların hukuk uygulayıcıları arasında bilinirliği ile icra hukuku uygulamaları hakkındaki hukuk uygulayıcılarının görüşlerinin belirlenmesi için bir anket araştırması yapılarak, elde edilen bulgular yorumlanmıştır.

BlockchainBlok zinciri sistemiHaciz+4
Gökmen Sezgin
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kesinleşmeden icraya konulamayacak ilamlar

Hukukumuzda derece mahkemeleri tarafından verilmiş olan kararlara karşı kanun yoluna başvurulmuş olsa da ilam alacaklısı kural olarak ilamlı icra yoluna başvurmak suretiyle henüz kesinleşmemiş olan ilamın icrasını sağlayabilmektedir. Bazı ilamların kesinleşmeden icra edilmesi durumunda ise birtakım olumsuzluklar meydana gelebilmektedir. Bu nedenle bu tür ilamların kesinleşmeden icra edilememesi uygulamaları ortaya çıkmıştır. Kanun koyucu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda öngördüğü düzenleme ile bazı ilamların icra edilebilmesini kesinleşme şartına bağlamıştır. Ayrıca bazı özel kanunlarda da ilamların icra edilebilmesi açıkça kesinleşme şartına bağlanmıştır. Bunun yanında Yargıtay kararları doğrultusunda kesinleşmedikçe icra edilmeyen ilamların kapsamı genişletilmiştir. Çalışmamızda; ilamlı icra hakkında genel bilgi, kesinleşme kavramı ve kesinleşmeden icra edilememe uygulamasının amacı ele alındıktan sonra, farklı hukuk alanları kapsamındaki kesinleşmeden icra edilemeyen ilamlar, mevzuat ve Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir. Son olarak, kesinleşme şartına bağlı olan bir ilamın kesinleşmeden icraya konulması halinde başvurulabilecek hukuksal çare olarak şikâyet yolu ele alınmıştır.

Kanun yollarıKanunlar 6100 sayılıTenfiz+3
Serhat Bülbül
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Medenî Usûl Hukukunda aslî müdahale

Görülmekte olan yargılamanın tarafı dışındaki üçüncü kişinin, yargılamaya müdahalesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu içinde bazı kurumlar sayesinde mümkün olabilmektedir. Aslî müdahale kurumu, bunlardan biri olarak yargılama hukukunda yer alır. 2011 yılında yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile aslî müdahale kurumu, ilk kez başlı başına bir kanun hükmünde düzenlenmiştir (HMK m. 65). Kurumun başlı başına bir kanun hükmü ile düzenlenmiş olması, kanun koyucunun aslî müdahaleye verdiği önemi göstermektedir. Aslî müdahale kurumunun esasını oluşturan aslî müdahale davası, üçüncü kişi tarafından, görülmekte olan yargılamanın taraflarına karşı açılan ayrı bir davadır. Aslî müdahale davası, görülmekte olan yargılamadan ayrı bir dava olarak açılmış bulunsa da, aslî müdahale davasının ve görülmekte olan yargılamanın konusunu oluşturan hak veya şey, görülmekte olan yargılamanın konusu ile aynıdır. Bir başka ifadeyle, üçüncü kişi, bir dava açmak suretiyle, görülmekte olan yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde bir hak iddiasında bulunmaktadır. İşte, üçüncü kişi, aslî müdahale kurumu sayesinde, tarafı olmadığı bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde, bir hak iddiasında bulunabilme imkânı kazanmaktadır.

Asli müdahaleDavalarMedeni usul hukuku+1
İsmet Mazlum
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors