Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Recep Çelik

20 theses · Dicle University, Yalova University

DoctorateOpen AccessTR

Harran Ovası yeraltı suyu potansiyeli ve kalitesinin coğrafi bilgi sistemi destekli çok kriterli karar verme yöntemi ile modellenmesi

Harran Ovası Yeraltısuyu Potansiyeli ve Kalitesinin ilcelenmesi ile ilgili çalışmamda iki önemli değişken söz konusu olmuştur. Bu değişkenler yeraltı su potansiyeli modellenmesi ve su kalitesinin (kirlilik) ortaya çıkarılmasıdır. Bu çalışmalar CBS destekli Çok Kriterli Değerlendirme Sistemi (Multi-Criteria Decision System) yöntemi ile incelenmiştir. Çalışmada yeraltısuyu potansiyelinin ortaya çıkarılması ile ilgili çoğunlukla Şanlıurfa Devlet Su İşleri'nin (DSİ) yapmış olduğu yeraltısuyu seviye varyasyonlarının gösterildiği kuyu verileri, arazi yapısı, jeoloji, jeomorfoloji, eğim, arazi kullanımı, toprak, yağış, fay yoğunluğu ve drenaj yoğunluğu parametreler kullanılarak Çoklu Değerlendirme Yöntemi ile Harran Ovası'nın Yeraltısu potansiyeli İndeksi (YPSI) elde edilmiştir. YPSI değerlerine göre Havzanın %38'inin; orta seviyede, %31'lik kısmının; iyi seviyede, %29 kısmının; kötü seviyede, %1,6 lık kısmının; çok iyi seviyede, geriye kalan çok az bir kısmınında çok kötü seviyede yeraltı su potansiyeline sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca YSPI değerleri ile Sondaj kuyu verileri karşılaştırılarak potansiyel değerlerinin birbirleriyle örtüştüğü görülmüştür. Çalışmamızın ikinci bölümü olan Harran Ovası Yeraltı suyu kalitesi ile alakalı veriler Harran Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümünden Yeşilnacar'ın (2006) yaptığı su kalitesi çalışmasından alınarak CBS programının oluşturduğu imkânlardan yararlanılmıştır. Harran Ovasında 24 kuyuda yapılan ölçümlerde, pH, EC, nitrat, sertlik ve sulama suyu sınıflamasından Sodyum tehlikesi (SAR) parametreleri kullanılarak su kalitesi (kirlilik) değerleri CBS ortamına aktarılıp ovanın yeraltı su kalitesine ait veriler elde edilmiştir. Türkiye'nin yeraltı suyu kirlenme nedenlerinden biri, evsel atıklar ve herhangi bir işleme tabi tutulmayan katı ve sıvıların toprağa doğrudan verilmesidir. Deterjan gibi parçalanması daha uzun zaman alan bileşikler yeraltı sularına karışarak içme sularında çok ciddi problemler oluşturabilmektedir. Yeraltı suyu kalitesinin bozulmasına neden olan tarımsal faaliyetler ise; ilaç atıkları olan pestisitin yanı sıra kimyasal gübre ve hayvansal atıkların yağışla birlikte toprağa karışım olayıdır. Harran Ovası içme ve sulama suyu ihtiyacının büyük bir kısmını yeraltı suyu kaynaklarından karşılamaktadır. Yeraltı suyunun plansız ve programsız olarak kullanılması, ekolojik ve ekonomik açıdan çok önemli problemler oluşturabilmektedir. Kirlenmeye yönelik sorunlar karşısında önlemler alınması ve yeni politikalar oluşturulması için öncelikli olarak su kullanmının kayıt altına alınmasının yanısıra konuya ait planların yenilenmesi, en önemlisi de devamlılık arzetmesi gerekmektedir. Buna bağlı olarak CBS (Coğrafi Bilgi Sistemi), yeraltı ve yerüstü su kaynakları, yerkürenin geniş arazi örtüsü, tarımsal faaliyetlerde meydana gelen değişimlerin takibi ve kayıt altına alınmasında daha büyük kolaylıklar ve yararlar sağlamaktadır. Harran Ovası genel olarak tarımsal faaliyetlerin çoğunlukta olduğu bir bölge olmasından dolayı nitrat kirliliğinin bu bölgelerde istenilenden fazla olduğu yapılmış olan haritalardan kolaylıkla görülmektedir. Sonuçlara göre ovada nitrat değerlerinin istenilen sınır değerlerinin üzerinde olmasına sebep olan kriterin tarım amaçlı kullanılan gübreler olduğu söylenebilir.

Harran Ovası
Veysel Aslan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kadının güçlendirilmesinde kadın girişimciliği ve mikro kredi uygulamaları: Bağcılar örneği

Bu araştırma kadının güçlendirilmesinde kadın girişimciliği ve mikro kredi uygulamalarını kadınların kendi deneyimleri üzerinden değerlendirebilmek amacıyla yapılmıştır. İstanbul'da yaşayan, farklı eğitim ve gelir seviyelerine sahip olan kadınların yaşamlarını idame ettirebilmeleri, kendi işletme ortamlarını oluşturmaları veya geliştirebilmeleri için aldıkları kredilerin onların sosyo-ekonomik hayatlarında nasıl bir etki oluşturduğu araştırmanın inceleme konusudur. Araştırma kapsamında İstanbul Vuslat Doğan Sabancı Bağcılar Mikrofinans Şubesi'nde mikro kredi alan 13 kadınla ve bu şubenin yöneticisiyle yüz yüze ve telefonda görüşülmüştür. Nitel bir olgubilim (Fenomenoloji) çalışması yapılmıştır. Veriler içerik analizi yapılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak mikro kredi ile bir iş yapan ya da var olan işini devam ettiren kadınların girişimci olarak değerlendirilemeyeceğine kanaat getirilmiştir. Mikro kredi alan kadınların her biri kendi içinde yaşadığı özel şartlara göre mikro kredi ile bir değişim yaşamıştır. Bu değişim daha önce hiç çalışmamış ve dolayısıyla para kazanmamış kadınlarda daha fazla olurken, hâlihazırda bir işi olan kadınlar için söz konusu olmamıştır. Kadınlar için değişen konu ise kimseye muhtaç olmadan kendilerine özel bir gelir elde etmeleridir. Yani mikro krediyle kadının ekonomik güçlendirilmesi boyutu ön plandadır. Yine de mikro kredi ile ancak asgari ücrete yakın bir kazanç elde etmekte ve evlerine giren diğer gelirlerle birlikte yoksulluk sınırında kalmaktadırlar. Kazançları ve mikro kredinin limiti ne kadar az olursa olsun mikro kredi kadınlar için güvenilir bir borç kapısı olmaktadır. Kadınların ev içi kararlara katılımıyla ilgili anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Ancak bu kadınların güçsüz olduğunu değil aksine mikro kredi almadan önce de bu kararlara katılıyor olduklarını göstermektedir. Yani sanılanın aksine mikro kredi alan kadınların hepsi homojen bir grup olarak değerlendirilip güçsüz olarak nitelendirilemez. Ancak ev içi sorumluluklar söz konusu olduğunda tam tersi bir görüntü oluşmaktadır. Yani kadınlar mikro krediden önce de sonra da tüm bu sorumluluğu tek başlarına yüklenmektedirler. Bu da sosyal hayatlarına pek fazla vakit ayıramamalarına neden olmaktadır. Dayanışma grupları ise kadınlar için herhangi bir destek sunmamaktadır. Bu gruplar kadınların etraflarında tanıdıkları kadınlarla oluşturulduğu için kadınlar yeni bir çevreye açılamamaktadırlar. Hatta çoğu kadın yaşadığı çevrenin dışına hiç çıkmamıştır. Bu da mikro kredinin sosyal anlamda pozitif bir etkisi olmadığını göstermektedir. Mikro kredi ile yapılan vasıf gerektirmeyen ve emek yoğun işler kadınların kalkınmaya niteliksel değil ancak niceliksel bir katkı sağlamasına neden olmaktadır. Mikro kredi toplumun önceliklerine, dinamiklerine ve kadınların ihtiyaçlarına göre düzenlenirse kadınlar için işe yarar bir mekanizma olacaktır. Zaten toplumda süregelen bazı sorunlar tek bir projeyle çözülemeyecek kadar büyüktür ve bu sorunları çözmek için başka yollar aramak gerekmektedir. Mikro kredi geliştirilebilir bir imkândır. Mikro kredi ile ilgili yapılan çalışmalar, bu projenin daha iyi bir duruma getirilmesine katkı sağlayabilir ya da bu konuda başka fikirlerin doğmasına öncülük edebilir.

GirişimcilikGüçlendirmeKadın girişimciliği+3
Yasemin Abay
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kurum bakımı geçmişi olan bireylerin kurum bakımı deneyimleri ve etiketlenme durumları

Bu çalışmada korunma ihtiyacı olan çocukların maruz kaldıkları kurum bakımı ile beraber etiketlenme ve etiketlemenin türleri olan anormallik, acınılma, dışlanma, ıslahhane ve düşkünlük faktörlerinin anlaşılması amaçlanmaktadır. Sistematik bir etiketlenme ve dışlamadan ziyade kişinin kendini gizlemesine ve rahatsız olmasına neden olan durum üzerinde durulmuştur. Çocukların korunmasına dair kurum bakımı; savaşlar, göçler ve sanayi devrimi sonrası kentleşmeye dayanmaktadır. 20. yüzyıl düşünürleri modernliğe ve etkisindeki kurumsallığa, kapatılmaya, etiketlemeye ve normallik-anormallik ilişkilerine dair eleştirileri kapsamında bakış açıları geliştirilmiştir. Kurum bakımında kalan/kalmış çocukların topluma bakış ve beklentileri, etiketlenmeleri, bağımlılıkları, gelişimleri, eğitim ilgileri ve kendine yetebilmelerinin anlaşılması amacıyla bağlanma teorisi ve güçlendirme perspektifi ile bakış açıları geliştirilmiştir. Son yıllarda ülkemizde devlet, çocukların korunma sorumluluğunu maliyet ve verimlilik gibi nedenlerle Batı'da olduğu gibi koruyucu aile ve evlatlık modellerini yaygınlaştırarak toplum ile paylaşmaya çalışmaktadır. Bu çalışma, özellikle 0-12 yaş arası çocukların kaldığı kurumların yerine koruyucu aile ve evlatlık modellerinin gerekliliğini vurgulayarak bu alandaki eksikliğin giderilmesini hedeflemiştir. Kurum bakımına yönelik çalışmaların, kapsamını ve etkinliğinin sınırlı ve yetersiz kaldığı ve çok boyutlu araştırmalara ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Kurum bakımının neden olduğu psikolojik, fiziksel ve kişilik sorunları olan: kendi kaderini tayin etme, öz-saygı, özerklik, düşkünlük veya benliğin köreltilmesi, uç bağlanma, dürtüsellik, öfke sıklığı, suçluluk, bağımlılık, depresyon, intihar ve kişilik bozuklukları üzerinde durulmuştur. Araştırmanın teorik kısmında; kurum bakımının tarihsel gelişimi ve doğası, korunma ihtiyacı olan çocukların gelişimleri ve sorunları, bakım modelleri ve aile yapısında meydana gelen değişim üzerine literatür taraması yapılmıştır. Çalışma alanı, bakım kurumlarında 5395 sayılı kanun kapsamında koruma altına alınmış ve 3413 sayılı kanun kapsamında işe yerleştirilen kişilerden oluşmaktadır. Araştırmada bilgi elde etmek için nitel yöntem ile mülakat yapılmıştır. Bu amaçla korunma ihtiyacı olan çocuk statüsünde kalmış 20 kişi ile bölgesel ve kültürel şartlar göz önüne alınarak derinlemesine görüşme yapılmıştır. Kurum bakımında kalanların iç dünyaları, iktidar aygıtlarının neyi amaçladıkları ve sosyal açıdan nasıl görüldüğü araştırılma sonucunda ortaya konulmuştur. Devlet, kurumlar ve yetkililerin kurum bakımında kalan çocuklara yönelik etiketleyici, acıma tutumları, meşruiyet ve otoritelerini gösterme aracı olarak görmeleri ve minnet beklentileri; kurum bakımında kalmış kişilere sirayet etmiş böylece, kendi gelişim ve çabalama becerilerini yok sayarak devlete ve yetkililere minnet ve şükranlarını dile getirdikleri görülmüştür. Kurum bakımında kalmış kişiler; toplum, personel, okul ve medyadan dolayı sorunlar yaşadıkları ve etiketlendikleri bu yüzden kendilerini gizledikleri, kişisel gelişimleri ve eğitim ilgileri bakımından yaşadıkları zorluklar dile getirmişlerdir. Aile ve akrabalık gibi sosyal destek yapılarından yoksun olan koruma altındaki çocukların yaşadıkları etiketlenme ve bağlanma gibi psiko-sosyal durumlarına bağlı olarak toplum ile bütünleşme, güven, eğitim ilgisi, kişisel gelişim ve öz-saygı sorunları yaşadıkları ortaya konmuştur. Her insanın aile yanında kalması veya büyümesinin biyolojik, psikolojik, sosyal, manevi ve etkileşimsel olarak ihtiyaçları ve hakları olduğu ve kurum bakımının çocuklar için zararlı olduğu vurgulanmıştır. Eğitimleri ve kişisel gelişimlerini olumsuz etkileyen faktörler; etiketlenme, 3413 sayılı kanun, kurum bakımı ortamının ve personelin yetersizliği, sosyal desteğin ve duygusal ihtiyaçlarının yeterli şekilde karşılanmamasına dayandığı belirlenmiştir.

Sosyal hizmetler
Hüseyin Çayır
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sokak çocuklarına yönelik sivil toplum kuruluşlarının sosyal hizmet çalışmaları analizi: İstanbul örneği

Bu araştırmanın amacı, sivil toplum kuruluşlarının sokak çocukları sorununun çözümüne yönelik sunduğu hizmetleri incelemektir. Araştırma kapsamında sivil toplum kuruluşlarının sokak çocukları olgusunu ve sokak çocukları sorunu karşısında sivil toplumun üstlendiği rolü nasıl yorumladıkları, sorunun çözümüne yönelik ne tür hizmetler sundukları, hizmet sunarken karşılaştığı sorunlar ve bu sorunların çözümüne yönelik önerileri ele alınmıştır. Nitel araştırma yöntemine başvurulan bu araştırmada, araştırma deseni olarak sosyal bilimlerde sıklıkla başvurulan fenomenolojik yaklaşıma başvurulmuştur. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak yarıyapılandırılmış anket formundan yararlanılmıştır. Anket formu, sırasıyla amaçlı örnekleme ve kartopu örneklemeyle ulaşılan on sivil toplum kuruluşunun yöneticilerine yüz yüze görüşme şeklinde uygulanmıştır. Görüşmeler, katılımcıların onayıyla ses kaydına alınmış; görüşme kayıtları betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmada veri kaynağı olarak, sivil toplum kuruluşlarının faaliyet raporları, proje çıktıları ve dergi, bülten vb. yazılı materyallerinden de yararlanılmıştır. Bu araştırmada STK'ların sokak çocukları sorununu göç, kentsel yoksulluk ve ebeveyn tutumuyla açıkladığı ve hizmetlerini bu alanlardaki sorunların çözümüne yoğunlaştırdıkları görülmüştür. Araştırmada STK'ların sokağı yaşam alanı olarak benimseyen çocuklara, gerekli uzmanlık ve olanaklara sahip olamadıkları gerekçesiyle, savunuculuk faaliyetleri dışında hizmet sunamadıkları, bunun yerine sokakta çalışan veya içinde bulunduğu koşullar nedeniyle sokağa sürüklenme riskiyle karşı karşıya olan çocuklara yönelik hizmet sundukları tespit edilmiştir. STK'ların sunduğu hizmetler eğitim desteği hizmetleri, psiko-sosyal destek hizmetleri, aile destek hizmetleri ve savunuculuk faaliyetlerini içeren koruyucu-önleyici çalışmalar ve rehabilite edici/tedavi edici hizmetlerdir. STK'ların hizmet sunarken, ekonomik sorunlar, uzman personel istihdam etme sorunu, bilgi ve veri sorunu ve aktörler arası işbirliği sorunları yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Sivil toplumSivil toplum örgütleriSokak çocukları+6
Ahmet Yeter
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk cinsel istismarında cinsel kimlik ve mahremiyet eğitiminde rehberlik öğretmenlerinin rolü

Çocuk ihmal ve istismarı çocuk-aile-topum üzerine ciddi negatif etkileri olan koruyucu-önleyici boyutta çalışmalar yürütülmesi gereken bir alandır. Öğretmenler, aile dışında çocukla uzun süreli ve yakın iletişim kuran ilk profesyoneller olmaları nedeniyle istismarın fark edilmesi ve önlenmesi boyutunda kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, rehberlik öğretmenlerinin çocuk cinsel istismar konusundaki bilgilerini ve deneyimlerini tespit etmek ve çocuk cinsel istismarı konusunda korucu önleyici boyutta çözüm önerileri sunmaktır. Bu araştırma "Rehberlik Öğretmenlerin Çocuk İhmal ve İstismarı ve koruyucu önleyici hizmetler hakkında görüşleri nelerdir?" sorusunun cevabını bulmak için nitel araştırma modeli seçilmiş olup nitel araştırma desenlerinden olgubilim (fenomenoloji) yaklaşımına başvurulmuştur. Fenomoloji insanların "şeyi" nasıl tanımladıkları ve algıları yoluyla onlara ilişkin nasıl bir deneyime sahip olduklarına ilişkin bir çalışmayı ifade eder. veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında on okul rehberlik öğretmeni ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Nitel veri toplama sürecinde ses kaydı kullanılmış, verilerin çözümlenmesi aşamasında ses kayıtları Microsoft Office Word'e aktarılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formunda yer alan sorular kapsamında elde edilen veriler betimsel analiz yoluyla çözümlenmiştir. Betimsel analiz yoluyla görüşülen bireylerin görüşlerini çarpıcı bir şekilde yansıtmak için doğrudan alıntılara sıklıkla yer verilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda ihmal istismarın koruyucu önleyici boyutu için ebeveynlerin özellikle okul öncesi süreçte çocuklarına; kendilerini nasıl koruyabileceklerini, kişisel sınırlarını, özel bölgelerini, iyi dokunma-kötü dokunma arasındaki farkı, bedenlerinin kendilerine ait olduğunu ve kendisi izin vermediği sürece kimsenin kendisine dokunamayacağını anne babaların dahi çocuğun özel bölgelerine sadece ihtiyaçlarını karşılamak için mahrem algısına zarar vermeden dokunabileceği bilincinin kazandırılmasının gerekli olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Katılımcılar mahremiyet eğitiminin çocukların gelişim düzeylerine göre cinsel sağlık ve cinsel bilgi eğitimi ile birlikte verilmesi gerektiğini, ebeveynlerin çocuğun bedeni kendisine aittir ilkesini ihlal etmeden çocuğun kişisel sınırlarına saygı duyduğunu hissettirerek yetiştirmesi gerektiğini sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan görüşmelerde okullarda kurulacak bir sosyal birim ile çocukların bütüncül olarak eğitimi, gelişimi, takip ve kontrolü etkin bir şekilde sağlanabileceği bu birimlerde; psikolog, sosyal hizmet uzmanı, sosyolog bulunması gerektiği görüşüne ulaşılmıştır.

Cinsel kimlikEğitimEğitim psikolojisi+6
Feyza Ünal
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevi çalışanlarının yaşlılara yönelik tutumlarının sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi: İstanbul örneği

Bu araştırma, huzurevi çalışanlarının yaşlılara yönelik tutumlarını sosyo-demografik değişkenler açısından incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma evrenini, Göztepe Semiha Şakir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Maltepe Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve Prof. Dr. Fahrettin Kerim-Nilüfer Gökay Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde çeşitli unvanlarda görev yapan çalışanlar oluşturmuştur (N:348). Araştırmada, örneklem seçimine gidilmeyerek belirtilen huzurevi yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde araştırmanın yapıldığı sürede fiilen görev yapan tüm personele ulaşmak hedeflenmiştir. Araştırmaya, toplam 322 çalışan katılmıştır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak anket formu ve Kogan Yaşlılara Karşı Tutum Ölçeği'nin Türkçe Formu kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan verilerin analizi, SPSS (Statistical Package For Social Science) 23.0 paket programı ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik oran, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, ortalama, cronbach alfa katsayısı, mann-whitney U testi, kruskal-wallis H testi ve One-Sample Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmıştır. Huzurevi çalışanlarının, Kogan Yaşlılara Karşı Tutum Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamasının 97,60; YKTÖ'nden alınan minimum puanın "60", maksimum puanın ise "128" olduğu belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen bu sonuç, huzurevi çalışanlarının yaşlılara karşı olumlu tutuma sahip olduklarını işaret etmektedir. Yaş, yaşlılık kavramının yaptığı çağrışım (şefkat, depresyon, bilgelik, zihinsel azalma ve işe yaramazlık), huzurevinde yaşlılarla çalışmaktan memnuniyet durumu, yaşlı bireyle çalışırken en sık yaşanan sorun (yaşlının fazla beklentileri), görev yapılan unvan, huzurevinde görev yapılan birim, çalışanların kurumdan hizmet alan yaşlılara yönelik davranışını etkileyen etmen (dini faktörler), gelecekte de yaşlılara hizmet veren bir kuruluşta çalışmayı isteme ve evde yaşlı bireyin bakılmasını isteme durumu, ailedeki yaşlı bireyle yüz yüze görüşme sıklığı, ailede bulunan yaşlı birey/bireylerle telefonda görüşme sıklığı ve yaşlıyla sosyal ilişkilerden doyum alma durumu değişkenlerinin, huzurevi çalışanlarının yaşlılara karşı tutumu üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.

HuzurevleriSosyodemografik değişkenlerYaşlı bakım hizmetleri+6
Yücel Tuncer
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kültüre duyarlı sosyal hizmet bağlamında Türkiye'de koruyucu aile modeli: İstanbul ve Bingöl örneği

Bu çalışmada Türkiye'de koruyucu aile sayısının azlığında kültürel nedenler ön planda bulunabilmektedir. Bu araştırma koruyucu ailelerin koruyucu aile olma ve bunu devam ettirme süreçlerinde kültürün etkisini keşfetme ve betimleme amacı gütmektedir. Kültür bir toplumun nesil boyu devam eden maddi ve manevi değerler bütünüdür. Yani kültür, insanların bireysel ailevi ve toplumsal hayatları üzerinde doğrudan etkilidir. Çalışmamızda bu durumu göz önünde bulundurarak ailelerin kültüre duyarlı sosyal hizmet bağlamında Türkiye'de koruyucu aile modeli üzerinde durulmuştur. Bu modelin ortaya çıkmasında tarihsel ve küresel bazı olaya ve olgular neden olmuştur ve olmaktadır. Bu tarihsel ve küresel olay ve olgularla birlikte dezavantajlı gruplardan olan korunma ihtiyacı çocuklar ön plana çıkmıştır. Korunma ihtiyacı olan çocuklar daha çok savaşlar, göçler ve sanayi devrimi sonrası kentleşmeden ortaya çıkmıştır. Bu sorunlara karşı devletler kurumsallaşmaya gidilmiştir. Ancak kurumların bazı dezavantajları eleştiri konusu olmuştur. Bundan dolay düşünürler özellikle 20. yüzyıl düşünürleri modernite kurumsallık, etiketleme konuları üzerinde çalışmalar yapmış ve bu konuyla ilgili eleştirel bakış açıları geliştirmiştir. Kurum bakımında kalan/kalmış çocukların topluma bakış ve beklentileri, gelişimleri, eğitim ilgileri ve kendine yetebilmeleri konusunda bazı koruyucu ve önleyici modeller geliştirilmiştir. Son yıllarda Türkiye'de devlet korunma ihtiyacı olan çocukları koruyucu ve önleyici sorumluluğu konusunda Batı'da olduğu gibi koruyucu aile ve evlatlık modelleri yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Bu çalışma, koruyucu ve önleyici hizmet modellerinden olan alile odaklı modelinin gerekliliği ve kültür boyutunu ele alarak bu alandaki eksikliğin giderilmesi hedeflenmiştir. Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'deki koruyucu aile uygulaması hala istenilen seviyede gelişmemiştir. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülen kampanyalara rağmen koruyucu ailelere duyulan ihtiyaç devam ettiği görülmüştür. Bu konuyla ilgili çok boyutlu araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu tespit edilmiştir. Koruyucu aile sayısının azlığında kültürel nedenler ön planda olduğu görülmüştür. Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizde koruyucu aile uygulaması hala istenilen seviyede gelişmemesine neden olduğu; inanç, gelenek-görenekler, değerler, toplumsal bilinçsizlik ve duyarsızlık, tutucu bir kültürümüzün olması, reklam ve tanıtım eksikliği, koruyucu ailelerin biyolojik aileleri çocukla görüşmeme isteği ve çocuğun geri alma korkusu üzerinde durulmuştur. Araştırmanın teorik kısmında kültür kavramının tanımı, kültürün işlevleri ve unsurlarına değinilmiştir. Sosyal hizmet tanımı ve amaçlarına yer verilmiştir. Kültüre duyarlılık ve sosyal hizmet ilişkisi ele alınmıştır. Korunma ihtiyacı olan çocuklar ve koruyucu modeli üzerinde durulmuştur. Bu bölümde korunma ihtiyacı olan çocuk kavramı, Türkiye'de korunma ihtiyacı olan çocuklara sunulan hizmetler, evlat edinme, koruyucu aile koruyucu ailenin tanımı ve amacı, dünyada koruyucu aile modeli, Osmanlı'da koruyucu aile modeli Türkiye'de koruyucu aile hizmeti uygulamasının tarihçesi, günümüzde Türkiye'de uygulanan koruyucu aile hizmeti uygulaması üzerinde literatür taraması yapılmıştır. Çalışma alanı, koruyucu aile yönetmeliğe göre koruyucu aile olan kişilerden oluşmaktadır. Araştırmada bilgi elde etmek için, nitel yöntem ile mülakat, gözlem teknikleri kullanılmıştır. Bu amaçla koruyucu ailelerle sınırlı kalmış 15 kişi ve araştırmacının deneyim ve gözlemleri ile yaşadıkları sorunların nedenleri üzerine bölgesel ve kültürel şartlar göz önünde bulundurarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Koruyucu ailelerin koruyucu aile modelini SHM, koruyucu aile birimi, kurum ve kuruluşlardan arkadaş/çevre, tanıtım programları, STK'lar, medya, internet ve televizyondan öğrendikleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Koruyucu aileler koruyucu aileliği seçmenin kaynağını daha önceden yuvadan kalma, biyolojik çocuğa sahip olamama, sosyal sorumluluk bilinci ve evlat edinmek için başvurdukları tespit edilmiştir. Yine başka bir sonuç ailelerle çocuk eşleşmesinde sahip olduğu dini değerler ve gelenek-göreneklerin etkili olduğu görülmüştür. Koruyucu ailelerin tamamına yakını yakın çevresi ve çocukları koruyucu aile olma kararlarına olumlu tepkiler verdikleri sonucuna varılmıştır. Ailelerin çocukların yaşı ve cinsiyet tercih etme durumu konusunda, büyük bir çoğunluğu 0-6 yaş grubu ve kız çocukları tercih ettikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Koruyucu ailelerin çoğu psikolojik ve psoko-sosyal desteğe ihtiyaç duydukları ve bu desteğin sağlanmasında yetersiz kalındığı görülmüştür.

BingölKorunmaya muhtaç çocuklarKoruyucu aile+6
Kadri Kınık
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin entegrasyon süreci boyunca karşılaştığı sorunlar: Kocaeli örneği

2011 yılında Suriye'de meydana gelen iç karışıklık nedeniyle, önceleri Türkiye'de bulunan kamplarda daha sonra ülkelerindeki karışıklığın bir iç savaşa dönüşmesiyle milyonları bulan Suriyeli bireyler zorunlu nedenlerden dolayı Türkiye'nin birçok bölgesine göç etmiştir. Türkiye'ye gelen Suriyeli sığınmacıların Türkiye toplumunu anlamasının ve bu toplumun gelenek, göreneklerini ve sosyal yaşantılarını bireylerin kendi kültürel birikimleri ile bütünleştirmelerinin önemli yollarından bir tanesi entegrasyon sürecini sağlıklı biçimde yürütülmesini sağlamaktır. Suriyeli sığınmacı bireylerin; ev sahibi toplumla etkileşime geçmesi ile meydana gelen ve bireylerin dil bilmeme, eğitim-öğretim, toplumsal uyum, hukuk, istihdam, kültürel entegrasyon alanlarında problemler yaşadığı görülmektedir. Bu çalışmada Kocaeli örneklem olarak alınmıştır. Niteliksel araştırma kapsamında Kocaeli örnekleminde Suriyelilerin yoğun olarak yaşadıkları ilçeler ve Türk Kızılay Kocaeli Toplum Merkezi faydalanıcısı olanlarla derinlemesine mülakat tekniği kullanarak 41 yetişkin ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Mülakatta elde edilen veriler MAXQDA 2019 nitel veri analizi programıyla temalara ayrılmıştır. Bu temalar çerçevesinde ele alınan çalışma analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda elde edilen verilere göre geçici koruma altındaki Suriyelilerin entegrasyon süreci boyunca sosyal, kültürel, dil, eğitim ve istihdam alanlarında sorunlar yaşadıkları tespit edilmiştir. Geçici koruma altındaki Suriyelilerin dil bilmemelerinden dolayı, sosyal-kültürel, eğitim ve istihdam alanında karşılaştıkları sorunlar entegrasyon sürecini engellemekte ve toplumda ayrışmaya neden olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Göç, Entegrasyon, Uyum, Geçici Koruma, Suriyeliler, Sığınmacı …

BütünleşmeGeçici hukuki korumalarGöçmenler+5
Murat Altuntaş
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İşitme engelli bireylerde bir sosyalleşme kanalı olarak sosyal medya

İnternet teknolojisinin hızla gelişmesiyle insan hayatına giren sosyal medya, dünya genelinde insanların hayatında bir parça haline gelmiş, insanların yaşamlarında ve kişilerarası ilişkilerine etki etmeye başlamış ve birçok çalışmaya konu olmaya başlamıştır. Bu araştırma, işitme engelli bireylerin sosyal medya kullanımlarının sosyalleşme süreçlerine olan etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Ocak 2020 - Mart 2020 tarihleri arasında Bingöl Merkez ilçesinde ikamet eden, aktif bir şekilde sosyal medya kullanan, %40 ve üzerinde işitme kaybı yaşayan ve 15-55 yaş aralığındaki bireyleri kapsamaktadır. Katılımcı sayısı toplamda 102 kişidir. Araştırma kapsamında toplamda 128 işitme engelli bireye ulaşılmış fakat 26 kişi, yaş aralığı dışında olmaları ve eksik veri girişleri nedeniyle çalışma kapsamı dışında bırakılmıştır. Araştırmada bilgi edebilmek için nicel yöntem ve anket tekniği kullanılmıştır. Çalışma kapsamında Google Forms platformu aracılığı ile işitme engelli bireylerin kolay anlayabileceği ifadelerden derlenerek hazırlanan anket, sosyal medya araçları ve çalışmacının şahsi araştırması ile ulaşılan katılımcılara ulaştırılmıştır. Araştırmada ulaşılan verilerin istatistiksel analizleri, Google Forms platformunun vermiş olduğu yüzdelik oranlar ve SPSS Statistics 26.0 Programı'yla yapılmıştır. Çalışma sonuçları incelendiğinde işitme engelli bireylerin sosyal medyayı sıklıkla kullandıkları görülmüştür. Katılımcıların %72,5'i günlük vaktinin bir saatinden fazlasını sosyal medyada geçirmektedir. Katılımcılar, sosyal medyayı en çok güncel gelişmelerden haberdar olmak, sohbet ve haberleşme, medya paylaşımı ve araştırma yapmak için kullandıklarını belirtmiştirler. Araştırmaya katılan katılımcılar sosyal medyanın en çok bilgi edinme ve sosyalleşme ihtiyaçlarını karşıladığını belirtmiştir. Katılımcıların %69,6'sı sosyal medyayı sosyal hayat hakkında bilgi almak amacıyla kullanmaktadır. Ayrıca katılımcıların %65,7'si sosyal medyada kurduğu arkadaşlıkları gerçek hayata taşıdığını belirtmiştir. Katılımcıların sosyal medya araçlarından en çok anlık mesajlaşma uygulamalarını (WhatsApp, Messenger vb.), sosyal ağları (Facebook, LinkedIn vb.) ve medya paylaşım platformlarını kullandıkları görülmüştür. Araştırmada katılımcıların sosyal medya kullanım tutumları, sosyal medya kullanım amaçları, katılımcıların en yoğun kullandıkları sosyal medya uygulamalarının genel kullanım amaçları ve diğer bulgular incelendiği zaman sosyal medyanın işitme engelli bireylerin toplumdaki iletişim ve etkileşimlerinde büyük rol aldığı görülmektedir. Araştırma bulguları genel anlamda ele alındığında sosyal medyanın işitme engellilerin sosyalleşmelerinde oldukça etkili olduğunu söylemek mümkündür.

Sosyal hayatSosyal medyaSosyalleşme+1
Abdulkadir Sonakalan
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Dijital sosyal inovasyon: Sosyal hizmetlerde sosyal destek uygulaması

Tarihin ilk zamanlarından bu yana sosyal problemlere çözüm arayışları olmuştur. Kemikleşmiş sosyal olgulara sürdürülebilir çözüm için dijital sosyal inovasyona olan ihtiyaç daha da artmıştır. Bu çalışmada, sosyal inovasyonun ve dijital sosyal inovasyonun; sosyal hizmetle ilişik paydaşlardaki farkındalık durumu, sektörlerdeki paydaşların sorumlulukları ve dijital sosyal inovatif bir sosyal destek uygulamasında olması gereken hizmetlerin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Sosyal hizmetlerin dijitalleşmesi ile bu hizmetlerin hızlıca yayılması (difüzyonu) ve maliyetlerinin düşürülmesi için nasıl bir uygulamaya ihtiyaç duyulduğu analiz edilmiştir. Bu anlamda; inovasyon, sosyal inovasyon, sosyal hizmet ve dijitalleşme alanında çalışan uzmanlar, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşu gönüllülerinden oluşan kişilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda; sosyal inovasyon farkındalığının dijital sosyal inovasyon farkındalığından görece daha yüksek olduğu, dijital sosyal inovasyon alanında yapılan az sayıda çalışmalar olmasına rağmen hâlâ bu alanın gelişme trendinde olduğu, devletin yasal alt yapı kurma ve fonların dağıtılması anlamında belirleyici ve regülasyon konusunda daha proaktif olması, üniversitelerin ve araştırma merkezlerinin sağlanan fonlarla sosyal inovatif ürün, hizmet veya süreç çıkarmada öncü olması, sosyal hizmetlere ulaşmada geliştirilecek platformun mobil cihazlara uyumlu, engelliler açısından erişilebilirliği yüksek, göçmenler açısından çoklu dil desteğine sahip, toplumun bütününü kapsayan ve problem bazlı olarak yönlendirmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu bulgular neticesinde hem toplumsal farkındalığı artırmak hem de tüm paydaşların faydalanabilmesi amaçlı "sosyal problemlere çözüm arama, sosyal destek merkezi arama, sosyal hizmet etkinlikleri, sosyal hizmet çalışmaları, sosyal hizmetler iş ilanları, sosyal yardımlar&bağış ve sosyal ürünler" modüllerinden oluşan, web/mobil uygulama tabanlı bir sosyal destek uygulaması içeriği önerilmiştir. Bu uygulama; sosyal hizmetlerin dijitalleşmesinde kapsayıcı bir dijital sosyal inovatif hizmet olarak topluma kazandırılabilecektir.

SayısallaştırmaSosyal destekSosyal hizmetler+1
Talha Fidan
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Boşanma süreci danışmanlığı ve aile arabuluculuğu üzerine bir araştırma

Aile bireylerinin birden fazla rol üstlendiği günümüz toplumlarında, ailelerin günlük yaşamda zorluklar yaşaması yaygınlaşmıştır. Boşanma aile içindeki bireylerin tüm hayatına etki eden travmatik bir sorundur. Bireyler boşanma sürecinde psikolojik, ekonomik, dini, hukuki, sosyal ve ilişkisel sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Literatürde boşanma öncesi destek sürecinin ele alınışı standardize edilmemiştir. Çalışmada çiftlerin boşanma sürecinde yaşadıkları olumsuz deneyimlerinde, müdahale yöntemleri yetersizliğinin arz odaklı koruyucu önleyici sosyal hizmet yaklaşımı temelinde incelenmesi amaçlanmaktadır. Farklı disiplinlerde yapılan aile çalışmaları da boşanma öncesi sosyal bir müdahale deneyiminin bütüncül bir şekilde disiplinlerarası ele alınışından yoksundur. Bu nedenle bu çalışma sosyal hizmet literatüründe önemli bir yeri olan ailenin birlik ve bütünlüğünün korunmasını esas almıştır. Aile mahkemelerinde çalışan uzmanların uygulama alanları değerlendirilmiş ve görev tanımı yetersizliğinden esinlenerek tezde bir çözümleme modeli geliştirilmiştir. Araştırma sürecinde farklı Aile Mahkemelerinde görev yapan uzmanların görüşüne başvurularak olgusal analiz yöntemi kullanılmış elde edilen veriler yorumlanmıştır. Bu çalışmada bir de boşanmış bireylerin deneyimleri sorgulanarak disiplinlerarası destek hizmetlerinden hak temelli ve arz odaklı yararlanıp yararlanmadığı araştırılmıştır. Bu tezde Türkiye'deki aile sosyal politikası incelenerek aileye yönelik mevcut uygulamaların eleştirel bir bakışla değerlendirilmesine odaklanmaktadır. Araştırma, uygulamalarda sosyal politikalar kapsamında sunulan koruyucu önleyici hizmetlerin varlığını değerlendirmektedir. Çiftlerin travmatik boşanma sürecindeki farklı ve yeni deneyimleri üzerinden, koruyucu önleyici politikaların varlığı araştırılmıştır. Diğer yandan bireylerin boşanma sürecini deneyimlerken ailede yaşadıkları sorunları ve boşanmaya sevk eden faktörleri ölçmek için 'Evlilikte Çatışma Ölçeği' kullanılmıştır. Ölçekler Türkiye'de boşanma deneyimi yaşamış 214 birey tarafından cevaplanmış ve SPSS IBM analiz programları ile analiz edilmiştir. Tek faktörlü varyans analizi ANOVA, t-test ve korelasyon analizleri yapılmıştır. Bu çalışmanın kurumsal temeli Türkiye'de evliliğin devamına yönelik arabuluculuk ile ilişkili faktörleri psikolojik, sosyal, manevi destek bağlamında incelemektir. Ayrıca boşanma aşamasındaki bireylerin bu süreçte aldıkları destek seviyelerini göz önünde bulunduran koruyucu önleyici müdahale stratejilerinin sosyal hizmet uygulamalarındaki önemi arz odaklı olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak, sosyal hizmet uygulamalarında boşanmış veya boşanmak üzere olan çiftlerin arz odaklı koruyucu önleyici arabuluculuk ve destek hizmetlerine erişimleri olmadıkları saptanmıştır. Araştırma bulgularında evliliğin devamına yönelik bir hizmet almadıkları görülmektedir.

AileAile danışmanlığıArabuluculuk+5
Tülin Zengin
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet lisans mezunlarının işsizlik problemleri ve buna bağlı olarak yaşadıkları sosyal sorunlar

İşsizlik, sanayi devriminden sonra dünya gündemini meşgul eden sorunlar arasında yer almaya başlamıştır. Sanayi devriminden sonra kitlesel bir hal alarak görünür hale gelen işsizlik sorunu, Türkiye gündemini de meşgul eden önemli sorunların başında yer almaktadır. Dünya ve Türkiye gündeminde yer bulan işsizlik zamanla yeni boyutlar kazanmış ve gündemi eğitimli işsizlik, diplomalı işsizlik, beyaz yaka işsizliği olarak değiştirmiştir. Sosyal hizmet mezunları arasında da son dönemde gündemi meşgul eden işsizlik sorunu yaygınlaşmaya başlamıştır. Sosyal hizmet eğitiminin, açık öğretim fakültelerinde verilmeye başlaması sosyal hizmet mezun sayısında büyük artışlara neden olmuştur. Açık öğretim fakültelerinin açılması ve üniversitelerdeki sosyal hizmet bölümlerinin sayısının çoğalmasıyla birlikte sosyal hizmet mezunları arasında işsizlik problemi yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu çalışmasının amacı, sosyal hizmet mezunları arasında yaygınlaşmaya başlayan işsizlik probleminin ortaya konmasıdır. Bu çalışmayla sosyal hizmet mezunlarının yaşadığı işsizlik ve işsizliğin beraberinde getirdiği sosyal sorunlar keşfedilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın evreni, işsiz olan sosyal hizmet mezunlarından oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise 5 farklı üniversitenin sosyal hizmet bölümlerinden 2017-2018, 2018-2019 ve 2019-2020 eğitim- öğretim yıllarında mezun olup hala işsiz olan kişilerden seçilmiştir. Bu çalışma, betimleyici araştırma yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Betimleyici araştırma yöntemiyle işsizlik problemi ve işsizliğin getirdiği sorunlar betimlenmeye çalışılmıştır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak görüşme formu kullanılmıştır. Görüş formuyla elde edilen bulgular yazıya geçirilerek deşifre edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre; araştırmaya dâhil olan sosyal hizmet mezunları işsizlik nedeniyle ekonomik, psikolojik ve sosyal sorunlar yaşamaktadır. Sosyal hizmet mezunları; işsizlik nedeniyle göç, evliliğin ertelenmesi, aile baskısı, toplumsal baskı ve sosyal dışlanma gibi sosyal sorunlar yaşamaktadır.

Sosyal hizmetlerSosyal sorunlarİstihdam+1
Furkan Kılıç
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal hizmet mesleğinde algılanan yetkinliğin ölçülmesi ve geliştirilmesi

Bu araştırmanın amacı sosyal hizmet mesleği için algılanan yetkinliği ölçmeyi amaçlayan bir ölçek geliştirmektir. Ayrıca sosyal hizmet uzmanlarının algılanan yetkinliklerinin mezun olduğu üniversite, gönüllü faaliyetlere katılım sıklığı, çalışma süresi ve cinsiyet değişkeni ile ilişkilerinin anlamlılığını test etmek bu araştırmanın diğer amacıdır. Araştırmada karma yöntemlerden sıralı karma desenler modeli kullanılmıştır. İki bölümden oluşan araştırmanın ilk bölümünde ölçeğin geçerliği ve güvenirliği test edilmiş, ikinci bölümünde ise hipotezlerin sınanması sağlanmıştır. Kapsam geçerliği için 109 maddeden oluşan madde havuzu uzman görüşüne sunulmuş ve 40 maddelik bir taslak ölçek oluşmuştur. Taslak form Doğrulayıcı Faktör Analizi yapılması için 469 katılımcıya uygulanmıştır. Daha sonra geçerlik aşamaları tamamlanan ölçeğin zamana karşı değişmezliğini test etmek için 15 gün arayla 28 katılımcıya iki kez uygulanmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS Grad Pack Base v28 kullanılmıştır. Mesleki Bilgi, mesleki beceri, mesleki değer adında 3 faktör ve 40 madde içeren bir ölçek oluşmuştur. DFA uygulaması R programlama dilinde "lavaan" paketi ile (Rosseel, 2012) LISREL ve SPSS AMOS programlarında uygulanmıştır. Güvenirlik aşamasında test-tekrar test yöntemi ve Cronbach Alpha güvenirlik katsayısından yararlanılmıştır. Hipotez testlerinin sonucunda mezun olunan üniversitelere göre algılanan mesleki yetkinlik ölçeğinden alınan ortalama puanların dağılımında bir farklılık tespit edilmemiştir. Gönüllü faaliyetlere katılım sıklığı ile algılanan mesleki yetkinlik ölçeğinden alınan ortalama puanlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların çalışma yılı ile algılanan mesleki yetkinlik ölçeğinden aldığı ortalama puanlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların algılanan mesleki yetkinlik ölçeğinden aldığı ortalama puanların cinsiyet değişkenine göre dağılımında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.

Mesleki yeterlilikSosyal hizmet uzmanlarıSosyal hizmetler+3
Habibullah Akıncı
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Suriyeli göçmenlerin uyum sorunlarının çözümünde sivil toplum kuruluşlarının rolü: Ankara ili örneği

2011 yılında Suriye'de başlayan iç karışıklıklar nedeniyle milyonlarca Suriyeli göçmen Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmıştır. Göç sürecinin ilk yıllarında göçe neden olan sebeplerin kısa vadede çözüleceği beklentisi Suriyeli göçmenlerin "geçici, misafir vb." olduğuna dair algının hâkim olmasına neden olmuştur; ancak Suriyeli göçmenlerin ülkelerine geri dönüşüne imkân sağlayacak barış ve güven ortamı sağlanamaması, Türkiye'deki kalış sürelerinin uzamasına ve "geçicilikten kalıcılığa" doğru evirilen bir süreç içerisine girilmesine neden olmuştur. Bu nedenle göç sürecinde birçok sorunla karşı karşıya kalan Suriyeli göçmenlerin karşılaştığı sorunların çözülmesi ve göç sonrası uyum çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesi hem Türkiye hem de Suriye'nin geleceği adına daha büyük öneme sahiptir. Bu araştırmada Ankara ilinde ikamet eden Suriyeli göçmenlerin uyum sürecinde karşılaştıkları sorunlar ve bu sorunların çözümünde sivil toplum kuruluşlarının rolü incelenerek; uyum sorunlarının çözümüne yönelik öneriler sunulması amaçlanmıştır. Araştırmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştıramanın nicel verileri Ankara ilinde ikamet eden Suriyeli göçmenlerden, nitel verileri ise Ankara ilinde göç alanında çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarından elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen nicel veriler SPSS programı, nitel veriler ise Nvivo programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında edilen bulguların analizi sonucunda sivil toplum kuruluşlarının, arabuluculuk, danışmanlık, kaynak yönetimi, savunuculuk vb. sosyal hizmet rol ve görevleri üstlenerek; Ankara ilinde Suriyeli göçmenlerin uyum sürecinde toplumsal kabul ve birlikte yaşam, barınma, temel ihtiyaçlar, çalışma hayatı, eğitim, sağlık, iletişim, hukuki statü, ayrımcılık ve sosyal dışlanma vb. alanlarda karşılaşılan sorunların çözülmesini sağlayarak uyum sürecine olumlu katkı sağlayan önemli bir aktör olduğu tespit edilmiştir.

AnkaraGöçlerGöçmenler+6
Gökhan Boduroğlu
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet konulu lisansüstü tezlerin incelenmesi

Sosyal hizmet anabilim dalında ve diğer anabilim dallarında sosyal hizmet konularında hazırlamış lisansüstü tezlerin incelenmesini amaçlayan bu çalışmada Türkiye'deki üniversitelerde 2023 yılına kadar hazırlanmış olan lisansüstü tezler doküman incelemesi yöntemiyle bibliyografik olarak analiz edilmiştir. Buna göre Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Ulusal Tez Merkezi Web sayfası üzerinden çevrim içi olarak erişime açılan sosyal hizmet konusundaki lisansüstü tezler tespit edilmiştir. Ulaşılan tezler sosyal hizmet ve sosyal hizmetler anabilim dalında hazırlananlar, tez adında sosyal hizmet kavramı geçenler ve diğer bütün alanlarda hazırlanmış sosyal hizmetle ilgili tezler olmak üzere üç ana kategoriye ayrılmıştır. Her üç kategorideki tezler de hazırlandıkları yıllara, üniversiteye, tezlerin hazırlandığı dile, türlerine ve sosyal hizmet alanlarına göre ayrı ayrı tasnif edilerek incelenmiştir. Buna ek olarak sosyal hizmet anabilim dalında ve sosyal hizmetler anabilim dalında hazırlanan tezler yöntemlerine göre; tez adında ve diğer bütün alanlarda hazırlanan sosyal hizmetle ilgili olan tezler de hazırlandıkları disiplinlere göre ayrıca analiz edilmiştir. Tezlerin hazırlandıkları disiplinler belirlenirken tezle ilgili tanıtıcı bilgilerden konu sekmesinde tercih edilen ilk kavram dikkate alınmıştır. Bu kapsamda tezin ilk bölümünde sosyal hizmet disiplini ve sosyal hizmet mesleğine, temel kavramlarına ve sosyal hizmet alanlarına değinilmiştir. İkinci bölümde ise tezin metodolojisine yer verilirken, tezin üçüncü bölümünde elde edilen verilerin analizini içeren bulgular ve yorumlara yer verilmiştir. Son bölümde ise elde edilen bulgular tartışılmış ve sosyal hizmet alanındaki lisansüstü tezlerin genel görünümüne ve eğilimine dair sonuçlar verilmiştir. Buna göre araştırma bulguları sosyal hizmet ve sosyal hizmetler anabilim dallarında ve diğer disiplinler tarafından hazırlanan sosyal hizmet konulu tezlerin büyük bir bölümünün Türkçe olarak hazırlandığını ve yüksek lisans düzeyinde olduğunu, tez sayısının yıllara göre arttığını ve en fazla aile, çocuk ve kadın alanlarında tez hazırlandığını göstermektedir. Tezlerin yöntemine bakıldığında ise sosyal hizmet anabilim dalında hazırlanan tezlerde nicel (%45) ve nitel (%44) yöntemin eşit oranda tercih edilmesine rağmen yüksek lisans tezlerinde daha çok nicel yöntemin (% 51,6), doktora tezlerinde ise daha çok nitel yöntemin (%53,7) tercih edildiği tespit edilmiştir. Diğer önemli bir sonuç da farklı disiplinler tarafından sosyal hizmetlerin farklı alanlarında oldukça fazla tez üretilmiş olduğunun tespit edilmiş olmasıdır. Anahtar Kelimeler: Sosyal hizmet, Sosyal hizmetler, Lisansüstü tezler, Bibliyografik analiz

Sosyal hizmet eğitimiSosyal hizmet kurumlarıSosyal hizmet uzmanları+1
Neslihan Ceylan
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bakım hizmeti alan yaşlıların yaşlılık ve yaşlı hizmetleri algılarının belirlenmesi: Yalova örneği

Bu araştırma, Yalova ilinde bakım hizmeti alan yaşlı bireylerin yaşlılık ve yaşlı hizmetleri algılarını belirlemeyi ve mevcut yaşlı bakım hizmetlerinin durumunu değerlendirerek yaşlıların ihtiyaç ve beklentilerini analiz etmeyi hedefleyen bir çalışmadır. Araştırma, Yalova Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı profesyonel bakım hizmeti alan 65 yaş ve üstü yaşlı bireyler arasında, amaçlı örnekleme tekniği kullanılarak seçilen 20 katılımcıyı (11 erkek ve 9 kadın) içermektedir. Veri toplama süreci, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'ndan alınan izinle gerçekleştirilmiş ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşme formu iki bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde yaşlıların demografik bilgileri toplanarak yaşlılık algılarına ilişkin temel bilgiler elde edilmiştir. İkinci bölümde ise yaşlılık kavramları ve sunulan yaşlılık hizmetlerinin algılanması üzerine açık uçlu sorular yer almıştır. Toplanan veriler, MAXQDA yazılımı kullanılarak betimsel analiz yöntemiyle incelenmiş ve temalar belirlenmiştir. Araştırma bulguları, bakım hizmeti alan yaşlıların yaşlılık ve yaşlı hizmetleri algılarını kapsamlı bir şekilde ortaya koymaktadır. Analizler, bakım hizmeti veren kuruluşların yetersiz olduğunu, resmi ve özel merkezlerde yaşlı bakım hizmetlerinin farklı uygulandığını ve hizmetlerde aksaklıklar bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca, yaşlı politikalarının belirlenmesinde yaşlı bireylerle yeterli iş birliğinin yapılmadığı tespit edilmiştir. Gelecek beklentilerine yönelik olarak, insan onuruna yaraşır bir yaşlılık dönemi sağlamak için daha kapsamlı ve bütünsel yaklaşımların benimsenmesi gerekmektedir. Aktif yaşlanmayı ve sosyal hayata katılımı teşvik eden, yaşlı refahına katkıda bulunan sosyal hizmet uygulamaları ön plana çıkmalıdır.

Hakan Yetiş
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Turgut Özal dönemi sosyal hizmet uygulamaları

Sosyal hizmet, ilk çağlardan bu yana var olan bir uygulama alanıdır. Sosyal hizmet uygulamalarının toplumsal yaşamda daha görülebilir bir hal alması sosyal politika alanının gelişimi ile olmuştur. Sanayi Devrimi sonucunda ortaya çıkan sosyal sorunların çözümünde sosyal politika disiplini aktif bir rol üstlenmiştir. Sosyal politikaların güçlenmesi ile birlikte, sosyal politikaların saha da uygulanmasını sağlayan sosyal hizmetler de güçlenmiştir. Sosyal hizmet uygulamaları, toplumsal yaşamda dezavantajlı konumda bulunan bireylerin toplumsal işlevselliklerinin maksimizasyonunun sağlanması için müdahale etmektedir. Çalışma genelinde sosyal politikalar ve sosyal hizmet uygulamaları bir bütünlük içerisinde sunulmaya çalışılmıştır. Sanayi Devrimi sonucunda ortaya çıkan sosyal sorunlar ile devletin niteliğinde değişimler ortaya çıkmaya başlamıştır. Artan toplumsal sorunların çözümü için devlet sosyal alana müdahale etmiş ve 1929 krizi sonrasında sosyal refah devleti kimliğine bürünmüştür. Sosyal refah devleti, vatandaşlara asgari yaşam şartları sunmak için mücadele eden devleti tipi olup . vatandaşlarına asgari yaşam şartları sosyal politikalar ve sosyal hizmet uygulamaları ile sunulmaya çalışılmıştır. 1945-70 arası dönemde refah devleti altın çağını yaşamış, bu dönemde devletler sosyal politikalara ve sosyal hizmetlere önem vermiş ve gelişimleri sağlanmıştır. 1960'lı yıllarda Türkiye "sosyal devlet" ilkesini benimsemiş, bu yönde sosyal hizmet alanında kurumsallaşma çalışmaları yaşanmıştır. 1970'li yıllarda yaşanan krizler sonucunda kamusal sosyal harcamalardan dolayı sosyal refah anlayışı eleştirilmiş, değişen dünya şartları ile birlikte sosyal refah anlayışı terk edilmeye başlanmıştır. 1980'li yılların başında gelişmiş ülkelerde uygulamaya geçen neoliberal politikalar Türkiye'de 24 Ocak kararları ile benimsenmiştir. Neoliberal politikalar ile hayata geçirilen uygulamalar sosyal devlet anlayışını zayıflatmaya başlamıştır. Bu çalışma ile; 1980-1993 yılları arasında Türkiye'de siyasal anlamda etkili olan Turgut Özal'ın döneminde uygulanan sosyal politikalara ve sosyal hizmet uygulamalarına verilen önem tespit edilecektir. Bu dönemde yaşanan küreselleşme ve neoliberal politikalardan etkilenen sosyal politikaların uygulama alanı olan sosyal hizmetlerin ve sosyal hizmetlerin kurumsallaşma çalışmalarının incelenmesi gerekmektedir. Çalışma sonucunda Turgut Özal döneminde benimsenen neoliberal politikaların etkisiyle birlikte sosyal hizmet uygulamalarının genellikle yoksulluk alanında yoğunlaştığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları dışında gerekli kurumsallaşma çalışmalarının yapılmadığı görülmüştür.

KüreselleşmeNeo-liberalizmRefah devlet+2
Deniz Atılgan
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Güçlendirme yaklaşımı perspektifinde şehit eşlerinin yas deneyimlerinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı, eşi terörle mücadele veya terör eylemleri sonucunda şehit olan kadınların güçlendirme yaklaşımı perspektifinde yas süreci deneyimlerini keşfetmektir. Çalışma, yas deneyimlerindeki duygusal, sosyal ve kimliksel değişimlere odaklanarak içsel güç kaynaklarını harekete geçirme stratejilerini anlamayı hedeflemektedir. Şehit eşlerinin güçlendirme yaklaşımı bağlamında yas deneyimleri değerlendirilerek, yaşadıkları zorluklara ışık tutmak ve onların içselleştirdikleri güçle yas sürecini anlamlandırmalarını desteklemek amaçlamıştır. Araştırmanın katılımcıları, Ankara İlinde yaşayan ve eşleri terörle mücadele veya terör eylemleri sonucunda şehit olan kadınlardan oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde, katılımcıların sosyo-demografik bilgilerini toplanmış olup, derinlemesine görüşmeler için yarı yapılandırılmış bir görüşme formu uygulanmıştır. Görüşmeler yüz yüze gerçekleştirilmiş olup, katılımcıların deneyimlerini ayrıntılı bir şekilde paylaşmaları sağlanmıştır. Veri toplama süreci 15.11.2023 ve 15.05.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma, kartopu örnekleme yöntemiyle seçilen 17 şehit eşi ile nitel görüşme formatı içerisinde derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleşmiş olup, araştırmada fenomenolojik desen tercih edilmiştir. Katılımcılardan çalışmaya katılmaları için bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Göz önünde olmak istememe, güvenlik vb. gibi nedenlerle istemeyen katılımcılardan ses kaydı alınmamıştır. Buna ek olarak görüşmeler boyunca notlar alınmış olup tüm katılımcılardan alınan notların toplamı 75 sayfadır. Verilerin analizi MAXQDA 24 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizi sonucunda 3 tema ortaya çıkmıştır. Yapılan analiz neticesinde; "Şehadet Haberinin Alınması ve İlk Tepkiler", "Yas Sürecinin Deneyimlenmesi" ve "Başa Çıkma Stratejileri ve Güçlenme Yöntemleri" başlıklarında üç ana tema oluşturulmuştur. Bu çerçevede şehit eşlerinin başetme ve güçlenme stratejileri ile ilgili anlamlı sonuçlar bulunmuştur. Çocuk varlığı, sosyal destek mekanizması, manevi inançlar, şehitlik inancının teselli rolünün yas sürecine etkileri olduğu gözlenmiştir. Çalışmanın en önemli sonucunun ise şehit eşlerinin kendilerine yardım ettikleri bu süreçte kendilerini yeniden keşfetmiş olmalarıdır. Olumsuz bir yaşam olayının neticesinde; kendini keşfetme sürecinin deneyimlenmesi ve şehit eşlerinin güçlerinin farkına varmış biçimde bu süreci yaşamaları bu çalışmanın en önemli sonucudur.

Fatma Ayşe Güngör
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde yaşlılık algısı ve emekliliğe ilişkin beklentileri: Bolu ili örneği

Demografik dönüşüm ile birlikte dünya genelinde kendini göstermekte olan nüfus yaşlanması toplumu sosyal, ekonomik ve kültürel olarak etkilemektedir. Uzayan yaşam süresi, yaşlılık algısını yeniden şekillendirmiş ve yaşlılığın sosyal güvenlik sistemi ile güvence altına alındığı emeklilik döneminde geçirilen sürenin uzamasına neden olmuştur. Bu sebeple çalışma, yetişkin bireylerin yaşlılık algıları ve emeklilik beklentilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden olan betimsel analiz tekniğiyle tasarlanmış ve katılımcılar ölçüt örneklem tekniği kullanılarak çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma Bolu'da özel sektörde çalışan 30-45 yaş aralığındaki 15 gönüllü bireyle, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veriler MAXQDA programı kullanılarak analize tabi tutulmuş ve yorumlanmıştır. Araştırmanın bulguları, yaşlanma sürecinin çok yönlü algılandığını göstermektedir. Süreç bir yandan bilgelik ve olgunluk gibi olumlu ifadelerle ilişkilendirilmiş diğer yandan fiziksel gerileme ve psikolojik yıpranma gibi zorluklarla karakterize edilmiştir. Katılımcıların cevapları yaşlıların ve emeklilerin değer görmediklerini, ekonomik yetersizliklerin yaşlanma sürecini olumsuz etkilediğini göstermektedir. Emeklilik, insanı hayattan soyutlayan ve birçok sorunla karşı karşıya kalınan bir dönem olarak görülmektedir. Emeklilik sonrası çalışmanın farklı gerekçeleri belirtilse de ana gerekçenin finansal olduğu tespit edilmiştir. Emeklilik döneminde aileyle vakit geçirme isteği ön plana çıkmaktadır. Boş vakitlerin ise hobi ve sosyal faaliyetlerle değerlendirilme isteği olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırma yaşlılığa yönelik algının genel anlamda olumsuz olduğunu göstermektedir. Yaşlılık hastalık ve meydana gelen değişimlerle özdeşleştirilmektedir. Emeklilik beklentilerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Beklentiler; finansal güvence arayışı, yaşam kalitesi, sosyal ve psikolojik refah kaygıları arasında şekillenmektedir. Bir hak olarak görülen emeklilik, ekonomik koşulların yetersizliği nedeniyle bireylerde tedirginlik oluşturmaktadır. Çalışma sonuçları, mevcut koşulların katılımcıların emeklilikte bekledikleri hayat standartlarını karşılayamadığını göstermektedir.

Alperen Yıldırım
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Liseli öğrencilerin küfürlü dil kullanımının incelenmesi: 'Küfürsüz Hava Sahası' projesi örneği

Bu çalışmanın temel amacı, liseli gençler arasında giderek artan küfürlü ve argo dil kullanımının toplumsal kaynaklarını incelemek ve bu olgunun gençlerin iletişim alışkanlıkları üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Ayrıca, okul sosyal hizmeti modelleri kapsamında geliştirilen "Küfürsüz Hava Sahası" eğitiminin öğrencilerin argo ve küfür kullanma eğilimlerini nasıl dönüştürdüğünü değerlendirmek hedeflenmiştir. Böylece hem sosyal hizmet alanına hem de eğitim politikalarına katkı sağlayacak somut bulgular elde edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, betimsel ve karşılaştırmalı nicel yöntem kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu farklı lise türlerinden öğrenciler oluşturmuş, örneklemin büyük çoğunluğu Sağlık Meslek Lisesi ve orta-alt gelir grubundan gelen öğrencilerden meydana gelmiştir. Deney grubuna okul sosyal hizmeti temelli "Küfürsüz Hava Sahası" eğitimi uygulanmış, kontrol grubuna ise herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Veri toplama sürecinde Demografik Bilgi Formu ve Argo ve Küfür Kullanım Eğilimi Ölçeği (AKKEÖ) kullanılmış, elde edilen veriler SPSS paket programında t-testi ve ANOVA teknikleriyle analiz edilmiştir. Ölçeklerin geçerlilik ve güvenirliği sağlandıktan sonra, öğrencilerin iletişim becerileri, bireysel ve çevresel argo/küfür kullanımları ve bu dile yönelik tutumları boyutunda karşılaştırmalar yapılmıştır. Bulgular, sosyal medya kullanımının ve bu ortamlarda argo/küfürle karşılaşma sıklığının öğrencilerin gündelik dil pratiklerini anlamlı biçimde etkilediğini göstermektedir. Özellikle Instagram ve TikTok gibi görsel ağırlıklı platformlarda anonimlik ve mizah kültürü, gençler arasında argo ve küfürlü dilin normalleşmesine zemin hazırlamaktadır. Cinsiyet değişkeni açısından erkek öğrencilerin daha yüksek oranda argo ve küfür kullandığı, sosyoekonomik düzey açısından ise yüksek gelirli ailelerden gelen öğrencilerde anlamlı farklılıklar bulunduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, sınıf düzeyi ve yaş değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Deney grubuna uygulanan eğitimin ardından, öğrencilerin iletişim becerilerinde belirgin bir artış olduğu, bireysel ve çevresel küfür kullanımının azaldığı ve küfür kullanımına yönelik tutumlarında olumlu yönde değişim gerçekleştiği bulunmuştur. Bulgular hipotezlerin bir kısmını desteklemiş, bazı alt boyutlarda ise anlamlılık sınırlı kalmıştır. Sonuç olarak, okul sosyal hizmeti uygulamalarının gençlerin olumsuz dil alışkanlıklarıyla baş etmede, farkındalık kazanmalarında ve sağlıklı iletişim stratejileri geliştirmelerinde etkili olduğu ortaya konmuştur. Araştırma, okul sosyal hizmeti modellerinin yaygınlaştırılmasının öğrencilerin psiko-sosyal uyumunu güçlendireceğini ve okul ortamında daha sağlıklı bir iletişim iklimi oluşturacağını vurgulamaktadır. Ayrıca, sosyal medya okuryazarlığının artırılması, aile ve öğretmenlerin bilinçlendirilmesi, toplumsal düzeyde ise dilin daha yapıcı kullanımını teşvik edecek politikaların geliştirilmesi önemli görülmektedir. Gelecek çalışmalarda nitel yöntemlerin kullanılması, farklı kültürel bağlamlarda karşılaştırmalı araştırmalar yapılması ve politika yapıcıların bu alana özel stratejiler geliştirmesi önerilmektedir. Araştırma 253 öğrenci ile gerçekleştirilmiş olup, deney grubunda 136 ve kontrol grubunda 117 öğrenci yer almıştır.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı
Rabia Bezgin
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2025
00

Other supervisors