Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi İrem Olcay Eminsoy
12 theses · Başkent University
Sağlık çalışanlarının besin seçimlerinin, beden imajı, sağlıklı ortoreksiya ve fiziksel aktivite durumlarına göre değerlendirilmesi
Bu çalışma, sağlık çalışanlarının besin seçimlerinin beden imajı, sağlıklı ortoreksiya ve fiziksel aktivite durumlarına göre değerlendirilmesi amacıyla, Aralık 2022–Şubat 2023 tarihleri arasında özel bir hastanede araştırmaya katılmayı kabul eden 95 kadın ve 42 erkek sağlık çalışanı ile yürütülmüştür. Sağlık çalışanlarına yüz yüze anket formu kullanılmış olup genel bilgiler, sağlık ve beslenme durumuna ilişkin bilgiler, antropometrik ölçümler (boy uzunluğu (cm),vücut ağırlığı (kg)), Beden Şekli Anketi (BSQ-34), Teruel Ortoreksiya Ölçeği (TOS), Besin Seçim Anketi (FCQ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) bulunmaktadır. Sağlık çalışanlarının BKİ ortalaması normal aralıktadır (24.8±4.43 kg/m 2 ). Doktor/hemşire grubunun %34.2'si, diğer sağlık personelinin %47.2'si zamanı olmadığı için ana öğün atlamaktadır. Cinsiyetler arasında beden şekli memnuniyetsizliği açısından anlamlı fark bulunmuş olup kadınların erkeklere göre daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Obez olanların BSQ-34 skoru ortalaması en yüksek iken BKİ düzeyi azaldıkça ortalama da azalmaktadır. Beden şekli memnuniyetsizliği olmayanlarda ve hafif memnuniyetsizliği olanlarda cinsiyet ile BKİ arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Cinsiyetler arasında besin seçiminde duygu durumu, uygunluk, vücut ağırlığı kontrolü faktörleri açısından anlamlı bir farklılık bulunmaktadır ve kadınların ortalaması erkeklere göre daha fazladır (p<0.05). Beden şekli memnuniyetsizliği arttıkça besin seçiminde duygu durumu faktörü ortalaması artmaktadır. Yaş, sağlıklı ortoreksiyayı pozitif yönde etkilemektedir (p<0.05, ß=0.269). Beden şekli memnuniyetsizliği düzeyi, ortoreksiya nervozayı pozitif yönde etkilemektedir (ß=0.409, p<0.05). Sağlıklı ortoreksiya durumunda, besin seçiminde sağlık pozitif yönde (ß = 0.326, p<0.05), duyusal çekicilik faktörü arasında negatif yönde (ß =-0.248, p<0.05) anlamlı bir ilişkisi vardır. Ortoreksiya nervoza durumunda besin seçiminde duygu durumu pozitif (ß = 0.260, p<0.05), duyusal çekicilik negatif (ß = -0.426, p < 0.05), doğal içerik negatif (ß =-0.267, p<0.05) ve vücut ağırlığı kontrolü arasında pozitif yönde bir ilişki vardır (ß=0.291, p<0.05). Kadınların 7 %44.2'sinin, erkeklerin %45.2'sinin inaktif olduğu saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının fiziksel aktivite durumlarına göre besin seçiminde dikkat edilen faktörler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışmada kadınların beden şekli memnuniyetsizliği, besin seçiminde dikkat ettiği duygu durumu, uygunluk, vücut ağırlığı kontrolü faktörlerinin erkeklere göre daha fazla etki ettiği belirlenmiştir. Beden şeklinden memnuniyetsizlik durumunun besin seçimini etkilediği saptanmıştır. Besin seçiminin sağlıklı ortoreksiyayı etkilediği bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Beden şekli, sağlıklı ortoreksiya, ortoreksiya nervoza, besin seçimi, fiziksel aktivite
Yetişkin kadınların premenstrual sendrom, aşırı besin isteği ve besin ögesi alımlarının incelenmesi
Bu çalışma premenstrual sendroma sahip olan kadınların aşırı besin isteği ve besin ögesi alımlarının incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Ankara'da Şubat-Mart 2024 tarihleri arasında özel bir kliniğe başvuran 18-40 yaş arası 56 gönüllü birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan kadınlar, premenstrual sendrom ölçeği kullanılarak premenstrual sendromu (PMS) olan (çalışma grubu, n:28) ve olmayan (kontrol grubu, n:28) olarak iki grubu ayrılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, menstruasyon geçmişleri, aşırı besin isteği, luteal faz, menstruasyon ve foliküler fazlardaki antropometrik ölçümleri ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı içeren anket uygulanmıştır. Çalışma ve kontrol grubunun yaş ortalamaları sırası ile 24.7±4.49 ve 28.7±7.78 yıl olduğu belirlenmiştir (p>0.05). Çalışma grubundaki kadınların menstruasyon fazlarına göre BKİ ortalamaları sırasıyla 22.2±3.86, 22.1±3.81 ve 22.1±3.94 ve kontrol grubundaki kadınların ise 22.8±3.90, 22.9±3.86 ve 22.7±3.89 kg/m2 olarak bulunmuştur. Kadınların PMS olma durumları ile luteal dönemde, menstruasyonun 2. gününde ve foliküler fazdaki BKİ ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0.05). Çalışma grubundaki kadınların luteal döneme göre menstruasyonun 2. gününde ve foliküler fazdaki BKİ ölçümlerindeki değişimler istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Luteal dönemdeki BKİ ölçümleri foliküler fazdaki ölçümlere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kontrol grubunun luteal döneme göre menstruasyonun 2. gününde ve foliküler fazdaki BKİ ölçümlerindeki değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Çalışma ve kontrol gruplarının PMS puanlarının ortalamaları sırası ile 153.1±38.31 ve 93.5±166.25'tir. (p>0.05). Aşırı besin isteği (ABİS) puanı çalışma grubu ve kontrol gurubundaki kadınlar için sırası ile 143.6±47.38 ve 166.3±41.59'dur (p<0.05). Çalışma grubundaki kadınların öğle ve ikindi öğününde aldıkları enerji, kontrol grubundakilere göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde fazla bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubundaki kadınların menstruasyon fazlarına göre enerji alımlarının ortalamaları sırasıyla; 1528.6±441.02, 1290.6±372.85 ve 1418.8±388.13; kontrol grubundaki kadınların ise 1479.6±493.33, 1452.5±500.74 ve 1494.3±500.79 kkal olarak bulunmuştur(p>0.05). Çalışma grubunun luteal faz diyet kolesterol alımı kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde daha yüksek iken (p<0.05), menstruasyon 2. günü ve foliküler faz değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir (p>0.05). Kadınların PMS puanları ile aşırı besin isteği puanları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak zayıf düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05) Çalışma ve kontrol grubundaki kadınların menstruasyon fazlarına ve grup içi karşılaştırılmalarına göre diyet lifi, E vitamini, tiamin, B6 vitamini, B12 vitamini, C vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve demir alımları arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmada anlamlı farklılıklar tespit edilemese de menstrual siklus aşamalarının ve PMS durumunun besin alımını ve buna bağlı olarak ağırlık denetimini etkileyebileceği öngürülmektedir. Kadınların süreci yönetebilmek için bu konuda farkındalığının sağlanması ve menstruasyon siklus dikkate alınarak beslenme planlanması gerektiği düşünülmektedir.
Genç yetişkin erkek bireylerde sosyal medya bağımlılığının, bigoreksiya eğilimi, egzersiz bağımlılığı ve beslenme durumları üzerine etkisi
Sosyal medya, bireylerin beden algısını şekillendirerek ideal vücut normlarını benimsemelerine sebep olabilmektedir. Bu durum, bireylerin ideal vücut tipine ulaşabilmek adına çeşitli beslenme ve egzersiz girişimlerinde bulunmalarına ve sağlığı riske atabilecek davranışlar sergilemelerine yol açabilmektedir. Bu araştırma genç yetişkin erkek bireylerde sosyal medya bağımlılığının, bigoreksiya eğilimi, egzersiz bağımlılığı ve beslenme durumları üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Mayıs-Ağustos 2024 tarihleri arasında, Ankara'da özel bir spor salonuna giden, yaşları 20-30 yaş aralığında olan gönüllü 128 genç yetişkin erkek bireyle yürütülmüştür. Bireyler çalışma ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Çalışma grubu, en az 3 aydır özel bir spor salonuna kayıtlı olan ve haftada en az 5 saat ve/veya 3 gün egzersiz yapan 64 bireyden oluşturulmuştur. Kontrol grubu ise, aynı spor salonuna en az 3 aydır giden ancak haftada 3 saatten ve/veya 2 günden daha az egzersiz yapan 64 bireyden oluşturulmuştur. Araştırmaya katılan tüm bireylere, genel özellikleri, spor ve egzersiz durumları, diyet ve besin destek ürün kullanımları ile ilgili tanımlayıcı bilgilerden oluşan çoktan seçmeli soruların bulunduğu anket uygulanmış ve bireylerin antropometrik ölçümleri alınmıştır. Sosyal medya bağımlılık durumunu saptamak için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği - Yetişkin Formu (SMBÖ-YF), bigoreksiya eğilimini değerlendirmek için Kas Görünüm Memnuniyeti Ölçeği (KGMÖ), egzersiz bağımlılık düzeylerini belirlemek için Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği (EBÖ) uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin besin tüketim durumunu saptamak amacıyla Besin Tüketim Miktarı Sıklığı Anket Formu uygulanmıştır. Araştırmaya katılan çalışma ve kontrol grubundaki bireylerin yaş ortancası [alt-üst] sırası ile 22.00 [20.00-30.00] ve 23.00 [20.00-30.00]'tür. Çalışma ve kontrol grubundaki bireylerin vücut ağırlığı ortalaması sırası ile 78.2± 9.56 kg ve 78.9±11.67 kg'dir. Çalışma ve kontrol grubundaki bireylerin vücut yağ oranı ortancası [alt-üst] sırası ile 14.85 [11.80-24.70] ve 19.50 [5.00-24.40]'dir. Çalışma ve kontrol grubundaki bireylerin beden kütle indeksi ortalaması sırası ile 24.31 ± 2.41 kg/m² ve 24.7±2.82 kg/m² olarak saptanmıştır. Çalışma ve kontrol grubundaki bireylerin sosyal medya bağımlılık ölçeği toplam puanı ortalamaları sırası ile 48.7±11.22 ve 54.8±11.14 olarak bulunmuş ve gruplara göre sosyal medya bağımlılık puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubunda sosyal medya bağımlılık ölçek puanı ile günlük alınan enerji ve makro besin miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Kontrol grubunda sosyal medya bağımlılık ölçek puanı ile günlük tüketilen protein miktarı ile yüzdesi ve günlük tüketilen yağ miktarı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Çalışma grubunda kas görünüm memnuniyet ölçeği ile sosyal medya bağımlılık ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Kontrol grubunda kas görünüm memnuniyet ölçeği toplam puanı ile egzersiz bağımlılık ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Kas görünüm memnuniyet ölçeği toplam puanı ile sosyal medya bağımlılık ölçeği toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sosyal medya bağımlılığındaki her 1 puanlık artış, kas memnuniyet ölçeği toplam puanını 0.24 kat artırırken, egzersiz bağımlılığındaki her 1 puanlık artış ise bu puanı 0.47 arttırmıştır. Bu bulgular sonucunda; sosyal medya bağımlılığı ve egzersiz bağımlılığı arttıkça bireylerde bigoreksiya eğiliminin arttığı gözlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışma sosyal medya bağımlılığının bireylerin yaşam tarzı ve beden algıları üzerinde etkiye sahip olabileceğini göstermektedir.
Türk Savunma Sanayiinde görev yapan beyaz yakalı çalışanların iş stresi, sezgisel yeme, fiziksel aktivite ve beslenme durumlarının incelenmesi
Bu çalışma, Nisan 2024 – Mart 2025 tarihleri arasında Ankara ilindeki savunma sanayi firmalarında çalışan, beyaz yakalı iş tanımına uyan, 24-64 yaşları arasında 152 katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylere yüz yüze anket uygulanmış, bireylerin genel bilgileri alınmış; iş stresi düzeyini belirlemek için İş Stresi Ölçeği, sezgisel yeme düzeyini belirlemek için Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (SYÖ-2), fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Fiziksel Aktivite Ölçeği-2 (FAÖ-2) ve beslenme durumlarını değerlendirmek için Besin Tüketim Sıklığı anketi uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 35.0±7.3 yıldır. Kadınların beden kütle indeksi ortalaması 22.1±2.86 kg/m2, erkeklerin ise 27.0±4.47 kg/m2 olarak belirlenmiştir. Katılımcıların beslenme alışkanlıkları incelendiğinde; %82.9'unun öğün atladığı ve en çok atlanan öğünün sabah (%72.2) olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların iş stresi düzeyleri incelendiğinde; %19.9'unun sağlığı ve verimliliği olumsuz etkileyecek; %15.2'sinin uyarıcı yönü olan hafif; %34.4'ünün sağlık ve verimlilik açısından elverişli; %30.5'inin bazı yönleri ile kişilere çekici gelen, uyarıcı yönü yüksek ancak sağlığı olumsuz etkileyebilecek özellikte iş stresi düzeyleri olduğu görülmüştür. Fazla mesai yapan katılımcıların iş stresi düzeyinin yapmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Erkek katılımcıların %98.9'unun, kadın katılımcıların ise tamamının fiziksel aktivite düzeyinin yeterli olduğu görülmüştür. Erkek katılımcıların fiziksel aktivite düzeyinin 2269.6±202.95 MET, kadınların ise 2193.9±156.82 MET olduğu erkek katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerinin kadınlardan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların sezgisel yeme durumu incelendiğinde; erkeklerin koşulsuz yeme izni, duygusal nedenlerden çok fiziksel nedenlere bağlı yemek ve toplam sezgisel yeme düzeyinin kadınlardan anlamlı derecede yüksek olduğu; kadınların ise açlık ve tokluk sinyallerine bağlı yemek düzeyi erkeklerden anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Katılımcıların İSÖ toplam puanı ile vücut besin seçim uyumu arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde (r=-0.187, p<0.05) ve sezgisel yeme toplam puanı arasında negatif yönlü zayıf düzeyde (r=-0.164, p<0.05) ilişki saptanmıştır. Kadınlarda vücut ağırlığı ile toplam sezgisel yeme puanı arasında negatif yönlü zayıf düzeyde (r=-0.287, p<0.05); erkeklerde ise vücut ağırlığı ile toplam sezgisel yeme puanı arasında negatif yönlü güçlü düzeyde (r=-0.545, p<0.001) ve BKİ ile toplam sezgisel yeme puanı arasında negatif yönlü güçlü düzeyde (r=-0.565, p<0.001) ilişkiler saptanmıştır. Çalışmada, sezgisel yeme davranışları ile fiziksel aktivite düzeyi arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca çalışmada, sezgisel yeme davranışları ile iş stresi düzeyi arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0.05). Bulgular yüksek iş stresinin sağlıklı yeme alışkanlıklarını engelleyebileceğine ve fiziksel aktivitenin ise sezgisel beslenmeyi destekleyici bir faktör olduğuna işaret etmektedir. İş yaşamındaki stresi azaltmaya yönelik girişimlerin, sezgisel yeme davranışlarını olumlu etkileyerek çalışanların genel sağlık durumuna katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Konstipasyonu olan ve olmayan gebelerin depresyon, anksiyete, stres ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Gebelik dönemi, döllenme ile başlayan, anne adayı ve fetüs için fizyolojik, psikolojik ve metabolik pek çok değişikliğin yaşandığı üç trimesterden oluşan riskli bir dönemdir. Bu dönemde yaşanan endokrin, iskelet ve kas, üreme sistemi, gastrointestinal sistemde yaşanan değişimler anne ve fetüsü bu döneme uyarlarken bazı yan etkiler de söz konusudur. Beslenme, bu dönemde hem anne hem de fetüs için son derece büyük önem taşımakta, anne adayının süreci rahat ve sağlıkla geçirmesini, fetüsün yeterli ve dengeli büyümesini sağlarken yaşanabilecek yan etkilerin en aza indirilmesini veya olmamasını sağlayabilmektedir. Gebelerde görülen semptomlar bulantı, kusma, aşerme, konstipasyon, depresyon, anksiyete ve stres olarak karşımıza çıkmakta ve bu semptomlar gebelerin sürece uyumundan kaynaklı olabileceği gibi bağırsak sağlığı ile de karşılıklı etkileşim içinde görülmektedir. Bu çalışmada konstipasyonu olan ve olmayan gebelerin, depresyon, anksiyete, stres ve beslenme durumları arasındaki ilişki incelenerek gebelerin bazı genel bilgilerinin, antropometrik ve fiziksel aktivite özelliklerine göre nasıl etkilendiği incelenmiştir. Çalışmaya katılan gebelerin konstipasyon durumları ve ruh halleri arasındaki ilişkiyi incelemek için uygulanan yüz yüze anket formunda kişilerin genel bilgileri, sağlık bilgileri ve yaşam tarzı alışkanlıkları, beslenme alışkanlıkları, defekasyon alışkanlıkları, fiziksel aktivite özellikleri, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulgularını inceleyen sorular ve Depresyon-Anksiyete ve Stres Ölçeği-21 (DASS-21) bulunmaktadır. Araştırmaya 18-49 yaş arası konstipasyonu olan 38 (%50) ve konstipasyonu olmayan 38 (%50) gebe dahil edilmiştir. Konstipasyonu olan gebelerin 26 (%68.4)'sı 2.trimester, 12 (%31.6)'si 3.trimestere mensup olup kontrol grubunda ise 19 (%50)'u 2.trimester, 19 (%50)'u 3.trimesterdedir. Çalışma grubundaki gebelerin defekasyon sıklığı sırasıyla haftada 3 olanların oranı %42.1, 2 günde 1 kez olanların %26.3, günde 1 kez olanların %31.6, günde 2 kez olanların ise %0'dır. Kontrol grubunda ise bu oranlar sırasıyla %2.6, %5.3, %63.2 ve %28.9 olarak bulunmuş olup istatistiksel olarak önemli ve anlamlıdır (p<0.05). Çalışma grubundaki gebelerin tam boşalmama hissi yaşamalarına verdikleri yanıtlar %73.7 evet, %26.3 hayır olup bu oranlar kontrol grubunda %7.9 ve %92.1'dir ve anlamlıdır (p<0.05). Çalışma grubundaki gebelerin dışkı kıvamı %94.7 sert ve %5.3 yumuşak olup bu oranlar kontrol grubunda sırasıyla %5.3 ve %94.7 olarak bulunmuştur ve anlamlıdır (p<0.05). Depresyon, anksiyete ve stres faktörlerinin risk seviyeleri incelendiğinde çalışma grubundaki gebelerin çoğunluğu stres ve anksiyete düzeylerinde risk faktörlerinin üstünde çıkmıştır ancak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışma grubundaki gebelerin günlük aldıkları yağ miktarları depresyonu 5 puan altında olanlarda (92.7 49.83 g), depresyonu 5 puan ve üstü olanlarda (61.4 28.33 g) anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubundaki gebelerin günlük aldıkları A vitamini miktarları depresyonu 5 puan altı olanlarda (1254.6 661.68), depresyonu 5 puan ve üstü olanlarda (611.3 354.63) anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Araştırmanın sonucunda çalışma ve kontrol grubunun depresyon, anksiyete, stres ve beslenme durumları arasındaki ilişki hakkında fikir sahibi olunmuş, konstipasyon yaşayan gebelerde anksiyete ve stres puanları, konstipasyon yaşamayan gebelere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçlarına göre gebelerin yaşadıkları metabolik ve psikolojik problemlerin yaşanmaması veya daha hafif atlatılması için eğitim ve planlamaların yapılması önemli görülmektedir.
Beyaz yakalı X Y ve Z kuşağı çalışanların besin seçimi, yeme davranışı ve yiyecek hizmetleri memnuniyetlerinin incelenmesi
Bu çalışma; X, Y ve Z kuşağına mensup beyaz yakalı çalışanların besin seçimleri, yeme davranışları ve yiyecek hizmetlerinden memnuniyetleri arasındaki farklılıklarının incelenmesi amaçlı planlanmıştır. Araştırma, Şubat- Ekim 2024 tarihleri arasında, Ankara ili Kahramankazan ilçesinde bir şirket yemekhanesinde gerçekleştirilmiş olup; çalışmaya gönüllü katılmayı kabul eden X, Y ve Z kuşağına mensup beyaz yakalı şirket çalışanları dahil edilmiştir. Çalışanlara çevrimiçi olarak uygulanan anket formunda; demografik bilgiler, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri içeren soruların yanında "Besin Seçim Testi (BST)", "Yetişkin Yeme Davranışı Ölçeği (YYDÖ)" ve "Menü Değerlendirme Anketi" yer almaktadır. Çalışmaya X Y ve Z kuşağından 70'şer kişi olmak üzere toplam 210 birey dahil edilmiştir. Çalışanların büyük çoğunluğunun işyeri yemekhanesini her gün kullandığı ve Z kuşağı katılımcıların (%71) en yüksek oranda kullanıma sahip olduğu saptanmıştır (p<0.05). X, Y ve Z kuşağı katılımcılar için besin seçiminde en önem verilen faktörün "duyusal çekicilik" olduğu; yeme davranışında en önem verilen faktörün "yeme keyfi" olduğu bulunmuştur. YYDÖ, "Yavaş yeme" alt boyutu ortalama puanları Z kuşağında (3.3±1.28), Y kuşağına (2.6±1.27) göre istatistiksel açıdan önemli olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Ölçeklerin birbiri ile ilişkisi incelendiğinde BST "doğal içerik" alt boyutu ile YYDÖ "duygusal aşırı yeme" alt boyutu arasında negatif yönlü bir korelasyon saptanmıştır (p<0.01). BST "duygu durum" alt boyutu ile YYDÖ "tokluk hissi" arasında negatif yönlü bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Menü Değerlendirme Anketi "yemek çeşitliliği" alt boyutu X kuşağı (3.6±0.82) ortalama puanının Y (3.2±1.05) ve Z kuşağına (3.3±0.98) göre istatiksel açıdan önemli olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır. "Menülerde yer alan yemeklerin genel olarak beslenme alışkanlıklarına uygunluğu" ve "Menüde yer alan yemeklerin sağlıklı olma durumu"nun beğenilme oranı X kuşağında diğer kuşaklara göre istatistiksel açıdan daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). X kuşağından Z kuşağına gidildikçe besin seçiminde BST "doğal içerik" alt boyutuna verilen önemin azaldığı bulunmuştur (p>0.05). Araştırmanın sonucunda X, Y ve Z kuşaklarının besin seçimleri, yeme davranışları ve yiyecek hizmetlerinden memnuniyetlerine ilişkin bulgular elde edilmiş, kuşaklar arasında farklılıkların olduğu görülmüştür. Toplu beslenme hizmetlerinde kuşaklararası farklılıkların ve beklentilerin dikkate alınması memnuniyet açısından önem arz etmektedir.
Hiperemezis gravidarum tanısı almış gebeler ile sağlıklı gebelerin biyokimyasal bulguları, beslenme durumları ve antropometrik ölçümlerinin karşılaştırılması
Gebelik döneminin en yaygın sorunlarından biri olan bulantı ve kusma gebelerin sıklıkla karşılaştığı sorunlardan biridir. Bu çalışma, Şubat 2020-Nisan 2020 tarihleri arasında Ankara A Life Hospital Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden doktor tarafından 1. trimesterde Hiperemezis Gravidarum tanısı almış gebeler ile sağlıklı gebeler üzerinde yapılmıştır. Araştırma kapsamında 30'u sağlıklı ve 30'u HG tanılı olmak üzere toplam 60 gebe ile yürütülmüştür. Çalışma gebeliği 14. haftanın öncesinde olan tekil gebelerde, bulantı ve kusmaya yol açabilecek gastrointestinal, odiyovestibüler, endokrinolojik, enfeksiyöz ve psikolojik bir rahatsızlığın olmadığı hastalar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara; sosyodemografik özellikler, genel özellikler, besin tüketim sıklığına ilişkin bilgilerin yer aldığı anket formu uygulanmış olup elde edilen veriler ile kan ve idrar bulguları incelenmiştir. Antropometrik ölçümleri, araştırmacı tarafından saptanmıştır. Günlük ortalama enerji ve besin ögesi alımları miktarları besin tüketim sıklığı kaydından elde edilen veriler kullanılarak hesaplanmıştır. Enerji ve besin ögelerinin tüketim miktarlarının yeterliliği cinsiyet ve yaşa göre günlük alınması önerilen Diyetle Referans Alım Düzeyi (DRI) değerlerine göre değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda HG olan gebelerin enerji alımı ortalaması 1811.20±190.42 kkal/gün 'dür. Toplam enerjilerinin %40.37±5.12'sinin karbonhidratlardan, %13.57±1.38'inin proteinlerden ve %46.20±5.26'sının yağlardan geldiği saptanmıştır.Sağlıklı gebelerin enerji alımı ortalaması 1898.74±295.93 kkal/gün'dür. Toplam enerjinin %40.47±5.88'inin karbonhidratlardan, %13.87±1.80'ının proteinlerden ve %45.70±6.35'inin yağlardan geldiği belirlenmiştir. Gebelerin HG olma durumlarına göre enerji (kkal), karbonhidrat (g), karbonhidrat (%), protein (g), protein (%), bitkisel protein (g), yağ (g), yağ (%), doymuş yağ (g), tekli doymamış yağ (g), çoklu doymamış yağ (g), kolesterol (mg), omega-3 (g) ve omega-6 (g) tüketimlerinin istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği (p>0.05) belirlenmiştir. Buna karşılık diyet lifi, çözünür posa ve çözünmez posa tüketimleri ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p<0.05). Ortalamalar incelendiğinde sağlıklı gebelerin mikro besin ögelerinden B2 vitamini, B3 vitamini, B6 vitamini, folat, potasyum, magnezyum, fosfor ve demir tüketimlerinin HG olan gebelerden daha fazla olduğu belirlenmiştir. HG tanılı gebelerin %60.0'ında idrarda keton pozitif tespit edilmişken, sağlıklı gebelerin hepsinde idrarda keton değeri negatif tespit edilmiştir ve bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Bu çalışma; HG tanılı gebelerin beslenme durumunu saptamak ve buna bağlı olarak gebelik sürecini iyileştirmek için adımlar atılması gerektiğini göstermektedir ve bu sonuçlar yeni çalışmalar ile desteklenmelidir.
Hipotiroidi tanısı almış kadınların duygu durumları ile beslenme alışkanlıkları, vücut kompozisyonları ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma; hipotiroidi tanısı almış kadınların duygu durumları ile beslenme alışkanlıkları, vücut kompozisyonları ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma 15 Temmuz - 20 Ekim 2020 tarihleri arasında, Ankara'da özel bir diyet kliniğine başvuran, doktor tarafından hipotiroid tanısı konmuş, 25-65 yaş aralığındaki 90 kadın hasta ile yapılmıştır. Katılımcıların, genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı (kg), boy uzunluğu (cm), bel çevresi (cm) gibi antropometrik ölçümleri ve vücut yağ kütlesi (kg) ile vücut yağ yüzdesini (%) içeren vücut kompozisyonuna ilişkin bilgiler araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanan bir anket formu ile kaydedilmiştir. Katılımcıların bazı besinlere ne kadar yeme arzusu duydukları hakkında bilgi alabilmek için Görsel Analog Skalası (VAS), beslenme durumlarını değerlendirmek için besin tüketim sıklık formu uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin fiziksel aktivite düzeyi, gün içerisindeki aktiviteleri fiziksel aktivite saptama formu ile değerlendirilmiş ve katılımcıların duygu durumlarını ölçmek amacıyla Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 39.8±10.60 yıl olarak belirlenmiştir. Bireylerin vücut ağırlığı ortalaması 73.1±12.2 kg, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması ise 27.5±4.9 kg/m² dir. BDÖ'ye göre bireylerin %58.9'u minimal, %24.4'ü hafif, %16.7'si ise orta ve şiddetli depresyon düzeyindedir. BDÖ skoru ortalaması 7.0 ± 6.79 olarak hesaplanmıştır. Fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ise 1.3±0.1 olduğu belirlenmiştir. Sedanter aktivite düzeyinde olan bireylerin vücut ağırlığı, BKİ, bel çevresi, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ kütlesi ve bel/boy oranının, hafif fiziksel aktivitede olan bireylere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Süt veya yoğurt tüketen bireylerin vücut ağırlığı ve vücut yağ kütlesi, tüketmeyen bireylere göre anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük enerji ve besin ögesi alım miktarları incelendiğinde; günlük ortalama 1648.4±352.59 kkal enerji aldıkları bulunmuştur. Bu enerjinin ortalama %50.8±6.54'ünün karbonhidrattan, %15.1±2.60'ının proteinden ve %32.7±5.04'ünün yağdan geldiği saptanmıştır. Ayrıca Diyetle Referans Alım (DRI) karşılama yüzdesine bakıldığında, diyetle folat (%58.5) alımlarının yetersiz olduğu saptanmıştır. Uygulanan VAS puanlarına göre en çok istek duyulan besin çikolata ve ürünleri olarak belirlenmiştir. Minimal depresyon düzeyinde olan bireylerin ağırlık, BKİ ve vücut yağ yüzdesi ortalamasının orta ve şiddetli depresyon düzeyinde olan bireylerden daha düşük olduğu bulunmuştur. Ancak istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilememiştir (p>0.05). Yeterli fiziksel aktivitenin vücut kompozisyonu üzerinde olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Bireylerin hem hastalık durumları sebebiyle, hem sağlıksız besin isteklerinin önlenmesi, hem de vücut ağırlığı artışını önlemek için diyetisyenler tarafından beslenme eğitimi verilmeli ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmaları için destek olunmalıdır. Bu grup hastalarda depresif semptomlar göz önünde bulundurulmalı ve gerekli görülmesi halinde tedavi edilmelidir.
Kadın diyetisyenlerde sosyal fizik kaygısının ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığına etkisi
Bu çalışma kadın diyetisyenlerde sosyal fizik kaygısının ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığına etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Mayıs-Temmuz 2021 tarihleri arasında 22-64 yaş arası Beslenme ve diyetetik lisans mezunu ile eğitim düzeyi üniversite üzeri olan diğer meslek gruplarına mensup çalışmaya katılmaya gönüllü 81 kadın (39 diyetisyen, 42 diğer meslek grupları) ile çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplamak amacıyla hazırlanan anket formu bireylerin bazı sosyodemografik özelliklerini, beslenme alışkanlıkları, egzersiz yapma durumları ile ilgili soruları ve Sosyal Fizik Kaygısı Envanteri (SFKE), Ortoreksiya-11 Ölçeği (ORTO-11), Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği-17 (EBÖ-17) ve Besin Tüketim Sıklığı Formu sorularını içermektedir. Çalışmada bireylerin yaş ortalaması 30.2±10.88 yıl olarak bulunmuştur. Araştırmada bireylerin %48.1'i diyetisyen, %51.9'u diğer meslek gruplarına mensup olarak bulunmuştur. Diyetisyen bireylerin %74.4'ünün ve diğer meslek gruplarındaki bireylerin %59.5'inin Beden kütle indeksi (BKİ) sınıflamasına göre normal grupta yer aldığı saptanmıştır. Meslek ile BKİ arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Enerji alım ortalamaları diyetisyenlerde 1614.7±599.95 kkal, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 1911.1±745.46 kkal olarak bulunmuş olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Bireylerin günlük karbonhidrat alımları; diyetisyenlerin 179.9±85.31 g, diğer meslek gruplarındaki bireylerin ise 193.7±92.36 g karbonhidrat aldığı görülmüştür. Sükroz yüzdelerine bakıldığında ise diyetisyenlerde sırasıyla 8.2±4.29, diğer meslek gruplarında sırasıyla 9.9±4.45 olarak bulunmuş olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Bireylerin günlük diyet ile aldıkları toplam protein miktarı ve enerjinin proteinden gelen yüzdesi incelendiğinde; diyetisyenlerde ortalama 70.0±27.11 g ve %17.8±3.74 iken, diğer meslek gruplarındaki bireylerde ortalama 76.6±28.46 g ve %16.8±3.59 olarak bulunmuştur. Bireylerin günlük yağ alımları; diyetisyenler ve diğer meslek gruplarındaki bireylerin sırasıyla 68.5±26.94 g ve 91.4±39.10 g olarak saptanmış olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Tekli doymamış yağ asit alımının günlük ortalama değeri diyetisyenlerde 23.8±9.56 g, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 31.4±12.66 g olarak belirlenmiştir ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Günlük doymuş yağ asit alım ortalamaları değerlendirildiğinde; diyetisyenlerde 27.2±13.03 g iken, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 40.2±18.35 g olarak bulunmuş olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır. Diyetle günlük kolesterol alım düzeylerinin ortalama değeri diyetisyenlerde 312.4±217.24 mg, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 425.2±209.51 mg olarak bulunmuştur ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Diyetisyenlerin %46.2'sinin, diğer meslek gruplarının ise %33.3'ünün düzenli olarak egzersiz yapma alışkanlığı olduğu belirlenmiştir. Diyetisyen bireylerin SFKE'nden aldıkları puan 33.0±6.21, diğer meslek gruplarındaki bireylerin ise 34.3±8.83 olarak bulunmuştur. Diyetisyenlerde ortorektik olan bireylerin oranı %30.8 iken diğer meslek gruplarında bu oran %35.2'dir. Diyetisyenlerin %43.6'sı, diğer meslek gruplarındaki bireylerin ise %45.2'si egzersiz bağımlılığında risk grubu içerisindedir. Meslek grupları ve SFKE, ORTO-11, EBÖ-17 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Ortorektik olan bireylerin SFKE'nden aldığı puan 38.6±8.91, olmayanların ise 32.18±8.04 olarak bulunmuştur. SFKE ve ORTO-11 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Diyetisyenlerde ortorektik bireylerde SFKE ortalama puanı 34.5±5.38, olmayan bireylerde 32.3±6.53 olarak belirlenmiş olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Diğer meslek gruplarındaki bireylerde ise ortorektik olan grubun SFKE puan ortalaması 42.0±9.89, olmayanların ise 32.0±9.43 olarak saptanmış ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). ORTO-11 ve EBÖ-17 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (p<0.05) bulunmakla birlikte aralarında negatif korelasyon bulunmuştur. Bu çalışma sosyal fizik kaygısının ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığına etkisi ile ilgili yapılan ilk çalışmadır. Ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığı ile ilgili yapılan, bu bozuklukların temelinde yatan ve toplum üzerindeki etkisini ölçen çalışmalar yetersizdir. Bu nedenle daha geniş ve kapsamlı çalışmalar bu konuların aydınlatılmasında etkili olacaktır.
Gestasyonel diyabet tanısı almış gebelerin beslenme durumları ile hastalık ve beslenme hakkındaki bilgi düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışma gestasyonel diyabet tanısı almış gebelerin beslenme durumları ile hastalık hakkındaki bilgi düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu kapsamda Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Gestasyonel Diyabet (GDM) tanısı almış ve yaşları 19-45 yaş arasında 211 gebe üzerinde Ocak 2021 – Temmuz 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya, gebelik öncesi bilinen diyabeti (Tip 1ve Tip 2), çoğul gebeliği ve diyabet komplikasyonları olan gebeler dahil edilmemiştir. Katılımcıları kişisel bilgileri (yaş, eğitim durumu, meslek), tıbbi bilgileri, antropometrik ölçümlerinin (boy uzunluğu, gebelik öncesi vücut ağırlığı, görüşmenin yapıldığı tarihte vücut ağırlığı, gebelik haftaları) sorgulandığı anket formu araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurulmuştur. Yapılan analizler sonrasında ulaşılan bulgulara göre, gestasyonel diyabetli gebelerin ile GDM Bilgi Düzeyi Anketi genelinden ve ankette bulunan risk faktörleri hakkında bilgi ve GDM komplikasyonları/sonuçları hakkında bilgi alt boyutlarından aldıkları puanlar arttıkça, YETBİD Ölçeğinde yer alan besin tercihi alt boyutundan aldıkları puanlar da artmaktadır. Gebelerin YETBİD Ölçeğinde yer alan besin tercihi alt boyutundan aldıkları puanlar ile GDM Bilgi Düzeyi Anketinde yer alan GDM hakkında temel bilgiler, diyet/besin değerleri hakkında bilgi ve GDM yönetimi hakkında bilgi alt boyutlarından aldıkları puanlar arasında arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyonların olmadığı saptanmıştır. Çalışmanın sonucunda araştırmaya katılan gestasyonel diyabetli gebelerin besin tercihi hakkında bilgi düzeyleri arttıkça GDM hakkındaki bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır.
Adana ilinde yaşayan 18-64 yaş arasındaki yetişkin bireylerin pandemi (COVİD-19) döneminde beslenme durumlarının, besin takviyesi kullananların, korku ve kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma; 18-64 yaş arasındaki yetişkin bireylerin pandemi döneminde beslenme durumlarının, Covid-19 kaynaklı kaygı düzeylerinin ve besin desteği kullanım durumlarının incelenmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışma Şubat 2021-Aralık 2021 tarihleri arasında Adana'da yaşayan 18-64 yaş aralığındaki gönüllü 83 kadın ve 177 erkek olmak üzere toplam 260 katılımcıyla yürütülmüştür. Çalışmada bireylerden demografik özellikleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin desteği kullanım durumları, antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı ve boy uzunluğu), besin tüketim sıklığı, Koronavirüs Kaygı Ölçeği ve Covid-19 Korkusu Ölçeğini içeren anket formunu çevrimiçi ortamda doldurmaları istenmiştir. Bireylerin pandemi öncesi ve pandemi sırasındaki Beden Kütle İndeksleri (BKİ) hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35.89 ± 10.63 yıl, erkeklerin yaş ortalaması 42.58 ± 9.2 yıldır. Örneklemdeki toplam yaş ortalaması ise 40.45 ± 10.15 yıldır. Pandemi sırasında pandemi öncesine göre 2 ana öğün tüketim sıklığı artarken (sırasıyla %50.4 ve %54.6) 1 ana öğün (sırasıyla %1.5 ve %1.9) ve 3 ana öğün (sırasıyla %48.1 ve %43.5) tüketim sıklığı azalmıştır (p<0.001). Pandemi sırasında pandemi öncesine göre 2 ara öğün tüketim sıklığı artarken (sırasıyla %21.9 ve %30.4) 1 ara öğün tüketim sıklığı (sırasıyla %40.4 ve %35.4) artmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin pandemi sırasında fiziksel aktivite ve ev dışı öğün tüketim oranlarının azaldığı görülmektedir (p<0.001). Katılımcıların çoğunluğu (%44.2) pandemi öncesinde haftada 1-3 kez dışarıda yemek yediklerini belirtirken pandemi sırasında ayda 1 ya da daha az dışarıda yemek yediklerini belirtmişlerdir (p<0.01). Pandemi öncesinde bireylerin besin takviyesi kullanma oranları %14.2 iken pandemi sırasında bu oran %33.1'e yükselmiştir (p<0.05). Katılımcıların C vitamini (%8.5'ten %20.0'a), D vitamini (%5.4'ten %18.8'e), multivitamin (%2.7'den %8.1'e), prebiyotik/probiyotik (%1.2'den %3.1'e) ve B12 vitamini (%2.7'den %8.1'e) kullanımları pandemi sırasında pandemi öncesine göre artış göstermiştir (p<0.05). Posa (r=0.138 p=0.03), tiamin (r=0.187 p=0.002), folat (r=0.200 p=0.001), pantotenik asit (r=0.124 p=0.04), potasyum (r=0.141 p=0.02), magnezyum (r=0.138 p=0.03)ve çinko (r=0.129 p=0.04) alımı ile pandemi sırasındaki BKİ arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Günlük alınan enerjinin karbonhidrattan gelen yüzdesi ile korku ölçeği puanları arasında negatif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r=-0.176 p=0.004). Günlük alınan enerjinin yağdan, doymuş yağ asitlerinden ve tekli doymamış yağ asitlerinden gelen yüzdesi ile korku ölçeği puanları arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (sırasıyla r=0.200 p=0.001, r=0.205 p=0.001 ve r=0.177 p=0.004). Covid 19 döneminde yeterli ve dengeli beslenme ile besin desteklerinin doğru kullanımı konuları önemlidir. Ayrıca Covid-19 döneminde bireylerin korku ve kaygı düzeylerinin azaltılabilmesi için önlemler alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Beslenme, Pandemi, Besin Takviyesi, Kaygı
Gestasyonel diyabeti olan ve olmayan gebelerin beslenme durumları, sezgisel yeme ve depresyon ilişkisinin incelemesi
Bu çalışma, gestasyonel diyabeti olan ve olmayan gebelerin beslenme durumları, sezgisel yeme ve depresyon ilişkisini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Ocak 2022 - Mart 2022 tarihleri arasında Ankara'nın Çankaya semtindeki özel bir kadın doğum polikliniğine başvuran 18-30 yaş arası gönüllü 45 gestasyonel diyabeti olan (GDM) ve 47 gestasyonel diyabet tanısı olmayan (GDM olmayan) , toplam 92 gebe ile yüz yüze anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplamak amacıyla hazırlanan anket formu bireylerin demografik özellikleri, sağlık bilgileri, antropometrik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ile ilgili sorular ile, Gebelikte Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-P), Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDÖ) ve Besin Tüketim Sıklığı Formunu içermektedir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 27.6±2.40 yıl olarak bulunmuştur. GDM'li gebelerin %60.0'ının ve GDM olmayan gebelerin %42.6'sının gebelik öncesi vücut ağırlıkları baz alındığında beden kütle indeksi (BKİ) sınıflamasına göre hafif şişman grubunda yer aldığı saptanmıştır. GDM'li gebelerin toplam enerji ve sükroz alım ortalamaları sırasıyla 2068.5 ±250.70 kkal, 91.2±75.50 g; GDM olmayan gebelerin ise 1709.8±290.18 kkal, 23.7±33.07 g'dır (p<0.05). GDM'li gebelerin IES-P puan ortalaması 2.6±0.63; GDM olmayan gebelerin ise 3.4±0.58 olarak bulunmuştur (p<0.05). BKİ ile sezgisel yeme davranışları arasında negatif bir ilişki gözlenmiştir. Sezgisel beslenenlerin BKİ ortalaması 26.98±4.04 kg/m2 iken sezgisel beslenmeyenlerin BKİ ortalamaları 27.6±4.02 kg/m2 olarak bulunmuştur (r=-.128, p>0.05). GDM'li gebelerin depresyon puan ortalaması 8.4±4.23; GDM olmayan gebelerin ise 6.4±3.91'dir (p<0.05). Sonuç olarak GDM olmayan gebelerde, GDM olan gebelere göre; sezgisel yeme puanının daha yüksek ve depresyon ölçeği puanının daha düşük olduğu bulunmuştur. Gebelerde sezgisel yeme tutumunu inceleyen sınırlı sayıda çalışma vardır. Gebelik döneminde beslenmenin neden olabileceği komplikasyonları önlemek ve uygun ağırlık kazanımı sağlamak amacıyla sezgisel yeme farkındalığı kazandırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel Diyabet, Sezgisel Yeme, Depresyon