Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Özge Metin
10 theses · Çukurova University, Çağ University
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ergenlerde kronotipin klinik ve eştanı ile ilişkisi
Amaç: Sirkadiyen tercihlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisini destekleyen kanıtlar giderek artmaktadır. Bununla birlikte, kronotiplerin DEHB kliniğini nasıl etkilediği hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Bu çalışmada, DEHB olan ergenlerde kronotipin klinik ve eştanı ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın örneklemini 12-18 yaş arası DEHB tanılı (DEHB-DE: % 48,4; DEHB-B: % 51,6) 306 (189 erkek, 117 kız) hasta oluşturdu. Conners Ana-Baba Değerlendirme Ölçeği (CADÖ), Turgay Yıkıcı Davranım Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği, Yönetici İşlevlere Yönelik Davranış Değerlendirme Envanteri, Çocukluk Dönemi Kronotip Anketi, Pubertal Gelişim Değerlendirme Formu, Çocuklar için Depresyon Ölçeği, Durumluk-Süreklilik Kaygı Envanteri ve Stroop Testi uygulandı. Bulgular: Özbildirime göre en sık akşamcı kronotip (% 49,35) saptandı. DEHB alt tipleri arasında kronotip açısından farklılık saptanmadı. Akşamcı kronotipin anksiyete, depresyon karşı gelme, sosyal problemler, psikosomatik semptomları, sabahçı kronotipe göre daha yüksekti. Akşamcı kronotip, tüm yönetici işlev ölçümlerinde diğer iki kronotipe göre daha çok problem yaşamaktaydı. Erkelerde ara, kızlarda akşamcı kronotip daha sıktı. Kronotip puanlarındaki artış, daha kısa uyku süresi (haftalık ve okul günlerinde), daha uzun gündüz şekerleme ve ekran süresi ile ilişkili idi. KOKGB eştanısı olanlarda akşamcı kronotip, bu eştanının olmadığı olgulara göre daha yüksekti. Çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçları; kronotip puanlarının; (özbildirim için) erkek cinsiyet, pubertal gelişim puanı, depresyon ve sürekli anksiyete puanları ve ayrıca ekran zamanı, anne eğitim düzeyi, hiperaktivite, psikosomatik problemler, global yönetici işlev ve izleme puanları ile anlamlı ilişkili olduğunu gösterdi. Sonuç: DEHB alt tipleri arasında kronotip açısından farklılık saptanmamış olmakla birlikte, çalışmamızda elde edilen bulgular; akşamcı kronotipin DEHB semptomlarında, anksiyete ve depresyon semptomlarında ve aynı zamanda yönetici işlev problemlerinde artışla ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca, akşamcı kronotipin daha kısa uyku süresine sahip olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Ergen, Kronotip, Yönetici İşlevler
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda anksiyete ve metakognisyon
Amaç:İlaç tedavisine yeterli yanıt alınamayan DEHB'liergenlerde psikoterapötik müdahalelerin faydalı olduğu bilinmektedir.DEHB'de ergen yaş grubuna özgü bilişsel davranışçı müdahalelerin zenginleşmesi için kliniği etkileyen bilişsel ve emosyonel faktörlerin tanımlanması gerekmektedir. Bu çalışmada DEHB tanılı ergenlerde, anksiyete, davranışsal sistemler ve metakognitif özelliklerin tanımlanması, bu özelliklerin DEHB kliniği ve birbirleri ile olan ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın örneklemini 12-18 yaş arası DEHB tanılı (DEHB-DE:% 35,6; DEHB-B:% 64,4) 132 (82 erkek, 50 kız) hasta oluşturdu. Conners Ana-Baba Değerlendirme Ölçeği (CADÖ), Çocuklar İçin Durumluk-Süreklilik Kaygı Envanteri (ÇDSKE), Çocuklar İçin Anksiyete Duyarlılığı İndeksi (ÇADİ), Üstbiliş Ölçeği-Çocuk ve Ergen Formu (ÜBÖ-ÇE) ve Davranışsal İnhibisyon Sistemi-Davranışsal Aktivasyon Sistemi Ölçeği (DİS-DAS) uygulandı. Bulgular:DEHB alt tipleri arasında ÇDSKE, ÇADİ, DİS/DAS puanları açısından farklılık saptanmadı. DEHB-B olan ergenlerin olumlu üstbiliş puanları daha yüksek saptandı. ÇDSKE ve ÇADİ toplam puanları ile DEHB semptom şiddeti arasında pozitif korelasyon saptandı. DEHB semptom şiddeti ile DAS-ödüle duyarlılık puanları arasında negatif korelasyon saptandı. DAS-dürtü ve DAS-eğlence arayışı puanları ile karşı-gelme (KG) ve duygusal değişkenlik (DD) semptomları arasında pozitif korelasyon vardı. Eştanısı olmayan DEHB'li ergenlerde; BCSüstbiliş puanları, KG, hiperaktivite ve DD puanları ile pozitif korele idi. ÇDSKE puanları ile ÇADİ'nin tüm alt ölçek ve toplam puanları pozitif korelasyon gösterdi. SKE puanları ile tüm ÜBÖ-ÇE puanları, DAS-eğlence arayışı, DAS-dürtü puanları arasında pozitif korelasyon bulundu. ÜBÖ-ÇE toplam puanda artış, tüm DİS/DAS ve ÇADİ puanlarında artışla korele idi. Bilişsel AD ile DİS puanları arasında pozitif korelasyon saptandı. Sonuç: Çalışmamız anksiyete, metakognitif inançlar ve davranışsal sistemlerin birbirleriyle ve DEHB kliniğiyle yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. DEHB'ye özgü bilişsel davranışçı müdahalelerde saptanan bilişsel ve emosyonel özelliklerin dikkate alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Anksiyete, Anksiyete Duyarlılığı, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, DİS/DAS, Ergen, Metakognisyon.
Klinik ergen örnekleminde psikoz benzeri yaşantılar ve travmatik yaşam olayları arasındaki ilişki
Amaç: Klinik ergen örnekleminde psikoz benzeri yaşantıların (PBY) yaygınlığının ve travmatik yaşam olayları ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran 182 ergen (119 kız, 63 erkek) oluşturdu. Mental bozuklukların varlığı, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (K-SADS-PL) kullanılarak değerlendirildi. PBY'ler Toplumda Psişik Yaşantı Değerlendirme Ölçeği ve K-SADS-PL tarafından belirlendi. Sosyodemografik veri formu ve Çocukluk Çağı Travma Ölçeği uygulandı. Bulgular: PBY'ler, toplam katılımcıların %69,2'si (özbildirim) ve %72'si (klinisyen değerlendirmesi) tarafından bildirildi. En sık bildirilen PBY, kötülük görmeydi. Kızlarda kötülük görme ve erkeklerde grandiyozite daha yüksekti. Duygusal istismar/ihmal, fiziksel istismar/ihmal, cinsel istismar ve akran zorbalığı daha yüksek PBY yaygınlığı ile ilişkiliydi. PLE yaygınlık oranı, duygusal istismar bildiren katılımcılar için en yüksektir. Travmatik yaşam olaylarının sayısı ile PBY sıklığı arasında pozitif bir ilişki vardı. En yüksek PBY prevalansı yeme bozuklukları, travma ile ilişkili bozukluklar ve depresif bozukluklarda bulundu. Sonuç: Çalışmamız, PBY'lerin psikotik olmayan klinik örneklerde yaygın bir fenomen olduğunu ve tüm travmatik yaşam olaylarının daha yüksek PBY prevalansı ile ilişkili olduğunu vurgulamaktadır. Travmatik deneyimlere artan maruz kalmanın PBY'ler üzerinde kümülatif bir etkiye sahip olması mümkündür. Tanı gruplarına özel daha büyük örneklemlerde yapılacak çalışmalar ruhsal patolojilerde PBY fenomeni konusunda daha aydınlatıcı olacaktır. Travma ve PBY'ler arasındaki nedensel mekanizmaları aydınlatmak için boylamsal takip çalışmalarına ihtiyaç vardır. Anahtar kelime: Ergen, Psikoz Benzeri Yaşantılar, Travma
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı ergenlerde depresif belirtiler ve bağlanma ilişkisi
Amaç: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda (DEHB) eşlik eden depresif belirtiler; kliniği ve işlevselliği önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çalışmada DEHB tanılı ergenlerde depresif belirtiler ve bağlanma ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini 12-18 yaş aralığında yer alan, DEHB tanılı, 25'i (%23,8) kız, 80'i (%76,2) erkek, toplam 105 ergen oluşturmuştur. Sosyodemografik Veri Formu, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu, Conners Anababa Değerlendirme Ölçeği-Yenilenmiş/Uzun Form, Turgay Yıkıcı Davranım Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği (TÖ), İlişki Ölçekleri Anketi-Ergen Formu, Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) kullanılmıştır. ÇDÖ'den 19 ve üstü puan alan grup Depresyon (+), 19'un altında puan alan grup Depresyon (-) olarak adlandırılmıştır. Bulgular: DEHB tanılı ergenler ÇDÖ'den ortalama 11,21±6,79 puan almış, %10,5'i Depresyon (+) grubunda yer almıştır. Depresyon (+) grubunda toplam DEHB semptom düzeyi daha yüksek bulunmuştur. DEHB'li ergenlerde güvenli bağlanma %30,61, güvensiz bağlanma %69,39 olarak saptanmıştır. En sık kayıtsız bağlanma (%33,3) stili bulunmuştur. Kayıtsız bağlanmadaki artış toplam DEHB semptomlarındaki artışla, saplantılı bağlanmadaki artış TÖ-DE puanlarındaki artışla ilişkili bulunmuştur. Depresyon (+) grubunda yer alan DEHB'lilerde korkulu bağlanma (%42,9) daha yüksek orandadır. ÇDÖ puanı; korkulu ve saplantılı bağlanma ile pozitif, güvenli bağlanma ile negatif koreledir. ÇDÖ puanındaki artış; toplam DEHB puanı, korkulu ve saplantılı bağlanma puanlarında artış tarafından anlamlı olarak yordanmıştır. Sonuç: Bağlanma güvensizliği DEHB kliniğinin yanı sıra eşlik eden depresif belirtileri olumsuz olarak etkilemektedir. DEHB'ye eşlik eden depresif tablolarda bağlanma temelli müdahalelerin etkili olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Bağlanma, Depresif Semptomlar, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Ergen
Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların klinik özellikleri ile ebeveynin depresyon, anksiyete, stres düzeyi ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişki
Amaç: Çalışmamızda; otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı çocukların klinik özelliklerinin; ebeveynin ruhsal problemleri ve duygu düzenleme güçlükleri ile ilişkisinin, ebeveynin ruh sağlığı ölçümleri ve otizm kliniği arasındaki ilişkide ebeveyn duygu düzenleme güçlüklerinin olası rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Örneklemi OSB tanılı 3-15 yaş aralığındaki toplam 153 olgu ve anne oluşturdu. Sosyodemografik veri formu, Otizm Davranış Kontrol Listesi (ODKL), Güçler Güçlükler Anketi (GGA)-ebeveyn formu, Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği-21 (DASÖ-21), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) kullanıldı. Bulgular: Anne depresyon, anksiyete, stres puanları; ODKL-toplam ve GGA-toplam puanları ile pozitif korelasyon gösterdi. ODKL-toplam ve GGA-toplam puanları; DDGÖ-toplam puanı ile pozitif korele idi. Anne-depresyon puanı ile ODKL-toplam puanı arasındaki ilişkide; DDGÖ- farkındalık alt boyutunun, anne-anksiyete puanı ile ODKL-toplam puanı arasındaki ilişkide ise DDGÖ- kabul, farkındalık ve strateji alt boyutlarının moderatör olduğu saptandı. Anne-stres puanı ile ODKL-toplam puanı arasındaki ilişkide; DDGÖ-farkındalık ve strateji alt boyutları moderatör idi. Anksiyete puanı ve stres puanı ile GGA-toplam güçlük puanı arasındaki ilişkilerde sırasıyla; DDGÖ-kabul, dürtü, farkındalık ve strateji alt boyutları ve DDGÖ-kabul, dürtü, farkındalık ve strateji alt boyutlarının moderatör olduğu bulundu. Anne-stres puanı ile GGA-dikkat eksikliği/hiperaktivite puanı arasındaki ilişkide; DDGÖ-toplam puanının tam aracı rolü saptandı. Sonuç: Çalışmamızda annenin depresyon, anksiyete, stres semptomlarının otizmli çocuğun klinik belirtileriyle olan ilişkisini annenin duygu düzenleme güçlüğünün etkilediği hem düzenleyici hem aracı rolü olduğu gösterilmiştir. Ebeveynlerin ruh sağlığının otizm kliniğiyle yakından ilişkili olduğunu gösteren çalışmamız; ebeveyn ruh sağlığına yönelik müdahalelerin hem çocuk hem de ebeveyn için olumlu etkilerinin olabileceğine ve ebeveyn duygu düzenleme güçlüklerinin müdahalelerin önemli bir hedefi olması gerektiğine işaret etmiştir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Depresyon, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Otizm Spektrum Bozukluğu, Stres
Ergenlerde algılanan psikolojik / duygusal istismarın duygu düzenleme ile ilişkisi
Bu çalışmada, ergenlerde algılanan psikolojik/duygusal istismarın, duygu düzenleme ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubunu 02.07.2021-11.08.2021 tarihleri arasında Adana Ekrem Tok Ruh Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Polikliniği'ne herhangi bir nedenle başvuran, araştırma için gönüllü olan 12-18 yaş aralığında yer alan 299 ergen oluşturmuştur. Veriler "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Psikolojik İstismar Ölçeği" ve "Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 25.0 Windows paket programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; cinsiyetler arasında toplam psikolojik istismar puanı açısından farklılık saptanmamıştır. Onaltı-onsekiz yaş grubunda, sigara kullananlarda, aile ortamında fiziksel şiddet ve ebeveynler arasında fiziksel şiddet bildiren olgularda algılanan psikolojik istismarın daha fazla olduğu bulunmuştur (p<.05). İçsel işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin; kız cinsiyette yer alan, lisede öğrenim görmekte olan, bedensel hastalığı olduğunu bildiren olgularda; dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin ise sigara, alkol kullanan, çekirdek aile yapısına sahip olmayan, baba eğitim düzeyi lise altı olan olgularda daha sık kullanıldığı bulunmuştur (p<.05). Ebeveynlerinde ruhsal hastalık bildiren, aile ortamında ve ebeveynler arasında fiziksel şiddet bildiren olgularda hem içsel hem de dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin daha sık kullanıldığı bulunmuştur (p<.05). Yıldırma/aşağılama, suça yöneltme ve reddetme/ izolasyon türünde algılanan psikolojik istismarın, işlevsel (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile negatif, işlevsel olmayan (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile pozitif ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<.05). Duygusal tepkiyi vermeyi reddetme türünde algılanan psikolojik istismarın, işlevsel (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile pozitif, işlevsel olmayan (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile negatif ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<.05). Anahtar kelimeler: Psikolojik istismar, duygusal istismar, duygu düzenleme.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çalışanlarında mesleki tükenmişlik ve empatik eğilim arasındaki ilişkinin incelenmesi: Adana ili örneği
Bu çalışmada Adana Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı kurumlarda çalışan meslek elemanlarında mesleki tükenmişlik ile empatik eğilim düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 2021 yılı içerisinde Adana ilinde bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı çalışan 166 meslek elemanı oluşturmuştur. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Empatik Eğilim Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 21.0 Windows paket programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; meslek elemanlarında duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşmanın orta düzeyde, kişisel başarının düşük düzeyde olması ile kendini gösteren orta düzeyde mesleki tükenmişlik saptanmıştır. Çalışanın yaşı, medeni durumu, çocuk sahibi olması, çalıştığı kurum, kurumun hizmet şekli, mesleki gelişim faaliyetlerine katılma ve mesleki kıdem, mesleki tükenmişlik ve empatik eğilimle ilişkili bulunmamıştır. Cinsiyetler arasında mesleki tükenmişlik açısından farklılık saptanmazken, kadın meslek elemanlarının empatik eğilim düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (<.05). Mezun olunan bölüme göre empatik eğilim düzeyleri anlamlı farklılık göstermektedir (p=.002). Çalışanın eğitim düzeyi, mesleği kendi isteğiyle seçip seçmediği, çalıştığı birimde görevlendirilme şekli, çalıştığı birim ve bağlı olduğu mevzuata göre duygusal tükenmişlik düzeyinde anlamlı farklılıklar bulunmuştur (<.05). Çalışanın eğitim düzeyi ve mesleği kendi isteğiyle seçme durumuna göre duyarsızlaşma düzeyleri anlamlı farklılık göstermiştir. İsteği dışında çalıştığı birimde görevlendirilenlerde kişisel başarı duygusunun daha az olduğu saptanmıştır (<.05). Empatik eğilim düzeyi, duygusal tükenme (r=-.30) ve duyarsızlaşma (r=-.42) ile negatif, kişisel başarı duygusuyla (r=.45) pozitif ilişkili bulunmuştur (hepsi; p<.001). Sonuçlarımız empatik eğilimin mesleki tükenmişlikle yakından ilişkili olduğuna işaret etmektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler alanı çalışanlarında mesleki tükenmişliği hedef alan müdahalelerin içeriğinde empatik eğilim bir bileşen olarak dikkate alınmalıdır.
8.sınıf öğrencilerinde anksiyete duyarlılığı ve sınav kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı sekizinci sınıf öğrencilerinde anksiyete duyarlılığı (AD) ve sınav kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca AD ve sınav kaygısı ile ilişkili sosyodemografik özelliklerin belirlenmesi ve sınav kaygısını yordayan değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubunu 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Adana İli Çukurova İlçesinde bulunan devlet okullarında öğrenim gören toplam 421 öğrenci oluşturmuştur. Veriler; "Kişisel Bilgi Formu", "Sınav Kaygısı Envanteri (SKE)" ve "Çocuklar İçin Anksiyete Duyarlılığı İndeksi (ÇADİ)" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 22.0 Windows paket programı kullanılmıştır. Araştırmamızda elde edilen bulgulara göre; kız öğrencilerin hem ÇADİ hem de SKE alt ölçek ve toplam puanları, erkeklerden daha yüksektir (p<.05). Babasında bedensel hastalık olduğunu bildiren öğrencilerin bilişsel AD, kendisinde bedensel hastalık olduğunu bildirenlerin sosyal AD düzeyi daha yüksektir. Ebeveynlerinde ruhsal hastalık olduğunu bildiren öğrencilerin bilişsel ve toplam, kendisinde ruhsal hastalık olduğunu bildiren öğrencilerin ise bilişsel, fiziksel ve toplam AD düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Babasında bedensel hastalık olduğunu bildiren ve kendisinde ruhsal hastalık olduğunu bildiren öğrencilerin tüm SKE puanları daha yüksektir. ÇADİ ile SKE puanları arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde korelasyon mevcuttu. SKE toplam puanı, Akademik başarı düzeyi, ruhsal hastalık durumu ve ÇADİ toplam puanının SKE toplam puanını yordayıcı faktörler olduğu bulundu (F (7, 413) = 34.208; p<0.001). Sonuçlarımız, AS'nin sınav kaygısının bir yordayıcısı olarak düşünülmesi gerektiğini göstermiştir. Sınav kaygısına yönelik geliştirilecek müdahale programlarında AD dikkate alınmalıdır.
Lise öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığının kırılgan narsisistik kişilik özellikleriyle ilişkisi
Bu çalışmada lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılıkların (SMB) kırılgan narsisistik kişilik özellikleriyle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca araştırmada sosyodemografik ve sosyal medya (SM) kullanım özelliklerinin hem sosyal medya bağımlılığı hem de kırılgan narsisistik kişilik özellikleriyle ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmanın evrenini Elazığ ilindeki lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise Elâzığ İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 7 liseden kolaydan örnekleme yöntemi ile seçilmiş 147'si kız, 162'si erkek toplam 309 öğrenci oluşturmuştur. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ)", "Kırılgan Narsisizm Ölçeği (KNÖ)" kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS 25.0 Windows paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre lise öğrencilerinin %72.8'inde SMB saptanmıştır. Kız öğrencilerde erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek oranda SMB saptanmıştır (%81.6 & %64.8, p<.05). Öğrenciler en sık kullandıkları uygulamaların İnstagram, Youtube ve Twitter olarak bildirmiştir. SMBÖ toplam puanın; sosyal medyada geçirilen süre ile pozitif (r=0.41, p<.05), SM kullanmaya başlama yaşı ile negatif (r=-0.17, p<.05) ilişkili olduğu bulunmuştur. SM uygulamaları, bildirim kontrol sıklığı ve kullanım amaçları arasında SMB oranlarında anlamlı farklılıklar olduğu bulunmuştur (p<.05). Kırılgan narsisizm ölçeğinden alınan puanlar ile cinsiyet ve yaş değişkenleri arasında ilişki saptanmamıştır. SMBÖ toplam puanı ile KNÖ puanı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0.36, p<.05). Sosyal medyada takipçi sayısına önem verdiğini bildirenlerde, sosyal medyayı yeni kişilerle tanışmak, tanınmak, paylaşımlara yorum yazmak/beğenmek amaçlarıyla kullananlarda, bu amaçlarla kullanmayanlara göre daha yüksek KNÖ puanları saptanmıştır. Çalışmamız lise öğrencilerinde SMB ve kırılgan narsisistik kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Çalışma sonuçlarımız kırılgan narsisistik kişilik özelliklerinin sosyal medya bağımlılığı ve birtakım sosyal medya kullanım özellikleriyle ilişkili olduğunu göstererek alanyazına önemli katkıda bulunmuştur.
Özel yetenekli çocuklarda öznel iyi oluş ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişki
Bu çalışmada özel yetenekli çocukların öznel iyi oluşları ve mükemmeliyetçilikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma grubunu 2020-2021 eğitim öğretim yılında Adana ilindeki Çukurova Bilim ve Sanat Merkezi'ne devam eden, 66 kız ve 74 erkek toplam 140 özel yetenekli öğrenci oluşturmuştur. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "EPOCH Öznel İyi Oluş Ölçeği", "Çocuk Yaşam Doyum Ölçeği" (ÇYDÖ), "Çocuk ve Ergen Mükemmeliyetçilik Ölçeği" (ÇEMÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 26.0 Windows paket programı kullanılmıştır. Çalışmamızda cinsiyet, yaş grupları, aile gelir düzeyi, ebeveynlerin çalışma durumu değişkenleri ile ölçek puanları arasında ilişki saptanmamıştır (p>.05). Sosyal kaynaklı mükemmeliyetçilikteki (SKM) artış, ders notlarında azalmayla ilişkili bulunmuştur (r=- .20; p<.05). Anne ve baba eğitim düzeyi orta-lise ve üniversite olan öğrencilerin öznel iyi oluş düzeyleri, ilkokul ve altı eğitim düzeyi olan öğrencilere göre daha yüksek saptanmıştır (p<.05). Kendine yönelik mükemmeliyetçilikte (KYM) artışın; bağlılık (r=.32; p<.01), kararlılık (r=.44; p<.01), iyimserlik (r=.22; p<.01), ilişkililik (r=.27; p<.01), mutluluk (r=.23; p<.01) alt boyutları ve toplam öznel iyi oluş düzeyinde (r=.37; p<.01) artışla ilişkisi gösterilmiştir. SKM ile öznel iyi oluşun bağlılık alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=.24; p<.01). KYM'nin yaşam doyumu ile pozitif yönde anlamlı ilişki gösterdiği saptanmıştır (r=.17; p<.05). Cinsiyet, anne-baba eğitim durumu, yaşam doyumu ve KYM'nin öznel iyi oluşu yordadığı bulunmuştur [F(6,133)=13.72; p<0.001]. Yaşam doyumu ve KYM, öznel iyi oluştaki değişimin %38'ini açıklayabilmektedir. Sonuç olarak, bu çalışmada elde elde edilen bulguların çalışmanın amacı doğrultusunda elde edilen temel hipotezleri desteklediği görülmüştür. Özel yetenekli öğrencilerde mükemmeliyetçilik özelliklerinin öznel iyi oluş ve yaşam doyumu ile ilişkili olduğu, bu ilişkide mükemmeliyetçilik alt boyutuna özgü farklılıklar gözlendiği bulunmuştur.