Theses supervised by Prof. Dr. Bedrettin Kesgin
15 theses · Yalova University
Sivil toplum kuruluşlarının Suriye krizi ile birlikte değişen yüzü: Sosyal hizmet uygulamaları bağlamında Mardin örneği
2011 yılından bu yana Türkiye'yi yakından ilgilendiren Suriye krizi, ulusal bağlamda bir göç krizi halini almıştır. Suriye sınırından uzun süre boyunca açık kapı politikası kapsamında Türkiye'ye giriş yapan Suriyeli vatandaşların ihtiyaçları birçok platform tarafından karşılanmaya çalışılmıştır. Bugün ise Türkiye'deki on yıllarını doldurmak üzere olan Suriyeli vatandaşlar, geçici oldukları düşünülerek ilk etapta kamplarda tutulmuşlardır. Fakat kampların kapasite açısından yetersiz kalmasına paralel olarak, kamplarda sosyal yaşamdan izole bir yaşam süren sığınmacılar, şehirlere göç ederek toplumsal yaşama katılmıştır. Kurum ve kuruluşlarla ilişkilenen ve topluma karışan bu kitle karşısında ise hükümet yetersiz kalmıştır. Hükümetin yardımına koşan sivil toplum, şehirde yeni ihtiyaçları ortaya çıkan ve çeşitli problemlerle karşılaşan bu kitleye müdahale ve yaklaşım biçiminde zamanla değişime gitmiştir. Bunun sonucunda sivil toplum alanında çeşitli boyutlarda ve işlevlerde değişmeler söz konusu olmuştur. Birçok açıdan kritiği yapılan bu değişim sürecinin olumlu bir yöne evrilmesi ve sistematikleştirilmesi sivil toplum alanının Türkiye'deki geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Çalışmanın özü, Mardin ili kapsamında 10 sivil toplum kuruluşu çalışanı ile 20 açık uçlu soru eşliğinde yapılan derinlemesine görüşmeler ile temellendirilmiştir. Neticede sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinde, yaklaşım biçimlerinde, STK-STK ilişkilerinde, STK-devlet ilişkilerinde, STK-belediye ilişkilerinde değişimler geçirdiğine dair bulgular elde edilmiştir.
Yerel halkın Suriyelilere yönelik tutumlarının sosyal uyumla ilişkilendirilmesi: Şanlıurfa örneği
Bu araştırmanın amacı Şanlıurfa il merkezinde yaşayan yerel halkın geçici koruma altındaki Suriyeli bireylere ilişkin görüş ve tutumlarının incelenmesidir. Ortaya çıkarılan tutumların öğrenilmesi; sorunları tespit edilerek, sosyal uyumla ilişkilendirilmesi, yeni bir arayış ile ürünlerini ortaya konması gerektiği anlaşılmaktadır. Suriyeli bireylerin yerel toplumla olan uyumu hedefleyen anlayış ve politikalar bütünü, sunulan hizmetlerin birlikteliği etkilemede ve olumsuz algıyı kırma açısından önemlidir. Aynı toplumda birlikte çalışan, yaşayan ve etkileşen gruplar arasında olumsuz tutum geliştiren bireylerin bu gruplar arasında çatışma kültürünü oluşturduğu görülmektedir. Bu bağlamda yerel halkın Suriyeli bireylere karşı tutumları ve bu tutumları etkileyen/etkileyebilecek değişkenlerin tespit edilmesi önemlidir. Araştırma örneklemini Şanlıurfa'da ikamet eden ve 18 yaş üstü araştırmaya katılmaya gönüllü kişiler oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan kişilerden veri elde edilmesi çerçevesinde nicel aşama kapsamında demografik bilgi formu ile Suriyelilere tutum ölçeği uygulanırken, nitel aşamada yarı yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Anket 798 kişi ile yapılmıştır. Bu çalışma kesitsel bir çalışmadır ve veriler tarama yöntemi ile değerlendirilmiştir. Nicel veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 22.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bu sonuç, yerel halkın geçici koruma altındaki Suriyelilere yönelik karşı olumsuz tutuma sahip olduklarını işaret etmektedir. Araştırma verilerinden elde edilen nicel bulgular sosyo demografik bilgiler ile anlamlı ilişki kurulmuştur. Nitel bulgulara ilişkin sonuçlar incelendiğinde, yerel halkın Suriyeli denince akıllarına gelen ilk üç kelime sınıflandırıldığında; (açlık, sefalet, işsizlik, savaş, çocuklar, ölüm, ayrımcılık, ahlaksızlık, hırsızlık, mağduriyet, dilencilik, çaresizlik, fakirlik, Esad rejimi) olarak saptanmıştır.
Alzheimer hastalarının bakımını üstlenen aile bireylerinin güçlendirme yaklaşımı çerçevesinde incelenmesi: Diyarbakır ili örneği
Yaşlılık dönemi kronik hastalıklara yakalanma riskinin arttığı bir dönemdir. Bu dönemde bağışıklık zayıflamakta ve kronik hastalıklar bir zincirin halkaları gibi birbirini takip etmektedir. Alzheimer hastalığı yaşlılık döneminde görülen bir hastalıktır ve çoğu kronik hastalığın aksine bu hastalık yaşlının tek başına yaşamasına olanak vermemektedir. Alzheimer hastası yaşlının bakımı için iki seçenek vardır. Bu seçeneklerden ilki kurum bakımıdır ancak bu seçenek toplumumuzda çok tercih edilmemektedir. İkinci seçenek yaşlının aile üyelerince bakılmasıdır. Aile üyelerinin bakması hem devlete daha az maddi yük oluşturması açısından hem de yaşlının alıştığı ortamdan kopmaması açısından büyük öneme sahiptir. Alzheimer hastasına bakım verilen süreçte aile üyeleri bakım yükünün çok ağır olması nedeniyle çeşitli ruhsal, sosyal, bedensel ve ekonomik sorunlarla karşılaşmakta, bu sorunlar kişilerin sosyal işlevselliğini kaybetmesine ve güçsüzleşmesine neden olmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Alzheimer hastası yaşlıya bakım veren bireylerin bakım sürecinde karşılaştıkları, başa çıkmakta yetersiz hissettikleri durum ve olaylara sosyal hizmetin güçlendirme yaklaşımı çerçevesinde nasıl çözümler üretebileceğini belirlemektir. …….Araştırmada Diyarbakır örneklem olarak alınmıştır. Araştırmanın verileri nicel araştırma yöntemleri kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma kapsamından 20 yetişkin kadın görüşmeciyle mülakat yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen verilere göre Alzheimer hastası bireylere çoğunlukla ailenin kadın üyelerinin baktığı, bakım sürecinde sosyal desteğin istenilen düzeyde olmadığı, bireylerin bakım sürecinde çaresiz, endişeli, güçsüz ve tükenmiş hissetmektedirler. Bakım sürecinde bakım veren bireylerin güç ve kaynaklarının farkında olmadıkları, karşılaştıkları sorunlarla baş edebilme mekanizmalarının zayıfladığı, sosyal işlevselliklerini kaybettikleri ve güçlendirilmeye ihtiyaç duydukları sonucuna ulaşılmıştır.
Uluslararası gönüllü hizmet sunumunda sivil toplum kuruluşları ve sosyal inovasyon: Nitel bir çalışma
Son yıllarda sivil toplum kuruluşlarının dünya çapında dezavantajlı toplulukların refahını sağlamadaki rolünün giderek daha önemli hale geldiği, devletlerin, ulusal ve uluslararası kuruluşların bir tamamlayıcısı niteliğine dönüştükleri görülmektedir. Sivil toplum kuruluşlarından artan beklenti beraberinde büyük bir sorumluluk da getirmiş, sosyal sorunların çözümünde sosyal inovasyon bu kuruluşların gündemine hızlı bir giriş yapmıştır. Dolayısıyla uluslararası insani yardım ve kalkınma alanında sosyal inovasyon alanında veriye dayalı kapsamlı araştırmalar son derece önemli hale gelmiştir. Bu ihtiyaca binaen tez, uluslararası insani yardım sunan ve toplum gelişiminde rol üstlenen Türkiye merkezli sivil toplum kuruluşlarının yapılarını ve faaliyetlerini anlamayı ve hizmet sunma biçimlerini sosyal inovasyon açısından incelemeyi amaçlamıştır. Ayrıca bu çalışma sınır ötesindeki toplumsal sorunlara yönelik yenilikçi çözümler geliştirme noktasında sosyal inovasyon ekosistemi içerisindeki aktörlerin rolünü ve sosyal inovasyon ekosistemini etkileyen unsurları belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırma alanı ile ilgili derinlemesine bir anlayış geliştirmek aynı zamanda konu gereği sivil toplum kuruluşlarının sosyal inovasyonla ilgili algılarını, tutumlarını ve süreci daha iyi anlayabilmek adına çalışma nitel araştırma yöntemine göre tasarlanmıştır. Araştırmada birincil veri toplama aracı olarak 10 sivil toplum kuruluşundan 15 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İkincil veri toplama aracı olarak STK'ların yıllık faaliyet raporları, haber bültenleri, dernek/vakıf dergileri, broşürler vb. incelenerek doküman analizi yapılmıştır. Araştırma, Türkiye merkezli sivil toplum kuruluşlarının yenilikçiliğe açık olduklarını, yenilikçi projeler ürettiklerini ancak çoğunun inovasyon yolculuğunun daha başlangıcında olduklarını göstermiştir. İncelenen örnekler ve sivil toplum kuruluşlarının yenilikçi örnek projeleri daha iyi bir sistemin mümkün olduğunu kanıtlamaktadır. Sivil toplum kuruluşlarında sosyal inovasyonun desteklenmesinde yaratıcılığa değer veren, risk alabilen liderlerin, yenilikçi bir kurum kültürünün en önemli iç faktörler olduğu tespit edilmiştir. Yardım götürülen devletlerin bürokratik yapısı, bağışçıların geleneksel yardım kültürü dışına çıkmak istememeleri ve finansman sosyal inovasyon önündeki önemli dış faktörler olarak tespit edilmiştir. Ayrıca sosyal sorunlara odaklanan sosyal inovasyon ekosisteminde paydaş olarak tanımlanabilecek sivil toplum, akademi, kamu ve özel sektör arasındaki iş birliğinin önemi ortaya çıkmıştır. Araştırma sosyal inovasyon ile sivil toplum kuruluşları alanının sosyal sorunları çözme ve toplum refahını geliştirme açısından birbirini tamamlayıcı nitelikte olduğunu göstermiştir. Bu tez sosyal inovasyon çalışmalarına sosyal hizmet penceresinden bakarken aynı zamanda disiplinler arası bir yaklaşım geliştirmiş ve bu alandaki çalışmaların sınırlı olduğu Türkiye'de yeni araştırma alanlarının oluşturulmasına da katkı sunmuştur.
Sosyal dışlanma ve çalışan yoksulluğu ilişkisinin incelenmesi: Bingöl ili örneği
Bu çalışmada, Bingöl ilinde ikamet eden çalışan yoksul katılımcıların algı seviyelerinin demografik faktörlere göre sosyal dışlanma ölçeği boyutlarında farklılaşma durumu incelenmiştir. Bu incelemeye bağlı olarak da sosyal dışlanma ile çalışan yoksulluğu arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarmak amacıyla ölçeğin boyutları nitel verilerle desteklenmiştir. Araştırmanın modelinde, karma yöntem tasarımlarından "yakınsayan paralel karma yöntem deseni" tercih edilmiştir. Araştırmada demografik verilere dair anket ve sosyal dışlanma düzeyini ölçmeye yönelik "Sosyal Dışlanma Ölçeği" tercih edilmiştir. Bu ölçeğin yanı sıra yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak katılımcılarla derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ölçüt örnekleme kullanılmıştır. Araştırma, ölçüt örnekleme ile Bingöl ilinde yaşayan 550 çalışan yoksul bireyle yürütülmüştür. Bu bireylerden 15 katılımcı ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler analiz edilmiş ve sosyal hizmet bakış açısıyla yorumlanarak öneriler geliştirilmiştir. Bu çalışma sonucunda, günümüzde değişen yoksulluğun bir görünümü olan çalışan yoksulluğu ile sosyal dışlanma kavramları arasında ihtiyaçların karşılanması, eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, sosyalleşme, boş zaman değerlendirme vb. alanlarda iç içe geçmiş birtakım ilişkilerin varlığı bu araştırma kapsamında ortaya çıkarılmıştır. Çalışan yoksulluğu, sosyal dışlanmayı kolaylaştırıcı bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Cinsiyet, yaş, eğitim durumu, meslek, çalışılan sektör, çocuk sayısı ve gelir değişkenleri, çalışan yoksul olan bireylerin sosyal dışlanma algı düzeylerinde anlamlı farklılıklar oluşturmaktadır. Bu değişkenlere ilave olarak maddi yoksunluk, ihtiyaçların karşılanma durumu, sağlık, eğitim gibi hizmetlere erişim, sosyalleşme becerileri, boş zaman değerlendirme durumu, sosyal hizmetlere erişim, sosyal aktivitelere katılım, gelecek beklentileri, aile kurumun enformel sosyal güvence işlevi, köylerin kentlerde bir sosyal destek aracı olarak kullanılması gibi faktörler; çalışan yoksul bireylerin sosyal dışlanmaya deneyimlerini etkilemektedir. Araştırma sonucuna göre olarak çalışan yoksulluğu ile sosyal dışlanma sorunlarıyla mücadelede; piyasa şartlarının devlet gözetiminde iyileştirilmesi, insana yakışır iş imkânlarının artırılması, aile, akrabalık, komşuluk, sivil toplum kuruluşları, dernekler, hayırseverlik girişimleri, inanç ritüelleri (fitre, zekât vb.) gibi enformel sosyal güvenlik ve dayanışma unsurlarında küreselleşme ile beraber meydana gelen hasarların giderilmesi ve güçlendirilmesi, birer insan ve vatandaşlık hakkı olarak kamu nezaretinde sosyal refah uygulamalarının ve sosyal hizmetlerin güçlendirilerek sürdürülmesi gerekliliğine ulaşılmıştır.
Gençlerin güçlendirilmesinde sosyal girişimlerin rolü üzerine nitel bir araştırma
Bu çalışmada, gençlerin güçlendirilmesi olgusu sosyal hizmet disiplini ve sosyal girişimcilik bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmanın temel amacı, gençlerin güçlendirilmesinde bir imkân olarak sosyal girişimlerin rolünü anlamaya çalışmaktır. Araştırmanın amacına uygun olarak nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş, araştırma verileri derinlemesine mülakatlar yoluyla elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, gençler için ürün ve hizmet üreten ve merkezleri İstanbul'da bulunan sosyal girişimlerin kurucu ve ekip üyelerinden oluşmaktadır. Saha araştırmasında on bir sosyal girişimi temsilen toplam on beş katılımcı ile görüşülmüştür. Araştırmada, sosyal girişimlerin eğitim, istihdam, finansal destek, yayın ve içerik üretimi, gönüllülük, kültür-sanat etkinlikleri tasarımı, sosyalleşme ve deneyim kazanma konusunda, gençler için yeni nesil ürün ve hizmetler sunduğu, aynı zamanda tüm iş yapış süreçlerinde değer merkezli hareket etmeyi önceledikleri, sosyal fayda misyonu ile hareket ettikleri, dayanışma ve iş birliğini ön plana çıkardıkları görülmüştür. Tüm bu özelliklerin, gençlerin faydalanıcı, gönüllü, topluluk ve ekip üyesi olarak katılımını ve aidiyetini kolaylaştırdığı görülmüştür. Gençlerin sosyal girişimlerin sunduğu ürün, hizmet ve ortamların katkısıyla kendilerini fark ettikleri, özgüven gelişimi ve değerlilik hissi yaşadıkları, yetki ve sorumluluk alarak deneyim kazandıkları, son olarak toplumsal sorumluluk bilinci ve farkındalığı kazandıkları katılımcılar tarafından ifade edilmiştir. Araştırma sonunda, sosyal girişimlerin gençlerin güçlendirilmesinde önemli bir model olabileceği görülmüştür. Araştırmanın, gençlik çalışmaları alanına katkı sunacağı umulmaktadır.
Lise öğrencilerinde okul iklimi ile çevrimiçi oyun bağımlılığının okula yabancılaşmaya etkisi: Burdur örneği
Bu çalışma lise öğrencilerinin okul iklimi algıları ile çevrimi oyun bağımlılığının okula yabancılaşmaya etkisini incelemektedir. Lise öğrencilerinin okul içi öğretmen ve akranları ile olan ilişkileri, okula karşı ilgileri ve öğretmenlerin kendilerine karşı adil olup olmadıkları düşünceleri ile devamında online oyun oynama sebepleri, bu oyunların bıraktıkları etkileri ve sonuçlarına bakılarak, okula yabancılaşmaya etkilerinin olup olmadığı, varsa ne derece etkili olduğu incelenerek okul sosyal hizmeti bağlamında olası sorunlara çözüm üretilmiştir. Araştırmada karma deseninin kullanıldığı bu araştırmada yakınsayan paralel desen kullanılmıştır. Yakınsayan paralel desende temel amaç, belirlenen problemin en iyi şekilde ortaya koyulması için birbirini tamamlayıcı veri toplamaktır. Araştırmanın nicel kısmında 7 farklı lise türünden benzer sayılarda toplam 592 öğrenci ile görüşülmüştür. Bu görüşmelerden toplanılan veriler AMOS 23.0 paket programı ve IBM SPSS 26.0 paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Nitel görüşmeler ise her liseden iki kişi olmak üzere toplamda 14 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerden elde edilen veriler MAXQDA 2020 programı ile analiz edilmiştir.
Serebral palsili çocukların bakımı ile ilgilenen aile üyelerinin ilk yardım bilgi düzeylerinin belirlenmesi: Yalova örneği
Serebral Palsi'li (SP) çocukların kasılmaları ve istem dışı hareketleri nedeniyle sağlık sorunlarıyla karşılaşmaları, kazalara ve yaralanmalara maruz kalmaları daha olasıdır. Bu nedenle diğer bireylere göre daha fazla ilk yardıma ihtiyaç duyarlar. Bu çalışmada SP'li çocukların bakımında görev alan aile üyelerinin ilk yardım bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve ilk yardım bilgi düzeylerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmaların planlanması amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşmak için nicel araştırma yöntemlerinden anket yöntemi kullanılmıştır. Bu araştırmaya Yalova'da ikamet eden ve SP'li çocukların bakımı ile ilgilenen 100 aile üyesi gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada demografik bilgilerin, ilk yardım konusundaki bilgi ve tutumların ve araştırmacı tarafından hazırlanan 25 sorudan oluşan temel ilk yardım uygulamalarına ilişkin bilgi düzeyini ölçmeye yönelik soruların yer aldığı anket formu kullanılmıştır. Anket uygulaması Yalova Yeni Yaşam Engelliler Derneğinden alınan iletişim bilgileri doğrultusunda telefonla gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS 20.0 (Statistical Package for Social Science) paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak Serebral Palsi'li çocukların bakımı ile ilgilenen aile üyelerine eğitimlerin etkinliği açısından hem teorik hem de uygulamalı olarak ilk yardım eğitimi verilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonunda ihtiyacı olan bireylere gönüllü olmaları halinde temel ilk yardım eğitimi verilmesi planlanacaktır.
Yaşam sonu bakım: Palyatif ve hospis bakımın değerlendirilmesi
Endüstri toplumlarında yaşanan teknolojik gelişmeler nedeni ile yaşam süresi uzamıştır. Ancak uzayan bu sürenin insan onuruna yakışır bir şekilde mi geçirildiği bir muammadır. Bu noktada yaşam sonu bakım kavramı ortaya çıkmış ve terminal dönemdeki hastaları nerede, nasıl, kimler tarafından bakılacağı sorularına cevap aramaya çalışılmıştır. Palyatif bakım ve hospisler; ölümcül hastalık tanısı alan, tıbben yapılacak bir şeyi olmayan hastaların yaşamlarının bu son dönemini huzurlu ve onurlu bir şekilde geçirmelerini sağlayan bir yaşam sonu bakım felsefesidir. Ülkemizde palyatif bakım hizmetleri ağırlıklı olarak hastane temelli olarak şekillendirilmekte, hospis kurumları ise henüz bulunmamaktadır. Bu noktada sağlık politikalarına yön vermek amacı ile toplumun bu ihtiyacını tespit etmek, etkin palyatif bakım hizmetlerinin nasıl şekillendirilmesi gerektiğine ışık tutmak önem arz etmektedir. Bu çalışmanın esas amacı; mevcut palyatif bakım hizmetlerinin tespitinin yapılması, hospis ihtiyaç durumunun ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda çalışma palyatif bakım servislerinde görev yapmakta olan 20 sağlık çalışanı ve palyatif bakım hizmeti alan 21 hasta yakını ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak mülakat gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA analiz programı ile analiz edilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda; katılımcıların büyük bir çoğunluğunun evde ölmeyi tercih ettiği, palyatif bakım servislerinin hastanın ağrı kontrolü ve hasta yakınının bakım yükü nedeni ile tercih edildiği, ancak palyatif bakım servislerinde; fiziksel şartların yetersizliği, hasta ve hasta yakınını sosyal hayattan uzaklaştırma ve özel alanını yitirme, psikolojik yıpranma, enfeksiyon riski gibi sorunların mevcut olduğu, katılımcıların dikkat çeken bir çoğunluğunun hospislerin kurulması gerektiği görüşüne sahip olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen veriler ışığında; hospislerin Türkiye' de kurulması, hospislerin hasta ve hasta yakının psiko-sosyal ihtiyaçlarına cevap verebilir nitelikte, toplumun kültürel değerlerine uygun şekillendirilmesi gerekmektedir. Bu noktada hastane bünyesindeki palyatif bakım servisleri, evde bakım ekibi ve hospislerin birbirine entegre ve birbirini tamamlayıcı şekilde hizmet vermesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Hizmet bütünlüğünün sağlanması yaşam sonu bakımı bir üst noktaya taşıyacağı öngörülmektedir.
Türkiye'de yatılı bakım hizmetleri: Acil yerleştirme uygulamasının incelenmesi
Türkiye'de engelli ve yaşlı alanındaki sosyal politikaların yaklaşımına bakıldığında kişilerin bakıma muhtaçlık durumlarına farklı uygulamalarla müdahale edildiği görülmektedir. Engelli ve yaşlı bireyler için yatılı kurum bakımı ihtiyacı geçmişten bugüne artarak devam etmektedir. Bireylerin yatılı bakım hizmetinden faydalanmaları için mevzuatta yer alan zorunlu işlemlerin tamamlanması ve belirli şartların gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Uygulanmakta olan Acil Yerleştirme İşlemleri Genelgesi ile bu süreç tamamlanmaksızın bakıma muhtaç olduğu tespit edilen bireyler, işlemleri tamamlanıncaya kadar engelli bakım merkezlerine yatılı bakım hizmeti alınması amacıyla yerleştirilmektedirler. Bu çalışmada Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürürlüğe konulan, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri tarafından uygulanan genelgenin, engelli bakım merkezlerinde uygulanma şekli, bu kapsamda yerleştirilen bireylerin sosyodemografik özelliklerinin ve durumlarının değerlendirilmesi, uygulamanın engelli bakım merkezlerinde yaratmış olduğu etkilerin incelenmesi ve işlevselliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi ve fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın yapıldığı engelli bakım merkezlerinde genelge kapsamında hizmet alan bireylerin dosyaları analiz edilmiş ve kurum çalışanları ile derinlemesine görüşme yapılarak bulgular elde edilmiştir. Çalışmanın verilerine bakıldığında bakım ihtiyacı olduğu düşünülen bireylerin yerleştirilmesi yapılırken engel durumu olmayan sağlıklı bireylerin, yaşlıların, farklı engel grubuna sahip kişilerin engelli bakım merkezine yerleştirildikleri, farklı dezavantajlı grupların sosyal hizmet modeli belirleninceye kadar bir arada bakım hizmeti almalarının birçok açıdan sorunlara neden olduğu, uygulamanın geçici bir çözüm sunduğu ve aynı zamanda müracaatçıların durumuna uygun hizmetlerle karşılık vermediği sonucuna ulaşılmıştır.
Tek ebeveynli ailelerin yoksullukla mücadelesi ve baş etme stratejileri: Sultanbeyli örneği
Küreselleşme ile beraber dünyada olduğu gibi Türkiye'de de aile yapıları evrilerek değişmiştir. Vefat, ayrılık, boşanma, cezaevinde olma gibi durumlar bu durumu daha fazla tetiklemiş ve tek ebeveynli aile olgusu ortaya çıkmıştır. Çocuğu ile birlikte yalnız kalan hane reisinin yoksulluk gibi bir olgu ile karşılama ihtimali daha fazla olmuştur. Bu minvalde, yoksulluk yalnızca temel ihtiyaçların karşılanmaması olarak değil Amartya Sen'in de geliştirmiş olduğu Kapasite yaklaşımı doğrultusunda parasal değerlerin tek ölçüt olmadığı çok boyutlu yoksulluk olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda tek ebeveynli ailelerin yoksulluk deneyimleri, yoksulluğa nasıl düştükleri, yoksulluk sorununun kişilerin gündelik ve sosyal yaşamını nasıl etkilediği, yoksullukla baş etme stratejilerinin neler olduğu, ailelerin almış oldukları hizmetler hakkındaki değerlendirmeleri ve farkındalıklarını saptamak amaçlanmıştır. Bu nedenle tek ebeveynli aile olarak Sultanbeyli sınırları içerisinde ikamet eden ve çeşitli yardım kuruluşların sosyal desteklerinden faydalanan 8 tek ebeveynli anne ve 7 tek ebeveynli baba olmak üzere 15 kişi ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Fenomenolojik yaklaşımın temel alındığı, nitel desende tasarlanan bu araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme formu arayıcılığıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler içerik analiz yoluyla çözümlenmiştir. Çalışmanın sonucunda görüşülen tüm ailelerin düşük sosyo ekonomik düzeye sahip olduğu, hanede işsizliğin yüksek olduğu, ebeveynlerin eğitim seviyelerinin düşük olduğu ve hemen hepsi çocuklarının yoksulluktan kurtulabilmesi için eğitimin önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Yine kira desteğini sağlanılması yoksulluk sorununun yok edilmesi ile eş değer görüldüğü, genel olarak uzun vadeli planlar yapılmadığı, sosyal aktivitelere katılım sağlanılmadığı, günübirlik strateji geliştirildiği, sosyal yardımların yoksul ailelerin yoksulluklarını tamamen yok etmese de hafiflettiği ve kriz durumunu atlatmaya yaradığı saptanmıştır.
Evanjelist sosyal hizmet kurumu Diakoni Teşkilatı'nın Almanya'da göçmenlere yönelik sosyal hizmetleri
Almanya'da göçmenlere yönelik hizmetlerde farklı misyon, teori ve anlayışlar doğrultusunda farklı kurumlar hizmet üretmektedir. Diakoni kurumu da bu sosyal hizmet kurumlarından birisidir. Hristiyanlığın Protestan mezhebi, evanjelist bakış açısıyla yola çıkmış, zamanla kurumsallaşarak profesyonel bir mahiyet ve teşkilata dönüşmüştür. Çalışmanın ana ekseninde Almanya'da göçmenlere sunulan manevi ve maddi desteklerin olması dolayısıyla, birinci bölümde tez içeriğiyle ilgili kavramsal çerçeve çizilmiştir. Kavramsal çerçeveyi çizebilmek için literatür taraması yapılarak bu taramalardan süzülen bulgular derlenmiştir. İkinci bölümde Evanjelizm ve Hristiyanlık metinleri ve başlangıcından bugüne kadar Evanjelizm ve Diakoni üzerine çalışılmış ulusal ve uluslararası akademik eserler literatür taramayla incelenmiştir. Diakoni kurumunun yasal dayanağı, mevzuatı ve uygulamada sığınmacı, mülteci, göçmenlere yönelik sunduğu hizmetlerden örnekler sunulmuştur. Üçüncü bölüm, araştırmanın yöntemi, önemi, konusu ve amacı üzerine bilgi vermektedir. Dördüncü bölümde, yapılan saha çalışmasından elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Araştırmada, sosyal hizmet uygulaması açısından dünya çapında bir büyüklüğe sahip olan Diakoni teşkilatının işleyişi, teolojik alt yapısı ve göçmenlere yönelik yapmış olduğu sosyal hizmet uygulamaları değerlendirilmiştir. Sunulan maddi yardım, teknik ve manevi desteklerin uygulanması incelenmiştir. Sunulan hizmetler, hizmet almak isteyenler ve hizmet verenler açısından değerlendirilmiştir. Hizmetlerin işlevselliği incelenmiş, olumlu ve olumsuz yönleri saptanmıştır. Göçmenlere sunulan hizmetler, sosyal hizmet perspektifinde ele alınmıştır. Ortaya konulan hipotezlerin doğrulanabilmesi için nitel yöntemler ile cevaplar aranmıştır. Sosyal hizmet bilimi ve din ilişkisini gösteren somut bir örnek sunulmuş ve Diakoni kurumu, manevi sosyal destek bağlamında da incelenmiştir. Diakoni kurumunun işleyişi ise literatür taraması ve gözlem yöntemi ile incelenmiştir. Diakonie kurumundan destek talep eden mülteciler/göçmenler ile hizmet sunan uzmanlar arasındaki iletişim, etkileşim hizmetlerin sunumu ve göçmenlerle yapılan mülakatlar, fenomenolojik desen yaklaşımı ile tahlil olunmuştur. Göçmenlerin, sunulan hizmetlere ulaşımı, Diakoni çalışanı sosyal hizmet uzmanlarının sosyal hizmet sunarken gösterdikleri tavırlar ve bu süreçlerdeki olumlu-olumsuz taraflar tartışılmıştır.
Bir koruyucu-önleyici hizmet olarak evlilik öncesi çift eğitimlerinin incelenmesi
Aile bir toplumu özetleyen en temel olgudur. Aile, küreselleşmenin de etkisiyle zaman içinde yapısı, oluşumu ve süreci noktasında değişimlere uğramıştır. Bu değişimlerin olumlu sonuçlarının yanında giderek artan boşanma oranları gibi olumsuz yönleri de bulunmaktadır. Hızla artan boşanma oranlarının düşürmek ve sağlıklı evlilikler oluşturulması amacıyla ülkemizde 1990'lı yıllarda evlilik öncesi eğitim programları geliştirilmeye başlanmıştır. Bu programlar evliliğe hazırlanan çiftlere iletişim becerileri, yaşanabilecek sorunlarla baş etme, aile yapısını güçlendirme, aile yaşam döngüsü konularında bilgi sağlamıştır. Bu çalışmada evlilik öncesi çift eğitimleri üzerine nitel bir inceleme yapılara günümüzde koruyucu-önleyici bir hizmet olarak uygulanan ve çeşitli kurumlar tarafından gerçekleştirilen evlilik öncesi çift eğitimlerinin içerikleri uygulama yöntemleri, hedefleri, etkililiği temel alınarak araştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve veri toplama yöntemi olarak evlilik öncesi çift eğitimi veren 9 eğitimciyle derinlemesine görüşmelerin yapıldığı mülakat/görüşme yöntemi tercih edilmiştir. Toplanan veriler betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda eğitimleri veren kurumların uygulama yöntemlerinin de birbirinden farklılık gösterdiği, farklı alanlardaki meslek elemanları tarafından eğitim gerçekleştirildiği, eğitim içeriklerin kurumlar arasında büyük farklılıklar göstermediği fakat eğitim verenlerin eğitim içeriklerinin geliştirilmesi yönünde ortak anlayışta oldukları, eğitimlerinin etkililiğini değerlendirecek çalışmalara ihtiyaç olduğuna ulaşılmıştır.
Sosyal yardım ve istihdam ikileminde yoksullukla mücadele: Diyarbakır örneği
Bu çalışma, Türkiye'de merkezi hükümetin sosyal yardım politikalarının istihdam üzerindeki etkilerini Diyarbakır ili örneğinde incelemektedir. Çalışma, sosyal yardım–istihdam ilişkisinin bireylerin ekonomik katılımı, sosyal bütünleşmesi ve yoksullukla mücadele süreçleri üzerindeki çok boyutlu etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Sosyal yardım bağımlılığı, yoksulluk tuzağı, kayıt dışı istihdam ve istihdam motivasyonu gibi kavramlar, sosyal hizmet disiplini ve refah devleti kuramları çerçevesinde ele alınmıştır. Araştırma, karma yöntem yaklaşımıyla yürütülmüştür. Nicel boyutta, Diyarbakır'da sosyal yardım alan 505 kişiyle "Sosyal Yardım Bağımlılığı Ölçeği" ve "Sosyal Yardım–İstihdam İlişkisi Anketi" uygulanmıştır. Nitel boyutta ise 32 derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir; bunların yarısı sosyal yardım yararlanıcıları, diğer yarısı ise uygulayıcı konumundaki sosyal hizmet uzmanı, sosyal incelemeci, kaymakam, müdür gibi kurum yöneticilerinden oluşmaktadır. Veriler SPSS 26 ve MAXQDA programlarıyla analiz edilmiştir. Nicel bulgular, sosyal yardım bağımlılığı düzeyinin yüksek (x=3,41) olduğunu, özellikle yaşlı, engelli, kadın ve eğitim seviyesi düşük grupların bağımlılık etkisinin daha belirgin olduğunu göstermiştir. Tembellik algısının bireylerin motivasyon eksikliğinden ziyade yapısal ve sistemsel yetersizliklerin bir sonucu olarak ortaya çıktığını göstermiştir. Yardımların istihdam motivasyonu üzerindeki etkisi sınırlı bulunmuştur. Nitel bulgular, sosyal yardımların kısa vadede yoksulluğu hafifletmekle birlikte uzun vadede yardım kaybı korkusu nedeniyle kayıt dışılığı artırdığını, istihdam edilebilirliği güçlendirmede yetersiz kaldığını ve yoksulluk tuzağı yarattığını ortaya koymuştur. Bireyler, yardımları hak olarak görmekte ve istihdamla birleştirilmesini (koşullu yardım) desteklemektedir Bu çalışma, sosyal yardım bağımlılığı konusundaki literatürde bireysel eğilimlere odaklanan yaklaşımların yapısal boyutu ihmal etmesi eksikliğini gidermektedir. Diyarbakır sahasından elde edilen karma yöntem verileriyle, bağımlılığın bireysel bir kusurdan ziyade yapısal bir zorunluluk ve rasyonel bir hayatta kalma stratejisi olduğunu ortaya koymuştur. Bulgular, bu bağımlılığın sistemin kayıt dışılığı zımnen ve istemeden teşvik eden yapısından kaynaklandığını göstermektedir. Ayrıca çalışma, sosyal yardım bağımlılığı, istihdam motivasyonu ve kayıt dışılık arasındaki etkileşimi bütüncül biçimde analiz ederek, mikro düzeydeki bireysel deneyimleri yapısal politika dinamikleriyle ilişkilendiren çok boyutlu bir sosyal hizmet perspektifi sunmakta ve bu yönüyle literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Sonuç olarak çalışma, sosyal yardım sisteminin istihdam politikalarıyla entegrasyonunun güçlendirilmesi gerektiğini; yardımların yalnızca gelir desteği değil, aynı zamanda beceri geliştirme ve aktif istihdamı teşvik eden mekanizmalarla desteklenmesinin zorunlu olduğunu göstermiştir. Çalışma, sosyal hizmet disiplini açısından sosyal yardımların güçlendirme temelli, hak odaklı ve sürdürülebilir istihdam politikalarıyla bütünleştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Çocuk evlerinde yetişmiş bireylerin kurum bakımı tecrübeleri ve ilişki dinamikleri: Nitel bir araştırma
Bu araştırmanın amacı, çocuk evlerinde yetişmiş bireylerin kurum bakımı tecrübelerini ve bu tecrübelerin ilişki dinamikleri, bağımsız yaşam becerileri ve kişisel gelişim süreçlerine yansımalarını sistem kuramı çerçevesinde incelemektir. Araştırma, nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yaklaşım doğrultusunda yürütülmüştür. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenmiş ve kartopu örnekleme tekniğiyle ulaşılan toplam 26 bireyden (10 kadın, 16 erkek) oluşmaktadır. Veriler, derinlemesine görüşmeler yoluyla ses kaydı alınarak toplanmış; transkripsiyonun ardından MAXQDA 2024 programına aktarılmış ve refleksif tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Analiz sürecinde 4 ana tema, 13 alt tema ve 70 kod belirlenmiş; toplam 1320 kodlama gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, çocuk evlerinin bireylerin psikososyal gelişimini ve toplumsal yaşama uyumunu desteklediğini; ilişki kurma ve bağımsız yaşam becerilerinin güçlenmesine katkı sunduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, bu katkının kurumsal hizmetlerdeki istikrarsızlık, kurumlar arası uygulama farklılıkları, damgalanma ve kurum sonrası rehberlik eksikliği gibi faktörlerle sınırlandığı belirlenmiştir. Katılımcılar, çocuk evlerinde edindikleri becerilerin kişisel gelişimlerine önemli katkılar sağladığını ancak kurumdan ayrılma ve sonrası süreçlerde yeterli rehberlik, psikososyal destek ve istihdam yönlendirmesi alamadıklarını ifade etmişlerdir. Bu bulgular, hizmet modelinin mevcut potansiyelinin daha etkili biçimde kullanılabilmesi için uygulama bütünlüğü, personel sürekliliği, toplumsal farkındalık ve kurum sonrası destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma çocuk evleri hizmet modelinin bireysel ve toplumsal gelişimi destekleyici yönlerini görünür kılarken, modelin daha etkili ve sürdürülebilir olabilmesi için güçlendirilmesi gereken alanlara ilişkin bütüncül bir değerlendirme sunmaktadır.