Theses supervised by Doç. Dr. Zafer Çelik
13 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Sosyal teoride indirgemecilikten sentezciliğe: Berger ve Luckmann
Günümüze kadar sosyal teorinin gelişimine bakıldığında sosyolojinin konusunun ne olduğuna dair indirgemeci olarak ifade edilebilecek yaklaşımların hâkim olduğu görülmektedir. Bu yaklaşımlar sosyolojinin konusunu ya sınıf, işbölümü, devlet, kurum gibi makro boyuttaki yapılara ya da birey eylemleri, bireyler arası ilişkiler gibi mikro boyuttaki gündelik hayata indirgemektedir. Günümüze gelindiğinde ise sosyolojinin inceleme nesnesini, konusunu belirlemede ortaya çıkan bu indirgemeci yaklaşımlardan farklı olarak daha bütünlüklü, daha sentezci bir biçimde hem makro hem de mikro konuları birlikte ele alan yaklaşımlar söz konusudur. Sosyolojinin nesnesini belirlemede sentezci yaklaşımın önde gelen örneklerinden birisi de Berger ve Luckmann'ın sosyal inşacı yaklaşımıdır. Bu noktada çalışmanın temel amacı Berger ve Luckmann'ın sosyolojinin nesnesinin ne olduğuna dair görüşlerinin tahlil edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak sosyolojideki indirgemeci yaklaşımlara göre sosyolojinin konusunun ne olduğu tespit edilmiştir. Ardından Berger ve Luckmann'ın sosyolojinin konusunu birey-toplum diyalektiği biçiminde sentezleyerek ortaya koydukları yaklaşımları ele alınmıştır. Berger ve Luckmann'ın sentezci, diyalektik yaklaşımları dışsallaştırma, nesnelleştirme ve içselleştirme uğrakları ile ortaya koyulmuştur. Çalışmanın sonucunda ise Berger ve Luckmann'ın diyalektik yaklaşımlarının sosyolojinin konusunu belirlemede diğer sosyal teorilere nazaran daha kapsayıcı olduğu tespit edilmiş, indirgemeci yaklaşımların "ya… ya da…" mantığı yerine "hem… hem de…" mantığı ile sosyolojinin konusunu daha sentezci, bütünlüklü, kapsayıcı bir şekilde ele aldıkları gösterilmiştir.
Dini referanslı radikalleşme örüntüleri: Suriye örneği
Radikalleşme bir olgu olarak karmaşık ve katmanlı bir süreci ifade etmektedir. Yürütülen çalışma dini motivasyonlu radikalleşme üzerine odaklanmakta ve Suriye sahasını incelemektedir. Araştırmanın konusu Türk vatandaşlarının Suriye'de gerçekleşen iç savaşa hicret veya cihat amacıyla katılım gösterme nedenleri ve radikalleşme örüntüleridir. Bu kapsamda yeni medya ve sosyal ağlar sağladığı imkânların da göz ardı edilemeyeceği açıktır. Araştırma bireysel, grupsal veya kitlesel nedenlerden beslenen ortak süreç ögelerinin ortaya çıkarılması radikalleşme olgusunun daha net tanımlanmasına ve buna karşı yürütülecek politikanın da dinamiğinin belirlenmesine katkı sağlayacaktır. Araştırma kapsamında nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Çalışma, radikalleşmiş bireyler ile radikalleşme hikâyeleri ve süreçleri üzerine gerçekleştirilmiş vaka incelemeleridir. Aynı zamanda akademik bir amaca yönelik, bilimsel topluluğa hitap eden temel bir araştırmadır. Araştırma açıklayıcı bir çalışma olmakla birlikte zaman açısından ise kesitsel bir yaklaşıma sahiptir. Araştırma bulgularına bakıldığında medeni durumun radikalleşme ve cihada katılma yönünden fark yarattığı belirlenmiştir. Katılımcıların hiçbirinin orta öğretim üzerinde bir eğitim almaması dikkat çekici olmakla birlikte bu durum uluslararası literatürde ki çalışmalardan ayrılan bir bulgu olmaktadır. Katılımcılarda toplumsal uyuşmazlık ve aidiyet hissedememe durumları görülmektedir. Bazı katılımcıların geçmişlerinde uyuşturucu madde kullanımı, suç ve hapis cezası aldıkları görülmekte bu da çalışma içerisinde arınma diskuru olarak bahsedilen durumu desteklemektedir. Kişilerin sosyo-ekonomik durumunun orta sınıfın ağırlıklı olmasına karşın alt sınıflarda yoğun bir yığılma göze çarpmamaktadır. Bu durum farklı çalışma verileri ile de uyum göstermektedir. Katılımcılardan sadece birinde daha önce farklı bir cihat sahasında deneyimi bulunmaktadır. Kişilerin radikalleşmesinde en önemli hızlandırıcının sosyalizasyon ve farklı bir çevre edinimi ile olduğu görülürken sosyal medya v ve internet bilgi kaynaklarına ulaşmayı kolaylaştırmıştır. Katılımcılar özledikleri çeşitli şeyler olduğunu belirtmekle birlikte geri dönmeyi düşünmemektedir. . Katılımcıların kendi yaşadıklarını ve deneyimlerini aktarmış olmaları sürecin resmini çizebilmek açısından önemli olmuştur. Çalışmanın literatürde hem radikalleşme örüntüleri bağlamında katkı sağlayacağı hem de de-radikalizasyon için önemli bulgular sağlayacağı düşünülmektedir.
Almanya'da yaşayan Türklerin siyasal toplumsallaşma süreci: Kuzey Ren-Vestfalya örneği
Bu çalışma, 1960'lı yıllardan itibaren Almanya'ya işçi olarak giden, dört kuşak geride bırakan ve halen Almanya'da yaşayan Türklerin siyasal toplumsallaşma süreçlerini, toplumsallaştırıcıların göçmenler üzerindeki etkisini ve siyasal toplumsallaşma temel aracılarına karşı reflekslerini analiz etmektedir Siyasal toplumsallaşma aracıları, Almanya'da yaşayan Türklerin geride bıraktıkları 58 yıl süresince biriktirmiş oldukları toplumsal hafıza ekseninde bir etki bırakmıştır. Bu etki süreci, göç ettikleri ülkelerde siyasal toplumsallaştırma aracılarıyla olan muhataplıklarında anavatanlarına göre farklılık arz etmektedir. Türk toplumunda "Almancı" olarak tabir edilen Almanya'da yaşayan Türkler, göç geçmişlerinde Alman devlet kurumları ve anavatanları olan Türkiye kurumlarıyla farklı tecrübeler edinmiştir. Bu süreçlerde dört nesil geride bırakıp, 4 milyona yakın sayıya ulaşarak siyaset, ekonomi, kültür ve akademinin ilgi alanına giren bir topluluk haline gelmiştir. Almanya'da yaşanılan süre boyunca kültürel kimliğin, dilin, dini ritüellerin muhafazasını amaçlayan Türk toplumu, eğitimde, iş ve meslek hayatında, komşuluk ilişkilerinde ve hâkim kültürün arasında bir siyasal toplumsallaşma süreci yaşamaktadırlar. 1960'lı yıllardan başlayarak tüm kuşaklara etki edecek 70'li, 80'li, 90'lı ve 2000'li yıllarda Almanya'nın yaptığı yasal ve pratikteki uygulamalarla kırılma noktaları yaşanmıştır. Türk toplumu da bu kırılma noktalarıyla aynı tarihlere denk gelen yeni oluşan kuşakla birlikte kendi içerisinde eğitim, iş, kültür, sanat ve diğer sosyal alanlarda toplumsal değişimler göstermiştir. Almanya'da yaşayan Türkler, yukarıda bahsi geçen aşamalarda geçirdikleri siyasal toplumsallaşma süreçlerini, aile, okul, medya, iş hayatı, sosyal çevre gibi siyasal toplumsallaşma aracıları ile normal süreçlerden daha erken ve daha yoğun etkileşim içinde sürdürmektedir.
Uluslararası öğrencilerin öğrencilik deneyimleri
Bu çalışma Ortadoğu-İslam coğrafyasından Türkiye'ye gelen uluslararası öğrencilerin öğrencilik deneyimlerini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda öğrencilik süreci boyunca yaşadıkları zorluklar, verilen hizmetlerin yeterliliği, nasıl sosyalleştikleri, öğretim üyeleri, yerli öğrenciler ve okul idaresiyle nasıl ilişki kurdukları çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Sosyalleşme bağlamında bu deneyimlerin ne tür zorluklar ve sorunlar içerdiği, yaşadıkları olumsuz tutum ve davranışların temelinde ne tür yaklaşım ve düşüncelerin yer aldığı, bu davranışlar karşısında nasıl bir tavır geliştirdikleri, yaşadıkları sosyal sorunların öğrencilik süreçlerine ne tür etkilerinin olduğu incelenmiştir. Uluslararası öğrencilerin yaşadıkları zorluklar ve olumsuz davranışların öğrencilik süreçlerini nasıl etkilediği, bu bağlamda ne tür davranış pratiklerinin ortaya çıktığı ve bu yaklaşımların altında yatan dinamiklerin neler olduğu bu çalışmanın esas noktasını oluşturmaktadır. Çalışma uluslararası öğrencilerin öğrencilik sürecinde yaşadıkları deneyimler üzerinden yürütüldüğü ve konu kapsamının uygunluğundan dolayı yaygın kullanılan nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Ortadoğu-İslam coğrafyasından gelen ve üniversitede lisans öğrenimi gören 13 uluslararası öğrenci ile görüşmeler sağlanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Ortadoğu-İslam coğrafyasından gelen uluslararası öğrencilerin dışlama ve yabancı düşmanlığı ile karşılaştıkları durumlar vardır. Bu dışlamalar onların sosyal ilişkilerine ve akademik başarılarına etki etmiş görünmektedir. Dışlama yöntemi olarak sembolik şiddetin uygulandığı ve uluslararası öğrencilerin yaşadıkları dışlamaları normalleştirme ve yok sayma eğiliminde oldukları görülmüştür. Yerli öğrenci ve öğretim üyelerinin oryantalist bakış açısından dolayı kültürsüz algılanmaları ve bu bağlamda dışlanmalarla karşılaştıkları durumların da var olduğu görülmektedir. Ayrıca öğrencilik deneyimleri üzerinde sosyalleşme durumları etkili olmuş ve bu durum dil öğrenimlerini de oldukça etkilemiştir. Bunun yanı sıra öğrencilerin aldıkları eğitimden oldukça memnun oldukları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Oryantalizm, Sembolik Şiddet, Yabancı Düşmanlığı
Eğitim ve eşitsizlik: Yükseköğretimde eşitsizliğin yeniden üretimi
Bu çalışma, Türkiye'de yükseköğretime katılmış öğrencilerin eğitim süreçleri boyunca deneyimlemiş oldukları, ekonomik, kültürel ve sosyal eşitsizliklerin eğitimsel başarı üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu analiz etmektedir. Bu bağlamda çalışma, ekonomik, sosyal ve kültürel faktörler göz önüne alarak Türkiye'de yükseköğretimin eşitsizliği yeniden ürettiğini ortaya koymayı amaçlanmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, yarı yapılandırılmış soru formu ile ODTÜ ve AYBÜ mühendislik ve sosyal bilimler öğrencileriyle görüşmeler yapılmıştır. Bu iki üniversite özelinde, ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerin nasıl farklılaştığı ve bu farklılaşmanın yükseköğretimde eşitsizlikleri yeniden ürettiği tespit edilmiştir. Bu durumun ışığında ODTÜ' de öğrenim gören öğrencilerin aile eğitim durumlarının yüksek bir profile sahip olduğu ve orta-üst sınıf ailelerden geldiği, özellikle aileden edinilmiş olan sosyal ve kültürel yatkınlıkların bu öğrencilerin eğitim sistemi içinde başarılı olma durumlarını etkilediği görülmüştür. Bunun tersine AYBÜ' de öğrenim gören öğrencilerin aile eğitim durumları düşük, alt sınıflardan gelen, sosyal ve kültürel yatkınlıklardan mahrum bırakıldıkları ve bu durumun onları eğitim sistemi içindeki başarıları üzerine olumsuz etkilediği görülmektedir. Sonuç olarak ekonomik, kültürel ve sosyal olarak avantajlı bireylerin temsil edildiği bir ODTÜ edinilmiş kültürel yatkınlıkların üretildiği bir üniversitedir. Dahası sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı öğrencilerin bu üniversite içinde sosyal ilişkilerini genişletmesi ve kültüre erişimi mümkün olmuşken, AYBÜ dezavantajlı sosyo-ekonomik kesimlerden gelen bireyler için sosyal ilişkilerin sınırlı ve kültürel erişimin daraldığı bir üniversitedir. ODTÜ'de öğrenim gören öğrenciler için uzun vadede kazanç getirecek mesleki statüye erişim imkanı konusunda umutlu görünürlerken AYBÜ' de öğrenim gören öğrenciler için kendi bölümlerindeki iş imkanlarına ulaşma konusunda olumsuz bir tablo olduğu tespit edilmiştir. Böylece iki üniversite içinde değişen sosyo-ekonomik ve kültürel faktörlerin aşırı bir şekilde farklılaştığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yeniden Üretim, Yükseköğretimde Eşitsizlik, Habitus
Toplumsal sınıf konumunu sürdürme ve yükseltme stratejisi olarak ebeveynlerin evlatlarının eğitimine ve meslek edinmelerine karşı tavır alışı
Bu çalışma, toplumsal sınıf konumlarını sürdürme ve yükseltme stratejisi olarak farklı sınıf konumlarındaki ebeveynler ve evlatlarının eğitim sürecini ve meslek seçimini nesiller boyunca nasıl örgütlediklerini incelemektedir. Araştırma, Ankara'da 24 ebeveyn ve üniversiteye giriş sınavları için hazırlanmakta olan 18 evlatla yürütülen derinlemesine görüşmeler yoluyla derlenen nitel verilere dayanmaktadır. Aileler, 7 işçi sınıfı aile, 6 küçük ve orta ölçekli ticari ve sınai kuruluş sahibi aile ve 5 profesyonel sınıfa mensup aileden oluşmaktadır. Verilerin analizi, ebeveynler ve evlatları tarafından benimsenmiş olan üniversite düzeyinde eğitime devam edip etmeme kararı ve alan veya branş seçimi konusundaki stratejilerin, toplumsal sınıf konumlarından ve evlatlar için sunulmuş olan kültürel, sosyal ve ekonomik kaynaklardan büyük ölçüde etkilenmekte ve onlar tarafından şekillenmekte olduğunu göstermektedir. Aileler, üç toplumsal sınıf konumunda da eğitimin statü/onur kazandırma işlevini önemsemekte ve evlatlarının eğitimi için aile gelirlerinin neredeyse birbirleriyle eşit bir oranını tahsis etmektedirler. Ancak evlatlarına üniversite düzeyinde daha ileri bir eğitime devam etmeleri için rehberlik ve motivasyon sağlama ve onların hangi alanda çalışmaları gerektiği konusunda çok farklı davranış örüntüleri sergilemektedirler. İşçi sınıfına mensup aileler kültürel ve toplumsal kaynak yetersizliğinden dolayı evlatlarına neredeyse hiç rehberlik sağlayamazken, profesyonel sınıfa mensup aileler tüm kültürel ve sosyal kaynaklarını, ayrıcalıklı sınıf konumlarının nesiller boyunca yeniden üretilmesi için seferber etmektedirler. İşçi sınıfına mensup ailelerin evlatları dikey hareketlilik gerçekleştirmek için içinde bulundukları çıkmazı yalnızca kişisel-zihinsel nitelikleri ve motivasyonları ile kırmaktadırlar. Ayrıca, çalışmanın bulguları, ileri eğitime devam etmede ve meslek seçiminde, ailelerin ve evlatların içinde bulundukları "mikro tabakalaşma sistemi", yani yakın sosyal çevreleri için geçerli olan tabakalaşma sisteminin, makro toplumsal tabakalaşma sistemi ile birlikte çalışan ama yine de ayrı bir etken olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Farklı sınıf konumlarındaki bireyler ve aileler, mesleklerin işlevsel fayda ve onurlarının anlamını kendi mikro statü ölçütlerine göre farklı bir biçimde değerlendirmekte, yorumlamakta ve bu değerlendirme ve yorumlarını pragmatik kararları için birer ölçüt olarak kullanmaktadırlar. Çalışmanın bir diğer önemli bulgusu, ailelerin kız evlatları için meslek tercihi ve kaynakların tahsisi bakımından eski ve geleneksel cinsiyete özgü tercihlerinin büyük ölçüde ortadan kalkmış olduğudur. Bu, gelecekte toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bireylerin hedefleri açısından azalacağına dair bir gösterge olarak kabul edilebilir.
21. yüzyılda yerli-yabancı ilişkisinin bir yansıması olarak zenofobi
Yabancı kavramı, sosyoloji literatürüne Simmel ile olumlu ilişki biçimi üreten ve tüccarda somutlaşmış olan bir toplumsal tip olarak girmiştir. Daha sonraki çalışmalar, yabancıyı farklı ilişki biçimleri üreten ve farklı toplumsal kategorilere denk gelecek şekilde tanımlamışlardır. Yirmi birinci yüzyıla gelindiğinde ise yabancı, olumsuz bir ilişki biçimi üreten göçmende somutlaşmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde yerlinin korku söylemlerinin nesnesi haline gelen yabancı, yerlinin yaşamını tehdit eden olumsuz bir bağlamda inşa edilmektedir. Yabancıyı, günümüz toplumunda ayırıcı hale getiren sadece toplumsal kriz ve kaos dönemlerinde değil, her türlü gündelik yaşam deneyiminde toplumsal korku ve kaygıların hedefinde yer almasıdır. Bu durum yirmi birinci yüzyılda yerli yabancı ilişkisinin bir yansıması olarak zenofobiyi (xenophobia) ön plana çıkarmıştır. Bu çalışma, yerlinin, topraklarında bulunan ve onun kültürel örüntüsünü yorumlama çabasına giren yabancının tipik durumunu ve yabancının bu isteğine karşı yerlinin geliştirdiği zenofobik tutumu genel yorumsamacı teori çerçevesinde incelemiştir. Çalışmada zenofobinin yükselişi, uygulanan göç politikalarından hareketle inceleyen makro yaklaşımlar üzerinden değil, birey ilişkilerine odaklanan mikro düzeyde ele alınmıştır. Zenofobinin günümüzde ön plana çıkmasının nedeni, 21. yüzyılın toplumsal durumu içerisinde birey ilişkilerinin dinamiğini oluşturan risk, korku ve belirsizlikler üzerinden anlaşılabilir. Zenofobi, bu kavramların hakim olduğu günümüz toplumlarında yabancı ile bir baş etme biçimi haline gelmektedir. Yabancının olumsuz anlamının, içinde bulunduğumuz toplumsal durumda -neoliberal öznenin yaşadığı belirsizlikler, gündelik yaşam formu haline gelen risk, korku kültürü ve güvenlikleştirme söylemleri ile- giderek sabit bir hal aldığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Belirsizlik, Korku, Risk, Yabancı, Yerli, Zenofobi
Elektronik spor oyunlarında siber zorbalık
Son yıllarda siber zorbalık kavramı ülkemizde ve dünyada son derece yaygın bir şekilde adından söz ettiren bir kavram haline gelmiş durumdadır. Özellikle, sosyal medya ortamlarının bireyleri diğer bireylerle birbirine bağlayan topluluklar haline gelmeleriyle beraber bireylerin bu ortamlarda bir başkasına zarar verebilmesi birkaç kelimeyle dahi mümkün hale gelmiştir. Bununla birlikte; siber zorbalık yalnızca sosyal medya ortamlarında karşılaşılan bir durum değildir. Özellikle popüler çevrimiçi oyun toplulukları da siber zorbalıkla karşılaşılan alanlar haline gelmişlerdir. Çevrimiçi oyun topluluklarının Elektronik Spor kavramsallaştırması ile yeni, önemli ve popüler bir alan içerisinde olmaları bu ortamlar içerisindeki siber zorbalık ortamının da fark edilmesini gerekli hale getirmiştir. Bu çalışma ile elektronik spor oyun toplulukları içerisindeki siber zorbalık konusuna ışık tutmak amaçlanmaktadır. Çalışmanın oyunlar içerisindeki siber zorbalığın genç nesiller başta olmak üzere oyunculara karşı yaratmış olduğu tehlikelere karşın bakış açısı sağlaması istenmiştir. Bununla birlikte bu çalışmayla okuyucuların oyun topluluğu içerisinde siber zorbalığın yaygınlığını anlamalarına yardımcı olmak, siber zorbalıkla mücadele edebilmek için çözüm önerileri geliştirebilmeye yardımcı olmak ve herkes için daha olumlu bir oyun ortamının oluşturulabilmesini amaçlamaktadır. Nitel araştırma tekniği kullanılan bu çalışmada üniversite elektronik spor kulüplerine üye olan 20 adet oyuncu ile görüşülmüştür. Bu görüşmeler ATLAS Ti. 8 nitel veri analizi programıyla analiz edilmiştir. Çalışmada keşfedilen temel bulgu ise elektronik spor ortamlarının siber zorbalık açısından yoğun olduğu ve bu yoğunluğun asıl etkenlerinin ortamdaki çocukların ve oyunu iyi oynamak için yeterli deneyimi olmayan oyuncuların yoğun biçimdeki varlığıdır. Aynı zamanda bazı oyunların ücretsiz olması; ücretli olan oyunlardaki seçkin oyuncu kitlesinin ücretsiz oyunlarda var olmamasına neden olmaktadır. Bu durumun devamında oyun ortamlarının anonim bir yapıda olmasının da etkisiyle, oyuncuların siber zorbalık faili ve mağduru olma ihtimalleri artmaktadır. Var olan bu bulgular ışığında yapılmasının gerekli olduğu faaliyet çocukların, ergenlerin, ailelerin, eğitimcilerin ve politika yapıcılarının ve oyun şirketlerinin çevrimiçi oyun ortamlarında meydana gelebilecek tehlikeler konusuna bilgilendirilmeleri ve bu konulardaki farkındalıklarının arttırılmasıdır.
Elektronik spor oyunlarında siber zorbalık
Son yıllarda siber zorbalık kavramı ülkemizde ve dünyada son derece yaygın bir şekilde adından söz ettiren bir kavram haline gelmiş durumdadır. Özellikle, sosyal medya ortamlarının bireyleri diğer bireylerle birbirine bağlayan topluluklar haline gelmeleriyle beraber bireylerin bu ortamlarda bir başkasına zarar verebilmesi birkaç kelimeyle dahi mümkün hale gelmiştir. Bununla birlikte; siber zorbalık yalnızca sosyal medya ortamlarında karşılaşılan bir durum değildir. Özellikle popüler çevrimiçi oyun toplulukları da siber zorbalıkla karşılaşılan alanlar haline gelmişlerdir. Çevrimiçi oyun topluluklarının Elektronik Spor kavramsallaştırması ile yeni, önemli ve popüler bir alan içerisinde olmaları bu ortamlar içerisindeki siber zorbalık ortamının da fark edilmesini gerekli hale getirmiştir. Bu çalışma ile elektronik spor oyun toplulukları içerisindeki siber zorbalık konusuna ışık tutmak amaçlanmaktadır. Çalışmanın oyunlar içerisindeki siber zorbalığın genç nesiller başta olmak üzere oyunculara karşı yaratmış olduğu tehlikelere karşın bakış açısı sağlaması istenmiştir. Bununla birlikte bu çalışmayla okuyucuların oyun topluluğu içerisinde siber zorbalığın yaygınlığını anlamalarına yardımcı olmak, siber zorbalıkla mücadele edebilmek için çözüm önerileri geliştirebilmeye yardımcı olmak ve herkes için daha olumlu bir oyun ortamının oluşturulabilmesini amaçlamaktadır. Nitel araştırma tekniği kullanılan bu çalışmada üniversite elektronik spor kulüplerine üye olan 20 adet oyuncu ile görüşülmüştür. Bu görüşmeler ATLAS Ti. 8 nitel veri analizi programıyla analiz edilmiştir. Çalışmada keşfedilen temel bulgu ise elektronik spor ortamlarının siber zorbalık açısından yoğun olduğu ve bu yoğunluğun asıl etkenlerinin ortamdaki çocukların ve oyunu iyi oynamak için yeterli deneyimi olmayan oyuncuların yoğun biçimdeki varlığıdır. Aynı zamanda bazı oyunların ücretsiz olması; ücretli olan oyunlardaki seçkin oyuncu kitlesinin ücretsiz oyunlarda var olmamasına neden olmaktadır. Bu durumun devamında oyun ortamlarının anonim bir yapıda olmasının da etkisiyle, oyuncuların siber zorbalık faili ve mağduru olma ihtimalleri artmaktadır. Var olan bu bulgular ışığında yapılmasının gerekli olduğu faaliyet çocukların, ergenlerin, ailelerin, eğitimcilerin ve politika yapıcılarının ve oyun şirketlerinin çevrimiçi oyun ortamlarında meydana gelebilecek tehlikeler konusuna bilgilendirilmeleri ve bu konulardaki farkındalıklarının arttırılmasıdır.
Dijital göçmenlerin benlik sunumu
Sosyal medya uygulamaları benlik sunumlarının yapıldığı en yeni dijital ortamlardan birisidir. Sosyal medya hem kendine has özelikleri ile hem de kullanıcıların farklı kullanımları ile benliği ve benlik sunumlarını değiştirmektedir. Bu çalışmada dijital göçmen olarak isimlendirilen 1980 yılı ve önceki yıllarda doğan kişilerin Facebook.com' da benliklerini nasıl oluşturdukları araştırılmış ve kullandıkları benlik sunumu taktikleri ile sosyal medya profilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu Facebook kullanıcısı olan 300 dijital göçmen oluşturmaktadır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesi için SPSS 25.0 istatistik programı kullanılmış ve sonuçlar %95 güven aralığında oluşturulmuş ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Çalışmanın kavramsal çerçevesi Erving Goffman'ın geliştirmiş olduğu dramaturjik teori ve izlenim yönetimi kavramı ile oluşturulmuştur. Facebook kullanım ölçeği, değiştirilmiş benlik sunumu ölçeği ve Facebook profil analizi yöntemi ile veriler toplanmış ve analizleri yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, dijital göçmenlerin çevrimiçi benliklerini çevrimdışı benliklerine dayandırarak oluşturdukları ve Facebook profil alanlarında benlik sunumu taktiklerini kullandıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Benlik, Benlik Sunumu, Dijital Göçmen, Facebook, Sosyal Medya
Türkiye'deki Suriyeli çocukların okula uyumu
Suriye iç savaşını müteakiben ülkesini terk etmek zorunda kalan milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye, bu kitlenin barınma, beslenme ve uyum gibi çeşitli ihtiyaçlarını giderme konusunda ciddi bir baskı ile karşı karşıya kalmıştır. Bu ihtiyaçlar Suriyeliler içerisinde en savunmasız, bakıma ve ilgiye en fazla muhtaç olan grup olarak çocuklarda daha belirgindir. Dolayısıyla bu çocukların hem akademik başarıları hem de sosyal ve duygusal refahları için okula uyum sağlayabilmeleri önemli görülmüştür. Bu kaygıdan hareketle bu çalışmada Türkiye'deki Suriyeli ilkokul çocuklarının okula uyum sürecine, bu süreçte karşılaşılan çeşitli engellere ve fırsatlara odaklanılmıştır. Mültecilerin uyumuyla ilgili çok sayıda araştırma olsa da eğitim perspektifinden mülteci çocukların ihtiyaçlarını ve karşılaştıkları zorlukları ele alan çalışmalar sınırlıdır. Mülteci çocukların okula uyum sürecini detaylandıran ve uzun süreli veri toplamaya dayandıran araştırmalar ise yok denecek kadar azdır. Bu çerçevede içinde bulundukları zorlu koşulların ve çeşitli ihtiyaçların yanı sıra okula etki eden aktörlerin ve çevrelerin Suriyeli çocukların okula uyumuna değişen düzeylerdeki etkisinin irdelenmesi bu araştırmanın temel amacı olarak ortaya çıkmıştır. Bu amaçla çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden etnografik desen kullanılmış olup, çalışmanın veri toplama süreci iki yılı kapsamıştır. Bu araştırmaya yön veren temel teorik bakış açıları ve saha verileri temelinde ortaya çıkan bulgular, çeşitli faktörler çerçevesinde yorumlanmıştır. Bu çalışmadaki verilerin ve bulguların Suriyelilerin göç sonrası deneyimlerine odaklanması, alana önemli bir katkı olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu çalışmada ortaya konulan Suriyeli çocuklarda okula uyum modeli, mülteci çocukların okula uyumunu irdelemeye yönelik kullanışlı bir araç iddiasına sahiptir. Dolayısıyla yöntemiyle, teorik çerçevesiyle, bütünsel bakış açısıyla ve ortaya koyduğu modelleriyle bu araştırma özgün bir niteliğe sahiptir. Araştırmanın bu kapsamda ulaştığı sonuçlar, içinde bulundukları zorlu koşulların yanı sıra grup içi ve grup dışı etkileşimler temelinde oraya çıkan dışlamanın, ön yargıların, sosyal mesafenin ve kültürel farklılıkların Suriyeli çocukların okula uyum sürecinde belirleyici faktörler olduğunu göstermiştir. Çalışma, Suriyeli çocukların okula sağlıklı bir şekilde uyum sağlamalarının nasıl mümkün olabileceği ile tamamlanmıştır.
Tıpta büyük veri kullanımının etkisi: Hasta hekim ilişkisinde yaşanan dönüşüm
Tıpta büyük veri kullanımının etkisi: Hasta hekim ilişkisinde yaşanan dönüşüm Bu çalışmada sağlık bakım hizmetine dair en kritik temasın tarafları olan hasta ve hekim arasındaki ilişki bağlamında teknolojik gelişmelere bağlı yaşanan büyük veri kullanımının neyi, nasıl dönüştürdüğü tartışılmıştır. Çalışmada büyük veri kullanımının sağlık hizmeti sunum etkinliğine yönelik olarak hasta hekim ilişkisini ne yönde değiştirdiği, bu ilişkideki yararlılığı veya verimliliği hangi yönde etkilediği, hekimlerin tutum ve görüşlerinde nasıl bir değişim yaşandığı, entelektüel yeterliliklerini nasıl etkilediği, büyük veri kullanımı ile hız, süre, etkinlik, güven, eşitlik, güvenlik, kalite, malpraktis, uzaktan takip ve tedavi, memnuniyet, odaklanmış sağlık hizmeti, kişiselleştirilmiş tedavi, modelleme, iktidar, maliyet ve sağlık hizmet modelleri gibi hususlarda nasıl bir dönüşüm yaşandığı gibi temel sorulara cevap aranmıştır. Bu amaçla nicel araştırma yöntemlerinden anket veri toplama tekniği ile 130 hekime ulaşılmıştır. Ek olarak nitel verilerin elde edilmesi için konu üzerine özel olarak birikim sahibi olduğunu bildiğimiz 12 hekim ile görüşülmüş ve derinlemesine mülakat yöntemlerinden yüz yüze görüşme tekniği uygulanmıştır. Paylaştıkları görüşleri nicel anket veri toplama tekniği uygulanarak elde edilen verilerle birlikte analiz edilerek betimsel nitelikte karma bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada hekimlerin çoğu büyük veri kullanımına yönelik olarak sağlık personelinin tümünün eğitilmesi ve dijital hastanelerin ülke çapında yaygınlaştırılması gerektiği inancına sahip olduklarını ifade ettiler. Büyük veri kullanımı ile hasta hekim ilişkisine yönelik entelektüel yeterliliğin gelişeceği, tutum ve görüşlerin olumlu yönde değişeceğine inandıklarını bildirdiler. Sağlık bakım hizmetinde yararlılığın ve verimliliğin sağlanacağını vurgulamışlardır. Sonuç olarak da hastanelerde sunulan sağlık hizmetlerinin etkinliğinin ve kalitesinin artacağı kanısında olduklarını ifade etmişlerdir. Büyük veri kullanımı ile hasta hekim ilişkisine yönelik olarak; hız, süre, etkinlik, güven, eşitlik, güvenlik, kalite, malpraktis, uzaktan takip ve tedavi, memnuniyet, odaklanmış sağlık hizmeti, kişiselleştirilmiş tedavi, modelleme, iktidar, maliyet ve sağlık hizmet modelindeki dönüşüm gibi kavramlara dair sağlık bakım hizmetlerini geliştirecek olumlu dönüşümlerin yaşandığı ve hasta hekim ilişkilerindeki dönüşümün sağlık bakım hizmetlerine yönelik olarak sağlık ve hastalık sosyolojisindeki tarihsel sürecin en verimli döneminin başladığı düşünülmektedir. Hekimler hasta hekim ilişkisine dair sürecin tamamen nesneleştirilmesinden kaygılı olup, geleneksel ve mesleksel yaklaşımlarla büyük veri kullanımının ortak amaca yönelik olarak sinerjik üretimini gerçekleştirmek üzere planlı çaba harcanmasının yararlı olacağına inanmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Sağlık ve hastalık sosyolojisi, büyük veri, hasta-hekim ilişkisi
Anadolu masallarında adalet anlayışı
Bu çalışma, Anadolu masallarında adalet kavramının nasıl geçtiğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Anadolu masallarında adalet kavramının yansımaları, kategorileri, adalet-adaletsizlik karşıtlığının aranması, çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Alanda yapılan ilk araştırma olma özelliğine sahip bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi tercih edilmiş, seçilen masallar örtük kodlama tekniği ile incelenmiştir. Araştırmaya dahil edilen eserlerin, bilimsel yöntemlerle Anadolu'dan derlenmiş olmalarına dikkat edilmiştir. 428 masal içerisinden adalet ögesine sahip 131 masalın analiz edilmesi sonucunda; masallara dair genel bir inanış olan 'iyilerin kazanması' ve 'kötülerin kaybetmesinin' mutlak bir hakikat olmadığı, haksızlıkların da olduğu görülmüştür. Anadolu masallarında adaletin; ilahi adalet, kişiler eliyle adalet ve devlet eliyle adalet olmak üzere üç farklı türde gerçekleştiği; adaletsizliğin de ayrı bir tema oluşturacak yoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Temalar yoğunluk derecesine göre sıralandığında ilahi adalet, kişiler eliyle adalet, adaletsizlik ve devlet eliyle adalet şeklinde bir sıralama elde edilmiştir. Temaların her birinin toplumda karşılığının olduğu, sıralamasının ise toplumun adalete bakışını yansıttığı görülmüştür. Temaların sıralaması toplumda adalet beklentisinin öncelikle ilahi bir güçten yana olduğunu göstermiştir. devlet eliyle adaletin, adaletsizlik temasından sonra gelecek şekilde en sonda olması, insanların yargıyı, adalet dağıtıcı olarak en son merci olarak gördüklerinin işareti olarak kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adalet, Masal, Edebiyat Sosyolojisi, Hukuk Sosyolojisi