Theses supervised by Doç. Dr. Serdar Erkan

11 theses · Ankara Music and Fine Arts University, Gazi University

Master'sOpen AccessTR

Mitolojik, arkeolojik ve tarihsel verilerden hareketle Frigya medeniyeti müziğine yüklenen anlamlar ve Antik Yunan müziği ile olan etkileşimi

Batı sanat müziği geleneğinin oluşması ile ilgili yazılı kültür çalışmaları Antik Yunan'da M.Ö.4.yy'a kadar uzanmakta olup çalışmaların büyük bir kısmı Aristoxenus'un Elements of Harmonics kitabına ve öğrencilerinin çalışmalarına dayanmaktadır (Landels, 1999, s. 86-87). Arkeolojik verilerden ve sözlü kültür aktarımından hareketle daha öncesinden günümüze kadar kalan sınırlı sayıda müzik çalışması bulunmaktadır. Özellikle Delfik ilahiler ve Seikilos Kitabesi; Euripides'in Bakkhalar Tragedyası, Homeros'un İlyada ve Odysseia'sı, yine Homeros'un övgü amaçlı yazılmış şiirleri, Şair Ovidius'un şiirleri , Platon, Aristoteles ve Sokrates'in yorumları gibi döneme ait yazılı-sözlü kaynaklar Yunan mitolojisine, dönemin etnik topluluklarına ve dönemin müzik anlayışına büyük oranda ışık tutmaktadır. Örneğin günümüze ulaşmış en eski tam müzik parçası sayılan Seikilos kitabesinin Frigyen (Landels, 1999, s. 253), antik müziğin en önemli parçalarından ikinci Delfik ilahinin ise Lidyen ve Hypolidyen modlarında yazıldığı bilinir (Landels, 1999, s. 236-239). Yine Bakkhalar tragedyasında özellikle şarap tanrısı Dionysos'un Küçük Asya'daki Frigya'dan Yunan şehri Thebai'ye müzikli/danslı ritüelini getirdiği ve bu geleneğin bir şenlik halinde Yunanistan'da icra edildiği belirtilmektedir (Dilmen, 2001, s. 29). Bu gibi örneklerden anlaşılacağı üzere özellikle Frigya uygarlığındaki müzik stili, Antik Yunan medeniyeti müziğine mitolojik ve teorik anlamda dolaylı yoldan etki etmiştir. Bu etki kimi zaman modlara veya o bölgenin müzikal stillerine dönemin Platon, Sokrates ve Aristoteles gibi düşünürleri tarafından yüklenen anlamlar yoluyla, kimi zaman da çalgılar yoluyla olmuştur (Barker, 1989, s. 14). Antik Yunan müziği ile ilgili ilk teorik bulgular Aristoxenus ve öğrencilerinin çalışmalarına dayanmakta olup onun öncesine ulaşmak için ise Platon ve Aristoteles'in yorumları incelenebilir. Çünkü Platon ideal devletinde, Aristoteles de kendi "Erdemli insan olma" anlayışında müziğe değinmiş olup düşüncelerinde Antik Yunan etnik gruplarından ve bu bölgelerin müzik stillerinden, çalgılarından bahsetmişlerdir. Kısa bir örnek vermek gerekirse Platon'un ideal devletinde Lidyen modu kabul görmez. Çünkü bu mod diğer modlara nazaran daha pes bir ses aralığına sahiptir ve dolayısıyla gevşeme, rahatlama ile özdeşleşeceği için gençleri bu yöne sevk etmemelidir (Aristoteles, 2011) (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020). Aynı zamanda şarap tanrısı Dionysos'un ikinci kez dünyaya gelişinde Lidya'ya varması ve tanrının sarhoşluk, gevşeme ve eşcinsellik gibi atribülerinin olması Lidyen modunun kabul görmemesinin mitolojik sebepleri arasında gösterilebilir. Doryen ve Frigyen modu ise her koşulda iyi kabul edilerek asaletli savaşçıları cesaretlendirmek için kullanılabilir. Frigyen moduna Doryenden farklı bir anlam daha yüklenerek tanrılara yalvarma amacında kullanılabileceği belirtilmiştir (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020). Frigyen modunun veya Frigya stili müziğin, ana tanrıça Kibele'ye ait müzikli/danslı ritüellerin Dionysos ve Marsyas yoluyla Antik Yunan'a aktarılması durumu Platon'un düşüncesine mitolojik bir sebep olarak gösterilebilir (Landels, 1999). Aristoteles de Platon'la hemen hemen aynı görüşte olup Frigyen modunun ilham verme anlamında daha uygun olduğunu belirtmektedir (Salyers, 2003). Çalgısal olarak da örnek vermek gerekirse: Platon'un ideal devletinde Frig kökenli aulos çalgısı çok sesli ve birden fazla modu akort değişmeden çalabilen bir yapıda olduğu için kabul görmez. Ancak lir/kithara çalgıları her mod için ayrı ayrı akort edilmesi nedeniyle daha sade gözükür ve müzik eğitiminde karmaşıklığa yol açmadığı için kabul görür. Ancak tarihin ilk müzik yarışması olan Apollon-Marsyas mitinden de etkilenildiği elde edilen kaynaklardan anlaşılmaktadır (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020): Lir, kurnazlığın, haberleşmenin ve ticaretin tanrısı Hermes'in icadıdır ve liri müziğin tanrısı Apollon'a vererek bu çalgının onunla özdeşleşmesini sağlamıştır (Boardman, 2013). Dolayısıyla hem Delos ve Delfi'deki tapınakları hem de kithara/lir çalışı nedeniyle Apollon, Yunan geleneklerinde ait olarak kabul görmüştür. Marsyas da Frigyalıdır ve aulos çalmakta olup çalgının Frigya stili müzik ile özdeşleşmesini sağlamıştır (Landels, 1999, s. 157-158). Görüleceği üzere halkın yaşayışına yön veren dini inanış mitlere dayanmaktadır ve Yunan mitolojisinde müzik, tanrıların onuruna yapılan törenlerde en etkili yollardan biridir (Friedell, 1999, s. 121-123). Dini ritüel alaylarda yapılan cümbüş, dans ve trans halleri her zaman tanrının onurunadır. Bu gelenek özellikle Küçük Asya kültüründen Antik Yunan'a etki ederek iki medeniyet arasındaki kültür etkileşiminin temel taşlarından biri olmuştur (Seyrek, 2020). Bu kültür geçişinin örnekleri genel anlamda Kibele, Dionysos, Apollon ve Marsyas mitolojik öğeleri etrafında toplanmaktadır. Ayrıca kültür geçişi sırasında yaşanan süreklilik ve ayrılıklar da özellikle Frigyalı ana tanrıça Kibele'nin Roma'ya geçişinden sonra Rhea ve Meter adı altında yeniden tasvir edilmesinde ön plana çıkmaktadır (Roller, 2004).

Antik YunanFrigyaKültürel ilişkiler+4
Hüseyin Avni Algan
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de Neo-Şamanik ritüeller ve müzik

Şamanizm'in 19. yüzyıl sonlarından itibaren Batı'da ilgi görmeye başlayan, eklektik ve senkretik bir biçimde kent yaşamına uyarlanan ve birçok alana tezahür eden bir görünüm sergilediği ifade edilebilir. Aynı zamanda çok dilli ve çoğulcu bir hareket olarak tanımlanmasıyla "Neo-Şamanizm" terimine evrilen, modern çağın spiritüel ve dinî hareketleriyle iç içe geçmiş, isteyen herkesin uygulayabileceği yeni ve çeşitli bir yapıya işaret etmektedir. Neo-Şamanik oluşumların Türkiye'de 21. yüzyıl başı itibariyle görüldüğü anlaşılmaktadır. Türkiye'de Şamanizm araştırmalarının Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemlerde başta Turancılık olmak üzere çeşitli ideolojik amaçlarla başladığı; daha sonra edebiyat, halk edebiyatı, edebiyat tarihi, folklor, halk inançları, plastik sanatlar ve güzel sanatlar alanlarında yapılan çalışmalarla devam ettiği görülmektedir. Şamanizm'in ifadeleri ve uygulamaları Anadolu halk edebiyatının çeşitli alanlarında, halk inançlarında ve özellikle bu ifadeleri içeren geçiş ritlerinde varlığını sürdürmektedir. Bu çalışmanın konusu, Şamanizm'in dünya ya da Türk kültürünü ilgilendirecek şekilde Orta Asya ve civarındaki tarihini ya da bu alanda yapılan çalışmaların tarihini tartışmak değildir. Çalışmanın amacı, 19. yüzyılda dünyada Şamanizm'e yönelen antropolojik ve etnografik ilginin izinde, 20. yüzyılda ses kayıt teknolojilerinin sağladığı imkânlar ile içinde bulunduğumuz yüzyılın iletişim hızı çerçevesinde bir dünya müziği haline gelen şaman müziklerinin ve şaman ritüellerinde sıklıkla kullanılan müzik unsurlarının günümüz Türkiye'sindeki görünümlerini müzikolojik perspektifte ele almaktır. Bu amacı gerçekleştirirken de alanın ilgililerinin ağzından bir anlatı oluşturmaktır. Araştırma, Türkiye'de yeni bir uyanış hareketi olarak kullanılan Şamanizm'in, şaman müziği ilgililerinin ve ritüel uygulayıcılarının ağzından müzikal bir ifade biçimi olarak nasıl oluştuğunun hikâyesidir. Araştırmanın çerçevesini böylece bu verilerin oluşturduğunu söylemek mümkündür. Araştırmacının bu çalışmadaki rolü, şaman müziğine ilgili görüşmeciler ve şaman ritüeli uygulacıları tarafından aktarılan bu verilerin anlatı çatısını oluşturmak, bu çatıyı literatürdeki verilerle karşılaştırmak ve hâlihazırda Türkiye'de henüz ilgi görmeye başlayan bu konuya hem ritüel uygulayıcıları hem de icracılar tarafından bir anlatı kazandırmak olarak belirlenmiştir. Ritüel içerisinde konumlandırılan ve dünya müziği haline gelen geleneksel müzik türleri küreselleşme, dijitalleşme, teknolojik gelişmeler gibi birçok etkenle birlikte dünyada daha fazla ilgi görmeye başlamıştır. Böylece Neo-Şamanizm'in de içerisinde bulunduğu bu müzik türleri, kültürel çeşitliliğe karşı oluşan talebi karşılamada önemli bir role sahip olmuştur. Yeniden keşfedilen geleneksel müzik türlerinin farklı öğeleri Neo-Şamanik ritüellerde kullanılmaya devam ederken; alternatif müzik camiasında da yeni bir akım olarak görülmüş, popülerlik kazanmış ve geniş kitlelere ulaşmıştır. Müziğin dijitalleşmesinin de önemli etkisi görülürken, internetin yaygınlaşmasıyla dijital müzik platformları bu geleneksel türlerin öğrenilmesinde ve erişiminde kolaylık sağlamıştır. Şaman müziği, şamanik müzik, Orta Asya müziği, Tuva müziği, gırtlak müziği gibi pek çok adlandırması bulunan ve dünyada birçok örneğine rastlanan bu müzik türünün meraklısı olanlar tarafından denendiği ya da var olan müzikal yapılara entegre edilerek yeni oluşumlarla sunulduğu birden çok ekol karşımıza çıkmaktadır. Bununla beraber günümüz Türkiye'sinde şaman ritüelleri gerçekleştiren ritüel uygulayıcılarının kullandıkları ses, ritim, hece gibi sıralanabilecek pek çok unsur müziğin katalizörlüğünde sunulan performatif tavır içerisinde anlaşılmaya çalışılmış; ihtiyaca ve yeterliliğe bağlı değişim gösteren geniş bir uygulama yelpazesiyle karşılaşılmıştır. Bu çalışma ilk olarak Şamanizm'in etimolojik kökenini, tanımlarını ve tarihini incelemektedir. Daha sonra Yeni Çağ Hareketleri kapsamında Neo-Şamanizm ve Türkiye'deki yayılımı, -henüz sayıları az olsa da- akademik çalışmaların aktardığı bilgilerin yanı sıra Türkiye'de Neo-Şamanizm akımı çerçevesinde çeşitli uygulamalar gerçekleştiren kişilerle yapılan görüşme verileri ışığında oluşturulmuş; modern akımlar bağlamında incelenmiştir. Ardından Neo-Şamanizm özelinde müzik pratikleri hem ritüel uygulayıcıları hem de şaman müziği ilgilileri tarafından ortaya koyulan anlatılarla aktarılmış ve yorumlanmıştır.

Etnomüzikoloji
Sultan Bilget Güçlüer
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Anamas Yöresi Yörüklerinde ıklıkçılık geleneği ve müzikli anlatıları

Anadolu'daki konar-göçer Yörük topluluklarının yaşadığı bölgelerden biri olan Anamas Yöresi, tarihsel kaynaklarda söz edilen "ıklık" çalgısının günümüzde halen icra edildiği, ıklıkçılık geleneği etrafında gelişen özgün bir müzik kültürüne sahiptir. Tarihsel olarak Türkmen boylarının Anadolu'ya göç ve yerleşimleri Beylikler Dönemi'nde başlamış, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri'nde de devam etmiştir. Yakın geçmişten günümüze kadar, Konya, Isparta ve Antalya il sınırları ve çevresindeki kışlayan göçer Türkmenler olarak nitelendirilen "Yörükler", yaylacılık faaliyetlerini sürdürmek için çoğunlukla Anamas Yöresi ve yaylalarını tercih etmişlerdir. Dolayısıyla bu bölgelerdeki çoğu Yörük oymağı tarafından yaylak olarak kullanılan Anamas, Yörüklerin sosyal yaşantıya dair kültür ve geleneklerinin yaşatılması ve aktarılmasında aktif rol oynayan ortak bir mekân olmuştur. Yaylalara gidilen güzergahların (göç yolları) çevresindeki köy ve yerleşimlerde yaşayanlar dahi, zaman içerisinde Yörük kültüründen etkilenmişler ve geleneklerini buna göre şekillendirmişlerdir. Anamas yöresi müzik kültürünü oluşturan vokal icralar ve çalgılar, bölgenin doğal yaşam koşulları ve çobanlık kültürü içerisinde şekillenmiştir. Yörüklerin yaşantısında doğadaki canlı-cansız varlıklarla ve özellikle çobancılıkla ilişkili olarak hayvanlarla kurulan bağın etkileri, müziğin vokal, ritmik ve ezgi yapısına, çalgıların biçim ve icrasına da yansımıştır. Bu koşullar altında müzik ve çalgılar, zaman ve mekân içerisinde farklılaşan işlevleriyle, toplum hafızasında yeni anlamlar kazanmıştır. Yörüklerde müzik; hayvan otlatırken zaman geçirmek, duyguları ifade etmek, karşı cinsle iletişim kurmak, hayvanları yönlendirmek, düğün ve toplantılarda eğlenmek ve eğlendirmek, sanatsal açıdan beğeni toplamak gibi çeşitli bireysel ve toplumsal işlevlere sahiptir. Bununla birlikte müzik, Yörüklerde keyif almaya ve eskileri anmaya yönelik kültürel bir araç olup, nadiren bir meslek türü olarak tercih edilmiştir. Iklık icracılarının hafızalarındaki ezgi, söz ve hikâye dağarcığında bulunan, Yörük kadınlarının boğazlarını bir çalgı gibi kullanarak icra ettikleri sözlü ve sözsüz boğaz havaları, Orta Asya'daki ozanlık geleneğinden Yörüklere aktarıldığı düşünülen destan-hikâye anlatıcılığı örnekleri ve bunların dışında oyuna yönelik havaların tümü, çalışmamızda "müzikli anlatılar" başlığı altında incelenmiştir. Yayla ve çoban kültürüne dair çeşitli unsurlar ve mitsel ögeleri de kapsayan müzikli anlatılar, toplum içerisinde kültürel bellek taşıyıcılığı rolünü üstlenen ıklıkçılar tarafından aktarılmış, bu durum bölgede "ıklıkçılık geleneği" nin oluşmasını sağlamıştır. Çalışmada, on yılı aşan alan deneyimleri ve derleme çalışmalarına dayanan etnografik yönteme (kültür analizi) ve "sözlü tarih/anlatı analizi" modeline başvurulmuştur. Bu araştırmalar neticesinde ıklık çalgısının daha çok Anamas Yöresi'ndeki yaylalara göçen Yörüklerde ve bu yaylalara ulaşan göç yolları çevresindeki yerleşim alanlarında icra edildiği görülmüştür. Geçmişte yaşamış önemli kaynak kişiler ve yaşayan ıklık icracıları tespit edilerek, "kişisel görüşmeler" gerçekleştirilmiş, ayrıca "gözlem" ve "katılımcı gözlem" yoluyla ıklık icracılığı ve ıklıkçılık geleneğine ilişkin veriler toplanmış, ses ve görüntü kayıtları alınmıştır. Bunların dışında "literatür taraması" yoluyla gerek tarihsel kaynaklar, gerekse yörede daha önce yapılan araştırma verileri incelenerek ıklık çalgısına dair kaynaklarda sözü edilen bilgilere ulaşılmıştır. Bu bilgiler ve yapılan gözlemler sonucunda Iklık çalgısı ile benzerlikleri bulunan, Orta Asya Türk kültürlerindeki yaylı çalgılarla ilgili literatür de taranmıştır. Çalgıbilim alanına ve etnografik çalışmalara yönelik verilerin yanı sıra, Anamas müzik kültürünün ezgi dağarcığını oluşturan eserlerin çeşitli kaynak kişilerden alınan ses kayıtları karşılaştırmalı olarak incelenmiş, derlenmiş ve notaya alınmıştır. Bu ezgiler, biçim, içerik, icra özellikleri açısından çözümlenerek sınıflandırılmıştır. Farklı yöntemlerle toplanan veriler, "içerik çözümlemesi" ve "karşılaştırmalı yöntem" kullanılarak analiz edilmiştir. Dolayısıyla, çalışmanın müzikoloji başta olmak üzere çalgıbilim, müzik etnografisi ve halk müziği repertuvarı gibi farklı alanlara yönelik yeni tespitler ve bulgular içermesi açısından alana özgün bir katkı sağlaması hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler: Anamas Yöresi, Yörük kültürü, ıklık, ıklıkçılık geleneği, boğaz çalma, müzikli anlatı.

Etnik müzikEtnomüzikolojiHalk kültürü+6
İbrahim Uğur Önür
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet dolayımında müzikal içeriğin yeni üretim biçimleri: Âşık Mahzuni Şerif örneği

Endüstri devrimiyle başlayan geleneksel yaşam tarzlarının dönüşümüyle beraber, âşıklık geleneğinin dönüşümünün ele alındığı bu çalışmada: modern dönemin bir ürünü olarak teknolojinin gelişmesiyle, geleneksel olanın nasıl desteklenerek modernleştiği; kentin olanaklarına ihtiyaç duyan insanların, kırsaldan kente göçü nasıl ve neden gerçekleştirmiş oldukları ve kitle iletişim araçlarıyla beraber toplum yapısında nasıl belirgin dönüşümler yaşandığı kuramsal ve kavramsal bağlamda önemle vurgulanmaktadır. Dolayısıyla, geleneksel yaşam tarzlarını dönüştüren iletişim ve etkileşimlerde meydana gelen teknolojik gelişmelerin; zaman ve mekânın birbirinden ayrışmasının, nasıl da yeni dünyalara geçiş yapabilmeyi ve bu anlamda dünya ile bağlantı kurmayı olanaklı hale getirdiğine açıklık getirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde öncelikle gelenek, modern ve post-modern olarak anılan toplumsal değişim süreçlerinin niteliklerine yer verilerek tarihsel bir panorama sunulmaktadır. Yüz yüze etkileşim ortamları geleneksel yapıların sınırlı çerçeveleriyle sınırlandırılırken; tüm bu gelişmelerin bir sonucu olarak kitle iletişim araçlarının etkin olduğu etkileşim ortamlarında ise bu yapılara daha özgür alanlar sunularak geleneklerin yerel unsurlarından bağlamsızlaşması sağlanmaktadır. Bu bağlamsızlaşma, iletişimlerin yüz yüze etkileşim ortamlarında değil de çeşitli enformasyon araçları üzerinden gerçekleşmesi doğrultusunda gerçekleştirilmekte ve insanların günlük yaşamlarında etkileşime geçemeyecekleri zaman ve mekân anlamındaki uzak insanlarla etkileşim kurmaları sonucu olay ve olguları bu sınırsallıklardan ayrı ayrı düşünülebilecek birer olgu haline getirmektedir. Bu tür etkileşimlerin de kültürün medyatikleştiğini işaret etmesi yönüyle çalışmanın ilk bölümünde medya ve kültür ilişkisi bağlamında açıklanmaktadır. Medyanın kültürel bir fenomen olarak âşıklık geleneği ile ilişkisine yer verilen ikinci bölümde ise müziğin kayıt araçlarıyla kaydedilmesi ve bu süreci destekler nitelikte radyo, televizyon, internet gibi çeşitli görsel-işitsel medya araçlarının âşıklık geleneğini yerel bağlamından kopararak yine bu araçlar vasıtasıyla aktarımlarının sağlandığı yeni etkileşim ortamlarında gerçekleşen yeniden bağlamsallaştırılmalar üzerinde durulmaktadır. Eserlerin üretildiği şeklinden farklı bir bağlamda; aynı veyahut farklı biçem ya da anlamda yeniden bağlamsallaştırılması arasındaki bu süreç geleneğin dolayımlanmasını ifade etmektedir. Dolayısıyla müziğin sözlü kültür ortamından diğer kültür ortamlarına aktarımı sırasında müziğin anlamı, icra alanı, alıcı konumundaki kişi ya da toplumların algılama biçimleri dönüşmektedir. Bu durumun en belirgin örnekleri ise özellikle internetin bir uzantısı olarak sosyal paylaşım platformlarındaki dolayım örneklerinde görülmektedir. Çalışmada âşıklık geleneğinin sosyal paylaşım platformlarındaki dolayımları; Youtube, TikTok, Instagram ve Facebook platformları üzerinden ifade edilmektedir. Son olarak, tüm bu tarihsel panaroma ve âşıklık geleneğinin öncüleri medyada aktif görünüme sahip olan âşıkların medyada yaşadığı dönüşümler Âşık Mahzuni Şerif Örneklemi üzerinden Mahzuni'nin hem monolojik medya dönemi hem de özellikle sosyal mecralardaki dolayıma giren çeşitli görünümleri üzerinden ifade edilmektedir. Bu çalışma Mahzuni Şerif'in medya içerisindeki görünümüne, sosyolojik ve tarihsel boyutta getirdiği açıklamalarla bilimsel sistem içerisinde yer bulmayı hedeflemektedir.

DolayımlamaHalk müziğiMedyalararasılık+3
Songül Gündoğan
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'daki Protestan kiliselerinin dini müzik uygulamaları

Dünya üzerinde bulunan pek çok toplum ritüellerinin içerisinde müziği kullanmaktadır. Ritüel kutsala erişmekte bir araçtır ve ritüelistik müzik de bu aracın ögelerinden biridir. Ritüeller toplumun inanç biçimini ve kimliğini oluşturmakla beraber müziğin söylem gücünden yararlanmaktadır. Bundan dolayı da ritüelistik müzikteki sözler derin dini anlamları içermektedir. İnançlı bir toplumun ritüelistik müziğini anlayabilmek için ritüellerinin dini boyutlarını ele almak gerekecektir. Bu gereklilik Ankara'da bulunan Protestan kiliselerinin ritüelistik müzikleri için de geçerlidir. XVI. yüzyılda ortaya çıkan Protestan Reformu, Hristiyan inanç düşüncesinde ve ritüellerinde farklılaşmalar meydana getirmiştir. Erken dönem Protestan Kilisesi'nin içerisinde kullanılan dini müzik üretme yaklaşımları günümüz Ankara Protestan kiliselerinin dini müziklerinde de görülmektedir. Ankara'da bulunan Protestan kiliselerinin ritüelistik müziklerini ele alırken performans kavramı ön plana çıkmaktadır. Ritüeller, kutsalın ortaya konduğu esnada gerçekleştirilen bir performans biçimidir. Kutsal performansların içerisindeki tüm soyut ve somut dini ifadeler ritüel oyuncularıyla ilişkilidir. Erving Goffman'ın "dramaturji" kavramı performansların ifade biçimlerini çerçevelemektedir. Performans icrasındaki set, tutum ve görünüş vitrini meydana getirmektedir. Oluşturulan vitrin ise sahne, rol ve takım gibi kavramlarla ilişkilidir. Ankara'daki Protestan kilise performanslarının sahnesi apsistir. Ritüelistik müziklerin tamamı apsiste icra edilir. Sahnede yer alan müzisyenler ve tüm kilise mekânı için en belirleyici etken imanlı rolüdür. Tüm imanlılar bir takım meydana getirirler. İmanlı takımının manevi lideri başpastör rolüyken müzisyen takımının lideri tapınma önderi rolüdür. Performans sahnesinde söylenen ilahilerin yapısı incelendiğinde çeşitli kültürel etkileşimler bulabilmek mümkündür. Din dışı müzik türündeki ezgilerin Protestanlığa uygun şiirlerle kutsallaştırıldığı görülmektedir. Kanon, ritüelin bir ögesi olarak ve müziğin içerisinde yer alarak Protestan Hristiyan kültürünü toplumsal hafızada yaşatmaktadır. Kutsal Kitap ayetlerinin birebir bestelenmiş halleri repertuarda bulunmaktadır. Ayetlerin birebir alınmadığı ilahilerin sözleri çoğunlukla Kutsal Kitap ayetlerine atıf yapmaktadır. Böylece kutsal kanondan çıkan metinler estetize edilmektedir. Bu tür yapılan bestelerde Kutsal Kitap anlatısının temalarını bulabilmek mümkündür. Arkaik kültürlerde de bulunan doğum, ölüm ve yeniden doğum temaları İsa'ya atfedilerek ilahilerde sıkça işlenmektedir. Ankara'daki Protestan kiliselerinin dini müziklerinde XVI. yüzyıl dini anlayış biçimi korunmaktadır.

AnkaraDini müzikDini tören+3
Ayşe Nur Murat Sarıer
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Performans ve kültürel bellek: Horon pratiklerinde toplumsal anlamlar

Geleneksel halk dansları; yerel, ulusal ve küresel temsil biçimleriyle, birçok farklı disiplin açısından anlamaya yönelik bilimsel süreçleri yönlendiren bir konuma sahiptir. Bu konumuyla, kültürel çalışmaların temel malzemelerinden birini oluşturan halk dansları, içerdiği etnografik unsurlarla birlikte gelenek, bellek ve kimlik bağlamlarında performansın toplumsal boyutlarının anlaşılmasına olanak sağlamaktadır. Halk danslarının bu imkânları, müzikoloji sahasında yapılabilecek disiplinlerarası çalışmalara katkı sağlama ihtimâli bakımından önemlidir. Horon, performans alanı bulduğu tüm coğrafyalarda "birlikte dans etme" fikriyle toplumsal bütünleşmeye vurgu yapan ve bir örneklem olması bakımından bu çalışmanın temel malzemesini oluşturan bir halk dansıdır. Yerelde ülkenin kuzeydoğusunu temsil ederken, ulusal ölçekte, kent yaşamında aktif bir kullanım alanına sahiptir. Buna ek olarak horon, ülke sınırları dışında da belli başlı coğrafyalarda farklı etnik temsiliyetleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu çalışma, horon pratiklerinin performatif dinamiklerine odaklanarak, kültürel bir analiz yapmayı hedefler. Araştırmanın temel konusunu; gelenek, modernite ve medya bileşenleri doğrultusunda horon pratiğinin toplumsal anlamları oluşturur. Çalışmanın ilk bölümünde, problematik durum tespiti yapılmıştır. Tez çalışmasının amacı ve önemine ilişkin görüşler bu bölümde aktarılmıştır. İkinci bölümde, araştırmada kullanılan yöntemlere ilişkin bilgiler yer almaktadır. Buna göre, çalışmanın neden nitel bağlamda gerçekleştirildiği ve alan çalışması sürecine girildiği açıklanmıştır. Performans araştırmaları ve bellek teorileri çerçevesindeki tanımlama ve değerlendirmelere üçüncü bölümde yer verilmiştir. Bu bölümdeki detaylar, performansın folklorik ve sosyolojik bağlamdaki etkilerine odaklandığı gibi, bellek mekanizmalarının, toplumsal performans ve kültürel süreklilik bakımından hangi temsiliyetleri barındırdığı sorunsalı üzerinde yoğunlaşmıştır. Dördüncü bölümde ise horon pratiğinin dinamikleri ve performans araçları; yerel, tiyatrâl ve medyatik dolayımlarıyla birlikte ele alınmıştır. Beşinci ve altıncı bölümlerde, bulgularda elde edilen verilerin kuram ile entegrasyonu sağlanmış, geliştirilen yeni önermelerle birlikte sonuca ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar, horon pratiğinin toplumsal anlamlarına yönelik bilgi üretimine ilişkin özellikler içerirken, dans kuramına müzik bilimleri alanından katkı sunabilecek nitelikte; bellek, performans ve bağlam eksenindeki önermeleri de kapsamaktadır. Bu çerçevede ortaya çıkan sonuçlar; horon performanslarının akademik olarak ele alınma şekillerindeki farklılıklara vurgu yapar niteliktedir.

Erkan Saral
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kimlik, performans, müzik: Samsun ili Canik İlçesi Yavuz Selim Mahallesi romanları örneği

Bu çalışma, Samsun ili Canik ilçesi Yavuz Selim Mahallesi'nde yaşayan Roman topluluğunun müzikle kurduğu çok boyutlu ilişkiyi, kimlik ve performans kavramları çerçevesinde etnomüzikolojik bir perspektifle incelemektedir. Araştırmanın çıkış noktası, Roman müzisyenlerin müzik aracılığıyla kimliklerini nasıl inşa ettikleri, bu kimliği hangi toplumsal ve kültürel bağlamlarda temsil ettikleri ve aynı zamanda nasıl sürdürdükleri sorusuna dayanmaktadır. Bu doğrultuda müzik, yalnızca estetik bir üretim alanı değil; toplumsal rollerin, aidiyetlerin, tarihsel deneyimlerin ve gündelik yaşam pratiklerinin görünür hale geldiği bir ifade biçimi olarak ele alınmıştır. Tezin kuramsal çerçevesi kimlik ve performans kavramlarına dayanmaktadır. Kimlik kavramı, tarihsel süreç içerisinde değişen, çok katmanlı ve dinamik bir yapı olarak ele alınmış; saha çalışmasında elde edilen veriler aracılığıyla Romanların etnik kimlik algısı, müzik pratikleriyle nasıl kesiştiği üzerinden analiz edilmiştir. Romanların Türkiye'de karşılaştıkları ötekileştirme, dışlanma ve damgalanma süreçleri, "öteki" olma deneyimi, tarihsel travmalar ve kolektif hafıza perspektifinden değerlendirilmiştir. Performans kavramı ise Turner, Schechner ve Goffman gibi kuramcıların görüşleri ışığında tartışılmış; müziğin yalnızca sanatsal bir icra değil, aynı zamanda kimliğin temsili, toplumsal görünürlük ve sosyal statünün inşasında belirleyici bir unsur olduğu ortaya konmuştur. Araştırmada kullanılan yöntemler; katılımcı gözlem, derinlemesine mülakatlar ve literatür taramasından oluşmaktadır. Yavuz Selim Mahallesi'nde gerçekleştirilen saha çalışmasında Roman müzisyenlerin yaşam deneyimlerine, müzik pratiklerine ve toplumsal bağlamdaki konumlanışlarına odaklanılmıştır. Bu yöntemler aracılığıyla müziğin Roman toplumu için yalnızca ekonomik bir emek biçimi olmadığı, aynı zamanda sosyal dayanışma, kültürel aktarım, toplumsal statü ve aidiyetin kurucu unsurlarından biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, Roman müziğinin kimlik inşası, toplumsal temsiliyet, cinsiyet ilişkileri, kültürel aidiyet ve emek süreçleriyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Roman müzisyenliği; sanatsal üretimin ötesinde, ekonomik geçim kaynağı, toplumsal aidiyet göstergesi ve kültürel direniş alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada ayrıca Roman kadınlarının müzikal performanslarının görünür kılınmasının önemi vurgulanmış, toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde kadın müzisyenlerin yaşadıkları deneyimlerin ayrı bir araştırma konusu olabileceği belirtilmiştir. Sonuç olarak bu tez, Roman müzisyenliğini çok boyutlu bir toplumsal fenomen olarak ele almış; müziğin kimlik inşası, toplumsal temsiliyet, cinsiyet rolleri ve emek süreçleriyle nasıl kesiştiğini ortaya koymuştur. Gelecek araştırmalarda farklı coğrafyalardaki Roman topluluklarının karşılaştırmalı incelemelerinin yapılması, Roman müziğine dair bilgi birikiminin zenginleşmesine katkı sağlayacaktır. Bu doğrultuda çalışma, Roman müzisyenliği üzerine daha kapsayıcı, eleştirel ve disiplinlerarası yaklaşımların geliştirilmesine öncülük etmeyi hedeflemektedir.

Düşünümsel etnografiEtnomüzikoloji
Şebnem Edikli
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Çok-partili söyleme geleneği: Arnavutluk İso-polifonisi

Bu çalışma, Arnavutluk'un özgün çok-partili söyleme geleneği olan iso-polifoninin yapısal bileşenlerini, icra pratiklerini ve kültürel-toplumsal dinamiklerini bütüncül bir çerçevede ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın temel sorusu, iso-polifoninin hangi müziksel unsurlar, hangi performatif-sosyal ilişkiler ve hangi kültürel değerler etrafında şekillendiği ve bu öğelerin birlikte nasıl bir müzikal işleyiş oluşturduğu üzerine kuruludur. Bu kapsamda çalışma, öncelikle çok-partili söyleme geleneğinin ne olduğunu, müzik yaratımı ve icra pratikleri açısından sunduğu paradigmayı ve dünya müziklerindeki örneklerini tartışmakta; ardından iso-polifoninin yapısal bir şablonunun çıkarılabilmesi için hangi çözümleme adımlarının izlenmesi gerektiğini ele almaktadır. Çalışma sürecinde, Avrupa merkezli analiz yaklaşımlarının bu geleneğin özgün yapısını açıklamada sınırlı kaldığının anlaşılması, analiz sürecinin başka bir perspektiften yürütülmesini gerekli kılmıştır. Yapısal çözümlemeden elde edilen bilgilerin geleneği bütünüyle anlamak için yeterli olmaması ise araştırmayı, icranın kültürel arka planına, bireysel ve toplumsal hafızaya, anlam ve önem atıflarına, yaratım sürecine ve performans anındaki dinamiklere yönlendirmiştir. Araştırma, kavramsal çözümleme, müzikolojik analiz ve saha verilerinin tematik değerlendirmesini bir arada kullanan nitel bir yöntemle yürütülmüştür. Lab stiline odaklanan saha araştırması kapsamında Gjirokastër, Tepelenë ve Memaliaj bölgelerinde Roland Çenko, Shkëlqim Guçe, Golik Jaupi, Myrdar Jera ve Engjëll Serjani ile görüşmeler gerçekleştirilmiş; elde edilen veriler performatif, yapısal ve kültürel eksenlerde çözümlenmiştir. Bulgular, Lab stilinin temel bir müzikal şablona indirgenebildiğini ve alt bölgelerdeki varyasyonların bu şablonun farklı yorumları olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Iso-polifoni hem aktarım süreci hem de aktarılan kültürel-müzikal miras olarak iki yönlü bir olgudur; bir yaşam biçimi, bir saygınlık alanı ve kuşaklar arası kimlik inşasının önemli bir aracıdır. Öğrenim süreci büyük ölçüde aile içi alışkanlık belleğine dayanmakta; yazılı notasyondan ziyade sözlü ve deneyimsel aktarım ön plana çıkmaktadır. Metin ve mekân performansın yönünü belirleyen temel öğelerdir. Rollerin işlevsel dağılımı, çok-partili söyleme geleneklerinde görülen "bilgi paylaşımı ve değerlerin şekillenmesi yoluyla eşgüdümlü katılım" modelini birebir karşılamaktadır. Rekabetin bağlama göre değiştiği, her icracının ve grubun kendine özgü bir sonik imzaya sahip olduğu görülmüştür. Dinleyici ise pasif bir konumda değil; geleneğin sürdürülmesinde aktif bir belirleyici olarak yer almaktadır. Sonuç olarak bu tez, dünya genelindeki benzer çok-partili söyleme gelenekleriyle karşılaştırmaya imkân veren kültürel ve yapısal veriler sunması, geleneksel müziklerin çözümlemesine yönelik yeni yöntemsel yaklaşımların geliştirilmesine zemin hazırlaması ve kültürel tek-tipleşme eğilimleri karşısında başvurulabilecek nitelikli bir kaynak niteliği taşıması bakımından önem arz etmektedir.

Arda Özmen
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Öfke denetimi eğitiminin ilköğretim II. kademe öğrencilerinin öfke denetimi becerilerine etkisi

ÖZET Bu araştırmada; öfke denetimi eğitiminin, ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin öfke denetimi becerileri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu amaçla 1998-1999 öğretim yılı, ikinci döneminde Bolu ili merkez ilcesine bağlı özel ve resmi ilk öğretim okulları ikinci kademesinde okuyan 450 öğrenciye Sürekli öfke ve öfke İfade Tarzı ölçeği uygulanmıştır. Her bir alt ölçeğin puanlaması için 450 kişilik gruptan elde edilen puanların aritmetik ortalaması bulunmuştur. Sürekli öfke, öfke içte, öfke dışta ölçeği puanları ortalamanın üzerinde; öfke kontrol ölçeği puanları ise ortalamanın altında olan öğrencilerin öfke denetimi düzeylerinin düşük olduğu kabul edilmiştir. Öfke düzeyi yüksek yani öfke denetim becerileri düşük ve bu çalışmaya katılmak istenen gönüllü öğrenciler arasından 15'er kişilik iki deney (n=30) ve 30 kişilik kontrol grubu oluşturulmuştur. Deney gruplarına 10 hafta süreyle öfke denetimi eğitimi uygulanmıştır. Kontrol grubu üzerinde ise hiçbir işlem yapılmamıştır. 10 haftalık öfke denetimi eğitimi sonunda deney ve kontrol gruplarına Sürekli Öfke ve öfke ifade Tarzı ölçeği yeniden uygulanmıştır. Deney ve kontrol gruplarının ön test, son test ve ölçümlerinin karşılaştırılmasında tekrarlanmış ölçümler için çift yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, öfke denetimi eğitimi sonunda deney grubundaki öğrencilerin sürekli öfke, öfke içte, öfke dışta, öfke düzeylerinde anlamlı bir azalma olduğu, öfke kontrol düzeylerinde de anlamlı düzeyde artma olduğu gözlenmiştir. Kontrol grubundaki öğrencilerin öfke denetimi becerilerinde anlamlı bir düzeyde değişme olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak, öfke denetimi eğitimi programının, öğrencilerin öfke denetimi becerilerine olumlu yönde etkisinin olduğu söylenebilir.

ÖfkeÖğrencilerİlköğretim öğrencileri
Hanife Akgül
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Karar verme becerileri eğitim programının ilköğretim son sınıf öğrencilerinin karar verme becerilerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, karar verme becerisi eğitim programının ilköğretim son sınıf öğrencilerinin (8. sınıf) karar verme becerilerine etkisini araştırmaktır. Araştırmada öğrencilerin karar vermede kullandıkları stratejileri belirleyebilmek için Kuzgun (1992) tarafından geliştirilen Karar Stratejileri ölçeği kullanılmıştır. Araştırma 1999-2000 öğretim yılında Batıkent Kooparatifler İlköğretim son sınıfdaki öğrencilerden içtepisel karar verme puanı yüksek, mantıklı karar verme puanı düşük 80 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın deney deseni nedeniyle öğrenciler ikisi deney, ikisi kontrol grubu olmak üzere 20'şer kişiden oluşan dört grup olarak belirlenmiştir. Deney grupları dokuz oturumluk karar verme becerisi eğitim programına katılmışlardır. Kontrol grubuna ise herhangi bir işlem yapılmamıştır. Araştırmanın verileri, tekrarlanmış veriler için iki yönlü varyans analizi yöntemiyle ( split-plot tekniğine uygun 2x2 faktörlü varyans analizi, ANOVA) test edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre.karar verme becerisi eğitim programına katılan öğrencilerin içtepisel karar verme davranışlarının azaldığı bulunmuştur.Bunun yanında eğitim programına katılan öğrencilerin mantıklı karar verme becerilerinde artış görülmüştür. Üç aylık izleme dönemi sonrasında ise öğrencilerin son test ve izleme testi puanları arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Kontrol gruplarındaki deneklerin içtepisel ve mantıklı karara verme becerilerinde anlamlı bir değişiklik olmamıştır.Bulgular.karar verme becerisi eğitim programının öğrencilerin karar verme becerilerini artırmada etkili olduğunu göstermektedir.

Eğitim programlarıEğitim psikolojisiKarar verme+2
Herdentaze Şeyhun
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2000
00
DoctorateOpen AccessTR

Grup rehberliğinin anne - babaların çocuklarına yönelik davranışları ve çocuklarının sınav kaygısı düzeylerine etkisi

Bu araştırmada, anne-babalara yönelik grup rehberliğinin, anne-babalann çocuklarına yönelik davranışları ve çocuklarının sınav kaygısı düzeylerine etkisi incelenmiştir. Araştırma, 27'si deney 27'si kontrol grubunda olmak üzere toplam 54 anne-baba ve bunların çocuklarıyla, deney ve kontrol gruplu ön-test, son-test ve izleme ölçümlü desen ile yürütülmüştür. Araştırmanın denekleri 1996-1997 öğretim yılında Malatya Özel Merkez Dersanesi'ne devam eden öğrencilerin anne-babalan arasından seçilmiştir. Araştırmada anne-babalann çocuklarına yönelik davranışları araştırmacı tarafından geliştirilen Anne-Baba Davranış Envanteri Anne-Baba Formu (ABDE-AB Formu) ile anne-babalann algılan, Anne-Baba Davranış Envanteri-Öğrenci Formu (ABDE-Ö Formu) ile de çocukların algılarına göre ölçülmüştür. Araştırmacı tarafından geliştirilen bu iki ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Öğrencilerin sınav kaygısı ise Öner (1990) tarafından Türk kültürüne uyarlanan Sınav Kaygısı Envanteri (SKE) ile ölçülmüştür. Aynca, deney ve kontrol gruplarının sosyo-ekonomik düzey açısından betimlenebilmesi için Bacanlı (1992) tarafından geliştirilen Sosyo- Ekonomik Düzey Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubundaki anne-babalar 10 hafta süreyle grup rehberliği sürecine katılmışlardır. Anne-babalann çocuklarına yönelik davramşlan grup rehberliği süreci öncesinde, sonrasında ve 10 hafta sonraki izleme ölçümünde anne-babalann kendi algılan ve çocuklarının algılarına göre ABDE-AB ve ABDE-Ö Formlan ile ölçülmüştür. Aynı şekilde, çocukların sınav kaygısı düzeyleri de SKE ile ölçülmüştür. Ön-test, son- test ve izleme ölçümünde elde edilen veriler varyans analizinin özel bir hali olan Tekrarlanmış Ölçümler için Çift Yönlü Varyans Analizi tekniği ile analiz edilmiş ve şu bulgular elde edilmiştir: 1. Anne-babalara yönelik grup rehberliği, anne-babalann çocuklarına yönelik davranışlarının olumlu yönde değişmesinde etkili olmuştur.2.Anne-babalann davranışlanndaki bu olumlu değişim deney ve kontrol gruplarındaki anne-babalann çocuklarının ABDE-Ö Formu'ndan ön-test, son-test ve izleme ölçümünde almış oldukları puanlara ilişkin analizler tarafindan da desteklenmiştir. 3.Anne-babalara yönelik grup rehberliği çocukların sınav kaygısı düzeylerinin azaltılmasında etkili olmamıştır.

Ana-baba tutumuDavranışGrup rehberliği+3
Alim Kaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00

Other supervisors