Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Volkan Tatar

10 theses · İstanbul Arel University

Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin, milliyetçilik yaklaşımları içerisinde yeniden üretilmesi üzerine feminist bir eleştiri

Bu araştırmada, 19. yüzyıl sonrasında yükselen bir trend haline gelen modern anlamda milliyetçilik ideolojisinin oluşumu ve ulus devletin oluşumundaki eş zamanlılıktan yola çıkılarak yeni bir toplum düzeninin oluşturulduğu ortaya konmuştur. Çalışmada milliyetçi söylem, ulus devletin oluşum sürecinde kaynak ve tetikleyici güç unsuru olarak kabul edilmiştir. Ulus devletlerin çıkarlarına yönelik kurgulanan yeni toplumsal düzende bireylerin kendilerini ulus devlete ait hissetmeleri ve ulus devleti kendi benlikleri gibi benimsemeleri adına oluşturulan ideal vatandaşlık kavramı; kadın ve erkek cinsiyetlerini sistemli bir biçimde politik hale getirerek belirli toplumsal cinsiyet rollerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu cinsiyet rollerinin yaygınlaşması ve benimsenmesi için genellikle milliyetçilik ideolojisi ve milliyetçi söylem araç olarak kullanılmıştır. Milliyetçi söylem kadınların toplumsal rollerini yeni milliyetçi bireyler doğuran ve yetiştiren insan olmakla sınırlandırmıştır. Bu araştırma çoğunlukla kamusal alanın dışında bırakılmış kadınların kendi aile hayatında ve özel alanında var olabileceği düşüncesinin cinsiyetçi bir yaklaşım olduğu ortaya koymuştur. Tüm bunlardan hareketle bu çalışmada feminist ideolojiye göre biyolojik olarak eşit olduğunu varsayılan kadın ve erkeğin, kültürel ve toplumsal yaklaşımların etkisiyle kadın(lık) ve erkek(lik) olarak algılanması incelenmiştir. Bu araştırma kapsamında, cinsiyet kavramlarının toplumsal cinsiyet kavramına dönüştürülmesinde milliyetçilik ideolojisinin katkısının incelenmesi ve milliyetçi söylemlerdeki toplumsal cinsiyet eşitliğinin eleştirisinin yapılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Feminizm, Milliyetçilik, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Ulus Devlet

Feminist Eleştiri KuramıFeminizmMilliyetçilik+3
Emel Kısmet Aydınlı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikasında uluslararası örgütler

Cumhuriyet'in ilk yıllarından başlayarak günümüze kadar süren Türk Dış Politikasının, bazı belirgin özellikleri ön plana çıkmaktadır. Başlangıçtan itibaren statükoyu koruma çabası buna verilebilecek en önemli örnektir. Devletlerarası ilişkilere önem ve çeşitli anlaşmalar ile güvenlik sağlamaya yönelik bir dış politika iki savaş arası dönemde göze çarparken, II. Dünya Savaşının sona ermesi ile Türk dış politikasında önemli bir değişim yaşanmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası siyasal sistem de bir dönüşüm yaşamış ve bu yeni güç dengesi birçok ülkeyi etkilediği gibi, Türkiye açısından da önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Soğuk Savaş döneminin başlaması ile beraber ortaya çıkan yenidünya düzeni, tüm devletlerin dış politikalarında o veya bu şekilde etkili olmuştur. II. Dünya Savaşı'nın sonlarında belirginleşmeye başlayan bu bölünme, iki kutuplu bir dünya ile sonuçlanmıştır. Türkiye Batılı liberlizmini temel alan, çok partili, serbest piyasa ekonomisi temelinde örgütlenmelerde yer almış, savunma çabasını da NATO ittifakı ile belirlemiştir. 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye özellikle bölgesel seviyede oldukça etkili bir dış politika takip etmeye başlamıştır. Takip etmeye başladığı çok yönlü aktif ve birleştirici dış politika Türkiye'nin kendi önceliklerinden ziyade ortaya çıkan ilerlemelerin bir direnmesi sonucu olmuştur. Uluslararası siyasetin ülkeler arasında ilişkileri mecburi kıldığı ve toplumların birbirlerine karşı bağımlılığının giderek fazlalaştığı küreselleşme sürecinde, Türk dış politikasında uluslararası örgütlerin rolünü giderek daha bariz hale geldiği gözlenmektedir. Uluslararası ilişkilerde gün geçtikçe önem arz eden askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel örgütlenmeler, Türk dış politikasına da etki etmekte ve çoğu zaman bu dış politikayı yönlendirmektedir.

Türk dış politikasıUluslararası politikaUluslararası örgütler
Mehtap Biçer
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-AB ilişkilerinin kadının siyasal hayata katılımına etkisi

Siyaset yüzyıllardır ata-erkil düzen ile inşa edilmiştir. Kadınlar anayasada hukuki anlamda siyasal katılım hakkı bulmuş olsalar da bu hakkın kullanılabilirliği tartışmalıdır. Yıllardır süregelen erkek egemen toplum özelliği ile kadınlar siyasete katılım konusunda hala yeterli seviyeye ulaşamamıştır. Demokratik bir devlet olmanın temellerini oluşturan eşit katılım ilkesi; kadınların siyasal katılımının göz ardı edilmesi ile zedelenmektedir. Ülkemiz için; kadınların siyasal hayattaki konumları, eşit katılım ilkesi ve temsilde adaletin sağlanması yönünde demokratik bir devlet olma yolunda gerekli adımlar atılmalıdır. Bu sebeple konuya uluslararası çerçeveden bakılarak ve Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimizin kadının siyasal hayata katılımında etkisi incelenmektedir. Siyasal katılım kavramı; cinsiyet temelli ayrım olmaksızın eşit şekilde gerçekleştirilmelidir. Avrupa Birliği mevzuatı ve ikincil kaynaklarında kadının siyasal hayata katılımına ilişkin, bu eşitliği sağlamak adına maddeler ve uygulamalar mevcuttur. Avrupa Birliği, Kuruluşunda ekonomik temelli sebepler ile kadın katılımı konusuna yer vermiştir Sonraki yıllarda kadının eşit katılımı ve cinsiyet ayrımcılığının önlenmesi temel prensip halini almıştır. Her yıl kadına ilişkin program düzenleyen Avrupa Birliği için kadının siyasal katılımı konusu oldukça önem taşır. 1959 yılında temeli atılan Türkiye-AB ilişkileri 2005 yılında başlanan müzakereler ile, Avrupa Birliğine uyum sürecinde cinsiyet eşitliği konusuna önem verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Siyasal Katılım, Kadın, Türkiye, Avrupa Birliği

Avrupa BirliğiKadınlarSiyasal katılma+3
Seçil Güven
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası örgütlerin yükselişi: Ulus devletin dönüşümü

Devlet adı verilen örgütlü yapılar tarih içinde binlerce farklı şekilde oluşturulmuş ve tanımlanmıştır. Kesin olarak belirli bir formda olduğu tarihin herhangi bir zaman diliminde rastlanılmamıştır. Ancak bu örgütlü yapıların son formu olan ulus-devletler, günümüzde uluslararası hegemonik güçler tarafından oluşturulan en büyük organizasyonlardan olduğu söylenebilir. İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle beraber dünyada kelimenin tam anlamıyla bir yıkım söz konusuydu. Yıkımın en büyük yaratıcıları savaşı başlatan ulus-devletlerdi. Mevcut haliyle devletler sisteminin daha ileri gidemeyeceği açıktı. İhtiyaçları doğrultusunda ulus-devletleri yaratan sistemler, ulus-devletlerin yetkilerini sınırlandıran ulus-üstü örgütlenmeler oluşturmaya başladı. Devletler bağlı bulunduğu ulus-üstü örgütlenmelerin yasalarını kendi yasalarının üstünde tutmayı kabul ettirler ve egemenliklerini bu üst örgütlenmelere teslim ettiler Soğuk savaş döneminde tek çatı altında bulunan ulus-devletler, Soğuk Savaş'ın bitimiyle beraber dağılmaya ve yeni arayışlara başladılar. Bu da ulus-üstü örgütlenmelerin daha da arttırılması anlamına geliyordu ve nitekim öyle de oldu Ulus-devletin egemenlik alanını sınırlayan yegane sebep güvenlik değildir elbette. Bununla beraber küreselleşme ve ulus-üstü şirketler gibi etkenler de mevcuttur.

KüreselleşmeUlus-devletUluslararası örgütler
Engin Mehmetoğlu
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye devlet başkanı Beşar Esad'ın iktidarını korumasında halkın etkisi

Uluslararası camiada Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin 2010 yılında başlaması ile birlikte Orta Doğu, yeni bir döneme girmiştir. Tunus'tan başlayan olaylar, Suriye'ye kadar sıçramış, ülke kısa sürede, cihatçı grupların silahlandığı bir kaos ortamına sürüklenmiştir. Ülkede yaşananlar kısa sürede, başta bölge ülkeler olmak üzere, küresel aktörlerin de sürece dahil olmasına neden olmuştur. Suriye, küresel, bölgesel ve diğer gruplar olarak adlandırılan üçlü çemberin içerisinde sıkışıp kalmıştır. Krizin Suriye dışındaki en önemli aktörleri, Türkiye, Rusya Federasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. ABD'nin Suriye'de uygulamak istediği politikalar, kimi kesim tarafından Büyük Orta Doğu Projesi'nin bir aşaması olarak görülmüştür. Rusya Beşar Esad tarafından yana tavır takınırken, Türkiye Esad'ın gitmesi yönünde politika izlemiştir. Krizin patlak vermesi ile birlikte birçok Suriyeli çareyi ülkesinden göç etmekte bulmuştur. Çoğu Suriyeli ise, ülkesi içerisinde yer değiştirmiştir. Halkın büyük çoğunluğu, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmemesinden yana tutum sergilemiştir.

Arap BaharıEsad, BeşarHalk katılımı+4
Ülkü Pervaneli Öztürk
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Avrupa Birliği'nin bölgesel politikalarının Türkiye'ye etkisi

Avrupa Birliği, kuruluşundan beri sürekli genişlemekte ve bünyesine yeni ülkeler almaktadır. Yaşanan bu genişlemeler neticesinde hem üye ülkeler arasında bulunan hem de ülkelerin kendi bölgeleri arasında bulunan, sosyo-ekonomik farklılıklardan kaynaklı sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla Avrupa Birliği, bu sorunları ortadan kaldırmak ve gerçek anlamda ekonomik bir bütünleşmeyi sağlamak amacıyla, "Avrupa Birliği Bölgesel Politikası" nı oluşturma gereği duymuştur. Dayanışma ve uyum kavramları üzerine inşa edilmiş olan bölgesel politikalar hem bir iş birliği aracı hem de ekonomik entegrasyonu destekleyen önemli bir faktördür. Avrupa Birliği, bölgesel politikalar kapsamında bölgeler arasında bulunan sosyo-ekonomik farklılıkları azaltmak amacıyla, AB üyesi ülkelere ve AB'ye girmeye aday ülkelere mali destekler sağlamaktadır. Bu doğrultuda, Avrupa Birliği, Birliğe aday ülkelere ekonomik olarak yardım etmek için çeşitli fonlar oluşturmuştur. Türkiye'nin de on yıllardır devam eden, gelir düzeyi, nüfus yapısı, fiziki ve sosyal altyapı, eğitim seviyesi, sağlık hizmetlerine erişim, çevre kalitesi, yerel kaynakların etkin kullanılması gibi alanlarda bulunan farklılıklardan kaynaklanan, sosyo-ekonomik dengesizlikleri bulunmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa Birliği Bölgesel Politikaları, Türkiye'nin çeşitli nedenlerle ortaya çıkmış dengesizliklerinin azaltılması ve hatta ortadan kaldırılması için önemli bir doktrindir. Bu çalışmada, Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde, Türkiye'nin ve Avrupa Birliği Bölgesel Politikalarının analizi yapılarak, Avrupa Birliği Bölgesel Politikalarının Türkiye üzerindeki etkileri incelenmektedir.

Avrupa BirliğiBölgesel politikalarEkonomik bütünleşme+5
Mehmet Emin Çalış
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Avrupa Birliği'nin bölgesel politikalarının Türkiye'ye etkisi

Avrupa Birliği, kuruluşundan beri sürekli genişlemekte ve bünyesine yeni ülkeler almaktadır. Yaşanan bu genişlemeler neticesinde hem üye ülkeler arasında bulunan hem de ülkelerin kendi bölgeleri arasında bulunan, sosyo-ekonomik farklılıklardan kaynaklı sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla Avrupa Birliği, bu sorunları ortadan kaldırmak ve gerçek anlamda ekonomik bir bütünleşmeyi sağlamak amacıyla, "Avrupa Birliği Bölgesel Politikası" nı oluşturma gereği duymuştur. Dayanışma ve uyum kavramları üzerine inşa edilmiş olan bölgesel politikalar hem bir iş birliği aracı hem de ekonomik entegrasyonu destekleyen önemli bir faktördür. Avrupa Birliği, bölgesel politikalar kapsamında bölgeler arasında bulunan sosyo-ekonomik farklılıkları azaltmak amacıyla, AB üyesi ülkelere ve AB'ye girmeye aday ülkelere mali destekler sağlamaktadır. Bu doğrultuda, Avrupa Birliği, Birliğe aday ülkelere ekonomik olarak yardım etmek için çeşitli fonlar oluşturmuştur. Türkiye'nin de on yıllardır devam eden, gelir düzeyi, nüfus yapısı, fiziki ve sosyal altyapı, eğitim seviyesi, sağlık hizmetlerine erişim, çevre kalitesi, yerel kaynakların etkin kullanılması gibi alanlarda bulunan farklılıklardan kaynaklanan, sosyo-ekonomik dengesizlikleri bulunmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa Birliği Bölgesel Politikaları, Türkiye'nin çeşitli nedenlerle ortaya çıkmış dengesizliklerinin azaltılması ve hatta ortadan kaldırılması için önemli bir doktrindir. Bu çalışmada, Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde, Türkiye'nin ve Avrupa Birliği Bölgesel Politikalarının analizi yapılarak, Avrupa Birliği Bölgesel Politikalarının Türkiye üzerindeki etkileri incelenmektedir.

Avrupa BirliğiBölgesel politikalarEkonomik bütünleşme+5
Mehmet Emin Çalış
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme ve ulus-devletin egemenliği sorunu

21. yüzyıl, 20. Yüzyılın son çeyreği ile şekillenmeye başlayan "yeni dünya düzeni"nin yaşandığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme olarak nitelendirilen ve tüm dünyayı etkisi altına alan bu süreç dünyayı anonim bir şirket haline getirmeye çalışmaktadır. Bu aşamada bazı kavramlar silinmekte, bazıları aşınmakta, bazıları ise yeni yeni kendine ifade alanı bulmaktadır. Bu kavramlardan biri de küresel dünya çerçevesinde tartışılmaya başlamış ulus-devletin egemenlik yapısıdır. Ulus-devlet kavramı her ne kadar yeni bir kavram olsa da siyasi arenada ve dünya sistemi içerisinde kendine ifade alanı bulmuş önemli kavramlardan biridir. Ancak son yıllarda dünyayı saran küreselleşmenin spesifik etkisi sonucunda ulus-devlet yapısının aşındığına yönelik tartışmalar ortaya çıkmıştır. Özellikle de ulus-devleti oluşturan egemenlik kavramının, çok uluslu şirketlere ve ulus-üstü yapılara devredildiği ve ulus-devletin bu anlamda tartışılmaya başladığı görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulus-devletin barış ve güvenliği sağlayamadığı, ulus-üstü yapıların gerekli olduğu söylemleri yükselmiş ve bu anlamda karşılıklı bağımlılıklar, bölgesel entegrasyonlar, siyasi, sosyal, ekonomik, teknolojik vb. birçok alanda yaşanan iş birlikleri ile dünya farklı boyutları ile tanımlanan yeni bir oluşumun içine girmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Ulus-Devlet, Egemenlik, Çok Uluslu Şirketler, Karşılıklı Bağımlılık

Devlet egemenliğiEgemenlikKarşılıklı bağımlılık+4
Sebile Özgez
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme ve ulus-devletin egemenliği sorunu

21. yüzyıl, 20. Yüzyılın son çeyreği ile şekillenmeye başlayan "yeni dünya düzeni"nin yaşandığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme olarak nitelendirilen ve tüm dünyayı etkisi altına alan bu süreç dünyayı anonim bir şirket haline getirmeye çalışmaktadır. Bu aşamada bazı kavramlar silinmekte, bazıları aşınmakta, bazıları ise yeni yeni kendine ifade alanı bulmaktadır. Bu kavramlardan biri de küresel dünya çerçevesinde tartışılmaya başlamış ulus-devletin egemenlik yapısıdır. Ulus-devlet kavramı her ne kadar yeni bir kavram olsa da siyasi arenada ve dünya sistemi içerisinde kendine ifade alanı bulmuş önemli kavramlardan biridir. Ancak son yıllarda dünyayı saran küreselleşmenin spesifik etkisi sonucunda ulus-devlet yapısının aşındığına yönelik tartışmalar ortaya çıkmıştır. Özellikle de ulus-devleti oluşturan egemenlik kavramının, çok uluslu şirketlere ve ulus-üstü yapılara devredildiği ve ulus-devletin bu anlamda tartışılmaya başladığı görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulus-devletin barış ve güvenliği sağlayamadığı, ulus-üstü yapıların gerekli olduğu söylemleri yükselmiş ve bu anlamda karşılıklı bağımlılıklar, bölgesel entegrasyonlar, siyasi, sosyal, ekonomik, teknolojik vb. birçok alanda yaşanan iş birlikleri ile dünya farklı boyutları ile tanımlanan yeni bir oluşumun içine girmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Ulus-Devlet, Egemenlik, Çok Uluslu Şirketler, Karşılıklı Bağımlılık

Devlet egemenliğiEgemenlikKarşılıklı bağımlılık+4
Sebile Özgez
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yerel yönetimler ve 6360 sayılı kanun'un getirdikleri üzerine bir inceleme

Hayatımızın neredeyse her alanına dokunan hizmetler olarak da adlandırabileceğimiz yerel yönetimler, süreç içerisinde gerek idari gerekse mali sorunlarla karşı karşıya kalmış, yaşadıkları bu sorunlar nedeni ile kapasistesinin altında hizmet veren yapılar dönüşmüşlerdir. Yaşanan durum karşısında gerek merkezi yönetim gerekse yerel yönetimler çözüm arayışı içerisine girmiş, bu çözüm arayışları beraberinde 6360 sayılı Kanun'u getirmiştir. 2012 yılında yasalaşan ve 2014 yılında uygulamaya alınan 6360 sayılı Kanun ile, Türkiye'de yerel yönetimler alanında ciddi reformlar gerçekleştirilmiştir. Kanun, büyükşehir belediyelerinin görev, yetki ve sorumluluk sınırları il mülki sınırları olacak şekilde değiştirmiş, bu sınırlar içerisinde yeralan il özel idareler, belde ve köylerin tüzel kişiliklerine son verilmiştir. Kanun ve sonrasında getirilen düzenlemeler ile büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyeleri olmak üzere iki kademeli yeni bir yönetim modeli hayata geçirilmiştir. Büyükşehir Belediyeleri, bulundukları ilin tamamına hizmet veren kurumlar haline getirilmişlerdir. Bu çalışmada, Türkiye'de yerel yönetimlerin tarihsel süreci incelenmiş ve 6360 sayılı Kanun'un yerel yönetimler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: 6360 sayılı Kanun, Büyükşehir Belediyeleri, Yerel Yerel Yönetimler, Yerel Yönetim Hizmetleri

Belediye hizmetleriBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+4
Çağlar Deniz Demiray
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00

Other supervisors