Theses supervised by Doç. Dr. Sezgin Demir
11 theses · Fırat University, Aydın Adnan Menderes University
Pandemi dönemindeki çevrim içi Türkçe derslerinin yazma eğitimine yansımaları
İnsanlar arasındaki iletişimi ve etkileşimi sağlayan dil, toplumların gelişmesini ve ilerlemesini sağlayan en önemli araçlardan biridir. Bu bakımdan eğitim-öğretim faaliyetleri içerisinde Türkçe eğitimi ve öğretimi büyük bir önem taşımaktadır. Türkçe öğretimi ise dört temel dil becerisi olan dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerinin eğitiminden oluşmaktadır. İnsanoğlunun anlatma yetisinin bir ürünü olan yazı ve yazma, Türkçe öğretimi içerisinde önemli bir yer kaplamaktadır. Çoğunlukla okullarda yüz yüze olarak gerçekleştirilen Türkçe öğretimi, COVID-19 pandemisi nedeniyle belli bir süre çevrim içi ortamlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bu süre zarfında çevrim içi ortamlar üzerinden yapılan Türkçe derslerinin yazma eğitimi üzerindeki yansımalarını belirlemek büyük bir önem taşımaktadır. Bu bakımdan çalışma, çevrim içi ortamlar üzerinden gerçekleştirilen Türkçe derslerinin yazma eğitimine yansımalarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla çalışma, nitel araştırma yöntemlerinin olgubilimsel (fenomenolojik) desende gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çalışma grubu, amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Çalışma grubu; eğitim fakültesi, Türkçe öğretmenliği lisans programı mezunu olan, en az 3 yıllık en çok 10 yıllık mesleki tecrübeye sahip olan, pandemi döneminde aktif olarak öğretmenlik yapan ve pandemi döneminde derslerinin büyük bir çoğunluğunu çevrim içi olarak gerçekleştiren Türkçe öğretmenlerinden oluşmaktadır. Araştırma konusu olan olgunun detaylı bir şekilde açıklanması ve olgu hakkındaki bilgilerin ortaya çıkarılması için veri toplama aracı olarak 9 açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme kılavuzu kullanılmıştır. Bu görüşme kılavuzu üzerinden çalışma grubunu oluşturan bireylerle bire bir görüşmeler yapılmış ve bu görüşmeler ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Araştırmanın sağlamlığını ve saydamlığını artırmak için görüşmeler esnasında hatırlatıcı notlar alınmıştır. Ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınan veriler bilgisayar ortamında yazılı hâle getirilerek betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleriyle analiz edilmiştir. Analizler sonucunda elde edilen veriler sınıflara, kategorilere ayrılmıştır. Çalışmada benzer kategoriler bir araya getirilerek kategorilerin toplam kategoriler içerisindeki frekansları tablolaştırılmış ve bu frekanslar ile kategoriler tabloların altında yorumlanmıştır. Tabloların altında örnek katılımcı görüşlerine de yer verilerek araştırmanın güvenirliği sağlanmaya çalışılmıştır. Nitel araştırmalar sonucunda elde edilen veriler evrene genellenemediği için analitik genelleme yaklaşımı benimsenerek araştırma olgusu ile alakalı detaylı bulgulara ulaşılmıştır. Bu bulgular sonucunda, pandemi döneminde yapılan çevrim içi Türkçe derslerinin yazma becerisine ve yazma eğitimine yansımalarının daha çok olumsuz yönde olduğu söylenebilir. Yazma eğitiminin çevrim içi derslerden olumsuz etkilenmesinin sebepleri şu şekilde sıralanabilir; çevrim içi derslere öğrenci katılımının düşük olması, çevrim içi derslerin süre bakımından yetersiz olması, çevrim içi eğitim sürecinde öğrencilerin yazma çalışmalarını sağlıklı bir şekilde kontrol edip onlara yeterli dönüt ve düzeltme verememek, öğrencilerin yazma çalışmaları için hazır bulunuşluk bakımından yeterli seviyede olmamaları ve çevrim içi ortamlar üzerinden yapılan yazma çalışmaları için isteksiz olmaları, çevrim içi derslerde sürekli bağlantı ve ses gibi teknik aksaklıkların yaşanması ve çevrim içi Türkçe derslerinde de merkezi sınavlara yönelik bir eğitim uygulanması nedeniyle yazma eğitimine gereken önemin verilmemesi.
Ortaokul öğrencilerinin okuma tutum ve alışkanlıkları ile üst bilişsel farkındalık düzeyleri arasındaki ilişki
Okuma fiziksel ve zihinsel süreci içinde barındıran karmaşık bir süreçtir. Bireylerde okuma alışkanlığının gelişebilmesi için önce okumaya karşı olumlu tutumun gelişmesi gerekmektedir. Bu açıdan bireylerin küçük yaşlardan itibaren kitaplarla tanışması önemlidir. Kitaba karşı olumlu tutum geliştikten sonra okuma alışkanlığı zamanla gelişecektir. Okuma alışkanlığı gelişmiş bireylerde üst bilişsel farkındalık da gelişir. Çünkü yeterli okuma alışkanlığına sahip olanlar yaptığı okumalardan neyi öğrenip öğrenmediğini bilir. Kişinin öğrenmeyi öğrenmesi üst bilişsel farkındalığıdır. Bu araştırmanın amacı, ortaokul düzeyindeki öğrencilerin okuma tutum ve alışkanlıkları ile üst bilişsel farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkisinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada iç içe geçmiş sıralı karma desen kullanılmıştır. Nicel boyutu ilişkisel tarama modeli, nitel boyutu ise olgubilimsel modelle oluşturmuştur. Çalışmanın nicel boyutunda veri toplamak için Sperling, Howard, Miller ve Murphy tarafından geliştirilip Karakelle ve Saraç tarafından Türkçeye uyarlanan "Çocuklar İçin Üst Bilişsel Farkındalık Ölçeği" (2007) ile araştırmacı tarafından geliştirilen "Okuma Tutum ve Alışkanlık Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler, tabakalı örnekleme yoluyla belirlenen Malatya'da eğitim gören 1281 ortaokul öğrencisinden toplanmıştır. Veriler analiz edilirken; cinsiyet, sınıf düzeyi, anne ve baba eğitim durumu, anne ve baba meslek durumu, okul öncesi eğitim durumu, günlük bilgisayar kullanma süresi, günlük televizyon izleme süresi, evlerinde kitaplık olup olmadığı, kendilerine ait bir kitaplığın var olup olmadığı değişkenleri kullanılmıştır. Analizler SPSS ve LISREL programları yardımıyla gerçekleştirilmiş ve ortaya çıkan bulgular alan yazından faydalanılarak yorumlanmıştır. Araştırmanın nitel boyutunu ise Malatya'da görev yapmakta olan 10 Türkçe öğretmeni ile yapılan yüz yüze görüşme sonrası elde edilen veriler ve bu verilerin analizi oluşturmaktadır. Verilerin toplanabilmesi için bire bir görüşmelerde araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel ve içerik analizi yöntemleri tercih edilmiştir. Elde edilen bulgular yine alan yazından hareketle yorumlanmıştır. Nitel veriler, nicel verileri desteklemesi, açıklaması ve somutlaştırması amacıyla toplanmıştır. Yapılan araştırma sonrası okuma tutum ve alışkanlıkları ile üst bilişsel farkındalık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu; aynı zamanda öğrencilerin okuma tutum alışkanlık ve üst bilişsel farkındalıklarının anne-baba eğitim durumu ve anne-baba mesleğine göre değişiklik göstermediği, diğer tüm değişkenler açısından ise değişiklik gösterdiği görülmüştür. Anahtar sözcükler: Okuma, tutum, alışkanlık, üst bilişsel farkındalık.
Suriyeli öğrenciler için atanan Türkçe öğretmenlerinin akademik öz yeterlikleri
Yabancı dil öğretimi akademik, toplumsal veya meslekî gelişim amacıyla kişiye ana dili dışında bir dilin öğretilmesi sürecidir. Çalışmamızın amacı, Suriyeli öğrenciler için açılan kamplara atanmış olan Türkçe öğreticilerinin yabancılara Türkçe öğretimi alanındaki akademik öz yeterlik algılarını belirlemektir. Çalışma, nitel türde olgubilimsel (fenomenolojik) desende gerçekleştirilmiştir. Olgubilimsel desen, tamamen yabancı olmadığımız ama derinden de anlayamadığımız olguları araştırmak için kullanılır. İçerik analizinde, içerikle ilgili sonuçlara ulaşma ve örneklemden elde edilen verilerden içerik etkilerini ölçme amaçlanır. Çalışma grubunu, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır'da çalışan 10 Türkçe öğreticisi oluşturmaktadır. Çalışmamızın sonucunda, katılımcı öğretmenlerin yabancılara Türkçe öğretimine dair akademik öz yeterlik algılarının genel olarak yüksek olmadığı belirlenmiştir.
Duygusal zekâ ile konuşma kaygısı arasındaki ilişki
Bilişsel beceriler üzerine odaklanan eğitim sistemlerinin göz ardı ettiği duyguların, duygusal zekâ (DZ) bakış açısıyla eğitim dünyasında yakın zamanda yer almaya başladığı görülmektedir. Bu araştırmayla duyguları, yerli yerinde, etkili ve etkin bir şekilde kullanarak hayata uyum sağlayabilme becerisi olan DZ'nin konuşma kaygısı ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bununla birlikte konuşma kaygısına yönelik ortaokul öğrencilerinin görüşlerini belirlemek ve ortaokul kademesindeki öğrencilerin konuşma kaygı düzeylerini ölçen güvenilir ve geçerli bir konuşma kaygısı ölçeği alan yazına kazandırmak amaçlanmıştır. Karma yaklaşımda açımlayıcı sıralı desende yürütülen bu araştırmanın ilk aşamasında nicel türde ilişkisel tarama modeli, ikinci aşamasında nitel türde olgubilimsel (fenomenolojik) desen kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Bitlis il merkezinde ortaokul düzeyinde eğitim gören ve küme örnekleme yöntemi ile belirlenen 622 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın ilk aşamasında veriler; Kişisel Bilgi Formu, araştırmacı tarafından geliştirilen Konuşma Kaygısı Ölçeği (KKÖ), Köksal (2007) tarafından Türkçeye uyarlanan Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği Çocuk ve Ergen Formu üzerinden toplanmıştır. Elde edilen veriler üzerinden yapılan analizler sonucunda, DZ ile konuşma kaygısı arasında negatif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Konuşma kaygısı ile cinsiyet, sınıf düzeyi, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, aylık ekonomik gelir düzeyi, günlük TV izleme süresi arasında anlamlı fark tespit edilmiş, okul öncesi eğitimi alma ve arkadaşlarla günlük oyun oynama süresi değişkenleri ile anlamlı fark tespit edilememiştir. DZ ile okul öncesi eğitimi alma ve baba eğitim düzeyi hâricinde diğer değişkenler ile anlamlı fark tespit edilmiştir. Araştırmanın ikinci basamağında ortaokul öğrencilerinin konuşma kaygılarına yönelik görüşleri, amaçlı örneklem yöntemlerinden tipik durum örnekleme belirlenmiş 15 katılımcıdan yarı yapılandırılmış görüşme kılavuzu üzerinden bire bir görüşmeler yapılarak elde edilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler, betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmada konuşma kaygısına dönük farkındalık, konuşma sürecinde sergilenen zihinsel ve motivasyonel stratejiler, katılımcıların konuşma kaygılarını dengeleme çabalarına katkı verdiği anlaşılmıştır.
Uzaktan eğitimin öğrencilerin Türkçe derslerine yönelik akademik motivasyonlarına yansımaları
Toplumların günlük yaşam gerekliliklerinin öğrenilmesi, kültürel birikimlerin aktarımı ve çağın gerekliliklerini yerine getirebilme gibi sebeplerle gerçekleştirilen eğitim aktiviteleri yüzyıllar boyunca farklı model, yöntem ve tekniklerle sürdürülmektedir. Temelde bu aktivitelerden en yüksek düzeyde faydalanmayı amaçlayan uzaktan eğitim uygulamaları; en ücra noktalardaki bireylere ulaşmak, özel durumu olanlara imkân vermek, diğer özel ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla son 60 yıldır eğitim uygulamalarına alternatif olarak kullanılmaktadır. Son dönemde yaşanan COVID-19 pandemisiyle birlikte bu uygulamalar alternatif olmaktan çıkarak zorunluluk hâline gelmiştir. Tüm faaliyetler belli bir motivasyonla gerçekleştirilmektedir. Eğitim faaliyetlerinde ise akademik motivasyon kavramı öne çıkmaktadır. Bu yeni düzende bireylerin akademik motivasyonları, sürecin başlaması ve ilerlemesi için son derece önemlidir. Özellikle bireyin her alanda ihtiyaç duyacağı donanımlara sahip olmasını sağlayacak olan ana dili eğitimine ilişkin motivasyonun belirlenmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışma uzaktan eğitimin öğrencilerin Türkçe derslerine ilişkin akademik motivasyonlarına yansımalarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçla çalışma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması (vaka çalışması) deseninde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çalışma grubu, veri toplama araçları, araştırmacı ve veri analizlerinde çeşitlilik sağlanarak üçgenleme yöntemi uygulanmaya çalışılmıştır. Çalışma grubu; Elazığ il merkezinde öğrenim gören ortaokul öğrencilerinden, ikamet eden velilerden ve görev yapan Türkçe öğretmenleri arasından amaçlı örnekleme yöntemleri ile kesitler hâlinde belirlenmiştir. Nitel çalışmalara uygun olarak katılımcıların duygu ve düşüncelerini ayrıntılarıyla sunmasına imkân vermek amacıyla veri toplama sürecinde açık uçlu sorular tercih edilmiş ve gerekli durumlarda daha ayrıntılı veriler elde etmek, ek sorular ve sonda soruları yöneltebilmek için yarı yapılandırılmış bire bir görüşmeler ile odak grup görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Odak grup ve öğrenci görüşmelerinde "hipotetik, şeytanın avukatı, ideal konum ve yorumsamacı" soru tiplerinden yararlanılmıştır. Katılımcıların görüşlerinden elde edilen veriler; ses kayıt cihazıyla kaydedilerek bilgisayarda yazılı hâle getirilmiş, ardından nitel içerik analizi yöntemleriyle analiz edilmiştir. Görüşmeler sırasında hatırlatıcı not ve gözlem raporları tutulmuş; araştırmanın sağlamlığı, saydamlığı artırılmaya çalışılmıştır. Katılımcı görüşlerinden elde edilen veriler, olgunun her bir alt boyutunu yansıtacak şekilde alan yazın temelli kategorilendirilerek kategori netliği sağlanmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte problemle ilgili olmadığı düşünülen görüşler çıkarılarak fenomonolojik azaltma yapılmıştır. Kodlayıcı güvenirliği için başlangıç ve sonuç kodlamalar yapılmış; bununla birlikte dış denetleyici kullanılmış, kodlamalar arasında uyum yüzdesinin ilk etapta %70'in üzerinde olmasına özen gösterilmiş, bu noktada Miles ve Huberman'ın formülü kullanılmıştır. Çalışmada benzer cevaplar bir araya getirilerek, cevapların toplam cevaplar içindeki frekansı tablolaştırılmış ve frekanslar tabloların altında yorumlanmıştır. Yorumlarda olgunun tanımlanması adına betimsel fenomenoloji, açıklanması adına yorumsayıcı fenomenoloji, desteklenmesi amacıyla alan yazın kaynaklı bilgiler kullanılmıştır. Nitel araştırmanın epistemolojik temellerine uygun olarak araştırmacılar tarafından istatistiksel genelleme yerine "analitik genelleme yaklaşımı" benimsenmiştir. Nitel araştırmaların doğasına uygun olarak tümevarımsal bir yaklaşım benimsenmiş, duruma ilişkin verilerin bütüncül sonuçlarına ulaşmak hedeflenmiştir. Çalışma sonucunda öğrencilerin uzaktan eğitim sürecinde Türkçe dersine ilişkin başarıya yönelik içsel motivasyonlarının ve tanımlanmış dışsal motivasyonlarının ağır bastığı, süreçte öğrencilerin derse yönelik akademik motivasyonlarını düşüren üç unsurun -etkileşim, alt-yapı problemleri ve ölçme-değerlendirme- öne çıktığı; öğrencilerin uzaktan eğitimdeki Türkçe derslerine motive olmalarındaki en büyük etkinin derse ve öğretmene karşı olumlu bir tutuma sahip olmaları, Türkçe dersini ya da Türkçe öğretmenini sevmeleri ve sürece karşı iyimser bakış açısına sahip olmaları olduğu söylenebilir.
Ortaokul öğrencilerinin eleştirel düşünme eğilimleri ile okuma becerileri arasındaki ilişki
Eleştirel düşünme; bireyin öğrendiği, duyduğu, gördüğü herhangi bir durum karşısında sorgulayıcı bir bakış açısıyla düşünmesidir. Okuma; yazınsal veya görsel bir metin dizgesini algılama, çözme ve anlama işlemidir. Okuma süreci, eleştirel düşünmeyi de beraberinde getirir çünkü okuma sürecinde okunulanı anlamlandırma ve zihinde yapılandırma için okunulanlar, analiz ve değerlendirme sürecine tabi tutulur. Bu doğrultuda bireyin eleştirel olarak düşünmesi gereklidir. Bireyin kendisinde var olan eleştirel düşünme becerilerini kullanması için bu becerilere yönelik bir eğilim duyması gereklidir çünkü eğilimler, becerilerin kullanılmasının önünü açar. Bu araştırmanın amacı ortaokul öğrencilerinin eleştirel düşünme eğilimlerinin okuma becerileriyle arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Karma yaklaşımda açımlayıcı sıralı desende gerçekleştirilen araştırmada nicel veriler ilişkisel tarama modeliyle, nitel veriler olgubilimsel desende toplanmıştır. Araştırmanın nicel boyutunun örneklemi, amaçlı örnekleme türlerinden tabakalı amaçsal örnekleme çerçevesinde belirlenmiştir. Bu doğrultuda araştırma, Tokat ili merkezindeki 3 eğitim bölgesinden okul türlerinin evrendeki yerine göre 9 devlet ortaokulu ile gerçekleştirilmiştir. 15 yaş grubu esas alındığından araştırma, 7 ve 8. sınıflar üzerinden (ölçek uygulamaları ve nitel görüşmeler hariç) gerçekleştirilmiştir. Her eğitim bölgesinden 3 okul belirlenmiş, belirlenen okullardan eğitim bölgesi içerisindeki en yüksek nüfuslu okullarda her sınıf düzeyinde 3, daha düşük nüfuslu okullarda her sınıf düzeyinde 2 sınıf belirlenerek uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda araştırma; 9 ortaokul, 42 sınıf, 1242 öğrenci üzerinden gerçekleştirilmiş ancak öğrencilerin tamamına ulaşılamadığından ve bazı kâğıtlar geçersiz sayıldığından araştırma, 1165 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen Ortaokul Öğrencileri İçin Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği ve PISA tarafından geliştirilen Okuma Becerileri Başarı Testi kullanılarak toplanmıştır. Veri analizinde katılımcıların cinsiyetleri, sınıf düzeyleri, anne ve baba eğitim durumları, anne ve baba çalışma durumları, aile tipleri, kardeş sayıları, okul öncesi eğitim alma durumları ve aldıkları eğitimin süresi, kendilerine ait kitaplıklarının olma durumu, günlük kitap okuma süreleri, günlük teknoloji kullanım süreleri, aileleriyle geçirdikleri zamanın verimliliği, sosyal etkinliklere aktif olarak katılma durumları, öğretmen tipleri ve ailelerinin maddi gelirleri değişken olarak kullanılmıştır. Araştırma analizleri SPSS ve LISREL programları ile gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda elde edilen veriler alan yazından hareketle yorumlanmıştır. Nicel verilerin desteklenmesi amacıyla 2019-2020 yılında Tokat ilinde bir devlet ortaokulunda öğrenim gören 16 ortaokul öğrencisi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. 5-8. sınıflar arasında, her sınıf düzeyinden bir erkek ve bir kız öğrenci ile gerçekleştirilen çalışma, yeni veri gelmemesi ve çalışmanın doyuma ulaşması sebebiyle 16. katılımcıda sonlandırılmıştır. Ayrıca 1165 öğrenciden eleştiri ve okuma kavramlarına yönelik algılarını belirlemek amacıyla anılan iki kavrama yönelik metafor formları alınmıştır. Elde edilen veriler alan yazından hareketle yorumlanmıştır. Araştırmanın sonunda ortaokul öğrencilerinin eleştirel düşünme eğilimleriyle okuma becerileri arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiş ve eleştirel düşünme eğiliminin okuma becerilerini yordadığı tespit edilmiştir. Katılımcılara yönelik değişkenlerle gerçekleştirilen analizlerde her değişkenin eleştirel düşünme eğilimi ve okuma becerileri üzerinde anlamlı farklılaşmalar meydana getirdiği, bu kavramlarla ilişkili olduğu ve bu değişkenler bazında eleştirel düşünme eğiliminin okuma becerilerini yordama düzeyinin değiştiği saptanmıştır. Katılımcı görüşleri, elde edilen nicel bulguları desteklemiştir.
Riske dayalı finansal iç kontrol sistemi ve bir model önerisi
İşletmeler hedeflerine ulaşırken sayısız risk ile karşılaşmaktadır. Şirket sayısının gün geçtikçe artması, şirket yapısında meydana gelen değişimler, teknolojinin hızlı bir şekilde gelişmesi işletmeler için önemli risk alanlarından birkaçıdır. İşletme varlığını tehdit eden bu risklerin yok edilmesi ya da en aza indirilmesi gerekmektedir. Çalışmaya konu edilen riske dayalı finansal iç kontrol sistemi işletmenin karşılaştığı risklerin etkin bir şekilde yönetilmesini sağlamakta dolayısıyla işletmeler için makul bir güvence oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, işletmelerde kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını, finansal raporlamanın güvenilir olmasını ve mevzuata uygun hareket edilmesini sağlayacak bir finansal iç kontrol sistemi oluşturmaktır. Çalışmada öncelikle iç kontrol sisteminin önemli bir parçasını oluşturan finansal iç kontrol sistemine yer verilmiştir. Finansal iç kontrol sistemi risk ile ilişkilendirilerek aktarılmış ve finansal iç kontrol sistemini değerlemede kullanılan yöntemlerden COSO ve süreç değerleme modeli incelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında ise; finansal iç kontrolü değerlemede kullanılan süreç değerleme modelinden yararlanarak bir anket hazırlanmış ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş ile yapılan yüz yüze görüşme yöntemiyle anket soruları cevaplandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda ise; finansal iç kontrol sisteminin ilgili kuruluşta ölçülmesiyle elde edilen bilgiler yardımıyla bir model önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: iç kontrol sistemi, finansal iç kontrol sistemi, süreç değerleme modeli, COSO modeli, risk yönetimi, kurumsal yönetim
Uluslararası entegrasyonun sermaye maliyeti ve firma değerleme modelleri üzerindeki etkileri
Küreselleşme sonucu finansal piyasaların gelişmesi, çokuluslu şirketlerin ortaya çıkması, farklı ülke bloklarınca ekonomik birlik oluşturma çalışmaları ve uluslar arası ortak muhasebe diline geçilmesi firma değerlemeleri için büyük kolaylık getirmiştir. Günümüzde özellikle global ekonomi düzeninin gerektirdiği regülasyonları doğru uygulayan ülkelere dünyanın dört bir yanından portföy ve doğrudan sermaye yatırımları gelmektedir. Sermaye maliyeti ve varlık değerleme modelleri finans dünyası açısından büyük öneme sahiptir. Hisse senedi getirileri üzerinde firmalara özgü faktörlerin etkisi ve bu faktörlerin açıklayıcı güçlerinin tespit edilmesi, son yıllarda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere ilişkin gerçekleştirilmiş ve halen günümüzde gerçekleştirilmekte olan birçok araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, tek faktörlü lokal ve global Sermaye Varlıkları Fiyatlama Modeli?nin (SVFM) kur baskısı seviyesi göreceli olarak yüksek (düşük) İMKB firmalarının öz sermeye maliyeti tahmininde yarattığı pratik farklılıkların ne ölçüde yüksek (düşük) olduğu araştırılacaktır. Ülke çapında sermaye maliyeti ve varlık değerleme modellerinin, uluslar arası entegrasyon çerçevesinde firma değerini bulmada yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu çalışma ile eksikliklerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada temel olarak, İMKB? de işlem gören şirketlere ait hisse senedi verileri ile mali tablolarında yer alan finansal veriler kullanılacaktır. Sonuç olarak lokal ve global SVFM? nin öz sermeye maliyeti tahminleri arasındaki fark firmanın kur riski ile ilgilidir. Bu ilişkinin ortaya konması kur riskinin değişmelerinde işletmelerin sermaye maliyetlerindeki değişim elde edilebileceği için firma değerleri daha gerçekçi bir şekilde bulunacak ve yatırımcılara hisse senedi fiyatları ile ilgili güvenilir değişkenler sunulabilecektir. Çalışmanın bu yapısıyla Türkiye? de ilk olması düşünülmektedir.
Firma düzeyinde riske karşı duyarlılığın beklenti teorisi ile açıklanması
Risk ve getiri arasındaki ilişki, geçmişten bugüne birçok araştırmacı tarafından incelenmekte olan konuların başında gelmektedir. Geleneksel finans teorileri açısından ele alınan ilişki beklenen fayda teorisine alternatif olarak Kahneman ve Tversky tarafından geliştirilen beklenti teorisi açısından incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı firma düzeyindeki risk-getiri duyarlılığının beklenti teorisiyle incelenip açıklanmasıdır. Firmanın risk-getiri duyarlılığını beklenti teorisiyle açıklamak için Panel Data analizinden yararlanılmıştır. Bu modele ilişkin veriler, Borsa İstanbul?da işlem gören sınai sektöründeki firmaların 2003-2012 yılları mali tablolarından elde edilmiştir. Bu yıllara ait 12 aylık veriler ele alınmıştır. İlk olarak, mali tablo verilerinden yararlanılarak öz sermaye karlılığı ve risk hesaplamaları yapılmıştır. Daha sonra çeşitli test ve analizler yardımıyla firmaların riske karşı duyarlılıkları ölçülmüştür. Sonuç olarak firmaların risk alarak büyümeyi tercih ettikleri gözlemlenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Risk ve Getiri, ,Panel Data Analizi, Öz Sermaye Karlılığı, Beklenti Teorisi, , Mali Tablo Verileri
Yazma motivasyonu, özerkliği ve öz düzenleme yetkinliği ile yaratıcı düşünme eğilimine ilişkin yapısal eşitlik modeli
Yazma, zihinde yapılandırılan sembolik anlamın simgelerle aktarımını sağlayan bir iletişim aracıdır. Bu iletişim aracını başarılı ve etkili kullanabilmek için yaratıcılık, öz düzenleme, özerk öğrenme, analiz-sentez, sıralama, sınıflama gibi beceriler gereklidir. Ancak yeterince gelişmeyen yazma becerisi; öğrencilerin kendilerini yetersiz ve başarısız hissetmelerine, yazmadan kaçmalarına, isteksizlik ve motivasyonsuzluk yaşamalarına neden olan, yazma becerilerinin gelişimini engelleyen bir kısır döngüyü oluşturmaktadır. Buna karşın yazma motivasyonu; yazma öncesinde ve yazma sırasında yazma isteği, dikkat, özen, enerji, öz yeterlik algısı gibi bireyin yazma başarısını artıran faktörleri desteklemektedir. Bu nedenle yaratıcı metin üretimi, yazma gelişimi ve alışkanlığı adına bir yandan yazma motivasyonunun artırılması gerekirken bir yandan da öz düzenleme yetkinlikleri ve özerklik algılarının desteklenmesi gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı; ortaokul öğrencilerinin yazma motivasyonlarının yazma özerkliği ve öz düzenleme yetkinlikleri üzerinden yaratıcı düşünme eğilimleriyle ilişkilerini belirlemek, öğrenci ve öğretmenlerin görüşlerine başvurarak bu ilişkileri açıklamaktır. Karma yöntemle gerçekleştirilen araştırmada açıklayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Nicel ve nitel veri türlerinin en iyi yönlerinin yakalanmasını sağlayan bu modelin nicel aşaması, deneysel olmayan korelasyonel desende gerçekleştirilirken nitel aşaması, sosyoloji ve psikoloji temelli olan araçsal durum çalışması deseninde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 2021-2022 eğitim öğretim yılında, Türkiye'de ortaokul düzeyinde eğitim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Ulaşılabilirlik temel alınarak 2021-2022 eğitim öğretim yılında Elazığ il merkezindeki resmî okullarda öğrenim gören ortaokul öğrencileri alt evren olarak belirlenmiştir. Evrenin en az hata ile yansıtılabilmesi için alt evren içerisinden 1728 ortaokul öğrencisine ulaşılmıştır. Bire bir görüşmeler için çalışma grubunun seçileceği örneklem oldukça büyük ve geniş dağılım gösterdiğinden nitel çalışma grubu belirlenirken amaçlı örnekleme yöntemleri içerisinde yer alan tipik durum örnekleme ile bir okul belirlenmiştir. Ardından tabakalı amaçsal ve ölçüt örnekleme yöntemi kullanılarak çalışma grubu oluşturulmuştur. Odak grup görüşmeleri için nicel araştırmanın gerçekleştirildiği okullardaki Türkçe öğretmenleri içerisinden amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılarak çalışma grubu belirlenmiştir. Nicel verilerin toplanmasında, bu araştırma kapsamında araştırmacılar tarafından geliştirilen Yazma Özerkliği Algısı Ölçeği, Yazma Öz Düzenleme Yetkinliği Ölçeği ve Yaratıcı Düşünme Eğilimi Ölçeği ile Deniz ve Demir (2019) tarafından geliştirilen Yazma Motivasyonu Ölçeği kullanılmıştır. Nitel verilerin toplanması için ortaokul öğrencilerine yönelik Yarı Yapılandırılmış Bire Bir Görüşme Kılavuzu ile Türkçe öğretmenlerine yönelik Odak Grup Görüşme Kılavuzu geliştirilmiştir. Veriler analiz edilirken katılımcıların cinsiyetleri, sınıf düzeyleri, günlük kitap okuma durumları, düzenli egzersiz yapma, uyku ve beslenme alışkanlıkları, çoğunlukla tercih ettikleri oyun ortamı, kardeş sayıları, okul öncesi eğitim durumları, hobi ve egzersiz türleri, uyku ile okul öncesi eğitim süresi, anne ve baba eğitim durumları, baba mesleği, annenin çalışma durumu sürekli veya süreksiz değişken olarak belirlenmiştir. Yazma motivasyonu, özerkliği, öz düzenleme yetkinliği ile yaratıcı düşünme eğilimi arasındaki ilişkiler YEM ile incelenmiştir. Dikkat çeken bulguları açıklamak için bire bir ve odak grup görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Yorumlama sürecinde betimsel fenomenoloji kullanılarak olgunun tanımlanması, yorumsayıcı fenomenoloji kullanılarak olgunun açıklanması hedeflenmiştir. Literatür ve çoklu veri kaynaklarıyla bulgulara ait yorumlar desteklenmiştir. Görüşlerin içerik analiziyle kodlar belirlenmiş ve betimsel analizle tanımlamalar gerçekleştirilmiştir. SPSS, LISREL, AMOS ve MAXQDA programları kullanılarak gerçekleştirilen analizler sonucu ulaşılan bulgular, alan yazından hareketle yorumlanmıştır. Araştırmanın sonucunda ortaokul öğrencilerinin yazma motivasyonları, özerklikleri, öz düzenleme yetkinlikleri ile yaratıcı düşünme eğilimleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Bu doğrultuda test edilen model doğrulanmış, yazma motivasyonu ile özerkliğinin yazma öz düzenleme üzerinden yaratıcı düşünmeyi dolaylı şekilde anlamlı olarak orta etki büyüklüğünde etkilediği belirlenmiştir. Model içerisindeki doğrudan etkilerin güçlü etki büyüklüğünde (.38-.49) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin yazma motivasyonları, özerklikleri ve öz düzenleme yetkinlikleri ile yaratıcı düşünmelerinin düzenli yaptıkları spor türüne, okul öncesi eğitim sürelerine göre farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Buna karşın, öğrencilerin yazma motivasyonlarının düzenli beslenme alışkanlığı olan ve en az bir hobiyle ilgilenen, anneleri çalışan, okul öncesi eğitim alan ortaokul öğrencilerinin lehine küçük; düzenli egzersiz yapan ve günlük kitap okuyan, çoğunlukla gerçek ortamda oyun oynayan öğrencilerin lehine orta etki büyüklüğünde istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılaştığı tespit edilmiştir. Yazma özerkliği, öz düzenleme yetkinliği ile yaratıcı düşünmelerinin cinsiyete, düzenli uyku alışkanlığına göre; yaratıcı düşünmelerinin kardeş sayısına, anne ve baba eğitim durumuna, baba mesleğine göre; yaratıcı düşünme eğiliminin okul öncesi eğitime göre küçük etki büyüklüğünde farklılaştığı tespit edilmiştir. Cinsiyet, oyun ortamı, düzenli uyku, hobi, egzersiz ve okuma alışkanlıkları bileşenleri ile gerçekleştirilen yinelemesiz yapısal modeller doğrulanmıştır.
Yatırımcı davranışlarının etkinliği ve psikolojik yanılsamalar
?Yatırımcı Davranışlarının Etkinliği ve Psikolojik Yanılsamalar? isimli bu çalışmanın amacı, yatırımcıların finansal okuryazarlık ve bilişsel yetenek düzeylerini saptamak ve yatırımcıların finansal okuryazarlık ve bilişsel yetenek düzeyleri ile risk tercihleri ve psikolojik önyargılar arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma kapsamında, ?Geleneksel ve davranışsal finans teorileri nelerdir??, ?Yatırımcı kararlarını etkileyen psikolojik yanılsamalar nelerdir??, ?Türkiye?deki yatırımcıların finansal okuryazarlık ve bilişsel yetenek düzeyleri nedir??, ?Yatırımcıların riskli seçeneklerde tutumları nasıldır??, ?Finansal okuryazarlık, risk tercihleri ve bilişsel yetenekler ile psikolojik yanılsamalar arasında nasıl bir ilişki vardır?? gibi sorulara cevap aranmıştır. Çalışmanın teorik kısmı yerli ve yabancı kaynaklardan hazırlanmıştır. Konuya ilişkin olarak, kütüphanelerden ve veri tabanlarından literatür taraması yapılarak gerekli kitap ve makaleler temin edilmiştir. Uygulama kısmında ise, psikolojik yanılsamalar, finansal okuryazarlık, risk tercihleri ve bilişsel yetenekler arasındaki ilişkiyi ölçmeye yönelik bir saha çalışması yapılmıştır. Yatırımcılara uygulanan anket çalışmasıyla, Türkiye?deki yatırımcıların finansal okuryazarlık ve bilişsel yetenek düzeylerindeki değişmelerin psikolojik önyargılar ve risk tercihleri ile olan ilişkisi değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışma, giriş ve sonuç bölümleri hariç olmak üzere, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, finansal kararlarda etkili olan risk ve getiri kavramları ile finansal varlık ediniminde kullanılan teknikler ve rasyonaliteyi esas alan finans teorileri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, davranışsal finans ve psikolojik önyargılara ilişkin ayrıntılı bilgi verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise, finansal okuryazarlık ve bilişsel yeteneklere ilişkin açıklamalar yapılmış ve yatırımcılara yönelik yapılan anket çalışması ve bulguları anlatılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Davranışsal Finans, Beklenti Kuramı, Hevristikler, Finansal Okuryazarlık, Bilişsel Yetenekler