Theses supervised by Prof. Dr. Bahir Selçuk
15 theses · Fırat University
Klasik Türk şiirinde varlık ve birlik düşüncesinin yansımaları
İnsanlık tarihi kadar eski olan varlık meselesi, düşünürler tarafından sürekli sorgulanmaya tabi tutulmuştur. Semavî dinler, farklı inanışlar ve filozoflar tarafından ortaya konan görüşler, ontolojik olarak varlığın mahiyetini nitelendirmekle beraber mevcudatın yaratıcı karşısındaki konumunu da ele almış, irdelemiştir. Felsefi, dinî ve tasavvufî düşünce çerçevesinde hazırlanan bu çalışmada varlık ve birlik anlayışının klasik Türk şiirindeki yansımaları üzerinde durulmuştur. Muhtelif felsefî akımlar, mistik oluşumlar ve tasavvufun varlığa bakışı ifade edildikten sonra varlığın birliği (vahdet-i vücûd) nazariyesi İbnü'l-Arabî'nin bakış açısıyla ele alınarak varlığın boyutlarının klasik Türk şiirindeki yansımaları üzerinde durulmuştur. Varlık ve birlik kavramlarının üstün "sevgili" imajıyla yansıtıldığı klasik Türk şiirindeki sembol, metafor ve teşbihler geleneksel şerh yöntemiyle izah edilmiştir. Varlık ve birlik kavramlarından hareketle varlığın birliği nazariyesinin klasik Türk şiirine etkilerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu çalışma 14-19. yüzyılları kapsayacak şekilde 15 divan ile sınırlandırılmıştır. Bahsi geçen divanlar varlık ve birlik kavramları çerçevesinde taranmıştır. Taranan beyitler arasında konuyla doğrudan alakalı olanlar seçilerek yorumlanmıştır. Bu çalışmayla felsefî ve dinî alanda sürekli tartışılan varlık, birlik kavramları ve tasavvuf kültüründeki varlığın birliği (vahdet-i vücûd) nazariyesinin klasik Türk şiirinde nasıl işlendiği ortaya konulmuştur. İbnü'l-Arabî ve takipçilerinin sistemleştirdiği varlığın birliği öğretisinin klasik Türk şiirinde ne şekilde değerlendirildiğini tespit etme imkânına ulaşılmıştır.
Hüseyin Râcî Efendi ve Bedrika adlı mesnevisi
Hüseyin Râcî Efendi 19. yüzyılın ikinci yarısında günümüz Bulgaristan sınırları içerisinde yer alan Zağra'da yaşamış ve o dönemin en büyük olaylarından biri olan 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşını (93 Harbi) bizzat müşahede etmiş bir şahıstır. Hüseyin Râcî Efendi, manzum ve mensur pek çok eser kaleme almasına rağmen eserlerinin çoğunu bastıramamıştır. Buna rağmen Tarihçe-i Vak'a-i Zağra adlı eseri sayesinde döneminde çokça bilinen ve sevilen bir isim olmayı başarabilmiştir. Bedrika, Hüseyin Râcî Efendi tarafından 1894 yılında mesnevi nazım şekliyle ve aruzla yazılmıştır. Eserde ihtida eden bir Bulgar kızının gördüğü baskılar sonucu İstanbul'a kaçışı anlatılmaktadır. Yaşanmış bir olayın anlatıldığı eser gerçeklik ve kurgu, muhteva, anlatım teknikleri, dil ve üslup özellikleri açısından dikkate değerdir. Bu çalışmada Hüseyin Râcî Efendi'nin hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, Bedrika isimli eserinin iki nüshası karşılaştırılarak çevriyazılı metni ile dilici çevirisi oluşturulmuş ve bu eserin muhteva, dil ve üslup özellikleri incelenmiştir.
Türk edebiyatında Hazret-i Hatice kıssaları (metin-inceleme)
Türk edebiyatında Hz. Muhammet ile Hz. Hatice'nin evliliği, manzum ve mensur birçok eserde konu olarak işlenmiştir. Yazarının insanlara faydalı olmak ve dua almak amacıyla yazdığı bu eserler üzerinde son yıllarda birçok çalışma yapılmış ve yapılmaktadır. Bu çalışmada öncelikle Hz. Muhammet ile Hz. Hatice'nin evliliği hakkında yazılmış eserler, başlangıçlarına, çalışılıp çalışılmama durumlarına göre sınıflandırılmıştır. Sonra konuyu aynı şekilde işleyen altı farklı nüshadan tenkitli metin oluşturularak incelemelerde bulunulmuştur. Hz. Muhammet ile Hz. Hatice'nin evliliği üzerine şekillenen eserde üzerinde en çok durulan hikâye unsurları olay örgüsü ve şahıs kadrosudur. Şahıs kadrosunda derinlikli olarak üzerinde durulan ve anlatılan kişiler Hz. Muhammet ile Hz. Hatice'dir. Zaman ve mekân detaylandırılan unsurlardan değildir. Genellikle üçüncü tekil kişinin anlatıcı olduğu metinde hâkim (ilahi, tanrısal) bakış açısı kullanılmıştır. Anlatma, gösterme, betimleme, özetleme, konuşma, iç konuşma, iç çözümleme, geriye dönüş, pastiş gibi anlatım yöntem ve tekniklerinden faydalanılmıştır. Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlı Türkçesinin dil özelliklerinin görüldüğü eserler sade ve akıcı bir dille yazılmıştır. Eserde çeşitli deyim, atasözü ve halk söyleyişlerinin yanı sıra az da olsa Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar da bulunmaktadır. Mesnevi nazım şekli ile yazılan eserlerde, ahenk unsurlarından ölçü ve kafiyeye dikkat edilmiştir. İçinde iki gazel ve bir kaside bulunan metinde üç farklı aruz kalıbı kullanılmış, her beytin kafiyeli olmasına özen gösterilmiştir. Şairi belli olmayan eserde salât beyitlerinin kullanılması metnin mevlit olarak yorumlanmasına neden olmuştur.
Cevâmi'ü'l-Hikâyât ve Levâmi'ü'r-Rivâyât tercümesi (2, 3 ve 4. kısımlar) (İnceleme-metin)
Cevâmiü'l-hikâyât ve Levâmi'ü'r-rivâyât 13. yüzyılda İranlı yazar Muhammed Avfî tarafından yazılan Farsça bir eserdir. Dinî, ahlâkî, tarihî, menkıbevî ve mitolojik hikâyelerin anlatıldığı eserde 2000'den fazla hikâye mevcuttur. Kaynaklara göre eserin edebiyatımıza kazandırılan üç tercümesi bulunmaktadır. İbn Arabşah, Necâtî ve Celâlzâde Salih Çelebi tarafından gerçekleştirilen bu tercümelerden günümüze kadar ulaşabilen Celâlzâde tercümesi olmuştur. İbn Arabşah ve Necâtî tercümelerine ise rastlanmamıştır. Çalışmamızın konusunu teşkil eden Hasan Paşa Yazma Eser Kütüphanesi, Hasan Hüsnü nr. 720 kayıtlı Cevâmiü'l-hikâyât ve Levâmi'ü'r-rivâyât tercümesinin Necâtî'ye ait olduğuna yönelik görüşler bulunsa da tercümenin incelediğimiz kısımlarında buna dair bir bilgiye rastlanmamıştır. Nüshadaki istinsah kaydına göre eser, Aralık 1539'da yazılmıştır. Bu çalışmada Hasan Paşa Yazma Eser Kütüphanesi, Hasan Hüsnü nr. 720 kayıtlı Cevâmiü'l-hikâyât ve Levâmi'ü'r-rivâyât'ın 2, 3 ve 4. kısımlarının çeviri yazısı yapılmış, devamında eserin muhtevası, tahkiye unsurları ile dil ve üslup özellikleri üzerinde durulmuştur.
Firdevsî-i Rûmî Süleymân-nâme-i Kebîr 78. cilt (İnceleme-metin-dizin)
Türk edebiyat tarihi açısından önem arz eden şahsiyetlerden biri olan Firdevsî-i Rûmî, XV. yüzyılın ikinci yarısıyla XVI. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Kaleme aldığı telif ve tercüme eserlerinin sayısının çokluğu üretken bir yazar olduğunu göstermektedir. Bu eserler içerisinde 81 cildi tespit edilebilen Süleymân-nâme-i Kebîr onun en önemli eseri sayılmaktadır. Eserde Hz. Süleyman'ın menkıbelerinin yanı sıra tarih, felsefe, tıp, ahlak, astroloji, tasavvuf, peygamber kıssaları yer almaktadır. Bu çalışmada Topkapı Sarayı Müzesi, Yazma Eserler Kütüphanesi, Hazine Kitaplığı, H1537 numaralı bölümde kayıtlı olan Süleymân-nâme-i Kebîr'in 78. cildi ele alınmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde Firdevsî-i Rûmî'nin hayatı ve edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Süleymân-nâme-i Kebîr'in 78. cildinin tanıtımı ve incelenmesi yapılmış, ikinci bölümde ise eserin çeviri yazısına yer verilmiştir. Eserin genel olarak değerlendirildiği sonuç kısmından sonra özel adlarla ilgili dizin oluşturulmuştur.
Ahmed Hamdî eş-Şirvânî ve "Teshîlü'l-'Arûz ve'l-kavâfî ve'l-bedâyi'"si (İnceleme-metin)
Bu çalışmanın amacı Ahmed Hamdî eş-Şirvânî'nin tanıtılması, "Teshîlü'l-'Arûz ve'l-Kavâfî ve'l-Bedâyi'" adlı eserinin içerik bakımından incelenmesi ve çevriyazılı metnin ortaya konmasıdır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde Ahmed Hamdi eş-Şirvânî'nin hayatı ile ilgili bilgiler kaynaklardan derlenerek ortaya konmuş ve eserleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde Ahmed Hamdî eş-Şirvânî'nin "Teshîlü'l-'Arûz ve'l-Kavâfî ve'l-Bedâyi'" adlı eseri muhteva bakımından incelenmiştir. Bu eser aslında iki ayrı kitap şeklinde farklı tarihlerde basılmış, daha sonra tek ciltte birleştirilmiştir. Eserin birinci bölümünün genel başlığı "Teshîlü'l-'Arûz ve'l-Kavâfî ve'l-Bedâyi'"dir. Bu bölüm 17 Zilhicce 1288/27 Şubat 1872 tarihinde tamamlanmıştır. Bu bölümde "arûz" ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Kitabın ikinci bölümünün genel başlığı "İlmu'l-kavâfî ve'l-bedâyi'"dir. Bu bölüm ve üçüncü bölüm olan "İlmu'l-bedâyi'" bölümü 1289/1873 yılında basılmıştır. İkinci bölümde "kafiye" ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Kitabın son bölümü olan üçüncü bölümün genel başlığı "İlmu'l-bedâyi"dir. Bu başlık altında edebî sanatlar örnekler verilerek açıklanmış, bölümün sonunda ise edebiyat ve şiirle ilgili terimlere ve terimlerin anlamlarına yer verilmiştir. Kitabın her bölümü kendi içinde numaralandırılmış olup toplamda iki yüz seksen iki sayfadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde transkripsiyon alfabesi, çevriyazıda izlenen yöntem ve eserin çevriyazılı metni yer almaktadır.
Süleymaniye Kütüphanesi 34 Sü Tarlan 80/5 numaralı şiir mecmuası (129b-203a)
Bu çalışmamıza konu olan eser, Süleymaniye Kütüphanesi Ali Nihat Tarlan Koleksiyonu 80/5 numarada bulunan Mecmû'a-i Eş'âr ve Fevâ'id isimli bir şiir mecmuasıdır. Çalışmamızda bu mecmuanın genel tanıtımı yapıldıktan sonra mecmuanın 129b-202b arasındaki varakların transkripsiyonlu metni verilmiştir. Mecmuadaki şiirler, şairlerinin yayımlanmış divanları varsa buradaki şiirlerle karşılaştırılarak okunmuş ve aradaki farklar dipnotta gösterilmiştir. Mecmuanın derleyeni ve ne zaman tertip edildiği bilinmemektedir. Şiirlerin yazıldığı yüzyıllar incelendiğinde mecmuanın 18. yüzyılda yazılmış olduğu düşünülmektedir. Metni tertip eden hakkında da bilgi sahibi değiliz. Mecmuada şairi bilinmeyen şiirler de dâhil olmak üzere toplam 180 civarında şairin değişik nazım biçimlerinde 1004 şiiri bulunmaktadır. Bu şiirlerin yarısından fazlası gazeldir. En fazla şiiri bulunan şair Nâbî'dir. Şiirlerden başka düz yazı örnekleri de vardır. Bu mecmua, tertip açısından düzenlidir.
Klasik bir şiir mecmuası (İnceleme - metin - tıpkıbasım)
Mecmualar, kişilerin kendi beğenilerine göre oluşturulan bir şiirler derlemesidir. Mecmuaları, manzum, mensur veya nazım ve nesrin karışık olduğu mecmualar şeklinde sınıflandırabileceğimiz gibi, konularına göre şiir, münşeat ve fevâid mecmuaları olarak da sınıflandırabiliriz. Klasik Türk edebiyatında geniş bir yer tutmasına rağmen mecmualar üzerinde çok çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada 81 sayfadan oluşan bir şiir mecmuası incelenerek mecmuanın biçim ve muhteva özellikleri üzerinde durulmuştur. Çalışmada mecmua içerisinde yer alan şiirler, basılmış olan divanlardaki şiirlerle mukayese edilmiş ve aradaki farklar dipnotta belirtilmiştir. Mecmua içerisinde yer alan şairler, kullanılan nazım biçimleri tablolar halinde gösterilmiştir.
Hüseyin Râcî Telhîsü'l-İnşâ (İnceleme-metin)
Klâsik Türk edebiyatında, belâgat, ulûm-ı edebiyye, ilmü'ş-şi'r, ilm-i inşâ gibi kavramlarla adlandırılan edebiyat bilgi ve teorisi ile ilgili konular, Batı edebiyatında, bazı farklılıkları olmakla birlikte, retorik (rhetorique) kelimesiyle karşılanmaktadır. Arap edebiyatında belâgat ile ilgili çalışmaların Kur'ân-ı Kerim'i ve dilini daha iyi anlamak amacıyla başladığını ve X. yüzyılda dil, edebiyat, edebî tenkit ve tefsir, kelâm gibi diğer Kur'ân ilimleriyle iyice geliştiğini söyleyebiliriz. Bu asırdan sonra da Arap edebiyatında belâgatin bağımsız bir bilim dalı olarak hızla geliştiğini görmekteyiz. Türk edebiyatında belâgat ile ilgili örnekler ise, daha çok Arap edebiyatından esinlenilerek ortaya çıkmıştır. Tanzimat'tan sonra özellikle okullarda okutulmak amacıyla yazılan eserlerin sayısında bir artış gözlenmektedir. Bu bağlamda orta öğrenim seviyesindeki öğrenciler için hazırlanan eserlerden biri de, Hüseyin Raci Efendi'nin yazmış olduğu Telhîsü'l İnşâ adlı eserdir. Eser, orta öğrenim seviyesindeki öğrencilere doğru ve güzel okuma-yazmayı öğretmek maksadıyla yazılmış bir ders kitabı niteliğindedir. Bu çalışmanın Giriş kısmında belâgatin gelişim süreci ve bu anlamda yazılan önemli eserler hakkında bilgi verildi. Birinci bölümde Hüseyin Raci Efendi'nin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri üzerinde duruldu. İkinci bölümde eserin yapı ve muhteva özellikleri ele alındı. Üçüncü bölümde eserin çeviriyazısı verildi. Çalışmanın sonuna İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığında bulunan eserin Arap alfabeli metni eklendi. Anahtar Kelimeler: Hüseyin Râcî, Telhîsü'l-İnşâ, belâgat, inceleme, metin.
Tarsuslu Cûdîzâde Mehmed Tevfîk'in Nevber, Menâsim-i 'Aşk adlı eserleri (İnceleme – metin)
19. yüzyılda yaşamış olan ve Cûdîzâde lakabıyla tanınan Mehmed Tevfîk, çeşitli memurluklarda bulunmuş bir şair-yazardır. Kaynaklarda hayatı ve eserleri hakkında pek bilgi bulunmaması, yaşadığı dönemde çok fazla dikkat çekmediğini göstermektedir. Cûdîzâde eserlerinde dinî konulara ağırlık vermiştir. Cûdîzâde'nin Nevber, Menâsim-i 'Aşk, Saadetli Familya ve Nuhbetü'l-Hakîka fî Îcâbati'l-İnsâniyye isimlerinde dört eseri bulunmaktadır. Eserlerinden hareketle Arapça ve Farsça eğitimi aldığı ve klasik şiir formları içerisinde şiirlerini yazdığı görülmektedir. Çalışmanın konusunu teşkil eden Cûdîzâde'nin Nevber isimli şiir kitabında tamamen dinî konuların ele alındığı manzumeler, Menâsim-i 'Aşk isimli şiir kitabında ise dinî konularla beraber çeşitli konularda yazılmış manzumeler yer almaktadır. Çalışmada bu iki eser transkribe edilerek bu eserlerin biçim ve muhteva özellikleri üzerinde durulmuştur. Eserlerin tıpkıbasımlarına çalışmanın sonunda yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cûdîzâde Mehmed Tevfîk, Nevber, Menâsim-i 'Aşk, İnceleme,Metin.
Mahmûd Kemâleddin Fenârî'nin Terâne-i Tıflâne, Nevâ-yı Şebâb ve Mektûbât-ı Manzûme adlı eserleri (inceleme-metin)
Bu çalışma, Mahmûd Kemâleddin Fenârîʿnin Terâne-i Tıflâne, Nevâ-yı Şebâb ve Mektûbât-ı Manzûme adlı eserlerinin yapı ve muhteva açısından incelenmesi ve çeviri yazılı metnin ortaya konması amacını taşımaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde Mahmûd Kemâleddin Fenârîʿnin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İlk bölümde Terâne-i Tıflâne, Nevâ-yı Şebâb ve Mektûbât-ı Manzûme adlı eserler yapı ile muhteva açısından incelenmiştir. İkinci bölümde söz konusu eserlerin çeviri yazılarına yer verilmiştir. Daha sonra bu eserlerin tıpkıbasımlarına yer verilmiştir. Bu eserlerden Terâne-i Tıflâne Hüseyîn Hâşim tarafından kaleme alınan bir "İltifâtnâme" ile başlar ve "Söze Evvelden İbtidâ Edeyim" şiiriyle devam eder. Bu eser otuz iki gazel, iki tahmîs bir şarkı, mensûr ve manzûm parçalardan oluşmaktadır. Nevâ-yı Şebâb, Hüseyîn Hâşim tarafından kaleme alınan bir "Tebrik" yazısı ile başlar. "Mukaddime" yazısıyla devam eder. Eserde yirmi beş adet gazel, üç tahmîs, üç kıt'a, iki nazm, çeşitli manzûm parçalara ve anı niteliğinde mensûr parçalara yer verilmiştir. Yazarın neşrettiği son eser ise Mektûbât-ı Manzûme'dir. Sanatçı bu eserde okuyucusu ile hasbihâl ederek eserlerinin yazılış amacını ve edebî anlayışından bahseder. Anahtar Kelimeler: Mahmûd Kemâleddin Fenârî, Terâne-i Tıflâne, Nevâ-yı Şebâb, Mektûbât-ı Manzûme, inceleme, metin. Bu çalışma, Mahmûd Kemâleddin Fenârîʿnin Terâne-i Tıflâne, Nevâ-yı Şebâb ve Mektûbât-ı Manzûme adlı eserlerinin yapı ve muhteva açısından incelenmesi ve çeviri yazılı metnin ortaya konması amacını taşımaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde Mahmûd Kemâleddin Fenârîʿnin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İlk bölümde Terâne-i Tıflâne, Nevâ-yı Şebâb ve Mektûbât-ı Manzûme adlı eserler yapı ile muhteva açısından incelenmiştir. İkinci bölümde söz konusu eserlerin çeviri yazılarına yer verilmiştir. Daha sonra bu eserlerin tıpkıbasımlarına yer verilmiştir. Bu eserlerden Terâne-i Tıflâne Hüseyîn Hâşim tarafından kaleme alınan bir "İltifâtnâme" ile başlar ve "Söze Evvelden İbtidâ Edeyim" şiiriyle devam eder. Bu eser otuz iki gazel, iki tahmîs bir şarkı, mensûr ve manzûm parçalardan oluşmaktadır. Nevâ-yı Şebâb, Hüseyîn Hâşim tarafından kaleme alınan bir "Tebrik" yazısı ile başlar. "Mukaddime" yazısıyla devam eder. Eserde yirmi beş adet gazel, üç tahmîs, üç kıt'a, iki nazm, çeşitli manzûm parçalara ve anı niteliğinde mensûr parçalara yer verilmiştir. Yazarın neşrettiği son eser ise Mektûbât-ı Manzûme'dir. Sanatçı bu eserde okuyucusu ile hasbihâl ederek eserlerinin yazılış amacını ve edebî anlayışından bahseder. Anahtar Kelimeler: Mahmûd Kemâleddin Fenârî, Terâne-i Tıflâne, Nevâ-yı Şebâb, Mektûbât-ı Manzûme, inceleme, metin.
Kurân bağlamında tasavvufî şiirde can ve ruh algısı: Niyâzî-i Mısrî Divanı örneği
Kelime ve kavramlar hayata baktığımız gözlüklerdir. Gözlüklerin rengi, dünyayı kendi renginde gösterdiği gibi kelime ve kavramlara yüklenen anlamlar da insanların bakışını mutlak anlamda etkiler. Can ve ruh kavramı, gündelik hayatta insanların en çok kullandığı kavramlardandır. Bu çalışmanın amacı, disiplinler arası bir çalışma mantığıyla ve tasavvuf şiiri ile Kurân arasındaki sıkı irtibat sebebiyle Kurân penceresinden genelde tasavvuf şiirinde, özelde Niyâzî-i Mısrî şiirinde bu kavramlara dair genel ve özel algıyı belirlemek ve bu algının günümüzdeki izdüşümünü ortaya koymak sûretiyle anlamaya çalışmaktır. Böylece kavramların özüyle ilgili bir netlik ortaya çıkacak ve bozulan tasavvurlar düzelebilecektir. Bu amaçla bu çalışmada, öncelikle Kurân'ın can ve ruh kavramlarına nasıl yaklaştığına değinilmiştir. Daha sonra tasavvuf şiirinin önemli temsilcilerinden Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Yûnus Emre, Ahmet Yesevî, Hacı Bektâş-ı Velî, Nesîmî, Usûlî, Sun'ullâh-ı Gaybî, Hayretî gibi şairlerin şiirlerinden örneklerle bu iki kavramın nasıl algılandığına dair bir resim çizilmiştir. En nihayetinde konunun sınırları daha da daraltılarak Niyâzî Mısrî'nin can ve ruh algısı, şiirleri üzerinden detaylı bir şekilde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç itibariyle Kurân'da can kavramı, insanın bedenini ayakta tutan ve hareket ettiren elektrokimyasal bir enerji olarak, ruh kavramı ise insanın hayatına bir anlam ve amaç katan ilâhî bilgi anlamıyla öne çıkmaktadır. Tasavvuf şiirinde ise ruh kavramı can kavramını da içine alacak şekilde birkaç kategoriye ayrılmıştır. Ruhun ilâhî bilgi anlamı neredeyse unutulmuş ve ruh, farklı kültür ve medeniyetlerin de etkisiyle fiziksel varlığı olan şeffaf ve latîf bir cisim veya manevî bir cevher gibi anlayışlara dönüşmüş ve bir tasavvur kayması yaşanmıştır. Niyâzî-i Mısrî'de de bu anlayış devam etmiş; ancak onun bazı beyitlerinde Kurân'ın perspektifine uygun anlamın izlerine rastlansa da geçmişten günümüze uzanan bu tasavvur kaymasının bugün de devam ettiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kurân, Niyâzî-i Mısrî, can, ruh, algı.
Süleymân Tâlib'in Zeyl-i Siyer-i Veysî'si (inceleme-metin)
Veysî'nin "Siyer-i Veysî" ismiyle de anılan "Dürretü't-Tâc fî Sîreti Sâhibi'l-Mi'râc" adlı eseri Türk edebiyatında telif siyer türünün ilk örneğidir. Müellifin ölümü üzerine yarım kalan esere 10 kadar zeyl yazılmıştır. Bu zeyillerden biri de hakkında fazla bilgi bulunmayan Koçhisârî-zâde Süleymân Tâlib tarafından yazılmıştır. Eserin bilinen tek yazma nüshası Berlin Devlet Kütüphanesinde bulunmaktadır. 1206/1792 yılında tamamlandığı anlaşılan eser, Nâbî'nin ilk zeyline zeyl olarak yazılmıştır. Benî Kaynukâ Gazvesi ile başlayan eser Yemâme hâkimi Hevze bin Alî'ye gönderilen İslâmiyet'e davet mektubuyla son bulmaktadır. Zeyl, Veysî ve Nâbî'nin eserleri gibi sanatlı bir dil ve üslupla kaleme alınmış, manzum parçalara yer verilmiştir. Bu çalışmada siyer geleneği, Siyer-i Veysî ve zeyilleri hakkında bilgi verilmiş, Süleymân Tâlib'in "Zeyl-i Siyer-i Veysî"si yapı, muhteva ve dil-üslûp özellikleri bakımından tanıtılmış ve eserin çevriyazısı yapılmıştır.
Râşid-i Girîdî'nin "Numûne-i Hikmet"i (inceleme-metin)
Râşid-i Girîdî'nin Numûne-i Hikmet adlı eserinin içerik bakımından incelenmesi ve çevri yazılı metnin ortaya konması amacı taşıyan bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde Râşid-i Girîdî'nin hayatı ile ilgili bilgiler kaynaklardan derlenerek ortaya konmuş ve eserleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde Râşid-i Girîdî'nin "Numûne-i Hikmet" adlı eseri üzerinde durulmuştur. Eser, Râşid'in Trabzon mektûbî mümeyyizi olduğu sırada 1312/1894-1895 yılında Trabzon Vilâyet Matbaası'nda basılmıştır. Râşid'in Trabzon Gazetesi'nde tefrika ettiği yazılarının bir araya getirilmesiyle oluşan eser 151 sayfadır. Eser, mensur türünde kaleme alınmıştır. Kitabın dış kapağında "cüz'-i evvel", iç kapağında "cild-i evvel" yazmaktadır. Yukarıda yer verilen açıklamalar da dikkate alındığında eserin devamının da olması gerektiği düşünülmektedir. Ancak araştırıldığında kütüphane kayıtlarında ve kaynaklarda bu eserin diğer cilt veya ciltleriyle ilgili bilgi bulunmamaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde transkripsiyon alfabesi, çevriyazıda izlenen yöntem ve eserin çevriyazılı metnine yer verilmiştir.
Abdurrahmân Sâmî'nin Mi'yâru'l-Evliyâ'sı (İnceleme-metin)
Şeriat-tarikat-hakikat-marifet kavramları, birbirini tamamlayan kavramlardır ve bu kavramların tasavvufî hayatta çok önemli yeri vardır. Tarikat yolunda hakikat ve marifet kaynağından istifade edebilmek için şeriatın emirlerine uygun hareket etmek gerekir. Bu çerçevede tarikatler ve tasavvufi terimler hakkında bilgi vermek amacıyla çeşitli eserler kaleme alınmıştır. Bunlardan biri de Abdurrahmân Sâmî'nin Mi'yâru'l Evliyâ adlı eseridir. Bu çerçevede tasavvufî terimler hakkında kaleme alınmış eserlerden biri olan Mi'yâru'l-Evliyâ 4 bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmada Abdurrahmân Sâmî'nin Mi'yâru'l-Evliyâ adlı eserinin çeviri yazısı yapılarak Abdurrahmân Sâmî'nin hayatı ve eserleri ile Mi'yâru'l-Evliyâ'nın dil, üslup ve muhteva özellikleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.