Prof. Dr. Bilal Üstündağ danışmanlığındaki tezler

10 tez · Fırat University

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Metabolik sendrom oluşturulmuş ratların karaciğer, yağ dokusu ve serumlarında desnutrin ile chemerin ekspresyonlarının araştırılması

Prevalansı Dünya genelinde hızla artan metabolik sendrom (MetS), diyabet ve kalp damar sistemi hastalıklarıyla yakından bağlantılı önemli bir halk sağlığı sorunudur. MetS etyopatogenezinde inflamasyon, insülin direnci, dislipidemi ve peptid yapılı hormonlar gibi çeşitli faktörler olduğu öne sürülse de, altta yatan mekanizmalar henüz tam olarak aydınlığa kavuşturulamamıştır. Bu nedenle bu çalışmada, MetS oluşturulan ratların karaciğer ve yağ dokularında; adipoz trigliserit lipaz (Desnutin/ ATGL) ve chemerin hormonlarının ekspresyonlarının nasıl değiştiğini ve bu değişimin sistemik dolaşımdaki yansımalarının nasıl olduğunu araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda 8 haftalık yaklaşık 260-290 gram ağırlığında Sprague Dawley cinsi 14 adet rat kullanıldı. MetS grubu ratlar deney boyunca standart rat yemi ve içme suyuna katılan %10 fruktoz ile ad libitum olarak beslenirken, kontrol grubu ratlara sadece standart rat yemi verildi. Rutin biyokimyasal parametreler otoanalizörde ölçüldü. Dokuların ve serumların chemerin, Desnutin/ ATGL ve insülin düzeyleri enzyme-linked immunosorbant assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. HOMA-IR düzeyleri formül kullanılarak hesaplandı. MetS grubunda serum glukoz, ALT, AST, trigliserit, LDL-K, total kolesterol, insülin, HOMA-IR ve chemerin düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek iken (P <0.05), serum HDL-K ve Desnutin/ ATGL düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde düşük olduğu tespit edildi (P <0.05). Ayrıca MetS grubundaki ratların karaciğer ve yağ dokularındaki Desnutin/ ATGL ekspresyonlarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düştüğü (P <0.05), karaciğer ve yağ dokusu chemerin düzeylerinin ise anlamlı bir şekilde yükseldiği tespit edildi (P <0.05). Sonuç olarak, MetS; chemerin miktarlarının artmasına, Desnutin/ ATGL miktarlarının ise azalmasına neden olmaktadır. Dolayısı ile bu iki hormonun MetS'in patogenezinde doğrudan rol aldığını ve bu bulguların MetS'in altında yatan mekanizmaların aydınlatılmasına yardımcı olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Metabolik Sendrom, chemerin, Desnutin/ ATGL, karaciğer ve yağ doku

DesnutrinEnzime bağlı immünosorbent testiKaraciğer+5
Musa Yılmaz
Fırat University
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Metabolik sendrom oluşturulmuş ratlarda tribulus terrestris'in adiposit yağ asidi bağlayıcı protein (AFABP) ve okside ldl düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması

İnsülin direnciyle başlayan metabolik sendrom (MetS); abdominal obezite, diabetes mellitus, dislipidemi, hipertansiyon (HT) ve koroner arter hastalığı (KAH) gibi sistemik bozuklukların birbirine eklendiği bir sendrom olarak tanımlanmıştır. Metabolik sendrom; insülin direnci sendromu, polimetabolik sendrom, sendrom X, ölümcül dörtlü ve uygarlık sendromu gibi farklı terimlerle de adlandırılmaktadır. Abdominal obezitedeki sitokin üretimi MetS'un patogenezinde ki önemli rol oynayacağı ileri sürülmüştür. MetS'un prevalansındaki artışlar sebebiyle bilim insanları bu konuda daha fazla araştırma yapmaya gereksinim duymuşlar. Bu çalışmalarda fruktoz metabolizmasının obezite, insülin direnci, inflamasyon, HT ve karaciğer yağlanması üzerine etkisinin olduğunu ve bu nedenle MetS geliştirme riskini de arttırdığını düşünüldüğü için önemli bileşenlerin geliştiği deneysel modellere gereksinim duyulmuştur. Biz bu çalışmada; fruktoz diyeti ile metabolik sendrom oluşturulmuş sıçanlarda, Tribulus terrestris ekstraktı'nın metabolik sendromun ve prelevansınının artışa yol açan mekanizmalara olan etkilerini araştırıp, AFABP ve Ox-LDL düzeylerinin elde edilecek veriler ile literatüre katkı sağlamayı amaçladık. Çalışmada, 240-260 gram ağırlığında Sprague-Dawley cinsi 21 rat kullanıldı. Ratlar her bir grupta 7 rat olmak üzere üç gruba ayrıldı. Grup 1: Kontrol grubu 10 hafta boyunca standart beslenme uygulandı. Grup 2: Fruktoz ile MetS oluşturulan grup 10 hafta boyunca standart beslenme ve %10 oranında fruktoz uygulandı. Grup 3: MetS oluştuktan sonra 8 hafta boyunca Tribulus terrestris bitki ekstratı verilen grup. Çalışma tamamlandıktan sonra ratlar dekapite edilerek alınan kan örneklerinden numunlerde; serum glukoz, Total kolestrol, HDL, LDL, IL-6, TNF-α, Ox-LDL düzeyleri ve ratlardan alınan karaciğer ve yağ dokusu örneklerinden AFABP ekspresyonu ve Tribulus terrestris bitkisinin bu parametreler üzerine etkileri incelendi. MetS grubunda serum insülin, glukoz, HOMA-IR, trigliserid, total kolesterol, LDL-K, TNF-α, IL-6 ve Ox-LDL düzeyleri ölçüldüğünde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek iken; HDL-K düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azaldığı tespit edilmiştir (p<0,01). Ox-LDL, LDL, insülin ve HOMA-IR düzeyleri MetS oluştuktan sonra Tribulus terrestris bitki ekstraktı verdiğimiz gruplarda anlamlı (p<0,05) düşük iken; HDL-K düzeyleri anlamlı ( p<0,05) şekilde artmıştır. MetS oluştuktan sonra Tribulus terrestris bitki ekstraktı verdiğimiz gruplarda serum glukoz, total kolesterol, trigliserid, TNF-α ve IL-6 değerlerinde düşüş gözlendi, fakat bu düşüş istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Çalışma sonucu elde edilen verilere göre gruplar arasında Kruskal Wallis, ikili karşılaştırmalar da Mann Whitney-U testi ve en düşük istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 değeri kullanıldı. Sonuç olarak, Tribulus terrestris bitki ekstratının karaciğer ve yağ dokusu, insülin metabolizması ve lipid profili üzerine olumlu etki yapabildiği ve MetS'lu hastalarda kullanımının yararlı olabileceği kanısına varılmıştır.

Adipoz dokuDemir dikeniKolesterol-LDL+3
Yasemin Kayaoğlu
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deneysel olarak nonalkolik steatohepatit oluşturulmuş ratlarda tribulus terrestrisin karaciğer ve endotel fonksiyonları üzerine koruyucu etkisinin araştırılması

Kompleks mekanizmalar ve farklı etiyolojik nedenlere bağlı olarak gelişen NASH tablosunda NO, ADMA, MMP ve adhezyon moleküllerinin etkili olduğu ve özellikle kronikleşme süreci ile komplikasyonların gelişiminde önemli rol oynayabileceği düşünülmektedir. Biz bu çalışmada; Tribulus terrestris'in, NASH gelişimi ve kronikleşme sürecindeki mekanizmalara ve endotel fonksiyonlar üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Çalışmada 200-220 gr arasında 35 adet erkek Sprague-Dawley cinsi ratlar kullanıldı. Ratlar her bir grupta 7 rat olacak şekilde 5 gruba ayrıldı. Grup1; kontrol gurubu (8 hafta), Grup2; fruktoz ile NASH oluşturulan grup (8 hafta), Grup3; NASH oluşumu sırasında Tribulus terrestris verilen grup (8 hafta), Grup4; NASH oluştuktan sonra standart beslenme (14 hafta), Grup5; NASH oluştuktan sonra Tribulus terrestris verilen grup (14 hafta). Çalışma tamamlandıktan sonra ratlar dekapite edilerek alınan kan örneklerinde elde edilen numunlerde biyokimyasal parametreler çalışıldı. Ratlardan alınan karaciğer doku örnekleri ve damar örnekleri de histopatolojik incelemeye tabi tutuldu. Çalışmada serum glukoz, AST, ALT, Total kolestrol, HDL, LDL, ICAM-1, VCAM-1, MMP-2, MMP-9, NO, ADMA düzeyleri ölçüldü ve Tribulus terrestris bitkisinin bu parametreler üzerine etkileri incelendi. MMP-2, MMP-9 ve ICAM-1 düzeyleri NASH oluştuktan sonra Tribulus terrestris bitki eksraktı verdiğimiz gruplarda anlamlı olarak (p<0.05) düşük tespit edilmiştir. NO ve ADMA düzeyleri NASH oluşumu sırasında Tribulus terrestris bitki ekstratı verdiğimiz gruplarda anlamlı olarak (p<0.05) düşük tespit edilmiştir. VCAM-1 düzeyleri ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı gözlenmiştir. Tribulus terrestris bitki ekstratı verdiğimiz gruplar, kontrol grubu ve NASH oluşturulan gruplarla kıyaslandığında ratlara verdiğimiz bitki eksraktının, karaciğer fonksiyon testlerini düzelttiği, ICAM-1, MMP-2, MMP-9, NO ve ADMA düzeylerini azalttığı, ayrıca fruktoz ile oluşturulan karaciğer hasarının histopatolojik olarak gerilediği gözlendi. Sonuç olarak, Tribulus terrestris bitki ekstratının karaciğer ve endotel fonksiyonları üzerine olumlu etki yapabildiği ve NASH'li hastaların etyopatogenezinde yararlı olabileceği kanısına varılmıştır.

ADMAKaraciğer yağlanmasıMetalloproteinazlar+2
Pınar Balan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Deneysel olarak nonalkolik steatohepatit oluşturulmuş ratlarda Genistein'in insülin rezistansı ve visfatin düzeyleri üzerine etkilerinin araştırılması

Nonalkolik steatohepatit, nonalkolik yağlı karaciğer hastalık spektrumunun bir parçası olup; obezite, diyabet ve insülin rezistans sendromunun prevalansında artışa bağlı olarak dünya genelinde sıklığı giderek artan bir durum olarak kabul edilmektedir. Anlamlı alkol kullanım öyküsü olmayan ancak karaciğer biyopsilerinde alkolik hepatitle uyumlu değişimler gösteren hastalar tanımlamak için kullanılmıştır. Bununla beraber, siroz ve fibroza ilerleyişi durdurmada henüz etkin bir tedavi tanımlanmamıştır. Genistein (4', 5, 7-trihydroxyisoflavone); anti-kanser, antioksidan ve antiinflamatuvar özellikler gösteren ve soya fasülyesinde bulunan bir fitoöstrojendir. Bu çalışmanın amacı; yağdan zengin diyet ile NASH'in deneysel bir modelini oluşturarak, genisteinin koruyucu ve tedavi edici özelliklerini araştırmaktır.Çalışmada 200-250 gr ağırlığında erkek Sprague Dawley cinsi ratlar kullanıldı ve ratlar 5 çalışma grubuna ayrıldı. Grup 1 (n=10, kontrol grup; 100 ?/gün day %1.25 subkutan. 6 hafta); Grup 2 (n=10, kontrol grup; 0.2 mg/kg/gün genistein subkutan. 6 hafta), Grup 3 (n=10, Yağdan zengin diyet (YZD)grup; 100 ?/gün %1.25 subkutan 6 hafta); Grup 4 (n=10, YZD + genistein grup; 0.2 mg/kg/gün genistein subkutan 6 hafta); Grup 5 (n=10, NASH + genistein grup; 0.2 mg/kg/gün genistein subkutan 6 hafta). Çalışma tamamlandıktan sonra ratlar dekapite edildi, kan örnekleri alınarak rutin ve spefisik biyokimya parametreleri çalışıldı. Ayrıca histopatolojik inceleme için karaciğer doku örnekleri alındı.Çalışmada serumda spesifik parametreler olarak serum TNF-alfa, IL-6, TGF-beta 1 ve insulinomimetik bir madde olan visfatin düzeyleri ölçüldü ve genisteinin bu parametreler üzerine etkileri incelendi.Çalışmada; genisteinin, karaciğer fonksiyon testlerini düzelttiği insülin rezistansını, serum TNF-alfa ve IL-6 düzeylerini azalttığı, ayrıca yağdan zengin diyet ile oluşturulan karaciğer hasarının histopatolojik olarak gerilediği gözlendi. Sonuç olarak; genistein başta olmak üzere farklı izoflavonları içeren yiyeceklerin tüketilmesi NASH hastalarının tedavisinde önemli ve umut verici bir seçenek gibi görünmektedir.

Kerem Metin
Fırat University
2008
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tiyoasetamid ile karaciğer hasarı oluşturulan ratlarda genisteinin oksidatif sistem üzerine etkilerinin araştırılması

Karaciğer hasarı; hepatit B ve C gibi viral iltihabi hastalıklar ile karaciğer yağlanması, alkolik hepatit ve siroz gibi alkolik ve non alkolik karaciğer hastalıklarını içeren kansere kadar ilerleyen bir seri hastalıklar dizisidir. Karaciğer hasarının insidansını etkileyen bir çok faktör vardır. Bunlar yaş, cinsiyet, etnik köken gibi demografik faktörler; hepatit B ve hepatit C virusü, aflatoksin, alkol, tütün, demir birikimi, endojen ve ekzojen hormonlar, diyet, şistozomiazis, vinil klorid, arsenik, gibi çevresel faktörler; siroz, immun fonksiyon, hemokromatozis ve diğer kalıtsal metabolik hastalıklar, şişmanlık, şeker hastalığı, alkolik olmayan yağlı karaciğer, gibi konakçıdan kaynaklanan faktörler olarak sıralanmaktadır. Deneysel olarak uygulanan Tiyoasetamidde (TAA) önemli bir hepatotoksik ajandır.Çalışmada 200-250 gram ağırlığında Sprague Dawley cinsi erkek ratlar kullanıldı ve ratlar 6 çalışma grubuna ayrıldı. 1. Grup (DMSO, n=7), %1.25 DMSO 12 hafta boyunca günlük subkutan olarak verildi. 2. Grup (TAA, n=7), 12 hafta boyunca haftada iki kez 200 mg/kg b.w. tiyoasetamid intraperitonal olarak verildi. 3. Grup (DDG, n=7), 12 hafta boyunca günlük 0.2 mg/kg b.w. genistein subkutan. olarak verildi. 4. Grup (DDG+TAA, n=7), 12 hafta boyunca günlük 0.2 mg/kg b.w subkutan. olarak genistein+haftada iki kez 200 mg/kg intraperitonal olarak. tiyoasetamid verildi. 5. Grup (YDG, n=7), 12 hafta boyunca günlük 0.4 mg/kg b.w. subkutan olarak genistein verildi. 6. Grup (YDG+TAA, n=7), 12 hafta boyunca günlük 0.4 mg/kg b.w., subkutan olarak. genistein+haftada iki kez 200 mg/kg intraperitonal olarak. tiyoasetamid verildi. Çalışma sonunda ratlar anestezi altında dekapite edilerek biyokimyasal parametreler için kan örnekleri, histopatolojik incelemeler için de karaciğer doku örnekleri alındı.Serum örneklerinde AST, ALT, LDH, plazma örneklerinde MDA, SOD ve NO tayini yapıldı. Doku örneklerinde ise MDA, GSH-Px, SOD, CAT ve NO tayini yapıldı. Eritrositlerde de ayrıca GSH-Px, SOD, CAT düzeylerine bakılarak hem TAA oluşturduğu hasar hem de oluşan hasara karşı genisteinin düşük ve yüksek dozlardaki etkileri araştırıldı.Çalışma sonunda TAA verilerek karaciğer hasarı oluşturulan ratlarda genisteinin, karaciğer enzimleri ve lipid peroksidasyonuna karşı koruyucu olduğu gözlendi. Diğer parametreler üzerindeki etkilerinin de zamana bağlı olarak iyileştirici olabileceği görüşüne varıldı. Bu nedenle genisteinin tüketiminin karaciğer hasarını önleme ve tedavide bir seçenek olarak kullanılabileceği düşünüldü.Anahtar kelimeler: Karaciğer hasarı, genistein, tiyoasetamid,

Fatma Özyalın
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Metabolik sendromlu ratlarda resveratrol, krom pikolinat ve tiazolidindionların adiposit yağ asid bağlayıcı protein, adiponektin ve tümör nekroz faktör-? düzeyleri üzerine etkileri

Metabolik sendrom (MS) pandemiye doğru ilerleyen, çevresel etkenler yanında, kalıtımsal özelliklerin de rol oynadığı önemli bir morbidite nedenidir. Bu çalışmada MS oluşturulmuş ratlarda tiazolidindion, krom pikolinat ve resveratrol gibi ajanların, adipoz dokudan salgılanan adiponektin, A-FABP ve TNF-? düzeyleri üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmamızda 250 ± 20 gram ağırlığında 10 adet Sprague Dawley rattan oluşan 6 grup oluşturuldu. Kontrol grubunu oluşturan grup 1; 6 hafta süreyle standart rat yemi ile beslenen ratlardan oluşturuldu. Grup 2 ve 5'teki ratlar 6 hafta süreyle % 10 fruktoz verilerek MS oluşturulduktan sonra 6 hafta süreyle 3.gruba krom pikolinat, 4.gruba resveratrol, 5.gruba normal diyet, 6.gruba TZD verildi. Uygulamaların sonunda ratlar dekapite edilerek adiponektin, A-FABP, TNF-? ve bazı biyokimyasal parametreler kan örneklerinde çalışıldı.MS grubu, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında MS grubunda; trigliserid, VLDL-K, T-Kol, glukoz, ürik asit, A-FABP, insülin, TNF-? ve insülin direnci daha yüksek, adiponektin ve HDL-K düzeyleri ise daha düşük tespit edildi. Çalışmamızda MS grubuna göre; TZD ve resveratrol grubunda adiponektin düzeyinin yüksek olduğu (p<0.05), krom pikolinat grubunda insülin düzeylerinin düşük olduğu (p<0.05) tespit edildi.TZD ve krom pikolinat grubunda serum glukoz düzeyinin anlamlı olarak azaldığı (p<0.05,p<0.01) HDL-K'ün ise anlamlı olarak arttığı (p<0.01), krom pikolinat ve resveratrol grubunda T-Kol (p<0.05,p<0.01) ve TNF-? düzeyinin anlamlı olarak azaldığı (p<0.01), pioglitazon ve resveratrol grubunda ise HOMA-IR düzeyinin anlamlı olarak azaldığı tespit edildi (p<0.01,p<0.05).Metabolik sendrom gelişiminde anahtar faktörler, artmış TNF-a ve azalmış adiponektin düzeyi olmakla beraber; çalışmalar insülin rezistansı, lipid metabolizması ve inflamasyonda A-FABP'nin de merkezi düzenleyici olarak rol alabileceğini göstermiştir. Tedavilere alınan olumlu sonuçların MS tedavisinde önemli katkı sağlayabileceği kanaatindeyiz.Anahtar Kelimeler: Metabolik Sendrom, A-FABP, adiponektin, TNF-?

Asiye Ferda Demir
Fırat University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Metabolik sendromlu hastalarda PPAR-GAMA2 PRO12ALA polimorfizminin lipid profili ve adiposit yağ asidi bağlayıcı protein düzeylerine etkileri

Metabolik sendrom (MS) genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimine bağlı olarak ortaya çıkan önemli bir morbidite nedenidir. Çeşitli popülasyonlarda obezite ve MS'un markırı olarak kabul edilen adiposit yağ asidi bağlayıcı protein (A-FABP) ekspresyonu peroksizom proliferasyonunu aktive edici reseptör gama (PPAR?) tarafından regüle edilmektedir. Bu çalışmada MS'lu hastalarda PPAR?2 Pro12Ala polimorfizminin A-FABP ve lipid profili üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmaktadır.Çalışmaya MS tanısı alan 196 hasta ve 98 sağlıklı kontrol dahil edildi. MS'lu hastaların ve kontrollerin serum glukoz, total kolesterol, HDL-K, LDL-K, VLDL-K, trigliserid, A-FABP ve insülin düzeyleri ölçüldü. PPAR?2 Pro12Ala polimorfizmi PCR-RFLP yöntemi ile analiz edildi.MS grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında glukoz, kolesterol, LDL-K, VLDL-K, trigliserid, insülin, HOMA-IR ve A-FABP düzeyleri daha yüksek, HDL-K düzeyleri daha düşük bulundu. Kontrol grubunda A-FABP ile vücut ağırlığı arasında, MS grubunda ise A-FABP ile VKİ ve bel çevresi arasında pozitif korelasyon gözlendi.Kontrol grubunda 13 Pro12Ala heterozigot, 82 Pro12Pro homozigot ve 3 Ala12Ala homozigot, MS'lu grupta ise 163 Pro12Pro homozigot ve 33 Pro12Ala heterozigot genotipinin olduğu tespit edildi.Kontrollerde üç genotipik grup MS'lularda ise iki genotipik grup karşılaştırıldığında glukoz, kolesterol, LDL-K, VLDL-K, HDL-K, trigliserid, insülin, A-FABP düzeyleri ve HOMA-IR açısından anlamlı bir farklılık görülmedi (P>0,05).VKİ ve bel çevreleri incelendiğinde kontrol grubunda genotipler arasında farklılık bulunmazken, MS grubunda VKİ ve bel çevresi Pro12Ala heterozigotlarda Pro12Pro homozigotlara göre daha yüksekti (Her ikisi için P<0,05).Sonuç olarak serum A-FABP düzeyleri MS'da anlamlı olarak artış göstermektedir. Ancak PPAR?2 Pro12Ala polimorfizminin A-FABP ve lipid profili üzerine etkisi bulunmamaktadır. PPAR?2 Pro12Ala polimorfizmi MS'da VKİ ve bel çevresindeki artış ile ilişkilidir.Anahtar kelimeler: Metabolik sendrom, A-FABP, PPAR?, Pro12Ala, polimorfizm

Adipoz dokuLipidlerMetabolik sendrom+2
Esra Koçdemir
Fırat University
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kortikosteron ile oluşturulmuş sıçan depresyon modelinde vortioksetin ve Crocin 1'in koruyucu etkilerinin araştırılması

Depresyon ile ilgili olarak yapılan klinik ve deneysel hayvan çalışmalarında, depresyonun gerek tedavisi gerekse patofizyolojisinde çok farklılıklar gözlenebilmektedir. Stres hormonlarıyla ilgili reseptörlerin en yoğun olduğu bölge beyinde hipokampus alanıdır. Bu yüzden ratlarda kortikosteroidle deneysel stres ve depresyon oluşturduğumuz çalışmamızda Crocin I vevortioksetin uygulaması ile özellikle hipokampal bölgedeki nöral fonksiyonların korunması ve bu amaçla kullanılabilecek parametrelerin ölçüm ve değerlendirilmeleriyle antidepresan tedaviyi geliştirmede yeni hedefler saptanması amaçlandı. Çalışmada, 6 haftalık yaklaşık 200 gr ağırlığında 28 adet Sprague-Dawley cinsi erkek rat kullanıldı. Ratlar her bir grupta 7 rat olmak üzere dört gruba ayrıldı. Grup 1: Kontrol grubu altı hafta boyunca standart beslenme uygulandı. Grup 2: Otuz gün boyunca subkutan olarak (20 mg/kg ) kortikosteron ve 6. hafta sonuna kadar normal standart beslenme uygulandı. Grup 3: Kortikosteron uygulanmasından sonra 15. günde 20 mg/kg oral Crocin I başlanarak 6. hafta sonuna uygulandı, Grup 4: Kortikosteron uygulanmasından sonra 15. günde 10 mg/kg Vortioksetin başlanarak 6. hafta sonuna kadar uygulandı. Deney periyodun 6. haftasının tamamlanmasının ardından sıçanlar dekapite edildi, kan ve beyin dokusu alındı. Sıçanlardan alınan kan örneği, 30 dakika bekledikten sonra 4000 devirde 15 dakika santrifüj edildi, serum kısmı ayrıldıktan sonra biyokimya ve ELİSA çalışmak için ayrı tüplere konuldu. Depresyonlu grupta Agmatin, LPS ve NGF düzeyleri ölçüldüğünde kontrol grubuna kıyasla istatiksel olarak anlamlı düzeyde azalış gözlenirken tedavi gruplarında ise anlamlı bir artış tespit edilmiştir. IL-6, IL-10,TNF- α düzeyleri ölçüldüğünde istatiksel olarak anlamlı düzeyde artış gözlenirken tedavi gruplarında ise anlamlı bir azalış tespit edilmiştir. Depresyonlu grupta BDNF düzeyleri ölçüldüğünde kontrol grubuna kıyasla anlamlı artış gözlenirken tedavi gruplarından kortikosteron+ crocin 1grubunda anlamlı bir artış gözlendi. Depresyonlu grupta Glukoz, T.kolesterol, trigliserit, HDL, LDL düzeyleri ölçüldüğünde kontrol grubuna kıyasla istatiksel olarak anlamlı düzeyde artış gözlenirken Kortikosteron+ Vortioksetin tedavi grubunda ise anlamlı bir azalış tespit edilmiştir. IL-6, IL-10,TNF- α düzeyleri ölçüldüğünde istatiksel olarak anlamlı düzeyde artış gözlenirken tedavi gruplarında ise anlamlı bir azalış tespit edilmiştir. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Kortikosteron grubunda CD68 immünreaktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptandı (p=0,001). Kortikosteron grubu ile karşılaştırıldığında Kortikosteron+Crocin-1 (p=0,007) ve Kortikosteron +Vortioksetin (p=0,008) gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptandı. Bununla birlikte Kortikosteron+Crocin-1 ve Kortikosteron+ Vortioksetin grupları arasında fark gözlenmedi (p=0,987). Örnekler, Biyokimyasal analizler için -20 ℃'de, ELİSA çalışmaları için -80 ℃'de muhafaza edildi. Biyokimyasal analizlerde serum glukoz, kolesterol, AST, ALT, VLDL, LDL, HDL, insülin ve C-peptid düzeyleri otoanalizörde ölçüldü. IL-6, IL-10, 1L-1Beta, NGF ve BDNF, Tümör nekrozis faktör (TNF-α) ve C reaktif protein (CRP) düzeyleri ELİSA kiti ile ölçüldü. Agmatin düzeyleri HPLC ile ölçüldü. Yine metabolik endotoksemiyi değerlendirmek amacıyla sıçanların serumlarında lipopolisakkarit düzeyleri ticari ELİSA kiti ile çalışıldı. Beyin dokusunda CD68 immunohistokimya yöntemi ile tespit edildi. Çalışmamızda stres ve depresyon tablolarında nörolojik hasarlar ve duygusal semptomlar ile klinik tabloda rol oynadığı düşünülen agmatin düzeylerinde kontrol grubuna göre kortikosteron verilen grupta anlamlı olarak azalma olduğu, Crocin 1 uygulanan grupta agmatin düzeylerinin ciddi bir artışla kontrol grubu değerlerine yakın olmasına karşın vortioksetin verilen gruptaki agmatin düzeylerinin kortioksteron grubu ile benzer olduğu gözlendi. Bu özellikle Crocin 1 uygulamasının, sentetik ilaç olan vortioksetine kıyasla daha faydalı olduğunu göstermesi açısından oldukça anlamlıydı.

Yasemin Güreli
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Komplikasyonlu diabetes mellituslu hastalarda agmatin düzeylerinin yüksek performanslı sıvı kromatografi (HPLC) yöntemi ile ölçülmesi

Diabetes mellitus, çeşitli patofizyolojik kümelerden gelişen ve hipergliseminin ötesinde diğer risk faktörleriyle birlikte diyabetik komplikasyon geliştirme olasılığının olduğu karmaşık bir hastalık durumudur. Diabetes mellitus, nöropati, nefropati, retinopati ve kardiyovasküler hastalıklar gibi çeşitli mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonlarla ilişkilidir. Biz bu çalışmada, diabetes mellitus ve diyabetik komplikasyonların kompleks ve karmaşık hastalık durumlarının etyopatogenezinin aydınlatılması, erken teşhis için yeni bir marker veya tedavi için yeni bir ilaç olma potansiyeli olan serum agmatin düzeylerinin HPLC ile güvenilir bir metot kurmak suretiyle elde edilecek verilerin literatüre kazandırılmasını amaçladık. Ayrıca, çalışma gruplarına ait yaş, cinsiyet, Vki (kg/m2) değerleri ile serum HbA1c, D vitamini, B12 vitamini, C-peptit, hemogram ve rutin biyokimya düzeyleri arasındaki korelasyonlar incelendi. Agmatin bulgularına bakıldığında, kontrol grubu ile ilk tanı grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı gözlemlendi. Kontrol grubu ile nöropati, nefropati ve retinopati grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar tespit edildi. Kontrol grubu ile nöropati ve retinopati arasında p<0,0001 anlamlılık düzeyinde ve kontrol grubu ile nefropati grubu arasında da p<0,001 anlamlılık düzeyinde artan farklılık tespit edildi. Çalışma gruplarında, agmatin ile yaş, cinsiyet, Vki, diyabet yılı, HbA1c, ürik asit, kolesterol arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur. Agmatin ile GFR arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur. Diyabet yılı ile HbA1c, üre, kolesterol, LDL, trigliserit, ürik asit değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde pozitif korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Vki ile yaş, HbA1c, kolesterol, C-peptit ve ürik asit arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur. Ayrıca HbA1c ile HDL ve D vitamini değerleri arasında da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur. Verilerin normal dağılımları shapiro wilk ile kontrol edilerek, varyans analizi (ANOVA ya da Kruskal Wallis) ve post hoc testler (Tukey ya da Dunn) kullanıldı. Ayrıca veriler arası etkileşim Pearson korelasyon ile incelendi (p<0,05). Bu çalışmada, güvenilir ve hassas bir metot olan HPLC metodu ile serum agmatin düzeyleri ölçülerek diyabetik komplikasyonlu gruplarda kontrol ve ilk tanı diabetes mellitus gurubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı agmatin artışının olduğu tespit edilmiştir. Uzun süreli diyabetik komplikasyon durumunlarında gelişen oksidatif stres ve diğer yıkım reaksiyonları sonucunda artan agmatin düzeylerinin, NO üretimini azalttığı ve NOS aktivitesi üzerinde inhibitör etkisinden dolayı stres ve enflamasyona yanıt olarak bir koruma bariyeri olabileceği ve bu agmatin sentezini kontrol eden enzim veya metabolik yolakların bu durumdan sorumlu olabileceğini söylemek mümkündür.

AgmatineDiabetes mellitusDiabetik nefropatiler+5
Naci Ömer Alayunt
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Romatoid artrit hastalarında nöropati komplikasyonu ile serum HSP27, LIPRIN ALFA 1, NGF, BDNF, nitrik oksit düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Romatoid artrit (RA) kronik seyirli, otoimmün, başlıca eklem tutulumu ile seyreden toplumda sık görülen bir hastalıktır. Romatoid artritin eklem dışı belirtileri, hastalığın başlangıcında veya seyri sırasında ortaya çıkabilir, artmış morbidite ve mortalite ile ilişkilidir. Periferik nöropatinin edinsel nedenlerinden biri de RA'dır. Bu çalışmada, nöropati gelişen romatoid artrit hastalarında serum HSP27, liprin alfa 1, NGF, BDNF, NO düzeylerinde normal popülasyona ve nöropati gelişmeyen romatoid artrit hastalarına göre farklılık olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmaya, romatoid artrit nöropati komplikasyonu olmayan 30 hasta, romatoid artrit nöropati komplikasyonu olan 30 hasta ve sağlıklı 30 kontrol birey olmak üzere toplam 90 olgu dahil edilmiştir. ELİSA yöntemiyle bireylerin serum HSP27, liprin alfa 1, NGF, BDNF, NO düzeyleri ölçülüp; romatoid artrit hastaları için DAS28 aktivite skoru hesaplanmıştır. Serum HSP27, liprin alfa 1, NGF, BDNF düzeyleri RA hastalarında sağlıklı kontrollere kıyasla anlamlı daha düşük tespit edilmiştir (p<0,001). Aynı zamanda nöropati pozitif hastalarda diğer iki gruptan anlamlı derecede düşük olarak bulunmuştur. Serum NO düzeyleri kontrol grubunda, hasta grubuna göre anlamlı daha yüksek bulunmuştur (p<0,001); ancak hasta grupları arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Nöropati olan grupta, nöropati olmayan gruba göre DAS28 skoru anlamlı daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Gruplar arasında cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmazken; yaş ortalaması açısından anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Nöropati olan grupta yaş ortalaması anlamlı daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). HSP27, liprin alfa 1, NGF, BDNF moleküllerinin hastalık aktivitesiyle, nöropatiyle ilişkili olabileceği; biyobelirteç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Ebru Yenihal
Fırat University
2024
00

Diğer danışmanlar