Theses supervised by Prof. Dr. Abdulkadir Develi
18 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Ruhsal-duygusal engelli bireylerin istihdamına yönelik bütüncül bir değerlendirme
Bu çalışma kapsamında, ruhsal-duygusal engelli istihdamında var olan sistemin mevcut durumu değerlendirilerek, ruhsal-duygusal engelli birey ve ailesi, alanda çalışan meslek elemanları, işverenler ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının ruhsal-duygusal engelli istihdamına ilişkin görüşlerinin derinlemesine incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda da ruhsal-duygusal engellilerin istihdamında ihtiyaçları ön plana alan kapsamlı politikaların sunulması ve uygulama önerilerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu bağlamda Ankara, Bolu, Elazığ ve İstanbul illerinde ikamet eden 37 ruhsal-duygusal engelli, 8 ruhsal-duygusal engelli birey ailesi, 18 meslek elemanı, 8 sivil toplum kuruluşu üyesi, 6 işveren ve işveren temsilcisinden veriler toplanmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak hazırlanan bu çalışmada, katılımcıların isteğine bağlı olarak ses kaydı veya araştırmacı tarafından not alınarak yarı yapılandırılmış görüşme formları aracığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Ses kayıtları ve alınan notlar öncelikle metne aktarılmış, sonrasında MAXQDA 2024 paket programı kullanılarak içerik analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda veriler istihdam sürecindeki zorluklar ve etkileri, istihdamda paydaşların rolü ve gereksinimleri, istihdama yönelik mevcut durum, politikalar ve iyileştirmeler olarak 3 temaya ayrılmıştır. Araştırmanın bulguları ile istihdamın ruhsal-duygusal engelli birey için hayati bir öneme sahip olduğu, kurumlar arası iletişimin koordinasyonun yetersiz olduğu, damgalamanın çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu, destek sistemlerinin yeterince çalışmadığı sonucuna varılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda ruhsal-duygusal engellilerin istihdamı bağlamında ruhsal-duygusal engellilerin paydaşlarına ve politika üreticilere yönelik önerilere yer verilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığının sosyal zekâ ve öz-yeterlik algısı üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığı ile sosyal zekâ ve öz-yeterlik algısı arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Araştırma dâhilinde, üniversite öğrencilerinin internet bağımlılık düzeyleri ile sosyal zekâ ve öz-yeterlik algısı arasındaki ilişkiyi anlamak, bu ilişkinin niteliğini ve yönlendirici faktörleri belirlemek istenmektedir. Bu kapsamda, öncelikle internet bağımlılığı, sosyal zekâ ile öz-yeterlik kavramları ve kuramsal yaklaşımları ele alınmış, ardından internet bağımlılığının bu iki yapıyla ilişkisi örnek çalışmalar çerçevesinde incelenmiştir. Dijital dönüşümün söz konusu ilişkiler üzerindeki etkisi de özel olarak tartışılmış, konuyla ilgili Türkiye'den ve uluslararası literatürden araştırmalara yer verilmiştir. Araştırma kapsamında, nicel ve nitel araştırma yönteminin birlikte kullanıldığı karma desen tercih edilmiştir. Araştırmanın nicel kısmında üniversite öğrencilerinin internet bağımlılık seviyeleri ile sosyal zekâ ve öz-yeterlik durumlarının belirlenmesi ve bu durumun birbirlerinin etkileyip etkilemediklerini tespit etmek amaç edinilmiştir. Nitel çalışma kapsamında ise üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığı ile sosyal zekâ ve öz-yeterlik algısı hakkında detaylı bilgi edinilmesi hedeflenmektedir. Araştırmanın nicel bölümünde ilişkisel tarama modeli, nitel kısmında ise fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın, nicel bölümü genel tarama modelinde tasarlanmıştır. Araştırmada, alan araştırması ile anket verilerinin analizi ve sonuçlarının değerlendirilmesinde "IBM SPSS for Windows v.26.0" istatistiksel paket programı ve Microsoft Excel 2019 office paket programları kullanılmıştır; yarı yapılandırılmış görüşme formlarının, görüşmelerin analizinde ise MAXQDA 2020 nitel analiz programı ve betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın nicel bulguları kapsamında sosyal zekâ ve internet bağımlılığı arasında pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Bu durumda, internet kullanımının sosyal zekâyı düzeyinin artmasına etkisi olduğunu söylemek mümkündür. İnternet bağımlılığı ile akademik öz-yeterlik arasında ise negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Böylece, internet bağımlılığı arttıkça akademik öz-yeterlik algısı düşmektedir. Araştırmanın nitel bulgularında ise kontrollü ve işlevsel internet kullanımının akademik çalışmalara faydalı olabileceği yönünde sonuçlar elde edilmiştir. Araştırmanın kapsamında elde edilen sonuçlarla birlikte internet bağımlılığı konusundaki farkındalığı artırmak ve üniversite öğrencilerinin dijital dünyayla daha sağlıklı ilişkiler kurmalarını teşvik etmek, sosyal zekâ ve akademik öz-yeterlikleri üzerine kendilerini geliştirebilecek uygulamalar hayata geçirmek; kullanılabilecek önlemler ve müdahaleler hakkında bilgi sağlamak hedeflenmektedir.
Terör amaçlı kullanılan çocuklar: PKK analizi
Bu çalışma, PKK terör örgütüne katılan ve daha sonra terör örgütünden ayrılıp teslim olan bireylerin örgüte neden katıldıklarını anlamayı amaçlamaktadır. Araştırma, katılımcıların çocuk yaşta katıldıkları terör örgütünde yaşadıkları deneyimlerin ayrılma motivasyonlarına ve örgüt sonrası yaşamdaki uyumlarına etkilerini incelemektedir. Nitel yöntemle yapılan bu araştırmada toplam on altı katılımcı ile görüşülmüş ve elde edilen veriler MAXQDA nitel araştırma programında kategorize edilmiştir. Katılımcıların sosyo-ekonomik zorluklar içinde olduğu ve eğitim düzeylerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, terör örgütünün ideolojik eğitimlerle katılımcıları etkilediği görülmüştür. Terör örgütünün ekonomik zorlukları ve duygusal eksiklikleri sömürdüğü ve katılımcıları kandırdığı belirtilmiştir. PKK'nın aile içi problemleri ve ekonomik güçsüzlükleri kullanarak militanları etkilediği gözlemlenmiştir. Terör örgütünün ideolojik ve pratik eğitimlerle militanların kimliklerini değiştirmeye çalıştığı ve iletişimi kısıtladığı tespit edilmiştir. Araştırmada PKK terör örgütünün militanlarının örgüt içerisindeki deneyimleri de incelenmektedir. Terör örgütünün militanlarına verdiği eğitimler, duygusal ilişkilerin yasaklanması, çocuk savaşçıların kullanılması, örgüt içi eşitsizlikler, güvenlik politikalarının etkisi ve terör örgütünden ayrılma girişimleri ele alınmaktadır. Araştırma, örgütten ayrılma motivasyonlarını ve sivil yaşama uyum süreçlerini de incelemektedir. Katılımcılar, devletin ve ailenin desteklerinin, güvenlik güçlerine yönelik algılarını olumlu yönde değiştirdiğini ifade etmektedir. Militanlar, örgütten ayrıldıktan sonraki yaşamlarında aile kurma, eğitimlerine devam etme ve iş sahibi olma gibi hedefler belirlemektedir. Bu deneyimler, terör örgütünden ayrılan kişilerin rehabilitasyonu ve yeniden entegrasyon süreçlerinin önemini vurgulamaktadır.
Dilencilerin gözünden dilenciliği ortaya çıkaran sosyo-ekonomik koşullar; Ankara örneği
Dilencilik her şeyden önce maddi getiri sağlamak amacıyla yapıldığı için bu kavramı ekonomik yapıdan bağımsız olarak düşünmek hatalı olur. Bununla birlikte dilencilik yapan kişilerin ekonomik süreçlerden ve toplumsal yapıdaki değişimlerden ne düzeyde etkilendiğini, kişisel tercihlerin ve algıların dilencilik üzerinde etkilerini anlamak nitel bir araştırma için gereklidir. Bu perspektifle, araştırma gerçekleştirilirken bir yandan literatürde dilenciliğe ilişkin veriler araştırılmış diğer yandan dilencilerin gözünden anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu araştırmanın temel amaçları hedeflenen, dilenciliği kavramsal olarak tanımlamak, neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirmek ve dilencilik sorunun çözümüne yönelik sosyal politika önerileri ortaya koymaktır. Bu tez, dilencilerin ülkedeki ve toplumdaki sosyo-ekonomik koşullara yönelik algılarını araştırmayı, karşılaştıkları zorluklara ve bu koşullara bakış açılarına odaklanmayı ve toplumsal gerçeklik ile dilencilerinin algısı arasındaki karmaşık dinamikleri incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, 10 katılımcı ile yüz yüze görüşmeyi de içeren nitel araştırma yöntemiyle, dilencilerin deneyimlerine ve olumsuz ekonomik koşullarla mücadelelerine ışık tutmayı hedeflemektedir. Bulgular, finansal zorlukların derin etkisinin altını çizmekte ve sınırlı fırsatlarla karşı karşıya kalan dilenciler arasında yaygın bir umutsuzluk duygusunun olduğunu ortaya koymaktadır. Tez, tartışmayı daha geniş toplumsal bağlamda çerçevelemek maksadıyla, ekonomik eşitsizliklerin dilencilerin algıları ve deneyimleri üzerindeki etkisini onların ifadeleri üzerinden vurgulamaktadır. Ayrıca görüşmelerden elde edilen nitel veriler derinlemesine incelenerek, sosyo-ekonomik faktörler ile dilencilerin algısı arasındaki karmaşık etkileşimin daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunmayı da amaçlamaktadır. Nitel veriler, dilencilerin karşılaştığı zorlukların incelikli bir resmini çizerek deneyimlerinin çok yönlü doğasını aydınlatmaktadır. Sonuç bölümünde ise bu araştırma, sosyo-ekonomik zorluklar karşısında dilencilerin karşılaştığı problemlerin ortadan kaldırılabilmesi, dilenciliğin yerini istihdama katılıma bırakabilmesi için ve eşit koşullarda eğitim ve diğer sosyal destek sistemlerine erişim için gerekli politika önerileri ile hedeflenen sosyal içerme müdahalelerinin ve sosyal destek sistemlerinin ortaya konulmasına yönelik öneriler de geliştirmektedir. Bu bağlamda dilencilerin karşılaştıkları zorluklar, onları dilenmeye iten sosyal ve ekonomik sebepler ve sorunun çözümünde yeterli olmayan sosyal politikaların altı çizilmiştir. Dilencilerin algı, düşünce ve yaşam öykülerinden elde edilen bulgular sosyal devlet Anlayışının ortaya koyduğu sosyal politikalar bağlamında dilencilik sorunun çözümü için toplumsal politika yapıcılara yön gösterici olmakla birlikte araştırma esnasında alanla ilgili yapılan nicel ve nitel çalışmaların eksik olduğu görülmüştür.
Engelli iş koçluğu modeli: Ankara ili örneği
Bu araştırmanın temel hedefi, Türkiye'de İŞKUR tarafından başlatılan "Engelli İş Koçluğu" programının engelli bireylerin istihdam süreçlerine olan etkilerini derinlemesine incelemektir. Nitel araştırma yaklaşımı benimsemek suretiyle gerçekleştirilen çalışma, durum çalışması yöntemini kullanarak İŞKUR engelli iş koçluğu projesinin sürecini ve uygulama aşamasını detaylı bir şekilde analiz ederek içerisindeki dinamikleri ve ilişkileri anlamayı amaçlamaktadır. Veri toplamanın iki aşaması vardır. Biricisi, İŞKUR engelli iş koçluğu projesi sürecinde ve uygulama aşamasında ortaya çıkan kurumsal veriler ve dokümantasyon titizlikle toplanmıştır. İkinci aşamada ise, İŞKUR'a başvuran 13 engelli birey, engellilerin iş bulmasından sorumlu 10 iş koçu ve engelli işçi alımından sorumlu 10 şirket yetkilisi ile yarı yapılandırılmış soru formları kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler, masqda programı kullanılarak kapsamlı bir içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonuçları, İŞKUR'un "Engelli İş Koçluğu" programının engelli bireylerin istihdam süreçlerine olumlu yönde etki ettiğini göstermektedir. Programın hedeflerine uygun bir şekilde, engelli bireylerin yaşam kalitesini artırarak iş bulma şanslarını güçlendirdiği belirlenmiştir. İŞKUR'un sağladığı iş koçluğu desteğinin, hem engelli bireylerin iş arama süreçlerini etkili bir şekilde yönlendirmede hem de işverenlerle olan iletişimi geliştirmede etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bulgular, İŞKUR'un engelli istihdamını destekleme stratejilerine yönelik etkili uygulamalara işaret etmektedir, aynı zamanda programın başarılı bir model olduğunu ve sürdürülebilir istihdamın desteklenmesine katkı sağladığını göstermektedir. Engelli bireyler arasında bu programın, iş bulma sürecini daha etkin ve verimli hale getirdiği vurgulanmaktadır. İŞKUR'un yürüttüğü proje, hem engelli iş arayanlar hem de işverenler arasında farkındalık yaratma ve işbirliğini artırma potansiyeline sahiptir. Bu sonuçlar, İŞKUR'un engelli istihdamını güçlendirmek amacıyla kullanılabilecek etkili stratejilere işaret etmektedir.
Enerji arz güvenliği bağlamında Türkiye'nin hidrokarbon enerji politikaları
Türkiye'nin enerji ithalat bağımlılığı, enerji talebini karşılamak üzere büyük ölçekte dış kaynaklara bağlı bulunduğunu ifade etmektedir. Özellikle de petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların yüksek oranlarda ithal etmesinden dolayı, bu durum Türkiye'yi enerji piyasasındaki dalgalanmalara ve dış ticaret dengesi duyarlılıklarına karşı kırılgan bir konuma getirmiş, nihayetinde enerji maliyeti artışları ve enerji güvenliği kaygılarını ortaya çıkarmıştır. Bugün dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri olan enerji güvenliği açısından Türkiye'nin durumuna ilişkin bu tez, enerji güvenliği ile Türkiye'nin enerji ithalatına bağımlılığı arasındaki karmaşık ilişkiyi eleştirel bir şekilde incelemektedir. Enerjide dışa bağımlılığın ortaya çıkardığı çok yönlü zorlukları incelemekte ve özellikle Türkiye'nin ulusal güvenliği ve ekonomik istikrarı üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Tarihsel verilerin, politika çerçevelerinin ve jeopolitik faktörlerin kapsamlı bir analizi yoluyla tez, Türkiye'nin enerji ortamının doğasında bulunan kırılganlıkların ve fırsatların incelikli bir şekilde anlaşılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırma, enerji ithalatıyla ilişkili risklerin azaltılmasında politika yapıcılar ve paydaşlar için stratejik öneriler sunarak enerji güvenliği konusundaki daha geniş söylemlere değerli içgörülerle katkıda bulunmaktadır. Özellikle hidrokarbon enerji kaynakları konusunda Türkiye'nin avantajlı yönlerine ve potansiyeline odaklanarak, bu konuda geleceğe yönelik uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesinin öneminin altı çizilmektedir.
Meslek liselerinde meslek dersi öğretmen ve öğrencilerinin dijital yeterlikleri
Bu çalışmada, Türkiye'de Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde meslek dersi öğretmenleri ve bu okullarda öğrenim gören 9-12 sınıf aralığındaki öğrencilerin dijital yeterliliklerinin farklı değişkenler açısından incelenerek, iki grubun dijital yeterlilik seviyelerini belirleme amaçlanmıştır. Bu kapsamda araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama yöntemi benimsenmiş ve örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma evreni 2022-2023 eğitim öğretim yılında Konya İli Selçuklu İlçesi'nde toplam 13 Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde 330 meslek dersi öğretmeni ve 8342 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterliliklerini tespit etmek amacıyla Avrupa Komisyonu tarafından geliştirilen ve literatürde benzer araştırmalarda kullanılmış olan Dijital Yeterlilik Ölçeği kullanılmıştır. Ölçek, 6 faktör altında 46 maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin öğrenciler açısından toplam varyansın % 54,99'unu, öğretmenler açısından ise % 73,39'unu açıkladığı görülmektedir. Ölçeğin tamamına ait Cronbach Alfa güvenirlik değeri öğrenciler ölçekleri için 0,961, öğretmen ölçekleri için ise güvenirliği düşüren 3 maddenin çıkarılmasıyla toplam 43 maddede 0,974 olduğu görülmüştür. Öğretmen ve öğrenciler için geliştirilen bu ölçekte yer alan faktörler güvenlik (1), veri okuryazarlığı (2), problem çözme (3), dijital içerik üretimi (4), iletişim ve işbirliği (5) ve etik (6) alanlarında yeterlilikleri kapsamaktadır. Geliştirilen Dijital Yeterlilik Ölçeği ile öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterlilikleri farklı değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterlilik algıları arasında anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Ölçek öğrenciler açısından incelendiğinde cinsiyete göre sadece veri okuryazarlığı alt boyutunda erkekler lehine anlamlı bir farklılık görülmüştür. Sınıf düzeyine göre 11 ve 12. Sınıf düzeyindeki öğrenciler lehine alt sınıflara göre ölçek alt boyutlarında anlamlı farklılaştığı görülmüştür. Öğrencilerin bölümlerine göre ise, teknoloji odaklı bölümde okuyanlar lehine ölçek genelinde ve alt boyutlarında anlamlı farklılaşmalar olduğu görülmüştür. Ölçek öğretmenler açısından incelendiğinde yaşa göre genç öğretmenler lehine ileri yaştakilere göre dijital yeterlilik genel algısı ve alt boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Yine öğretmenlerin mesleki kıdemine göre de ölçekte düşük kıdemliler lehine anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin yüz yüze dijital içerikli kurslara katılma sıklığının artması halinde, dijital yeterlilik algı seviyelerinde pozitif anlamlı farklar olduğu görülmüştür. Öğretmen ve öğrenci dijital yeterlilik ölçekleri karşılaştırmalı olarak incelendiğinde ise veri okuryazarlığı ve güvenlik alt boyutlarında öğretmenler lehine, dijital içerik üretimi alt boyutunda ise öğrenciler lehine anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Tüm ölçek sonuçları değerlendirildiğinde öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterliliklerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Buna göre, öğretmen ve öğrenciler dijital anlamda orta düzeyde yeterlilik algılarına sahip olsalar da, 21. Yy beceri seviyelerinin yetersiz olduğu ve bu kapsamda geliştirilmelerine fırsat ve olanaklar sağlanması gerektiği düşünülmektedir. Çalışma sonucunda ulaşılan bulgular çerçevesinde literatüre önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de sosyal politikanın anayasal gelişimi
Toplumların iktisadi, siyasi ve sosyal seyrine bağlı olarak gelişen sosyal politika, toplumsal talep ve hareketlenmelerin etkisiyle anayasal düzenlemelere konu olmaktadır. Ana-yasal düzenlemelerin sosyal politikanın hukuksal bir yapıya bürünmesinde başat rol oynaması aynı zamanda Türkiye'nin sosyal politika tarihine de etki etmiştir. Sosyal politika, temelde sermaye-emek ilişkisi ekseninde filizlenerek sosyal sorunlara dönüşen hareket ve mücadeleler karşısında devlet ve hukuk düzeni eksenli çalışmaları konu edinen bir disiplindir. Sosyal politikanın, en üst düzenleyici norm olan anayasa ile sabit bir normatif gerçekliğe sahip olması, kurumsallaşması anlamında önemli bir atılımdır. Bu bağlamda, sosyal politikanın kavramsal çerçevesinin çizilmesinde referans noktası olan, ana-yasal düzenlemelerin nasıl ortaya konduğu hususunda olası problemlerin varlığı bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk anayasa tarihi içerisindeki anayasal gelişmeler ve düzenlemeler dikkate alınarak sosyal politikanın tarihsel sürecinin gelişimini ve boyutlarını ortaya koymaktır. Çalışmanın araştırma tekniği nitel araştırma yöntemidir. Çalışma konusuna dönük olarak sosyal politika tarihi, anayasa tarihi, sosyal haklar, sosyal adâlet ve sosyal hukuk devleti eksenli kitap, makale, tez ve diğer yayınlar taranmıştır. Bu tarama sonucunda özellikle ulusal literatürde, sosyal politika ile anayasa ilişkisi üzerine yeterli araştırmanın bulunmaması önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkmıştır. Bu nedenle çalışmanın sosyal politika-anayasa ilişkisine dair literatürdeki bu önemli boşluğa katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmanın evrenini; Osmanlı son dönemi anayasal gelişmeler dahil olmak üzere 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında sosyal politikanın; sosyal adâlet, sosyal hukuk devleti, sosyal haklar kavramları ile diğer ilgili hükümler üzerinden ele alınışı oluşturmaktadır. Çalışmayla Osmanlı-Türk anayasal gelişmelerinde, sosyal politikanın anayasalar üzerindeki boyutu ve etkisi, 1961 Anayasası ile en etkin bir konuma sahipken 1982 Anayasası'nda bu etkinin dönemin sosyoekonomik koşullarıyla gerilediği anlaşılmıştır. Türkiye'de olduğu gibi dünyanın birçok ülkesinde ana-yasal olarak tanınan sosyal politika, insanlığın sosyal adalet arayışına hizmet ederek her geçen gün anayasal bakımdan daha önemli bir hâle gelmiştir. Anahtar Kelimeler: anayasa, sosyal adalet, sosyal devlet, sosyal haklar, sosyal politika
Doğu Anadolu Projesi (DAP bölgesi) kapsamında bulunan illerde faaliyet gösteren bölgesel kalkınma ajanslarının kadın istihdamına etkisi
Kalkınma her yerde aynı zamanda ve oranda gerçekleşmemektedir. Kalkınmışlık düzeyi, ülkeler hatta aynı ülkenin farklı bölgeleri arasında da değişiklik görülebilmektedir. Oluşan bu bölgesel eşitsizlikler bazı bölgelerde yüksek oranlarda seyrederken bazı bölgeler de daha düşük seyretmektedir. Ülkemizde bölgeler Düzey-2 olarak 26 bölgeye ayrılmıştır. Doğu Anadolu Projesi (DAP) kapsamında yer alan beş adet Düzey-2 bölgelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesine bakıldığında ise sondan ikinci bir gelişmişlik seviyesinde olduğu görülmektedir. Meydana gelen bölgelerarası ve bölge içi dengesizliği gidermek maksadıyla kurulan bölgesel kalkınma ajanslarının burada rolü büyük olmuştur. DAP bölgesi illerine bakıldığında ise ataerkil bir toplum yapısının hâkim olması, toplumsal cinsiyet rolünün baskıları, cinsiyetçi iş bölümü politikaları, bölgenin kendine has özelliklerinin geliştirilememesi gibi nedenler ile kadın istihdamı olumsuz etkilenmektedir. Kalkınma ajanslarının oluşan olumsuzlukları giderebilmesi için bölgenin şartlarının iyi anlaşılıp, değerlendirilmesi ve çalışmaların bu yöne kaydırılması gerekmektedir. Araştırma DAP Bölgesi kalkınma ajanslarından destek almış kartopu örneklem yoluyla seçilmiş 25 kadın katılımcıyla derinlemesine görüşmeler yapılarak sorular sorulmuştur. Görüşme verilerinin işlenmesi kodlama yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Desteklerden yararlanan kadın katılımcıların görüşlerine endeksli olarak öncelikle kalkınma ajanslarının kadın istihdamına etkilerinin, yeterliliğinin anlaşılarak sonrasında konu ile ilgili belirlemeler ve önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Ajans desteklerinin katılımcılara olumlu etkileri, eleştirileri ve önerileri paylaşılarak çalışmanın amacını güçlendirilmek istenmiştir. Ayrıca bölgede yaşayan kadınların sorunları, bölgedeki kadın katılımcılar tarafından bizzat anlatılmaya çalışılarak, kadın istihdam bakımından yapılan düzenlemelerin daha çok nerelere odaklanılması gerektiği yönüne ışık tutacağı düşünülmektedir. Kodlama analiziyle elde edilen bulgular sonucunda, kalkınma ajanslarının destekleriyle elde edinilen faydalar olarak uzmanlaşma, verimlilik artışı, girişimcilik alanında yarar sağlanmıştır. Bulgular sonucunda en çok faydalanmanın uzmanlaşma alanında olmasının sebebi de eğitim desteklerinden yararlanan kadınların çoğunlukta olmasından dolayıdır. Katılımcıların çoğu nitelikli ve devamlı personel zorluğu çektiğinden, başvuru sırasında herhangi bir zorluk yaşamadığından ve bunu da ajans personelinin ilgi ve alakası sayesinde olduğundan ancak ajansın yeterli destek sağlamadığını, en azından zamanın şartlarına göre desteklerin öneminden bahsetmişlerdir. Bölgedeki kadın istihdam sorununu ise eğitimin önemi üzerinde durulmuştur. Bölgede çalışmak isteyen kadınların eğitim seviyesinin düşük olmasından dolayı nereden başlayacağını bilememesine yol açtığından, bilenlerin ise ataerkil toplum yapısı ve yıldırma/baskılar ile vazgeçirilmeye çalışılması, ev, aile ve çocuk sorumluluğunun kadınların üzerinde olması gibi nedenler ile kadın istihdamının olumsuz seyrettiğinden bahsedilmiş ve eleştirilmiştir.
Türkiye'de sosyal belediyecilik anlayışı bakımından sosyal yardım ve hizmetin önemi: Keçiören Belediyesi örneği
Günümüz yaşam koşulları çerçevesinde meydana gelen değişimler ve gelişmeler doğrultusunda kişilerin ihtiyaçları ve beklentileri de artarak farklılaşmaktadır. Belediyeler, geleneksel yerel hizmetler dışına çıkarak sosyal belediyecilik kapsamında vatandaşların talepleri karşısında sosyal yardım ve hizmet uygulamalarını çeşitlendirerek arttırmaktadır. Yerel yönetimlerin kentlerde ciddi aktörler olarak ortaya çıkması, belediyelerin sosyal sorunların çözümünde daha fazla görev ve sorumluluk almaya başlamasına sebep olmaktadır. 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu başta olmak üzere, son yıllarda hayatımıza giren pek çok düzenleme, sosyal yardım ve hizmet uygulamaları açısından oldukça geniş yetki ve görevler vermektedir. Bu çalışmada Keçiören Belediyesi örneği üzerinden belediyelerin sosyal belediyecilik yönetimi içerisinde sosyal yardım ve hizmetlere yönelik yaklaşımlarını belirleyerek ve bu doğrultuda gerçekleştirdikleri faaliyetleri ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. Araştırma konusu çerçevesinde konu ile ilgili kaynaklar araştırılarak, veri tabanları taranarak araştırma ile ilgili makale ve dergi gibi kaynaklar incelenerek literatür taraması yapılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak mülakat ve belge incelenmesi yapılmıştır. Keçiören Belediyesi'nin 2019 – 2021 yıllarını içeren faaliyet raporları, stratejik planları ve performans programları taranarak sosyal yardım ve hizmetler uygulamalarını içeren tablo ve grafiklerle doküman incelemesi gerçekleştirilmiştir. Keçiören Belediyesi'nin sosyal yardım ve hizmet ile ilgili müdürlüklerinde görev yapan yetkili ve personelleri ile yarı-yapılandırılmış mülakat tekniği ile görüş ve düşüncelerine ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda Keçiören Belediyesi'nin insan odaklı sosyal yardım ve hizmetlerini gerçekleştirerek vatandaşların refah düzeyini arttırmayı, toplumda içerisinde sosyal adaleti, dengeyi temin ederek bütün bireylere etki edecek biçimde yerel kalkınmayı gerçekleştirmek amacıyla çalışmalarını yürütmeye çalıştığı ortaya çıkmaktadır.
İşsizlikle mücadelede bireylere özel hizmet sunumu: İş ve meslek danışmanlığının etkinliğinin incelenmesi
Ülkelerin işsizlikle mücadele kapsamında aktif işgücü programlarına verdikleri önem gün geçtikçe artmakta, bu programlar vasıtasıyla daha fazla bireyin istihdama ve üretime dâhil olması amaçlanmaktadır. İstihdamın dışında kalan bireylere kişiye özel hizmet sunumu sağlayan iş ve meslek danışmanlığı faaliyetleri de bahse konu programların önemli türlerinden biridir. Türkiye'de geçmişte çok yaygın olarak faaliyet göstermeyen iş ve meslek danışmanlığı hizmetleri, özellikle 2011 yılından sonra meslek mensuplarının sayısının artırılması ve uygulama alanının tüm ülkeye genişletilmesi ile beraber yeni bir safhaya girmiştir. Bu çalışma kapsamında Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından yürütülmekte olan iş ve meslek danışmanlığı hizmetlerinin incelenerek mevcut sistemin geliştirilmesine yönelik bir uygulama önerisinin sunulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda öncelikle Türkiye'de istihdam hizmetlerinin gelişimi ve hâlihazırdaki durumu ortaya konulmuştur. İşgücü piyasasına yönelik aracılık hizmetlerine ilişkin olarak seçilen ülke örnekleri incelenmiş ve Türkiye'deki mevcut işleyişe katkı sağlayabilecek uygulamaları aktarılmıştır. Çalışma kapsamında ülke genelinde iş ve meslek danışmanlığı faaliyetlerini yürütmekte olan danışmanlara yönelik Likert tipi dereceleme sorularının kullanıldığı saha araştırması yapılmış, danışmanların mevcut işleyişe yönelik görüşleri alınarak analiz edilmiştir. İş arayan bireylerin İŞKUR ile irtibata geçtikleri ilk andan başlanarak Kurum tarafından aldıkları hizmetin takibine kadar olan süreç çalışma kapsamında incelenmiş, gerçekleştirilen saha çalışması, ülke incelemeleri ve diğer araştırmalar neticesinde iş ve meslek danışmanlığı sistemine yönelik olarak uygulama önerileri sunulmuştur.
Göçmen karşıtlığının göçmenlere yönelik sosyal politikalara etkisi- Almanya ve Türkiye üzerine inceleme
1942 Beveridge Raporu'ndan beri küreselleşme karşısında eski etkinliğini yitirse de sosyal refah, geliri yeniden dağıtıcı, müdahaleci ve düzenleyici özellikleriyle medeniyete katkı sunmaya devam etmektedir. Bu katkı sürerken, Avrupa'dan tüm dünyaya yayılan ve sosyal devletin koruması altında olması gereken göçmenlere yönelik olarak bir karşıtlık geliştiği görülmektedir. Bu karşıtlık, medya, siyasi aktörler ve bireyler eliyle kalınca çizgilerle çizilmektedir. Sosyal devletlerin sınır güvenliği endişesi, göç politikalarının içine nüfuz etmiştir. Göç ile ilgili tartışmaların güvenlikçi yaklaşım temelinde yeniden şekillenmesi bir yana, göçün refah ve sosyal haklar ekseninde de ele alınması gerekmektedir. Sermayenin serbest dolaşımına izin veren küreselleşmenin göçü kısıtlamaya çalışması aşırı sağın çelişkisidir. Kısıtlayıcı önlemler kayıt dışılığa ve düzensiz göçe sebep olurken, refah devletinin de zayıflamasını hızlandırmaktadır. Refahın yaratıcısı, yerli- yabancı ayrımı yapılmadan herkestir. Refah devleti , salt kamu harcamaları yapan devlet değil, insan ve insaniyetle ilgilenen devlettir. Avrupa'nın güvenlik algısı artık askeri güvenlikten ziyade sosyal ve ekonomik güvenlik ekseninde olduğu için bunu tehdit eden her unsur gibi göçmenler de tehditkar kabul edilmektedir. Refah şovenizmine dönüşen göçmenlere yönelik sosyal harcamalar, toplumda tepkiyle karşılanmaya başlamaktadır. Böylece göç denilince, insani ve ekonomik gerekçeler değil güvenlik endişelerinin dile gelmesi olağan hale gelmektedir. Almanya'da bu yıl 61. yıl dönümü olan İşgücü Göçü'nün bu politik rüzgarın etkisiyle, zaman zaman aşırı göçmen karşıtlığı şeklinde yansımaları olmaktadır. Tarihi itibariyle ırkçılıkla anılır olan ve kıta Avrupası sosyal refahının önemli temsilcisi olan Almanya'da, göçmenler aşırı yararlanıcılar olarak görülmekte, Avrupa toplumunu istila ettikleri iddia edildiği için, sosyal politikalar oluşturulurken yerleşik tepkiler de göz önünde bulundurulmaktadır. 2011 Suriye İç Savaşı'ndan kaçıp sınırlarımıza gelen sığınmacılar için, Avrupa'dan yayılan göçün güvenlikleştirilmesi olgusu ve halk arasında yayılmaya başlayan göçmen karşıtlığı sebebiyle, sosyal politikaları bu çerçevede güncelleme gereği ortaya çıkmaktadır. Misafir kelimesiyle dayatılan bir geçekten, artık yerleşik duruma geçmiş ve hatta vatandaşlık bağı ile o ülkelere bağlı hale gelmiş yeni kuşaklar vardır. Göçmenler Almanya'da işgücü arzını karşılayan, refah düzeyini arttıran ancak yeri geldiğinde hala '' öteki'' olarak kabul edilen yine de göç literatüründe öteki tanımına bütün yönleriyle uyan önemli bir konudur. Almanya'da zaman zaman yükselen ve zaman zaman eyleme dönen göçmen karşıtlığı karşısında Alman hükümetinin mevcut sosyal politika araçlarını kullanarak sosyal politikaları nasıl kullandığı konusu; Türkiye'de sosyal tansiyonun yükselmesi durumunda atılacak adımları göstermesi açısından önemlidir. Anahtar Sözcükler: Göçmen Karşıtlığı, Nefret Söylemi, Güvenlikleştirme, Uluslararası İşgücü Göçü, Geçici Koruma, Sosyal Politika, Refah Devleti.
Refah devletinin yeniden yapılandırılmasında alternatif arayışları: Toplumsal bir güç olarak sosyal sermaye yaklaşımının etkisi
Sosyal sermayenin göstergesi olan, topluluk içindeki etkileşimlerden kaynaklanan sosyal güven, norm, karşılıklılık gibi değerlerin; sosyal ağlara dahil olma, toplumsal hoşgörü, sivil ve siyasi katılım gibi pratiklerinin ve bireylerin refah devlet sorumluluk algılarının bölgeler açısından ne ölçüde değişkenlik göstereceğinin Ankara ili Çankaya ve Mamak ilçelerine bağlı mahalleler kapsamında incelendiği bu tez çalışmasında, enformel sosyal güvenlik ağları kabul edilebilecek sosyal sermaye bileşenlerinin yerel düzlemde karşılaşılan sorunların aşılmasında, faydasının varlığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Sonuçlar özellikle güven parametresinin, ikamet edilen ilçe, eğitim seviyesi ve gelir düzeyi ile ilişkili olduğunu ve bunun da sosyal sermayeye anlamlı şekilde etki ettiğini, yanı sıra iki ilçe sakinleri özelinde sosyal sermaye yapısının farklı göstergeler açısından değişkenlik arz ettiğini ortaya koymuştur.
Devlet koruması altında yetişmiş bireylerin ebeveynlik süreçleri: Ankara örneği
Sosyal politikaların merkezinde olan "Aile" bir çınar gibi toplumun kök salmasını sağlamaktadır. Evliliğin en önemli amacı yeni ve farklı bir aile olabilmektir. İki ayrı birey tek çatı altında bir araya gelerek özledikleri yeni ailenin alt yapısını oluşturur yani aile kurarak yeni bir ilişki biçimi inşa eder. Çocuklarımız da bilinçli bireyler olarak yetişerek sağlıklı aileleri oluşturacak, böylelikle güçlü toplumların nesilden nesile aktarılması sağlanacaktır. Ancak dezavantajlı kesimlerde bu durum farklıdır. Hayatının bir bölümünü devlet koruması altında geçirmiş bireyler ebeveynlik sevgisi başta olmak üzere birçok duygudan yoksun olarak büyümektedir. Bu bireyler kurum bakımından ayrıldıkları zaman atıldıkları yeni hayat serüvenlerinde birçok zorlukla karşı karşıya kalmaktadır. Kurum bakımı altında yetişmiş bireylerin kendi ailelerini kurduktan sonra da sorunlar yaşayabileceği muhtemeldir. Ebeveynsiz büyüyen çocuklar otorite figürüne uymada zorluk yaşamaktadır. Bu yüzden devlet korunmasında yetişen çocuklar iyi ebeveynler olabilmek için diğer ebeveynlerin iki katı çaba göstermektedir. Yaşayamadıkları duyguları çocuklarına yaşatmak istemektedir. Kurum bakımında yaşanan süreçler ebeveynlerde aile kavramının daha da derinleşmesine sebep olmuştur. Bu çalışmada, hayatlarının bir bölümünü veya tamamını kurum bakımı altında geçirmiş bireyler göz önünde bulundurularak kurum bakımı altında yetişen bireylerin ebeveynlik süreçleri ve kurum bakımında yetişmelerine bağlı olarak ebeveynliklerinde ortaya çıkan etkiler incelenecektir. Bu bağlamda, kurum bakımında kalmış kişilerin aile algıları, çocuk sahibi olma nedenleri, ebeveyn olmanın bu bireyler için anlamı ve ebeveynlik süreçlerinde ne gibi sorunlar yaşadıkları araştırmanın temel problemini oluşturmaktadır. Tüm bu nedenler göz önünde bulundurularak tespit edilen çalışma grubu ile yapılan görüşmeler sonunda bireylerin aile kavramına bakış açıları, onlar için ebeveynliğin anlamı ve ebeveynlik süreçlerinde yaşadıkları olumsuz durumların neler olduğu tespit edilmiş, bu hususta uygulanabilecek politika ve öneriler çerçevesinde bu çalışmayla bilimsel bilgiye katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Türkiye'de mevsimlik tarım ve çocuk yoksulluğu: Adana örneği
Küresel bir problem olan çocuk yoksulluğu ülkelere göre hatta ülkeler içerisindeki bölgelere göre farklılıklar göstermektedir. Türkiye'nin de ekonomik durumu, kültürel özellikleri, coğrafi konumu vs. çocuk yoksulluğunu kendi yapısına göre şekillendirmiştir. Ayrıca ülkemizde kırsal alanlardaki çocuk yoksulluğu ile kentlerdeki çocuk yoksulluğu farklılık göstermektedir. Bu çalışmada da mevsimlik tarım yerleşkesinde geçici veya daimî olarak yaşayan çocukların bakış açısıyla, bulundukları bölgedeki çocuk yoksulluğunun tüm boyutlarıyla ortaya konması, devamında tüm çocukların temel hakları olan yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının hangi düzeyde gerçekleştiğinin araştırılması son olaraksa sosyal politika önerilerinde bulunulması amaçlanmaktadır. Mevsimlik tarım yerleşkesinde çocuk yoksulluğunun tüm boyutlarıyla ortaya konması ve konu hakkında sosyal politikaların geliştirilebilmesi için sorunun odağındaki çocuklar bu araştırmanın hedef kitlesidir. Bu nedenle çalışmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Katılımcılara uygun yarı yapılandırılmış görüşme formları hazırlanarak Adana ilinin Karataş ilçesindeki Tabaklar Mevsimlik Tarım Yerleşkesinde 11 yaşından büyük 19 çocuk ile mülakat gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler neticesinde çocukların yaşadıkları bölgede barınma, sağlık hizmetlerine erişim, içme ve kullanma suyunda yaşanan aksaklıklar olduğu görülmüştür. Ayrıca çocukların eğitim hayatlarında devamsızlık, akademik başarısızlık ve okuldan ayrılma gibi problemler tespit edilmiştir. Eğitimde yaşanan problemlerin sonucunda çocuklar okuldan ayrılarak tarlalarda çalışan işçiler haline gelmektedir. Bu durum da çocukların yoksulluk kısır döngüsüne girerek ileriki yaşamlarında yoksul birey olarak kalmalarına neden olmaktadır. Araştırmanın son bölümünde ise bulgulara göre sosyal politika önerilerinde bulunulmuştur.
Yükseköğretim mezunu genç işsizlerin sosyoekonomik durumlarına yönelik nitel bir çalışma: Ankara ili örneği
Günümüzde yaşanan küreselleşmeyle yalnızca gelişmekte olan ülkelerin değil gelişmiş ülkelerin de en büyük sosyoekonomik sorunlarından biri olarak kabul edilen işsizlik ve işsizliğin en çok etkilediği dezavantajlı gruplar içinde yer alan gençlerin dahil olduğu genç işsizliği, ülkelerin tartıştığı ve çözüm aradığı küresel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğu ülke karşı karşıya kaldığı bu sorunla mücadele etmek için çeşitli sosyal politikalar uygulamakta ve istihdamı artırmaya yönelik birtakım düzenlemelere gitmekte ancak mevcut durumda genç işsizliği sorunu devam etmekte ve önemi korumaktadır. Bu araştırmanın amacı, üniversite mezunu gençlerin bireysel ve toplumsal perspektifte yaşadığı işsizlik deneyimlerini betimleyerek işsizlik sorununun azaltılmasına yönelik olarak uygulanan aktif istihdam politikalarının etkinliğini öğrenmektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup İŞKUR'a kayıtlı Ankara ilinde ikamet eden üniversite mezunu kadın ve erkek toplam 17 kişi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırmanın amacına uygun biçimde açık uçlu sorulardan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır. Görüşme formunda soruların açık ve anlaşılır olmasına, katılımcıları yönlendirmemesine dikkat edilerek yapılan literatür taramasına uygun bir biçimde hazırlanmıştır. Görüşmelerde genç işsizlerin yaşadıkları sosyal, psikolojik ve ekonomik sorunların neler olduğu, işe girişte karşılaştıkları sorunlar, bir işe sahip olmalarının önemi ve aldıkları eğitim yönelik bulgular elde edilmiştir. Bulgular neticesinde gençlere yönelik aktif istihdam politikalarının geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, Genç İşsizlik, Türkiye'de Genç İşsizlik
Sosyo ekonomik statüye bağlı değişkenler ve okul türleri bağlamında ortaöğretim öğrencilerinin gelecek kaygılarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ortaöğretim öğrencilerinin okul türleri ve sosyo ekonomik değişkenleri ile gelecek kaygısı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya ortaöğretime devam eden, araştırmaya katılmayı kabul eden, 13-18 yaş aralığındaki 268 kız 293 erkek toplam 561 öğrenci katılmıştır. Tüm öğrencilere öncelikle "Kişisel Bilgi Formu" ve "Beck Umutsuzluk Ölçeği" testi uygulanmıştır. Ortaöğretim öğrencilerinin cinsiyet durumu ile gelecek kaygıları arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. (p<0.05). Kızlar erkeklere kıyasla daha yüksek gelecek kaygısı düzeyine sahiptirler. Ortaöğretim öğrencilerinin anne çalışma durumu ile gelecek kaygıları arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Anneleri çalışan öğrenciler annesi çalışmayan öğrencilere göre daha yüksek gelecek kaygısı düzeyine sahiptirler. Ortaöğretim öğrencilerinin anne eğitim durumu ile gelecek kaygıları arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Anneleri üniversite mezunu olan öğrenciler anneleri lise ve ortaokul mezunu olan öğrencilere göre daha yüksek gelecek kaygısı düzeyine sahiptirler. Ortaöğretim öğrencilerinin okul türleri ile gelecek kaygıları arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Anadolu lisesi öğrencileri imam hatip lisesi ve meslek lisesi öğrencilerine göre daha yüksek gelecek kaygısı düzeyine sahiptirler. Ortaöğretim öğrencilerinin sınıf düzeyleri ile gelecek kaygıları arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). 10. Sınıf öğrencileri 11. Ve 12. Sınıf öğrencilerine göre daha az gelecek kaygısı düzeyine sahiptirler. Ortaöğretim öğrencilerinin kardeş sayıları ile gelecek kaygıları arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). 5 ve daha fazla kardeşe sahip olan öğrenciler 5'ten az kardeşi olan öğrencilere göre daha fazla gelecek kaygısına sahiptirler. Çalışmamızda, ortaöğretim öğrencilerinin sosyo-ekonomik değişkenlerden anne çalışma durumu ve anne eğitim düzeyine göre gelecek kaygısı düzeylerinde anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Ayrıca okul türlerine göre Anadolu lisesi öğrencilerinin, imam hatip lisesi ve meslek lisesi öğrencilerine göre daha yüksek gelecek kaygısı düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir
Küreselleşmede bölgesel örgüt iş birliği mekanizması çerçevesinde Türk devletleri teşkilatı
Küreselleşme siyasi, ekonomik, ticari, sosyo-kültürel, bilgi ve iletişim teknolojileri gibi alanlarda tüm dünyaya dönüşüm süreci yaşatan bir yapı oluşturmuştur. Devletler, sistemleri gereği egemenliklerini ve içlerindeki düzeni korumada, küreselleşmenin yarattığı köklü değişimlere uyum sağlamada ve ortaya çıkan sorunlara çözüm bulmada yetersiz kalmıştır. Çözüm yolu olarak bölgeselleşme olgusuna yönelmişlerdir. 1950'lerde hız kazanan bölgeselleşme, günümüze kadar büyük gelişim göstermiştir. Aynı bölgede ya da yakın coğrafyada bulunan devletler farklı alanlarda bölgesel iş birlikleri gerçekleştirmek üzere bölgeselleşmeye dahil olmuşlardır. İş birlikleri için bölgesel örgütler kurmuşlardır. Coğrafi ve siyasi olarak yeniden şekillenen dünyada, uluslararası örgütler yeni aktörler olarak ortaya çıkmış, büyük güç hâlini almıştır. Zor rekabet şartları olan bu süreçte, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan devletler ayakta durmak, refah seviyelerini geliştirmek üzere uluslararası örgütlere üye olmuş ve olmaktadırlar. SSCB'nin yıkılması ve Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmasıyla, Türk dili konuşan devletler arasında bölgesel bir örgüt oluşturulmak istenmiştir. Gecikmeler gerçekleşse de yapılan görüşmeler sonucunda Türk Devletleri Teşkilatı 3 Ekim 2009'da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye tarafından kurulmuştur. Türk Devletleri Teşkilatı'nın iş birliğinin temelini, üye devletler arasındaki ortak tarih, kültür, kimlik ve Türk dili konuşan halkların dil birliği oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Anlaşması'nın amaç ve ilkelerine bağlı kalarak, Türk dili konuşan devletler arasında çok boyutlu iş birliğini sağlamak, bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkıda bulunma amacıyla misyonunu sürdürmektedir. Çalışma, Türk Devletleri Teşkilatı'nın uluslararası bölgesel örgüt olarak küreselleşmede bölgeselleşme olgusundaki varlığını, kuruluşundaki amacı ve kapsamı doğrultusunda etkinliğini nasıl sürdürdüğünü tanımlamakta ve kuruluşundan günümüze dek iş birliği mekanizmasının ne ölçüde etkili olduğunu açıklamaktadır.