Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Perihan Çam Ray

11 theses · Çukurova University, Çağ University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Regresyonu olan ve olmayan Otizm Spektrum Bozukluğu tanılı çocukların elektroensefalogram bulguları

Amaç: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı olan çocuklarda, regresyon olup olmamasına göre elektroansefalogram (EEG) bulgularının, laboratuvar ve psikometrik test sonuçlarının karşılaştırılması, regresyonun EEG bozukluğu ile ilişkisinin ortaya konmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, retrospektif ve kesitsel çalışma olarak tasarlandı. Ocak 2020 - Haziran 2023 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran, 0-6 yaş arası ve DSM-V'e göre OSB tanısı alan ve EEG'si çekilmiş toplam 160 hasta üzerinde yürütüldü. Olguların otizm davranış kontrol listesi (ABC-Autism Behavior Checklist) ve Değiştirilmiş Erken Çocukluk Dönemi Otizm Tarama Ölçeği (M-CHAT-The Modified Checklist for Autism in Toddlers), Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE) sonuçları, ve rutin olarak incelenen laboratuvar sonumları değerlendirildi. Olgular klinik olarak regresyon gösteren ve göstermeyen olmak üzere iki gruba ayrıldı. Bulgular: Regresyonu olan 56 (%35) ve regresyonu olmayan 104 (%65) çocuk olmakla toplam 160 olgu çalışma kapsamında değerlendirmeye alındı. Çalışmaya dahil edilen çocukların %81,9'u erkek, %18,1'i kızdı. Regresyonu olan ve olmayan gruplar arasında cinsiyet, nöbet öyküsü ve epilepsi tanısı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Yine, regresyon öyküsü olanlarda epilepsi ve/veya epileptiform EEG anormallikleri prevalansı, regresyon öyküsü olmayanlara kıyasla benzerdi. EEG bozukluğu, OSB'li olguların %38,1'inde görülmüştür, ancak regresyon ile EEG bozukluğu arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. OSB'li çocukların %52,1'inde fokal, %47,8'inde generalize anomali vardı, ancak bu anomali türleri ile regresyon arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Kelime ve cümle yaşları, regresyonu olmayan gruplarda daha yüksek olsa da, regresyonu olan ve olmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Regresyonu olan gruplarda tuvalet eğitimi yaşının, regresyonu olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu tespit edildi. Baba yaşı, regresyonu olmayan gruba göre regresyonu olan grupta daha düşük bulunmuş ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Epileptik dalgaların kaynağına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Epilepsi olan veya epileptik aktiviteye sahip olan OSB grubunda, bunların olmadığı gruba göre kız çocukların oranı, istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek saptandı. Sonuç: Bu çalışma, OSB'li çocuklarda regresyon ve EEG arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak amacıyla detaylı bir analiz sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, epilepsi, elektroensefalogram.

ElektroensefalografiOtistik bozukluklarOtistik çocuklar+1
Esmıra Shukurova
Çukurova University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathanede çalışan sağlık çalışanlarının sigara kullanımı, anksiyete düzeyleri ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerinin incelenmesi

Ameliyathane Sağlık Çalışanlarının Sigara Kullanımı, Anksiyete Düzeyleri ve Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Belirtilerinin İncelenmesi Amaç: Bu çalışma, ameliyathane sağlık çalışanlarında sigara kullanımı ile anksiyete ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) arasındaki ilişkiyi incelemeyi, sigara kullanımını etkileyen psikososyal, sosyodemografik faktörleri araştırmayı ve sigara bağımlılık riskine yönelik potansiyel risk faktörlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metod: Araştırmamız, Adana Şehir Hastanesi'nde görev yapan yaş ortalaması 36,07±8,71 yıl olan 193 sağlık personeli üzerinde yapılmış kesitsel ve tek merkezli bir çalışmadır. Anket veri formu ve ölçekler yüz yüze dağıtılmıştır. Veri toplama araçları sosyodemografik veri formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Beck Anksiyete Ölçeği, ve Erişkin DEHB Ölçeğidir. Veriler SPSS 26.0 yazılımı ile analiz edilmiş, bağımsız örneklem t-testi, korelasyon analizleri ve çok değişkenli regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %56,48'i kadın, ve %59,5'i evli idi. Katılımcıların %43,01'i sigara içmemekte, %16,06'sı sigarayı bırakmış, %40,93'ü ise aktif sigara kullanıcısıdır. Sigara içen katılımcıların %69,09'u, sigarayı bırakmayı denemiş, %30,91'i ise bırakmayı denememiştir. Sigara kullanım süresi ile nikotin bağımlılığı riski düzeyi arasında pozitif bir ilişki bulunmuş, sigara içen bireylerin bağımlılık risk düzeyinin arttıkça anksiyete ve DEHB ölçek paunlarının daha belirgin olduğu gözlemlenmiştir. Sigara içen katılımcıların, anksiyete ölçek puanlarının, sigara içmeyenlere göre belirgin şekilde daha yüksek bulunmuştur. DEHB ölçek puanları açısından yapılan değerlendirmelerde ise, sigara içen bireylerin %58,5'i DEHB ölçek puanları yüksek gösterirken, sigara içmeyenlerde bu oran %34,3'te kalmaktadır. Ayrıca, sigara içen katılımcıların %53,9'u DEHB ölçek puanlarının yüksek seviyelerde gösterirken, sigara içmeyenlerde bu oran %32,4'tür. Sigara içen bireylerin nikotin bağımlılık risk düzeyleri, eğitim düzeyine ve sigara kullanım süresine bağlı olarak değişiklik göstermiştir. Nikotin bağımlılığı risk düzeyleri incelendiğinde, orta ve yüksek düzeyde nikotin bağımlılığı riski gösteren bireylerin sigara bırakma girişimlerinde başarısız olma olasılıklarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda, sigara kullanımının sağlık çalışanları arasında yalnızca fiziksel bir bağımlılık riski olmadığını, aynı zamanda ruhsal sağlık bozukluklarıyla sıkı bir ilişki içinde olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler:Anksiyete, DEHB, Sigara kullanımı, Bağımlılık, Sağlık çalışanları

Ahmet Eren
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda PDGFRB gen polimorfizmi

Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocuklarda Pdgfrb Gen Polimorfizmi Amaç: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), genetik ve çevresel faktörlerin etiyolojide önemli rol oynadığı bir nörogelişimsel bozukluktur. Bu çalışmada, OSB'li bireylerde Platelet-Derived Growth Factor Receptor Beta (PDGFRB) gen polimorfizminin rolünü araştırmak ve olası ilişkileri belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda yürütülen vaka-kontrollü kesitsel bir araştırmadır. Çalışmaya 50 OSB tanılı çocuk ve 50 sağlıklı kontrol grubu dahil edilmiştir. Katılımcılar, DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel-5) kriterlerine göre OSB tanısı almış olup, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiştir. Klinik değerlendirme için M-CHAT, ABC ve AGTE ölçekleri kullanılmış, genetik analizler ise Real-Time PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu) yöntemi ile PDGFRB (Platelet-Derived Growth Factor Receptor Beta) gen polimorfizmi açısından değerlendirilmiştir. Bu alanda yapılan ilk çalışmadır. Bulgular: OSB grubunda erkek oranı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,011). Annenin çocuğu doğurduğu yaş ve genel anne yaşı OSB grubunda daha düşük bulunmuş olup, bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,009 ve p=0,005). PDGFRB gen parametrelerinde gruplar arasında anlamlı bir farklılığa rastlanılmamasına (p>0,05) karşın tüm katılımcılarda allel G düzeyi (% 7,1), allel A düzeyine göre (% 61,6) düşük bulunmuştur. Sonuç: PDGFRB gen polimorfizmlerinin nörogelişimsel süreçlerdeki rolünü anlamak için daha geniş örneklem gruplarında ve fonksiyonel analizlerle desteklenmiş ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, PDGFRB, gen, polimorfizm

Rezan Karabulut Kılıç
Çukurova University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemisi sırasında çocuklar arasında sosyal izolasyon ve ekran maruziyetinin bilgisayar oyun bağımlılığı üzerine etkileri, Yenişehir örneği, Mersin

Amaç: Covid-19 salgını, tüm dünyada önemli sosyal, ekonomik, ruhsal sorunlara yol açmıştır. Bu araştırmada, salgının ülkemizdeki etkilerini incelemek amacıyla çocukların sosyal izolasyon, ekran maruziyeti durumlarının ve ebeveyn tutumlarının çocukların bilgisayar oyun bağımlılıkları üzerine etkileri araştırılmıştır. Yöntem: Araştırmamız, nicel olarak betimsel tarama yöntemi ile tasarlandı. Araştırmamızın örneklemini, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Mersin ili Yenişehir ilçesinde 25 devlet okulu 3. ve 4. Sınıf öğrencilerinden random olarak seçilmiş olan 155 kız ve 151 erkek olmak üzere toplam 306 öğrenciden oluşturdu. Araştırmada veri toplama araçları olarak; cinsiyet, sosyal izolasyon durumları, teknolojik araçlarla günlük vakit geçirme süreleri, çocukların sosyal aktiviteleri gibi bilgileri içeren "Kişisel Bilgi Formu", "Çocuklar İçin Bilgisayar Oyun Bağımlılığı Ölçeği" ve "Anne Baba Tutum Ölçeği" kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı programında analiz edildi. Bulgular: 9 ve 10 yaş aralığında olan katılımcıların ortalama yaşı 9,21 idi. Çalışmamızda, yaşanan sosyal izolasyon ve ekran maruziyeti durumlarının, katılımcıların %60'ında bilgisayar oyunlarına olan ilgilerini ve %54,2'sinde bu oyunlarla geçirilen süreleri arttırdığını, ayrıca %50,45'i pandemi döneminde kendilerini yalnız hissettiklerini bildirdi. Sosyal izolasyon yaşayan çocukların, bilgisayar oyunu oynama düzeyi ortalamasının diğerlerinden anlamlı olarak daha yüksek olduğu (p < .001) tespit edildi. Yine, bilgisayar oyunu oynama düzeyi ile telefonda (r= .41, p < .001), televizyonda (r = .23, p < .001), bilgisayarda (r = .33, p < .001) ve tablette (r = .23, p < .001) günlük vakit geçirme düzeyi arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki olduğu tespit edildi. Anne baba tutumlarından psikolojik özerklik alt boyutu ve cinsiyet faktörü bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyi anlamlı bir ilişki tespit edildi. Sonuç: Araştırmamızın sonuçlarına göre, pandemi döneminde bilgisayar oyunlarına olan ilginin arttığı, çocukların sosyal izolasyonu hissetme durumu, cinsiyet faktörü, teknolojik araçlarla günlük vakit geçirme süreleri ile bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Pandeminin, çocukların gelişimsel, ruhsal ve sosyal etkilerinin daha geniş kapsamlı araştırılmasına ve koruyucu önlemler alınmasına ihtiyaç vardır.

Ana-baba tutumuBilgisayar oyunlarıCOVID 19+6
Meryem Öztürk
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının tükenmişliklerini etkileyen psikososyal faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının tükenmişliklerini etkileyen psikososyal faktörler, Covid-19 ilişkili anksiyete, anksiyete ve tükenmişlik arasındaki ilişki incelenmiştir. Yöntem: Çalışmamızın örneklemini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yaşları 19 ile 63 (Ort= 35.51±9.38) arasında değişen, 284'ü (% 61.8) kadın, 132'si (% 31.7) erkek ve 2'si (% 0.5) cinsiyetini belirtmeyen olmak üzere 416 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Katılımcıların 70'i doktor, 147'si hemşire, 13'ü anestezi ve radyoloji teknisyeni, 40'ı laborant, 7'si paramedik, 57'si sekreter, 84'ü temizlik personeli olup, yemekhane personeli hariç tutulmuştur. Katılımcılar, rastgele seçilirken katılımcılara açık ve kapalı uçlu sorulardan hazırlanmış 33 maddelik kişisel bilgi formu, 5 maddelik Korona Virüs Anksiyete Ölçeği, 23 maddeden oluşan Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve 21 madden oluşan Beck Anksiyete Ölçeği, yüz yüze uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS Version 21.00 Windows paket programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda elde edilen sonuçlar duygusal tükenme, duyarsızlaşma, Covid-19 anksiyete ve Beck anksiyete arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkiler olduğunu göstermektedir (p < .001). Ancak kişisel başarı değişkenin, söz konusu bütün değişkenler ile negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur (p < .001). Ayrıca anksiyete ve Covid-19 ilişkili anksiyeteye sahip olmanın, kadın olmanın, genç olmanın, bekâr olmanın, çocuk sahibi olmanın, Covid-19 hastalığı geçirmenin, kronik rahatsızlığa sahip olmanın, pandemi sürecinde aileden ayrı eve çıkmanın, haftalık çalışma saatindeki artışın tükenmişliği arttıran etkileri olduğu bulunmuştur. Sağlık çalışanlarının meslekleri ile tükenme arasındaki ilişki incelendiğinde ise sonuçlar duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı düzeylerinde gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığını göstermektedir (p > .05). Sonuç; Tükenmişlik konusunda en riskli grupta yer alan sağlık çalışanlarının, pandemi döneminde iş yükleri ve maruz kaldıkları hastalık riski ile beraber kaygı seviyelerinin arttığı, bu nedenle çalışanların psikolojik sağlamlıklarını koruyacak ve arttıracak önlemlerin tükenmişliğin önüne geçmek adına önemli olduğu sonucuna varılmıştır.

AnksiyeteCOVID 19Pandemiler+3
Nilgün Çukurova
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine başvuran okul öncesi çocuklarda medya maruziyetinin uyku alışkanlıkları üzerindeki etkisi ve ilişkili faktörler

Amaç:Yaşadığımız pandemi sürecinde hem erişkin hem de çocukların hayatında önemli değişiklikler olmuştur. Bu süreçte, çocukların televizyon, telefon ve tablet gibi teknolojik araçlarla zaman geçirme sürelerinde artışlar meydana gelmiştir. Çalışmamızda, 3-6 yaş arasındaki çocukların medyaya maruz kalmalarının; uyku alışkanlıkları üzerindeki etkisinin ve bununla ilişkili faktörlerin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Bu çalışma, ilişkisel tarama modelinde betimsel bir araştırma olarak tasarlandı. Çalışmaya, 25 Haziran 2021- 31 Ağustos 2021 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi polikliniğine başvuran 3-6 yaş arasında 70'i erkek, 39'u kız çocuğu ve aileleri alındı. Araştırmada veri toplama araçları olarak, "Kişisel Bilgi Formu", ve çocuklar için "Aile İnternet Tutum Ölçeği", "Çocuk Uyku Alışkanlıkları Ölçeği" ve aileler için, "Anne–Baba Çocuk Yetiştirme Ölçeği" kullanıldı. Ölçekler katılımcılara yüz yüze uygulandı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS Version 22.0 paket programı ile analiz edilerek değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda, kız çocuklarının %53,84'inde, erkeklerin ise %44,2'sinde haftalık 8 saatten fazla tablet ve televizyon kullanım süreleri bildirildi. Okula giden çocukların anne babalarının demokratik tutum (t=3,964, p<,001) ve aile yakınlığı (t=2,383, p<,05) puanlarının okula gitmeyen çocuklardan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptandı. Çocukların uyku alışkanlıklarına bakıldığında, 6-9 saat arası uyku süresi bulunan çocukların uyku alışkanlığı sıra ortalamalarının 10 saat ve üstü uyku süresi olanlardan anlamlı düzeyde daha yüksek, yani uyku problemlerinin daha fazla olduğu bulunmuştur (U= 927,5, p<,05). Televizyon kullanımına göre; 2 saatten fazla televizyon kullanan çocukların uyku alışkanlıkları 1 saatten 2 saate kadar kullananlardan anlamlı düzeyde daha yüksektir. Çocukların uyku alışkanlıkları ile aile kontrolü, aile yakınlığı ve babanın demokratik tutumu arasında negatif yönde ve düşük düzeyde (sırasıyla; rho= -,223, p<,05;rho= -,207, p<,05;rho= -,231, p<,05); babanın otoriter tutumu arasında ise pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki (rho= ,266, p<,05) bulunmuştur. Aile kontrolü ve aile yakınlığının ise babanın demokratik tutum ile arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmektedir. Uyku alışkanlığı incelendiğinde, anne/baba eğitim düzeyi yükseköğrenim olan çocukların, daha az uyku sorunu olduğu görülmüştür. 2 saat ve üstü televizyon izleyen çocukların aile kontrolü puan ortalamalarının 2 saate kadar televizyon izleyen çocuklardan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görülmüştür (p<,05). Tablet kullanan çocukların aile internet tutumları alt boyutlarından aile kontrolü ve aile yakınlığı puanlarının tablet kullanmayan çocuklardan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmektedir (t= -2,078, p<,001, t=-2,090, p<,05). Gelir düzeyi 5651 TL ve üstü olan katılımcıların gelir düzeyi 0-2825 TL arası olanlara göre, hem aile kontrolü ve aile yakınlığı hem de demokratik tutum puan ortalamaları anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmektedir (p<,05), uyku alışkanlığı sıra ortalamaları ise anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<,016). Çocukların cinsiyetlerinin, yaşlarının uyku alışkanlıkları ve medya maruziyetleri üzerinde bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Sonuç: Aile kontrolü ve aile yakınlığı arttıkça uyku alışkanlığı sorunları da anlamlı olarak azalmaktadır/negatif yönlü ilişki söz konudur. Demokratik tutum arttıkça uyku alışkanlığı sorunları da anlamlı olarak azalmaktadır /negatif yönlü bir ilişki vardır. Otoriter tutum arttıkça uyku alışkanlığı sorunları da artmaktadır / pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Demokratik tutum arttıkça aile yakınlığı ve aile kontrolü de artmaktadır / pozitif ilişkili bulunmuştur. Ailelerin ekonomik düzeylerinin çocukların uyku alışkanlıkları, aile tutumları ve internet kullanımında etkili olduğu bulunmuştur. Ailelerin çocuk yetiştirme tutumlarının çocukların uyku alışkanlıkları üzerinde etkisi olduğu bulunmuştur.

Ekran maruziyetiMedyaOkul öncesi çocuklar+7
Seda Kara
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemisinde uygulanan ilk karantina sürecinin otizm spektrum bozukluğu tanılı çocuklardaki otizm belirti şiddetine etkisi ve ilişkili faktörler

Bu araştırmada Covid-19 pandemisi karantina sürecinin, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı almış çocuklardaki otizm semptom şiddetine etkisinin incelenmesi ve bu süreçte OSB şiddetini etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenli takibi yapılan OSB tanılı, yaşları 3 ile 6 (Ort = 4.69±1.09) arasında değişen, 34‟ü (%81) erkek ve 8'i (%19) kadın olmak üzere 42 çocuk dahil edilmiştir. Çalışmamızda boylamsal araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak 33 maddelik kişisel bilgi formu ebeveynle yüz yüze görüşme sırasında dolduruluştur. OSB şiddetini belirlemek için yüz yüze klinik ortamda Çocukluk Otizm Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS Version 25.0.Windows paket programı ile değerlendirilmiştir. Çalışmamız, karantina sonrası otizm şiddetinin karantina öncesi otizm şiddetinden anlamlı olarak daha yüksek olduğunu göstermektedir (p <.001). Ayrıca ekran süresi ve OSB semptom şiddeti arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki olduğunu (p<.001) göstermektedir. Karantina sürecinde OSB şiddetini etkileyen faktörleri incelediğimizde; özel eğitim almayan, rutinleri değişen, ekran süresi, uyku, beslenme ve davranış problemi artan çocukların karantina sonrası otizm şiddetinin karantina öncesi otizm şiddetinden anlamlı olarak daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca karantina sürecindeki OSB şiddetinin, çocukların yaşadığı ev, ailenin aylık geliri, annenin eğitim durumu, çocukla ilgilenen kişiye göre gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma olduğunu göstermektedir (p <.05). Ancak kardeş sayısı, birlikte yaşadığı kişi sayısı, ebeveynin yaşı, babanın eğitim durumu ve ilaç tedavileri aksayan gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığını göstermektedir (p> .05). Sonuç olarak, Covid-19 pandemisi karantina sürecinde, OSB'li çocukların karantina öncesine kıyasla karantina sonrasında OSB şiddetinin arttığı, bu nedenle OSB şiddetini etkileyen faktörleri iyileştirecek eylem planı hazırlanması adına önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Otizm spektrum bozukluğu, covid-19 salgını, karantina, OSB şiddeti.

Belirti ve semptomlarCOVID 19Otizm spektrum bozukluğu+2
Hilal Kaya
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin siber mağduriyeti, siber zorbalıkla başa çıkma becerileri ile psikolojik sağlamlık ilişkisi

Bu araştırmada lise öğrencilerinin siber mağduriyeti, siber zorbalıkla baş etme becerileri ve psikolojik sağlamlık ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada siber zorbalıkla baş etme becerilerinin ve psikolojik sağlamlığın ergenlerin yaşı ile ilişkisi, cinsiyet, anne-baba eğitim düzeyi, anne-babanın ilişki durumu ve gelir düzeyine göre farklılaşıp farklılaşmadığı ayrıca telefon, tablet, sanal oyun ve bilgisayar kullanımının siber mağduriyete etkisi incelenmiştir. Katılımcılar, Adana ili Seyhan ve Çukurova ilçesinde 2021-2022 yılında lisede eğitim gören yaşları 14 ile 18 (ort = 15.82 ±1.25) arasında değişen 267'si (% 60,7) kız ve 173'ü (% 39.3) erkek olmak üzere toplam 440 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları Siber Mağduriyet Ölçeği, Siber Zorbalıkla Başa Çıkma Ölçeği, Çocuk ve Ergen Psikolojik Sağlamlık Ölçeği'dir. Araştırma verileri t-testi, ANOVA, Pearson korelasyon analizi ve Mann-Whitney U analizleri ile değerlendirilmiştir. Veriler SPSS Version 25.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmamızın sonuçları, günlük iki saatten daha uzun süre bilgisayar kullanan öğrencilerin, siber mağduriyet ortalamalarının diğer öğrencilere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğunu göstermektedir (p < .01). Cinsiyete göre siber mağduriyet düzeyleri ve siber zorbalıkla baş etme becerilerinin farklılık göstermediği görülmüştür. Psikolojik sağlamlık düzeyinin; anne-baba ilişki durumu, anne-baba eğitim durumu, cinsiyet ile farklılaşmadığı, gelir düzeyi ile farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, siber zorbalıkla baş etme becerileri ile psikolojik sağlamlığın ilişkili olduğu ve psikolojik sağlamlığın siber zorbalıkla baş etme becerileri üzerinde pozitif yönde yordayıcı olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p= .001). Anahtar Kelimeler: siber mağduriyet, siber zorbalıkla baş etme becerileri, psikolojik sağlamlık.

Baş etme stratejileriBaşa çıkmaLise öğrencileri+4
Duygu Üvey
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Okul psikolojik danışmanlarının romantik ilişkilerindeki duygusal istismar düzeyleri ile benlik saygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Romantik ilişkilerde yaşanan istismar en genel anlamda duygusal beraberliği olan çiftlerin birbirlerine karşı fiziksel, psikolojik ve cinsel anlamda baskı yoluyla güç ve kontrol sağlamasıdır. Romantik ilişkilerde yaşanan çeşitli problemler bireylerin benlik saygısı düzeylerini etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, okul psikolojik danışmanlarının romantik ilişkilerindeki duygusal istismar düzeyleri ile benlik saygıları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada okul psikolojik danışmanlarının romantik ilişkilerindeki duygusal istismar düzeyleri ile benlik saygıları arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma nicel araştırma deseninde hazırlanmıştır. Çalışma grubunu Adana İlinde görev yapmakta olan yaşları 25-55 (ortalama: 35,9± 6,9), arasında değişen 121 kadın ve 83 erkek olmak üzere toplam 204 okul psikolojik danışmanı oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamada, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği ve İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, ilgili çevrimiçi kaynaklar aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Duygusal İstismar ölçeği alt ölçekleri ile kendini sevme değişkeni arasında orta düzeyde istatistiksel ilişki bulunmuştur. Duygusal istismar alt ölçekleri ve psikolojik yardım değişkenleri ile özyeterlik puanları arasında orta düzeyde istatistiksel ilişki bulunmuştur. Duygusal istismar alt ölçekleri ve psikiyatrik tanıya sahip olma değişkenleri ile özyeterlik puanları arasında orta düzeyde istatistiksel ilişki bulunmuştur. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre duygusal istismara maruz kalma ve uygulamanın kendini sevme üzerinde anlamlı birer yordayıcı olduğu saptanmıştır. Duygusal istismara maruz kalma ve uygulama, psikolojik yardım alma durumu değişkenlerinin özyeterlik üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu saptanmıştır. Uygulama aşağılama maruz kalma aşağılama değişkenlerinin benlik saygısı üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu saptanmıştır.

Benlik saygısıDanışmanlarDuygusal ilişki+6
Aslı Burçin Akkaya
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Meslek lisesi öğrencilerinin akademik güdülenme düzeylerinin anne baba tutumu ve sosyodemografik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi

Öğrencilerin okul ortamındaki öğrenmelerini, buna bağlı olarak da akademik başarılarını etkileyen önemli faktörlerden bir diğeri de ailedir. Bu araştırmanın temel amacı, meslek lisesi öğrencilerinin algıladıkları anne baba tutumları ile akademik güdülenme düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma 2021-2022 eğitim öğretim yılında Adana ili Çukurova ilçesinde bulunan üç mesleki ortaöğretim kurumuda 9, 10, 11, ve 12. sınıflarda öğrenim gören 418 meslek lisesi öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada anne-baba tutumlarının akademik güdülenme sürecine etkisini belirleyebilmek için 'anne-baba tutum envanteri', akademik güdülenme düzeylerindeki kişisel farklılıkları belirlemek amacıyla 'akademik güdülenme ölçeği' ve kişisel özelliklere ilişkin bilgileri elde etmek için 'kişisel bilgi formu' kullanılmıştır. Bu çalışmada verilerin analizleri SPPS 25 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu, yaşları 14-18 arasında değişen (ort = 15.63 ± 1.32) 28'i (% 6.7) kız ve 390'ı (% 93.3) erkek olmak üzere toplam 418 ergen oluşturmaktadır. Araştırma sonuçları, akademik güdülenme düzeylerinde demografik özelliklere bağlı farklılaşmaların olduğu görülmektedir. Buna göre meslek lisesi öğrencilerinin akademik güdülenme düzeylerinin sınıf düzeylerine göre farklılaştığı; cinsiyet, yaş, okuduğu bölüm, başarı puanı, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumu, anne-baba durumu ve ailenin ortalama aylık gelirine göre farklılaşmadığını göstermiştir. Ayrıca anne-baba tutumlarının akademik güdülenme sürecine olan yordayıcı etkisinin, algılanan demokratik ebeveynliğin kendini aşma, bilgiyi kullanma ve keşif boyutlarını anlamlı düzeyde ve pozitif yönde açıkladığı ancak koruyucu-istekçi ve otoriter ebeveyn tutumlarının ergenlerin akademik güdülenme düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmektedir. Elde edilen sonuçlar algılanan demokratik ebeveynliğin, akademik güdülenmenin kendini aşma, bilgiyi kullanma ve keşif boyutlarını anlamlı düzeyde ve pozitif yönde açıkladığını göstermektedir (p < .001). Ancak koruyucu-istekçi ve otoriter ebeveyn tutumlarının ergenlerin akademik güdülenme düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır (p >.05). Çalışmamızda, meslek lisesinde okuyan öğrencilerin algıladıkları anne-baba tutumlarının akademik güdülenme düzeylerinde anlamlı bir farklılaşma olduğu görülmektedir. Ebeveynlerin, eğitimcilerin ve öğrencilerin içinde bulundukları durumu daha iyi analiz ederek tutum ve davranışlara yönelik farkındalık oluşturulması, çocuk ve ergenlerin olumsuz güdülenmelerine neden olan faktörlerin belirlenmesi ve sonuç olarak onların akademik ve sosyal becerilerinin arttırılması açısından önemlidir

Akademik başarıAna-baba tutumuBaşarı güdüsü+4
Menzil Yüksel
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

112 Acil çağrı merkezi personelinin çalışma ortamındaki stres yaşantıları ve stresle başetme stilleri

Araştırma, bir 112 çağrı merkezinde çalışan personelin strese karşı gösterdiği belirtiler ve stresle başa çıkma yöntemlerinin incelenmesi temeli üzerine oluşturulmuştur. Bu nedenle çalışmada 112 acil çağrı merkezi personelinin çalışma ortamındaki stres yaşantıları ve stresle başetme stillerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma 112 Acil çağrı merkezinde "Çağrı karşılama, Sağlık, Emniyet, Jandarma, İtfaye, Afad, Sahil Güvenlik, Doğa Koruma ve Orman" gibi departmanlarda çalışan bütün çalışanlar dahil edilmeye çalışılmıştır. Araştırmaya 4 kişi Sahil Güvenlik, 4 kişi AFAD, 16 kişi İtfaye, 8 kişi Orman, 10 kişi Jandarma, 23 kişi Polis, 56 kişi Ön çağrı personeli, 5 kişi Doktor, 24 kişi Paramedik çalışanı olmak üzere toplamda 150 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çalışanların yaşadığı stresin belirtilerinin tespit edilmesi için 'Stres Belirtileri Ölçeği', stresla başaçıkma yollarının belirlenebilmesi için 'Stresle Başaçıkma Yolları Envanteri' ve kişisel özelliklere ilişkin bilgilerin elde edilmesi için 'Sosyo-Demografik Veri Formu' kullanılmıştır. Çalışmada verilerin analizleri SPSS 21.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada yer alan katılımcıların Stres Belirtileri Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği'nden aldıkları puanlar değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; katılımcıların Stres Belirtileri Ölçeği'nin Bilişsel – Duyuşsal alt boyutundan aldıkları puanların ortalaması 33,39 ± 7,12, Fizyolojik Belirtiler alt boyutundan aldıkları puanların ortalaması 18,32 ± 3,65 ve Ağrı – Rahatsızlık alt boyutundan aldıkları puanların ortalaması 19,75 ± 4,63 olarak bulunmuştur. Katılımcıların Stres Belirtileri Ölçeği toplamından aldıkları puanların ortalaması ise79,73 ± 14,58 olarak saptanmıştır. Katılımcıların Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği'nin Kendine Güvenli Yaklaşım alt boyutundan aldıkları puanların ortalaması 25,17 ± 6,02, İyimser Yaklaşım alt boyutundan aldıkları puanların ortalaması 17,41 ± 4,14, Çaresiz Yaklaşım alt boyutundan aldıkları puanların ortalaması 20,10 ± 5,86, Boyuneğici yaklaşım alt boyutundan aldıkları puanların ortalaması 12,45 ± 4,26 ve Sosyal Desteğe Başvurma alt boyutundan aldıkları puanların ortalaması 12,79 ± 3,98 olarak saptanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; katılımcıların hobilerine göre kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, çaresiz yaklaşım, boyuneğici yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Elde edilen sonuçlara göre; düzenli spor yapma durumlarına göre kendine güvenli, iyimser, çaresiz, boyuneğici yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Elde edilen sonuçlara göre; katılımcıların bilişsel – duyuşsal alt boyutu puanları ile çaresiz yaklaşım alt boyutu puanları arasında pozitif yönlü zayıf ilişki saptanmıştır. Katılımcıların Fizyolojik Belirtiler alt boyutu puanları ile Boyuneğici Yaklaşım alt boyutu puanları arasında pozitif yönlü zayıf ilişki belirlenmiştir. Sosyal desteklerin, çağrı merkezi çalışanları için stresin çözümü konusunda etkin bir yöntem olduğu görülmektedir. Bu sebeple sosyal desteklerin geliştirilmesi önerilmektedir. Ayrıca çalışanlara belirli aralıklarla stres, stres faktörleri, belirtileri ve başa çıkma yöntemleri hakkında eğitim verilmesi önerilmektedir. Çağrı merkezi yoğun ve vardiyalı çalışma sistemiyle çalışanları zorlayabilmektedir. Bu zorluk onlarda strese neden olabilmektedir. Bu sebeple çalışma koşullarının iyileştirilmesi önerilmektedir.

Özhan Harnuboğlu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors