Doç. Dr. Semiha Akın danışmanlığındaki tezler
11 tez · Demiroğlu Bilim University
Hematopoietik kök hücre transplantasyonu uygulanan hastaların yaşam kalitesi ve bakım gereksinimlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma hematopoietik kök hücre transplantasyonu uygulanan yetişkin hastaların transplantasyon sonrası dönemde yaşam kalitesi ve bakım gereksinimlerinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı nitelikte planlandı. Araştırma örneklemini bir vakıf üniversite hastanesinde hematopoietik kök hücre transplantasyonu yapılan 100 hasta oluşturdu. Yaşam kalitesi Kanser Tedavisi Fonksiyonel Değerlendirme Ölçeği-Kemik İliği Transplantasyonu (Functional Assessment of Cancer Therapy-Bone Marrow Transplant– [FACT-BMT], 4.Versiyon) değerlendirildi. Örneklemin %54'ü erkek ve %37'si ilköğretim mezunudur. Cinsel fonksiyonlarda azalma, saç dökülmesi, tat kaybı, iştahsızlık ve uyku düzensizliği en sık gözlenen semptomlar iken, sırasıyla baş dönmesi, kaşıntı ve konstipasyonun ise en az görülen semptomlar olduğu belirlendi. FACT-BMT toplam ölçek puanı (81,38±21,91) hastaların yaşam kalitesinin orta düzeyde etkilendiğini işaret etmektedir. Hematopoietik kök hücre transplantasyonu uygulanan hastalarda en az düzeyde etkilenen yaşam kalitesi alanının Sosyal Yaşam ve Aile Durumu alt boyutu (20,81±4,26) olduğu belirlendi. Faaliyet Durumu (13,95±4,61), Duygusal Durum (12,70±6,41) ve Bedeni Durum alt boyutlarının (12,13±6,88) en olumsuz etkilenen yaşam kalitesi alanı olduğu saptandı. Serbest meslek sahibi olan, sağlık durumunu kötü olarak nitelendiren, transplantasyon sonrası akut dönemde olan ve transplantasyon sonrası herhangi bir nedenle hastaneye yatış öyküsü olan hastalarda yaşam kalitesinin daha olumsuz etkilendiği belirlendi (p<0,05). Araştırma bulguları doğrultusunda, yaşam kalitesindeki olası olumsuz etkilenmeler yönünden hastaların yakından izlenmesi, semptom kontrolüne yönelik hemşirelik girişimleri ve eğitimin planlanması, fonksiyonel durumun geliştirilmesi ve desteklenmesi, transplantasyon sürecinde duygusal destek verilmesi ve boş zamanlarının etkin şekilde değerlendirmesi için teşvik edilmesi, sosyal izolasyonu önlemek amacıyla nötropenik süreçte ve taburculuk sonrası hastaların aile ve arkadaşlar ile telefon gibi alternatif iletişim cihazlarıyla iletişiminin sürdürülmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Yaşam kalitesi, hematopoetik kök hücre transplantasyonu, bakım gereksinimleri.
Üniversite öğrencilerinin intihara ilişkin bilgi düzeylerinin ve intihar eden kişilere yönelik damgalama tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma İntihara Yönelik Damgalama Ölçeği (İYDÖ) ve İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeği (İBDÖ)'nin Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması, üniversite öğrencilerinin intihara ilişkin bilgi düzeylerini ve intihar eden kişilere yönelik damgalama tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlanmış metodolojik ve tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma, bir devlet üniversitesinde öğrenim gören öğrenciler (n=1100) ile gerçekleştirildi. Öncelikle ölçeklerin dilsel eşdeğerliği ve kapsam geçerliği sağlandıktan sonra geçerlik ve güvenirlik analizleri gerçekleştirildi. İYDÖ'nin Cronbach alfa güvenirlik katsayısı 0,90 bulundu. İBDÖ maddelerinin Madde Tepki Kuramı'nın tek boyutluluk varsayımını karşıladığı ve 2 Parametreli Lojistik Modele (2PLM) uyum sağladığı belirlendi. İBDÖ'nin en çok bilgi verdiği yetenek düzeyi Teta (Ɵ)=1,5 için ölçeğin güvenirliği 0,72 olarak hesaplandı. Öğrencilerin İBDÖ'nden aldıkları toplam puan ortalamalarının 9,96±3,48 olduğu, ölçek maddelerini toplam ölçek üzerinden %36,88 oranında doğru yanıtladıkları saptandı. Öğrenciler tarafından İYDÖ'nin "Damgalama" alt boyutu maddelerinin onaylanma oranı oldukça düşük olmakla birlikte (%11,5-49,2), İzolasyon/Depresyon" alt boyutu maddelerinin onaylanma oranları diğer alt boyutlara oranla daha yüksek bulundu (%51-86). Sonuç olarak, bu çalışmada ölçeklerin Türkçe formları üniversite öğrencilerinin intihara ilişkin bilgi düzeylerini ve intihara yönelik damgalama tutumlarını değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlendi. Öğrencilerin intihara ilişkin bilgi düzeylerinin ve intihara yönelik damgalama alt boyutu puan ortalamalarının düşük olduğu, intiharı daha çok izolasyon ve depresyon ile ilişkilendirdikleri saptandı. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan intihar girişiminin önlenmesi amacıyla intihara yönelik damgalayıcı tutumları azaltıcı ve intihar bilgisini arttırmaya yönelik mesajlar içeren psiko-eğitim çalışmaların planlanması, eğitim çalışmalarının etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla eğitim öncesi ve sonrası bu ölçeklerden yararlanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İntihar, damgalama, tutum, bilgi düzeyi, geçerlik, güvenirlik
Hemşirelik öğrencilerinin triyaj uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinin triyaj uygulamalarına ilişkin bilgi düzeyini değerlendirmek ve çalışma sonuçları doğrultusunda öğrencilerin bilgi düzeylerini geliştirmeye yönelik önerilerde bulunmak amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul'da bir hemşirelik yüksekokulunda 410 hemşirelik öğrencisi üzerinde gerçekleştirildi. Tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Veriler, araştırmacı tarafından konuyla ilgili literatürden yararlanılarak oluşturulan bilgi formlarıyla elde edildi. Bulgular: Triyaj Uygulamalarına İlişkin Bilgi Düzeyi Formu'na verilen doğru yanıtlara göre ortalama puan değeri 6,08±2,32, doğru yanıt oranı ortalama değeri %66,3 bulundu. Beş Kategorili Triyaj Sistemine İlişkin Bilgi Formu'na verilen doğru yanıtlara göre ortalama puan değeri 5,16±2,01, doğru yanıt oranı ortalama değeri %87,3 bulundu. İkinci sınıf öğrencilerinin triyaj uygulamalarına ilişkin doğru yanıt puan ortalamaları üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerine göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Beş kategorili triyaj sistemine ilişkin bilgi düzeyi kız öğrencilerde erkek öğrencilere göre daha yüksek saptandı (p<0,05). Sonuçlar: Öğrencilerin triyaj uygulamalarında kullanılan tanılama kriterleri ve hastaların aciliyet durumuna göre bekleme sürelerine ilişkin bilgilerinin geliştirilmesine gereksinim vardır. Bu bağlamda; hemşirelik öğrencilerinin triyaj uygulamaları konusunda kuramsal eğitimlerinin yanı sıra, görsel öğrenme tekniği kullanılarak video ile eğitim ve simülasyon çalışmalarının yapılması, öğrenmeyi pekiştirmek için triyaj oyunu gibi eğitsel etkinlikler düzenlenmesiyle bilgilerinin güncellenmelidir. Anahtar sözcükler: Triyaj, hemşire, öğrenci, bilgi, acil servis
Hemşirelerin parenteral ve enteral beslenme uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Hemşirelerin Parenteral ve Enteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi Amaç: Bu araştırma cerrahi, iç hastalıkları, yoğun bakım ve onkoloji-hematoloji ünitelerinde çalışan hemşirelerin parenteral ve enteral beslenme uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır. İki hastanede gerçekleştirildi ve çalışma örneklemini 142 hemşire oluşturdu. Hemşirelerin enteral ve parenteral beslenme uygulamalarına ilişkin bilgi düzeyleri Enteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Formu ve Parenteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Formu kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Örneklemin yaş ortalaması 24.24 (SS: 3.36) ve %60.6'sı lisans mezunudur. Hemşire olarak toplam çalışma süresi 46.93 aydır. Hemşirelerin %66.2'si beslenme uygulamaları konusunda eğitim almadığını bildirdi. Hemşirelerin enteral beslenme uygulamaları (13.45±3.31) ve parenteral beslenme uygulamaları konusunda orta düzeyde bilgisi (7.13±2.80) olduğubulundu. Enteral beslenme ürünlerinin saklanma yeri ve süresi, midenin geç boşaldığını gösteren gastrik rezidüel volümü veenteral beslenme tüpleri aracılığıyla ilaç uygulamalarına ilişkin soruların en fazla yanlış yanıtlanan sorular olduğu saptandı (sırasıyla; %78.2, %73.9, %71.1). Parenteral beslenme uygulamalarında sırasıyla; osmolaritesi 900 mOsm/l'den fazla olan solüsyonların verilme yolu (%83.8), parenteral yolla beslenen hastalarda santral kateter aracılığıyla tedavi amaçlı ilaç uygulanabilme durumu (%76.8) ve parenteral beslenme uygulamalarında enfeksiyon riskini arttıran faktörlere ilişkin soruların (%64.8)en fazla yanlış yanıtlanan sorular olduğu belirlendi. Cerrahi birimde çalışan hemşirelerin Parenteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Formu ve Enteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Formu puanları iç hastalıkları ve yoğun bakım hemşirelerinin puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (p < 0.05). Sonuç: Araştırma sonuçları enteral ve parenteral beslenme konusunda bilgi düzeyinin düzenli aralıklarla teorik ve uygulamalı eğitimlerle desteklenmesine gereksinim olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Enteral beslenme, parenteral beslenme, bilgi düzeyi, hemşire.
Hijyenik el yıkama eğitimi verilen hemşirelerde el yıkama uygulamalarının değerlendirilmesi
Hijyenik El Yıkama Eğitimi Verilen Hemşirelerde El Yıkama Uygulamalarının Değerlendirilmesi Öğrencinin adı: Mete Kağan KARAOĞLU Danışmanı: Doç. Dr. Semiha AKIN Anabilim Dalı: Hemşirelik Amaç: Bu araştırma doğru el yıkama tekniği ve hijyenik el yıkama uygulamaları konusunda verilen eğitimin hemşirelerin bilgi düzeyi ve el yıkama davranışları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma bir hastanenin hematoloji-onkoloji servisi, kemoterapi ünitesi, yoğun bakım ve nakil ünitelerinde çalışan 63 hemşire üzerinde gerçekleştirildi. Araştırma, yarı-deneysel özellikte bir araştırmadır. Yarı-deneysel araştırma tasarımlarından "tek grupta ön-test-son test düzeni" kullanıldı. Hijyenik el yıkama eğitimi öncesi bilgi anketi kullanılarak bilgi düzeyi (pre-test) değerlendirildi ve gözlem formu ile el yıkama davranışları gözlendi. Hijyenik el yıkama eğitimi verildikten sonra 2-4 hafta içinde eğitimin etkinliğini değerlendirmek üzere post-test uygulandı ve gözlem formu ile el yıkama davranışları ikinci kez gözlendi. Bulgular: Ortalama yaş değeri 24,73±4,84 olan örneklemin %88,9'u kadın ve %65,1'i (n=41) lisans mezunu hemşirelerden oluşmaktadır. Hijyenik el yıkama eğitimi sonrası El Hijyeni Bilgi Formu puanlarının eğitim öncesi puanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,001). Hemşirelerin genelinde eğitim öncesine göre eğitim sonrasında uygun el yıkama oranlarında istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu saptandı (p<0,001). Birçok değişkene göre el hijyeni konusundaki bilgi düzeyi puanları ve el yıkama oranları arasında fark olduğu saptandı. Sonuç: Araştırma sonuçları doğru el yıkama tekniği ve hijyenik el yıkama uygulamaları konusunda verilen eğitimin hemşirelerin bilgi düzeyini ve el yıkama davranışlarını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin düzenli aralıkla el hijyeni konusunda eğitilmesi ve el yıkama alışkanlıklarını geliştirmeye yönelik stratejilerin uygulanması önerilebilir. Anahtar sözcükler: Hijyenik el yıkama, eğitim, hemşire, bilgi düzeyi, gözlem
Hemşirelerin kan transfüzyonu uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma hemşirelerin kan transfüzyonu uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma örneklemini iç hastalıkları ve cerrahi ünitelerinde çalışan 189 hemşire oluşturdu. Hemşirelerin kan transfüzyonu uygulamalarına ilişkin bilgi düzeyleri Kan Transfüzyonu Uygulamalarına İlişkin Bilgi Formu kullanılarak değerlendirildi. Veriler SPSS 21,0 (Statistical Program for Social Sciences) programıyla analiz edildi. Bulgular: Yaş ortalaması 24,25 ± 3,34 olan hemşirelerin %55'i lisans mezunudur. Hemşire olarak toplam çalışma süresi 45,62 ± 36,80 aydır. Hemşirelerin %78,9'u kan transfüzyonu uygulaması konusunda hizmet içi eğitim almıştır. Kan Transfüzyonu Uygulamaları Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu toplam puan ortalaması 23,65 ± 4,13'tür. Hemşirelerin kan transfüzyonu setlerinin hangi sıklıkta değiştirilmesi gerektiği (n=147) (madde 15), kan transfüzyonu reaksiyonlarının en sık rastlanan nedeni (n=141) (madde 18) ve immünolojik kan transfüzyonu reaksiyonları (n=130) (madde 24) konusundaki bilgi düzeyinin en düşük olduğu belirlendi. Kan transfüzyonu uygulamaları konusundaki bilgi düzeyi arasında hemşirelerin yaş grubu, çalıştığı birim, çalışma süresi ve kan transfüzyonu uygulama sıklığı değişkenlerine göre fark olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Bu sonuçlar hemşirelerin kan transfüzyonu uygulamaları konusunda orta düzeyde yetersiz bilgiye sahip olduklarına, kan setlerinin değiştirilmesi, kan reaksiyonları ve kan transfüzyonu uygulamaları konusunda hizmet içi eğitimlere gereksinimleri olduğuna işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: Kan transfüzyonu, bilgi düzeyi, hemşireler
Kanser hastalarında kemoterapi ile ilişkili periferal nörotoksisite ve eğitim gereksinimlerinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma kanser hastalarında kemoterapi ile ilişkili periferal nörotoksisite semptomlarını ve periferal nörotoksisite semptomlarının kontrolüne ilişkin hastaların eğitim gereksinimlerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma örneklemini, kemoterapi alan 150 kanser hastası oluşturdu. Veriler Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü Ortak Toksisite Kriterleri ve Periferal Nörotoksisite ve Eğitim Gereksinimlerini Değerlendirme Formu'yla toplandı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 55,06 ± 11,86, %35,3'ü gastrointestinal kanser hastası, %42,7'si ise meme kanseri hastasıdır. Örneklemin %32,7'si nörotoksik etkili kemoterapötik ilaçlar (taksanlar, oksaliplatin sisplatin, karboplatin) kullanmaktadır. Hastaların hafif düzeyde (grad 1) nevralji (%42,7), parestezi (%48,7), dizestezi (%24,7), periferal motor nöropati (%10) ve periferal duyusal nöropati (%0,7) şikayetleri yaşadıkları belirlendi. Örneklemin küçük bir bölümü "orta ve şiddetli" (grad 2 ve 3) düzeyde nevralji (%8), parestezi (%7,3), dizestezi (%5,3), periferal motor nöropati (%15,3) ve duyusal nöropati (%20) şikayetleri bildirdi. Hastaların %54,7'si el veya ayak parmaklarındaki ağrı veya uyuşma şikayetleriyle baş etmeye yönelik parmak uçlarını soğuktan koruduklarını, %53,3'ü buzdolabı veya dondurucu gibi soğuk nesnelere dokunmadıklarını, %74'ü hekim önerisiyle ağrı kesici ilaç kullandıklarını bildirdi. Sonuç: Bulgular hastaların farklı derecede periferal nörotoksisite şikayetleri yaşadıklarını, duyusal ve hastaların motor semptomlarının günlük yaşamı üzerindeki etkileriyle baş etmek konusunda desteğe ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler:Kanser, kemoterapi,periferal nörotoksisite, eğitim gereksinimleri
Kanserli hastalarda yorgunluğun fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma kemoterapi uygulanan kanser hastalarında yorgunluk düzeyinin fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı-ilişki arayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma örneklemini kemoterapi alan 100 kanser hastası oluşturdu. Hastaların kemoterapi ile ilişkili hissettiği yorgunluk Piper Yorgunluk Ölçeği, fonksiyonel durumu Fonksiyonel Yaşam Ölçeği ve ECOG performans skoru kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yarıdan fazlası (%62) kadın ve orta-ileri yaş (56,53±13,56) grubundadır. Örneklemin %31'i meme kanseri ve %64'ü IV. evre kanser hastasıdır. Piper Yorgunluk Ölçeği toplam puanı 4,13 ±3,06 bulundu. Hastaların Fonksiyonel Yaşam Ölçeği toplam puanı 107,90 ± 27,37 bulundu. Fonksiyonel Yaşam Ölçeği ve Piper Yorgunluk Ölçeği puan ortalamaları erkek, ileri yaş grubu, eğitim düzeyi düşük olan, çalışmayan, kronik hastalığı olan, gastrointestinal kanser tanısı almış, kanser evresi IV, ECOG (Eastern Cooperative Oncology Group) performans skoru yüksek ve hastanede yatarak kemoterapi alanlarda daha düşük bulundu. Piper Yorgunluk Ölçeği ile Fonksiyonel Yaşam Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı, negatif yönde ve yüksek düzeyde bir ilişki saptandı (r= - 0,88, p<0,01). Sonuç: Yorgunluk düzeyinin yüksek olması hastaların fonksiyonel durumunu olumsuz yönde etkileyerek günlük yaşam aktivitelerinin gerçekleştirmeleriyle sonuçlanır. Kanserli hastalarda yorgunluğa neden olan faktörlerin kontrolüne yönelik girişimlerin planlanması hastaların fonksiyonel yaşam kalitesini adına önem taşır. Anahtar Kelimeler: Kanser, kemoterapi, yorgunluk, fonksiyon, yaşam kalitesi
Bir grup hemşirelik öğrencisinde anne-baba bağlanma biçimlerinin kişilerarası ilişkilere etkisi
Amaç: Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinde anne-baba bağlanma biçimlerinin kişilerarası ilişkilere etkisini incelemek, sonuçlar doğrultusunda öğrencilere bağlanma biçimlerine dair içgörü düzeylerini ve kişilerarası ilişkilerini geliştirmeye yönelik önerilerde bulunmak amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı-ilişki arayıcı olarak planlandı. Araştırma örneklemini İstanbul'da bir hemşirelik yüksekokulunda öğrenimlerini devam eden 451 hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Veriler Öğrenci Bilgi Formu, Kişilerarası Tarz Ölçeği ve Ana-Babaya Bağlanma Ölçeği kullanılarak elde edildi. Bulgular: Hemşirelik öğrencilerinin ABBÖ kapsamında en yüksek puanı İlgi/Kontrol Anne alt boyutundan, en düşük puanı ise Aşırı Koruma Anne alt boyutundan aldıkları, KTÖ kapsamında en yüksek puanı Baskın Tarz alt boyutundan, en düşük alt boyut puanını ise Alaycı Tarz alt boyutundan aldıkları saptandı. Öğrencilerin anne ve babalarına bağlanma biçiminin ve kişilerarası ilişki tarzlarının olumlu olduğu belirlendi. Hemşirelik öğrencilerinin anne-babaya bağlanma düzeyi arttıkça olumsuz kişilerarası ilişki tarzlarının azaldığı saptandı (p<0,05). Sonuçlar: Ana-Babaya Bağlanma Ölçeği ve Kişilerarası Tarz Ölçeği puan ortalamaları karşılaştırıldığında elde edilen korelasyon katsayıları anne-baba bağlanma düzeyinin artışıyla pararalel olarak kişilerarası ilişki tarzlarının olumlu yönde etkilendiğini göstermektedir. Bu doğrultuda hemşirelik eğitim müfredatında hemşirelikte kişilerarası ilişkiler, iletişim ve bağlanma algılarını geliştirmeye yönelik derslerin verilmesi, öğrencilere yönelik eğitimler ve rol-play gibi eğitsel faaliyetlerin planlanmasının yararlı olabileceği öngörülmektedir.
Bir hastanede çalışan hemşirelerin ilaç hatası bilgi durumları ve ilaç hatalarının raporlanması ile ilgili düşüncelerinin değerlendirilmesi
Hasta güvenliğinde amaç; sağlık hizmeti alan hasta bireyler için olumlu bir ortam yaratarak güvenliği sağlamak, onları zarar verici uygulamalardan ve tehlikelerden uzak tutmaktır. Bu amaca ulaşmak için öne çıkan önemli konulardan birisi de ilaç güvenliğidir. Bu çalışma hemşirelerin ilaç hatası raporlama hakkındaki düşüncelerini ve bilgi durumlarını belirlemek amacı ile planlanmış olan tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Araştırmaya özel bir üniversite hastanesinde görev yapan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 114 hemşire katıldı. Verilerin toplanması için araştırmacı tarafından oluşturulan Tanıtıcı Özellikler Soru Formu, İlaç Hatalarının Raporlanmasına Yönelik Düşünceler Formu ve İlaç Hatası Bilgi Durumu Belirleme Formu kullanıldı. Yaş ortalaması 29,37±7,10 olan hemşirelerin %51,8'i lisans mezunudur. İlaç Hatası Bilgi Durumu Belirleme Formu puan ortalaması 82,52±17,19 olarak belirlendi. Hemşirelerin %94,7'si ilaç güvenliği eğitimi aldığı, %78,1'inin ilaç hatalarının raporlanmasını başarı ölçütü olarak algıladığı bulundu. Hemşireler ilaç hatalarını raporlamaları durumunda; %8,8'i bu hatanın kişisel yetersizlik olarak algılanacağını, %2,6'sı iş hayatına zarar vereceğini, %4,4'ü işinin tehlikeye gireceğini, %4,4'ü raporlamanın işe yaramayacağını bildirdi. Hemşirelerin yaklaşık %30'u (%28,9) ilaç hatası ile ilgili sorunun kendi aralarında çözülebileceğini, %9,6'sı nasıl raporlama yapılacağını bilmediğini, %0,9'u ilaç hatalarının raporlanmasına gerek olmadığını, %0,9'u bu hatanın raporlanması durumunda ilaç hatasının personel özlük dosyasına geçeceğine ilişkin endişe yaşadıklarını bildirdi. Hemşirelerin eğitim durumu, kurumda çalışma süresi, çalıştıkları bölüm ve ilaç güvenliği eğitimi alma durumuna göre İlaç Hatası Bilgi Durumu Belirleme Formu puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Hasta güvenliğine yönelik raporlamanın yapılabilmesi için verilen eğitimlerde, hata raporlamanın çalışanı cezalandırma olarak görülmeyip sistemin önemli bir parçası olarak değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Hemşirelerin ilaç hatası raporlama konusundaki bilgileri uygulamaya yansıtabilme becerilerini geliştirmek üzere kurumsal stratejilerin geliştirilmesi ve eğitimlerin planlanması önerilmektedir
Ameliyat sonrası dönemde hastaların iyileşme durumlarının ve bakım gereksinimlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma ameliyat sonrası dönemde hastaların iyileşme durumları ve bakım gereksinimlerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmış tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Araştırma örneklemini cerrahi girişim geçiren 80 hasta oluşturdu. Hastaların ameliyat sonrası dönemde ağrı varlığı gibi semptomlar ve ameliyat sonrası destek gereksinimi "İyileşme Kalitesi Anketi" kullanılarak değerlendirildi. Hastaların ameliyat sonrası hareket düzeyleri ve hareket ile ilgili yaşadıkları güçlükler "Hasta Hareketlilik Ölçeği" ve "Gözlemci Hareketlilik Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 17.0 programı kullanılarak analiz edildi. Ameliyat sonrası dönemde İyileşme Kalitesi Anketi toplam puanı 162,75 ± 20,81, "Fiziksel Rahatlık" alt boyutu puan ortalaması 48,78 ± 7,16, "Duygusal Durum" alt boyutu puan ortalaması 37,19 ± 5,05, "Hasta Desteği" alt boyutu puan ortalaması 30,46 ± 3,78, "Hareket Özgürlüğü" alt boyutu puan ortalaması 20,06 ± 3,54 ve "Ağrı" alt boyutu puan ortalaması ise 26,26 ± 4,37 bulundu. Ölçeğin en düşük puanını "Orta şiddette ağrı" maddesi (3,34 ± 0,73) aldı. Bu sonuç hastaların ameliyat sonrası dönemde ağrı kontrolü konusunda desteğe gereksinimleri olduğuna işaret etmektedir. Hastaların %53,8'i yatak içinde bir taraftan diğer tarafa dönerken, %38,8'i yatak kenarında oturmak için ve %38,8'i odasında yürürken sözlü uyarı ve fiziksel yardım aldıkları, %37,5'inin ise yatak kenarında sözlü uyarı ile bağımsız olarak ayağa kalkabildikleri belirlendi. Hastaların yatak içinde bir taraftan diğer tarafa dönme ve yatak kenarında oturma işlevini bağımsız olarak gerçekleştiremedikleri saptandı. Ameliyat sonrası dönemde "İyileşme Kalitesi Anketi" ölçeği puan ortalamaları ile Hareketlilik Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde ilişki belirlendi (rs= -0,43 ile -0,67, p< 0,01). Bu araştırma bulguları; ameliyat sonrası dönemde hastaların semptom kontrolü konusunda desteğe gereksinimleri olduğunu, mobilizasyon ve hareket düzeyini geliştirmeye yönelik girişimlerin ameliyat sonrası hastaların genel durumunun olumlu yönde etkileyeceğini göstermesi adına anlamlıdır.