Theses supervised by Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül

28 theses · Hasan Kalyoncu University

Master'sOpen AccessTR

Tip 1 diyabet hastalığı olan çocuklar ve annelerinin algıladıkları kabul red düzeyleri ile sağlıklı çocuklar ve annelerinin kabul red düzeylerinin karşılaştırılması

Bu çalışma, Tip I Diyabet tanısı almış çocuklar ve annelerinin ebeveyn kabul-red algılarının diyabet tanısına ilişkin anlamlı bir fark gösterip göstermediğini tespit edebilmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma için Tip I diyabet tanısı almayan çocuklar ve annelerinden oluşan sağlıklı grup oluşturularak, iki grubun arasındaki farklılıklar karşılaştırılmıştır. Araştırma için Gaziantep ilinde bulunan birdevlet hastanesi polikliniğine tedavi için gelen 8-15 yaş arası tip 1 diyabet tanısı almış çocuk ve anneleri ile 8-15 yaş arası herhangi bir kronik hastalığı bulunmayan çocuklar ve annelerinden seçilmiştir. Araştırmaya katılan 52 Tip I diyabet tanısı alan çocuk, 52 anne; 52 tanı almayan çocuk ve anneleri bulunmaktadır. Araştırmada, Ebeveyn-Kabul Red algısını ölçmek için "Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği Anne ve Çocuk Formları" kullanılmıştır. Ayrıca, Tip I diyabet tanısı alan gruba ve sağlıklı gruba kişisel ve klinik değişkenleri ölçmek amacıyla anne tarafından doldurulan bir "Kişisel ve Demografik Bilgi Formu" verilmiştir. Annelerin bilgilendirilmiş onamı doğrultusunda hem anne hem de çocukların verileri karşılaştırılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre gruplar arasında ebeveyn kabul red algısı tanı alan ve tanı almayan çocuklar arasında ebeveyn kabul-red boyutları arasındaki "Sıcaklık/Duygulanım", "Farklılaşmamış Red" ve anne formundaki "Farklılaşmamış Red" boyutlarının anlamlı ölçüde daha farklı olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, tanı almayan çocukların ters puanlanan Sıcaklık/Duygulanım alt boyutu ve Farklılaşmamış Red alt boyutu anlamlı düzeyde yüksektir. Tanı alan çocukların algıladıkları reddedici tutum tanı almayanlara göre daha fazla bulunmuştur. Bununla birlikte, annelerin ebeveyn tutum algısı anlamında "Farklılaşmamış Red" boyutunun tanı alan çocukların annelerinde tanı almayanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tanı alan ve tanı almayan çocukların ve annelerin Ebeveyn Kabul-Red boyutları arasındaki korelasyon analizine göre tanı alan gruptaki çocukların alt boyut skorlarının annelerin alt boyut skorları ile tanı almayan grup ile karşılaştırıldığında olumsuz ve anlamlı ilişkisi olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda, çocukların kronik hastalıkları sebebiyle söz konusu olabileceği düşünülen duygusal, psikolojik ve sosyal sonuçların ebeveyn tutum algısına etkisi olabileceği düşünülmektedir. Çocukların algıladıkları reddedici tutum, annelerinin belirttiği algılanan ebeveyn tutumuna göre daha fazla bulunmuştur. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda, kronik hastalık tanısı konulmuş çocuk ve ergenlerin iyilik hali ve işlevselliğini sağlamak ve ailelerin bu noktada daha etkin bir tutum sergileyebilmeleri bakımından sağlanabilecek desteklerin yapılandırılması hususunda katkı sağlayabilecek bulgular elde edildiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Tip I Diyabet, Ebeveyn Tutumu, Ebeveyn Kabul-Red

Aile kabul-red kuramıAna-baba tutumuDiabetes mellitus+2
Erol Kurt
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye ve Irak'tan gelen savaş mağduru çocuk ve genç mültecilerde travma sonrası stres bozukluğu düzeyi

Bu çalışmada Türkiye'ye sığınan Diyarbakır il sınırları içerisinde yer alan çadır kentte bulunan Iraklı mültecilerde ve Batman ili Beşiri ilçesi sınırları içerisinde yer alan çadır kentte bulunan Iraklı mülteciler ile Batman merkezde kalıp kampta kalmayan Suriyeli mültecilerde TSSB düzeyini saptamayı gidişatını değerlendirmeyi, çeşitli sosyodemografik değişkenler ve bazı olaylara ilişkin bilgi değişkenleri ile ilişkisini, savaş sonrasında meydana gelen ruhsal mağduriyetin düzeyini tespit etmek, savaşın yarattığı etkileri anlayabilmek ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlayabilmek gibi olgular araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Diyarbakır il sınırları içerisindeki mülteci kampı ve Batman il sınırları içerisinde kalan 202 mülteciden oluşmuştur. Çalışmada mültecilerin TSSB olup olmadığını varsa da şiddetinin ne düzeyde olduğunu 36 maddelik bir ölçek kullanılmıştır. Ölçek kişilerin yeniden yaşama belirtilerinin belirlendiği birinci bölüm, kaçınma ve küntleşme belirtilerinin belirlendiği ikinci bölüm, Artmış uyarılmışlık belirtilerinin belirlendiği üçüncü bölüm, bozukluğun süresibelirlendiği dördüncü bölüm, Önemli derecede sıkıntı veya işlevsellikte bozulmanın belirlendiği beşinci bölüm, TSSB tanınsın belirlendiği altıncı bölüm ve İlişkili özelliklerin belirlendiği altıncı bölümden oluşmuştur. 123 Erkek ve 79 kadından oluşan araştırmamızın bulgularını özetlemek gerekir ise; çalışmamıza dâhil edilen Suriyeli ve Iraklı mültecilerde şimdiki (son 1 ay) TSSB sıklığı %57,9, Hayat Boyu TSSB sıklığı ise % 58,9 olarak tespit edilmiştir. Mültecilerde yaş ilerledikçe, ailede ve arkadaşlarda kayıp oldukça, cinsel istismara maruz kaldıkça, patlamaya tanıklık ettikçe, şiddet gördükçe TSSB tanısı alma ihtimalinin arttığı görülmüştür. Çalışmamıza dâhil edilen Suriyeli ve Iraklı mültecilerde şimdiki (son 1 ay)TSSB ŞimdikiŞiddet Puanı ortalaması 78,07, TSSB Hayat Boyu Şiddet Puanı ortalaması 81,28 olarak tespit edildi. CAPS Ölçeği şiddet puanlarının skalasının 0-136 puan arasında olduğunu göz önüne alırsak eğer, hem TSSB ŞimdikiŞiddet Puanı ortalamasının hem de TSSB Hayat Boyu Şiddet Puanı ortalamasının yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Katılımcıların savaş kaybı, ölüme tanıklık, rehine kalma durumu, şiddete Maruzluk, yaralanma ve kaza geçirme, patlamaya tanıklık ile cinsel istismara uğrama değişkenleri ile hem TSSB Tanısı Şimdiki puanları arasında hem de TSSB hayat boyu puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<.05). Katılımcıların maruz kaldıkları bu durumlarla TSSB şimdiki ve hayat boyu tanıları arasındaki ilişkinin yönü ve düzeyleri incelendiğinde, birinci sırada "cinsel istismara maruz kalmak ya da tanık olmak" değişkeninin TSSB riskini artırdığı ve sonra sırasıyla ikinci sırada "savaşta aile bireylerinizden kayıp ya da kayıplar olma" değişkeni, üçüncü sırada "aile üyelerinden birinin ya da yakın bir arkadaşınızın ölümüne tanıklık etme" değişkeni, dördüncü sırada "savaş esnasında işkenceye, şiddete maruz kaldınız ya da tanık olma değişkeni, beşinci sırada "ciddi anlamda yaralanma ya da kaza yaşadınız veya tanık olma" değişkeni ve "görsel ya da işitsel herhangi bir patlamaya tanıklık etme" değişkeninin son sırada TSSB riskini arttırdığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: TSSB, savaş, mülteci, travma, çocuk, genç

IrakIraklılarMülteciler+5
Hüseyin Binay
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde kendine zarar verme davranışı ile olumsuz otomatik düşünceler arasındaki ilişkinin incelenmesi

Kendine zarar verme davranışı (KZVD), ölüm amacı olmaksızın kişinin kendi bede-ninde kasıtlı olarak hasar oluşturmasıyla tanımlanan bir durumdur. Son yıllarda kendine zarar verme davranışı ergenler arasında önemli bir sağlık problemi haline gelmiştir. Kendine zarar verme davranışının olumsuz otomatik düşüncelerle olan ilişkisi yeterince araştırılmamıştır. Bu araştırma kendine zarar verme davranışı ile olumsuz otomatik düşünceler arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla ; 2015-2016 Eğitim Öğretim yılında Malatya İlinde iki farklı ilçede öğrenim gören 9,10,11. sınıf öğrencilerine uygulanmıştır. Çalışmaya KZVD gösteren 380 ergen (lise öğrencisi) dahil edilmiştir. Kendine zarar verme davranışı ile olumsuz otomatik düşünceler arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçlayan bu tez çalışması korelasyonel bir desenle oluşturulmuştur. Katılımcılar Kendine Zarar Verme Davranışını Değerlendirme Ölçeği, Otomatik Düşünceler Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada ergenlerde kendine zarar verme davranışı ile olumsuz otomatik düşünceler arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı Pearson Moment Çarpım Korelasyonu yöntemiyle analiz edilmiştir. Kendine zarar verme davranışı ve olumsuz otomatik düşünce düzeyleri, diğer bağımsız değişkenler olan cinsiyet, birliktelik, güven ve şiddet ile anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığının tespitinde Bağımsız Gruplar T testi, okul türü, sınıf, başarı, kardeş sayısı, baba eğitim, anne eğitim, gelir ve arkadaş değişkenleri için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), farkın kaynağını anlamak için ise LSD Post Hoc Testi kullanılmıştır. Araştırmada anlamlılık düzeyi .05 kabul edilmiş ve analizler SPSS programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda; lise öğrencilerinde kendine zarar verme davranışı ile olumsuz otomatik düşünceler arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuş-tur. Kendine zarar verme davranışı ile okul türü, sınıf düzeyi, başarı ve anne baba birlikteliği arasında anlamlı farklılık görüldüğü ; cinsiyet, kardeş sayısı, anne/baba eğitim düzeyi, gelir, arkadaş, güven ve aile içi şiddet değişkenleri açısından anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Otomatik düşünceler ile cinsiyet, okul türü, başarı, arkadaş, güven ve aile içi şiddet değişkenleri açısından anlamlı farklılık görülürken ; sınıf düzeyi, kardeş sayısı, anne/baba eğitim düzeyi, birliktelik ve gelir düzeyi değişkeni açısından anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur.

ErgenlerKendine zarar verme davranışıOlumsuz düşünme+1
Mehmet Demez
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İlişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaların evlilik doyumunu yordama gücü

Bu araştırmada, evli bireylerin sahip oldukları ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları ile evlilik doyumu arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın evreni Gaziantep'te yaşayan evli bireylerdir. Örneklem Gaziantep'te bulunan bir özel üniversite, bir kamu hastanesi, bir özel anaokulu, bir fabrikada çalışan evli bireylere, ölçeklerin gönüllülük şartıyla uygulanmasıyla oluşturulmuştur. Araştırmaya 336 birey katılmıştır. Katılımcıların 170'i kadın, 166'sı erkektir. Ölçme araçları, demografik bilgiler formu, ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ölçeği, evlilik yaşam ölçeğidir. Analizler sonucunda, evlilik doyumu ile bilişsel çarpıtmalar arasında negatif yönde bir korelasyon bulunmuştur. Yaş ile bilişsel çarpıtmalar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Fakat yaş ile evlilik doyum arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon olduğu görülmüştür. Kadınların erkeklere kıyasla bilişsel çarpıtma düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Evlilik süresi ile bilişsel çarpıtmalar ve evlilik doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Eğitim seviyesi ile bilişsel çarpıtmalar arasında negatif yönde bir ilişki varken, eğitim seviyesi ile evlilik doyumu arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.

Bilişsel çarpıtmaEvli çiftlerEvlilik+3
Hüseyin Kervancıoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

15-17 yaş arası elit ve amatör futbolcuların yeme tutumu, benlik saygısı ve kişilik özelliklerinin incelenmesi

Yeme davranışı, fizyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerden etkilenen bir olgudur. Gelişim aşamalarının her birinde hayatın devamlılığı için gerekli olan yeme davranışları etkisi altında kalınan dış faktörler neticesinde sağlıklı veya sağlıksız düzeyde kendisini gösterebilmektedir. Ergenlik dönemi, bireyler için hızlı değişimlerin ve gelişimlerin gerçekleştiği bir geçiş dönemi olarak tanımlanır. Bu dönemin özellikleri neticesinde görülen hızlı gelişimler ayrıca psikososyal gelişim alanında da kendisini göstermektedir. Yeme davranışının özellikle bu dönemdeki beden imajı kaygıları ve akranları tarafından kabul görme ve popülerlik anlamında daha fazla önem kazandığı ve kritik durumlar ile kendisini gösterdiği söylenebilir. Bu bağlamda, fiziksel aktivitesi yüksek veya sporcu ergen bireylerin bu noktada yeme davranışı ve diğer ilişkili olabilecek bireysel değişkenler olarak belirlenen benlik saygısı ve temel kişilik özellikleri bu çalışmada ölçülen araştırma değişkenleridir. Araştırmada, elit ve amatör futbol oynayan 15-17 yaş grubu erkek öğrencilerinin yeme tutumu, benlik saygısı ve temel kişilik özellikleri incelenmiş, araştırma değişkenlerinin kişisel ve demografik bilgiler ile beslenme bilgisi değişkenleri ile karşılaştırılması yapılmıştır. Araştırma için İstanbul, Trabzon, Kahramanmaraş'taki dört farklı spor kulübünde faaliyet gösteren elit ve amatör olarak futbol oynayan 102 futbolcu ile çalışılmıştır. Araştırma için, katılımcılara "Yeme Tutum Ölçeği (YTT)", "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği", "Temel Kişilik Özellikleri Ölçeği", "Kişisel Bilgi Formu" ve "Beslenme Bilgisi Formu" uygulanmıştır. Araştırma için gerekli izinler alınarak katılımcıların gönüllük esasına göre verilertoplanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, yeme tutumu elit ve amatör futbolcularda anlamlı düzeyde farklı bulunmuştur. Elit futbolcuların sağlıksız yeme tutumunun elit futbolculara göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, benlik saygısı her iki grupta orta düzeyde bulunmuş, diğer araştırma değişkenleri olan yeme tutumu ve kişilik özellikleri ile ilişkili bulunmamıştır. Yeme tutumu puan ortalamaları ayrıca, boy ve kilo oranları, kardeş sayısı, yaşamın çoğunu geçirdiği yer, baba eğitimi ve okul türü değişkenlerinde anlamlı farklılıklar göstermektedir. Kişilik özellikleri arasından gelişime açıklık ve olumsuz değerlik özelliklerinin amatör futbolcularda, elit futbolculara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte yeme tutumu ile sorumluluk arasında anlamlı ve pozitif ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada, ülkemizde yaygın olarak hem amatör hem de profesyonel olarak benimsenmiş bir spor branşında faaliyet gösteren ergenlik dönemindeki ergen bireylerin, fiziksel aktiviteleri ve bulundukları spor kulüplerine bağlı olarak yeme tutumlarının ne düzeyde olduğunu tespit edebilmek, yeme tutumuna ek olarak ergenlik dönemi için önemli bir psikososyal özellik olan benlik saygısı hakkında bilgi sahibi olmak ve kişisel ve kişilik özelliklerini incelemek bakımından ilerde yapılacak çalışmalara katkı sağlayabileceği düşünülen bulgular elde edilmiştir. Özellikle futbolcular ile performansı ve iyilik halini arttıracak çalışmalar yürütülürken dikkate alınabilecek durumlar hakkında bilgi vermesi açısından bu çalışmanın önemli olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Futbol, Yeme Tutumu, Benlik Saygısı, Kişilik Özellikleri, Ergenlik

Benlik saygısıErgenlerFutbol+3
Çaka Çağatay Sarıbaş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Anne, baba ve çocuk tarafından algılanan ebeveyn kabul-red ve kontrolünün çocuğun duygu düzenleme becerisi ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı Ebeveyn Kabul-Red Teorisi'ne göre çocuğun anne ve babasından algıladığı ebeveyn kabul-red ve kontrolü ile anne ve babanın çocuğuna gösterdiği kabul-red/kontrolün çocuğun duygu düzenleme becerisi ile ilişkisini araştırmaktır. Bu araştırma ile anne babaların beyan ettikleri ebeveyn tutumlarının çocuklar tarafından ne şekilde algılandığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Öte yandan çocuğun cinsiyeti, anne-babanın eğitim düzeyi ve ailenin gelir düzeyi gibi demografik değişkenlerin çocuğun duygu düzenleme becerisi ve algılanan ebeveyn kabul-red/kontrol puanları ile olan ilişkisi incelenmiştir. Araştırma, ilköğretim 4. ve 5. sınıfa devam eden 93 çocuk (41 kız, 52 erkek) ve anne-babaları ile yürütülmüştür. Veriler; Demografik Bilgi Formu, Ebeveyn Kabul-Red/Kontrol Ölçeği (EKRÖ/K), Çocuk EKRÖ/K: Anne, Çocuk EKRÖ/K: Baba ve Duygu Ayarlama Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda çocuğun anne ve babasından algıladığı kabul-red ve kontrol ile çocuğun duygu düzenleme becerisi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Anne ve babanın kabul-red ve kontrolü ile çocuğun duygu düzenleme becerisi arasında negatif yönlü ve zayıf bir ilişki saptanmıştır. Anne, baba ve çocuk tarafından algılanan ebeveyn kabul-red ve kontrol puanları arasındaki uyum incelendiğinde anne-çocuk, baba-çocuk ve anne-baba puanları arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde bir ilişki saptanırken çocuğun anne ve babasından algıladığı ebeveyn kabul-red/kontrol puanları arasında pozitif yönlü ve kuvvetli bir ilişki bulunmuştur. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış; araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Algılanan ebeveyn tutumları, ebeveyn kabul-reddi, ebeveyn kontrolü, duygu düzenleme becerisi

Aile kabul-red kuramıAlgılanan ebeveynlik biçimleriAlgılanan kontrol+4
Fatma Zehra Gelgör
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Karın ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran çocuk ve ergenlerde fiziksel sebep bulunanlarla bulunmayanlar arasındaki depresyon, anksiyete ve somatizasyon değerlerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, karın ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran çocuk ve ergelenlerde, karın ağrısıyla ilgili fiziksel sebep bulunanlarla, fiziksel sebep bulunmayanların depresyon, anksieyete ve somatizasyon düzeylerini belirlemek ve karşılaştırmaktır. Ayrıca sosyodemografik değişkenlere göre (yaş, okul başarısı, kardeş sayısı, anne baba birlikteliği, anne baba eğitim durumu, aile gelir durumu, fiziksel ve psikiyatrik bir hastalığın varlığı) depresyon, anksiyete ve somatizasyon değerlerinin ilişkilerini incelemektir Araştırmanın örneklemi Batman'da özel bir hastanenin pediatri servisine karın ağrısı şikayetiyle başvuran 8-15 yaş arası çocuklardır. Araştırmada 24'ünde fiziksel sebep bulunan, 24'ünde fiziksel sebep bulunmayan 48 çocuğun verileri değerlendirilmiştir. Çocuklarda fiziksel sebeb varlığını öğrenmek için, kan tahlili, tam idrar tahlili ve ultrason sonuçlarına bakılmıştır. Bu üç tetkikten en az birinde fiziksel bir sebep bulunmasıyla, fiziksel sebep bulunan grup oluşturulmuştur. Çalışmada Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Çocuklarda Anksiyete Bozukluklarını Tarama Ölçeği, Çocuk Somatizasyon Ölçeği-24 (ÇSE–24) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, karın ağrısı şikayeti olan çocuklarda ağrıya yönelik fiziksel sebep bulunanlarla bulunmayanların depresyon, anksiyete ve somtaizasyon değerleri karşılaştırıldığında, anlamlı bir fark bulunmamıştır.Annesi çalışan çocukların somatizasyon değerleri çalışmayan annelerin çocuklarının somatizasyon değerlerinden yüksek çıkarken, çalışmayan annelerin çocuklarının sosyal anksiyete puanları çalışan annelerin çocuklarına kıyasla yüksek bulunmuştur. Uygulanan ölçeklerden alınan puanlarla, çocuğun yaş, okul notları, kardeş sayısı ve kardeşler arasındaki sıra, anne baba yaşı, anne-baba beraberliği, baba eğitim durumu ve çalışma şekli karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.Yapılan analizlerde, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği puanları ile Yaygın Anksiyete Bozukluğu puanları, Okul Kaçınma puanları ve Çocuklarda Anksiyete Bozukluklarını Tarama Ölçeği puanları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon gözlenmiştir. Ayrıca, Çocuk Somatizasyon Envanteri puanları ile Panik Bozukluk/Somatik Semptomlar ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu puanları arasında ve Çocuklarda Anksiyete Bozukluklarını Tarama Ölçeği Total puanları arasında da pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olduğu görülmüştür . Araştırmadan elde edilen sonuçlar literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuklarda Karın Ağrısı, Somatizasyon, Depresyon, Anksiyete

AnksiyeteBedenselleştirmeDepresyon+3
Merve Teken
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Down sendromlu çocuğa sahip annelerin aile gereksinimlerinin belirlenmesi ve sosyal destek algılarına yönelik görüşleri

Araştırmanın amacı, down sendromlu çocuğu olan annelerin aile gereksinimlerinin incelenmesi ve sosyal destek algıları hakkındaki görüşleri belirlemektir.Araştırmaya Gaziantep ve İstanbul illerinden araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 20 down sendromlu bireylerin anneleri dahil edilmiştir ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Anneler ile görüşmeler sonucunda temalar belirlenmiş ve içerik analizi yapılmıştır. DS tanısı almış çocuğa sahip annelerin, çocuklarının normal çocuklardan farklılaşmadan çevre tarafından kabul görmeleri, çocuklarının hangi alanlarda eksiklikleri olduğu ve neler yapabilecekleri gibi konularda bilgiye gereksinimleri olduğu, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak ve daha iyi eğitim olanaklarından faydalanmak için maddi gereksinime ihtiyaçları olduğu sonucu bulunmuştur. Annelerin en çok çocuklarının eğitimi üzerinde durulmuştur. Yönetim birimlerinden eğitim aldıkları kurumların eğitim süresinin artırılması, eğitimcilerin denetlenmesi ve sosyal aktivitelerin düzenlenmesi için yönetim birimlerine yönelik ihtiyaçlarını dile getirmişlerdir. Anneler çocuklarının dil-konuşma alanında uzmanlardan beklentileri olduğuna değinmişlerdir. Sosyal destek açısından geniş ailede yaşayan annelerin destek düzeylerinin fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Down sendromu, aile gereksinimleri, sosyal destek, aile ilişkileri, kardeş ilişkileri.

Aile gereksinimleriAile içi ilişkilerAnneler+2
Merih Toker
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ve normal çocukların ana-babalarında zihin kuramı ve yürütücü işlevlerin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocukların anne- babaları ve sağlıklı çocukların anne-babalarında OSB ve DEHB belirtileri, zihin kuramı ve yürütücü işlevlerin karşılaştırılmasıdır.

Aile işlevleriAna-babaAna-baba tutumu+5
Sümeyra Çelik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

3-6 yaş arası gelişim geriliği olan çocukların annelerinin suçluluk utanç düzeyleri ve yaşam doyum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada, gelişim geriliği olan çocuklara sahip annelerin yaşam doyum düzeyleri ile suçluluk utanç düzeylerinin ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Adana ilinde yaşayan 3-6 yaş arası gelişim geriliği olan çocuğa sahip 121 anne ve sağlıklı çocuğa sahip 60 anne ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Yaşam Doyum Ölçeği, Suçluluk ve Utanç Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; suçluluk ile utanç düzeyi arasında orta derecede pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (r=0.671, p<0.01). Suçluluk ile yaşam doyum düzeyi arasında ve utanç ile yaşam doyum düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bunun yanında, annelerin yaşam doyum puanları (t=-12.628, p<0.01), suçluluk (t=7.838, p<0.01) ve utanç puanları (t=8.841, p<0.01) gelişim geriliği olan çocuğa sahip olup olmama durumuna göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. İleride daha büyük örneklemler ile araştırmanın tekrarlanması ve suçluluk utanç ve yaşam doyum düzeyleri arasında ilişki olup olmadığının irdelenmesi önerilir.

AnnelerOkul öncesi çocuklarSuçluluk+6
Özge Şener
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli ve engelli olmayan ergen bireylerin algıladıkları sosyal destek ile intihar olasılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

İntihar sıklığının arttığı günümüzde ergenlik döneminde gençlere intiharı düşündüren sebeplerin belirlenmesi, özellikle risk altındaki ergenlerin zamanında fark edilebilmesi açısından son derece önemlidir. Bu kapsamda, engelli ve engelli olmayan ergenlerde algılanan sosyal destek ile intihar olasılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemini, 127 engelli, 148 engelli olmayan toplam 275 ergen; evrenini ise, İstanbul, Ankara ve Malatya illerinde, 9/11. sınıflarda eğitim gören ve 15/17 yaş aralığında bulunan engelli ve engelli olmayan ergenler oluşturmaktadır. Katılımcılara, SosyoDemografik Bilgi Formu, İntihar Olasılığı Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; hem engelli hem de engelli olmayan ergenlerde sosyal destek artıkça intihar olasılığı azalmaktadır. İntihar olasılığını azaltan en önemli sosyal desteğin aileden alınan destek olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak; sosyal beceri eğitimlerinin verilmesi, sosyal destek sistemlerinin arttırılması intiharın önlenmesinde önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: İntihar, ergen, engelli, algılanan sosyal destek

Algılanan sosyal destekEngelli kişilerErgenler+4
Aylin Aslan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Pansiyonlu liselerde öğrenim gören öğrencilerin gündüzlü veya yatılı olmalarıyla depresyon ve algılanmış aile desteği düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma pansiyonlu liselerde öğrenim gören öğrencilerin gündüzlü veya yatılı olmalarıyla depresyon ve algılanmış aile desteği düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda öğrenimlerini yatılı ve gündüzlü bir şekilde sürdüren lise öğrencilerinin öğrenim gördükleri okul türüne, kardeş sayısına, cinsiyetine, ailelerindeki herhangi birinde tıbbi yada psikolojik bir rahatsızlık olup olmama durumuna, anne ve baba eğitim düzeyine, anne ve baba mesleğine, aile gelir durumuna, anne babanın sağ olup olmayışlarına, ders başarı durumlarına ve öğrenimlerini yatılımı gündüzlümü sürdürdüklerine göre algılanmış aile desteği ve depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir farklılaşma olup olmadığı incelenmiştir. Çalışmanın evrenini Gaziantep ili 2016-2017 Eğitim-Öğretim yılında pansiyonlu liselerde öğrenim gören ailesiyle ve yatılı kalan lise öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise Gaziantep ilinin çeşitli pansiyonlu liselerinde öğrenim gören 268 gündüzlü ve 226 yatılı toplamda 494 olmak üzere 9, 10 ve 11. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak demografik özellikleri içeren Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri ile Algılanmış Aile Desteği Ölçeği(PSS-fa) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda örneklem dahilindeki öğrencilerin kendilerine ait odalarının oluşu, oturdukları evlerin kendilerine ait oluşu, anne ve babalarının birlikte oluşu, baba eğitim düzeyi ve gelir durumu açısından algılanmış aile desteği arasında anlamlı diğer faktörler arasında ise anlamsız bir farklılaşma olduğu; cinsiyet, oturdukları evin kendilerine ait oluşu, sınıf düzeyi, kalınan yer, anne eğitim düzeyi, baba mesleği, kardeş sayısı, gelir durumu ve ailede herhangi birinde psikolojik bir rahatsızlık olma durumları açısından depresyon belirtileri arasında anlamlı diğer değişkenler arasında anlamsız bir farklılaşma olduğu görülmüştür.

Aile desteğiDepresyonEğitim psikolojisi+7
Ali Rıza Dinç
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Otistik çocuğa sahip ailelerin yılmazlık düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmada otistik spektrum bozukluğu tanısı almış ve almamış çocukların ebeveynlerinin yılmazlık seviyesini değerlendirmek amaçlanmıştır. Rehabilitasyon merkezlerinde hizmet alan ve sağlıklı olan çocukların ebeveynlerinden oluşan toplam 164 kişilik çalışmada ebeveynlere Aile Yılmazlık Ölçeği uygulandı. Mücadelecilik-Meydan Okuma, Öz-Yetkinlik, Yaşama Bağlılık ve Kontrol alt faktörlerinden oluşan ölçek ile ebeveynlerin demografik bilgileri karşılaştırıldı. Otistik spektrum bozukluğu tanısı alan çocukların ebeveynlerinin Öz-Yetkinlik değeri, tanı almayan çocukların ebeveynlerinin ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü. Ebeveynlerin eğitim durumu ile Aile Yılmazlık Ölçeği Mücadelecilik-Meydan Okuma, Öz-Yetkinlik, Yaşama Bağlılık ortalamaları, ebeveynlerin medeniyet durumları ile Aile Yılmazlık Ölçeği Mücadelecilik-Meydan Okuma ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı. Aile Yılmazlık Ölçeği ortalamalarının ebeveynlerin yaş, cinsiyet, aylık gelir, çalışma durumu grupları arasında anlamlı farklılık bulunmadı.

AileAile hayatıAile içi ilişkiler+7
Nergiz Turan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek işlevli otizmli bireylerin düşünce içeriğini incelemek

Bu çalışma ile yüksek işlevli otizm spektrum bozukluğu (YİOSB) tanısı almış olan bireylerin düşünce içeriklerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu amaçla yapılan çalışma, nitel araştırma desenlerinden olgu bilim deseni bağlamında yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu yüksek işlevli otizm tanışı almış 26 bireyden oluşmaktadır. Araştırma verileri Sosyo-demografik Bilgi Formu ve Beier Cümle Tamamlama Testi kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için betimsel ve içerik analizi kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmada, betimsel ve içerik analizlerinde yüksek işlevli otizmli bireylerin cümle tamamlama testine verdikleri cevaplar kodlar halinde uygulayıcı tarafından kategori haline getirilmiştir. Tamamlanan cümlelerden 26 bireyin en çok doldurduğu cümlelerin frekansı belirlenmiştir. En çok tamamlanan sekiz cümle tema olarak seçilmiştir. Bu temalar otizmli bireylerin verdiği cevaplara göre araştırmamıza uygun kodlara ayrılmıştır. Bu cümlelerden duygu ve düşünce kodları bizim çalışmamızı anlamlı kılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen bulgular ve olası çözümler literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, Yüksek İşlevli Otizm, Zihin Kuramı.

DüşünceOtistik bozukluklarZihin kuramı+3
Hülya Akkaya Yılmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli yakınlarının yaşam kalitesinin incelenmesi: Kahramanmaraş örneği

Engellilik, bir veya daha fazla fiziksel, zihinsel ya da ruhsal sağlık durumlarında oluşan olumsuzlukla meydana gelen, bireylerin ve yakınlarının yaşamlarını olumsuz etkileyen bir durumdur. Her ne kadar engelli bireylerle ilgili yapılmış birçok çalışma olsa da engellilerin yakınları ile ilgili çalışmalar yetersizdir. Bu bağlamda çalışmamız, engelli bireylere birincil dereceden bakım veren engelli yakınlarının yaşam kalitesinin incelenmesi ve yaşam kalitesine etki eden faktörlerin belirlenmesi amacıyla oluşturulmuştur. Araştırma, Kahramanmaraş'ın bir merkez ilçesinde ki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'na "Engelli Sağlık Kurulu Raporu" ile başvuran, 2017 Haziran-Ağustos tarihleri arasında hane ziyareti gerçekleştirilen, engelliye birincil dereceden bakım veren 18-55 yaşları arasında ki 254 engelli yakınından oluşturulmuştur. Engelli bireyin engel durumuna ilişkin bilgilerin, bakım veren bireylerin demografik özelliklerinin yer aldığı "Demografik Form" ve engelli yakının yaşam kalitesi belirlenmesi amacıyla "Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-Bref)" kullanılmıştır. Demografik özelliklerin, yaşam kalitesine etkisi istatistiksel olarak araştırıldı. Engelli bireye birincil dereceden bakım veren yakının yaşı, cinsiyeti, eğitim seviyesi, engelli bireye olan yakınlığı, engellinin engel türü, engelli birey adına ekonomik destek alınıp alınmaması, yaşanılan bölge ve ekonomik durum yaşam kalitesine etki eden faktörler olarak bulunmuştur. Engelli yakınlarının demografik özellikleri ve engel türü, engelli yakınlarının yaşam kalitesini etki etmektedir. Engellinin engel oranının ve yaşının, bakım veren bireylerin yaşam kalitesinde farklılık oluşturmamıştır.

AileAile hayatıAile yaşam döngüsü+6
Mehmet Alim Bilginer
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerin psikolojik sağlamlığın (Resilience), çocukluk çağındaki travma ve bağlanma stilleri ile ilişkisinin incelenmesi

Psikolojik sağlamlık (resilience) farklı araştırmalarda ortaya konulduğu gibi çeşitli faktörler tarafından etkilenen bir değişkendir. Bu çalışmanın amacı, "Ergenlerin Psikolojik Sağlamlığın (Resilience), Çocukluk Çağındaki Travma ve Bağlanma Stilleri İle İlişkisinin İncelenmesi"dir. Bu çalışma, ilişkisel tarama desenli nicel bir araştırmadır. Araştırmada kolay erişilebilir örneklem yöntemi kullanılarak ulaşılan 9. ve 10. sınıf öğrencilerinden 453 kişiden toplanan veriler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; psikolojik sağlamlığın çocukluk çağı travma ile ters yönlü ilişkiye sahip olduğu, bağlanma ile doğrusal ilişkiye sahip olduğu sonucunda ulaşılmıştır. Araştırmada, çocukluk çağı travmanın psikolojik sağlamlığı yordamasında, bağlanmanın ara değişken olarak rol aldığı tespit edilmiştir. Araştırmada psikolojik sağlamlığın cinsiyet ve kardeş sayısından dolayı farklılaşmadığı; ergenin öğrenim gördüğü sınıf düzeyi, annesinin çalışması, babasının çalışması, ailesinin aylık gelir düzeyi, daha önce psikiyatrik veya psikolojik destek almış olması, ailesinde psikiyatrik ve ya psikolojik destek alanların olması, yaşı, kiminle yaşadığı, annesinin eğitim düzeyi, babasının eğitim düzeyi ve ailede kaçıncı çocuk olduğu değişkenlerinden dolayı farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.

Ana-babaya bağlanmaBağlanma stilleriErgenler+4
Gökçen Bindal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Aynı zamanda YŞÖ-KF3 ile ÇÖYÖ-KF alt boyutlarının çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir.Araştırmanın örneklemini 2017-2018 yılında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde öğrenim gören 415 (147 Kadın, 268 Erkek) öğrenci oluşturmuştur. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3) ve Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu (ÇÖYÖ-KF) uygulanmıştır.Tüm veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir.Veriler normal dağılım gösterdiğinden parametrik analiz yöntemleri kullanılmıştır.Elde edilen bulgulara göre; YŞÖ-KF3 ile ÇÖYÖ-KF'nin alt boyutları arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur.ÇÖYÖ-KF Duygusal İhmal alt boyutu puan ortalamaları çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermiştir.YŞÖ-KF3'nin alt boyutları puan ortalamaları da çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermiştir. Elde edilen bulgular ilgili literatür temelinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.

Erken dönem uyum bozucu şemalarSosyodemografik değişkenlerSosyodemografik özellikler+3
Sümeyye Karayiğit
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan ve olmayan çocuklarda bilgisayar oyun bağımlılığı

Bu çalışmada Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar ile sağlıklı çocukların bilgisayar oyun bağımlılığı düzeylerinin ve bilgisayar oyunları oynama alışkanlıklarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubu, İstanbul ilinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı alan 10-13 yaş arası 100 çocuktan oluşmaktadır. Kontrol grubu ise 10-13 yaş arası herhangi bir psikiyatrik tanısı olmayan, sosyodemografik özellikler bakımından çalışma grubuyla eşleştirilmiş sağlıklı 100 çocuktan oluşmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu ve Çocuklar İçin Bilgisayar Oyun Bağımlılığı Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların Bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyleri sağlıklı çocuklara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. DEHB tanısı alan çocuklar arasında aksiyon, nişancı, yarış oyunlarını oynayan çocukların oynamayanlara göre bilgisayar oyun bağımlılığı düzeylerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda çevrimiçi oyun oynamanın bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyi üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Bilgisayar oyun bağımlılığı için bir risk faktörü olmaktadır.

BağımlılıkBilgisayar oyunlarıHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu
Bengi Bekar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Panik bozukluğu hastalarında erken dönem uyum bozucu şemalar ve şema sürdürücü başa çıkma davranışlarının şema terapi modeli çerçevesinde incelenmesi

Araştırmanın temel soruları çerçevesinde, panik bozukluğu hastalarında gözlenen uyum bozucu şemalar ve kullandıkları başa çıkma davranışları (şemadan kaçınma ve aşırı telafi) incelenmiştir. Malatya eğitim ve araştırma hastanesi psikiyatri kliniğinde panik bozukluğu tanısı alan DSM 5 tanı ölçütlerini karşıladığı belirlenen panik bozukluğu yaşayan bireylerin (n=30) ve panik bozukluğu tanısı alan bireylerle benzer yaş, cinsiyet ve demografik özellikler gösteren karşılaştırma grubu (n=34) araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak kişisel bilgi formu, Young şema ölçeği Kısa Form-3, Young telafi ölçeği ve Young- Rygh kaçınma ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın temel sorularını yanıtlamak amacıyla bir dizi Ki kare, t testi ve Mann Whtiney U test analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçları panik bozukluğu tanısı alan grubun karşılaştırma grubuna kıyasla Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Young telafi ölçeği ve Young- Rygh kaçınma ölçeklerinin birçok alt boyutundan yüksek puan aldıklarını göstermiştir. Panik bozukluğu tanılı bireyler kontrol grubuna kıyasla başarısızlık, karamsarlık, tehditler karşısında dayanıksızlık, iç içe geçme şema boyutlarında daha yüksek puanlar almışlardır. Young telafi ölçeği alt boyutları bakımından gruplar arasında anlamlı fark saptanamamış ancak panik bozukluğu tanılı katılımcıların Young telafi ölçeği alt boyutlarından eleştiriye tahammülsüzlük puanlarının kontrol grubundakilere göre daha yüksek olma eğiliminde olduğu görülmüştür. Young kaçınma ölçeği alt boyutlarından psikosomatizm ve sıkıntıyı Yok Sayma alt boyutundan da anlamlı derecede daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Anahtar kelimeler: erken dönem uyum bozucu şemalar, şema kaçınması, şema telafisi, panik bozukluğu

Başa çıkmaErken dönem uyum bozucu şemalarPanik bozukluk+2
Zümrüt Erdem
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğa sahip olup olmama ile ailelerin bilgi-iletişim teknolojilerine bağımlılık düzeyleri ve sosyal dışlanma etkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, engelli çocuk sahibi olan ve olmayan ebeveynlerin internet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılığı ve sosyal dışlanmışlıkları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmaya, engelli çocuk sahibi olan 102 ebeveyn ile engelli çocuk sahibi olmayan 102 ebeveyn katılmıştır. Çalışmada, engelli çocuk sahibi olma bakımından internet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişki karşılaştırılmıştır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları "Young Internet Bağımlılığı Ölçeği – Kısa Form","Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği", Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği – Yetişkin Formu" ve "Sosyal dışlanmışlık Ölçeği" olarak belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda, bakım veren kişinin anne olması bakımından sosyal dışlanmışlık – maddi yoksunluk düzeylerinin anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, ebeveynin engelli çocuk sahibi olma durumu ile araştırma değişkenleri arasındaki korelasyon değerlerinin daha yüksek ve pozitif ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan doğrusal regresyon sonuçlarına göre sosyal haklar alt boyutlarının ebeveynlerin internet bağımlılığı skorlarını anlamlı biçimde yordadığı bulunmuştur. Bununla birlikte, katılımcıların internet bağımlılığı skorları, sosyal medya bağımlılığı alt boyutları ve akıllı telefon bağımlılığı değişkenleri bakımından anlamlı bir biçimde yordanmaktadır. Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda, engelli çocuk sahibi olan ebeveynlerde maddi boyutta sosyal dışlanma düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Elde edilen sonuç doğrultusunda, engelli çocuk sahibi ailelere yönelik desteğin yapılandırılabileceği ve ilerleyen dönemlerde çalışmaların bu doğrultuda ilerletilebileceği öne sürülebilir.

Akıllı telefonlarBağımlılıkEbeveynler+6
Şenel Yılmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol ve madde kullanım bozukluğu nedeniyle ayaktan tedavi gören hastaların çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve mizaç özellikleri açısından karşılaştırılması

Bu çalışmada; Alkol ve Madde kullanım bozukluğu nedeniyle ayaktan tedavi gören hastaların çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve mizaç özellikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Yeşilay Danışmanlık Merkezinde ayaktan tedavi alan hâlihazırda 542 bağımlı birey oluşturmaktadır. Araştırmada uygun/kazara örnekleme kullanılmış, bağımlı tanısı almış bireylerden, kolay ulaşılabilir ve uygulama yapılabilir kişilerden seçilmiştir. Araştırmaya katılan katılımcılar toplamda 116 kişi olup, 103'ü erkek, 13'ü ise kadındır. Katılımcıların 39'ualkol bağımlısı iken 77'si herhangi bir madde kullanmaktadır. Araştırmanın, Veri toplama araçları olarak Michigan Alkol ve Madde Tarama Testi,Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Memphis, Pisa, Paris ve San Diego Mizaç Değerlendirme Anketi'nin Türkçe Formu, İlişki Ölçekleri Anketi ve araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Yapılan araştırmada istatistiki değerlendirmeler için "SPSS 21.0" versiyonukullanılmış ve yorumlanmıştır.Çıkan verilerin aralarındaki sonuçları karşılaştırmada ve yorumlamadaMann Whitney-U testi, Kruskal Wallis - H testi,Bağımsız grup t testi,Pearson Çarpım Moment Korelâsyon Analizi, Spearman testi kullanılmıştır. Sonuçların alt tip puanlarını yordamak için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan araştırmanın anlamlılık düzeyi p<0.05 düzeyinde kabul edilmiştir. Sonuç olarak yapılan araştırmada ayaktan tedavi desteği gören alkol ve madde kullanan bireylerde çocukluk çağı travmaları,mizaç özelliklerive bağlanma stilleri ilebağımlılık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.

Alkol bağımlılığıAlkoliklerBağlanma stilleri+4
Muhammed Kocaoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Madde bağımlılarının erken dönem uyumsuz şemaları ve işlev bozucu baş etme biçimleri: Şema terapi perspektifinde bir inceleme

Bu araştırmada belirlenen temel sorular çerçevesinde madde bağımlılarının çeşitli demografik özellikleri, erken dönem uyum bozucu şemaları ve işlev bozucu başa çıkma biçimleri incelenmiştir. Araştırma Konya' da madde bağımlılarının hastane sonrasında sosyal rehabilite çalışmalarını yürüten Sosyal Rehabilitasyon Derneğinde yürütülmüştür. Araştırmaya 50 madde bağımlısı olan kişi ve 50 tane de madde kullanmayan kişi katılmıştır. Araştırmada hem olgu grubunun hem de karşılaştırma grubunun cinsiyet özellikleri, yaşları ve araştırmaya katılan kişi sayıları benzerdir. Bu çalışmada demografik bilgi formu, Young Şema Ölçeği Kısa Formu 3, Young Rygh Kaçınma Ölçeği ve Young Telafi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın temel sorularına cevap bulmak için ki kare ve t testi kullanılmıştır. Yapılan analizler neticesinde madde bağımlısı olan grubun karşılaştırma grubuna kıyasla YŞÖ KF-3, YR-KÖ ve YTÖ ölçeklerinden anlamlı olarak yüksek puan aldıkları tespit edilmiştir. Madde bağımlısı olan grup karşılaştırma grubuna göre tüm şema boyutlarından ve kaçınma ile telafi ölçeklerinde yer alan tüm alt boyutlardan anlamlı olarak daha yüksek puan almıştır. Anahtar Kelimeler: erken dönem uyum bozucu şemalar, kaçınma baş etme biçimi, aşırı telafi

BağımlılıkBaşa çıkmaErken dönem uyum bozucu şemalar+3
Muhammed Arıkan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken çocukluk dönemindeki çocuklarda öykü anlatımına göre dil gelişimlerinin incelenmesi

Bu araştırmada erken çocukluk dönemindeki normal gelişim gösteren çocukların dil gelişimlerinin detaylı incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada okulöncesi eğitim kurumuna devam etmekte olan herhangi bir tanı almamış 4-5-6 yaşındaki çocukların dil gelişimleri yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum, anne-baba eğitimi, kardeş sayısı ve doğum sırası gibi değişkenler göz önünde tutularak incelenmiş ve duygusal ifadeleri araştırılmıştır. Araştırma verileri Sosyodemografik Bilgi Formu ve Çocuk Algı Testi kullanılarak elde edilmiş, çalışma grubunu İstanbul'da bir anaokulunda öğrenim gören 30 çocuk oluşturmuştur. Her çocuktan kartlara bakarak 10 hikâye anlatması istenmiş olup, toplamda 300 hikâye incelenmiştir. Verilerin analizinde, betimsel analiz ve içerik analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda on üç tema oluşturulmuştur. Bu temalar; sevgi ve şefkat, sevmeme, hoşlanma, şaşkınlık, mutluluk/sevinç, üzüntü, tiksinti ve olumsuz izlenim, sitem ve pişmanlık, korku, heyecan, öfke, kendilik bilinci duygular ve abartılı anlatım içeren duygusal ifadeler olarak belirlenmiştir. Bu temalar çocukların öykülerindeki sözcüklere göre uygun kodlara ayrılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.

DilDil becerileriDil gelişimi+6
Taliye Akyıldız
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6 yaş çocuklarında bağlanma figürleriyle kurulan bağlanma stilleri ve oyun becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada, "6 Yaş Çocuklarında Bağlanma Figürleriyle Kurulan Bağlanma Stilleri ve Oyun Becerileri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi" amaçlanmıştır. Araştırmanın uygulaması; 2018-2019 eğitim-öğretim yılında, İstanbul ili Fatih ilçesinde ilkokul 1.sınıfa başlamış 6 yaşındaki öğrenciler,veliler ve öğrencileriyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma random örnekleme yöntemiyle belirlenmiş 90 öğrenci ve velileriyle yapılmıştır. Araştırma kapsamında; katılımcıların bağlanma düzeylerini ölçmek için "Tamamlanmamış Bebek Ailesi Hikayeleri Ölçeği", oyun becerilerini ölçmek için "Oyun Becerilerini Değerlendirme Ölçeği" ve katılımcıların demografik bilgilerini almak amacıyla "Veli Formu" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; araştırmaya katılan 6 yaş çocuklarının bağlanma stilleri ile oyun becerileri arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Güvenli bağlanma düzeyi arttıkça oyun becerisinin arttığı kaçınmacı ve olumsuz bağlanma düzeyi arttıkça oyun becerisinin düştüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Bağlanma Figürü, Bağlanma Stilleri, Oyun Becerileri, 6 yaş çocuğu

BağlanmaBağlanma stilleriBeceri+4
Gülce Nur Dinçer
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Other supervisors