Theses supervised by Prof. Dr. Cüneyt Koyuncu
14 theses · Bilecik Şeyh Edebali Üniversity, Kütahya Dumlupınar University
Özelleştirmenin bütçe açığı üzerindeki etkisi
Bu çalışmada özelleştirme ve bütçe açığı arasında nasıl bir ilişki olduğu araştırılmıştır. İlk bölümde özelleştirmenin tarihi incelenerek günümüze kadar nasıl geldiğinden bahsedilmiştir. Daha sonrasında ise Türkiye?deki ve dünyadaki özelleştirme uygulamalarına incelenmiştir. İkinci bölümde ise bütçe açığı, bütçe açığının nedenleri ve bütçe açığının finansmanından bahsedilmiştir.Bütçe açığı ve özelleştirme arasındaki ilişkiyi belirlemek için bazı kontrol değişkenlerde literatür taranarak belirlenmiştir. Bu kontrol değişkenler enflasyon ve büyümedir. Çalışmamızın sonunda ise yapılan analiz yorumlanmıştır. Anahtar Sözcükler:Özelleştirme, bütçe açığı, büyüme, enflasyon.
Sosyal yardımların yoksulluk üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
İktisat biliminin uğraş alanlarından biri olan yoksulluk konusu, son yıllarda çeşitli disiplinlerin ortak çalışmalarında da incelemeye değer bulunmuştur. Bu durum yoksulluğun sadece bir kalkınma problemi değil, aynı zamanda insanlığın ortak bir sorunu olduğu gerçeğini yansıtmaktadır. Son yıllarda yapılan yoksulluk araştırmaları yoksulluğun sadece gelir düzeyi düşük ülkeler arasında yaygın olmadığını, refah seviyesi yüksek toplumlarda da yoksulluğun yaralayıcı boyutlara ulaştığını göstermektedir. Öte yandan yoksulluk olgusunun az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından daha vahim sonuçlar doğurduğu ortadadır. Bu çalışmada yoksulluk kavramsal olarak değerlendirildikten sonra yoksulluğun nedenleri ve yoksullukla mücadele yolları ortaya konulmuştur. Bununla birlikte yoksullukla mücadele araçlarına vurgu yapılarak, ulusal düzeyde Türkiye'de yoksullukla mücadele bağlamında faaliyetlerini sürdüren kurumlardan Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü (SYGM)'nün genel yapısı, işleyişi ve uygulamaya koyduğu yardım programları açıklanmıştır. Türkiye'de yoksulluğun boyutları sayısal göstergeler ışığında çalışmanın son bölümünde irdelenmiş ve yapılan yoksulluk çalışmalarına ilişkin bir literatür özeti sunulmuştur. Çalışmaya konu edilen sosyal yardım ödeneklerinin yoksulluk üzerindeki etkileri basit ve çoklu regresyon modelleriyle tahmin edilerek, elde edilen sonuçlara ilişkin yorumlarla çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Sözcükler Yoksulluk, gelir dağılımı, sosyal yardımlar, ekonomik büyüme.
Türkiye'de ekonomik, sosyal ve politik küreselleşme süreci ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin analizi
Bu çalışmada Türkiye'de 1970-2013 periyodunda küreselleşmenin büyüme üzerindeki uzun dönemli etkileri incelenmiştir. Yöntem olarak ARDL Sınır Testi Yaklaşımı ve Toda Yamamoto ile Granger Nedensellik Testi kullanılmıştır. Uygulamalarda büyüme; GSYİH'deki yıllık yüzdesel büyüme, kişi başına GSYİH'deki yıllık yüzdesel büyüme ve dolar bazında 2010 sabit fiyatlarıyla GSYİH'deki büyüme oranının logaritmik dönüşümü olmak üzere üç farklı seri ile temsil edilmiştir. Küreselleşme ölçütü olarak; küreselleşmeyi genel, ekonomik, sosyal ve politik boyutlarıyla ele alan KOF endeksi kullanılmıştır. ARDL Sınır Testi sonuçlarında; Türkiye'de genel küreselleşmenin büyümeyi artırdığı saptanmıştır. Ekonomik, sosyal ve politik küreselleşmenin büyümeye etkisine dair anlamlı bir ilişkiye ise rastlanmamıştır. Bu anlamsız ilişki, ekonomik ve politik küreselleşmeye ait alt değişkenler için de geçerlidir. Ancak sosyal küreselleşme alt değişkenlerinden bilgi akışı, internet kullanıcı sayısı, televizyon sayısı ve gazete ticaretinin büyümeyi artırdığı gözlemlenmiştir. Toda Yamamoto ile Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre ise; ekonomik küreselleşme ve ekonomik küreselleşmeye ait alt değişkenlerden fiili akımlar, ticaret, portfolyo yatırımları, yabancı uluslara yapılan gelir ödemeleri, kısıtlamalar, gizli ithalat engelleri, ortalama gümrük tarife oranı, uluslararası ticaret üzerinden alınan vergiler ve sermaye hesabı kısıtlamaları; politik küreselleşme alt değişkenlerinden ülkedeki büyükelçilikler, uluslararası kuruluşlara üyelik, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi görevlerine katılım ve uluslararası anlaşmaların büyümenin nedeni olduğu saptanmıştır.
Devlet destek ve teşviklerinin sektörel etkinliğe etkisi, planlı kalkınma döneminde Türkiye'de teşvik uygulamaları
Bu çalışmada Türkiye'de 1960-1980 planlı kalkınma döneminde verilen teşvikler incelenmiştir. Döneme ait kalkınma planları, 1960-1980 dönemindeki ekonomik gelişmeler, Devlet Planlama Teşkilatı, dünya ve Türkiye'deki teşvik politikaları, teşvik uygulamaları çerçevesinde analiz edilen devlet desteklerinin, özel sektörün gelişimine önemli katkılar sağladığı ortaya konmuştur. Bu tez çalışmasının ampirik kısmında; 36 ile 144 arasında değişen sayılarda ülke grubu için dengesiz panel veri seti kullanılarak sübvansiyonların sektörel katma değer üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Verilen teşvikler etkin ise bunun sektörel katma değerler üzerinde olumlu bir etki yapması öngörülmüştür. Aksi halde, katma değer üzerindeki ters etkiyi öngörülmüştür. Sübvansiyon değişkeninin yanı sıra bulgumuzun geçerliliğini koruyup korumadığını görmek için analizlerimize sektörel katma değerin belirleyicisi olan üç kontrol değişkeni dahil edilmiştir. Bu değişkenler Gayri Safi Sabit Sermaye Oluşumu, Reel Faiz Oranı ve Beşeri Sermaye Endeksi serileridir. Birim Sabit Etki Tekli ve Çoklu Regresyon Modellerinde bağımlı değişken olarak 14 farklı sektöre ait katma değer serileri kullanılmıştır. Çalışmanın en temel ana bulgusu olarak; tahmin sonuçlarına göre modelde teşvikleri temsilen kullanılan sübvansiyonların; bir ekonomide yaratılan katma değeri istatistiksel olarak anlamlı bir biçimde pozitif yönde etkilediği hem tekli hem de çoklu regresyon modellerinde tespit edilmiştir. Kontrol değişkenleri beklenen işaretleri almış ve üç kontrol değişkeninden sadece ülkedeki belirsizliği temsilen modele dahil edilen faiz oranı anlamsız olarak karşımıza çıkmıştır.
Sosyal ve demografik faktörler, özgürlükler, kurumsal faktörler ile kadın işgücü katılımı arasındaki ilişkinin ampirik analizi
Bu çalışmada kadın işgücü katılım oranı(FLFP) 109 ülke üzerinde incelenmektedir. Kadın işgücü katılımını etkileyen faktörler ile zaman serisi ve dengesiz panel veri setleri ile analizler gerçekleştirilmiştir. Kadın işgücü katılımı sosyo-demografik faktörler, özgürlükler ve kurumsal faktörler olarak üç ayrı faktörler kümesiyle değerlendirilmiştir. Sosyal(Medeni durum, bağımlılık oranı, eğitim seviyesi (ya da okuryazarlık), kişi başına düşen Milli Gelir, işsizlik oranı, Transfer Ödemeleri, İnsani Kalkınmışlık endeksi, büyüme, enflasyon) ve demografik (dil, din, etnik yapı, kültür gibi karakteristik özellikler) faktörler, özgürlükler (ekonomik, politik ve diğer hak ve özgürlükler), kurumsal faktörler ise (devletin etkinliği, yolsuzluk, siyasi istikrar) şeklinde çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada yapılan analizler neticesinde özellikle din ile ilgili dikkat çeken sonuçlar elde edilirken, sosyo-demografik faktörlerde özellikle kültürel farklılaşmanın etkisinin olmadığı görülmüştür. Özgürlükler çerçevesinden bakıldığında ise beklentilere paralel bir biçimde kadın işgücü üzerinde pozitif bir şekilde etkilediği ve kurumsal faktörlere bakıldığında ise yolsuzluk dışında kalan kurumsal faktörlerin pozitif, yolsuzluğun ise negatif etkisi olduğu görülmüştür.
Finansal kalkınma ve yoksulluk arasındaki ilişki: Panel analiz
Yoksulluk tüm insanlığın karşı karşıya olduğu bir problemdir. Dünya refahının gün geçtikçe artmasına rağmen yoksul ile zengin arasındaki fark da giderek artmakta ve yoksul insan sayısı çoğalmaktadır. Finansal sistem ekonomilerin gereksinim duyduğu fonlara ulaşmada fon arz edenler ile fon talep edenleri bir araya getiren görevi üstlenmiştir. Finansal piyasalardaki bu fonların tam ve etkin kullanımı ekonomik büyümeyi artırmakta ve dolaylı olarak yoksulluğun düşürülmesinde çeşitli kanallardan etki etmektedir. Bu doğrultuda, çalışmamızda 131 ülkenin farklı yıllara ait dengesiz panel verileri kullanılarak finansal kalkınma ile yoksulluk arasındaki ilişki incelenecektir. Finansal kalkınma başlığı altında, finansal piyasa büyüklüğü, finansal piyasalarda derinlik, finansal piyasalarda istikrar ve finansal piyasalarda etkinlik olmak üzere dört farklı değişkene ait 2000 – 2011 yılları arasındaki çeşitli göstergeler alınarak, finansal kalkınma verileri elde edilmiştir. Yoksullukta ise yine aynı yıllara ait altı farklı değişken kullanılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre, finansal kalkınma ile yoksulluk arasındaki negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Diğer bir deyişle elde edilen sonuçlar finansal kalkınma arttıkça bir ülkedeki yoksulluğun azaldığına işaret etmektedir.
Yoksulluk ve kayıt dışı ekonomi arasındaki ilişki
Günümüzde yer altı ekonomisi problemine yaygın bir biçimde bilhassa az gelişmiş ekonomilerde rastlanmaktadır ve aynı zamanda yeraltı ekonomisi belli bir boyutta gelişmekte olan ekonomilerinde problemidir. Yer altı ekonomisi devletler için vergi gelir kaybına yol açması nedeniyle ve formel sektörde yer alan firmalar ile adaletsiz bir rekabet yaratması nedeniyle bir sorundur. Yer altı ekonomisine yol açan ekonomik ve demografik faktörler arasında adaletsiz vergi oranları, gelir dağılımı adaletsizliği, nüfus artışı ve kırdan kente göçü sayabiliriz. Yer altı ekonomisinin diğer belirleyicilerinin yanında yoksulluk yer altı ekonomisinin en hayati belirleyicilerinden biridir. Ayrıca yeraltı ekonomisi ekonomik ve siyasi belirsizliğin yoğun olduğu ekonomilerde daha fazla gözlenmektedir. Bu çalışmada yoksulluğun enformel sektör üzerindeki etkisi panel data çerçevesinde analiz edilecektir. Bu bağlamda bir ekonomide yoksulluk seviyesindeki artışın yer altı ekonomisini arttıracağı hipotezini test etmekteyiz. Panel veri analizlerinden elde edilen tahmin sonuçları yoksulluk ile yer altı ekonomisi arasında aynı yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğunu ortaya koymaktadır, yani yoksulluk seviyesindeki bir azalış yeraltı ekonomisini azaltmaktadır.
Beşeri sermaye yatırımlarının verimlilik üzerine etkisi: Panel veri analizi
Dünya ekonomik yapısının küreselleşmesiyle birlikte, yapılan işlerin niteliği ve çalışan işgücünün özellikleri de buna bağlı olarak değişmektedir. Özellikle iletişim, bilgi ve hizmetler sektöründeki gelişmeler yeni iş koşulları ve bu iş koşullarını yaratan kaynaklar, insan kaynağının hazırlanmasında ve kullanılmasında yeni yaklaşımların gündeme gelmesini sağlamıştır. Bu çalışma, tüm dünya ülkelerindeki 1980 ile 2017 yılları arasındaki dönemlerdeki insani sermaye ve prodüktiviteye etki eden faktörler ele alınarak verilerle analiz edilmiştir. Ekonometrik analizde insani sermaye ve prodüktivite arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca emek gücü prodüktivitesini etkileyen bağımsız değişkenlerle (sağlık, dışa açıklık, enflasyon, çalışma saati, yatırım, doğrudan yatırım) açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan analizde Hausman testi kullanılmıştır. İnsani sermaye yatırımının gelişmesinde eğitim, sağlık, beceri kazandırma, ekonomik gelir ve hayat standartlarının gelişmesiyle birebir alakalıdır. Çalışmanın amacı, insani sermaye kavramının önemini ve prodüktivite üzerindeki etkisini, birbirleriyle olan ilişkisini inceleyerek, bilgi ve teknoloji kullanımının küresel ve ulusal boyutta gelişmesinde ne kadar önem arz ettiğine, verimliliğin artışına olan katkının ne oranda olduğuna, kaliteli ve nitelikli işgücü yaratmak için insani sermayenin ve emek gücünün prodüktiviteye önemine değinilmiştir. Bu çalışmanın amacı insan sermayesi yatırımı ile verimlilik arasındaki ilişkiyi ampirik olarak genel ve işgücü piyasası bağlamında incelemektir. Analizlerde sekiz farklı verimlilik göstergesi ile üç farklı insan sermayesi yatırımı göstergesi kullanılmıştır. Böylelikle dengesiz panel veri kullanılarak yirmi dört model tahmin edilmiştir. Tahmin sonuçlarına göre insan sermayesi yatırımı ile verimlilik arasında güçlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Diğer bir ifadeyle bir ekonomide insan sermayesi yatırımı verimliliğin gelişimine katkıda bulunmaktadır.
Siber saldırıların ekonomik boyutu
Gelişen iletişim teknolojileri her zaman ilk olarak savaş alanlarında denenmiştir. Almanların meşhur Enigma, şifreli telsiz iletişim ağı iletişim güvenliği olgusunu bizlere hatırlatmaktadır. Devamında İngiltere tarafından çözülen bu sistemin maliyeti Almanların İngiltere cephesini kaybetmesine kadar gidecek ağır sonuçlar doğurmuştur. Tarihte örnekleri bol olmakla beraber iletişim güvenliği ve bilgi güvenliğinin sonuçları arasında mutlaka ekonomik bir boyut bulunmaktadır. Günümüzde bilişim sistemleri ekonomide internet bankacılığı, online pazarlar, üretim yönetimi, askeri alanlarda ve savunma yatırımlarında yer edinmiştir. Bu doğrultu da bilişim teknolojilerinin getirdiği kolaylıkların yanında. Bilgi güvenliğinin de önemi artmıştır ve geçtiğimiz yüzyılda siber saldırılar ciddi ekonomik zararlara yol açmıştır. Bunu keşfeden devletler siber savunma stratejileri geliştirmişlerdir. Savunma bütçe ve strateji eylem planlarında siber güvenliğe yer ayırmaya başlamışlardır. Son yıllarda teknolojik adaptasyonun artması ile birlikte de siber saldırıların ekonomik boyutu giderek şiddetini arttırmış ve siber savaşları doğurmuştur. Ayrıca günümüzde gerçek hayatta karşımıza çıkan vekalet savaşları durumu siber dünyada da geçerli olduğundan, siber savaş ve saldırı ayrımı yapmak pek mümkün değildir. Her iki grup saldırı da birbirleri ile ilişkilidir. Siber saldırı ve siber savaşların ekonomik etkilerinin hesaplanması yönünde henüz bir çalışma mevcut değildir. Araştırmalarımız esnasında bu konuda dünyaca yetkin kurum, kuruluş ve firmaların ellerindeki verilerin siber saldırıların ekonomik etkilerini, ekonometrik analizlerle gerçeğe daha yakın olarak hesaplamak için henüz yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Bu sebeple çalışmamızda siber saldırıların ekonomik ilişkilerini ve etkilerini vurgulamaya, bu ekonomik etkilerin ileride yeterli veri ve anlayış oluştuğunda yapılacak çalışmalarda gerçeğe daha yakın olarak hesaplanabilmesi için bir yaklaşım, yöntem ve bakış açısı kazandırmaya gayret ettik.
Özgürlükler ve kurumsal faktörler ülkelerin savunma harcamalarını etkiler mi?: Panel analiz
Savunma harcamaları ile ilgili bugüne kadar birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmanın temel amacı özgürlüklerin ve kurumsal faktörlerin savunma harcamaları üzerindeki etkisini incelemektir. Özgürlük göstergeleri; güçlendirme hakları endeksi, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, konuşma özgürlüğü, seçimde öz tayin, din özgürlüğü, işçi hakları, kadının ekonomik hakları, kadının siyasi hakları, kadının sosyal hakları, yargının bağımsızlığı on farklı değişken çalışmaya dahil edilmiştir. Kurumsal faktör göstergesi olarak dokuz farklı değişken kullanılmıştır. Bu değişkenler; ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik, siyasi istikrar ve şiddetin yokluğu, devlet etkinliği, idari kalite, hukukun üstünlüğü, yolsuzluğun kontrolü, hukuk ve politikaya askeri müdahale, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, hukuk sistemi ve mülkiyet hakları şeklinde çalışmaya dahil edilmiştir. Bu çalışmada özgürlüklerin ve kurumsal faktörlerin savunma harcamaları üzerindeki etkisi 1990-2017 yılları arasında 151 ülke için çalışma yapılmış olup ampirik olarak dengesiz panel veri setinden yararlanılmıştır.Kurumsal faktörler ile savunma harcamaları arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.Ancak kurumsal faktör değişkeni olan yolsuzluğun kontrolü ve savunma harcamaları arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu sonucu tespit edilmiştir.Özgürlükler ile savunma harcamaları arasındaki ilişki tüm değişkenler için negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu ve tüm sonuçların beklenti ile paralel olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Studies on the political economy of social values
This study consists of three chapters, each addressing different dimensions of social values that appear to be independent of each other. The first chapter examines how social values and demographic characteristics influence attitudes toward migrants in Turkey. The results of the logit model analysis, based on 2018 World Values Survey (WVS) data, indicate a strong relationship between religion and nationalism and negative attitudes toward immigrants in Turkey. Improving one's social class has a positive effect on attitudes toward immigrants. However, perceiving immigrants as a competitive factor in the labor market is positively associated with negative attitudes towards them. Views toward immigrants are more influenced by values and socioeconomic position in society than by demographic characteristics. The second chapter of the study analyzes the impact of demographic characteristics on prioritizing environmental protection versus economic growth in Turkey and 63 other countries surveyed by the WVS between 2017 and 2022. A logit model is used to analyze the data, but no clear patterns are identified. However, in many of the surveyed countries, a positive correlation is found between education level and prioritizing pro-environmental policies. In Turkey, pro-environmental attitudes are negatively correlated with age in younger ages and positively correlated with income scale, postmaterialist values, town size, preference for statist rather than individualist preferences in business and industry, religion, nationalism, being on the right wing of the political spectrum, preference for democracy, and trust in civil society. The third chapter of the study analyzes the correlation between modernization and religiosity using the Seemingly Unrelated Regression (SUR) method on 108 countries included in the WVS study between 1989 and 2022. The empirical findings suggest the existence of a secularization process as there is a negative association between religiosity and various aspects of modernization. On the other hand, religiosity has a negative correlation with religious pluralism and the existence of a state religion. However, it has a positive correlation with state regulation of the religious market.
Ar-Ge ve inovasyonun ekonomik boyutları üzerine iki deneme
Bu çalışma özü itibariyle, Ar-Ge ile inovasyonun ekonomik konuları ne yönde etkilediğini ve ekonomiye katkısını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda ilk denemede, iki farklı ihracat değişkeni olarak kullanılmıştır. Bu değişkenler, ihracat1 değişkeni 2015 sabit fiyatlarıyla ABD doları cinsinden mal ve hizmetler ihracatını göstermekte iken ihracat2 değişkeni mal ve hizmetler ihracatının GSYİH içindeki yüzdesel payını göstermektedir. Türkiye'de Ar-Ge harcamalarının uzun dönemde ihracatı arttırabileceği savı için ARDL yöntemi ile analiz edilmiştir. ARDL eş-bütünleşme testi sonuçlarına göre, 1996-2020 periyot aralığında Türkiye'de Ar-Ge harcamalarında meydana gelecek %1'lik artışın İhracat1'i %1.0443 arttırdığını, 1995-2021 periyot aralığında Türkiye'de Ar-Ge harcamalarında meydana gelecek %1'lik artışın İhracat2'yi ise %0.240013 artırdığını ortaya koymaktadır. Son olarak yapılan nedensellik testi sonuçları ARGE harcamaları ile ihracat arasında çift-yönlü nedensellik ilişkisi olduğunu göstermektedir. İkinci denemede ise OECD ülkelerinin Ar-Ge harcamaları ve inovasyonun milli gelir arasındaki ilişkiyi sabit etkiler modeli ile rastsal etkiler modeli arasında tercih yapmak için Hausman testi yardımıyla 1995-2021 yıllarına ait zaman serisi verilerini kullanarak ortaya koymaktadır. İki Ar-Ge ve on iki inovasyon göstergeleri kullanılarak birçok değişken analize tabi tutulmuştur. Bu değişkenlerin F-istatistik değerine bakıldığında ise bütün değişkenlerin istatistiksel olarak anlamlı ve katsayılarının pozitif olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; on dört değişkenden iki farklı değişkeni ele aldığımızda Ticarimarka1 (yabancı ticari marka başvuruları) değişkeni GSYİH içindeki payında meydana gelecek olan %1'lik bir artışın GSYİH'yi %0,0623 arttırdığı; enflasyon değişkeni negatif iken verimlilik, yatırım, eğitim değişkenlerine ait katsayıların pozitif olduğu ve Ticarimarka2 (yerli ticari marka başvuruları) değişkeni GSYİH içindeki payında meydana gelen %1'lik artışların GSYİH'yi %0,0721 arttırdığı; enflasyon değişkeni negatif değeri alırken, verimlilik, yatırım, değişkenlerine ait katsayıların pozitif olduğu ve her birinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Diğer değişkenlerinde OECD ülkeleri için Ar-Ge harcamaları ile inovasyonun milli gelir üzerinde pozitif bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Özellikle milli gelir artışını sağlayan inovatif faaliyetler içerisinde enflasyon genel olarak negatif etkilese de milli gelirde büyük bir azalmaya yol açmamıştır. Denemelerin sonucuna bakıldığında, Ar-Ge ve inovasyonun ekonomiye katkıları göz ardı edilemez.
Enflasyonun Türkiye'de işsizlik üzerindeki kısa ve uzun dönem etkisi
ENFLASYONUN TÜRKİYE'DE İŞSİZLİK ÜZERİNDEKİ KISA VE UZUN DÖNEM ETKİSİ Bu çalışma, Türkiye örneklemi çerçevesinde 1988-2021 yılları arasını kapsayacak şekilde işsizlik ile ekonomik büyüme, enflasyon, yatırım ve nüfus verileri arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkisini ARDL yöntemi ile incelemektedir. İşsizlik(UN) bağımlı değişkeni, toplam işsizlik(UNT), kadın işsizlik(UNF) ve erkek işsizlik(UNM) olmak üzere 3 grup şeklinde ve ayrıca 5'er yaş aralıklı 11 yaş grubunu(15-19, 20-24, 25-29, 30-34, 35-39, 40-44, 45-49, 50-54, 55-59, 60-64 ve 65 ve üstü) kapsamaktadır. Ekonomik büyüme(G), enflasyon(INF), yatırım(INV) ve nüfus(POP) değişkenleri bağımsız değişkenler olarak kullanılmıştır. Yapılan birim kök testi sonuçlarına göre serilerin her birinin eş-bütünleşme testinin şartını taşıdığı görülmüştür. İncelenen uzun dönem sonuçlarına göre toplam işsizlik, kadın işsizlik ve erkek işsizlik verilerinin ekonomik büyüme ile arasında pozitif, enflasyon ile arasında negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Yatırım değişkeni ile bu üç işsizlik grubu verileri arasında genellikle negatif bir ilişki tespit edilirken, nüfus verileri arasında ise genellikle anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı gözlemlenmiştir.
Katılım ve özel sermayeli bankaların pazarladıkları kredilerin bazı makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de finansal sektörün en önemli aktörü bankacılık sektörüdür. Hızla gelişen dünya ekonomisinde bankacılık sektörünün önemi her geçen gün artmaktadır. Bankaların tasarruf sahiplerinden topladıkları fon fazlalarını fon ihtiyacı olanlara kullandırdıkları krediler ise bankaların en temel ürünüdür.Bir ekonomideki kredi miktarı ve artış hızı ile makroekonomik göstergeler arasında yakın bir ilişki vardır. Kredi miktarının artması satın almayı kolaylaştırır ve bu sayede birçok göstergeyi önemli ölçüde etkiler. Kredi piyasasının etkinliğini artırmak için atıl durumda bulunan fonlar finansal sisteme dâhil edilmelidir.Yapılan çalışmada, gayrisafi yurtiçi hasıla ve hanehalkı nihai tüketimi üzerinde katılım bankalarının pazarladığı krediler daha fazla etkili iken; ithalat, ihracat ve yatırım üzerinde özel sermayeli bankaların pazarladığı kredilerin daha fazla etkili olduğu tespit edilmiştir. 1992?2009 yılları arasında Türkiye'de kullandırılan kredilerin makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisi çoklu regresyon analizi yardımıyla incelenmiştir. Analizde bağımlı ve bağımsız değişkenlerin logaritmik değerleri kullanılıp tüm modeller log-log formatında kurulmuştur. Yapılan analizler neticesinde katılım bankaları ve özel sermayeli bankaların pazarladıkları kredilerin seçilen makroekonomik göstergeler üzerinde beklentiler yönünde etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Finansal Sistem, Kredi, Katılım Bankaları, Özel Sermayeli Bankalar, Makroekonomik Göstergeler, Regresyon Analizi.