Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Cumhur Avcil

28 theses · Antalya Bilim University

Master'sOpen AccessTR

İntihar girişiminde bulunan yakına sahip kişilerde travma sonrası gelişim ile ilişkili değişkenlerin incelenmesi

İntihar, son dönemde önemli bir halk sağlığı problemi haline gelmiştir ve doğası gereği, yalnızca intihar girişiminde bulunan kişiyi değil, kişinin çevresindeki yakınlarını da etkilemektedir. Literatürde, intihar girişiminde bulunan yakına sahip kişilerin olay sonrasında olumsuz psikolojik sorunlarla mücadele ettiğine dair araştırmalar mevcuttur. Bunun aksine son dönemde, bu tür travmatik deneyimlerin kişiler üzerinde sadece olumsuz etkiler yaratmadığını, aynı zamanda kişilerin travma sonrası gelişim denen olumlu bir değişim deneyimi de yaşayabildiklerini gösteren çalışmaların sayısı artmıştır. Bu çalışmada hem katılımcının hem de intihar girişiminde bulunan yakınının sosyo-demografik bilgilerinin, intihar olayıyla ilişkili özelliklerin, katılımcının olaydan etkilenme düzeyinin ve algıladığı sosyal desteğin travma sonrası gelişim sürecindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya yakını intihar girişiminde bulunan 83 kişi katılmış, bunlardan 41 kişinin yakını hayatını kaybederken 42 kişinin yakını hayatını kaybetmemiştir. Katılımcılara, kendilerinin ve yakınlarının demografik özelliklerine ve yakınlarının intihar girişimine ilişkin sorulardan oluşan demografik bilgi formu ile Travma Sonrası Gelişim Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği olmak üzere 3 adet öz-bildirim ölçeği uygulanmıştır. Bulgular incelendiğinde, intihar girişiminde bulunan yakının olay yaşandığı zamanki yaşı ile travma sonrası gelişim arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunduğu görülmüştür (r=-.264, p<0.05). Ek olarak, psikolojik destek alma geçmişi ile travma sonrası gelişim arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (t(81)=-2.410, p<0.05). Ayrıca, yakının intihar girişiminin kişileri etkileme düzeyi ile travma sonrası gelişim arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=.227, p<0.05). Bunların yanında, kişilerin algıladıkları sosyal destek ile travma sonrası gelişim arasında da pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (r=.291, p<0.05). Sonuç olarak, yakının olay yaşandığı zamanki yaşı, kişinin psikolojik destek alma geçmişi, olayın kişiyi etkileme düzeyi ve kişinin sosyal destek algılama düzeyinin travma sonrası gelişimi etkilediği görülmüştür. Bulgular literatür bağlamında tartışılmış, araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur.

Algılanan sosyal destekİntihar
Berke Yaşar
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin duygu düzenleme becerileri ve karar verme stillerinin psikolojik sağlamlık düzeyleri üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin psikolojik dayanıklılık düzeylerinde, karar verme stillerinin ve duygu düzenleme becerilerinin etkisini incelemektir. Ayrıca katılımcıların cinsiyet, gelir düzeyi, psikiyatrik tedavi ve psikoterapi, aile gelir düzeyi, öğrenim görülen sınıf gibi değişkenlerinin, karar verme stillerine, duygu düzenleme becerilerine ve psikolojik sağlamlık düzeylerine göre nasıl farklılaştığının belirlenmesi hedeflenmiştir. Psikolojik sağlamlık, bireyin karşılaşmış olduğu zorluk ve stres durumlarına karşı uyum sağlayabilme becerisi olarak değerlendirilmektedir. Bu kapsamda bireylerin karar verirken kullandıkları stiller ve duygularını düzenleme yeteneklerinin psikolojik sağlamlıklarına etkisi araştırmada incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 18-35 yaş arasında 420 üniversite öğrencisinden oluşmuştur. Sosyodemografik Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği ve Karar Verme Stilleri Ölçeği çalışmanın veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, rasyonel karar verme stili ile psikolojik sağlamlık arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (r=,158, p<0,01) Bağımlı (r= -,100, p<0,05) ve kaçınma karar verme ( r= -,295, p<0,01) stilleri ile psikolojik sağlamlık düzeyi ile negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Duygu düzenleme beceri ile psikolojik sağlamlık arasında da pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (r=,419, p<,01). Kadın ve erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeylerine yönelik yapılan analizlerde de erkeklerin kadınlara göre psikolojik sağlamlık düzeyi anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. ( t(418)= -2,268, p<0,05). Geçmişte psikoterapi (t(418)= -4,216, p<0,05) ve psikiyatrik destek t(418)= -5,303, p<0,05) alan kişilerin de psikolojik sağlamlık düzeyleri bu desteği almayan kişilere anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak gelecekte yapılabilecek duygu düzenleme ve karar verme eğitimleri kişilerin zor durumlara karşı psikolojik sağlamlık düzeylerini artırabilecek unsurlardan olabilecektir.

DuyguDuygu düzenlemeKarar verme stilleri+1
Engin Sönmez
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

18-48 yaş arası menstrüasyon gören kadınlarda bedensel duyumu abartma ve duygu düzenleme güçlüğünün premenstrüel sendrom belirti düzeyiyle ilişkisi

Bu çalışmanın amacı 18-48 yaş arası menstrüasyon gören kadınlarda bedensel duyumu abartma ve duygu düzenleme güçlüğünün premenstrüel sendrom belirti düzeyiyle ilişkisinin belirlenmesidir. Çalışmanın örneklemi 287 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcıların; sosyodemografik özelliklerini belirlemek adına araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu, Premenstrüel Sendrom Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmanın istatistiksel analizleri, SPSS 27 yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçekler arasındaki ilişki düzeyi ve yönü, Pearson Korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Korelasyon analizi sonucunda, premenstrüel sendrom ve duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon olduğu belirlenmiştir (r=.68, p<0.01). Diğer bir bulguya göre, premenstrüel sendrom ile bedensel duyumu abartma arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon olduğu belirlenmiştir (r=.43, p<0.01).Değişkenlerin yordayıcılıklarının belirlenmesinde regresyon analizi kullanılmıştır. Regresyon analizi sonucunda, bedensel duyumu abartma (R2=.18) ve duygu düzenleme güçlüğünün (R2=.45) premenstrüel sendrom belirti düzeyinin yordayıcıları olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında premenstrüel sendrom belirti düzeyinin duygu düzenleme güçlüğü ve bedensel duyumu abartma düzeyi ile pozitif ilişkili olduğu saptanmıştır.

Ebru Nur Boran
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hamile kadınların ve hamile olmayan kadınların anksiyete ve depresyon belirtileriyle ilişkili faktörlerin incelenmesi

Hamilelik dönemi kadınların fizyolojik hormonal ve psikolojik değişiklikler yaşadığı bir dönemdir. Yapılan araştırmalar hamilelikte depresyon ve anksiyetenin yaygın olduğunu göstermektedir. Hamilelik döneminde artan depresif belirtiler ve anksiyete düzeyi hem anne hem de çocuk için risk faktörüdür. Hamilelik döneminde depresyon ve anksiyeteyi etkileyen faktörlerin farkında olmak müdahale etme şansını arttırmaktadır. Bu araştırmada 18-45 yaş aralığındaki hamile kadınların depresif belirti ve anksiyete düzeylerinin aynı yaş aralığında ve benzer demografik özelliklere sahip hamile olmayan kadınlarla karşılaştırılması, ek olarak; anksiyete ve depresyon düzeyleri ile ilişkili demografik özelliklerin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda toplam 330 gönüllü katılımcı, Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanterini içeren anket sorularını doldurarak çalışmaya katılım sağlamıştır. Elde edilen veriler IMB SPSS 22 ile analiz edilmiştir. Bağımsız örneklemler t-testi aracılığıyla yapılan analizler sonucunda; hamile kadınların Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanterinden aldıkları skorlar hamile olmayan kadınlara göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Aşamalı regresyon analizi sonucunda ise; hamile kadınlarda kürtaj geçmişi ve eğitim seviyesi değişkenleri depresyon seviyesinin %18'ini açıklamıştır. Düşük tecrübesi, sigara kullanımı, çalışma durumu ve kürtaj tecrübesi değişkenleri ise anksiyete seviyesinin %25'ini açıklamıştır.

Naciye Zülal Aydın
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Topluluk önünde konuşma kaygısında iki seanslık sanal gerçeklik ile maruz bırakma ve imgeleme ile maruz bırakma tekniklerinin karşılaştırılması

Bu tez çalışmasında, topluluk önünde konuşma kaygısının tedavisinde, iki seanslık sanal gerçeklik ve imgeleme ile maruz bırakma uygulamalarının, katılımcının kaygı ve kaçınma puanlarına etkileri araştırılmıştır. Bu doğrultuda topluluk önünde konuşma kaygısına sahip 30 katılımcı, 15'i VR ve 15'i imgeleme grubu olmak üzere iki gruba cinsiyete dayalı sıralı atanmış; kaygı ve kaçınma puanlarındaki azalmalar incelenmiştir. Araştırmadan edinilen veriler, demografik bilgi formu, STAI-TX Durumluluk ve Süreklilik Kaygı Formu ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler Statistics Package for the Social Sciences (SPSS) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi uygulanmış; gruplar arası karşılaştırma yapılırken kaygı ve kaçınma skorlarındaki değişimler, her iki grup için Mann-Whitney U Testi ile karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, topluluk önünde konuşma kaygısının tedavisinde sanal gerçeklik ve maruz bırakma uygulamasının imgeleme ile maruz bırakma uygulamasına göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Bu sonucun hem kaygı hem kaçınma puanları için geçerli olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen sonuçlar literatüre dayalı şekilde tartışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: İmgeleme, maruz bırakma, sanal gerçeklik, topluluk önünde konuşma kaygısı

Cansu Tekdoğan
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Özel eğitim desteği alan özel gereksinimli bireylerin ebeveynlerinde psikolojik belirtilerin taranması

Bu araştırmada özel gereksinimli bireylerin ebeveynlerinde psikolojik belirtilerinin ne düzeyde olduğu incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi özel gereksinimli çocukların ebeveynleri ile normal gelişim gösteren çocukların ebeveynlerinden oluşmuştur. 289 katılımcı araştırmada yer almıştır. Araştırma, Antalya'da yaşayan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim almakta olan bireylerin ebeveynleri ve Antalya'da yaşayan normal gelişim gösteren bireylerin ebeveynleri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler Demografik Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R) ile elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Araştırmada Bağımsız Örneklem Mann-Whitney U Testi, ebeveynlerin eğitim, yaş, çalışma durumları, gelir düzeyleri ikiden fazla karşılaştırma gerektirdiği için Kruskal Wallis Test istatistiği kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerden alınan puanların analizine göre özel gereksinimli çocuğa sahip olmanın ebeveynlerin anksiyete düzeyi üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı ancak, özel gereksinimli çocuğa sahip olmanın ebeveynlerin belirti tarama listesi (SCL-90-R) puanları ve depresyon düzeyinin anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğunu göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Depresyon, Ebeveyn, Özel Gereksinim

Hatice Önkol
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Genç erişkinlerde fiziksel egzersizin psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisi

Bu çalışmanın amacı genç erişkinlerin psikolojik iyi oluş düzeylerinde fiziksel egzersizin yordayıcı etkisi olup olmadığını belirlemektedir. Aynı zamanda yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu, herhangi bir rahatsızlığa sahip olma durumuna göre çeşitli demografik özellikler bakımından psikolojik iyi oluş düzeylerinde bir farklılaşma olup olmadığı da incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 22-35 yaş arasında genç erişkinlik döneminde olan, İstanbul İlinde Kağıthane semtinde bulunan düzenli egzersiz yapmayan kişilerden 240 kişi olarak kontrol grubununa dahil edilmiştir. Bununla birlikte, deney grubu ise 22-35 yaş aralığında, İstanbul İli Kağıthane Semtinde bulunan Mat Spor Salonundan ve en az haftanın 3 günü düzenli egzersiz yapan kişilerin oluşturduğu 166 kişiden oluşmaktadır. Çalışmanın ölçme aracı olarak, Genç Erişkinler için Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi Kısa Formu (IPAQ Short Form), Kısa Sempton Envanteri (KSE), Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMWBS) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmış, gönüllülük esasına dayanarak çalışmaya katılım sağlayanlara uygulanmıştır. Elde edilen veriler, nicel araştırma tekniği aracılığıyla, parametrik testler analizi ile incelenmiş Fiziksel Egzersizin genç erişkinlerin Psikolojik İyi Oluş düzeylerini yordadığı bulunmuştur. Ayrıca fiziksel aktivitelere düzenli katılımın ve herhangi bir işte çalışma durumunun da psikolojik iyi oluş düzeylerini yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.

EgzersizFiziksel aktiviteGenç yetişkinler+1
Şeyma Beyza Mutlu
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İlı̇şkı̇ doyumu ile belı̇rsı̇zlı̇ğe tahammülsüzlük, mükemmelı̇yetçı̇lı̇k ve obsesı̇f kompulsı̇f belı̇rtı̇ler arasındakı̇ ilı̇şkı̇nı̇n incelenmesı̇

Bu tez çalışması ilişki doyumu ile belirsizliğe tahammülsüzlük, mükemmeliyetçilik ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesini, bu değişkenler arasındaki ilişkilerin daha iyi anlaşılıp, bireylerin ilişkilerindeki doyum düzeyini etkileyen faktörleri belirlemeyi hedeflemektedir. Aynı zamanda bu değişkenlerle ilişkili olabileceği düşünülen ilişki süresi, çocuk sahibi olma durumu, cinsiyet vb. gibi sosyodemografik özelliklere göre bir anlamlı farklılık olup olmadığını da incelemek çalışmanın amaçlarından bir tanesidir. İlişkileri anlamlandırmaya ek olarak, bu tez çalışması, ilişki doyumu ile belirsizliğe tahammülsüzlük, mükemmeliyetçilik ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki karmaşık ilişkileri inceleyerek, psikolojik destek ve terapi süreçleri için katkı sağlamak ve önleme çalışmalarında ele alınması gereken konuları belirleyebilmek adına önemli bulgular ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışma Türkiye'nin çeşitli yerlerinde yaşayan 18-40 yaş arasındaki erkek ve kadınların gönüllü katılımıyla gerçekleşmiştir. Araştırmanın katılımcıları ilişkisi olmayan, sevgilisi olan ve evli olan 441 kişilik 3 farklı gruptan oluşmuştur. Katılımcılara Google Forms aracılığıyla online platformlar üzerinden ulaşılmıştır. Tez çalışması, nicel araştırma yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında bilgilendirme amacıyla katılımcılara bilgilendirilmiş onam formu sunulduktan sonra veriler İlişki Doyum Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Maudsley Obsesif Kompulsif Bozukluk Soru Listesi ve demografik bilgi formu aracılığıla toplanmıştır. Geçersiz veriler temizlendikten sonra, uygun istatistiksel analiz teknikleri kullanılarak değerlendirilmiş ve elde edilen bulgular yorumlanmıştır. Yapılan araştırmada ilişki doyumunun, geçmiş çalışmaların aksine mükemmeliyetçilik ve obsesif kompulsif belirtiler ve belirsizliğe tahammülsüzlük ile de anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Yaş ve ilişki süresinin ise ilişki doyumunu yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Belirsizliğe tahammülsüzlükMükemmeliyetçilikObsessif kompülsif bozukluk+2
Neslinur Birlik
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde erken dönem uyumsuz şemaların yakın partner şiddetine yönelik tutumlar ile ilişkisi

Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerindeki erken dönem uyumsuz şemaların yakın partner şiddetine yönelik tutumlar ile ilişkisinin incelenmesidir. Bu amaçla, 18-26 yaş arasında olan 303 katılımcıdan veri toplanmıştır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3) ve Yakın İlişkilerde Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği – Gözden Geçirilmiş Formu (YİŞTÖ-GG) uygulanmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre; zedelenmiş otonomi, kopukluk ve yüksek standartlar şema alanları ile yakın partner şiddetine yönelik tutum arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunurken zedelenmiş sınırlar ve başkası yönelimlilik alanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Regresyon analizine göre; terk edilme, duygusal yoksunluk, kusurluluk, sosyal izolasyon, bağımlılık, başarısızlık, tehditler karşısında dayanıksızlık, onay arayıcılık, karamsarlık, duyguları bastırma ve yüksek standartlar şemalarının partner şiddetine yönelik tutuma etkisini belirlemek amacıyla kurulan model varyansın %11'ini açıklamaktadır. Kadınlarda terk edilme şeması ve erkeklerde hem terk edilme hem de yüksek standartlar şemalarının üniversite öğrencilerinin yakın partner şiddetine yönelik kabulü bağımsız olarak yordadığı bulunmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, literatür çerçevesinde tartışılmış ve öneriler verilmiştir.

Erken dönem uyum bozucu şemalarTutum ölçekleriTutumlar+4
Nazlı Ece Çakılkaya
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal kaygı belirtilerine sahip üniversite öğrencilerinde sanal gerçeklik ile maruz bırakma tekniğinin bilişsel davranışçı temelli psikoeğitim ile karşılaştırılması

Özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT) merkezinde bir tedavi yaklaşımı olarak ele alınan sanal gerçeklik ile maruz bırakma tekniği (SGMBT) kaygı bozuklukları başta olmak üzere birçok psikolojik rahatsızlığın tedavisinde kullanılmaktadır. Bu rahatsızlıkların arasında sosyal anksiyete bozukluğu (SAB) da yerini almaktadır. Deney grubunda 11'i kadın 3 erkek, psikoeğitim grubunda ise 9'u kadın 3'ü erkek olmak üzere 26 kişinin katıldığı bu araştırmada sosyal kaygı belirtileri olan 18-30 yaş arasındaki üniversite öğrencilerinde SGMB'nin etkinliği ve bu etkinliğin psikoeğitim grubuna uygulanan BDT temelli psikoeğitim seansından daha anlamlı olup olmayacağı incelenmiştir. SGMB grubu dört seans süresince 2 farklı sosyal koşula iki defa sanal gerçeklik gözlükleri ile Özel Terapi Tıp Merkezi'nde maruz bırakılmıştır. Psikoeğitim grubunda ise birisi yüz yüze geri kalanı online olmak üzere tek seans süren bir psikoeğitim verilmiştir. Bu psikoeğitim sonrası da BDT dinamiklerinin SAB üzerinde kullanımı anlatan bir broşür katılımcılar ile paylaşılmıştır. Ön test son test şeklinde uygulanan ölçeklerin analizi sonucu SGMB'nin sosyal kaygı belirtilerini azaltmada anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur Bunun yanında BDT temelli psikoeğitim seansının da psikoeğitim grubundaki öğrencilerin sosyal kaygı skorlarını düşürmede etkili bir yöntem olduğu görülmüştür. Ancak SGMB'nin sosyal kaygı belirtilerini azaltmada psikoeğitim seansından daha etkili olduğuna dair bir sonuca ulaşılamamıştır. Bu noktada sanal gerçeklik ile maruz bırakma yöntemlerinin hem tek başına hem de terapi süreçlerinde etkin bir tedavi yöntemi olarak kullanılmasının önemi vurgulanırken, yapılandırılmış uzun süreli psikoeğitim programlarının da öğrencilerin sosyal kaygı seviyelerini ve belirtilerini pozitif etkilemede önemli bir araç olabileceğinin önemi de belirtilmiştir.

Anksiyete bozukluklarıBilişsel davranış terapileriKaygı+4
Mert Aksoy
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Büyükşehirde yaşayan üniversite öğrencilerinde güncel ekonomik durumdan endişelenme, gelecek kaygısı, anksiyete ve depresyon ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında büyükşehirde yaşayan üniversite öğrencilerinde güncel ekonomik durumdan endişelenme, gelecek kaygısı, anksiyete ve depresyon arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Araştırma 18-30 yaş arası üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. Katılımcı sayısı 390'dır. Kartopu yöntemiyle veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA ve korelasyon kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre anksiyete, depresyon ve gelecek kaygısı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki vardır. En güçlü anlamlılık anksiyete ve depresyon puanları arasındadır. Katılımcıların anksiyete puanları ve depresyon puanları orta düzeydedir. Kadınlar erkeklere göre, devlet üniversitesinde okuyanlar özel üniversitede okuyanlara göre, lisans öğrencileri yüksek lisans öğrencilerine göre, bir işte çalışmayanlar çalışanlara göre, yurtta kalanlar evde yaşayanlara göre ve daha önce psikiyatrik ilaç kullananlar kullanmayanlara göre daha anksiyeteli, depresif ve gelecek kaygılı oldukları tespit edilmiştir. Katılımcılar çoğunlukla ekonomiden hiç memnun olmadığını, mevcut ekonomik durumdan çok endişelendiğini, ekonomik durumdan genellikle endişelendiğini ve mevcut ekonomik durumdan parasal ve/veya zihinsel açıdan çok etkilendiğini belirtmişlerdir. Çok endişelenen katılımcılar, daha az endişe bildiren katılımcılara göre daha anksiyeteli, depresif ve gelecek kaygılı oldukları tespit edilmiştir. Her zaman endişelenen katılımcılar genellikle endişelenenlerden daha anksiyeteli, depresif ve gelecek kaygılı oldukları bulunmuştur. Ekonomiden hiç memnun olmayan öğrenciler; memnun olmayan ve kararsız-memnun olanlara göre daha gelecek kaygılı ve depresiftir. Fakat ekonomik memnuniyet ile anksiyete skorlarında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Üniversite öğrencilerine ekonomik desteklerin artırılması önerilmiştir.

AnksiyeteBüyükşehirlerDepresyon+4
Haşim Berkay Uyanık
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kompulsif satın alma davranışında bilişsel süreçlerin nöropsikolojik testlerle değerlendirilmesi

Bu çalışma kompulsif satın alma davranışında bulunan bireylerde yürütücü işlevlerin rolüne odaklanmıştır. Çalışmada bireylerin kompulsif satın alma davranışı eğilimleri ve nöropsikolojik test performansları incelenmiştir. Bu amaçla Demografik Bilgi Formu, kişilerin kompulsif satın alma davranışı eğilimini ölçmek için Genişletilmiş Alternatif Bir Kompulsif Satın Alma Davranışı Ölçeği kullanılmıştır. Nöropsikolojik değerlendirmede; problem çözme ve bilişsel esneklik becerilerini ölçmek için Wisconsin Card Sorting Test'in (WCST) kısa bilgisayar versiyonu olan The Psychology Experiment Building Language (PEBL)-Berg's Card Sorting Test, seçici dikkat, engelleyici kontrol, bilgi işleme hızını değerlendirmek için Stroop Testinin Victoria formu olan PEBL-Victoria Stroop Testi, görsel-uzamsal çalışma belleğini değerlendirebilmek için PEBL-Corsi Blok Testi, görsel-motor tarama, bilişsel esneklik, planlama, bölünmüş dikkat gibi yürütücü işlevleri değerlendirmek için İz Sürme Testi'nin bilgisayar versiyonu olan PEBL-Bağlantılar Testi uygulanmıştır. Bu doğrultuda yaşları 18 ile 59 arasında değişen, Genişletilmiş Alternatif Bir Kompulsif Satın Alma Davranışı Ölçeği puanları ≥ 50 olan 44'ü araştırma, puanları < 50 olan 41'i kontrol grubu olmak üzere 85 kişi ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırma ve kontrol gruplarına uygulanan nöropsikolojik test sonuçları SPSS programında Mann Whitney U Testi ile analiz edilmiştir. Bulgular, uygulanan dört nöropsikolojik testin her birinin farklı performans puanlarında bilişsel esneklik, problem çözme, seçici dikkat, engelleyici kontrol, görsel-uzamsal bellek, bölünmüş dikkat, görsel-motor tarama ve planlama gibi önemli bilişsel alanlarda, kompulsif satın alma davranışı eğilimindeki artışla ilişkili olarak zorlanmalar olabileceğini gösteren istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların saptandığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak bu çalışma kompulsif satın alma davranışının anlaşılması ve yürütücü işlevlerle arasındaki ilişkinin aydınlatılması konusunda önem taşımaktadır.

Kompulsif satın alma
Zeynep Yeşil
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

18 yaş öncesi kronik hastalık tanısı almış bireylerin bakım verenlerinde travma sonrası büyüme

Bu araştırmanın amacı, 18 yaşının öncesinde kişinin hayatını ve yaşam biçimini ilelebet etkileyen tip 1 diyabet ile hayati riski yüksek olan kanser hastalığına sahip bireylerin bakım verenlerinin travma sonrası büyümesini incelemektir. Araştırmanın örneklemini Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran 18 yaşından önce Kanser ve Tip 1 diyabet tanısı almış bireylerin bakım verenleri ve diğer hastanelerde tedavi gören, şartları sağlayan bakım verenler oluşturmuştur. Kanser hastalarına bakım veren 42 kişi, Tip 1 diyabet hastalığına bakım veren 41 kişi ve hiçbir kronik hastalık tanısı almamış kişilere bakım veren 42 kişi katılım göstermiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak bakım verenlerin tanıtıcı ve bakım verme özelliklerinin yer aldığı Sosyodemografik Form, Başa çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği ve Travma Sonrası Büyüme Envanteri kullanılmıştır. Bulgular incelendiğinde; Travma Sonrası Büyümenin toplam puanının, tanı gruplarına göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı görülmektedir. Travma sonrası büyümenin "Benlik Algısında Değişim" alt boyutunda ise hastalık türleri arasında anlamlı bir farklılığın olduğu görülmektedir. Tip 1 Diyabet hastalarına bakım verenlerde tanı yılı ile travma sonrası büyüme toplam, "Benlik Algısında Değişim" ve "Yaşam Felsefesinde Değişim" alt boyutlarında farkın istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu belirlenmiştir. Tüm grupların dahil edildiği korelasyon analizinde Başa Çıkma Tutumları ile Travma Sonrası Büyümenin toplam, "Benlik Algısında Değişim" ve "Yaşam Felsefesinde Değişim" alt boyutları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Kanser hastalarına bakım verenlerin Başa Çıkma Tutumları ile Travma Sonrası Büyümenin toplam, "Başkalarıyla İlişkilerde Değişim" ve "Yaşam Felsefesinde Değişim" alt boyutları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu araştırma 18 yaş öncesi Kanser ve Tip 1 diyabet tanısı almış kişilerin bakım verenlerinin travma sonrası büyümesi hakkında literatüre katkı sağlamıştır.

Gizem Gök Altınbilek
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital istifleme bağlamında beyaz yaka çalışanlarında obsesif kompulsif kişilik özellikleri ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkinin incelenmesi

Dijital istifleme, bireylerin dijital materyalleri biriktirme ve düzenleme konusunda zorluk yaşaması sonucu ortaya çıkar ve bu durum psikolojik sıkıntılara yol açabilir. Bu araştırma, beyaz yakalı çalışanlar arasında dijital istifleme davranışlarının belirsizliğe tahammülsüzlük ve obsesif kompulsif kişilik özellikleriyle ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, dijital istifleme davranışlarının belirsizliğe tahammülsüzlük ve obsesif kompulsif kişilik özellikleriyle ilişkisini incelemek amacıyla, beyaz yakalı çalışanlardan toplanan anket verileri analiz edilmiştir. Araştırmaya 393 kişi (235 kadın, 158 erkek) katılmıştır. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Dijital Dosya Biriktirme Anketi, Kişilik İnanç Ölçeğinin Obsesif Kompulsif Alt Boyutu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Obsesif İnanışlar Ölçeği-44 ve silme sıklığı indeksi kullanılmıştır. Elde edilen veriler bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve kademeli regresyon analizi kullanarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler, belirsizliğe tahammülsüzlük ve obsesif kompulsif kişilik özelliklerinin dijital istifleme davranışıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Sorumluluk- tehlike beklentisi, silme sıklığı ve engelleyici kaygının, silme zorluğunu; silme sıklığı, ileri yönelik kaygı ve sorumluluk- tehlike beklentisinin biriktirme davranışını yordadığı bulunmuştur. Literatür için yeni bir kavram olan dijital istifleme elde edilen bulgular ışığında tartışılmıştır.

Ayperi Bican
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sezgisel yeme müdahale programının etkililiği üzerine deneysel bir araştırma

Bu araştırmada, bireyin sezgisel yeme becerilerini geliştirilmeye yönelik oluşturulan, internet tabanlı ve erişilebilir sezgisel yeme müdahale programının etkililiğini değerlendirmektir. Araştırma örneklemi, Türkiye'de yaşayan ve beslenmesi ile ilgili bir kural içeren kronik tıbbi rahatsızlığı bulunmayan 18 yaş ve üzeri 52 bireyden oluşmaktadır. Çevrimiçi platformlarda paylaşılan çalışma duyurusu ile araştırmaya dahil edilen katılımcıların demografik özellikleri, diyet geçmişlerine yönelik bilgi ve sezgisel yeme düzeyi, Google Forms aracılığıyla hazırlanan Katılımcı Bilgi Formu ve Sezgisel Yeme Ölçeği üzerinden alınmıştır. Araştırma, 2x2 deneysel desene sahiptir, müdahale ve kontrol gruplarında yer alan katılımcı sayısı eşit tutulmuştur (N=26). Araştırmanın bağımlı değişkeni müdahale programının etkililiği, bağımsız değişkeni ise grup türüdür. Müdahale grubu katılımcıları müdahale programına dahil edilirken, kontrol grubu katılımcılarından sezgisel yeme hakkında bir psikoeğitim kitapçığı okumaları istenmiştir. İki grubun sezgisel yeme düzeylerindeki değişimini, kendi içlerinde ve birbirleri ile karşılaştırmak amacıyla, ilk ölçüm ve son ölçüm alınmıştır. Sezgisel yeme müdahale programının etkililiğini ve bu etkililik üzerinde etkisi olan değişkenleri belirlemek amacıyla; Tekrarlı Ölçümler ANOVA, Tek Yönlü ANOVA, Bağımsız Örneklemler t Testi ve korelasyon analizi yapılmıştır. Araştırma bulguları, sezgisel yeme müdahale programının bu popülasyonda etkili olduğunu göstermektedir. Bu bulgunun, Türkiye'de sezgisel yeme alanındaki uygulama boşluğunun doldurulmasına ve sezgisel yeme müdahalelerinin, önleyici ve destekleyici tedavilerde kullanılmasına ışık tuttuğu düşünülmektedir. Gelecek araştırmalarda, müdahale programının etkililiğinin boylamsal olarak incelenmesi ve farklı yaş grupları ile çalışılması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: diyet, diyet etkileri, sezgisel yeme, sezgisel yeme müdahale programı

Sezgisel yeme
İlayda Gül
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Depremi yaşamış kişilerde algılanan sosyal destek ve psikolojik dayanıklılığın deprem sonrası travma düzeyi üzerindeki etkisi: Hatay örneklemi

Bu çalışmada deprem sonrası travma düzeyi ile algılanan sosyal destek, psikolojik dayanıklılık ve bazı demografik değişkenlerin ilişkisi incelenmiştir. Depremi Hatay'da yaşamış 18-65 yaş arası 422 katılımcı ile yürütülen bu çalışmada Gönüllü Katılımcı Formu, Demografik Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS), Deprem Sonrası Travma Düzeyi Belirleme Ölçeği, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve SCL-90-R kullanılmıştır. Ölçeklere verilen yanıtlar SPSS 20 programı ile analize tabi tutulmuştur. Araştırma değişkenlerin demografik verilerle olan ilişkilerinin belirlenmesinde Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis, araştırma değişkenlerinin birbiriyle olan ilişkilerinin analizinde Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada yordayıcı etki Doğrusal Regresyon Analizi enter metodu ile hesaplanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına bakıldığında deprem sonrası travma düzeyi ile algılanan sosyal destek, psikolojik dayanıklılık ve yaş arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Katılımcıların psikolojik dayanıklılıkları, cinsiyetleri, yaşları, akrabalarından can kaybı yaşamaları ve ciddi derecede mal kaybı yaşamaları deprem sonrası travma düzeyini yordamaktadır. Bu çalışmada elde edilen bulguların depremi yaşamış kişilerin yaşayabilecekleri ruhsal sıkıntılara etki edecek etmenler açısından literatüre katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Algılanan sosyal destekDepremHatay+2
İdil Buğdaycı
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Panik bozukluk hastalarında çocukluk çağı travması, disosiyasyon ve bağlanmanın ilişkisi

Bu çalışma DSM-V'te kaygı/anksiyete bozuklukları adı altında olan panik bozukluğa odaklanmıştır. Panik bozukluk; aniden ve herhangi bir sebep yokken ortaya çıkan bireyde bilişsel olarak korku-kaygı yaratan bununla birlikte çeşitli bedensel belirtilerle kendisini gösteren ve genelde 10-30 dakika süren, bireyde beklenti anksiyetesini oluşturan yineleyici panik ataklarla devam eden bir psikiyatrik tanıdır. Bu çalışmada panik bozukluk tanısı almış hasta grubu ile herhangi bir tanı almamış kontrol grubunun çocukluk çağı travma düzeyinin, bağlanma ve disosiyatif yaşantılar ile ilgili ilişkisi incelenmiştir. Bu amaçla; her iki gruba da kişisel bilgi formu, bilgilendirilmiş onam formu, panik bozukluk şiddetini ölçmek için panik bozukluk şiddet ölçeği (PBŞÖ), çocukluk çağı travmalarını ölçmek için çocukluk çağı travmaları ölçeği (CTQ-33), disosiyatif yaşantıları ölçmek için disosiyatif yaşantılar ölçeği (DES) ve bağlanma düzeyini ölçmek için yakın ilişkilerde yaşantılar envanteri -2- kısa form (YIYE-II-K) kullanılmıştır. Örneklemi 18-65 yaş arası kadın ve erkekler oluşturmuştur (n:124). Elde edilen veriler SPSS programında Bağımsız örneklem t-testi, Pearson Korelasyon testi ve Çoklu Regresyon ile analiz edilmiştir. Bulgular sonucunda; PB tanısı almış grupta, DY düzeyi, ÇÇT düzeyi ve onun alt boyutlarından olan; duygusal taciz, fiziksel taciz, fiziksel ihmal, duygusal ihmal, cinsel taciz ve aşırı korunma- kontrol düzeyi 'nin kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. PB tanısı almış grupta, yakın ilişkilerde yaşantılar düzeyi ve onun alt boyutundan olan kaçınma düzeyinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Kaygı düzeyinin (YİYE alt boyutu) ise, hasta ve kontrol grubuna göre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır. PB şiddeti ile ilişkisi tespit edilen; DY, kaygı boyutu (YİYE' nin alt boyutu), duygusal ihmal ve aşırı korunma- kontrol boyutları (ÇÇT alt boyutu) PB şiddetinin %25' ini açıklamaktadır. Kaygı boyutu ve aşırı korunma kontrol boyutunun PB şiddeti üzerinde anlamlı bir etkisi yoktur. DY ve duygusal ihmal boyutunun, PB şiddeti üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuca göre; DY 1 birim yükseldiğinde, PB şiddeti yaklaşık %14 artmaktadır. Duygusal ihmal düzeyi 1 birim yükseldiğinde, PB şiddeti yaklaşık %48 artmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: bağlanma, çocukluk çağı travması, disosiyasyon, disosiyatif yaşantılar, panik bozukluk, panik bozukluk şiddeti, yakın ilişkilerde yaşantılar

BağlanmaDissosiyasyonDissosiyatif yaşantılar+4
Hatice Betül İltemir
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Aşırı izleme davranışı, kullanılan mizah türleri, psikolojik iyi oluş ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi

Dizi ve filmlerin kolayca ulaşılabilir nedeniyle "aşırı izleme" (binge-watching) adı verilen yeni bir davranış gelişmiştir. Bu araştırmada katılımcıların izleme davranışları ile psikolojik iyi oluşları, Kısa Semptom Envanteri'nden (KSE) aldıkları toplam puan, KSE anksiyete ve depresyon alt boyut ölçeklerinden aldıkları puanlar ile mizah kullanımları arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Araştırmaya yaşları 18 ile 65 arasında değişen %71.8'i kadın (178) ve %28.2'si (70) erkek katılımcı katılmıştır. Araştırmanın sonuçları, katılımcıların aşırı izleme davranışlarının KSE'ye ait toplam puan KSE (Toplam): (r=.354**; p<.05) ile KSE-depresyon Depresyon: (r=.355**; p<.05) ve KSE-anksiyete (r=.352**; p<.05) alt boyutlarıyla pozitif yönde; psikolojik iyi oluş düzeyi (r=-.262**; p<.05) ve yaş (r=-.516**; p<.05) ile de negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkisi bulunmuştur. Değişkenlerin izleme davranışı üzerindeki yordayıcı etkisini anlayabilmek için yapılan hiyerarşik regresyon analizine göre modeller anlamlı bulunmakla beraber, yaş ve katılımcı mizah türlerinin aşırı izleme davranışını anlamlı bir şekilde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır (F=14.424**; p<.01).

Zühra Gizem Özer
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ortoreksiya nervoza ile ilişkili faktörlerin incelenmesi

Mevcut araştırmada ortoreksiya nervozanın, bilişsel esneklik, duygu düzenleme güçlüğü ve algılanan ebeveynlik tutumları değişkenleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 18 ve 66 yaş aralığında 304 katılımcı (179 kadın ve 125 erkek) oluşturmaktadır. Çalışmada ölçüm araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ), Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ), Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE) ve ORTO-11 Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin incelenmesi tek yönlü varyans analizi (ANOVA), bağımsız örneklemler t- testi, Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi üzerinden yapılmıştır. Regresyon analizi sonuçları algılanan anne tutumlarından olan kuralcı/kalıplayıcı ebeveynliğin ve algılanan baba tutumlarından olan değişime kapalı/duygularını bastıran ebeveynliğin ortoreksiya nervoza üzerinde yordayıcı etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.

Bilişsel esneklikDuygu düzenlemeOrtoreksiya nervoza
Betül Yelekin
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde duygu düzenleme güçlüğü ve erken dönem uyumsuz şemaların alkol kullanımı üzerindeki yordayıcı etkisi

Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerde duygu düzenleme güçlüğü ve erken dönem uyumsuz şemaların alkol kullanımı üzerindeki yordayıcı etkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemi, 291 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara, Gönüllü Katılım Formu, Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ), Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi (AUDIT) uygulanmıştır. Veriler üzerinde yapılan korelasyon ve regresyon analizleri ile değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, genç yetişkinlerin duygu düzenleme güçlüğü ve erken dönem uyumsuz şemalarının alkol kullanımı üzerindeki etkisine yönelik kurulan modelin anlamlı olduğu görülmektedir. Araştırmanın bağımsız değişkenleri olan duygu düzenleme güçlüğü ve erken dönem uyumsuz şemalar alkol kullanımı düzeyi varyansının %24'ünü açıklamaktadır. Duygu düzenleme güçlüğüne ait açıklık boyutuyla, erken dönem uyumsuz şemalara ait; onay arayıcılık, ayrıcalıklık/yetersiz özdenetim, kendini feda ve kusurluluk şemalarının ise alkol kullanımı düzeyini bağımsız olarak yordadığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, literatür ışığında tartışılmış ve öneriler aktarılmıştır.

Damla Gülmez
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlere yönelik sınav kaygısı üzerine bilgisayarlı psiko-eğitim programının öğrencilerin kaygıları ve aile algıları üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma; ebeveynlere yönelik bilgisayar tabanlı sınav kaygısı psikoeğitim programının, çocukların sınav kaygısı ve aile değerlendirme üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada deney ve kontrol gruplu ön test-müdahale-son test deneysel desen yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılara ön test ve son test olmak üzere Sınav Kaygısı Ölçeği, Aile Değerlendirme Ölçeği ve Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Örneklemin tamamı sınav kaygısı yaşayan öğrencilerden seçilmiştir. Deney grubunu oluşturan öğrencilerin ebeveynlerine kendi kendilerine kullanabilecekleri 6 aşamadan oluşan sınav kaygısı üzerine bilgisayar tabanlı psikoeğitim programı ve programın 4.aşamasında terapist eşliğinde programa ilişkin soruların cevaplandığı çevrimiçi bir değerlendirme oturumu uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Araştırmanın sonucunda, ebeveynlere yönelik uygulanan bilgisayar tabanlı psikoeğitim programının, öğrencilerin sınav kaygısının azalmasına ve aile değerlendirme ölçüm puanlarına anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Durumluk ve sürekli kaygı düzeyinde ise anlamlı bir sonuç bulunmamıştır.

Kıvılcım Selen Sayar Özel
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Covıd -19 salgınında klinik olmayan örneklemde sağlık anksiyetesi ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasında ilişki

COVID-19 salgını yaşantının birçok yönünü etkilediği gibi psikolojik sağlığı da etkilemiştir. Yapılan araştırmalara göre salgın ile bireylerde kaygı, korku, hastalıkla ilgili düşünce ve bilgilerle birlikte olumsuz duygusal belirtilerin gözlemlenmekte olduğu bulunmuştur. Sürecin nasıl ilerleyeceğinin belirsiz olması ile bu durumlara karşı bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepkiler görülebilmektedir. Bu araştırma COVID-19 salgını sürecinde klinik olmayan örneklemde sağlık anksiyetesi ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün ilişkisini cinsiyet, yaş, COVID-19 teşhisi alma, bir yakınını salgın nedeniyle kaybetme gibi demografik değişkenlere göre incelemektedir. Araştırmanın örneklemi 18-65 yaş arası 200 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği (SAÖ), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ) uygulanmıştır. Araştırmanın ana amacı olarak, COVID-19 salgınında sağlık anksiyetesi ile belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre, katılımcıların sağlık anksiyetesi düzeyi ile belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur.

Belirsizliğe tahammülsüzlükCOVID 19Sağlık anksiyetesi
Aylin Örgüz
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Özgül fobi tedavisinde sanal gerçeklik ile maruz bırakma tekniğinin etkililiği

Bu tez çalışmasında tek seanslık sanal gerçeklikle maruz bırakma uygulamasının özgül fobi tedavisindeki etkililiği araştırılmıştır. Bu doğrultuda özgül fobiye sahip 33 katılımcı (16 katılımcı deney ve 17 katılımcı bekleme listesi kontrol grubunda olmak üzere) araştırmada yer almıştır. Veriler 'Demografik Bilgi Formu', 'DSM-5 Özgül Fobi Şiddet Ölçeği' ve 'Öz Bildirime Dayalı Kaygı Ölçümü' ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Grup içi karşılaştırmalarda 'Bağımlı Gruplar T-Testi', gruplar arası karşılaştırmalarda 'Bağımsız Gruplar T-Testi', deney grubunun zaman içerisindeki değişimini incelemek amacıyla 'Tekrarlı Ölçümler Anova Testi' uygulanmıştır. Araştırma sonucunda tek seanslık sanal gerçeklikle maruz bırakma uygulamasının özgül fobi belirtilerinin şiddetini azaltmada kontrol grubuna göre daha etkili olduğu; fobi belirtilerinin şiddetindeki azalmanın ortalama 3 ay sonra da korunmakta olduğu ve katılımcıların bildirdikleri kaygı/korku düzeylerinin uygulamanın ardından azaldığı tespit edilmiştir. Kontrol grubundaki kişilerin özgül fobi belirtilerinin şiddetinde zaman içerisinde değişim olmamıştır. Sonuçlar literatür kapsamında tartışılmıştır.

Yulet İlhan
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda gaslıghtıng'e maruz kalma psikolojik belirti düzeyi ve sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişki

Bu çalışma bir duygusal ve psikolojik istismar türü olan gaslighting'e odaklanmıştır. Gaslighting birini, gerçekliğini veya akıl sağlığını sorgulayacak, kendinden şüpheye düşürecek derecede psikolojik olarak manipüle etmek olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada, kadınların gaslighting'e maruz kalması ile psikolojik belirtileri ve sosyodemografik özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu amaçla Kişisel Bilgi Formu, kadınların gaslighting'e maruz kalma durumunu ölçmek için Gaslighting Formu (GQ) ve psikopatolojik belirtileri ölçmek için Belirti Tarama Listesi (SCL90-R) kullanılmıştır. Örneklemi 18-67 yaş arası kadınlar oluşturmaktadır (n:234). Elde edilen veriler, SPSS programında Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), bağımsız t testi ve Pearson korelasyonu ile analiz edilmiştir. Bulgular sonucunda kadınların gaslighting'e maruz kalma düzeyleri ile psikolojik belirti düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadınların eğitim durumu, medeni durumu, romantik ilişkisi olma durumu ve barınma durumu gaslighting'e maruz kalma düzeyi ile ilişkili faktörler olarak saptanmıştır. Sonuç olarak bu çalışma gaslighting'in; evrensel bir sorun olan kadına yönelik şiddetin bir türü olarak tanınması, önlenmesi ve müdahalesi konusunda önem taşımaktadır.

Duygusal istismarPsikolojik istismarYakın partner şiddeti
Emine Gökce
Antalya Bilim University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Other supervisors