Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Serdar Talas
13 theses · İstanbul University
Organ ve doku naklinde yaşanan hukuki sorunlar
Organ ve doku nakli, terminal dönem (yaşamsal fonksiyonlarının belirli bir süre içinde sonlanması beklenen) hastaların son yaşama umudu olarak görülen ve bir başka insanın üstün fedakarlıklarıyla gerçekleştirilebilen bir tedavi yöntemidir. İnsan yaşamının sınırlarında olan bu konu, fedakarlıkta bulunan sağlıklı bir insanın vücut bütünlüğüne müdahaleyi ve ölüm halinin tespitini gerektirmesi nedeniyle tababete ihtiyaç olduğu kadar adaletin de denetimini barındırması gereken bir husustur. Bu nedenle ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile organ ve doku nakli, hukuk normları çerçevesinde yapılmaktadır. Ölüden ve canlıdan organ ve doku naklinde ceza hukuku normları, organ veya doku ticaretinin ve hukuka aykırı nakillerin önlenmesine yöneliktir. Bu nedenle çalışmada öncelikle hukuka uygun organ ve doku naklinin koşullarına değinilecek olup bu süreçte ortaya çıkabilecek suç tiplerine yer verilecektir. Son olarak ise organ ve doku naklinin ülkemizdeki verileri değerlendirilmek suretiyle, yaşama tutunmak için veya bu umudu ticaret haline getirmek için organ ve doku nakli hukukuna aykırı filleri işleyenlerin cezalandırılmasından ziyade suçun işlenmesinin önüne geçmek amacıyla organ ve doku bağışını artırmaya yönelik öneriler sunulmuştur.
Türk hukukunda hapis cezalarının infazında kanunilik ilkesi
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazına İlişkin Kanun, cezanın özüne etki eden bazı hususları yönetmeliklerle düzenlemeye bırakmış ve idarenin disiplin işlemleriyle kişilerin cezaevinde kaldıkları sürenin etkilenmesine izin vererek idarenin işlemleriyle kişilerin hürriyetinin etkilenmesine imkan bırakmıştır. Hukukumuzun temel prensiplerinden olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi, tüm cezaların kanunla düzenlenmesini gerektirir. Kanımızca bu ilke, sadece mahkemenin kararına yazacağı ceza miktarının belirlenmesi yönüyle değil, aynı zamanda kişinin cezaevinde kaç gün fiilen kalacağını belirleyen infaz hukuku için de uygulanmalıdır. Bu sebeple hem anlaşılamaz ve öngörülemez hale gelen ceza infaz sistemimizin yenilenmesi ve basitleştirilmesi, hem de yönetmelikler ve idarenin işlemleriyle kişilerin özgürlüklerine müdahale edilmesi engellenmelidir. Bu tezimizde, ceza infaz sisteminde kanunilik ilkesine aykırı gördüğümüz hususları ve aykırılıkların düzeltilmesi için çözüm önerilerimizi dikkatinize sunduk.
İfade özgürlüğü bağlamında radyo ve televizyonların idari denetimi ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun idari yaptırım yetkisi
İfade özgürlüğüne sahip olmak hem birey hem de toplum açısından büyük önem arz etmektedir. İfade özgürlüğünün gerçekten sağlanabilmesi, bireylerin düşüncelerini serbestçe aktarabilmesi ve bu düşüncelere ulaşabilmesi sayesinde mümkün olabilir. Bireylerin düşünceleri paylaşabilmesini ve öğrenebilmesini sağlayan radyo ve televizyonların etkisinin çok güçlü olması, bu alanın denetlenmesini gerekli kılmaktadır. Ancak bu denetlemenin birtakım sınırlamalara bağlı olması gerekir. Bu kapsamda çalışmamızda öncelikle ifade özgürlüğü incelenecek, daha sonra RTÜK'ün regülasyon, yaptırım ve denetim işlevleri incelenerek yaptırım kararları ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilecektir.
Müdafiden yararlanma hakkı ve kısıtlanması
Ceza muhakemesi hukukunun amacı, maddi gerçeği bulmaktır. Ancak maddi gerçeğin araştırılması sırasında ne pahasına olursa olsun muhakeme gerçekleştirilemez. Hukuk Devleti olmanın gereği olarak, şüpheli/sanığa hakları hatırlatılmalı ve kullandırılmalıdır. Diğer deyişle, muhakeme adil ve dürüst bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Adil yargılanma hakkı çerçevesinde şüpheli/sanığın talep edebileceği en önemli haklardan birisi de müdafiden yararlanma hakkıdır. Çalışmamızda öncelikle müdafiden yararlanma hakkı, temellendirilmeye çalışılmıştır. Daha sonra ikinci bölümde müdafiden yararlanma hakkının düzenlenişi, içeriği, hukuki niteliği, haktan vazgeçme, müdafi yardımından yararlanmanın gerekliliği ve müdafiden yararlanma biçimleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın son bölümünde ise, müdafiden yararlanma hakkı bağlamında müdafiin yetkilerinin kısıtlanmasının müdafiden yararlanma hakkını ihlal edip etmeyeceği değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, müdafiin şüpheli/sanıkla görüşme ve yazışma yetkisi, müdafiin dosya inceleme yetkisi ve müdafiin hazır bulunma yetkisi incelenmiştir. Şüphesiz müdafiden yararlanma hakkı, şüpheli/sanığın ceza muhakemesinde savunmasını etkili bir şekilde gerçekleştirmesinin teminatını teşkil etmektedir.
Çelişmeli muhakeme ilkesi ışığında ceza muhakemesinde delillerin ikamesi ve tartışılması
Muhakeme hukukuna hakim olan ve adil yargılanma hakkının önemli sonuçlarından biri olan çelişmeli muhakeme ilkesi ve bu ilke ışığında ceza muhakemesinde delillerin ikamesi ve tartışılması, bu tezin konusunu teşkil etmektedir. Bu bağlamda tezin ilk bölümünde çelişmeli muhakeme ilkesi ele alınmış olup ardından ceza muhakemesinde delillerin ikamesi ve tartışılmasına değinilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde ise delillerin ikamesi ve tartışılması bağlamında beyan delillerinin, özel bir niteliği bulunan doğrudan soru yöneltme yöntemi incelenmiştir.
Hukuka kesin aykırılık hali olarak savunma hakkının kısıtlanması
Ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşmada savunma hakkı önemli bir yer teşkil etmektedir. Hukuk devletinde maddi gerçeğe ancak adil bir yargılama ile ulaşılabilecektir. Savunma hakkı da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında kabul edilen ve Anayasa ile düzenlenmiş olan adil yargılanma hakkının bir unsurudur. Savunma hakkının gereği gibi yerine getirilebilmesi için yalnızca yasal düzenlemeler yeterli olmamakta hakkın kullanımına imkan tanınması gerekmektedir. Bu kapsamda ceza muhakemesi sisteminde savunma hakkının kısıtlanması halleri mutlak bozma nedeni olarak düzenlenmiştir. Çalışmamızda öncelikle savunma hakkının tanımı, tarihçesi, muhakeme ilkeleri ile ilişiği, adil yargılanma hakkı kapsamındaki yeri incelenmiş daha sonra ise hukuka kesin aykırılık halini oluşturan savunma hakkının kısıtlanması halleri AİHM ve Yargıtay kararları kapsamında ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Ceza Muhakemesi Hukuku, Adil Yargılanma Hakkı, Savunma Hakkı, Savunma Hakkının kısıtlanması.
Silahların eşitliği ilkesi bağlamında müdafiin ifade ve sorguda rolü
Türk ceza muhakemesi hukuku alanında yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda, müdafiye ilişkin çok sayıda akademik çalışmanın olduğu; buna karşılık müdafiin ifade alma ve sorgu sürecindeki rolüne ilişkin yeterli sayıda çalışmanın olmadığı görülmüştür. Ceza muhakemesinde önemli bir yer tutan ifade alma ve sorgu işlemlerinde müdafiin rolünün ortaya konulması, hukuk devleti ilkesinin bir yansıması olan adil yargılanma ve onun bir alt görünümü olan silahların eşitliği ilkesinin hayat bulması açısından önem arz etmektedir. Soruşturma evresinin en önemli aşaması olan ifade alma ile kovuşturma evresinde önemli bir yer tutan sorguda, şüpheli/sanığın insan hakları çerçevesinde adaletle muamele görmesi için müdafiin bu işlemlere etkili katılımı şarttır. Müdafiin kendisine tanınan hak ve yetkileri ifade alma ve sorgu sürecinde de etkili bir şekilde kullanması silahların eşitliği ilkesinin bir gereği olup, bunun tüm yönleriyle ortaya konulması şüpheli/sanığın haklarının korunması ve maddi gerçeğe ulaşılması açısından son derece önemlidir. Bu amaçla ortaya koyduğumuz tez çalışmasında, savunma hakkının ve müdafiin kavramsal ve hukuki çerçevesi ortaya konulmuş (birinci bölüm), silahların eşitliği ilkesinin AİHS ve ceza muhakemesi hukukundaki anlamı, AİHM ve Türk yüksek yargısı kararları ışığında incelenmiş (ikinci bölüm), son olarak da silahların eşitliği ilkesi bağlamında müdafiin ifade alma ve sorgudaki rolü yüksek yargı ve doktrindeki görüşler çerçevesinde ele alınmıştır (üçüncü bölüm). Böylece, ifade alma ve sorgu sürecinin silahların eşitliği ilkesine uygun olarak gerçekleştirilebilmesi açısından müdafiin nasıl bir rol oynadığının tespiti yapılmıştır.
Nemo tenetur ilkesi bağlamında beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması
Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır ve bu amaç deliller vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Savcı ve mahkeme, suçun ispatını sağlama amaçlı birçok yetkiye sahip olmasına, şüpheli ve sanığı zorlayabilmesine rağmen bunun sınırları bulunmaktadır. Bu kapsamda şüpheli ve sanığın en temel savunma haklarından biri nemo tenetur ilkesidir. Günümüzde teknolojideki gelişmelerin de etkisiyle vücuttan delil elde etme yöntemleri gelişmiştir. Bu noktada tezimizin amacı, nemo tenetur ilkesini açıklayarak, beden muayenesi ve vücuttan örnek alma suretiyle delil elde edilmesinin şartlarını ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: 1) Nemo Tenetur İlkesi, 2) Beden Muayenesi, 3) Vücuttan Örnek Alınması, 4) Katlanma Yükümlülüğü 5) Delil
Müstehcenlik suçu (TCK M. 226)
"Müstehcenlik Suçu" başlıklı çalışmamızın temelini 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 226. maddesinde düzenlenen suç oluşturmaktadır. Bu kapsamda müstehcenlik suçu, suç inceleme metoduna bağlı kalınarak yargı içtihatları bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca suça ilişkin doktrin ve uygulamadaki tartışmalı noktalara ışık tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Müstehcenlik, Genel Ahlak, Cinsellik, Müstehcen Ürün, Bilim ve Sanat Özgürlüğü, Pornografi
İşkence suçu (TCK M.94-95)
"İşkence Suçu (TCK m.94-95)" başlıklı bu çalışmamızda, insanın onurunu, algılama veya irade yeteneğini, özgür iradesini, maddi ve manevi bütünlüğünü yok eden işkencenin Türk Ceza Kanunu kapsamında tüm yönleri ele alınmıştır. İşkenceden ne anlaşılması gerektiği, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu (ETCK) ile 5237 sayılı yeni Tük Ceza Kanunu (YTCK) arasındaki farklar, suçla korunan hukuki değerleri, işkencenin benzer suçlardan farkları, suçun unsurları, yasak sorgu yöntemleri ile işkencenin ilişkisi, hukuka aykırı delillerin nasıl değerlendirileceği incelenmiştir. İşkencenin uluslararası belgelerdeki yeri, işkence yasağının mutlaklığı, Anayasa m.90 gereği uluslararası belgelerin iç hukukumuzdaki yeri, sözleşmelere taraf olmanın gereği olarak uluslararası çalışmaların iç hukuka yansımaları, bu kapsamda alınan önlemler, işkencenin önlenmesine yönelik olarak yapılan öneriler, birey, toplum ve devlet olarak üzerimize düşen sorumlulukların neler olduğu tartışılmıştır. Çalışmamızda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarından, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları İnceleme Komisyonu cezaevi raporlarından ve sivil toplum örgütleri raporlarından yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşkence, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, İnsan Onuru, Özgür İrade, İşkence Yasağının Mutlaklığı, Suçun Unsurları, İşkencenin Önlenmesine Yönelik Olarak Yapılan Öneriler.
Şanlıurfa örnekleminde töre saikiyle insan öldürme suçu
Bu çalışma kapsamında töre saikiyle insan öldürme suçu sosyolojik ve hukuki açıdan incelenmiştir. Suçun işlenme nedenleri üzerinde durularak değerlendirmelerde bulunulmuştur. Namus, töre, ataerkillik gibi kavramlar tanımlanarak ve irdelenerek cinayetlerle arasındaki bağ incelenmiştir. Kadının üzerindeki erkek hegemonyasının kadının cinsel özgürlüğünün sınırlarının genişlemesine paralel olarak artmasının nedenleri tartışılmıştır. Yaşam hakkının elinden alınmasına kadının bazen okula gitmesi bazen kıyafet tarzı ya da hakkında çıkan aslı dahi olmayan dedikodunun sebep olduğu görülmüştür. Çalışma kapsamında incelenen Şanlıurfa ağır ceza mahkeme kararlarında feodalitenin ve kapalı toplum yapısının kadınların yaşam hakkını elinden aldığı görülmüştür. Ancak kronolojik bir değerlendirme yapıldığında mahkeme kararlarında ekseriyetle görülen kadına bakışın gelişmesi ve değişmesi umut verici olmuştur. Kadın hakları anlamında namus bahanesiyle işlenen öldürme suçlarında Mülga Türk Ceza Kanunu döneminde özel haksız tahrik indirimi mevcuttu. Yürürlükteki Türk Ceza Kanunu döneminde özel haksız tahrik indiriminin kaldırılarak töre saikinin nitelikli hal olarak düzenlenmesi önemli bir gelişmedir. Zamanla kararlara da töre saikinin sirayet etmesi önemli bir adım olmuştur. Tez kapsamında olaylara kadın perspektifinden bakılarak töre saikinin nedenleri ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Kadının özel hayatını ilgilendiren veya kendi bedeni ile ilgili kararlarının hesabını ailesinin erkek üyelerine vermesi ve namus denilince kadının cinsel hayatının anlaşılması üzerinde durulmuştur. Kasten insan öldürme suçu incelenerek unsurları irdelenmiştir. Özellikle haksız tahrik ile töre saiki arasındaki ilişki mahkeme kararları bazında değerlendirilmiştir. Mahkeme kararlarında somut delil olarak görülmeyen ancak varlığı bilinen aile meclisi üzerinde durulmuştur. Genel olarak kadınların hayatı üzerinde ailenin erkeklerinin söz sahibi olduğu ve kadının birey olarak kabul edilmediği görülmüştür. Töre saikiyle yaşanan ölümlerin son bulması için görüş ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Töre, saik, namus, öldürme, kadın.
Ceza muhakemesi hukukunda moleküler genetik inceleme ve elde edilen verilerin delil olarak kullanılması
Günümüzde delilden faile ulaşma anlayışının yerleşmesiyle birlikte özellikle bilimsel deliller önem kazanmış ve bu çerçevede çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Tez konumuzu oluşturan moleküler genetik incelemeler de bu anlayış çerçevesinde suçluluğun ve suçsuzluğun tespitinde önemli rol oynamaktadır. Bugün olay yerinden elde edilen bir kıl veya kepek üzerinde bile inceleme yapılarak fail tespit edilebilmektedir. Bununla birlikte karşılaştırma yapılabilmesi için çoğunlukla bedene müdahalenin gerekli olması ve inceleme sonuçlarının kişisel veri olması nedeniyle hukuksal sınırların iyi çizilmesi gerekmektedir. Çalışmamız kapsamında moleküler genetik incelemelerin kişisel veriler ve insan hakları ile ilişkisi, uygulanma koşulları, incelemeye konu materyallerin elde edilmesi, inceleme sonuçlarının delil değeri ve DNA veri bankaları konularına değinilecektir.
Türk ceza hukukunda adli para cezası
Adli para cezası özellikle 19. yüzyıldan itibaren çoğu ülkenin ceza hukuku yaptırım sistemi için vazgeçilmez bir yapıtaşı haline gelmiştir. Türk ceza hukuku bakımından da bu özelliğinin var olduğunu kolayca söylemek mümkündür. Özellikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle adli para cezasının önemi daha da artmıştır. Buradan hareket ile, bu çalışmada öncelikle adli para cezasının bir ceza olarak geçmişten günümüze kadarki süreçte gelişimi incelenmiştir. Daha sonra, Türk hukukunda adli para cezasının nasıl düzenlendiği ve nasıl belirlendiği açıklanmıştır. Son olarak, adli para cezası geniş anlamda ceza hukuku bağlamında infaz hukuku, güvenlik tedbirleri ve ceza muhakemesi hukuku bakımından incelenmiştir. Bu çalışma kapsamında, doğrudan hükmedilen adli para cezalarının yanı sıra hapis cezasından seçenek yaptırım olarak çevrilen adli para cezası da detaylı olarak bahsedilmiştir.