Theses supervised by Prof. Dr. Burhan Baltacı

15 theses · Kastamonu University

Master'sOpen AccessTR

Esbâb-ı nüzûl bağlamında Kur'ân'da "yes'elûneke" fiiliyle başlayan âyetlerin tefsiri

Kur'ân-ı Kerîm'de, mü'min, müşrik, münafık ve Ehl-i Kitap'tan olan kişilerin farklı maksatlarla sorduğu sorulara cevaben nâzil olan âyetler yer almaktadır. Bu sorulardan bazıları müslümanlar tarafından İslam'ı anlamak ve dini anlamda nasıl yaşamaları gerektiğini öğrenmek maksadıyla sorulmuşken, bazıları da müşrik, münafık ve Ehl-i Kitap tarafından Hz. Peygamber'i zor durumda bırakmak, eleştirmek, inkar ve alay etmek gibi farklı nedenlerle kasıtlı olarak sorulmuştur. Sorulan sorulara cevap olarak nâzil olan âyetlere bakıldığında on beş farklı yerde "yes'elûneke" ifadesi yer almakta ve her bir âyetin devamında Hz. Muhammed'in kendisine sorulan soruya vermesi gereken cevap bildirilmektedir. Bu çalışmada, Kur'ân-ı Kerîm'de farklı kişiler tarafından değişik nedenlerle sorulan sorular üzerine nâzil olan "yes'elûneke" ifadesinin yer aldığı âyetler çeşitli yönleriyle tefsir edilmekte ve "yes'elûneke" bağlamında değerlendirilmektedir.

AyetlerEsbab-ı nüzulKur'an-ı Kerim+3
Bahire Kebecioğlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'ân-ı Kerîm'de kalplerin mühürlenmesi ile ilgili âyetlerin tefsiri

Kalp, sadece kan pompalayan bir organ değildir. İnsanın anlama, kavrama ve idrak etme merkezidir. Kalp, iman ve inkar mahallidir. Hatta bütün İslam âlimleri imanın en önemli şartının kalbin tasdiki olduğunu bildirmişlerdir. İman nasıl ki kalpte vuku buluyor, sadece dil ile ikrar etmek münafıklık sayılıyorsa; inkar da kalpte vuku bulmaktadır. Dolayısıyla her ikisi de kalbin eylemidir. Kur'ân-ı Kerîm'de kalp kavramını içeren âyetlerde menfi ve müspet nitelikler ihtiva edilmiştir. Bu âyetler insanın maddi yönüyle değil manevi boyutuyla alakalıdır. Akleden, düşünen, hidâyete ulaşan, merhamet ve muhabbeti taşıyan, vahyin iniş mekânı gibi olumlu hasletlere sahip olabilen kalp; körleşen, katılaşan, kilitlenen, sapan, görmeyen, düşünmeyen, kin, öfke, nefret, nifak gibi olumsuz nitelikleri de bünyesinde barındıran bir yapıya sahiptir. Bu sebeple hak ve hakikati görme veya görememe hareketine sahip olan kalbin, en büyük felaketi onun mühürlenmesidir. Kur'ân-ı Kerîm'i incelediğimizde on beş âyet-i kerimede kalbin mühürlenmesinden bahsedildiğini görüyoruz. Kur'ân'da kalbin mühürlenmesi ḫatm ve ṭab' kavram çiftiyle ifade edilmiştir. Çalışmamızın ilk bölümünde bu kavram çifti ve bunlara ek olarak kalp kavramı detaylandırarak ele alınmaya çalışılmıştır. "'Ḫateme' (خَتَمَ) Fiilini İçeren Âyetlerin Tefsiri" başlığı altında dört âyet; "'Ṭabe'a' (طَبَعَ) Fiilini İçeren Âyetlerin Tefsiri" adı altında ise on bir âyet ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmada ulaştığımız temel fikirler ve kanaatlerimiz özetlenmeye gayret edilmiştir.

AyetlerFitneKalp+6
Ayşe Nur Babacan Demirci
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an'da "لاَ تُطِعْ" (itaat etme) ifadesinin yer aldığı âyetlerin tefsiri

Allah Teâla insanoğlunu yaratmış ve yeryüzüne göndererek, kendisini tanımasını istemiştir. İnsanın yeryüzünde bulunma gayesinin de yaratıcısı olan Allah'ı bilmesi ve ona kulluk etmesi olduğunu Kur'an-ı Kerim'de açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Allah'ı tanıma, aynı zamanda ona itaat etme anlamını da içerir. Zira şeytan Allah'ı tanıdığı halde ona itaat etmediği için rahmetinden kovulmuştur. Kur'anı Kerim'de Allah'ı, onun gönderdiği elçilerini ve inananlardan olan idarecileri kabul edip boyun eğmeleri müminlere emredilmiştir. Bu emrin karşıtı olarak bir takım kişi ve gruplara ise itaat yasaklanarak onlara karşı takınılacak tavır açık ifadelerle Kur'an-ı Kerim'de zikredilmiştir. Şeytanı temsil eden bu kişi ve grupların genel özellikleri ve asıl niyetleri ortaya konularak, bunlara karşı nasıl bir yaklaşımda bulunulması gerektiği anlatılmıştır. "Kur'an'da "لاَ تُطِع" (İtaat Etme) İfadesinin Yer Aldığı Âyetlerin Tefsiri" adlı çalışmamız, dokuz farklı sûreden on altı âyetin tefsirinden oluşmaktadır. Öncelikle üzerinde çalıştığımız her bir âyetin bulunduğu sûre özellikleri, tarihsel arka planı incelendikten sonra, tefsirini yapmaya çalıştığımız âyeti sure içerisindeki konumu itibarı ile siyâk ve sibâk ilişkisi bağlamında âyeti ele almaya çalıştık. Çalışmamızda tefsirini yapmaya çalıştığımız bu âyetlerin verdikleri mesaj ve ortak noktalarının belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmamız giriş, iki bölüm ve sonuç olarak teşekkül etmiştir. Giriş bölümünde konumuzun önemi ve amacına yer verilmiştir. Birinci bölümde genel olarak itaat kavramı üzerinde durularak anlam çerçevesi incelenmiştir. İkinci bölümde çalışmamızın esasını oluşturan Kur'an'da "لاَ تُطِعْ" (İtaat etme) fadesinin yer aldığı dokuz sûrede yer alan on altı âyetin tefsiri yapılmaya çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise üzerinde çalıştığımız âyetlerin tefsirinden ulaştığımız neticeye yer verilmiştir.

AyetlerKur'an-ı KerimTefsir+3
Fadime Arslan
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ahzâb suresi 37. ayetin tefsiri

Kur'an-ı Kerim'in nazil olmaya başladığı dönemde vahyin tefsiri bizzat Peygamber Efendimiz tarafından yapılırdı. Onun ahirete irtihalinden sonra sahabe ve tâbiîn tefsir faaliyetlerine devam etmişlerdir. Tefsir, her geçen gün gelişmiş ve nihayet ihtisaslaşma döneminden itibaren asrımıza kadar müstakil çalışmalar verilmeye başlanmıştır. Asrı saadet olarak isimlendirilen Hz. Peygamber ve ashabının döneminden uzaklaştıkça vahyin mana ve maksatlarını anlayabilme hususunda da belli zafiyetler ortaya çıkmıştır. Bu zafiyetleri onarabilmek için manası müphem kalmış ve beyanına ihtiyaç duyduğumuz bazı ayetleri ele alıp zamanın idrakine açıklama fikri hasıl olmuştur. Tezimizin konusu olan Ahzâb 37. ayeti kerime araştırılmaya ve doğru anlaşılmasına ihtiyaç duyduğumuz ayetlerden birisidir. Çalışmamız, Ahzâb 37. ayetin manası ve tefsiriyle; çalışmaya esas aldığımız Ahzâb sûresinin genel olarak muhtevası, temel hedefleri, fazileti, sebeb-i nüzûlüne dair bilgileri ihtiva eden giriş kısmayla başlamaktadır. Birinci bölümde ayetin tefsiri, yer aldığı surenin özellikleri ve içeriği hakkında bilgi verdikten sonra ayette bizzat ismi zikredilen tek sahabi Zeyd bin Harise'nin şahsiyeti ve kısaca hayatından söz edilmekte, Zeynep bint Cahş'da bazı hususiyetleri ile anlatılmaktadır. Ayetin konusu olan "tebenni" (evlat edinme) yer yer ele alınmış ve cahiliye döneminde evlat edinmenin söz konusu toplumda nasıl algılandığı izah edilmiş, böylece ayeti daha iyi anlamak için gerekli ortam hazırlanmıştır. Bu ortamın hazırlanması klasik dönem ve çağdaş dönem müfessirlerinin yorumlarını anlamamıza yardımcı olmuştur. Tez konumuzun girift manalar barındırması hem İslam alimleri hem de oryantalistler açısından farklı anlaşılmaya sebep olmuş, böylece yanlış değerlendirmelerin önüne geçebilmek adına rivayetler hadis usulü kriterlerine uygun olarak incelenerek sahih bilgiye ulaşılmaya çalışılmıştır.

Ahzab suresiKur'an-ı KerimRivayetler+4
Tamer Özçevik
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Kurtubî'nin tefsirinde kıssa-ahkâm ilişkisi –Hz. Yûsuf ve Hz. Mûsâ kıssaları örneği-

"Kurtubî‟nin Tefsirinde Kıssa-Ahkâm İlişkisi –Hz. Yûsuf ve Hz. Mûsâ Kıssaları Örneği-" adlı bu çalışmamızda Kurtubî‟nin el-Cami‟ li-Ahkâmi‟l-Kur‟an isimli ahkâm tefsirinde Kurtubî‟nin kıssalarla alakalı takip ettiği metot üzerinde incelemelerde bulunduk. İlk bölümde kıssalar ve ahkâmla alakalı daha çok teorik denilebilecek temel meselelere yer verdik. İkinci bölümde ise Kurtubî‟nin kıssalara nasıl yaklaştığını, kıssalardan hangi hükümleri çıkardığını, hüküm çıkarırken hangi hususları gözettiğini vb. analiz ettik. Çalışmamızı Hz. Yûsuf ve Hz. Mûsâ kıssalarındaki bazı âyetlerle sınırlandırdık. Alimlerimiz Kur‟an ve sünnette çözümünü bulamadıkları meseleler hakkında içtihat yaparken farklı yollar takip etmişlerdir. Kurtubî gibi bazı alimlerin dikkatini de kıssalar çekmiştir. Sonuç olarak Kurtubî sarih âyetlerin bulunmadığı konularda kıssaları ahkâmın kaynağı olarak görmüştür. Ancak Kurtubî‟nin kıssalardan çıkardığı hükümlere bakıldığında bunların daha çok aslî hükümler değil, tâlî hükümler olduğunu görüyoruz. Çıkarmış olduğu pek çok hükmü doğrudan kıssalardan çıkarmadığını, daha önce zihninde olan hükmü kıssalardan delillendirdiğini görürüz. Belki de Kurtubî‟nin zihni sıfırlanıp, daha önce elde etmiş olduğu birikimi yok edilecek olsa sadece kıssalar üzerinden çalışmamızda da zikri geçen sonuçlara ulaşamazdı.

AhkamAhkamu`l-Kur`anHz. Musa+6
Erdem Dulun
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'ân'da "esâtîru'l-evvelîn" ifadesinin yer aldığı âyetler

Kur'ân insanoğlunun erişemeyeceği derecede yüksek bir üslupla ve icazla inmiştir. Bu nedenle, cahiliye Arabı, kendi döneminde belagat kemal noktasında olmasından dolayı Kur'ân'daki üsluba yabancı olmadıkları için anlamakta güçlük yaşamıyorlardı. Kur'ân inanan inanmayan herkesi tesiri altında bırakmasına rağmen, kendilerince çeşitli inkar sebeplerine dayanarak inanmak istemeyenler, Kur'ân ayetlerine sihir, şiir, kehanet, esâtir gibi ithamlar edip insanları Kur'ân'dan uzak tutmaya onu dinlemelerine engel olmaya çalışmışlardır. Bu bağlamda Kur'an ayetleri ve Kur'an kıssaları hakkında birtakım iddialar ortaya atmışlardır. Kur'ân'ı Hz. Peygamber'in (s.a.v) yazdığı/yazdırdığı, Kur'ân'ın önceki dinlerden/kitaplardan derlendiği, Kur'an'ın bir benzerinin getirilebileceği, ahiret gününün (ölümden sonra tekrar dirilişin) olmadığı gibi birtakım iddialar mevcuttur. Bu iddialara genel olarak bakıldığında "esâtîru'l-evvelîn" ibaresiyle bağlantılı olarak ayetlerde yer aldığı görülmüştür. Bu çalışmada, Kur'ân-ı Kerîm'de kişi veya kişiler tarafından farklı konulardan dolayı bir iddia olarak ortaya atılan "esâtîru'l-evvelîn" ifadesinin yer aldığı dokuz ayet tefsir edilmekte ve "esâtîru'l-evvelîn" bağlamında değerlendirilmektedir.

Aysel Öztepe
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'ân'da "Akıl sahipleri" anlamına gelen terkiplerin yer aldığı ayetlerin tefsiri

Akıl, insanoğlunun sahip olduğu en önemli özelliktir. Akılla, iyiyi kötüden ve doğruyu yanlıştan ayırt edebilir. Aklı olduğu için insan diğer varlıklardan ayrılmıştır. Bu nedenle de sorumlu kılınmıştır. Bu sorumluluğun bilincinde olan kimselere "akıl sahipleri" denilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu anlama gelen dört terkip bulunmaktadır. Bunlar "ülü'l-elbâb, ülü'l-ebsâr, ülü'n-nühâ, zû hicr" terkipleridir. Bu ifadeler on beş sûrede, yirmi üç âyette geçmektedir. Bu terkipleri oluşturan "lüb, besar, nühâ, hicr" kavramlarının akıl anlamı kazanmaları, akıl ile güçlü bağlantılarından dolayıdır. Öz anlamına gelen "lüb" kelimesi, zekâyı ifade etmektedir. Görme anlamına gelen "besar" aklın gözü gibidir, gördüklerinin hakikatini onunla kavramaktadır. Engelleme anlamına gelen "nühâ" aklın sınır taşıdır, yasak bölgeye geldiğinde ona sınırlarını hatırlatmaktadır. Set anlamına da gelen "hicr", aklın çevresine örülmüş, hata yapmaya ve günah işlemeye karşı engelleyici bir duvar vazifesi görmektedir. İşte aklın bu fonksiyonlarını eyleme dönüştürmesi beklenen kimseler, bu dört terkipte adı geçen akıl sahipleridir. Akıl sahipleri anlamına gelen dört terkibin geçtiği âyetlerin tefsirleri çalışmamızı teşkil etmektedir. Bugüne kadar yazılmış tefsir eserlerinde "akıl sahipleri" anlamına gelen bu terkiplerin yorumları yer almaktadır. Bunlardan ulaşabildiklerimiz kadarına çalışmamızda değinmeye çalıştık. Bu âyetlerde geçen akıl sahiplerinin inançlı, kendilerinden yapmaları veya yapmamaları istenen konularda, mesajı anlayan ve anladığını yerine getirme konusunda samimi kimseler oldukları anlaşılmaktadır.

Yaşar Kemal İhtiyar
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'ân-ı Kerîm'de "ve mâ edrâke" ifadesinin geçtiği ayetlerin tefsiri

Allah Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerîm'de kullanmış olduğu birtakım kavramlar muhatap nezdinde çeşitli anlamlar ihtiva etmektedir. Allah Teâlâ 13 âyette yer alan "Ve Mâ Edrâke" sorusuyla insanların dikkatlerini çalışmamızın konusu olan bu kavramlara çekmiştir. Bu kavramlar hakkında birtakım malumatlar biliniyor olsa da mahiyetleri tam manasıyla idrak edilemiyordu. Allah Teâlâ'nın nakletmiş olduğu bilgilerle bu kavramlara yeni manalar vaz' etmiştir. Çalışmamız tezimizin konusu olan "Ve Mâ Edrâke" ifadesinin kullanım özellikleri ile başlamaktadır. Akabinde Arap dilinde istifhâm başlığı altında çeşitli meselelere değinilmiştir. Üçüncü bölümde sebeb-i nüzûl ve belâgat gibi çeşitli ilimler ışığında bu ifadelerin tefsiri ve mahiyetleri hakkında tespitler yapılmıştır. Sonuç kısmında yapılan bazı değerlendirmelerle çalışmamız sona ermiştir.

Tahir Burak Albayrak
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân'ında rivâyet kullanımı –el-İsrâ ve el-Fetih Sûreleri örneği-

Kur'ân'ın nazil olmaya başladığı ilk andan itibaren Hz. Peygamber başta olmak üzere sahâbe, tâbiûn ve onları takip eden nesiller vahyin nasıl anlaşılacağı ve yorumlanacağı konusunda bizlere yol göstermişlerdir. Onların ortaya koyduğu bu özverili çalışmalar sayesinde Kur'ân yorumu belli bir temele oturmuş ve Kur'ân'ın menfi amaçlar doğrultusunda tefsir edilmesinin önüne geçilmiştir. Bu açıklamalar sonraki dönemlerde sünnîlik ya da Ehl-i sünnet adı etrafında şekillenmiştir. Araştırmamız, İmam Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı eserinde nakledilen rivâyetleri ve bu rivâyetlerin kullanım metotlarını değerlendirmektedir. İlk dirâyet tefsirleri arasında mütalaa edilen Te'vîlât'ın odaklandığı konular, kullandığı rivâyetler, naklettiği te'vîller hem Mâtürîdî'nin yaşadığı dönemdeki problemleri anlamak hem de âyetlerle ilgili yapılan ilk yorumlardan haberdar olmak açısından önem arz etmektedir. H. 4. yüzyıla kadar önemli bir boşluğu dolduran rivâyet tefsir geleneği Mâtürîdî'nin de içinde bulunduğu bazı müfessirlerle beraber dirâyet tefsirine doğru evrilmiştir. İhtiva ettiği yöntemin ağırlık noktasını dirâyetin oluşturduğu Te'vîlât'ın aynı zamanda pek çok rivâyeti içerrmesi, onun rivâyet tefsir geleneği içindeki yerini tespit etmeyi zorunlu kılmaktadır. Çalışmamızın amacı Mâtürîdî'nin tefsirini ihtiva ettiği rivâyetler açısından analiz edip bu tefsirin ne oranda ve hangi şekillerde rivâyetlere yer verdiğini belirlemektir. Aynı zamanda bu çalışmayla Mâtürîdî'nin tefsir yaparken rivâyetlere atfettiği değer rivâyetin farklı türleri açısından sorgulanmaktadır. Tefsir tarihinde önemli izler bırakmış bir müfessir olan Mâtürîdî'nin kendisine ulaşan rivâyet ve te'vîllerden istifade ederken ortaya koyduğu metotları bilmek tefsir bilimine katkı sağlayacaktır. Araştırmamız hem tefsir tarihindeki önemli bir eserin incelenmesini hem de bu tefsirdeki el-İsrâ ve el-Fetih sûreleri özelinde yararlanılan rivâyetlerin ele alınmasını içermektedir. Bundan dolayı öncelikle örneklem metodunun kullanılmasının uygun olacağı düşünülmüştür. Çalışmadaki bu sınırlandırmanın sebebi araştırmaya başlamadan önce yapılan ön incelemede Te'vîlât'ta kullanılan rivâyet ve te'vîllerin araştırmanın sınırlarını aşacak kadar yoğun kullanıldığının tespit edilmesidir. Örnek alınan sûrelerdeki rivâyetlerin ne kadar, ne şekilde ve neden kullanıldığını ortaya çıkarmak için de nicel ve nitel araştırma metotları kullanılmıştır. Çalışma her ne kadar bu sûrelerle sınırlandırılsa da müfessirin bilgi nazariyesi, haberin bu nazariyedeki yeri ve rivâyet ilimleriyle ilgili kullandığı kavramlardan ne kastettiği gibi genel konular Te'vîlât'ın tamamı gözetilerek araştırılmıştır. Mâtürîdî, tefsir yaparken faydalandığı rivâyetlerin isnad ve kaynaklarını neredeyse hiç belirtmemiştir. Çalışmada özellikle hicrî ilk dört asırda kaleme alınan eserler incelenerek onun meçhul sîgalarla kullandığı rivâyetlerdeki râvi, rivâyet ve te'vîllerin ilk sahibine ulaşılmaya ve yararlandığı eserler tespit edilmeye çalışılmıştır. Mâtürîdî, el-İsrâ ve el-Fetih sûrelerinde başta Resûlullah'ın hadisleri olmak üzere sahâbe görüşlerinden, tâbiûn nesli ve sonrasının sözlerinden olabildiğince istifade etmiştir. Bu konuda sahâbeden İbn Abbâs ve İbn Mesʿûd, tâbiûndan Hasan-ı-Basrî ve Katâde b. Diâme, sonraki dönemlerden ise Mukâtil b. Süleymân, Zeccâc ve İbn Kuteybe öne çıkmaktadır. Mâtürîdî rivâyet ilimlerine yönelik derin bir bilgi birikimine sahip olmasına rağmen rivâyetleri aktarırken son derece serbest davranmıştır. Çoğunlukla isnad kullanmadan istifade ettiği haber ve te'vîllerin ya tam metnini veya kısmî metnini ya da sadece rivâyetin manasını çağrıştıracak yönünü tefsirine almıştır. Ahkâm konularında birkaç rivâyeti peş peşe sıralaması dikkat çekmektedir. İmam Mâtürîdî'nin tefsirinde isimlerinden bahsettiği müelliflerin kitaplarından yararlandığı düşünülmektedir. Fakat meçhul rivâyetleri araştırırken kaynaklarda yoğun bir şekilde karşımıza çıkan ancak tefsirinde isimleri anılmayan müelliflerin eserlerinden yararlanıp yararlanmadığı kesin değildir. Mâtürîdî'nin, Te'vîlâtü'l-Kur'ân'da kendisine ulaşan rivâyet malzemesini son derece yoğun bir şekilde kullandığı, naklettiği haber ve te'vîllerle ilgili karşılaştırma ve yorumlarından derin bir rivâyet alt yapısına sahip olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak Te'vîlât'ın rivâyeti ihmal etmeyen, hatta rivâyetleri etkin şekilde kullanan bir tefsir olduğu ortaya çıkmıştır.

Mustafa Maden
Kastamonu University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kur'ân tefsirinde "Ehl-i Beyt" yorumları –Şia ve Şia dışı tefsirler özelinde-

Çalışmamızda Şia ve Şia dışı tefsir kaynaklarında Ehl-i beyt hakkındaki verileri tespit etmeye çalıştık. Şia ve Şia dışı tefsirlerde Ehl-i beyt hakkında nazil olduğu düşünülen, Ehl-i beyt olarak tevil edilen ve Ehl-i beytin faziletini beyan eden ayetler, ayetlerin yorumları ve yorumları desteklemek üzere delil olarak getirilen rivayetleri ortaya koymayı hedefledik. Çalışmamızın birinci bölümünde Ehl-i beyt terkibinin dönemsel anlamını incelemeye çalıştık. Bu terkibin her dönemde farklı manada kullanılıp her asrın siyasi ve dini ortamına göre anlam değişikliğine uğradığını tespit ettik. Çalışmamızın ikinci bölümünde Şia dışı klasik rivayet ve dirayet tefsirlerinde Ehl-i beyt ile tefsir edilen ayetlerin yorumlarını ve rivayetleri inceledik. Şia dışı müfessirler Ehl-i beyt hakkındaki ayetlerin ve rivayetlerin net olarak Ehl-i beyt fertlerinden kime delalet ettiğine çok dikkat etmeksizin Ehl-i beytin fazileti hakkında düşünmüşlerdir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde Şia'nın tefsirlerini inceledik. Öncelikle Şia dışı tefsirlerde Ehl-i beyt olarak tevil edilen ayetlerin hemen tamamının Şii tefsirlerinde de Ehl-i beyt olarak yorumlandığını gördük. Fakat tekrara düşmemek adına Şia tefsirlerini incelediğimiz bölümde bunlara yer vermedik. Şia kaynaklarında "Ehl-i beyt" ya da "Ehl-i beyt imamları" olarak tefsir edilen birçok ayet daha tespit ettik. Şii müfessirler Ehl-i beyt hakkındaki her ayeti tefsir ederken, Ehl-i beyt fertlerinin kim ya da kimler olduğunun bilinmesi için çok çaba göstermişlerdir. Çünkü bu isimler onlara göre, ümmetin imamı yani yöneticisi olacaklardır. Şii tefsirlerdeki yorumlarda ayetlerde kastedilenlerin kimler olduğu yanında ayetlerde "Ehl-i beyt" ile kastedilenlerin, kendi inanç ve düşünce sisteminde ifadesini bulan kişiler olması arzularının da tefsirlere yansıdığını gördük. Ayetlerin tevilinde Ehl-i beyt olarak yer alan rivayetlerin bir kısmı, ayetin anlamını ortaya koymaya yönelik olmayıp, ayetin anlam alanını örneklendirmek için verilmiş birer misal ya da tefsirin kaleme alındığı dönemde yapılmış örnek birer yorum olarak da değerlendirilebilir. Bazı ayetlerin başka yorumları ve bu yorumları destekleyen rivayetler de tefsirlerde yer almaktadır. Biz çalışmamızda Ehl-i beyt yorumlarını ve bu yorumları destekleyen rivayetleri tespit etmeye çalıştık. Ehl-i beyt dışındaki diğer yorumları ve onları destekleyen rivayetleri, çalışmamızın sınırları dışında kaldığı için araştırmamıza dâhil etmedik.

Mahmut Can Muhacir
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

El-Fethu'l-Kutsî fi Tefsiri Âyeti-l Kürsî adlı el yazması eserin tahkiki

Âyete-l Kürsî, âlimlerin ve araştırmacıların ilgi odağı haline gelen ve onun sırlarını açıklamak için kalemlerini yarıştırdıkları bir alan olmuştur. Bugün dünya kütüphanelerine dağılan birçok kitap ve el yazması eserde nasıl çaba ve gayret harcamış oldukları görülmektedir. Bunlar arasında tahkiki tamamlanmış ve hala tahkik ve araştırması devam eden eserler yer almaktadır. İşte bu eserler arasında; Ahmed b. Muhammed b. er-Rûmî el-Hamavi'nin kaleme aldığı el-Fethu'l-Kutsî fi Tefsiri Âyeti-l Kürsî adlı bu eser de yer almaktadır. Bu el yazması eseri çalışma ve tahkik etme şerefine nail oldum. Bu çalışmanın bir kısmı araştırmaya ve bir kısmı da metin tahkikine ayrılmıştır. Araştırma bölümü, yazarın biyografisini, eserdeki izlediği yöntem ve metodolojisini, eserin analizini, nüshalarını, kaynaklarını ve bilimsel değer ve kıymetini içermiştir. Mevcud nüsha sayısı da Üç nüshadır. ana nüsha olarak en net, açık, kâmil ve tam olanını seçtim o da (A) adındadır. Gerekli inceleme ve araştırmaların ardından bazı sonuçlara ulaştım. Bunların en önemlileri şunlardır: Bu eser birden fazla kez yazılmıştır. Daha sonra yazılan nüshalar, önce yazılanlara göre daha kapsamlı ve daha geniştir. Gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen eserin yazarı hakkında hala yeterli bilgi bulunmamakta ve tanınmamaktadır. Fakat çalışmalarımız sonunda onun yaşadığı dönemi tespit etmeyi başardık. Buna göre yazar hicri onuncu asırda yaşamıştır. Buna göre onun Anadoluda yaşayan Türk asıllı olma ihtimali yüksektir. Hama ve Halep illerine nispet edilmesine gelince, o bölgelerde yaşamış olma ihtimalinden olabilir. Yazarın üslubu incelendiğinde onun derin ilmi ve çok çeşitli bilimsel alanlara vukufyeti dikkat çekmektedir. Yazar Hanefi ve Ehl-i sünnet ve'l-cemâat mezheplerine mensup olup taassuptan uzak, mutedil, doğru gördüğü hakikatlerin arkasından giden bir kişiliğe sahiptir. Yazarın eserde kullandığı dil, avam halkın anlayamayacağı, sadece ilim talebelerinin ve uzmanların anlayabileceği bir seviyededir. Fıkıh ve Fıkıh usulünde güçlü ve sağlam bir bilgiye sahip olup dilbilgisi kuramlarına vakıf, Kelam ilminde tecrübeli, doğru anlamlı bir tasavvuf yönü olan yapıya sahiptir. İşte bu bahsi geçenler, esere bilimsel yüksek bir değer yüklemektedir. Anahtar Kelimeler:Tefsir, Âyetü-l Kürsî, Tahkik, İnceleyin, Ahmed ibn Rûmî, El-Fethu'l-Kutsî

Ahmad-i RumiAyetü'l-KürsiKur'an-ı Kerim+2
Buthaına Ahmed Alı Saleh
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'ân'da "mütraf" kavramının yer aldığı âyetlerin tefsiri

Kur'ân-ı Kerîm, her dönem yorumlanmayı bekleyen Allah kelâmıdır. Klasik tefsir kitaplarında genelde âyetler belli bir sıraya göre değil mushaf tertibine göre hazırlanmıştır. Bu çalışmada konu bütünlüğünün anlaşılır bir şekilde sağlanması adına farklı sûrelerde bulunan "mütraf" kavramının geçtiği âyetler bir bütün olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Çalışmadaki temel amaç "mütraf" kavramı ile ifade edilen kişilerin kimler oldukları konusunda bir kanaate vararak yapılacak yorumlara zemin hazırlamaktır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde "mütraf" kavramının kelime anlamı ve Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan terim anlamına yer verilmiştir. İkinci bölümde ise âyetlerin metinlerine, içinde yer alan önemli kelimelere ve âyetlerin ayrıntılı tefsirine yer verilmiştir. Araştırmada tefsir kaynakları kullanılmış, ilaveten konuyla alakalı tez ve makalelerle çalışma zenginleştirilmiş ve sonuç bölümüyle çalışma sonlandırılmıştır.

AyetlerKur'an-ı KerimMütraf+2
Şeymanur Öztürk
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bilimsel tefsire kaynak olarak kabul edilen başlıca ayetler ve tefsiri

Kuran'ı Kerim'in ayetleri anlamlı bir bütün oluşturmakta ve çoğu zaman ayetler birbirini tefsir ederek Kur'an'ın anlaşılması kolaylaşmaktadır. Kur'an'ın doğru anlaşılabilmesi için ayetlerin içeriklerinin doğru anlaşılması hayatî bir önem arz etmektedir. Kur'an'a bütüncül bakış açısıyla yaklaşılması gerekmektedir. Bilimsel tefsiri Kur'an ayetlerine uygulayanlar delillerini öncelikle Kur'an'dan getirmektedir. Bilimsel tefsirin imkânına Kur'an'dan delil getirenlerin başvurdukları En'am 6/38, En'am 6/59, Nahl 16/89, Kehf 18/109, Yusuf 12/111 ve Lokman 31/27. ayetlerdir. Bu ayetlerin bilimsel tefsir metoduna kaynaklık etmesinin imkânını sorguladık. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bilimsel tefsir ile alakalı temel bilgiler verilmiş ve bilimsel tefsirin kavramsal çerçevesi çizilmiştir. İkinci bölümde bilimsel tefsirin Kur'an'a uygulanmasını mümkün görenlerin delil olarak öne sürdükleri ayetler incelenmiştir. İlgili ayetler klasik ve modern tefsirlerden yararlanılarak değerlenmiştir. Anlam yorum ekseninde tefsir ettiğimizde ayetlerin bilimsel tefsire kaynaklık etmesinde ciddi sorunlar barındırdığı tespit edilmiştir. Adı geçen ayetlerin bilimsel tefsire delil olması sorunu tartışılarak elde edilen veriler sonuç bölümünde zikredilerek çalışma tamamlanmıştır.

AyetlerBilimBilimsel bilgi+7
Emrah Dayıoğlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tevbe suresi 5. ayetin (Seyf ayeti) tefsiri ve nesh açısından incelenmesi

Tevbe suresi 5. ayet Kur'ân âyetlerinin neshi ve savaş hukuku açısından önem arz eden bir ayettir. Seyf ayeti ismiyle anılan Tevbe suresi 5. ayet müşrikler hakkında inen son ayet olması sebebiyle kendisinden önce nazil olan ve savaş dışındaki hükümleri ihtiva eden ayetlerin tamamının hükmünü kaldırdığı iddia edilmektedir. Böyle bir düşünceye gidilmesinde ayetin bağlamından koparılması etkili olmuştur. Ayet bağlamı içerisinde değerlendirildiğinde Hz. Peygambere davetinin ilk yıllarından itibaren sıkıntı çektiren müşrik Araplar hakkında nazil olduğu görülecektir. Bu ayet müşrik Araplara bir tehdit mahiyetindedir. Bütün bunlar değerlendirildiğinde ayetin gayr-i Müslimlerin tamamına şamil kılınmasına gerek olmadığı anlaşılacaktır. Tevbe suresi 5. ayet tarafından neshedildiğine dair, müracaat edilen kaynaklarda bilgi yer alan yüz otuz ayet bulunmaktadır. Bu ayetlerin büyük kısmının nevâsihu'l-Kur'ân eserlerinde yer aldığı görülecektir. Tevbe suresi 5. ayet müşriklerle ilişkilere dair son inen ayet olunca aralarında çelişki olduğu düşünülen ve seyf ayetinden önce nazil olan ayetler mensuh kabul edilmiştir. Kaynaklar incelendiğinde mensuh olduğu kabul edilen pek çok ayet ve Tevbe suresi 5. ayet arasında uzlaşması mümkün olmayan çelişkinin olmadığı görülecektir. Toptan bir nesih anlayışıyla ayetlere yaklaşmak pek çok ahlaki ve evrensel ilkeyi barındıran ayetlerin yok sayılmasına yol açacaktır. Yüz otuz ayetin mensuh kabul edilmesinde etkili olan birçok sebep vardır. Bunların başında son dönemlere kadar devletlerarası ilişkilerin savaş düzenine dayanması ve Tevbe suresi 5. ayet ve mensuh ayetler arasında bulunduğu kabul edilen işkal düşüncesi gelmektedir. Tevbe suresi 5. ayet ve mensuh olduğu iddia edilen ayetler arasında savaş durumu esas alınsa da bir çelişki bulunmadığından neshin uygulanmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir.

AyetlerKur'an-ı KerimMüşriklik+5
Mesut Yılmaz
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Esad Efendi'nin Yasin Sûresi tefsiri (Hasanpaşa yazma eser kütüphanesi nüshası)

İnsanlığın son ilahi rehberi olan Kur'an-ı Kerim, muhataplarına sıklıkla tefekkür etmeyi ve araştırmayı öğütlemektedir. Buna kayıtsız kalmayan inananlar, her dönemde gerek ilahi kelamın âyetleri, gerekse dikkat çekmeye çalıştığı yönler üzerinde düşünme, araştırma, anlama ve uygulama çabası içinde olmuşlardır. Sahabenin Hz. Peygambere yönelttiği soruların cevabını veya peygamberin açıklamalarını başlangıç sayabileceğimiz bu çaba, devirlere göre yenilenerek ve gelişerek tefsir ilmini oluşturmuş, devamında ki ilmi çalışmalar tefsir mirası olarak gelecek nesillere aktarılmıştır. Asırlarca İslam'ın sancaktarlığını yapan Osmanlı Devleti de bu ilmi çalışmalarda da öncü olmuş, tefsir, hadis, akaid ve fıkıh gibi dersler medreselerde, camilerde ve saraylarda talim edilmiştir. Osmanlıda gelenek halini almış âyet ve sûre tefsiri ise ziyadesi ile toplum tarafından rağbet görmüş ve bu ilmi mirasın içerisinde kendisine sağlam bir yer edinmiştir. Bu çalışmada öncelikle âyet ve sûre tefsiri hakkında bilgi verilmiştir. Yine bir sure tefsiri olan ve Çorum Hasanpaşa Yazma Eser Kütüphanesinden alınan, Mehmed Esad Efendi'nin telif ettiği "Hulâsâtü't-Tebyin fi Tefsiri Sûreti Yâsîn" isimli risalenin okunup incelenmesi ve tetkik edilmesi hedeflenmiştir. Eser Türkçe olmasına rağmen dildeki deformasyon sebebiyle anlaşılması zorlaşmış, sözlük desteğiyle okuyup tetkik edilebilmiştir. İki bölümden oluşan çalışmada birinci bölümde, eser ve müellif hakkında Osmanlı sicil kayıtları ve ansiklopedilerden bilgi verilmiştir. İkinci bölüm ise, eserin Kur'an ilimleri açısından tasnife tabi tutulması ve konu başlıklarında bu ilimlere dair kısa bilgiler verilmesinden oluşur. Yâsin sûresindeki âyetler ilgili konu bağlamında tetkik edilerek, bir başlık altında tasniflenmiştir. Sonuç bölümünde ise bu risale vesilesiyle edindiğimiz bilgi birikimi kısaca aktarılmış, çalışmanın önemi ortaya konulmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Hülâsatü't-tebyîn, Mehmed Esad Efendi, Yâsin sûresi, Tefsir Haziran 2022, 95 Sayfa

Esad EfendiKur'an-ı KerimSure+3
Saliha Küçükoğlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors