Prof. Dr. Ali Yılmaz danışmanlığındaki tezler
10 tez · Uşak University, Dicle University, Batman University
Orta Gediz Havzasında Turgutlu ve Salihli şehirlerinin mekânsal gelişiminin tarımsal arazi üzerindeki etkileri
Araştırma sahasını oluşturan Turgutlu ve Salihli şehirleri Ege Bölgesinin Orta Gediz Havzası'nda yer almaktadır. Orta Gediz Havzasında yazlar sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olan Akdeniz iklimi etkilidir. Bu iklim şartlarına ve verimli topraklara sahip olmasından dolayı Gediz Ovası, Türkiye'nin tarımsal üretiminde önemli bir havza durumundadır. Verimli tarım arazileri üzerine kurulmuş olan Turgutlu ve Salihli şehirlerinin ekonomisi, geçmişten bu yana daha çok tarıma dayalı olmuştur. Günümüzde sanayi ve hizmet sektörlerinin gelişmesi, bu şehirlerdeki ekonomik yapının ve fiziki dokunun değişmesine yol açmaktadır. Şehirlerdeki nüfusun artmasıyla yerleşim alanları tarımsal araziler üzerine doğru gelişmekte ve bu durum tarımsal arazilerin tarım dışı kullanıma açılmasına ve yok edilmesine neden olmaktadır. Bu çalışma Orta Gediz Havzası'nda yer alan Turgutlu ve Salihli şehirlerinin mekânsal gelişiminin mevcut tarım arazileri üzerindeki etkisini incelemeyi ve şehirlerin gelişimi için alternatif alanları belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, şehirlerin mekânsal gelişimi ve bu gelişimi etkileyen faktörler ortaya konulmuştur. Çalışmanın temel verilerini şehirlere ait imar planları ve çeşitli yıllara ait uydu görüntüleri oluşturmaktadır. İmar planlarının yeniden düzenlenmesinde ve uydu görüntülerinin işlenip haritalara dönüştürülmesinde ArcGIS 10.4.1. CBS programından faydalanılmıştır. Bu programın yanında Global Mapper ve Google Earth gibi programlara da çeşitli görseller ve haritalar üretmek için başvurulmuştur. Arazi çalışmalarından elde edilen veri, belge ve fotoğraflarla çalışma desteklenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda, Turgutlu ve Salihli şehirlerinin mekânsal gelişimlerinin yatay yönde artarak devam ettiği görülmüştür. Çalışma konusunu oluşturan şehirlerin mekânsal gelişimlerinin temelinde sanayileşme ile birlikte bölgeye gelen göçler yer almaktadır. Sanayileşme ve göçler nedeniyle bina ihtiyacının artması tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasına neden olmuştur. Bu durum, Türkiye'nin en önemli tarım arazilerinden olan Gediz Ovası'nda I. II. ve III. sınıf arazilerin kaybolmasına neden olmuştur. Türkiye nüfusu sürekli artan gelişmekte olan bir ülkedir. Mevcut nüfus ile birlikte gelecek nesillerin de gıda ihtiyacının karşılanabilmesi gerekliliği mevcut tarım arazilerinin önemini arttırmaktadır. Bu gereklilik, Gediz Ovası gibi verimli tarım alanlarının tarım dışı faaliyetlerde kullanılmasına karşı korunmasını zorunlu kılmaktadır. Gediz Ovasında yer alan Turgutlu ve Salihli gibi şehirlerin tarım arazilerine doğru gelişmesinin önüne geçilmesi bu zorunluluğun doğal bir sonucudur. Turgutlu ve Salihli şehirlerinin mevcut veriler ışığında gelişimlerini devam ettirecekleri görülmektedir. Söz konusu şehirlerin mekânsal genişlemelerinin sağlıklı devam ettirebilmesi tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması için şehirlerin Gediz Ovası yönünde değil belirlenen alternatif alanlar yönünde büyümeleri gerçekleştirilmelidir.
İstanbul Yarihi Yarımadası'nda müzecilik ve müze turizmi
Bu araştırma İstanbul Tarihi Yarımadası'nda müzeler, müzecilik ve müze turizmini konu edinmiştir. Araştırmada, turizm, turist, müze, müze turizmi kavramları incelenmiş; Dünya'da ve Türkiye'de turizm sektörü, Türkiye'nin turizm politikası, Dünya'da ve Türkiye'de müzecilik, müze turizminin gelişimi ortaya konulduktan sonra, İstanbul Tarihi Yarımadası'nda müzeler ve müze turizmi ele alınmıştır. Türkiye'deki müzelere bakıldığında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 199 müze, Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde faaliyet gösteren ise 239 özel müze bulunmaktadır. Bu müzelerden Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 18 müze, Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde faaliyet gösteren 112 özel müze ise İstanbul'da bulunmaktadır. Türkiye'deki müze ziyaretçilerine bakıldığında ziyaretçilerin yaklaşık %69'unu yabancıların, %31'ini Türkiye vatandaşlarının oluşturduğu görülmektedir. Müze ziyaretlerindeki en büyük payı alan yer ise %44 ile İstanbul'dur. Bunda İstanbul'da yer alan Topkapı Sarayı Müzesi ve Ayasofya Müzesi'nin Türkiye'de en çok ziyaret edilen müzeler olması oldukça etkili olmuştur. (Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017). Bu oranlara bakıldığında müzelerin Türkiye ve İstanbul turizmine önemli bir katkısından söz edilebilir. Bu araştırmada, İstanbul Tarihi Yarımadası'nda Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 8 müzede ve Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde faaliyet gösteren 1 özel müzede, gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin müzelere karşı güdü ve davranışlarını ölçmek amacıyla anket yapılmıştır. Yapılan anketlerden elde edilen veriler ışığında, müzelerin ve müzeciliğin mevcut durumu ortaya konulmuş, müzelere gelen turist sayısını ve müzelerin turizm sektörü içerisindeki önemini artırmak için uygulanabilecek önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Turizm, Müzeler, Müze Turizmi, İstanbul Tarihi Yarımadası, İstanbul.
D2O çözeltilerindeki HDO' ya ait inversıon recovery eğrilerinin bekleme zamanlarına bağlılığının incelenmesi
H2O / D2O karışımları içerisinde çözülmüş protein çözeltileri için T1 değerlerini veren İnversiyon recoveri (IR) eğrileri daha önce çalışılmıştır. Ancak, H2O / D2O karışımları için, tam bir IR eğrisinin başlangıç kısmında yer alan IR eğrileri henüz çalışılmamıştır. Böyle bir çalışma protein çözeltilerindeki T1 verilerini yorumlamak için faydalı olabilir. Bu çalışmada, saf H2O / D2O karışımları (0. 1 H2O + 0. 9 D2O) kullanılarak IR puls adımında yer alan [1800 ? ? ? 900] gecikme zamanı ? ` nun değişik setleri için, IR eğrilerinin başlangıç kısımları elde edilmiştir.Ölçümler 400 MHz NMR Spektrometre ile gerçekleştirilmiş ve her bir setin ardışık gecikme zamanları arasındaki artış miktarı sabit tutulmuştur. Saf H2O / D2O karışımları için IR ölçümleri değişik günlerde de tekrarlanmıştır. Saf örneğe ait IR verileri dört kısımdan oluşmaktadır; başlangıçta bir küme, onu takip eden bir sıçrama, sıçramayı takip eden bir üçlü (triplet) ve en sonunda bir eğri. Küme ve sıçrama, albümin eklenmesiyle birlikte yavaş yavaş kaybolmaktadır. Üçlü çizgi ise tekrarlı ölçülen eskimiş örneklerde dört çizgiye dönüşmektedir. Bu dörtlü görünüşe ilişkin olası nedenler, durulma teorisi terimleriyle analiz edilmiştir. Bu çalışmadan çıkan öneriler şu şekilde özetlenebilir:a)Sıçrama kısmı çözücü içerisindeki bir hızlı reaksiyondan kaynaklanmış olabilir.b)Üçlü çizgiler H' nin D tarafından aşırı ince yarılması ile ya da radyasyon damping yolu ile meydana gelmiş olabilir. Bekletilen örnekte elde edilen dördüncü çizgi ise, çözücü içerisindeki H/D değişiminden kaynaklanmış olabilir
Kanser ilaçlarının proteinler ve membranlarla etkileşmelerinin NMR yoluyla incelenmesi
Bir ilacın soğurulması, dağıtımı, metabolizması ve vücuttan atılmasıyla ilgili bilgilere ulaşma; o ilacın tedavideki başarı etkinliğini anlamak için çok önemlidir. İlaçların dağıtımını etkileyen en önemli faktör, o ilacın insan kan serumundaki albüminine bağlanma çekiciliğidir. İnsan serumunun en bol proteini albümindir. Birçok ligand bağlama yeteneği olan albümin, çeşitli ilaçları da kendisine bağlamaktadır. İlacın hedef organa ulaşabilmesi ve etkili bir tedavi sağlanması için, ilaç ile albümin arasındaki etkileşme optimum olmalıdır.Bu tez çalışmasında, D2O ortamında çözünmüş üç farklı ilaç etken maddesine (5-Fluorouracil (5-FU), Cytosine ß-D Arabinofuranoside (Ara-C), Cyclophosphamide-Monohydrate (CM)) farklı konsantrasyonlarda insan serum albümini eklenerek elde edilen örnekler 400 MHz NMR spektroskopisi ile incelenmiştir. Bu incelemelerde spektrumlar (pikler), kimyasal kaymalar ve piklerin durulma zamanlarına (T1 ve T2) ait veriler kullanılmıştır. Bu verilerden elde edilen sonuçlarla protein-ilaç etkileşmelerinin moleküler dinamiği üzerine bilgi edinilmiştir. Bu tez çalışmasında ayrıca; ilaç etken maddeleriyle iki tip membrane (normal ve diyabetli) etkileştirilmiş ve bu etkileşme sonrası artan ilaç konsantrasyonlarında membrane piklerinin şiddeti ve kimyasal kayma değerleri incelenmiştir.
Albümin içeren H2O/D2O karışımlarında NMR T1 ve T2 durulma zamanları üzerine radyasyon dampingin etkisi
Bu çalışmanın ilk kısımda saf D2O ve çeşitli oranlarda H2O içeren H2O/ D2O karışımlarının proton NMR incelemesi yapıldı. Artan bekleme zamanlarına karşılık elde edilen İnversion Recovery (IR) ve Spin-Echo (SE) sinyal katarları üzerine radyasyon damping (RD)'in etkisi incelendi. RD' nin, söz konusu katarlardan elde edilen IR-T1 ve SE-T2 eğrilerine olan etkileri de araştırıldı. Saf D2O'nun IR-FID ve SE katarlarının ve IR-T1 ile SE-T2 eğrilerinin, RD'den etkilenmediği gözlemlendi.Bu çalışmanın ikinci kısmında 0.1ml H2O/0.90ml D2O ile 0.15ml H2O/0.85ml D2O karışımlarına artan oranlarda albümin eklendi. Artan albüminin, bu çözeltilerden elde edilen IR-FID ve SE sinyal katarlarını, yeniden eksponansiyel değişime doğru götürdüğü gözlendi. IR-T1 ve SE-T2 eğrilerinin, çözeltideki albümin oranı artıkça tekrar eksponansiyel fitine uygun hale geldiği belirlendi.Bu çalışmanın verilerine göre, bir çözeltide artan H2O oranı RD' yi artırırken, o çözeltideki artan albümin miktarı RD' yi azaltmaktadır.Anahtar Kelimeler: Radyasyon Damping, NMR T1 ve T2
Ham petrol örneklerindeki suyun NMR T2 durulmalarının pik çizgi yarı genişliğinden türetilmesi
NMR Durulma zamanları (T1 ve T2) ile ham petrolün viskozite ve difüzyon katsayı arasındaki ilişki uzun zamandır ayrıntılı araştıılmaktadır. Petroldeki su ve yağ emülsiyonları, fraktür karakterizasyonu, geçirgenlik tahmini, granüller paketlerde ve kayalardaki su ve petrolün dinamiği ve ham petrolün NMR relaksiyon dispersiyon özellikleri de NMR tekniği incelenmektedir. Petrol çalışmalarının büyük ekseriyeti düşük alan NMR ile yapılmıştır. Ancak düşük alan NMR cihazları pikleri birbirinden ayıramamaktadır. Bunun sebebi ise, NMR cihazlarının, üst üste binen piklerden oluşan kompozit bir pik vermesidir. Bu pikleri değerlendirebilmek için geleneksel olarak kullanılan Fourier Transform tekniği yerine rölaksasyon inversyonu denilen bir matematik teknik kullanılmaktadır. Ancak durulma zamanları ölçümlerinde kullanılan teknikler zaman tüketicidir. Ayrıca Radyasyon damping denilen olar da, yüksek alanlarda, durulma zamanı ölçümlerine imkan vermeyebilir. Diğer taraftan NMR piklerinin çizgi yarı genişliğinden 1/T2 durulma oranın türetimesi, son yıllarda sıkça yapılan çalışmalara konu olmuştur. Bu tezin amacı da petrol sıvısının NMR spektrumdan elde edilen su piklerinin çizgi yarı genişliğinden 1/T2 zamanını türetmektir. Bu amaç için 23 ham petrol örneği Batman yöresinde bulunan değişik kuyulardan alındı. Her bir kuyudan alınan 0.06 mL petrole ve 0.94 mL dötorokloroform(CDCl3) eklenerek karışımlar hazırlandı. Ayrıca 0.90 mL D2O' ya, 0.02 mL lik adımlarla, artan sıvı miktarları eklenerek, 5 farklı konsantrasyon seti hazırlandı. Diğer bir kuyudan alınan ve H2O piki vermeyen petrol sıvısına %20 oranında su ilave edildi. Bu tüpe aktarılan bu karışım bir ay boyunca her gün çalkalandı. 0.02 mL lik adımlarla artan 5 konsantrasyon seti bu örnek içinde hazırlandı. Karışımlar hazırlandıktan hemen sonra 5 mm çapındaki NMR tüplerine aktarıldı ve NMR ölçümleri de hemen alındı. Ölçümler 400 MHz NMR spektrometresi ile tek puls adımı kullanılarak gerçekleştirildi. Pik yarı genişlikleri, su piklerinin yüksekliğinin yarısından yatay eksene paralel hareketle kursor yardımı ile bulundu. 400 MHz NMR ile elde ettiğimiz spektrum, biri 1.56 pp civarında ve diğeri 4.71 civarında iki pik vermektedir. Bu piklarin spin-spin durulma oranları (1/T2), 1/T2 ile çizgi yarı genişliği arasındaki ilişkiyi belirleyen bağıntıdan hesaplandı. Deneysel veriler literatürle tutarlı olup, 1/T2 değerlerinin kuramsal bağıntıdan elde edilebileceğini göstermektedir. 4.71 ppm'deki su piki tüm orneklerin spektrumunda çıkmamaktadır ve su ilave ettiğimiz örneğin spektrumunda da yoktu. Ancak su ilave ettiğimiz örnekte ortaya çıktı. Bu bulgu bir kuyunun petrolünde su bulunup bulunmayacağının tespiti için yararlıdır. Çizgi yarı genişliğinin petrol miktarına bağlılığı lineer bılundu. Bu da su moleküllerinin bağlı ve serbest faz arasında hızlı kimyasal değiş tokuş yapması ile tutarlıdır.
Investigation of blood and urine metabolite profiles of diabetic patients with high field NMR
1990'lı yıllardan itibaren kan, idrar ve diğer sıvıların metabolitleri ile ilgili pek çok yayın yapılmıştır. Ancak bu yayınlarda su sinyalini baskılamak için presaturasyon puls teknikleri kullanılmıştır. Bu teknikler, çoklu puls adımları kullandıklarından karmaşıktır. NMR T1 ve T2 durulmalarının direkt ölçümüne izin vermez. Yüksek tarama sayısı kullandıklarından, deneysel zaman israfına da yol açar. Bu çalışmanın amacı, su baskılama yapmaksızın ve tek puls kullanarak, diyabetli kan ve idrar örneklerinin metabolit profilini 400 MHz'de elde etmektir. Diyarbakır Memorial Hastane' sinin kliniklerinden, 29 diyabetli ve 28 sağlıklı kan ve idrar örneği toplandı. Kan örneğinden alınan 0,02 ml kan 0,98 mlD2O ya ve yine idrar örneğinden alınan 0,06 ml idrar 0,94 ml D2O ya eklenerek karışımlar hazırlandı. Herbir karışımın metabolit spektrumu, 400 MHz NMR ile elde edildi. Deneyde sadece 90 derecelik radyo frekans pulsu kullanıldı. Herbir ölçüm için 16 tarama yapıldı. Diyabetli ve sağlıklı kan örneklerinin NMR spektrumu iyi çözünmemiş olup, birbirinden farklılık arz etmemektedir. Buna karşın gerek normal ve gerek diyabetli idrar örnekleri, 400 MHz NMR ile ve su baskılama yapmaksızın, oldukça iyi çözünür bir spektrum verdi. Spektrumdaki pik sayısı ve genel profil, normal diyabetli örneklerde farklı bulundu. Bu tez çalışması, su baskılama için pre-saturasyon puls teknikleri ve ayrıca ultra yüksek NMR cihazları kullanmadan da idrar metabolitlerinin elde edilebileceğini göstermiştir. Kullanılan metot basit ve yeni olup, H2O T1 ve T2 durulmalarının ölçümüne uygun olmaktadır. Ayrıca düşük tarama sayısı(16) kullanıldığından deneysel zamanda da tasarrufa yol açmaktadır.
Investigation of blood and urine metabolites of cancer patients with high field NMR
Vücut sıvılarının yüksek alan NMR metabolit profilleri, sağlıklı ve hastalıklı vakalara ait spektrumların karşılaştırılması amacıyla, uzun süredir araştırılmaktadır. Bu incelemeler doğal biyolojik sıvı ile yapılırken karşılaşılan en büyük sorun, yüksek su sinyal şiddetinin neden olduğu radyasyon sönümleme olgusudur. Bu olguyu önlemek için suyu baskılamaya yarayan pre-saturasyon puls teknikleri kullanılmaktadır. Ancak bu teknikler NMR rölaksasyon zamanlarının ölçümlerine izin vermemekte ve çok örnek ölçüldüğünde zaman kaybına yol açmaktadır. Bu nedenle daha pratik tekniklerin araştırılması önemini korumaktadır. Bu çalışmada 29 kanserli kan ve idrar örneği ve 28 Normal kan ve idrar örneği toplandı. Her bir örnekten alınan 0.02mL kan 0.98 mL D2O'a ve 0.06mL idrar da 0.94 mL D2O'a ilave edilerek karışımlar hazırlandı. Bu karışımların NMR ölçümleri 400 MHz NMR spektrometresi ile gerçekleştirildi. Ölçümler tek puls adımı kullanılarak oda sıcaklığında gerçekleştirildi. Kan metabolitlerinin yüksek alan NMR spektrumu, birtakım pikleri taşıyan geniş bir zarf şeklinde iken; idrar örneklerinin NMR profili, daha iyi çözünmüş pikler şeklindedir. Normal ve hastalıklı durumların metabolit profilleri birbirinden farklı olmaktadır. Mevcut Tez çalışması, NMR metabolit profillerinin, su baskılaması yapılmadan elde edilebileceğini göstermiştir. Ayrıca yüksek D2O ve Düşük sıvı miktarı ile hazırlanan karışımın, idrar metabolit profilini elde etmek için basit bir yönteme yol açtığını da ortaya koymaktadır.
Radyasyon sönümleme olayının 400 MHz NMR ile H2O-D2O çözeltilerinde ölçülen inversion recovery ve spin eko eğrileri üzerinden izlenmesi
Günümüzde kullanılan yüksek alan NMR spektrometrelerde elde edilen şiddetli proton mıknatıslanmaları, RF bobininde zararlı indüksiyon akımları oluşturmaktadır. Bu akımlar NMR piklerinin şeklini bozmakta ve durulma zamanlarının ölçümlerini zorlaştırmaktadır. Bu etkiye radyasyon sönümleme (radyasyon damping-RD) adı verilmektedir. Radyasyon sönümlemenin etkilerini ortadan kaldırmak için pek çok yöntem geliştirilmiştir. Ancak bu yöntemler hem ek elektronik donanım hem de ek bilgisayar programı kullanımını gerektirmektedir. Bu nedenle radyasyon sönümlemeye yol açan sinyali, diğer yöntemlerle küçültmek de önemlidir. Bu çalışmada su sinyalinin şiddetini, yüksek miktarda D2O ve az miktarda H2O kullanarak düşürmeye çalışan araştırmalar temel alınmıştır. Artan bekleme zamanı adımları, genişleyen ölçüm aralığı, ardışık gün ölçümleri, su miktarının arttırılması ve protein ekleme gibi faktörlerin RD üzerindeki etkilerini incelemek hedeflenmiştir. Bu gaye ile elektronik devre ve program kullanmadan, sinyal şiddetini düşürmeyi hedefleyen çalışmalara yol göstericilik de amaçlanmıştır. Bu amaçla, 0.1 ml H2O + 0.90 ml D2O içeren örneklerin inversion recovery (IR) eğrileri; artan bekleme zamanı adımları ve artan ölçüm zamanı aralıkları kullanılarak bulundu. Aynı çözeltinin IR eğrileri yine farklı bekleme zamanı adımları ve farklı ölçüm aralığı seçilerek peş peşe gün ve haftalarda ölçüldü. Aynı çözeltiye albümin eklenerek de IR eğrileri, değişik adımlar ve değişik ölçüm aralığı için bulundu. Ayrıca D2O çözeltisindeki H2O'nun oranı arttırılarak ve de değişik bekleme zamanı ile TE admları kullanılarak farklı ölçüm aralıkları için hem IR hem de SE (spin echo) eğrileri bulundu. Kullanılan adımlar ve ölçüm aralığı küçük iken IR yöntemiyle peş peşe ölçülen geri kazanım mıknatıslanmalarının sayısı fazla olmaktadır. Ancak bu durumda geri kazanılan mıknatıslanmaların şiddeti küçüktür ve zararlı indüksiyon akımının yarattığı mıknatıslanma baskındır. Bu nedenle de böyle ölçümlerde, iç içe giren pek çok IR eğrisi gözlemleniyor. Ölçüm aralığı büyüdükçe geri kazanılan mıknatıslanmaların şiddeti artıyor ve bu artış zararlı mıknatıslanmanın etkilerini azaltıyor. Bu tür ölçümlerde de IR eğrilerinin sayısı teke doğru azalıyor ve şekilleri nispeten düzeliyor. Hazırlanan örnekler üzerinde peş peşe günlerde yapılan ölçümlerden ise, IR profilinin değişmediği yani örneğin en az 15 gün değişmeden kaldığı ortaya kondu. Örnekteki suyu arttırmanın IR profilini bozduğu da gözlemlendi. Bu beklenen durumdur. Çünkü proton mıknatıslanmasının şiddeti artmaktadır. Örneğe albümin ekleme IR sinyalini düzeltici etki yapmaktadır. Çünkü protein artışı, 1/T2 yolu ile sinyali genişletmekte ve sinyal yüksekliğini küçültmektedir. SE ölçümleri için dar bir ölçüm aralığının seçilmesi, radyasyon sönümlemenin etkilerini azaltmaktadır. Bunun nedeni de küçük ölçüm aralığında, proton mıknatıslanmaların az defaze olmaları ve proton sinyal şiddetlerinin yüksek olmasıdır. Bu şiddetteki eko mıknatıslanmaları, radyasyon sönümlemenin etkilerini azaltma rolü oynar. Bu çalışma ile geniş ölçüm aralığı, bekleme zamanları için büyük adım, çözeltide minimum su oranı ve çözeltiye protein ekleme gibi parametrelerin radyasyon sönümleme etkilerini küçültücü rol oynadığı sonucuna varılmıştır. SE ölçümlerinde ise dar ölçüm aralığının, RD etkilerini azalttığı sonucu elde edilmiştir.
Normal, kanserli ve diabetli kan ve idrar örneklerinin metabolit pik yarı genişliğinden NMR T2 durulmasının saptanması
Günümüz NMR makinelerinin yüksek çözünürlük kabiliyeti ve gelişmiş shimming teknikleri, manyetik alan homojenliğini en aza indirmiştir. Buna paralel olarak, NMR pik yarı genişliği ölçümlerinden T2 türetilmesi son yıllarda daha yaygın hale gelmiştir. Bu nedenlerle, sağlıklı ve hastalıklı vakaların NMR pik yarı genişliği karşılaştırmaları NMR, MRS ve MRI'nin tıbbi uygulamaları için klinik öneme sahip olabilirBu tezin amacı, sağlıklı ve kanserli kan ve idrar örneklerine ait metabolit piklerinin NMR pik yarı genişliklerini hesaplamak ve bu genişliklerden T2 durulma zamanlarını türetmektir. Bu çalışmada kullanılan 29 kanserli, diabetli ve normal kan ve de 29 kanserli, diabetli ve normal idrar numuneleri Diyarbakır'daki Memorial Hastanesinin kadın-doğum ve Onkoloji Birimlerinden temin edildi. Örnekler -20 derecede muhafaza edildi. Ölçümler esnasında örnekler oda sıcaklığında çözdürüldü. NMR ölçümlerinden önce kan örneklerinin her birinden alınan 0.02 mL sıvı, 0.98 mL D2O' ya ayrı ayrı eklenerek örnekler hazırlandı. İdrar deneylerinde ise bu oranlar 0.06mL idrar ve 0.94 mL D2O olarak seçildi. Bu şekilde hazırlanan karışımlar çapı 5 mm olan NMR tüplerine transfer edildi. Çizgi genişliği ölçümünde kullanılan pikler 400 MHz BRUKER AVENCE NMR cihazı ile elde edildi. Ölçümlerde 90 derece pulsu ve 16 tarama kullanıldı. Prob sıcaklığı (20 ±1)oC de sabit tutuldu. Kan Pikleri: Geniş kan pikleri 0.9 ppm, 1.2 ppm ve 2.8 ppm de çıkmakta ve pik yarı genişliği 0,1 ppm civarında olmaktadır.Dar kan pikleri ise 2.4, 3.4 ve 3.6 ppm değerlerinde ortaya çıkmakta ve pik yarı genişliği 0,01 ppm civarında olmaktadır. Diğer ppmlerde çıkan pikler orta genişlikte piklerdir ve yarı genişliği ortalama 0.05 ppm civarındadır. Dar ve geniş pik yarı genişlikleri gruptan gruba değişmezken, orta büyüklükteki pik genişlikleri gruptan gruba değişkenlik gösterebilmektedir. İdrar Pikleri: Tüm idrar piklerinin yarı genişliği 0.02 ppm civarındadır. Bu pikler tüm gruplar için , 0.9-0.1 ppm, 2.1 ppm, 2.9ppm ve 3.9 ppm değerlerinde ortaya çıkmaktadır. 3.15 ppm de ortaya çıkan pik diabet grubunda daha sıklıkla görülmektedir. 3.3ppm, 3.6ppm, 5.1 ppm ve 5.6 ppm pikleri, farklı gruplarda ya ortaya çıkmamakta ya da seyrek olarak ortaya çıkmaktadır. Su baskılama teknikleri kullanılmadan yapılan bu çalışma özellikle idrar örneklerinde yapılan çizgi genişliği ölçümlerinin normal ve hastalıklı durunları ayırt etme potansiyeli taşıdığını göstermektedir.