Dr. Öğr. Üyesi Selva Zeren danışmanlığındaki tezler

11 tez · İstanbul Gelişim University

Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşitme cihazı kullanan hastaların cihaz memnuniyetinin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

İşitme kayıpları, insanlarda doğuştan meydana gelebilecek bir durum olmasının yanı sıra yaşamlarında sonradan da ortaya çıkabilen bir durumdur. İşitme kaybı, yaşlılık, gürültüye maruz kalma, çeşitli travmalar sonrasında meydana gelebilmektedir. Her işitme kaybı olan kişi, işitme cihazı kullanma adayıdır. İşitme kaybı hastalarının birçoğu işitme cihazını kullanmazken bir kısmı da işitme cihazı kullanımından oldukça memnun kalarak hayat kalitelerinin yükseldiğini belirtmektedirler. Bu çalışmada ilk olarak işitme olgusu, kulak anatomisi ve fizyolojisi, dış kulak yapısı, orta kulak yapısı, iç kulak yapısı, işitme fizyolojisi, işitme kaybı ve düzeyleri, türleri ele alınmıştır. Ardından işitme kaybı türlerine yönelik bilgiler verilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde işitme cihazları kapsamında bilgiler verilmektedir. Bu araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya 141 kadın 159 erkek olmak üzere toplam 300 katılımcı katılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda katılımcıların İşitme Cihazı Memnuniyet Düzeyleri ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda bireylerin yaşam kaliteleri ile kullandıkları cihaz türleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin işitme cihazı deneyim süresi, günlük işitme cihazı kullanım süresi ve işitme kaybı dereceleri ile işitme cihazı memnuniyet düzeyleri ve yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.

Hasta memnuniyetiKulak hastalıklarıSes frekansı+3
Sena Yamaç
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID pandemisinde odyologlar: Rehabilitasyon merkezi ve işitme cihazı merkezinde çalışma şartlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada 2019 yılı Aralık ayında başlayan ve ardından tüm dünyayı etkileyen COVID-19 küresel pandemi sürecinde Türkiye'deki rehabilitasyon merkezinde ve işitme cihazı merkezinde çalışan odyologların ve uzman odyologların çalışma şartlarındaki değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma için İstanbul Gelişim Üniversitesi Etik Kurulu'ndan onay alınmıştır. Veri toplamak amacı ile bir anket formu oluşturulmuştur. Google anket online sistemi ile anket soruları yanıtlanmıştır. Çalışmaya katılım şartı işitme cihazı merkezinde veya rehabilitasyon merkezinde çalışan odyolog veya uzman odyolog olmaktır. Anket, özel sektörde (işitme cihazı merkezi ve rehabilitasyon merkezi) çalışmakta olan 252 Odyolog tarafından yanıtlanmıştır. Google formunu göndermek için tüm soruların cevaplanması zorun olduğundan eksik yanıtlar yoktur. Araştırmanın saha uygulamasında toplanan yanıtlar SPSS for Windows 24.00 programı kullanılarak analiz edilmiştir. 17 maddeden oluşan "COVID-19 Pandemisinde Odyologlar: Rehabilitasyon Merkezi ve İşitme Cihazı Merkezinde Çalışma Şartlarının Değerlendirilmesi" ölçeğinde total Cronbach's alpha değeri (0,841) bulunduğundan "yüksek güvenilirlik" düzeyindedir. Faktör analizi sonucu oluşan 4 ana alt boyuta ait puanların demografik özelliklere göre karşılaştırılmaları Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve bağımsız örneklem t testi ile incelenmiştir. Çalışamaya katılan odyologların büyük bir kısmı 1 yıl veya daha az çalışma tecrübesine sahip ve yine büyük oranda rehabilitasyon merkezinde çalışmaktadır. Pandemi dolayısıyla çalışma sırasında neredeyse tüm odyologlar kişisel korunma ekipmanları ve dezenfektan ürünleri kullanmıştır. Pandeminin olumsuz etkilerinden; 1 yıldan fazla çalışan grup, 1 yıl ve daha az süreyle çalışan gruba göre daha fazla etkilenmiştir. Yine bu süreçte işitme cihazı merkezinde çalışmakta olan odyologlar, rehabilitasyon merkezinde çalışmakta olan odyologlara göre daha yüksek olumsuz etkilenme görülmüştür. Pandemiye özel alınan önlemler doğrultusunda tüm grupların memnuniyetleri birbirlerine yakın bulunmuştur. Ancak olumsuz etkileri yaş grupları bazında incelendiğinde 24 ve 25 yaş grubunda diğer yaş gruplarına daha yüksek bulunmuştur. Okul sıralarında öğrendiğimiz teknik bilgilerin insanlara yarar hale dönüştüğü yer olan çalışma sahaları, pandemi ile tüm meslek grupları için zorlayıcı hale gelmiştir. Özellikle sağlık sektörü gibi hasta ile birebir ilgi gerektiren alanlarda enfeksiyon riski ile çalışmak hem psikolojik hem fizyolojik olarak yorucu olmuştur. Odyologlar ise bu riskli çalışma alanında diğer tüm sağlık çalışanları gibi yoğun ve hatta alanları dışında çalışmalar yapmışlardır. Küresel COVID-19 salgını tüm dünyada etkisini sürdürürken, sağlık çalışanlarının bilgi düzeylerinin artırılması kritik önem taşımaktadır. Sağlık çalışanlarının enfeksiyondan korunması, yeterli bilgi ve koruyucu ekipmanların varlığı ile sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Odyoloji, Odyolog, COVID-19, Pandemi Çalışma Şartları

COVID 19PandemilerRehabilitasyon merkezleri+3
Halime Kadim
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç erişkin kardiyopulmoner bypass hastalarında medial-olivokoklear(MOC) refleks cevapları

Koroner hastalıklarda revaskülarizasyon ihtiyacına gereksinim duyulan hastalarda kardiyopulmoner bypass cerrahisi uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı kardiyopulmoner bypass cerrahisi uygulanan hastaların medial-olivokoklear refleks (MOC) cevaplarının cerrahi öncesi ve sonrası karşılaştırılarak etkilenme düzeylerinin belirlenmesidir. Bu çalışmaya 40'ı koroner arter bypass (KAB) ameliyatı olan, 40'ı herhangi bir kalp damar hastalığı olmayan birey katılmıştır. KAB ameliyatı olan hastalara ameliyat öncesinde ve sonrasında timpanometri, safses odyometrisi, transient otoakustik emisyon (TEOAE), ve supresyonda emisyon testleri yapılmıştır. Cerrahi öncesi ve sonrası sonuçlar istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Koroner bypass grubu olguların cerrahi öncesi TEOAE değerleri, kontrol grubu olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Olguların TEOAE ölçümünün cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası değerindeki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001; p<0,01). Vaka grubu olguların cerrahi öncesi suprese TEOAE değeri, kontrol grubu olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Olguların 1k Hz suprese TEOAE ölçümünün cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası değerindeki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmamış diğer tüm frekanslarda anlamlı bulunmuştur (p=0,001; p<0,01). Saf ses odyometri sonuçlarına göre vaka grubu olguların preop ve postop değerleri, kontrol grubu olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Olguların preopa göre postop sonuçlarında ise sağ kulak 8000, sol kulak 500, 1000, 2000 ve 4000 hertz frekanslarında değişim anlamlı bulunmuştur. Kokleanın stria vaskülaris kısmı yüksek derecede mikrovasküler yapıya sahiptir. Endoteldeki permeabilite artışı endolenfteki elektrolit dengesini bozar. Bunun sonucu olarak tüy hücreleri arasındaki sinyal geçişini bozulur. Dış tüy hücreler (DTH) üzerinde sinaps yapan MOC liflerinin aktivasyonu ile de seslerin şiddetini düşürme amacıyla baziler membran cevabı inhibe olmaktadır. Hastalarımızda oluşan koklear hasara koroner bypass sonucu oluşan vasküler endotel duvarının etkilenmesinin neden olabileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca antioksidanlar ve inhibitörler oksidatif strese bağlı işitme kaybı oluşturabilmektedir. Çalışmamızdaki hastalarımızda da bypass cerrahisi nedeniyle oksidatif strese maruz kalarak ve işitme kaybı oluştuğunu gözlemledik. DTH'leri, iç tüy hücrelerine göre iskemiye daha hassastırlar. Kardiyopulmoner bypass sonucu oluşan vasküler endotel hasarı iskemiye neden olarak DTH kaybına neden olmaktadır. Sonuçlarımızda iskemi sonrası oluşabilecek koklear hasarı destekler niteliktedir. Koroner hastalıklardaki artışa bağlı olarak revaskülarizasyon ihtiyacına gereksinim duyulmaktadır. Kardiyopulmoner bypass cerrahisi sonucunda koklea ve işitsel yollarda bazı komplikasyonlar gelişse de gittikçe daha çok merkez uygulanmaya başlanan alternatif ve güvenli bir yöntem olarak sağlık sisteminde önemli bir yer teşkil etmektedir. İşitme sistemini akustik travmalardan koruyan, frekans seçiciliğini güçlendiren ve gürültüde anlamayı arttıran MOC lifleri kardiyopulmoner bypass cerrahisinden önemli derecede etkilenmektedir.

Kalp hastalıklarıKardiyopulmoner bypassKoklea+2
Ahmet Görkem Nasanlı
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19'un işitme ve vestibüler sistem üzerine etkilerinin incelenmesi

Koronavirüs hastalığı 19 (COVID-19), şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2'nin (SARS CoV-2) neden olduğu bir pandemidir. Literatürde, işitme ve vestibüler sistemin COVID-19 olgularındaki etkisine dair henüz yeterli veri bulunmamaktadır. COVID-19 pozitif olan kişilerde otolojik ve vestibüler semptomların da sorgulanması gerektiğini düşündürmektedir. COVID-19 tanısı konmuş kişilerde özellikle kulak ağrısı, kulak çınlaması, işitme kaybı, vestibüler sistem kaynaklı baş dönmesi otolaringolojik belirtilerle birlikte detaylı olarak araştırılması gereken bir problemdir. COVID-19 hastalarında bilinç kaybı, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi çeşitli nörolojik semptomlar bildirilmiştir. Otolojik semptomlar arasında yüz felci, ani işitme kaybı ve vertigo vakaları da COVID-19 ile ilişkili olarak bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, bir anket aracılığıyla COVID-19 hasta örnekleminde işitme kaybı, kulak çınlaması, baş dönmesi ve kulak ile boğaz ağrısını araştırmaktır. Çalışmada 233 katılımcının %53,2'si kadın, %46,8'i ise erkektir. Katılımcıların yaş grupları dağılımında 18-24 yaş %33,5, 25-34 yaş %24,9, 35-44 yaş %18, 45-54 yaş %23,6 oranı ile örneklemde yer almaktadır. 233 katılımcılı çalışmamızda COVID-19 tanısından önce ve sonra işitme güçlüğü, çınlama, baş dönmesi ve kulak-boğaz ağrısı şikayetleri kıyaslamasında tüm şikayetler için anlamlı farklılık (p<0,05) olduğu anlaşılmaktadır. İşitme şikayetinde COVID-19 tanı öncesi ortalama (,262±,6980), COVID-19 tanı sonrası ortalama (,687±1,2285) değerine yükseldiği anlaşılmaktadır. Kulak çınlaması şikayetinde COVID-19 tanı öncesi ortalama (,455±1,0251), COVID-19 tanı sonrası ortalama (1,476±1,5566) değerine yükseldiği anlaşılmaktadır. Baş dönmesi şikayetinde COVID-19 tanı öncesi ortalama (,5060±1,0672), COVID-19 tanı sonrası ortalama (2,056±1,7023) değerine yükseldiği anlaşılmaktadır. Kulak-boğaz ağrısı şikayetinde COVID-19 tanısı öncesinde hesaplanan ortalama (,554±1,2169), COVID-19 tanısı sonrasında ortalama (1,961±1,6090) değerine yükseldiği anlaşılmaktadır. COVID-19 öncesi ve sonrası için katılımcıların verdiği cevaplarda işitme güçlüğü, kulak çınlaması, baş dönmesi ve kulak-boğaz ağrısı şikayetlerinin arttığı ortaya konulmuştur. Bu bulgular COVID-19 enfeksiyonu ile işitsel sistem disfonksiyonu arasında nedensel bir ilişki kurmazken, böyle bir ilişkinin varlığı ile tutarlıdır ve gelecekteki araştırmalara duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Bu çalışmanın sonuçları, COVID-19 enfeksiyonu sırasında, bu hastalar hafif bir hastalık seyri yaşasalar bile, yetişkinlerin önemli bir bölümünü etkileyebileceğini göstermektedir.

Baş dönmesiCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+5
Betül Özdemir
İstanbul Gelişim University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 sonrası işitme kaybı riski araştırılması

Koronavirusler (CoV), basit soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS-CoV) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS-CoV) gibi daha ciddi hastalıklara neden olan büyük bir virüs ailesidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin'in Wuhan şehrinde görülen etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını 31 Aralık 2019 tarihinde yeni (novel) tip korona virüs (2019-nCoV) kabul etmiştir (WHO, 2020). COVID-19, ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi etkisini belirgin olarak göstermektedir. Nörotropik olduğu bilinen bu virüsün, hastalarda erken ve geç dönemde odyo-vestibüler sisteme nasıl bir etki yaptığı araştırılmaya değer bir konudur. Dünyanın karşı karşıya kaldığı ve henüz tam bir tedavisi olmadığı için etkisinin uzun süreceği, bu nedenle de pek çok araştırmanın konusu olacağı tahmin edilen COVID-19, odyoloji bilim dünyası için de gizemini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin COVID-19 enfeksiyonu esnasında ve sonrasında işitme kaybı şikayetleri olup olmadığını incelemektir. Araştırma sonucunda odyoloji literatüründe önemli bir yer tutan işitme kaybı olgusunun COVID – 19 ile ilişkisi incelenerek literatürdeki zenginliğin arttırılması amaçlanmıştır. İşitme kaybı; işitme hassasiyetindeki azalma, etraftaki sesleri algılamakta güçlük çekme, kulakta çınlama veya vızıldama gibi seslerin duyulması işitme kaybı olarak tanımlanabilmektedir. COVID-19'un doğrudan işitme ve denge sistemini etkilediğine dair yeterli bilimsel kanıt henüz mevcut değildir. Az sayıda hastada, minimal odyo-vestibüler semptomlar bildirilmekle birlikte, yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu konuda yeni belirmeye başlayan literatürdeki önemli eksik COVID-19 PCR testi pozitif olmuş vakalar üzerinde anket çalışması yapılarak işitme kaybı şikayeti tespiti yapılmasını sağlamaktır. Çalışma kapsamında COVID-19 ile işitme kaybı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmış, bu amaçla teorik yaklaşımın yanı sıra yapılan saha çalışması neticesinde elde edilen veriler analiz edilerek uygulamalı olarak da tespitlerde bulunulmaya çalışılmıştır. Anket sürecinde işitme kaybı süresi, iki kulak arasında hissedilen bir işitme durum farklılığı katılımcılar tarafından yanıtlanmıştır. Katılımcılara işitme kaybı şikayeti yanı sıra baş dönmesi, çınlama, kulakta dolgunluk hissi gibi vestibüler sistemi tarama amaçlı sorularda yöneltilmiştir. 92 katılımcı ile gerçekleştirilen anket çalışması işitme kaybı semptomunun geçici bir durum teşkil ettiğini, sürenin 3 hafta veya daha az olduğu kanısına varılmaktadır. Vestibüler sistemi etkileyen baş dönmesi, çınlama, kulakta dolgunluk hissinin daha sık rastlandığı ve durumun geçici olduğunu belirtilmiştir. Diğer enfeksiyonlar ile kıyasla işitme kaybı semptomunun daha hafif seyrettiği söylenebilmektedir. Genellikle rastlanan işitme kaybının türü sensörinöral tip işitme kaybı olmakla beraber COVID-19 enfeksiyonunun iç kulak bazında hasar yarattığını düşündürmektedir. Yapılan analizler sonucunda COVID-19 ile işitme kaybı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu, COVID-19 hastalığına yakalanan bireylerde işitme kaybına rastlandığı bulgusuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte yaşanan işitme kaybının geçici süreli olduğu da belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın sonuçları, COVID-19 hastaları ile ilgilenen sağlık personelinin bu süreçte işitme kaybı da oluşabileceğini dikkate almaları gerektiğini düşündürmektedir.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+4
Özge Babayeğit
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Normal işiten ve işitme kaybına sahip yetişkin bireylerin Beck Depresyon Envanterine göre değerlendirilmesi ve karşılaştırılması

İşitme kaybı her yaş grubunda görülebilen bir problemdir. Bebeklik döneminde ortaya çıkabileceği gibi ileriki yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Yani konjenital ve/veya genetik olabileceği gibi herhangi bir hastalığa, mesleğe ve gürültü maruziyetine bağlı olarak ve/veya yaşa bağlı olarak da ortaya çıkabilmektedir. Yaşanan işitme kaybı; yaşa bağlı olarak farklı problemleri ortaya çıkartmaktadır. Özellikle erken çocukluk döneminde başlayan işitme kaybı öyküsüne dil ve konuşma problemlerinin yanı sıra sosyal ve psikolojik problemler de eklenebilmektedir. Yaş ilerledikçe iletişimi büyük ölçüde etkileyen işitme kaybı; bireylerin anlaşılmaktan korkmasına, içine kapanmasına, gürültülü ortamlara girmekten çekinmesine ve tamamen kendini diğer insanlardan soyutlamasına sebep olabilmektedir. Yaşa bağlı olarak; işitme kaybı yaşayan bireyler; bir topluluk içeren ortamlara girmekten çekinmekte, eğitim veya iş hayatlarında başarısız olabilmekte, başarısız olmaktan korkmaktadırlar. Bunlarla birlikte hayat ile ilgili birçok kaygıları (anksiyeteleri) oluşmaktadır. Bu kaygıların miktarı işitme kaybının ortaya çıktığı zamana bağlıdır. Yaşa bağlı olarak da kaygı düzeyleri değişiklik göstermektedir. Çalışmanın amacı; normal işiten ve işitme kaybına sahip yetişkin bireylerin depresyon durumu açısından işitme kaybının; varlığına, derecesine ve tarafına, yaşa, cinsiyete, medeni durum ve eğitim durumuna bağlı olarak gösterdiği benzerlik ve farklılıkları karşılaştırmaktır. Çalışmaya normal işiten 40 yetişkin birey ve en az orta derecede işitme kaybına sahip 40 yetişkin birey olmak üzere toplam 80 kişi dahil edilmiştir. Öncesinde işitme testi (saf ses odyometri) yapılan bu bireylere daha sonrasında Beck Depresyon Envanteri uygulanarak depresyon düzeyleri araştırmacı tarafından belirlenmiştir. SPSS 25.0 programında yapılan sınamalarda işitme kaybı olan bireyler; cinsiyet, medeni durum ve eğitim durumu yönünden değerlendirildiğinde depresyon ile aralarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Fakat işitme kaybına sahip bireylerde işitme kaybı tarafı, işitme kaybı seviyesi, yaş yönünden depresyon ile aralarında anlamlı farklılık bulunmuştur. Çalışmamızda işitme kaybı derecesinin artması, ek olarak yaşın ilerlemesi ve bilateral işitme kaybının depresyon üzerine daha fazla etkisi olduğu görülmektedir.

Beck Depresyon ÖlçeğiDepresyonYaş faktörleri+3
Ayşenur Ercan
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel eğitim öncesi ve sürecinde işitme cihazı veya koklear implant uygulanan çocukların deneyimleri

İşitme kaybı nedeni ile işitme cihazı veya koklear implant kullanan çocuklar, işitme kaybı derecesine ve aldığı özel eğitime göre normal işitmeye sahip çocuklardan farklılık gösterirler. Bu fark dil gelişimi, bilişsel, motor ve psiko-sosyal gelişim alanlarında belirgindir. Çevre seslerini yeterli düzeyde duyamadıkları için konuşma, anlama ve kendini ifade etmede zorluklar yaşarlar. Anlaşılamadıkları takdirde hırçın, sinirli ve agresif tutumlar gösterebilirler. Yeterli iletişim kuramamaları, arkadaş edinme ve sosyal hayata uyumda sıkıntılar yaşamalarına neden olabilir. Bu problemler işitme engelli bireyi doğrudan etkilemekle birlikte bulunduğu aile ve çevreyi de etkilemesi nedeni ile toplumsal bir özellik taşır. İşitme kaybına ek olarak geç tanılanma, geç cihazlanma ile birlikte bilişsel düzeyi ve öğrenme stilleri gibi bireysel özelliklerin yanında ailesel faktörler, ailelerin tutumları, eğitim ve sosyo-ekonomik düzeyi ile özel eğitim merkezlerinde yaşanan sorunlar çocuğu olumsuz etkiler. İşitme kaybı olan çocuklarda özel eğitim sürecinde ve öncesinde yaşanan psiko-sosyal ve duygusal sorunların yanında davranış sorunlarının da tespit edilmesi gerekir. Zamanında önlem alarak ve düzenlemeler yaparak gelişebilecek problemleri en az seviyede tutmak önemlidir. Ailelerin bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi konusunda rehberlik ve danışma hizmetinin uzman kişilerce yürütülmesi gerekir. İşitme kayıplı çocuğun tanısı, takibi, bakımı, desteklenmesi, toplumsal ve ruhsal yönden eğitilmesi, topluma ve kendine kazandırılması temel hedeftir. Bu hedefin multidisipliner olması ekip çalışmasını zorunlu kılar. Odyolog, özel eğitim merkezlerinde görev yapan multidisipliner ekibin vazgeçilmez bir üyesidir. Bu tez çalışmasında özel eğitim öncesinde ve sürecinde dil gelişimi, psiko-sosyal, duygusal ve davranışsal problemlerin erken fark edilerek önlenmesi için yöntem geliştirmek amaçlanmıştır.

KokleaKoklear implantlarÇocuklar+3
Songül Çakıcı
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İtfaiye erlerinde stresin sese etkisi

İtfaiye erleri, yoğun iş yükü ve hayati tehlike arz edecek olaylarla bire bir karşılaşmaları nedeni ile stres düzeyi yüksek bir meslek grubudur. Stres düzeyi yüksek mesleklerde çalışanların ses kalitesinin etkilendiği bilinmektedir. Bu tez çalışmasında stres düzeyini ölçmek amacıyla ASÖ (Algılanan Stres Ölçeği) anketi kullanılmıştır. Elektroglottografi cihazı ve Laryngograph Speech Studio programı kullanılarak itfaiye erlerine ses ölçümü yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Avcılar ve Kıraç İtfaiye İstasyonunda çalışan 25 itfaiye eri oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan tüm bireyler erkektir. Çalışmada elde edilen akustik analizlerde temel frekans (F0), % Jitter ve % Shimmer, MFZ parametreleri ile ASÖ puanları ve demografik anket verileri SPSS istatistik programı kullanılarak karşılaştırıldı. Çalışmamızda sigara kullanan ve kullanmayan bireyler arasında hijyen öncesi ve sonrasında yapılan pertürbasyon parametrelerine göre F0 ve %jitter parametrelerinde istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05). Stres puanı yüksek bulunan bireylerin sadece geniş bantta F1 /İ/ ölçümünde negatif yönde anlamlı bir ilişki görülürken, diğer değerlerde anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Bunun nedeni, pandemi döneminin getirdiği kısıtlamalardan dolayı çalışmaya katılan gönüllü kişi sayısının azlığı olabilir. Çalışmamıza katılan bireylerin stres düzeyleri karşılaştırıldığında ise dar ve geniş bantta shimmer /I/ harfi ölçümünde anlamlı fark bulunmuştur. Buna göre, stres düzeyi yüksek olanların dar ve geniş bantta shimmer /I/ ölçümleri, stres düzeyi düşük olanlara göre daha düşüktür. Çalışmamızın sonunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde itfaiye erlerinin iş yükünün hafifletilmesiyle birlikte stres düzeylerinin en aza indirilmesi için terapi ve etkinlikler düzenlenmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Ses kalitesinin korunması için doğru nefes alma ve sesi düzgün kullanma konusunda eğitim programları oluşturulabilir.

ElektroglottografiSesSes analizi+4
Ebubekir Fevzioğlu
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken çocukluk dönemi, işitme engelli çocuklar ile normal işiten çocukların fonolojik farkındalık becerilerinin karşılaştırılması

İşitme kaybının varlığı, çocuklarda birçok gelişim alanını olumsuz etkilemektedir. Fonolojik farkındalık, sözcüklerin faklı ses birimlerinden meydana geldiğini kavrama becerisidir. İşitme kayıplı çocuklarda bu beceride eksiklikler gözlenmektedir. Bu çalışma; erken çocukluk dönemindeki işitme engelli ve normal işiten çocukların fonolojik farkındalık becerilerini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma kapsamında hedeflenen, normal işiten çocuklar ile işitme engelli çocukların fonolojik farkındalık becerileri arasında anlamlı farklar olup olmadığını belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, 60-72 ay arasında 20 işitme kayıplı çocuk ve 20 normal işiten çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, ''Yangın Erdoğan ve Erdoğan Fonolojik Farkındalık Ölçeği'' kullanılmıştır. Sonuçlar, işitme engelli ve normal işiten bireylere uygulanan fonolojik farkındalık ölçeğindeki bireylerin verdiği yanıtlar doğrultusunda değerlendirilmiştir. İşitme engelli ve normal işiten bireylerin fonolojik farkındalık becerileri karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler sonucunda; işitme engelli ve normal işiten grupta fonolojik farkındalık ölçeği toplam puanının karşılaştırmasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. İşitme engelli grubun ortalaması, normal grubun ortalamasına göre anlamlı derecede düşük tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları; işitme engelinin çocuklarda, fonolojik farkındalık becerilerini olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir. İşitme kaybı olan çocuklarda fonolojik farkındalık becerilerini geliştirici eğitim desteğinin erken dönemde sağlanması, akranlarına sosyal ve akademik hayatta uyum sağlamalarına yardımcı olacaktır.

Fonolojik farkındalıkSes bilgisel farkındalıkSes bilgisi+5
Güleser Tahtalıoğlu
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnme sonrası hemiplejik vakalarda görülen vestibüler denge kayıplarında vestibüler rehabilitasyon ve geleneksel denge eğitimininin denge ve düşmeye etkisinin karşılaştırılması

İnme birden bire gelişen kalıcı etki sınırları belirli nörolojik kayıp ile kendini göstermekte olan klinik bir sendromdur. Lezyonun büyüklüğü ve etki alanı, oluşan kayıpların hastada bıraktığı etkilenimin büyüklüğünü belirtmektedir. İnme Rehabilitasyonunda amaç, fonksiyonel olarak hastanın bağımsızlığını en yüksek seviyeye çıkarmak ev, aile ve topluma kısacası eski yaşamına yeniden başarılı bir şekilde uyumunu sağlamaktır. İnme sonrası görülen kas kuvvetindeki azalmalar anormal hareket sinerjileri, spastisite ve normal eklem hareketlerindeki kısıtlamalar yürüyüş bozukluğunun yanında dengenin azalmasına da sebep olmaktadır. Bu hastalarda, dengenin sağlanması sadece yürüme fonksiyonuyla sınırlı değil tüm lokomotor fonksiyonlar, günlük yaşam aktiviteleri, pozisyon değiştirirken hareketsizliğin korunması, pozisyonun ve dengenin devamı için de gerekmektedir. Çalışmanın amacı inme geçirmiş hemiplejik vakalardaki denge etkileniminde geleneksel denge eğitimi vestibüler rehabilitasyonun denge ve düşmeye etkisinin karşılaştırılmasıdır. Özel Avrasya Hastanesi nörolojik rehabilitasyon ünitesinde tedavi görmekte olan hemiplejik vestibüler denge etkilenimi olan 18 –75 yaş arasında 30 hasta dahil edildi. Seçilen bu otuz kişiye Dinamik Görme Keskinliği, Unterberger, Tandem Duruş Testi, PASS Postur Analizi, Manuel Kas Testi,Berg Denge Ölçeği, Morse Düşme Ölçeği ölçümleri değerlendirilip hastalar randomize olarak on beş kişi kontrol grubu on beş kişi deney grubu olarak seçilip deney grubu hastalarına vestibüler rehabilitasyon kontrol grubu hastalarına geleneksel denge eğitimi uygulanıp iki tedavi protokolünün tedavi öncesi ve sonrası sonuçları karşılaştırıldı. Vestibüler etkilenime sahip hastalarda uygulanan geleneksel denge eğitimi tedavi sonrası yapılan denge ve düşme değerlendirmelerinde hastalarda anlamlı derecede iyileşme görüldü (p= 0.001; p<0.01) . Vestibüler etkilenime sahip hastalarda uygulanan vestibüler rehabilitasyon eğitimi tedavisi sonrası yapılan denge ve düşme değerlendirmelerinde hastalarda anlamlı derecede iyileşme görüldü(p= 0.001;p<0.01). Her iki tedavi grubu karsılaştırıldığında ise VREG veri sonuçları GDEG veri sonuçlarına göre daha yüksek anlamlılık derecesinde olduğu bulundu (p= 0.001; p<0.01). Sonuç olarak her iki grupta da anlamlı derecede iyileşme sağlanması her iki tedavi yönteminin de güvenle kullanılabileceğini göstermektedir . Anahtar Kelimeler: İnme, vestibüler rehabilitasyon, geleneksel denge eğitimi, denge, düşme

DüşmeDüşme kazalarıHemipleji+4
Havvana Gül
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gürültü maruziyetinin vokal yapılara etkisinin akustik ses analizi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, gürültülü ortamda çalışmanın sesin genel parametreleri üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Çalışmamız, Otomotiv sektöründe sac kalıp üretimi yapan Dünya Kalıp Mak. ve Oto Sanayide gerçekleştirildi. Çalışmaya yaş ortalaması 37.8 olan, gürültülü atölye ortamında çalışan 40 erkek dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara 3 saniye süreyle sessiz bir ortamda -a, -e, -ı, -i, -o, -ö, -u, -ü sesli fonemleri söyletilerek kayıt edilmiş, Praat programıyla akustik analiz yapılıp, temel frekans ve harmonikleri, % Jitter, % shimmer ve harmonik gürültü değerlendirilmiştir. Praat yazılımı, Amsterdam Üniversitesi Fonetik Bilimler Bölümünden Paul Boersma ve David Weenink tarafından geliştirilen ücretsiz bir yazılımdır. Ayrıca katılımcılara ses handikap indeksi anketi, algılanan stres ölçeği ve gürültü hassasiyet ölçekleri uygulanmıştır. Gürültülü ortamda çalışma süresi ile temel frekans (E, İ, O, Ö, U) ölçümleri arasında ve F2-I ölçümü arasında zayıf düzeyde negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Gürültülü ortamda 10 yıldan fazla çalışanlarda Jitter-A istatistiksel olarak anlamlı ve daha yüksek bulunmuştur (P=0,039). Gürültülü ortamda 10 yıldan fazla çalışanlarda F2-İ istatistiksel olarak anlamlı ve daha yüksek bulunmuştur (P=0.026). Sigara kullananlarda F2-A istatistiksel olarak anlamlı ve daha yüksek bulunmuştur (P=0,024). Sigara kullananlarda F2-I istatistiksel olarak anlamlı ve daha yüksek bulunmuştur (P=0,009). Gürültülü ortamda çalışma süresi ile stres arasında orta düzeyde negatif yönlü (rs = -0,454) istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Ses handikap anketi (VHI) ile F2-E ölçümü arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü (rs = 0,356) istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. VHI ile Jitter E ölçümü arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Gürültü hassasiyet ölçeği (WGHÖ) ile Jitter-I ölçümü arasında zayıf düzeyde negatif yönlü (rs = -0,361) istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Stres ile Jitter-İ ölçümü arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü (rs = 0,336) istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Yüksek arka plan gürültüsünün ses sorunları için risk faktörü olabileceği ve çalışanların bu konuda bilinçlenmelerine katkı sağlayacağı düşünüldü. Bu amaçla çalışanlara ses hijyen eğitimi verilerek ses kalitesini korumaya yönelik bilgilendirmeler yapılabilir. Ayrıca çalışma grubunun sayıca sınırlı olması ve sadece erkek bireylerden oluşması nedeniyle elde edilen veriler toplum genelini yansıtmamaktadır. Bu sebeple daha fazla sayıda kadın ve erkek katılımcı ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

AkustikGürültüGürültü analizi+4
İnci Yavuz Esen
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00

Diğer danışmanlar