Theses supervised by Doç. Dr. Yahya Özdoğan
16 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Yetişkin bireylerin beslenme bilgi düzeyleri ile çevreye duyarlı beslenmeye yönelik tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma yetişkin bireylerin beslenme bilgi düzeyi ile çevreye duyarlı beslenme davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla 19-64 yaş aralığındaki 275 gönüllü birey ile yürütülmüştür. Katılımcılara genel özelliklerini sorgulayan "Tanımlayıcı Anket Formu"; beslenme bilgisini ölçen "Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi (YETBİD) Ölçeği"; çevreye duyarlı beslenmeye yönelik tutum ile davranışlarını belirleyen "Çevreye Duyarlı Beslenme (ÇDB) Ölçeği" ve "Besin Tüketim Sıklığı" yüz yüze olarak araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Bireylerin YETBİD ölçeği ortalama "Temel Beslenme ve Besin Sağlık Bilgisi" puanı 55,00±7,68 ve ortalama "Besin Tercihi" puanı 37,81±5,52 olarak saptanmıştır. Temel beslenme ve besin sağlık bilgisini etkileyen faktörler yaş, cinsiyet ve eğitim durumu olarak bulunurken doğru besin tercihini etkileyen faktörler yaş ve cinsiyet olarak belirlenmiştir (p<0,05). Erkeklerin, 40-64 yaş aralığında olanların ve eğitim seviyesi lise ve altı olanların beslenme bilgisi diğer gruptakilere göre anlamlı düzeyde daha az bulunmuştur(p<0,05). Çevreye duyarlı beslenmenin sorgulandığı ve algıladıkları aşamayı temsil eden bir ifade seçmesi istenilen katılımcıların %53,7'sinin değişime hazır olmadıkları belirlenmiştir. Çevreye duyarlı beslenme davranışı yaş grupları arasında farklılık göstermekte olup 40-64 yaş aralığındaki bireylerin ortalama çevreye duyarlı beslenme davranış puanının 19-24 yaş aralığındakilerden anlamlı olarak daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0,05). ÇDB Değişim aşamasında yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu ve BKİ grupları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Bu çalışmada beslenme bilgisi ile çevreye duyarlı beslenme arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Yeterli beslenme bilgi seviyesine sahip olan kişiler çevreye duyarlı beslenmeye daha yatkın olmakta veya çevreye duyarlı beslenen bireylerin beslenme bilgisi daha fazla olmaktadır. Bu doğrultuda küçük yaştan itibaren toplumdaki bireylere doğru ve sürdürülebilir beslenme hakkında beslenme eğitimleri verilerek farkındalığın artırılması büyük önem arz etmektedir.
Aralıklı oruç (IF) uygulama durumunun kronotip ve uyku kalitesi ile ilişkisi
Çalışma IF diyeti uygulama durumunun kronotip ve uyku kalitesi ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma Mardin ilinde yaşayan, 19-64 yaş aralığında 232'si kadın 32'si erkek toplam 264 kişi ile yürütülen kesitsel bir araştırmadır. Bir diyet polikliniğine başvuran katılımcılar, uyguladıkları diyete göre sadece IF yapan (%30,3), IF+akdeniz diyeti (%4,9), IF+düşük karbonhidrat (%30,7), IF+klasik kalori kısıtlı diyet (%4,5), Ramazan orucu (%10,2) ve özel olarak herhangi bir diyet uygulamayanlar (%19,3) olarak farklı gruplarda incelenmiştir. Bireylerin genel tanımlayıcı özellikleri ve bazı antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Uyku kalitesini değerlendirmek için PUKİ, kronotip özelliklerini değerlendirmek için sabahçıl akşamcıl ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin %9,5'inin akşamcıl, %61'inin ara tip ve %28,5'inin sabahçıl kronotipte olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %34,1'inin iyi uyku kalitesine sahip olduğu görülürken %65,9'unun uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Uygulanan diyet türüne göre sabahçıl akşamcıl ölçeği istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p=0.031). Sadece IF diyeti yapanların diyet uygulamayanlara göre sabahçıl kronotipe daha yakın olduğu (p<0,05), Ramazan orucu tutanların sadece IF yapanlara göre akşamcıl kronotipe daha yakın olduğu (p<0,05) tespit edilmiştir. Uygulanan diyet türüne göre toplam PUKİ değerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p=0,001). IF+akdeniz diyeti ile IF+düşük karbonhidratlı diyet uygulayanların, diyet uygulamayanlara göre daha iyi uyku kalitesine sahip oldukları (p<0,05) saptanmıştır. Bu etkiler 2-6 ay veya daha uzun süre IF diyeti yapanlarda tespit edilmiştir (p=0,198). Çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre Sadece IF diyeti uygulaması ve sabah saatlerinde kahve tüketiminin sabahçıl kronotip ile ilişkili olduğu görülürken; IF+ akdeniz diyeti uygulamasının iyi uyku kalitesi ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Aralıklı oruç diyeti, çalışma koşullarına bağlı olarak sabahçıl kronotipe yaklaşmak ve uyku kalitesini iyileştirmek amacıyla sağlıklı bireyler tarafından uygulanabilecek diyet türlerinden biridir.
Psikiyatrik hastalıklar, madde ve alkol bağımlılığında beslenme eğitiminin diyet ve ruh sağlığı üzerindeki etkisi
Bu çalışma, farmakoterapi ve psikoterapi tedavilerine ek olarak uygulanan diyet ve beslenme eğitiminin, bireylerin beslenme alışkanlıklarını, fiziksel aktivite düzeylerini ve sağlık sonuçlarını nasıl etkileyebileceğini değerlendirmek için yapılmıştır. Araştırma, 19-64 yaş grubunda vaka grubu (VG; 20 kişi) ve kontrol grubu (KG; 20 kişi) olmak üzere toplam 40 kişinin dahil edildiği, ön test-son test eşleştirilmiş kontrol gruplu yarı deneysel bir desen kullanılarak Ankara'da bir psikiyatri hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Sağlıklı beslenme eğitimi VG'na 10 oturumda verilmiş, KG ise eğitim almamıştır. Beslenme eğitimi, sağlıklı beslenme alışkanlıkları, enerji dengesi, vitamin ve mineral alımı eğitimleri içermektedir. Müdahale öncesi ve sonrası dönemlerde alınan veriler; genel bilgileri, sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve demografik özelliklerini belirlemek için tanımlayıcı anket formu; beslenme tüketimini değerlendirmek için 24 saatlik besin tüketim kaydı; psikolojik durumu ve beslenme ile ilişkisi için CES Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği, Yeme Tutum Testi, Modifiye Edilmiş Besin Bağımlılığı Ölçeği, Gece Yeme Anketi, Duygusal İştah Anketi; vücut kompozisyonu için antropometrik ölçümler, beslenme bilgi düzeyi için Beslenme Bilgi Ölçeği'ni içermektektedir. Enerji alımı VG'da ortalama 2500 kcal'den 2100 kcal'ye (p<0,01), karbonhidrat alımı %55,0'ten %48,0'e (p<0,05) düştüğü; C vitamini alımının %40,0 (p<0,01) ve demir alımının %35,0 (p<0,01) arttığı gözlenmiştir. Depresyon skorları CES Ölçeği'ne göre beş puan (p<0,01), anksiyete skorları Beck Ölçeği'ne göre dört puan azalmıştır (p<0,05). Beslenme bilgisi düzeyi de anlamlı şekilde artmıştır (p<0,01). Vücut ağırlığı, BKİ, bel çevresi ve kalça çevresi KG'da ön test ve son test arasında anlamlı bir şekilde artmıştır (t sırasıyla -5,74, -5,37, -11,3 ve -11,4; p<0,01). Gruplar arasında vücut ağırlığı ve BKİ değişimi açısından anlamlı fark bulunmaktadır (U sırasıyla 11,0 ve 12,0; p<0,01). Çalışma, beslenme müdahalelerinin psikiyatrik hastalıklar ve madde bağımlılığının yönetiminde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Sağlık hizmeti sağlayıcılarının ve politika oluşturan kişilerin, tedavi yaklaşımlarını geliştirmek için beslenme müdahalelerini etkin şekilde entegre etmeleri gerektiği söylenebilir.
Vardiyalı çalışma durumuna göre sirkadiyen ritim,hedonik açlık ve fiziksel aktivite arasındaki ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı vardiyalı çalışma durumuna göre sirkadiyen ritim, hedonik açlık ve fiziksel aktivite durumları ile ilişkisinin incelenmesidir. Çalışma araştırmaya dahil edilme kriterlerine uygun Ankara, Balıkesir ve Konya illerinde yaşayan 182 birey (97 erkek, 85 kadın) ile yapılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, hedonik açlık durumları BGÖ, günlük döngüsel ritimleri BDRG, sirkadiyen ritim ve kronotipleri SAA, fiziksel aktiviteleri IPAQ ve antropometrik ölçümleri yüz yüze anket yöntemiyle yapılmıştır. Katılımcıların %38,46'sı vardiyalı, %19,23'ü bazen vardiyalı ve %42,31'i normal düzende çalışmaktadır. Vardiyalı çalışma durumuna göre yemek yeme düzeni normal ve vardiyalı çalışma günlerinde değişmektedir (p<0,05). SAA ölçeğine göre katılımcıların %49,45'i ara tip kronotiptedir. Düzenli vardiyalı çalışanların %58,57'si, bazen vardiyalıların %42,86'sı ve vardiyasız çalışanların %54,55'inde hedonik açlık saptanmıştır. Katılımcıların %53,30'u biyolojik ritim düzensizliği yaşamaktadır. Herhangi bir hastalık tanısı almış bireylere göre tanı almamış bireylerde hedonik açlığın daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Hedonik açlık 24 saatlik vardiyalı çalışanlarda 16 saatlik vardiyalı çalışanlardan daha yüksektir (p<0,05). Hedonik açlık ile vardiyalı çalışma, eğitim durumu, BKİ, bel, kalça, üst orta kol çevresi ve cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Katılımcıların BGÖ ile SAA puanları arasında aynı yönlü gücü zayıf bir ilişki vardır (r=0,253; p<0,05). Ancak BGÖ puanları ile BRDG ve IPAQ arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Katılımcıların %43,41'i inaktif, %30,77'si minimal aktif ve %25,82'si çok aktiftir. Ayrıca IPAQ orta şiddetli ve yürüme MET dk/hafta alt boyutlarında vardiyalı çalışma durumları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışma sirkadiyen ritmin hedonik açlıkla ilişkili olduğunu göstermektedir. Uzayan vardiya süreleri sirkadiyen ritim bozukluklarına neden olmakta ve hedonik açlığı artırmaktadır. Fiziksel aktivite ile hedonik açlık arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Bireyler uzun süren vardiyalı çalışma günlerinde ve sirkadiyen bozulmaya neden olacak durumlarda uygun diyet stratejilerini uygulayarak, kronotiplerine uygun şekilde beslenmeleri desteklenebilir.
Kuvvetlendirme egzersizi yapan bireylerin hayvansal ve bitkisel protein alımlarının sera gazı emisyonu ve su ayak izi üzerine etkisi
Bu çalışma, kuvvetlendirme egzersizi yapan bireylerin hayvansal ve bitkisel protein alımlarının sera gazı emisyonu ve su ayak izi üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmaya 19-64 yaş arası kuvvetlendirme egzersizi yapan toplam 52 (%50,0 kadın, %50,0 erkek) gönüllü birey dahil edilmiştir. Yaşları ortalaması 26,4±6,1 yıl olan katılımcılara yüz yüze görüşerek anket uygulanmıştır. Bu çalışmada katılımcıların uyguladıkları ile sporcu beslenmesi diyetisyeni tarafından aynı kişilere Uluslararası Sporcu Beslenmesi Derneği rehberine uygun ve bireylere özgü hazırlanan diyetler kıyaslanmıştır. Vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel, kalça ve üst orta kol çevresi gibi antropometrik ölçümler alınmıştır. Bireylerin gerçekte kendi uyguladıkları diyetler çalışma grubu, diyetisyen tarafından hazırlanan diyetler ise simülasyon grubu olarak ele alınmıştır. Bu iki grup hayvansal, bitkisel ve toplam protein içerikleri, diyet lifi, yağ ve karbonhidrat gibi besin ögesi ve enerji değerleri bakımından kıyaslanmıştır. Bulgular hayvansal protein alımının erkeklerde 100,9 g iken kadınlarda 61,4 g olduğunu göstermiştir. Toplam protein alımı erkek ve kadınlarda sırasıyla 138,3 ve 86,9 gramdır (p<0,05). Çalışma grubunda erkeklerin günlük sera gazı emisyonu 3,7 CO₂-eşd./kg ve su ayak izi skorları 6,7 m³/ton iken kadınların 1,8 CO₂-eşd./kg ve 4,5 m³/ton'dur (p<0,5). Sera gazı emisyonu çalışma grubunda 2,6 ve simülasyonda 1,6 CO₂-eşd./kg/gün'dür. Su ayak izi skorları çalışma grubunda 5,7 iken simülasyonda 4,6 m³/ton/gün olarak bulunmuştur. Simülasyon diyetlerinin sera gazı emisyonu ve su ayak izi katkısı çalışma grubuna göre anlamlı düzeyde düşüktür (p<0,05). Diyetin hayvansal, bitkisel ve toplam protein, enerji, doymuş yağ ve karbonhidrat içeriği arttıkça sera gazı emisyonu ve su ayak izi skoru artmaktadır. Hayvansal protein alımı yüksek olan çalışma grubunun emisyon ve su ayak izi skorları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Proteinin hayvansal/bitkisel kaynaklardan temin edilme oranının bire yakın olması bireylerin beslenmeye bağlı sera gazı emisyonu ve su ayak izi skorlarını azaltmaktadır.
PTT dağıtım çalışanlarında medya araçları kullanım durumlarının, beslenme alışkanlıklarının ve fiziksel aktivite düzeylerinin incelenmesi
İletişim ve medya teknolojileri çağımızda hızla gelişmekte ve bu ilerlemeler günlük beslenme ile fiziksel aktivite pratiklerimizi etkilemektedir. Bu araştırmada, PTT dağıtım çalışanlarında medya araçlarının kullanım durumlarının, beslenme alışkanlıklarının ve fiziksel aktivite düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma Ocak-Mayıs 2022 yılında Ankara PTT Başmüdürlüğünde posta ve kargo dağıtımı yapan 67'si kadın (%27,6) 176'sı erkek (%72,4) olmak üzere toplam 243 kişi ile yürütülmüştür. Bireylerin beslenme ve fiziksel aktite alışkanlıklarını içeren anket uygulaması yüz yüze gönüllülük esası ile yapılmıştır. Ölçme aracı olarak kullanılan anket formu, demografik bilgilerin yanısıra genel sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklıkları, medya araçları ve fiziksel aktivite ile ilgili sorular içermektedir. Yirmi dört saatlik hatırlatma yöntemi kullanılarak enerji, makro ve mikro besin ögeleri alımları belirlenmiştir. Bireylerin ortalama yaşı 35.61±8.0 yıl olup %51,4'ü normal vücut ağırlığındadır. Bireylerin %73,3'ünün öğle öğününü atladığı ve en fazla atlama nedeninin 'vakit yetersizliği (%62,0) olduğu saptanmıştır. Bireylerin her gün dışarıdan yeme sıklığı %13,2'dir. Kadınların %86,6'sı erkeklerin %92'6'sı her gün ekmek ve tahıl grubu tüketmektedir. Katılımcıların %92,2'si interneti, %89,7'si her gün sosyal medyayı düzenli olarak kullandığını, %44,9'u medyadan doktorları, %21,8'i diyetisyenleri takip ettiğini bildirmiştir. Bireylerin %21,4'ü sağlıklı beslenme programlarıyla alışkanlıklarını değiştirmek istediklerini belirtmişlerdir. Medyada geçirilen süre arttıkça, süt ve ürünlerinin tüketiminin azaldığı (p<0,05), bireylerin çoğunluğun yeterli düzeyde fiziksel aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir (%93,0). Fiziksel aktivite durumu düşük olanların %88,2'si, yeterli olanların %92,5'i interneti her gün takip etmektedirler. Bu çalışmada medya araçlarının kullanımlarına göre bireylerin beslenme alışkanlıklarının değişebileceği, fiziksel aktivite düzeylerinin etkilenebileceği bulunmuştur. Kurum çalışanları için, diyetisyen ve uzman sağlık profesyonellerinden beslenme, fiziksel ve ruhsal sağlık ile ilgili danışmanlık hizmeti alınmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
Metotreksat (MTX) ile indüklenen karaciğer hasarında s-adenozil metionin (SAM) etkinliğinin araştırılması
Kronik hastalıkların patogenezinde metilasyon düzeylerinin nasıl değiştiği her geçen gün önem kazanmaktadır. Bu araştırmada, metotreksat aracılığı ile karaciğer hasarı yaratılan hayvan modellerinde S-Adenozil metionin takviyesinin karaciğer histolojisi ve oksidatif stres belirteçleri üzerindeki etkinliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma toplam 15 erkek rat üzerinde yürütülmüş hayvan deneyidir. Ratlar her grupta 5 adet olmak üzere kontrol, MTX ve MTX+SAM olarak adlandırılan 3 gruba ayrılmıştır. Çalışma başlangıcında MTX+SAM grubuna 7 gün boyunca 50 mg/kg S-Adenozil metionin proflaktik olarak verilmiştir. Çalışmanın 8. Gününde MTX+SAM grubu ve MTX grubuna 20 mg/kg dozunda metotreksat intraperitonel yoldan verilerek modelleme yapılmıştır. Dokuzuncu ve 22. günler arasında MTX+SAM grubuna günde bir defa oral yoldan 50 mg/kg SAM verilirken, MTX grubuna günde bir defa oral yoldan serum fizyolojik verilmiş, 23. günde çalışma tamamlanmıştır. Çalışma bulgularına göre MTX+SAM grubunda MTX grubuna kıyasla ALT değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma (p<0,05) saptanırken; BUN ve kreatin değerlerinde bir değişim saptanmamıştır (p˃0,05). Serum ve karaciğer dokusu üzerinde yapılan MDA tayininde MTX+SAM grubunda diğer gruplara kıyasla anlamlı azalma (p<0,05) olduğu belirlenmiştir. Histolojik incelemeler sonucunda MTX+SAM grubu karaciğer histolojisinde iyileşme, fibroz skorlarında anlamlı düşüş (p<0,01) saptanmıştır. Böbrek histolojisi üzerinde gruplar arasında bir farklılık görülmemiştir. Çalışma sonucunda SAM takviyesinin karaciğer fonksiyonları ve histolojisi üzerinde pozitif etkinliğe sahip olduğu, böbrek fonksiyonları açısından bir farklılık yaratmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İleride SAM takviyesinin etki ettiği metabolik yolakların detaylı incelendiği uzun dönem insan ve hayvan çalışmalarının yapılması önerilmektedir.
COVİD-19 pandemi sürecinde yetişkin bireylerin depresyon düzeyleri ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
COVİD-19 pandemi süreci ile birlikte depresyon düzeylerinin duygusal yeme riskini artırdığı, bireylerin daha çok sağlıksız besinlere yöneldiği, bu durumun obezitenin gözle görülebilir derecede artışına sebep olduğu, buna bağlı olarakta birçok sağlık sorunları ile karşılaşabileceği tahmin edilmektedir. Bu çalışma; COVİD-19 pandemi sürecinde yetişkin bireylerin depresyon düzeyleri ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın örneklemini yaşları 19-64 arasında değişen, 397 kadın ve 148 erkek toplam 545 gönüllü yetişkin birey oluşturmuştur. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, genel sağlık durumu ve beslenme alışkanlıklarına ait bilgileri saptamak için uygulanan anket formu, Google Formlar kullanılarak çevrimiçi olarak toplanmıştır. Katılımcıların duygu durumlarındaki değişimlerin bireylerin yeme davranışı üzerindeki etkisini belirlemek için Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği, bireylerin depresyon düzeylerini saptamak amacıyla Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Yetişkinlerin %37.2'sinin duygusal yeme davranışına sahip olduğu görülürken, %69.0'unda hafif, orta ve şiddetli düzeyde depresyon görüldüğü saptanmıştır. Depresyon düzeyleri ile Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği toplam puanı ve alt boyutları arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0.05). Beck Depresyon Ölçeği toplam puanı, BKİ değerleri ile Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği toplam puanı ve alt boyutuları arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.01). Obez ve hafif kilolu katılımcıların normal vücut ağırlığındaki bireylere oranla, daha yüksek duygusal yeme puanına sahip olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar artan vücut ağırlığı ve obezitenin gerekenden daha hızlı ilerlediğini doğrulamaktadır. Bu dönemde hızlı bir şekilde obeziteyi ve psikolojik sorunları önlemek için gerekli önlemlerin alınması hususunda, yetkili karar vericilere düşen payın büyük olduğu düşünülmektedir. Ayrıca pandemi devam ettği sürece çalışmaların yenilenerek verilerin takip edilmesi de önem arz etmektedir.
Yetişkin bireylerde sosyal medya kullanımı, mutluluk düzeyi ve duygusal iştah arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sosyal medya, kullanıcı aracılığıyla içerik oluşturulabilen ve üzerinde değişim yapılabilen mobil ve çevrim içi platformlar; mutluluk, bütün özlemlere noksansız ve kesintisiz bir şekilde ulaşmaktan duyulan kıvanç ve duygusal iştah, pozitif veya negatif duygu durumunda ortaya çıkan yeme davranışı olarak tanımlanmaktadır. Sosyal medya kullanımının ve ruh halinin besin tercihi ve miktarı üzerine etki ettiği bilinmektedir. Ancak olumlu ruh halinin duygusal iştah üzerine etkisi ile ilgili yeterli kanıt bulunmamaktadır. Bu araştırma, yetişkin bireylerde sosyal medya kullanımı, mutluluk düzeyi ile duygusal iştah arasındaki ilişkiyi irdelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya gönüllü olan ve soruları eksiksiz yanıtlayan 19-64 yaş arası 206'sı erkek (%51.3) 195'i kadın (%48.7) olmak üzere 401 kişi katılmıştır. Katılımcıların Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formuna, Oxford Mutluluk Ölçeği-Kısa Formuna, Üç Faktörlü Yeme Ölçeğine ve Duygusal İştah Anketine ait verileri, anket formu ile yüz yüze toplanmıştır. Araştırmaya katılanların tamamının sosyal medya kullandığı ve %44.9'unun olumlu ruh haline sahip olduğu saptanmıştır. Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği sanal tolerans (r=- 0.216, p<0.001), sanal iletişim (r=-0.132, p<0.05) ve toplam (r=-0.189, p<0.001) puanları ile Oxford Mutluluk Ölçeği arasında negatif yönde; Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği sanal tolerans (r=0.716, p<0.001), sanal iletişim (r=0.219, p<0.001) ve toplam puanları (r=0.206, p<0.001) ile pozitif Duygusal İştah Anketi arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Üç Faktörlü Yeme Ölçeği duygusal yeme puanları ile Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği toplam puanları (r=0.215, p<0.001), negatif (r=0.310, p<0.001) ve pozitif Duygusal İştah Anketi (r=0.252, p<0.001) puanları arasında pozitif yönde; Oxford Mutluluk Ölçeği (r=-0.107, p<0.05) puanları arasında negatif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Literatürde sosyal medya kullanımı, mutluluk düzeyi ve duygusal iştah arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışma bulunmadığı için bu çalışmanın literatüre önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir ve bu konu ile ilgili net yorum yapılabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Sosyal medya, mutluluk, duygusal iştah, beslenme
Pandemi süreci boyunca özel ve kamu sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık personelinin tükenmişlik, uyku kalitesi ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, pandemi süreci boyunca özel ve kamu sağlık hizmeti veren kurumlarda görevli sağlık personellerinin tükenmişlik, uyku kalitesi ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya gönüllü olan 18-65 yaş arası 235 birey ile yürütülmüştür. Çalışmada bireylerin sosyodemografik özellikleri, beslenme davranış ve alışkanlıkları incelenmiştir. Sağlık personellerinin uyku kalitelerini ölçmek amacıyla Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), beslenme durumlarını sorgulamak amacıyla besin tüketim kaydı alınarak Sağlıklı Yeme İndeksi (HEI-2010) ve tükenmişlik durumlarını incelemek için Tükenmişlik Ölçeği Kısa Formu (TÖ-KF) uygulanmıştır. İstatistiksel analizler IBM Statistical Package for the Social Sciences 25.0 programı ile hesaplanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler, istatistiksel veri analiz yöntemleri kullanılarak hesaplanmıştır. Veri analiz metotlarından demografik özellikleri incelemek için betimleyici istatistiksel yöntemler, veri ölçüm araçlarından elde edilen puanları demografik değişkenlerle karşılaştırılmada ise fark testleri kullanılmıştır. Toplam 235 bireyin %71,1'i kadınlardan ve %28,9'u erkeklerden oluşmaktadır. Tüm bireylerin %49,4'ü 18-25 yaş grubunda, %43,4'ü 25-40 yaş grubunda, %7.2'si 40-65 yaş aralığındadır. Tükenmişlik Ölçeğine göre tükenmişlik derecesi çok düşük ve çok ciddi tükenmişlik durumu içinde olan bireylerin oranları %46 iken, tükenmişlik için tehlikeli bir durumda olan ve tükenmişlik durumu içinde olan bireylerin oranları %23'tür. En yakın zamanda profesyonel yardıma ihtiyaç duyanların oranı ise %14,8'tir. Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksine göre tüm bireylerin uyku kalitelerinin kötü olduğu saptanmıştır. Sağlıklı Yeme İndeksi puanına göre beslenme durumları incelendiğinde bireylerin %26,8'i yetersiz, %65,5'i geliştirmesi gereken beslenme durumunda ve %7,7'si kaliteli beslenmektedir.
Erken dönem adolesanlarda beden kütle indeksi, sebze ve meyve tüketim değişim süreci, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite durumunun belirlenmesi
Araştırmada erken dönem adolesanların meyve, sebze tüketimleri ile beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite ve Beden Kütle İndeksi (BKİ) durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında öğrencilere genel bilgiler, beslenme alışkanlıklarına dair sorular, meyve sebze tüketim değişim süreci ölçeği ve Fiziksel Aktivite Soru (FAS) formu ölçeğini içeren ölçme araçları uygulanmıştır. Çalışma örneklemine ortaokulda öğrenim görmekte olan 10-12 yaş arası %51.8'i (n=219) kız, %48.2'si (n=204) erkek olmak üzere toplam 423 öğrenci dahil edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 11.4±0.5 yıldır. Ortalama BKİ değerleri kız öğrencilerde 19.1±3.13 kg/m2, erkek öğrencilerde 20.1±3.14 kg/m2'dir. Öğrencilerin cinsiyete göre ortalama meyve-sebze tüketimi değişim süreci puanı kız öğrencilerde 59.4±16.66, erkek öğrencilerde 63.7±6.95 olarak saptanmıştır. Cinsiyete göre meyve-sebze tüketimi değişim süreci puanı anlamlı olarak farklıdır (p<0.05). Öğrencilerin obezite durumlarına göre meyve ve sebze tüketimi değişim süreci ölçeğinden aldıkları puanlar arasında anlamlı olarak farklılıklar gözlemlenmiş (p<0.05) ve obez öğrencilerin ölçekten aldıkları puan, obez olmayan öğrencilerin aldıkları puandan daha düşük bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez bireylerin gazlı şekerli içecek tüketimi ile meyve–sebze tüketim ölçek puanı arasındaki ilişki anlamlıdır (p<0.05). FAS hesaplamasına göre kız öğrencilerin puanı (26.3±7.11) erkek öğrencilerin puanından (26.7±8.15) daha düşüktür (p>0.05). Ortalama FAS puanı aşırı zayıf bireylerde 28.4±8.03, zayıf bireylerde 29.0±7.83, normal bireylerde 28.0±7.25, fazla kilolu bireylerde 24.0±6.80, obez bireylerde 20.6±6.40 olarak görülmüştür. Katılımcıların FAS puanı ile BKİ değerleri arasındaki fark anlamlıdır (p<0.001). Sonuç olarak erken adolesan dönemde öğrencilerin meyve-sebze tüketimleri, fiziksel aktiviteleri ile beslenme alışkanlıkları ve BKİ değerleri birbirleri ile ilişkilidir. Toplumsal sağlığın korunması ve geliştirilmesinde önemli bir rol oynayan okullarda sağlıklı beslenmeye yönelik öneri ve politikaların güçlendirilmesiyle okul sağlığının geliştirilmesi gerekmektedir.
Öğretmenlerin beslenme okuryazarlığı durumunun ve üç faktörlü beslenme anketine (tfeq) göre beslenme alışkanlıklarının incelenmesi
Beslenme okuryazarlığı güvenli ve sağlıklı beslenmenin sağlanması için gerekli olan istek, bilgi, beceri, tutum, davranış ve yeteneklerin bileşimidir. Beslenme, çocukluk döneminden öğrenilmeye başlayan bir yaşamsal faaliyettir. Bu bağlamda toplumu eğiten ve yönlendiren öğretmenlerin yeterli ve doğru beslenme bilgisine sahip olması gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin beslenme okuryazarlığı durumunun ve üç faktörlü beslenme anketine (TFEQ) göre beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Araştırma, Erzincan il merkezindeki okullarda görev yapan 306 öğretmen ile yürütülmüştür. Veriler kişisel bilgi formu, yetişkinlerde beslenme okuryazarlığı ölçme aracı ve üç faktörlü beslenme anketi ile toplanmıştır. Katılımcıların okuryazarlık puan ortalamaları 26.8' dir ve %82.4 ünün okuryazarlık puanları yeterli düzeydedir. Porsiyon bilgisi etiket okuma becerilerinin ise yetersiz olduğu saptanmıştır. Beslenme okuryazarlığı ve alt boyutları ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki vardır; toplam okuryazarlık puanı ve tüm alt boyutların puanı kadınlarda, erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Beslenme okuryazarlığı ve alt boyutları ile beslenme alışkanlıkları ve BKİ arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). BKİ ile kontrolsüz yeme, duygusal yeme ve açlığa duyarlılık faktörleri arasında düşük düzeyde pozitif ve anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Toplumun bilinçlendirilmesinde önemli rolü olan öğretmenler sağlıklı beslenme alışkanlıklarını etkili bir şekilde uygulayacakları eğitimler almalıdır. Toplumun beslenme bilgi ve tutumlarını geliştirmek için öğretmenlere yatırım yapmak, öğretmenlerin beslenme bilgi ve tutumlarını arttırmak uygun bir strateji gibi görünmektedir.
Toplu beslenme sistemlerinde kullanılan besinsel dezenfektanların çiğ servis edilen sebzelerin mikrobiyal yüküne etkisi ve duyusal analizi
Bu çalışma, çiğ kıvırcık marulun (Lactuva Sativa Var. Crispa) dezenfeksiyonunda kullanılan bazı dezenfektanların marulun mikrobiyal yüküne ve duyusal özelliklerine etkisini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çiğ ve bütün haldeki marul örnekleri 200 mg/L klor, %3 beyaz sirke ve %5 beyaz sirke çözeltileri ile 10 dakika dezenfekte edilmiştir. Dezenfeksiyon sonunda 200 mg/L klor, %3 beyaz sirke ve %5 beyaz sirke ile dezenfekte edilen marulların toplam koliform bakteri yükündeki azalma miktarları sırasıyla 3.90, 3.38 ve 3.81 log kob/g olarak bulunmuştur. 200 mg/L klor ve %5 beyaz sirke çözeltisi, toplam koliform bakteri sayısında istatistiksel açıdan anlamlı bir azalma sağlamıştır (p<0.05). Dezenfeksiyon işlemlerinden sonra, kullanılan dezenfektanların marulun duyusal özelliklerine etkisini değerlendirmek amacıyla duyusal analiz yapılmıştır. Duyusal analiz için sekiz panelist seçilmiştir. Seçilen panelistler kontrol grubu, 200 mg/L klor, %3 beyaz sirke ve %5 beyaz sirke ile dezenfekte edilen marul örneklerini renk, görünüş, tat, koku, sertlik ve genel beğeni açısından değerlendirmişlerdir. Gruplar arasında duyusal olarak önemli bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Genel beğeni açısından en yüksek puan verilen grup, 3.1±1.04 puan ile %3 beyaz sirke çözeltisinde dezenfekte edilen marul örneği olmuştur. Marulun mikrobiyal yükünün azaltılmasında etkili olan beyaz sirkenin, klora iyi bir alternatif olabileceği düşünülmektedir. Ancak beyaz sirke konsantrasyonunun artması duyusal açıdan olumsuz sonuçlara neden olabileceği unutulmamalıdır.
Yetişkin bireylerin beslenme okuryazarlığı durumu ve yaşam kalitesi ilişkisinin belirlenmesi: Kütahya örneği
Beslenme okuryazarlığı sağlığın ve iyilik halinin devamlılığında önemli bir role sahip olmakla beraber daha kaliteli bir yaşam sürmeye de katkı sağlayabilmektedir. Bu araştırma yetişkin bireylerin beslenme okuryazarlığı durumu ile yaşam kalitesi ilişkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin diyet polikliniğine başvuran ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 306 kadın, 124 erkek olmak üzere toplam 430 birey ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgiler anket formu, Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı ve Avrupa Sağlık Etki Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler gerekli istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların %59.8'inin beslenme okuryazarlığı düzeyinin yeterli olduğu belirlenmiştir. Bireylerin yaşı ve beden kütle indeksleri ile Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı'ndan aldıkları puanlar arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (r=-0.453, p<0.01; r=-0.394, p<0.01). Bireylerin Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı'ndan ve Avrupa Sağlık Etki Ölçeği'nden aldıkları toplam puanlar arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.166, p<0.01). Toplumdaki bireylerin beslenme okuryazarlık düzeylerinin arttırılması gerektiği düşünülmektedir. Bireyin beslenme okuryazarı olması yaşam kalitesini de olumlu yönde etkileyebilir. Bu amaçla topluma yönelik beslenme eğitimleri planlanması önerilmektedir.
Polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınların diyet kalitesi, insülin direnci ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Polikistik Over Sendromu (PKOS) olan kadınların diyet kalitelerinin, insülin direnci görülme durumlarının ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya 19-40 yaş arasındaki, Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı konmuş 37 vaka grubu (VG) ile 37 kontrol grubu (KG) dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında, VG ve KG'ye sağlık bilgileri, genel bilgiler, fiziksel aktivite durumu, antropometrik ölçümler, biyokimyasal bulgular, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı bilgilerinin yer aldığı anket formu kullanılmıştır. Ayrıca VG'ye yaşam kalitelerini ölçmek amacıyla PCOSQ-50 ölçeği uygulanmıştır. Diyet kalitesi SYİ-15'e göre hesaplanmıştır. PKOS'lu kadınların vücut ağırlığı, BKİ değerleri, vücut yağ yüzdeleri, bel/kalça oranları, bel çevreleri ve bel/boy oranları KG'deki kadınlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). KG'deki bireylerin BKİ değerleri ortalama 22.61±4.06 kg/m2 iken, VG'deki bireylerin 26.87±6.55 kg/m2 olarak hesaplanmıştır. KG'deki bireylerin %13.5'inde, PKOS'lu bireylerin ise %45.9'unda insülin direnci olduğu saptanmıştır. PKOS grubunun ortalama HOMA-IR değeri 2.79±2.06, kontrol grubunun ise 1.86±0.72 olarak bulunmuştur. İnsülin direnci ile diyet kalitesi ve yaşam kalitesi arasında negatif yönlü bir ilişki gözlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin aldıkları enerji ve makro besin ögeleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Toplam diyet kalitesi puanı ortalama olarak PKOS grubunda 59.59±11.40, KG'de 69.54±1.038 olarak hesaplanmıştır. KG'nin diyet kalitesi PKOS grubundan anlamlı derecede yüksektir (p=0.001). KG'deki kadınların tam meyve, toplam meyve, kurubaklagil, süt ve süt ürünleri, bitkisel proteinler, rafine tahıl ve eklenmiş şeker tüketimlerinin PKOS grubundan anlamlı derecede fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). PKOS'lu bireylerin toplam yaşam kalitesi puanı 152.64±38.91 olarak bulunmuştur. Bireylerin yaşam kalitesini en olumsuz etkileyen durumların tüylenme, obezite ve menstrüal bozukluklar olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma ile diyet tedavisinin PKOS'lu kadınlarda birinci basamak tedavi olarak uygulanması gerektiği belirlenmiştir. Bireylerin tanı anında diyetisyene yönlendirilmeleri sağlanmalıdır.
Sleeve gastrektomi ameliyatı uygulanan hastalarda protein tozu tüketiminin vücut kas kütlesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Sleeve Gastrektomi cerrahisi uygulanan hastalarda gelişen makro besin ögelerinden özellikle protein eksikliğine bağlı olarak takviye kullanılmasının mevcut kas kütlesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Özel Bir Cerrahi Kliniği'ne başvuran, yaşları 20-54 arasında değişen 45 kadın (%75.0) 15 erkek (%25.0) olmak üzere toplam 60 hastanın verilerinden yararlanılmıştır. Hastaların genel ve sağlık bilgilerini içeren bilgi formları, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) verileri, cerrahi öncesi ve sonrası günlük enerji ve besin ögesi alımlarını belirlemek için 24 saatlik besin tüketim kayıtları ayrıca vücut ağırlığı, kas ve yağ kütlesi değerlerini içeren bazı antropometrik ölçümleri kayıt altına alınmıştır. Bu ölçümler cerrahi sonrası döneme ait 7., 30. ve 90. gün periyotlarında tekrarlanmıştır. Sleeve gastrektomi cerrahisi uygulama kararı verilen bazı hastaların, Protein Takviyesi (PT) kullanımına uyum sağlayamamasından dolayı, Tıbbi Beslenme Tedavisi (TBT) veya Tıbbi Beslenme Tedavisi + Protein Takviyesi (TBT+PT) (15gr/gün) alanlar olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Protein takviyesi tüketimleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Vücut kas kütlesi (%) başlangıç, 7., 30. ve 90. gün ölçümlerinde TBT ve TBT+PT (grup*zaman etkileşimi yönünden) gruplarını değerlendirmek için tekrarlı ölçümler uygulanmıştır. Gruplar arasındaki fark (F=3.297; p=0.075) ve grup zaman etkileşimleri anlamlı bulunmamıştır (F=0.317; p>0.005). Fakat grup içi ortalamalar arası farklar zamana göre anlamlı bulunmuştur (F=202.784; p=0.000). Sleeve Gastrektomi cerrahisi uygulanan hastalarda, makro ve mikro besin ögeleri alımında ciddi komplikasyonlar gözlemlenmiştir. Bu sebeple obezitenin tedavisinde primer yaklaşım her zaman tıbbi beslenme tedavisi olmalıdır. Ancak uygun görülen ve endikasyon kriterleri dikkate alınarak cerrahi uygulanan hastalarda protein takviyesinin sınırlı yararları olmakla beraber çoğu hastanın uyum sağlayamadığı görülmüş, hedeflenen günlük alıma da ulaşılamadığı belirlenmiştir. Bu sebeplerden dolayı takviyeler düşünülmeden önce hastalara alanında uzman diyetisyenler tarafından kişiye özel tıbbi beslenme programları oluşturularak takip edilmeli, davranış değişikliği ve egzersiz tedavisi ile de desteklenmelidir.