Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Serap Açıkgöz
13 theses · Çankırı Karatekin Üniversitesi
Hastanede çalışan hemşirelerde COVID-19 korkusu ve iş stresi
Pandemi süresince COVID-19 tanısı alan bireylerin tedavi ve bakımında hemşireler önemli roller üstlenmiştir. Pandemi öncesinde çeşitli nedenlerle hemşirelerin yaşadıkları iş stresine COVID-19 korkusu eklenmiştir. Pandemi sürecinde hemşirelerin ruh sağlığını etkileyen süreçleri ortaya koymak hemşirelerin sağlığını değerlendirmek ve hemşirelik hizmetlerinin etkili sunumunu yönetmek bakımından önemli bir halk sağlığı önceliğidir. Bu bağlamda çalışmanın amacı; hastanede çalışan hemşirelerde COVID-19 korkusu ve iş stresi düzeyini incelemektir. Kesitsel tipteki çalışmanın evreni, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan hemşirelerdir. Araştırmaya gönüllü 270 hemşire katılmıştır. Veri, Sosyo-demografik Özellikler Formu, COVID-19 Korkusu Ölçeği ve Hemşire Stres Ölçeği aracılığıyla Mart-Mayıs 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri, SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiş olup tanımlayıcı istatistiksel metotlar ile normallik analizi sonuçlarına göre bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 30,51±7,50, 82,2'si kadın, %62,6'sı evli, %53'ü lisans mezunudur. Hemşirelerin %44,1'i COVID-19 tanısı alan hastaya bakım vermiş, %72,2'si COVID-19 tanısı almıştır. Hemşirelerin COVID-19 korkusu ile iş stresi orta düzeyin altındadır. Hemşirelerin COVID-19 korkusu; çalıştıkları birime, mesai saatlerine, yaş ve çalışma yılına, pandemi sürecinde görev yerinin değişmesine, aile ilişkilerine, stres düzeyine ve uyku düzenine göre farklılaşmaktadır. Hemşirelerin iş stresi COVID-19 tanısı alan hastaya bakım vermeye, pandemi sürecinde aile ilişkilerine ve uyku düzenine göre farklılaşmaktadır. Ölçekler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile incelendiğinde; COVID-19 korkusu ile hemşirelerde stres arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (r=0.145, p<0,017). Hemşirelerde COVID-19 korkusu arttıkça iş stresi de artmaktadır.
Evaluation of senior nursing students' nutritional knowledge in Baghdad city, Iraq
All members of society should eat healthily, but university students have particular requirements. They have busy study schedules, eat out more frequently, and are influenced by their peers, just like in the age of independence. They might also favor fast food as a way to save time and money. They are compelled by this entire scenario to consume unhealthy meals like fast food. Therefore, the main objective of this study is to investigate the level of nutritional knowledge among senior students in nursing schools in Baghdad City/Iraq, and the sociodemographic factors affecting their level. The sociodemographic information of the subjects was gathered using a descriptive information form. The questionnaire asked 20 questions items related to nutrition, participants' knowledge of nutrition, and the sources of this knowledge. The mean scores of the participants on the GNKQ-R were 40.39 8.41 for the overall scale, 8.20 2.36 for the sub-dimension of dietary recommendations, 18.26 4.53 for the sub-dimension of food groups, 4.35 2.14 for the sub-dimension of healthy food choices, and 9.57 3.09 for the sub-dimension of diet, disease, and weight control. Also, the study's findings demonstrated a correlation between sociodemographic characteristics and knowledge levels; knowledge of nutrition is one of the elements impacting people's nutritional status and eating habits as individuals, families, and society. An essential tool for assessing how well-nourished an individual, a group, or a community is nutrition knowledge This study's recommendations include implementing dietary guidelines in childcare facilities, schools, hospitals, and workplaces. Menus at fast food restaurants and restaurants should include a list of nutrition information and calorie counts
Perceived stress and related factors among nurses working in hospitals
Background: Occupational stress is one of the problems that may interfere with nurses performance like job satisfaction and adherence. The current study aimed to assess This study aimed to evaluate the perceived stress levels and stress-related factors in nurses working in hospitals in Iraq. Aim of the study:. This study was conducted to evaluate the perceived stress levels and stress-related factors in nurses working in hospitals in Iraq. Methodology: The population of the study consisted of nurses working in Kirkuk Children Hospital, Kirkuk Azadi Training Hospital, and the Cancer Center in Kirkuk, Iraq. The total size of the population was 1,384 nurses, including 590 in Kirkuk Children Hospital, 667 in Kirkuk Azadi Training Hospital, and 127 in the Cancer Center. ). The minimum sample size that could represent a population of 1,384 nurses was calculated as 300 subjects when the study data were formulated according to the simple random sampling formula. A personal information form was created by the researcher following a review of the literature to determine the socio-demographic characteristics of the nurses, such as age, gender, marital status, number of children, educational status, financial status, name of the hospital, department, the status of working shifts, weekly working hours, presence of enough nurses in the department, and whether non-nursing tasks increased workload. Stress was assessed by using the 14-item version of the perceived stress scale (PSS). Each item on the PSS-14 is evaluated on a 5-point Likert-type scale with options ranging from never (0) to very often (4). Seven items (4th, 5th, 6th, 7th, 9th, 10th, and 13th items) containing positive statements are reverse scored. Scores on the PSS-14 range from 0 to 56, with a high score indicating high perceived stress. Cronbach's alpha coefficient of the scale is 0.84. Results: The current study showed that the mean age of the participants was 31.35±7.85, the mean work experience as a nurse was 7.32±7.39, and the mean weekly working hours was 46.77±7.01. It was determined that 56.5% of the participants were female, 70.3% were married, and that 35.6% did not have children. In addition, 95.4% of the participants had a diploma or a bachelor's degree, and 69.9% had more income than their expenses. While 56.2% of the participants worked in specialized units, 53.9% worked day shift permanently. Of the participants, 17.6% stated that there were enough nurses in their department, and 52.3% stated that non-nursing tasks increased their workload. The mean scores of the participants on the PSS were found to be 30.09±6.33. It was determined that 85% of them experienced a moderate level of stress. There is a significant differences between perceived stress of nurses and their educational level (t-test = 9.6; p value= 0.002). Conclusion: The study concluded that nurses experienced a moderate level of perceived stress. There is a significant differences between perceived stress of nurses and their educational level in which nurses with diploma or bachelor's degree exhibited more stress than those with master degree.
COVID-19 pandemi sürecinde hastanede çalışan hemşirelerin psikolojik sıkıntı ve stres düzeylerinin değerlendirilmesi
Ruh sağlığı bireyin "yaşamın normal gerginlikleriyle başa çıkabildiği, üretken ve verimli bir şekilde çalışabildiği biriyilik hali" olarak tanımlanmaktadır. Psikolojik sıkıntı ise bir bireyin son birkaç hafta içinde yaşadığı, normal işlevsellikte bozulmalar içeren, depresyon ve anksiyete belirtileri ile karakterize acı çekme durumudur. COVID-19 pandemisi toplumu sosyal ve ruhsal yönden olumsuz etkilemiştir. Pandemi sürecinde doğrudan hasta bakımına yönelik roller üstlenen hemşirelerin süreçten etkilenişi diğer sağlık çalışanlarına oranla daha fazla olmuştur. Pandemi sürecinde hemşirelerin ruh sağlığını etkileyen süreçleri ortaya koymak hem hemşirelerin sağlığını değerlendirmek hem de hemşirelik hizmetlerinin etkili ve verimli sunumunu yönetmek bakımından önemli bir halk sağlığı önceliğidir. Bu bağlamda çalışmanın amacı; COVID-19 pandemi sürecinde hastanede çalışan hemşirelerin psikolojik sıkıntı ve stres düzeyini değerlendirmektir. Kesitsel tipteki çalışmaya İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan gönüllü 265 hemşire katılmıştır. Veri, "Sosyo-demografik Özellikler Bilgi Formu", "Kessler'in Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PSÖ)" ve "Hemşirelerde Stres Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Veri analizinde: tanımlayıcı istatistiklerden (frekans, yüzde değerleri, ortalama ve standart sapma), normallik analizi sonucuna göre Mann Whitney U testi, bağımsız örneklem t testi, Kruskal Wallis H testi, ANOVA (F) testi, Bonferroni testi, pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon analizinden yararlanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 28.22±5.93 olup %77.4'ü kadın, %61.5'i bekar, %78.9'u lisans mezunudur. Hemşirelerin yüksek düzeyde psikolojik sıkıntı, orta düzeyde stres yaşadığı belirlenmiştir. Psikolojik sıkıntı ile iş stresi arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişki saptanmıştır. Bu süreçte hemşirelerin kendini ifade etmelerine fırsat tanınmalı, hemşirelere etkili baş etme yöntemleri öğretilmelidir. İş sağlığı hemşireleri hastanede çalışan hemşireleri psikolojik yönden değerlendirmeli, psşkolojojik destek alabilecekleri fırsatlar sağlanmalıdır.
Ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumları ile sağlık kontrol odağı arasındaki ilişki
Aşılama hizmetleri küresel düzeyde önemli başarılar sağlanan bir halk sağlığı hizmetidir. Ancak, başarılı girişimlere rağmen bireyler bir dizi faktörden etkilenerek aşı tereddüdü yaşamaktadır. Aşı tereddüdü yaşanmasında önemli faktörlerden biri bireysel özelliklerdir. Sağlık kontrol odağı (SKO) bu özelliklerden biridir. Ebeveynlerin çocuklarına aşı yaptırmada hangi faktörlerin etkili olduğunu belirlemek önemlidir. Bu tez çalışmasının amacı ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumları ile sağlık kontrol odağı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı tipte olan çalışmanın evrenini Kırıkkale İli Yahşihan ilçesinde bulunan aile sağlığı merkezlerinde 0-6 yaş arası çocuklarının aşı takibini yaptıran ebeveynler oluşturmuştur. Veri; Sosyo-demografik Özellikler Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveyn Tutumları (PACV) Ölçeği ve Çok Boyutlu Sağlık Kontrol Odağı Ölçeği (ÇBSKOÖ) aralığıyla toplanmıştır. Araştırmaya 220 gönüllü ebeveyn katılmıştır. Veri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotları (sayı, yüzde, medyan, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Kolmogrov-Simirnov testine göre normal dağılım göstermeyen verinin değerlendirilmesinde nonparametrik testler kullanılmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup arasındaki fark için Mann Whitney U testi, ikiden fazla grup karşılaştırmalarında Kruskal Wallis H testi, fark yaratan grubu bulmak için düzeltilmiş Bonferroni, bağımlı değişkenler arasındaki ilişki için Spearman's korelasyon analizi uygulanmıştır. Katılımcıların %1.8'i çocuğunun aşılarını tam olarak yaptırmamış ebeveynlerin %11'4'ü aşı tereddüdü yaşamaktadır. Ebeveynlerin PACV ölçeği ortalaması 18,15±21,93'tür. ÇBSKOÖ alt boyutları için puan ortamaları; İç SKO 21,46±4,18, Şans SKO 13,84±7,01, Güçlü Diğer Kişiler SKO 23,37±6,34'tür. Şans SKO ile PACV Ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir Sağlık yönelimi Şans SKO ve Güçlü Diğer Kişiler SKO yüksek olan ebeveynlere eğitim ile destekleme çalışması yapılarak sağlık yönelimlerini İç SKO olarak olumlu bir yönelime yaklaştırılabilir.
COVID-19 pandemisinde hastanede çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları
Hemşirelerin sağlığını çalışma şartlarının yanı sıra yaşam biçimleri de etkilemektedir. Pandemi sürecinde hemşirelerin yaşam biçimi davranışlarının nasıl etkilendiğini belirlemek önemli bir halk sağlığı önceliğidir. Bu tez çalışması COVID-19 pandemisinde hastanede çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel ve tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiş olup Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 314 hemşire araştırmaya katılmıştır. Çankırı Karatekin Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar ve Yayın Etiği Kurulu'ndan Etik Kurul Onayı alınmıştır. Veri; Sosyodemografik Özellikler Bilgi Formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖII) aracılığıyla toplanmıştır. Veri analizi; değişken tür ve dağılımlarına göre, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, Bonferroni, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ile incelenmiştir. Katılımcıların SYBDÖ II puan ortalaması 117,34±22,54 olup ölçek alt boyutlarından en yüksek puan ortalaması Manevi Gelişim (23,45±4,86), en düşük puan ortalaması Fiziksel Aktivite (15,10±4,96) alt boyutuna aittir. Katılımcıların SYBDÖ II puan ortalaması orta düzeydedir. Araştırmaya katılan hemşirelerin SYBD; yaş, çocuk sayısı, çalışma yılları, medeni durum, COVID-19 pandemi sürecinde çalışma saatinde artış, COVID-19 pandemi sürecinde beslenmede değişim, alkol kullanımı, egzersiz yapma durumu, COVID-19 pandemi sürecinde aile ilişkileri, COVID-19 tanısı almış bireye bakım verme durumu, COVID-19 pandemi sürecinde danışmanlık hizmeti alma durumu, COVID-19 pandemi sürecinde beslenmede değişim değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Hemşirelerin çalışma saatlerinde yapılacak iyileştirmelerle SYBD sergilemelerini kolaylaştırıcı süreçlere önem ve destek verilmelidir. Özellikle pandemi sürecinin getirdiği zorluklardan en az düzeyde olumsuz etkilenmeleri için bilimsel temelde geliştirilecek hemşire planlamaları sağlanarak çalışma koşullarını iyileştirmeye ve iş yüklerini hafifletmeye yönelik planlamalar yapılmalıdır. Hemşirelerin SYBD sergilemelerini kolaylaştıracak kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır.
Assessment of nurses' cultural competence levels
Cultural competence is an important requirement for quality nursing service delivery as well as reducing health inequalities. Nurses are expected to have high levels of cultural competence in order to provide culturally competent and adequate care to the individual, family and society. In this context, assessing the cultural competencies of nurses is an important public health priority. The purpose of this study; To determine the cultural competence level and related factors of nurses working in hospitals. The population of the cross-sectional study is nurses working at General Balad Hospital in Iraq. It was planned to reach the entire population and the research was conducted with 221 volunteer nurses between April and August 2022. Data was collected through the "Personal Information Form" and the "Nurse Cultural Competence Scale". To collect data, the units where nurses worked in the hospital were visited. In order to conduct the research, ethical approval was obtained from the Iraqi Ministry of Health, institutional permission from the hospital management and informed consent from the participants. In evaluating the research data; Descriptive statistical methods (number, percentage, min-max values, mean and standard deviation), Mann Whitney U test was applied for the difference between two independent groups in comparing quantitative data in non-normally distributed data, and Kruskal Wallis H test was applied for comparing more than two independent groups. In cases where there was a difference, corrected Bonferroni was used to find the group that made the difference. The relationship between continuous variables was examined with the Spearman correlation coefficient. Statistical significance level was accepted as p<0.05. The average age of the nurses participating in the study was 32.45±9.37 years and their average clinical experience was 9.99±9.09 years. 61.1% of the participants are women and 69.2% are married. 18.1% of the participants stated that they spoke a language other than their native, and 10% had experience of working/living/studying abroad; 61.1% stated that they provided care to patients of different race/ethnicity/culture. 59.7% of the participants stated that one of the most difficult issues they had while caring for patients from different races/ethnicity/cultures was language problems. All of the participants stated that they wanted to care for patients from different cultures and that they had not received seminars or training on intercultural nursing care. The average score of the nurses on the Nurse Cultural Competence Scale is 83.49±7.37. It was determined that there was no statistically significant relationship between the nurses' scores on the Nurse Cultural Competence Scale and their age (r:0.031; p>0.05) and working experience (r:-0.017; p>0.05). It was determined that there was no statistically significant difference between the scores of the Nurse Cultural Competence Scale according to the variables related to the individual and cultural characteristics of the nurses (p>0.05). Nurses have a high level of cultural competence. It is recommended to ensure the continuity of training programs that will increase the cultural competence levels of nurses in care services.
Evaluation of nurses' knowledge of osteoporosis
Osteoporosis is one of the most prevalent skeletal illnesses, characterized by bone tissue deterioration, decreased bone density, and bone microarchitecture disruption. Osteoporosis is a risk factor for fractures, just as hypertension is a risk factor for stroke. This disease affects a huge number of persons of the same gender and race. It produces severe secondary health complications. It may become more prevalent as humans age. The aim of this study was to evaluate the osteoporosis knowledge level of nurses working in the hospital. Methods: A cross-sectional study was conducted between 01.04.2022 and 01.09.2022 at AL-Diwaniyah City/AL-Diwaniyah Health Directorate/Diwaniyah Training Hospital in Iraq. Results: Participants' mean age was 34.07±6.83, mean total work experience was 12.64±7.24 years, and mean body mass index was 25.16±2.54. It was found that 52.2% of the participants were male, 73% were married, According to the findings, 43.3% of the participants were institute graduates. 34.3% of the participants had a family member/relative (mother, father, sibling, children, etc.) diagnosed with osteoporosis. 13.1% took calcium supplements, and 40.5% took vitamin D supplements. On the OKAT, participants' mean scores were 8.69±1.70 on the total scale, 2.66±0.71 on the knowledge of osteoporosis factor, 2.23±1.12 on the knowledge of risk factors for osteoporosis factor, 2.03±0.99 on the knowledge of preventive factors related to osteoporosis such as physical activity and diet factor, and 0.10±0.30 on the feasibility of treatment factor. Conclusion: The majority of the study participants had a fair level of knowledge about osteoporosis disease, with a mean of 8.69±1.70, Nurses' knowledge regarding osteoporosis.
Evaluation of cultural competence levels of nursing students
Cultural competence is a set of skills, attitudes, and behaviors that work together in a system, organization, or across professions to enable an individual to perform effectively in a variety of cultural circumstances. Cultural competence in nursing involves recognizing cultural differences and integrating this awareness into all aspects of individual/patient care, including communication, decision-making, and treatment planning. As the demographics of individuals receiving care continue to evolve, nurses must be equipped with the knowledge and skills to provide inclusive and culturally sensitive care. The level of cultural competence is also important for nursing students in this context. The purpose of this study; To evaluate the level of cultural competence and related factors in nursing students. The population of the cross-sectional study is nursing students studying at the nursing department of Al-Basra University in Basra, Iraq. It was planned to reach the entire population (except the 1st grade) and the research was conducted with 193 volunteer student nurses between April and June 2022. Data was collected through the "Personal Information Form" and the "Nurse Cultural Competence Scale". In order to conduct the research, ethical approval was obtained from the Iraqi Ministry of Health, institutional permission from the university and informed consent from the participants. In evaluating the research data, Descriptive statistical methods (number, percentage, min-max values, mean and standard deviation), independent sample t test for the difference between two independent groups in comparing quantitative data in normally distributed data, and one-way analysis of variance were applied in comparing more than two independent groups. The relationship between continuous variables was examined with the Spearman correlation coefficient. Statistical significance level was accepted as p<0.05. The average age of the student nurses participating in the research was 23.38±3.15; The average clinical experience is 49.19±271.34 hours. 58.5% of the participants are women and 72% are single. 40.9% of the participants stated that they spoke a language other than their native, and 32.6% had experience of living/studying abroad; They stated that 51.3% provided care to patients of different race/ethnicity/culture. 30.6% of the participants stated that one of the most difficult issues they had while caring for patients from different races/ethnicities/cultures was negative attitudes towards nurses. 97.9% of the participants stated that they wanted to care for patients from different cultures, 22.8% stated that they had received seminars or training on intercultural nursing care, and 98.4% stated that the health practices of different cultures should be included in the nursing curriculum. The average score of student nurses on the Nurse Cultural Competence Scale is 73.29±7.06. It was determined that there was no statistically significant relationship between the student nurses' Nurse Cultural Competence Scale scores and their age (r:0.084; p>0.05) and clinical experience. Additionally, it was determined that there was no statistically significant difference between the scores of the Nurse Cultural Competence Scale according to variables related to individual and cultural characteristics (p>0.05). Nursing students have a high level of cultural competence. It is recommended to ensure the continuity of educational programs that will increase the cultural competence levels of nursing students.
Yetişkin bireylerin sağlık okuryazarlık düzeylerinin Acil Servis kullanımına etkisi
Birey için olduğu kadar toplum için de kritik öneme sahip olan sağlık okuryazarlığı düzeyinin düşük olması; koruyucu sağlık hizmetlerine erişimde yetersizlik, erken tarama programlarından yeterince yararlanamama, kronik hastalıkların iyi yönetilememesi, acil servise gereksiz başvurularda artışa bağlı olarak sağlık maliyetlerinde artış gibi olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı; bireylerin sağlık okuryazarlık düzeyinin acil servis kullanımına etkisini incelemektir. Kesitesel tipteki çalışmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran gönüllü 404 birey katılmıştır. Veri, "Sosyo-demografik Özellikler Bilgi Formu" ve "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32)" aracılığıyla toplanmıştır. Veri; bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), LSD çoklu karşılaştırma yöntemi, dorusal regresyon analizi aracılığıyla değerlendirilmiştir. İstatiksel analizler p<0,05 anlamlılık düzeyinde incelenmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 35,02±11,79 olup %55,4'ü kadın, %56,7'si bekardır. Katılımcıların TSOY-32 puan ortalaması 33.06±10.09 olup tedavi ve hizmet alt boyutu için 34,33±9,72, hastalıklardan korunma ve sağlığın geliştirilmesi alt boyutu için 31,75±11,51'dir. Tedavi ve hizmet boyutunda; bilgiye ulaşma alt boyutu ortalaması 35,68±10,86 (yeterli), bilgiyi anlama alt boyutu ortalaması 34,26±11,23 (yeterli), bilgiyi değerlendirme alt boyutu ortalaması 31,49±10,76 (sınırlı/sorunlu) ve bilgiyi kullanma alt boyutu ortalaması 35,83±10,83 (yeterli) olarak elde edilmiştir. Katılımcıların sağlık okuryazarlığı düzeyleri; eğitim, meslek, en uzun süre yaşanılan yer, sağlık algısı, kronik hastalık varlığı, mevcut şikayet süresi, mevcut şikayet için aile hekimine başvurma durumu, mevcut şikayet için son 24 saat içinde başka bir acil servise başvurma durumu, son 6 ay içerisinde acil servise başvuru sıklığı değişkenlerine göre farklılaşmaktadır. Mevcut şikayet süresi, mevcut şikayet için aile hekim başvurusu ve mevcut şikayet için son 24 saat acil başvurusu yapma durumlarının katılımcıların genel sağlık okuryazarlık düzeyine olan etkisine göre kurulan regresyon modeli ise anlamlıdır Elde edilen sonuçlar doğrultusunda bireylerin sağlık okuryazarlığı düzetlerinin artırılmasına yönelik çalışmalar planlanmalıdır. Bireylerin acil servisleri gereksiz kullanımlarını önleyerek öncelikli olarak aile sağlığı merkezlerinden yararlanmalarına yönelik sağlık hizmetlerinin planlanması ve sevk zincirinin işlemesi ile ilgili çalışmaların yürütülmesi önerilmektedir.
Primipar kadınlarda annelik fonksiyonu ve psikolojik sıkıntının incelenmesi
Anne ve bebeğin doğum sonu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirebilmesi hem annenin hem de bebeğin biyolojik ve psikolojik sağlığı açısından önemlidir. Bebek sahibi olan anneler mutluluk ve heyecanın yanında stres ve kaygı hissedebilir. Multipar annelere göre primipar anneler bebek bakımı ve annelik becerileri hakkında daha az deneyime sahiptir. Bu nedenle anne olma ile ilgili rol ve işlevlerinde daha fazla zorluk yaşayabilirler. Bunun sonucunda; uyku bozuklukları, üriner inkontinans, bebeği emzirmede zorluk, var olan psikolojik sorunların alevlenmesi veya yeni psikolojik sorunların ortaya çıkması gibi çeşitli psikolojik sorunlarla yüzleşebilirler. Annenin ve bebeğin sağlığı halk sağlığı bağlamında önemlidir. Bu çalışmanın amacı; primipar kadınlarda annelik fonksiyonu ve psikolojik sıkıntının incelenmesidir. Kesitsel tipteki çalışmanın evreni, Çankırı İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı il merkezinde Çankırı Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran ve ilk kez anne olan kadınlardır. Araştırmaya gönüllü 391 kadın katılmıştır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Barkin Annelik Fonksiyonu Ölçeği ve Kessler Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PSÖ) ile Şubat- Nisan 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar kullanılmıştır. Nicel değişkenlerin iki ilişkisiz örneklemden elde edilen puanların birbirinden anlamlı bir şekilde farklılık gösterip göstermediğini test etmek için bağımsız örneklem t testi yapılmıştır. İlişkisiz ikiden çok örneklem ortalamasının birbirinden anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadığını test etmek için ANOVA (F) testi, çoklu karşılaştırmalar için Bonferroni testi uygulanmıştır. Değişkenlerin aralarındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile analiz edilmiştir. Katılımcıların %48,8'i 23-27 yaşındadır. Katılımcıların %56'sı lise mezunudur. Katılımcıların %36,1'i çalışmaktadır. Katılımcıların %78,8'i yeterli geliri olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların %89'unun gebeliğinin planlı olduğunu belirtirken,%70,1'i sezaryen doğum yapmış, %50,9'unun bebek bakımı bilgisi aldığı tespit edilmiştir. Annelerin annelik fonksiyonu orta- yüksek düzeyde, psikolojik sıkıntı düzeyi ise düşük-orta düzeydedir. Annelerde psikolojik sıkıntı düzeyi; yaş, evlilik süresi, eş uyumu, gebeliğin planlı olması, eşin eğitimi, sosyal güvence varlığı ve bebek bakım bilgisi alma durumuna göre anlamlı farklılık göstermektedir. Annelik fonksiyonu ise; gelir düzeyi, evlilik süresi, eş uyumu, gebeliğin planlı olup olmaması, doğum şekli ve bebek bakımında yardım alma durumuna göre değişkenlik göstermektedir. Ölçekler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile incelendiğinde; annelik fonksiyonu ile psikolojik sıkıntı düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (r=-0,168; p<0,01). Annelerin annelik fonksiyonu arttıkça psikolojik sıkıntı düzeyleri azalmaktadır.
Lisede öğrenim gören adölesanlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi
Dünya Sağlık Örgütü, 10-19 yaş aralığını adölesan dönem olarak tanımlamaktadır. Türkiye nüfusunun yaklaşık beşte biri 10-24 yaş grubundaki adölesan ve gençlerden oluşmaktadır. Erken yetişkin ölümlerinin en az %70'i adölesan döneminde pekiştirilen davranışları yansıtmaktadır. Gelecekte toplumun önemli bir kısmını oluşturacak adölesanların yaşam biçimi kendilerinin ve toplumun sağlığını etkileyebilir. Bu bağlamda çalışmanın amacı; lisede öğrenim gören adölesanlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını (SYBD) değerlendirmektir. Kesitsel tipteki çalışmanın evreni, Türkiye'nin İç Anadolu bölgesindeki bir fen lisesindeki öğrencilerdir. Evrenin tamamına ulaşılması planlanmış, çalışma Ocak-Nisan 2022 tarihlerinde gönüllü 267 öğrenciyle yürütülmüştür. Veri, "Sosyo-demografik Özellikler Bilgi Formu" ve "Adölesan Yaşam Biçimi Ölçeği" aracılığıyla sınıflarda toplanmış ve IBM SPSS 23 programıyla analiz edilmiştir. Veri analizinde; tanımlayıcı istatistiksel metotları (sayı, yüzde, min-maks değerleri, ortalama ve standart sapma), bağımsız örneklem t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Post-Hoc testlerinden Tukey HSD kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05'dir. Adölesanların SYBD ve sağlık sorumluluğu yaşla doğru orantılı artmaktadır. Adölesanlardan; okul başarısı iyi olanlar daha yüksek SYBD, sağlık sorumluluğu, sağlıklı beslenme davranışı, pozitif yaşam algısı; geniş ailede yaşayanlar daha yüksek SYBD, sağlık sorumluluğu ve fiziksel aktivite davranışı; kronik hastalığı olanlar olmayanlara göre daha iyi stres yönetimi; mevcut sağlık durumunu iyi algılayanlar daha yüksek SYBD, fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, pozitif yaşam algısı ve kişilerarası ilişkiler sergilemektedir. Adölesanların SYBD düzeyleri ortanın üzerinde olduğu belirlendi. Adölesanlarda SYBD ile ilişkili faktörler; cinsiyet, yaş, okul başarısı, aile tipi, ekonomik durum algısı, kronik hastalık varlığı ve mevcut sağlık algısıdır. Bu bulgular, okul sağlığı hemşireleri için adölesan sağlığının geliştirilmesinde rehber olarak kullanılabilir.
Psychological distress and related factors in nurses working at hospital
Psychological distress is stated that some clinical disorders may start, and if not intervened and persist for a few weeks, it may cause mental disorders such as depression and burnout syndrome. Nurses who take on roles for direct patient care constitute an important group of employees in terms of examining psychological distress situations. The aim of the study is to determine the level of psychological distress and related factors in nurses working in the hospital. The population of the cross-sectional study is the nurses working in three hospitals in the city of Babil, Iraq. It was planned to reach the entire population and the research was carried out with 315 volunteer nurses between January and May 2022. Data were collected through the "Personal Information Form" and "Kessler's Psychological Distress Scale (K6-PSÖ)". The research data were descriptive statistical methods (number, percentage, min-max values, mean and standard deviation), Mann Whitney U test for the difference between two independent groups in the comparison of quantitative data in data with normal distribution, more than two independent In group comparison, Kruskal Wallis H test was applied and corrected Bonferroni was used to find the group that made a difference in case of difference. It was determined that the mean K6-PSS score was 19.26±6.14, the mean anxiety sub-dimension scores were 6.34±2.13 and the mean depression sub-dimension scores were 13.92±4.17. Psychological distress in nurses is high. In order to increase the psychological well-being of nurses, it is recommended to plan mental health protection and development activities on the variables determined to be related to the level of psychological distress