Theses supervised by Prof. Dr. Ahmet Aydın
19 theses · Kütahya Dumlupınar University, Bandırma Onyedi Eylül University, Yeditepe University
Seyitömer linyitleri Marn Stok kömürlerinin değerlendirilmesi
Yapılan bu çalışma sekiz ana başlık altında toplanmıştır. Birinci bölüm giriş olup, kömürün tanımı, sınıflaması ve kullanım teknolojisini kapsayan ikinci bölüm, kömürün dünyada mevcut durumunun anlatıldığı üçüncü bölüm, Türkiye'deki mevcut durumun anlatıldığı dördüncü bölümdür. Beşinci bölümde kömür hazırlama yöntemleri hakkında genel bilgiler verilmiş olup, altıncı bölümde Seyitömer Linyitleri kömürleri ve özellikleri anlatılmıştır. Yedinci bölümde deneysel çalışmalar anlatılmış, son bölümde ise bu çalışmaların sonuçları irdelenmiş ve öneriler sunulmuştur.Deneysel çalışmalarda kullanılan Marn Stok kömürlerinin kimyasal özellikleri şöyledir: %28,50 Nem, %45.50 Kül, %13,24 Uçucu Madde, %12,76 Sabit Karbon, Alt Isıl Değer 1.585 kcal/kg, Üst Isıl Değer 1.675 kcal/kg'dır. Bu özelliklerine göre Seyitömer Marn Stok kömürleri yumuşak linyit sınıfına girmektedir.Deneysel çalışmalarda Marn Stok kömürlerinin tüm elek fraksiyonları yapılmış ve bu fraksiyonların yüzdürme-batırma deneyleri yapılmıştır. Buradan elde edilen sonuçlardan zenginleştirme yöntemi seçilmiştir. 63+31,5 mm, 31,5+16 mm, 16+12,5 mm, 12,5+4 mm jig; 16+12,5 mm, 12,5+4 mm, 4+2 mm, 2+1 mm fraksiyonları ise sallantılı masada zenginleştirilerek optimal deney sonuçları araştırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Jig, Kalori, Kül, Marn Stok, Sallantılı masa, Yüzdürme - Batırma
Seyitömer linyitleri B3 damarı kömürlerinin değerlendirilmesi
Yapılan bu çalışma sekiz ana başlık altında toplanmıştır. Birinci bölüm giriş olup, kömürün tanımı, sınıflaması ve kullanım teknolojisini kapsayan ikinci bölüm, kömürün dünyada mevcut durumunun anlatıldığı üçüncü bölüm, Türkiye'deki mevcut durumun anlatıldığı dördüncü bölümdür. Beşinci bölümde kömür hazırlama yöntemleri hakkında genel bilgiler verilmiş olup, altıncı bölümde Seyitömer Linyitleri kömürleri ve özellikleri anlatılmıştır. Yedinci bölümde deneysel çalışmalar anlatılmış, son bölümde ise bu çalışmaların sonuçları irdelenmiş ve öneriler sunulmuştur.Deneysel çalışmalarda kullanılan SLİ B3 damarı kömürlerinin orijinal bazda kimyasal özellikleri şöyledir: % 28,70 nem, % 44,69 kül, % 13,81 uçucu madde, % 12,80 sabit karbon, alt ısıl değer 1.543 kcal/kg, üst ısıl değer 1.648 kcal/kg `dır. Bu özelliklerine göre Seyitömer B3 damarı kömürleri yumuşak linyit sınıfına girmektedir.Deneysel çalışmalarda B3 damarı kömürlerinin elek fraksiyonları yapılmış ve bu fraksiyonların yüzdürme ? batırma deneyleri yapılmıştır. Buradan elde edilen sonuçlardan zenginleştirme yöntemi seçilmiştir. -63+31,5 mm, -31,5+16 mm, -16+12,5 mm, -12,5+4 mm jig; -16+12,5 mm, -12,5+4 mm, -4+2 mm, -2+1 mm fraksiyonları ise sallantılı masada zenginleştirilerek optimal deney sonuçları araştırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sallantılı masa, Jig, Marn Stok, Kalori, Kül, Yüzdürme - Batırma
Eti Bor Emet Hisarcık kolemanit atıklarının dekrepitasyon yöntemi ile zenginleştirilmesi
Bu çalışmada Eti Bor A.Ş. Emet Bor İşletmesi Hisarcık konsantratör tesisinde bor zenginleştirmesi sonucu ortaya çıkan artık barajında depolanan, hem çevresel sorunlara, hem de ekonomik kayıplara neden olan ince (-3 mm) artıkların zenginleştirilebilirliği araştırılmıştır. Bunun için ilk önce malzemenin kimyasal, fiziksel ve fizikokimyasal karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Yapılan bu çalışmada artık barajından alınan temsili numunenin %23,63 B2O3 içerikli olduğu aynı zamanda 2080 ppm oranında As2O3 içerdiği tespit edilmiştir. Mineralojik incelemeler sonucunda ise numunenin esas olarak kolemanit, montmorillonit ve kalsit minerallerinden oluştuğu az olarak da, dolomit ve muskovit içerdiği belirlenmiştir.Bor atıklarının çevreye verdiği zarar ve depolama maliyetleri Bor İşletmelerinin önemli problemlerinden biridir. Deneysel çalışmalarda kullanılan atık numunesinde % 23,63 B2O3 ve dikkate değer miktarlarda Arsenik ile Fe2O3 tespit edilmiştir. B2O3'ü kazanmak amacıyla dekrepitasyon yöntemi kullanılmıştır. Daha sonra ise kolemanit içerisindeki B2O3 tenörünün daha fazla arttırılması için flotasyon deneyleri yapılmıştır.Anahtar Kelimeler : Dekrapitasyon, Flotasyon, Hisarcık Bor Tesisi, Kalsinasyon, Kolemanit.
Kütahya-Gediz yöresi kömürlerindeki kükürdün uzaklaştırılması
Dünya enerji üretiminde fosil yakıtların, özellikle kömürün rolü geçmişte olduğu gibi gelecekte de büyük önem kazanacaktır. Fosil yakıtlarının çevreye olan olumsuz etkileri kullanım alanlarının kısıtlanmasına, çıkarıldığı bölgenin önemli oranda ekonomik olumsuzluklar yaşamasına neden olmaktadır. Ülkemizde ısıl değer yönünden olukça az sayıda bulunan kaliteli kömür yataklarından biri olan Kütahya-Gediz yöresi kömürleri içerdiği kükürdün yüksek olması nedeni ile kısıtlamalara maruz kalmaktadır. Bu durum dikkate alınarak çeşitli kükürt uzaklaştırma yöntemleri uygulanarak Gediz yöresi kömürlerinin kullanılabilirliliğinin arttırılması amaçlanmıştır.Tez konusu kapsamında ilk olarak Kütahya-Gediz yöresi kömürlerinin özelliklerinin belirlenmesi amacıyla kapsamlı bir karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Yapılan bu karakterizasyon çalışmaları sonucunda Gediz yöresi kömürlerinin %7.06 toplam kükürt içerdiği, içerdiği bu kükürdün de %3.55 oranında piritik, %2.89 oranında organik kökenli olduğu tespit edilmiştir. Yüksek oranda kül içermesine rağmen (%25.99), 5607 kcal/kg ısıl değer ile önemli bir ısıl değere sahiptir. Yapılan mikroskopik ve makroskopik incelemeler sonucunda yöre kömürlerinin içerdiği piritik kükürdün, oldukça ince boyut dağılımına sahip olduğu ve kömürün organik yapısı içerisine dağılmış olduğu belirlenmiştir.Özellikleri belirlenen yöre kömürlerinin bünyesinde bulunan piritik ve organik kükürdün uzaklaştırılması amacıyla çeşitli fiziksel (manyetik ayırma, Knelson konsantratör, flotasyon yöntemleri) ve kimyasal yöntemler (asidik ve bazik kimyasal ortam, ısıl işlem, otoklav yöntemi, elektron transfer yöntemi vs.) uygulanmış, ayrıca bu yöntemlerin kombinasyonları şeklinde deneyler yapılmıştır.Gediz yöresi kömürlerinin içerdiği kükürdün önemli bir kısmı organik kökenli olması ve geriye kalan pirit kökenli kükürdün de çok küçük tane boyutuna sahip olması, fiziksel yöntemler ile kükürdün uzaklaştırılmasının mümkün olmamasına neden olmaktadır. Yöre kömürlerinin belirtilen özellikleri taşıması, kimyasal yöntemlerle kükürdünün uzaklaştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.Kimyasal kükürt uzaklaştırma yöntemleri arasında uygulanan bazik kimyasal ortam deneylerinde NaOH, KOH, Etanol-NaOH, Etanol-KOH, Metanol-NaOH ve Metanol-KOH kullanılmış ve bu deneyler sonucunda %9-12 arasında kükürt uzaklaştırma oranları elde edilmiştir. Düşük sıcaklık ve basınç şartlarında gerçekleştirilen bu bazik ortam kimyasal kükürt uzaklaştırma deneylerinden istenilen sonuçlar elde edilememiştir. Yüksek sıcaklık ve basınç şartları altında yöre kömürlerinden kükürdün uzaklaştırılabilmesi amacıyla otoklav deneyleri uygulanmış, %40 oranında kükürt bünyeden başarılı bir şekilde uzaklaştırılmıştır. Yapılan bu çalışma ile yöre kömürlerinden kükürt uzaklaştırmada yüksek sıcaklık ve basıncın etkili olduğu tespit edilmiştir. Bazik kimyasal ortamda, arzu edilen kükürt uzaklaştırma sonuçlarının elde edilememesi, asidik kimyasal ortamın uygulanmasının gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu amaçla farklı asidik kimyasallar (Hidroklorik asit (HCl), Nitrik asit (HNO3), Hidrojen peroksit (H2O2), Sülfürik asit (H2SO4), Hidrojen florür (HF), Demir sülfat (Fe2(SO4)3), Peroksiasetik asit (PAA), Asetik asit (CH3COOH), formik asit (HCOOH), performik asit (H2O2-HCOOH), borik asit (H3BO3)) kullanılmış, bu kimyasallardan bazılarının Gediz yöresi kömürlerinden kükürt uzaklaştırmada oldukça etkili oldukları, bazılarının etkilerinin ise çok düşük seviyelerde kaldığı belirlenmiştir. Asidik kimyasal ortamın, yöre kömürlerinden kükürt uzaklaştırmada daha etkili oldukları tespit edilmiş, HCl+HNO3 kullanılarak %66.95, H2O2 ile %40.38, H2SO4 ile %8.81, HF ile %7.52, Fe2(SO4)3 ile %20.39, PAA ile %55.64, CH3COOH ile %9.60, H2O2-HCOOH ile %11.73 oranında kükürt bünyeden başarılı bir şekilde uzaklaştırılmıştır.Bir diğer kimyasal kükürt uzaklaştırma yöntemi olarak ısıl işlem uygulanmış, bu amaçla hem klasik ısıtma hem de mikrodalga enerjiden yararlanılmıştır. Mikrodalga enerji kullanılarak yapılan kükürt uzaklaştırma çalışmalarında istenilen sonuçlar elde edilememiş, klasik ısıtma ile %40 oranında kükürt, Gediz yöresi kömürlerinden uzaklaştırılmıştır. Mikrodalga enerjiyi tek başına kükürt uzaklaştırma işlemlerinde kullanılması yerine yardımcı bir yöntem olarak kullanılmasının daha etkili olacağı saptanmıştır. Kimyasal kükürt uzaklaştırma yöntemlerinin sonuncusu olarak, Elektron Transfer Yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntemde çeşitli metal tuzlarının (CuCl2, CuSO4, CoCl2, NiCl2, HgCl2) yöre kömürlerinden kükürt uzaklaştırmadaki etkinlikleri incelenmiş, bu amaçla hem klasik ısıtma hem de mikrodalga enerjiden yararlanılmıştır. Metal tuzlarının klasik ısıtma şartları altında %9-20 oranında kükürt bünyeden uzaklaştırılabilirken, mikrodalga enerji şartları altında %12-22 oranında kükürdün bünyeden uzaklaştırılmıştır. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, elektron transfer yöntemiyle mikrodalga enerjinin kullanımına rastlanmamış olup, yenilik olarak bu doktora çalışmasında uygulanmıştır.Gediz yöresi kömürlerinde bulunan kükürdün uzaklaştırılmasında son olarak farklı yöntemlerin bir arada kullanıldığı çalışmalar da yapılmıştır. Fiziksel ve kimyasal yöntemlerin beraber uygulandığı çalışmalarda, flotasyon yöntemini takip eden ısıl işlem veya kimyasal yöntemler uygulanmış, sonuçta önemli oranda kükürt bünyeden uzaklaştırılmıştır. Ayrıca kimyasal yöntem önceki uygulanan ısıl işlem (mikrodalga) yöre kömürlerinin içerdiği kükürdün, kimyasal yöntem uygulaması sırasında daha kolay çözünebilir formlara dönüştürmüştür. Sonuç olarak da flotasyon, ısıl işlem ve kimyasal yöntemlerin beraber kullanıldığı üç kademeli sistemler uygulanmış ve önemli oranda kükürdün bünyeden uzaklaştırılabilmesi sağlanmıştır.Kükürt uzaklaştırma çalışmalarında Gediz yöresi kömürlerinin kullanıldığı kapsamlı bir çalışma gerçekleştirilmiş, önemli sonuçlar elde edilmiştir.Sonuç olarak, Gediz yöresi kömürlerinin içerdikleri kükürt türlerinin fiziksel yöntemler ile uzaklaştırılmasının çok zor olduğu, kimyasal yöntemlerin uygulanmasının gerekli olduğu tespit edilmiştir. Uygulanan farklı yöntemler sonucu elde edilen ürünlerin, Çevre ve Orman Bakanlığının yayınladığı genelgede belirtilen, hava kirliliğinin yoğunluğuna göre derecelendirilen, ikinci ve üçüncü derece illerde kullanılabilir nitelikte olduğu belirlenmiştir. %7.06 kükürt ve %25.99 kül içeren Gediz yöresi kömürlerine uygulanan; mikrodalga ile ısıl işlem (800 W, 2 dak), ardından KOH kullanılarak bazik ortamda kimyasal işlem son olarak da HCl-HNO3 kullanılarak asidik ortamda kimyasal işlem uygulanarak, %79.05 kükürt uzaklaştırma oranıyla %1.47 kükürt ve %47.40 kül uzaklaştırma oranıyla %13.67 kül içeren temiz kömür elde edilmiştir.Anahtar Kelimeler : Fiziksel yöntemler, Kimyasal yöntemler, Kükürt uzaklaştırma
Emet Bor İşletme Müdürlüğü Hisarcık ve Espey konsantratör atıklarının mikrodalga enerjisi yardımıyla zenginleştirilebilirliğinin araştırılması
Bu çalışmada Emet Bor İşletmesi Hisarcık ve Espey konsantratör tesislerinde bor zenginleştirmesi sonucu ortaya çıkan atık barajında depolanan, hem çevresel sorunlara, hem de ekonomik kayıplara neden olan ince (-3 mm) atıkların zenginleştirilebilirliği araştırılmıştır. Bunun için ilk önce alınan numunelerin kimyasal, fiziksel ve fizikokimyasal karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Yapılan bu çalışmada; Hisarcık Atık Barajından alınan temsili numunenin %19,1 B2O3, Espey Atık Barajından alınan temsili numunenin %27,86 B2O3 içerdiği tespit edilmiştir. Mineralojik incelemeler sonucunda ise Espey atık numunesinin esas olarak kolemanit, montmorillonit ve kalsit, Hisarcık atık numunesinin ise esas olarak kolemanit, kalsit ve illit mineralleri içerdiği belirlenmiştir.Deneysel çalışmalarda; Espey ve Hisarcık konsantratör atıklarının mikrodalga enerjisinden yararlanılarak zenginleştirilebilirliği araştırılmıştır. Atıklarının zenginleştirilebilmesi amacıyla mikrodalga fırında, farklı süre ve farklı mikrodalga güç seviyelerinde deneyler yapılmış ve optimum koşullar belirlenmiştir. +0,5 mm tane boyutundaki Hisarcık atık numunesinin 800 watt mikrodalga güçte 30 dakikalık mikrodalga enerjisine maruz bırakılması sonucunda; %94,62 verim ile %46 B2O3 tenörlü konsantre elde edilmiştir.
Emet bölgesi düşük tenörlü kolemanit stoklarının değerlendirilebilirliğinin araştırılması
Bu çalışmada, Emet Bor İşletme Müdürlüğünde yaklaşık 15 yıldan beri stoklarda beklemekte olan ve hiçbir şekilde değerlendirilemeyen 100.000 ton üzerindeki düşük tenörlü kolemanit stoklarının zenginleştirilerek satılabilir hale getirilmesi ve borik asit üretiminde değerlendirilebilirliği araştırılmıştır. Espey bölgesinde bulunan ? 10 mm ve -3 mm düşük tenörlü kolemanit stokları ile Hisarcık bölgesinde bulunan -25+3 mm düşük tenörlü kolemanit stoklarının öncelikle kimyasal, fiziksel, minerolojik ve ısısal karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Yaş yöntemlerde oluşan atık ve atık barajı problemlerini en aza indirebilecek kuru zenginleştirme yöntemleri olan dekrepitasyon, mikrodalga ve kuru manyetik zenginleştirme yöntemleri uygulanmıştır.Kullanılan numunelerin tenörleri, Espey -3 mm'de % 35,64 B2O3, Espey -10 mm'de % 28,87 B2O3 ve Hisarcık -25+3 mm'de % 29,57 B2O3 arasında değişmektedir. İçeriklerinde problem teşkil eden Arsenik ile Fe2O3 bulunmaktadır. B2O3'ü kazanmak amacıyla dekrepitasyon, mikrodalga ve kuru manyetik ayırma yöntemleri kullanılarak deneyler yapılmıştır. Yapılan dekrepitasyon çalışmalarında, Espey -3 mm'de, % 53,82 B2O3 tenörlü konsantre % 90,05 verimle, Espey -10 mm'de % 51,24 B2O3 tenörlü konsantre % 83,21 verimle, Hisarcık +25-3 mm'de ise % 53,03 B2O3 tenörlü konsantre % 89,68 verimle üretilmiştir. Mikrodalga çalışmalarında ise, Espey -3 mm'de, % 52,78 B2O3 tenörlü konsantre % 85,72 verimle, Espey -10 mm'de % 50,12 B2O3 tenörlü konsantre % 86,50 verimle, Hisarcık +25-3 mm'de ise % 49,98 B2O3 tenörlü konsantre % 86,37 verimle elde edilmiştir. Kuru manyetik ayırma çalışmalarında ise istenilen sonuç alınamamıştır. Elde edilen dekrepite ürünler ile borik asit üretimi yapılmış, uygun sonuçlar elde edilmiştir.Anahtar Kelimeler : Dekrepitasyon, Kolemanit, Mikrodalga.
Alunitli kaolinlerden değişik zenginleştirme yöntemleriyle elde edilen ürünlerin kullanım alanlarının belirlenmesi
Türkiye'deki kaolin yataklarının hemen hemen hepsi hidrotermal alterasyon sonucu oluştuğundan genellikle alunit içerir. Bu kaolin yataklarının en büyüğü yaklaşık 70 milyon ton toplam rezerve sahip olan Balıkesir-Sındırgı bölgesindedir. Bu bölgedeki kaolinlerin büyük bir kısmı yüksek miktarda alunit, kuvars, demir oksit gibi safsızlıklar içeriğinden dolayı, seramik sektörü başta olmak üzere hiçbir endüstride kullanılamamaktadır.Bu çalışmada, alunitli kaolinler, değişik yöntemlerle zenginleştirilmiş, elde edilen ürünlerin kullanım alanları araştırılmıştır. Alunitli kaolinler üç değişik yöntemle zenginleştirilmeye çalışılmıştır. Birinci olarak uygulanan mekanik dağıtma-eleme ve öğütme-eleme zenginleştirme yöntemiyle K2 kodlu alunitli kaolinin SO3 tenörü %4.05'den %3.44'e, Fe2O3 tenörü ise %1.08'den %0.62'ye düşürülmüştür. Böylece, bu yöntemin ön zenginleştirme olarak kullanılabileceği belirlenmiştir. İkinci olarak uygulanan flotasyon yönteminde, öncelikle optimum flotasyon şartları belirlenmiştir. Daha sonra belirlenen bu şartlarda ultrasonik flotasyon, aşamalı flotasyon ve ön zenginleştirme ürünlerinin flotasyonu gerçekleştirilmiştir. Sonuçta, ön zenginleştirme deneylerinden elde edilen E3 numunesinin flotasyonuyla, %0.48 SO3 tenörüne sahip kaolin elde edilmiştir. Üçüncü olarak uygulanan kalsinasyon yönteminde ise kalsinasyon sıcaklığına bağlı olarak SO3 içeriğinin azaldığı, 900°C'de kalsinasyon sonucu SO3 içeriğinin, K2 kaolininde %0.44, C1 kaolininde %0.31 ve E1 kaolininde %0.59 olduğu saptanmıştır.Zenginleştirme aşamalarından elde edilen kaolin numunelerinin seramik sektöründe yer-duvar karosu engobunda ve çini karo üretiminde kullanılabileceği, ön zenginleştirme artığının ise kalsine edilerek, çimento sektöründe puzzolan olarak kullanılabileceği saptanmıştır. Son olarak, tamamen farklı bir yaklaşım ile, kaolindeki alunit varlığı bir avantaj olarak görülmüştür. Böylece alunitli kaolinlerden gözenekli seramik üretimi gerçekleştirilmiştir.
Emet Hisarcık Bor Tesisi ince gölet atıklarının flotasyonla kazanılması
Bu çalısmada Eti Bor A.S. Emet Bor +sletmesi Hisarcık konsantratör tesisinde bor zenginlestirmesi sonucu ortaya çıkan artık barajında depolanan, hem çevresel sorunlara, hem de ekonomik kayıplara neden olan ince (-3 mm) artıkların zenginlestirilebilirligi arastırılmıstır. Bunun için ilk önce malzemenin kimyasal, fiziksel ve fizikokimyasal karakterizasyon çalısmaları yapılmıstır. Yapılan bu çalısmada artık barajından alınan temsili numunenin %27,64 B2O3 içerikli oldugu aynı zamanda %0,6026 oranında As2O3 içerdigi tespit edilmistir. Mineralojik incelemeler sonucunda ise numunenin esas olarak kolemanit, montmorillonit ve kalsit minerallerinden olustugu az olarak da, dolomit ve muskovit içerdigi belirlenmistir. Zenginlestirme çalısmalarında, flotasyon ile zenginlestirme yöntemi uygulanmıstır. Bu amaçla özellikle kolemanit ve kil minerallerinin zeta potansiyel çalısmaları; pH, kil oranı, inorganik iyonlar, flotasyon reaktiflerine göre yapılmıstır. pH'ya göre yapılan zeta potansiyel çalısmalarında kolemanit pH=10,2'de sıfır yük noktasına sahipken kil, ölçüm yapılan bütün pH degerlerinde negatif yüzey yükü göstermistir. Çesitli degerlikli iyonlarla yapılan ölçümlerde çok degerlikli iyonlar kolemanitin yüzey yükünü pozitif yönde artırırken, kilde de pozitife dogru yaklastırdıgı tespit edilmistir. Flotasyon reaktifleri ise negatif yönde artırmıstır. Flotasyon deneyleri iki asamada gerçeklestirilmistir. +lk asamada arsenik flotasyonu, ikinci asamada da kolemanit flotasyonu yapılmıstır. Tane boyutuna göre yapılan flotasyon çalısmalarında serbestlesme boyutunun -150 ?m olması ve slamın olumsuz etkisi nedeniyle -38 ?m'nin atılmasıyla flotasyon boyutu -150+38 ?m olarak saptanmıstır. Böylece optimum kosullarda yapılan kolemanit deneyleri sonucunda %46,28 B2O3 tenörlü konsantre %98,42 verim ile elde edilmistir. Artık tenörü ise %1,38 B2O3'dir Anahtar Kelimeler : Flotasyon, Hisarcık Bor Tesisi, Kolemanit.
Türkiye'de ihracat ve doğrudan yabancı yatırımların kadın istihdamına etkisi
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin büyümeleri ve refah seviyelerini artırabilmeleri için mevcut istihdam düzeylerini yükseltmeleri gerekmektedir. İstihdam düzeyinin yükselebilmesi için öncelikle çalışma hayatındaki cinsiyet ayrımcılığını aşmak gerekmektedir. Küreselleşmeyle birlikte ihracat ve doğrudan yabancı yatırımların hızlanması yeni istihdam alanları yaratsa da kadın istihdamını artırmak için yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bu çalışmada, Türkiye'de ihracat ve doğrudan yabancı yatırımların kadın istihdamına etkisi incelenmektedir. Bu doğrultuda 2006Q1-2022Q4 dönemindeki verilerden faydalanılarak ARDL analizi yapılmıştır. Ampirik bulgulara göre, ihracat kadın istihdamını uzun dönemde negatif etkilerken, doğrudan yabancı yatırımların uzun dönemde kadın istihdamı üzerinde etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre; Türkiye ekonomisinde ihracatın kadın istihdamının üzerindeki etkisinin artması ve kadınların işgücünde katma değer yaratabilmeleri için ihracatın ithalata bağlı olan yapısı azaltılmalı, ihracatın büyümesine yardımcı olan sektörler desteklenmeli ve iş alanlarında cinsiyet ayrımı yapılmadan kadın istihdamının desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir. Ayrıca Türkiye'ye yapılan doğrudan yabancı yatırımların şirket birleşmeleri ya da şirket satın almaları yerine yeni yatırım olarak gerçekleşmesi kadınların istihdama katılmalarını olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Kadın İstihdamı, İhracat, Doğrudan Yabancı Yatırımlar, ARDL Analizi, Türkiye.
Türkiye ve D-8 ülkeleri arasındaki endüstri içi ticaretin incelenmesi
Klasik ve yeni dış ticaret teorilerinin ülkelerin dış ticaretini açıklamadaki yetersizliğini gidermek amacıyla, endüstri içi ticaret ortaya çıkmıştır. Endüstri içi ticareti etkileyen ülkeye ve endüstriye özgü belirleyiciler bulunmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye ile D-8 ülkeleri arasındaki endüstri içi ticaretin incelenmesi için, 2002-2022 yılları arasındaki SITC 3 basamaklı veriler kullanılmıştır. Endüstri içi ticaretin incelenmesi için, literatürde yaygın olarak kullanılan Standart ve Uyarlanmış Grubel-Lloyd endeksi kullanılmıştır. Analiz sonucunda, Türkiye'nin endüstri içi ticaret oranlarının bazı sektörlerde Endonezya, Mısır ve Pakistan ile ticarette, görece daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Türkiye'nin D-8 ile olan toplam ticareti incelendiğinde, endüstri içi ticaretin, sektör 6 ve 8'de ortaya çıktığı, diğer sektörlerde ise endüstriler arası ticaret şeklinde gerçekleştiği görülmektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin ilgili ülkeler ve D-8 ile gerçekleşen ticaretine bakıldığında, endüstri içi ticaret genel olarak yüksek değildir. Bu durum, Türkiye'nin ilgili ülkelerle ve D-8 ile rakip olmaktan ziyade, tamamlayıcı bir ticaret gerçekleştirdiğine işaret etmektedir.
Lojistik üs kavramı ve Bandırma açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı Bandırma ilçesini, lojistik üs kavramı çerçevesinde değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini Bandırma bölgesinde bulunan 51 firma oluşturmaktadır. Elde edilen verilere Kolmogorov-Smirnov normallik testi uygulanmış ardından Detrended Q-Q Plot diyagram verileri değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğine karar verebilmek için çarpıklık (skewness) ve basıklık (kurtosis) değerleri incelenmiştir. Verilerin normal dağılım göstermediği sonucunda, araştırmaya parametrik testler olan t testi ve anova testleri ile devam edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre araştırmaya katılan firmalarının faaliyet alanları, faaliyet yılı, personel sayısı ve ulaştırma yöntemleri, araç sayıları ile Bandırma'nın lojistik üs olabilmesi avantaj ve dezavantajları görüşleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi sonucu anlamlılık değerlerinin (p>α=0,05) olduğu bu nedenle firmaların araç sayılarının farklı olmasının Bandırma'nın lojistik üs olabilmesi avantaj ve dezavantajları ölçeğine ait görüşleri üzerinde anlamlı farklılıklara sebep olmadığı gözlemlenmiştir. Bandırma'da havayolu ile taşımacılık yapılması durumunda sık sık kullanırım diyen firmalar ile hiç kullanmam diyen firmalar arasında görüş farklılıklarının olduğu ve sıklıkla havayolunu kullanırım diyen firmaların hiç kullanmam diyen firmalara göre Bandırma'nın lojistik üs olabilmesi için daha olumlu görüşlere sahip olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Lojistik, Bandırma Lojistik Üssü, Karayolu Taşımacılığı, Havayolu Taşımacılığı, Denizyolu Taşımacılığı, Demiryolu Taşımacılığı
The optimization of the high salt, low salt, equilibration, and elution buffers of the downstream process for the protein-a purification of cetuximab, a biosimilar, with phosphate and citrate buffer solutions
Two of the most vicious cancer types in humans are head and neck tumors. These tumors build vascular structures within to feed themselves and grow. The molecule Cetuximab inhibits the Epidermal Growth Factor receptors of these tumor cells. This way, with preventing them from building vascular structures, in the early stage treatments of these tumors, Cetuximab is promising hope with extended life expectancy and increased life quality. Nobel Pharmaceuticals, a company aiming to produce biosimilars of the Cetuximab molecule, needs to optimize the chemical process of purifying and producing the molecule to reach the 2000 liter production size for the market. This thesis has focused on the downstream process's first step, namely the buffer solution choice optimization. In this step, the Protein-A affinity chromatography has been performed in phosphate and citrate buffer solutions, the experiments have been repeated in analytical HPLC devices with smaller sizes and verified, and titer and yield calculations have been performed. Afterward, the protein, taken from the elution step, has been compared to the original molecule with its acidic, basic, and main variants. After all experiments and calculations, it has been found that the Protein-A chromatography performed with the phosphate buffer has performed above the 95% percent minimum expectancy of protein recovery. The proteins obtained from the phosphate buffer experiments have also scored highest in the cation exchange chromatography analysis, with the closest percentile values to the original molecule's acidic, basic and main variants.
Investigation of the effects of metformin and vildagliptin active ingredient preparations on rat telomerase enzyme and oxidative stress parameters in comparison with healthy cells
Aim: Type 2 Diabetes Mellitus (T2DM) is a metabolic disorder which characterised by hyperglycemia and oxidative stress. First-choice treatment procedure is application of oral anti-diabetics such as metformin (MET) and vildagliptin (VILDA). Recently, MET published as a possible anti-catalyst for the aging process related with telomerase enzyme (TE) and telomere length. According to the experimental results, MET increased TE activity by decreasing the oxidative stress level caused by T2DM. Therefore, the main purpose of this study is to find out anti-diabetics' effects in both monotherapy (MET and VILDA) and combination (MET/VILDA) therapy on aging process associated with oxidative stress and enzymatic defense system. Material & Method: Adult female Spraque-Dawley rats were used. T2DM was induced by single dose i.p. administration of 80 mg/kg streptozotocin (STZ). Treatment group was treated by 100 mg/kg/day MET and 6 mg/kg/day VILDA for 8 days. Erythrocyte and tissue samples were used for determination of malondialdehyde (MDA) formation, glutathione peroxidase (GPx) and catalase (CAT) activities by spectrophotometric method. Serum samples were used for determination of TE activity by Rat-Telomerase ELISA Kit. Results: Erythrocyte MDA formation in MET/VILDA group was significantly higher than control group, MET, and VILDA however, in VILDA; were significantly lower than MET/VILDA and MET. Also, GPx and CAT activities in VILDA group were significantly higher than control group, MET, and MET/VILDA; GPx activity in MET was significantly lower than VILDA and MET/VILDA. TE activity is significantly higher in MET and VILDA than control. The effects of MET on TE activity are significantly higher than VILDA. In MET/VILDA, TE activity is significantly lower than control, MET, and VILDA. Conclusion: Vildagliptin alert the GPx and CAT activities to reduce oxidative stress but metformin was found insufficient to activate GPx. Also, Vildagliptin increased TE activity as Metformin however, binary combination reduced TE activity. Key words: Type 2 Diabetes Mellitus; Oxidative Stress; Telomerase Enzyme Activity
Toxicological examination of children's finger paints
This thesis study was carried out to toxicologically examine children's finger paints and to evaluate the risk factors for health. 12 different brands of yellow and red finger paints were purchased and analyzed by HET-CAM method to perform skin irritation test. As a result of the research, it was determined that non of the paints had the potential to cause irritation. Microbiological analysis of the samples inoculated on days 2, 7, 14 and 28 was performed. As a result of incubation of microorganisms for Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli and Staphylococcus aureus, logarithmic reduction of > log 2 on 2nd day and logarithmic reduction of > log 3 on 7th day were observed. No increase was observed till 28th day. For Candida albicans and Aspergillus brasiliensis, logarithmic reduction of >log 2 on 14th day was observed. In addition, finger paints are obliged not to contain inherently hazardous substances such as heavy metals, as specified in Chapter 7 of the Toy Safety Standard. Health Sciences University, Gulhane Faculty of Pharmacy analyzed the samples by Inductively Coupled Plasma Mass Spectrometry (ICP-MS) for their heavy metal content. As a result of the analysis of 12 different brands of yellow and red finger paints, it was found that almost all brands contained Hg, Pb, Ni, As, Cd, Sb heavy metals. This situation reflects the situation in Turkey and fulfills the purpose of the study. Finger paints, which are not recognized as cosmetic products in the Republic of Turkey and and all over the world, are not considered to be safe, especially for children, due to their skin contact. As a result, it is thought that finger paints should be subjected to a much more comprehensive examination and the Republic of Turkey should establish a more comprehensive standard for finger paints or the scope of the existing standard should be expanded. This research is expected to raise awareness by demonstrating the importance of the issue. Key words: Paint, Finger Paint, Heavy Metal, Health, Safety
Toxicological evaluation of some active and inactive materials according to the ventilation conditions variation during the manufacturing in non sterile pharmaceutical industry
The purpose of this thesis is to study the effect of air changes on particle number in pharmaceutical production facilities during production stage of non-sterile dosage forms. After those particle count measurements, a comparison of particle number with permitted daily exposure limit (PDE) and occupational exposure limit (OEL) was carried out. It was found that high particle concentration of the measured materials was detected in the environment of the manufacturing area . As a conclusion it is the first study to measure particle count during the operation phase of non-sterile pharmaceutical dosage forms production area. It was concluded that this type of measurements should be included by international guidelines and an extra care needed for each case for the manufacturing conditions to protect workers.
Investigation of repeated dose toxicity of raw and processed Lupinus albus L.
Aim: The aim of this research is to do a comprehensive toxicological assessment of Lupinus albus L. (lupine) products, to prove their safety profile. Lupine is a plant species known for its significant variability in quinolizidine alkaloid (QA) composition, which can be varied not only among different genetic forms within the same species but also in response to various environmental factors such as soil conditions and drought. The potential toxic effects of lupine seeds on vital organs, particularly the liver and kidneys were studied, as well as their impact on oxidative stress markers in a Sprague Dawley rat model. Both debittered and crude lupine seeds were administered at different dosage levels over a 28-day period. The evaluation of organ damage, oxidative stress parameters, and other relevant factors were carried out to provide a comprehensive understanding of lupine toxicity and its implications for food and animal provender safety. Materials & Methods: The Sprague Dawley rat model was used in this study. Rats were divided into 4 groups as low dose (665 mg/kg bw/d) processed (debittered) and crude (unbittered) lupine seeds suspension and high dose (2000 mg/kg bw/d) processed (debittered) and crude (unbittered) lupine seeds suspension with 5 males and 5 females in each group. lupine seeds administered by oral gavage to each group for 28 days. Extensive blood biochemistry analyses were conducted, organ tissues were collected and histopathological examination conducted. Additionally, animal weight gain was monitored, and hemogram tests were conducted to assess overall well-being. Various statistical tests, including ANOVA, Welch ANOVA, Kruskal-Wallis tests, and Bonferroni corrections applied to analyze the data. Results: Distinct patterns of organ damage in both the liver and kidneys are revealed in the study across different experimental groups. Notably, the consumption of crude lupine seeds suspension induced necrosis, infiltration and congestion in these organs, irrespective of dosage or gender. In contrast, processed lupine seeds suspension exhibit no observable damage to the liver and kidneys. Trends in oxidative stress markers highlighted, suggesting a potential reduction in oxidative stress with higher doses of processed lupine. Additionally, a gender-specific response to lupine consumption observed in white blood cell count. These findings provide valuable insights into lupine toxicity and its potential applications in food and animal provender safety. Conclusion: The consumption of crude (non-debittered) lupine seeds suspension led to necrosis and congestion in both the liver and kidneys, regardless of gender, at both low and high doses. The primary variation in the severity of damage was observed in the infiltration in both organs, with infiltration noted at higher doses. However, the consumption of processed (debittered) lupine seeds suspension at both low and high doses did not negatively impact the normal functioning of the liver and kidneys, irrespective of gender. There was a statistically significant difference in body weight suggest that lupine consumption may affect the growth and development of animals. Furthermore, our finding suggests that lupine consumption may have differential effects on ALT levels and may influence WBC count differently in males and females. Additionally, our observation suggests that lupine may have a dose-dependent effect on oxidative stress markers. On the other hand, negative results were prevented by the traditional debittering methods when correctly applied. These findings provide valuable insights into lupine toxicity and the potential benefits of debittering in reducing adverse effects on vital organs. Further research is warranted to elucidate the underlying mechanisms of lupine toxicity and its safe use. Key Words: "Lupinus albus L.", "Lupine toxicity", "Quinolizidine alkaloids", "Rat model", "Subacute toxicity", "Organ damage", "Oxidative stress markers", "Food safety"
Investigation of the mechanisms of statin use in prevention of contrast induced nephropathy in rats
MESUT M. (2023). Investigation Of The Mechanisms Of Statin Use In Prevention Of Contrast Induced Nephropathy In Rats. Yeditepe University, Institute of Health Science, Department of Pharmaceutical Toxicology PhD thesis, İstanbul. AIM: The use of contrast media in diagnostic and other procedural settings has been increasing exponentially, which increases the incidence of a state of iatrogenic kidney function impairment called contrast induced acute kidney injury (CI-AKI). Roughly one third of all hospital acquired kidney injury has been attributed to exposure to radiographic contrast media. The most widely accepted definition of contrast induced nephropathy (CIN) is either a 25% or more increase from the baseline value of serum creatinine or a 0.5 mg/dl or more absolute elevation within 24 to 72 hours of contrast media administration. CI-AKI greatly increases the mortality risk and hospital stay of patients which creates a need for preventative strategies against this condition. Many studies have suggested that alongside their cholesterol lowering properties, statins may exert pleiotrophic effects, including renoprotection, and significantly lower the incidence of CI-AKI. The aim of this study is to observe the efficacy of statins in preventing CI-AKI and demonstrate their mechanism of action. Material & Method For our animal experiment protocol, 30 adult male Spraque-Dawley rats were used. The subjects were equally divided into 5 groups: Rosuvastatin group (rosuvastatin + iohexol + furosemide + dehydration), Atorvastatin group (atorstatin + iohexol + furosemide + dehydration), CFD group (iohexol + furosemide + dehydration), FD group (furosemide + dehydration) and D group (dehydration). For generation of acute kidney injury, the fluid intake of subjects was restricted. CI-AKI was created by administering iohexol 15 ml/kg to three groups. Two of these were selected and they received 20 mg/kg/day Atorvastatin and 10 mg/kg Rosuvastatin, respectively. The renal tissues of all groups were studied histopathologically. From the blood samples, erythrocytes were used to determine the formation of malondialdehyde (MDA), activities of the enzymes glutathione peroxidase (GPx) and catalase (CAT). These parameters were measured spectrophotometrically. Serum creatinine levels were used for the diagnosis of AKI and serum neutrophil gelatinase associated lipocalin (NGAL) levels were measured with ELISA Kit to evaluate tubular damage. Results: 3 out of 5 groups that received contrast media, had higher average values of serum creatinine compared to the control groups. There was a statistically significant difference in serum creatinine levels of the CFD group, compared to Atorvastatin, FD and D groups. There was no statistically significant difference between creatinine levels of Rosuvastatin and CFD groups. Concerning the erythrocyte MDA level and erythrocyte GPx and CAT enzyme activities of all groups, no statistically significant difference was observed. In the histopathological examination, medullary congestion and tubular damage scores were evaluated and there was no statistically significant correlation detected. Conclusion: While atorvastatin is effective in preventing contrast media induced acute kidney injury, the same reno-protective property is not applicable to Rosuvastatin. Although atorvastatin prevented the elevation of serum creatinine in response to contrast media, the same correlation was not evident with prevention of tubular injury or increase in oxidative stress, which were associated with contrast media in priorly published literature.
Investigation of the relationship between heavy metals (cadmium, arsenic, lead) and metallothionein in multiple sclerosis
Multiple sclerosis (MS) is one of the most common neurological disorders among the young adult population in the world and environmental factors are considered to be one of the factors contributing to MS risk and progression. Metals are important factors for maintenance and preservation of homeostasis and dysregulated metal homeostasis has been shown to cause various diseases including neurodegeneration. Heavy metals including arsenic (As), cadmium (Cd) and lead (Pb) are widely found in the environment and because of their toxic nature, they possess great danger for human health and are indicated in the etiology of various diseases. Metallothioneins (MTs) play important roles in metal homeostasis and detoxification of heavy metals. Up to date, there is no study investigated the relationships between MS, MTs and heavy metals in a single study, therefore, we investigated the possible relationship between these factors in MS patients. In this study, 50 subjects (20 healthy subjects and 30 MS patients) were included. Besides the demographic characteristics of the patients, plasma MT levels, blood Cd, As and Pb levels, as well as iron (Fe), cupper (Cu) and zinc (Zn) levels, were determined. Malondialdehyde (MDA) levels were investigated as a marker of oxidative stress. Statistical analysis was performed by using GraphPad Prism® 7.0 and a p value lower than 0.05 was considered as statistically significant. MT levels were slightly higher in MS group compared to control group (p > 0.05). As, Cd and Pb levels were significantly higher in the control subjects (p < 0.05). No differences in Fe, Cu and Zn levels between control and MS groups were present (p > 0.05). MDA levels were significantly higher in MS patients (p < 0.05). On the other hand, smoking was found to be a risk factor for MS (Relative risk = 1.294, 95% Confidence Intervals = 0.7961 - 1.999; p = 0.2727). In conclusion our results support relevance of MT and MDA levels in MS. Randomized, double-blinded, multi-centered, clinical studies with larger cohorts will be relevant to gain more insights about the relation between heavy metals, MT and MDA levels in MS. Key words: Arsenic, Cadmium, Heavy metals, Lead, Metallothionein, Multiple Sclerosis
Eti Maden İşletmeleri Hisarcık barajı atıklarının seramik sektöründe kullanılabilirliğinin araştırılması
Bu çalışmada Emet Bor İşletme Müdürlüğü Hisarcık Barajındaki atıkların seramik sektörünün alt gruplarından olan kiremit ve tuğla sanayiinde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu atıkların değerlendirilmesi hem sebep olduğu çevre kirliliğini azaltacak hem de söz konusu sektörlerde ikincil kaynak olarak kullanılmasıyla da söz konusu atıklar ekonomiye kazandırılmış olacaktır. Yapılan bu çalışmada; Hisarcık Atık Barajından alınan %11,30 B2O3 tenöründeki atık numunesinin mineralojik yapısında esas olarak kolemanit, kalsit ve illit minerallerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Deneysel çalışmalarda ise kiremit-tuğla uygulamalarında kullanılmak üzere daha düşük B2O3 tenörlü kil elde etmek amacıyla dekrepitasyon metotlarından olan mikrodalga fırını ve kül fırını yöntemlerinden faydalanılmış ve optimum yöntem ve parametreler belirlenmiştir. Her iki yöntemle de tüm tane boyutlarında yapılan ön zenginleştirme çalışmaları sonuçlarına göre +0,5 mm tane boyutundaki atık numunesinin kül fırınında 500 0C sıcaklıkta 40 dakika süreyle dekrepite edilmesi sonucunda; %39,63 verimle %7,08 B2O3 tenörlü atık elde edilirken %60,37 verimle %23,87 B2O3 tenörlü konsantre elde edilmiştir. Daha sonra yapılan çalışmalarda %7,08 B2O3 tenörlü dekrepite edilmiş nihai atık numunesinin kiremit reçetelerine 820 0C sıcaklıkta ve %20 oranında eklenmesiyle en kaliteli kiremit örneği elde edilirken tuğla reçetelerine de yine dekrepite edilmiş nihai atık numunesinden 530 0C sıcaklıkta %10 oranında eklenmesiyle en kaliteli tuğla elde edilmiştir.