Theses supervised by Prof. Dr. Fatma Demirkıran
18 theses · Aydın Adnan Menderes University
Bipolar bozukluğu olan hasta yakınlarında bakım yükü, depresyon ve ilişkili faktörler
Araştırma, bipolar bozukluğu olan hasta yakınlarında bakım yükü, depresyon ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte planlanan çalışma, Pamukkale Üniversitesi Sağlık Araştırma Uygulama Merkezi Habip Kızıltaş Psikiyatri Hastanesi'nde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini psikiyatri servislerinde yatan bipolar tanılı 71 hastanın yakını oluşturmuştur. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Ruhsal Hastalığa Yönelik İnanışlar Ölçeği uygulanarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, mann whitney u testi, kruskalwallis testi ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bakım verenlerin yaş ortalaması 47,55±9,03'tür. Çalışmaya katılan bakım verenlerin cinsiyetlerinin, gelir durumlarının, yaşadıkları yerlerin, sigara ve alkol kullanım durumlarının, bakım verenlerin depresyon ve bakım yükü düzeyleri üzerine bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bakım verenlerin bekar olması, eğitim durumunun düşük olması, herhangi bir işte çalışmaması, sosyal güvencesinin olmaması, geniş ailede yaşaması, hastasına bakım vermede yardımcı bir bireye ihtiyacının olması, fiziksel hastalığının olması, sahip olduğu çocuk sayısının artması, bakım verenlerin depresyon düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Ayrıca, bakım verenlerin hastalarında özkıyım girişiminin olması, hastalık süresinin uzaması ve yatış sayısının artması da bakım verenlerin depresyon düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bakım verenlerin sosyal güvencesinin olmaması, hastasına yakınlık durumunun eş, çocuk veya kardeş olması, hastası ile farklı evde yaşaması bakım verenlerin bakım yükü düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bakım verenlerin yaşının artması, eğitim durumunun düşük olması, herhangi bir işte çalışmaması, hastası ile farklı evde yaşaması, fiziksel hastalığının olması, aile bireyleri arasında hasta dışında psikiyatrik bozukluğa sahip bir bireyin olması durumları bakım verenlerin depresyon ve bakım yükü düzeyleri üzerine bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak bakım verenlerde birçok değişkene bağlı olarak kişilerin depresyon, bakım yükü düzeyleri artmaktadır. Bu nedenle bipolar bozukluğu olan hastaların bakım veren yakınları psikoeğitim programlarına dahil edilerek, depresyon ve bakım yükü düzeyleri azaltılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Bakım Yükü, Bipolar Bozukluk, Depresyon, Psikiyatri Hemşireliği
Akut psikiyatri kliniklerinde bipolar bozukluğu olan hastalarda ilaç uyumu, sosyal işlevsellik, sosyal destek ve ilişkili faktörler
Bu çalışma, bipolar bozukluğu olan hastaların ilaç uyumu, sosyal işlevsellik, sosyal destek ve ilişkili faktörleri saptamak amacıyla analitik ve kesitsel tipte bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırma, TC Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu İstanbul İli Bakırköy Bölgesi Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi'nde Ağustos 2019 -Eylül 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi hastaları oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü ise G power istatistik analizinde, güven aralığı %95 etki büyüklüğü 0,3, alfa 0,05, güç 0,80 olarak alındığında 82 olarak belirlenmiştir. Araştırmada desen etkisi 1,1 olarak hesaplandığında ulaşılacak hasta sayısı 90 olarak hesaplanmıştır. Veriler, sosyodemografik bilgileri içeren tanıtıcı bilgi formu, Morisky Tedavi Uyum Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kısa İşlevsellik Değerlendirilme Ölçeğinden oluşan anket formu ile toplanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, bağımsız gruplarda puan ortalamalarının karşılaştırılması için Student's-t-testi, Anova testi, Regresyon analizi ve Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Hastaların % 48,9'unun ilaç tedavisine uyumunun düşük, %27,8'i orta derecede uyumu ve %23,3'ünün ise uyumunun yüksek olduğu belirlenmiştir. İlaç tedavisi uyumu ile sosyal işlevsellik arasında düzeyde ilişki bulunmamıştır (p>0,05). İlaç tedavisine uyum ile sosyal destek aile, arkadaş alt boyutu ve sosyal destek toplam puanı puan ortalamaları arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuçta, kadınların, obez hastaların, üniversite mezunlarının, geliri giderden fazla olan hastaların, alkol/madde kullanmayanların, hastaneye kendi istemiyle atışı olanların, son 1 yılda 1 kez yatışı olanların ve EKT görmeyen hastaların ilaç uyumu daha yüksektir. Obez hastaların aile sosyal desteği, evlilerin aile ve toplam sosyal desteği, geliri giderden fazla olanların aile sosyal desteği, üç ve üzeri sayıda çocuğu olan ve çekirdek ailede yaşayan hastaların aile sosyal desteği, kendi istemiyle yatışı olan hastaların arkadaş ve ve toplam sosyal desteği, özkıyım girişimi olmayanların ise özel bir insan sosyal destek düzeyleri yüksek bulunmuştur. Kadınların, obezlerin, ilköğretim mezunlarının geliri giderden fazla olan hastaların, sosyal güvencesi olmayan hastaların, alkol kullanmayanların son 1 yılda 1'den fazla yatışı olan hastaların işlevselliği düşük bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda bipolar bozukluğu olan hastaların tedavi uyumlarının arttırılması için eğitim programları oluşturulması, randevuların takibi ve hatırlatılması gibi girişimlerin planlanarak tedaviye devam etme oranını arttırılması bununla birlikte sosyal işlevselliğinin arttırılması için psikoeğitim programlarının uygulanması ve bu programlara ailelerin de dâhil edilmesi, ihtiyaç duydukları sosyal desteğin önemi ile ilgili hasta yakınlarına eğitim programlarının düzenlenmesi ve gerektiğinde danışmanlık verilmesi önerilmiştir.
Kanser hastalarının mizah tarzları ile hemşirelerle olan etkileşimlerinde mizahi olarak algıladıkları durumlar
Kanser, günümüzde hala acı çekmek ve ölüm ile birlikte anılan ciddi bir hastalıktır. Kanser hastaları sık sık tedavi almak için hastaneye yatmaktadır ve en çok iletişime geçtiği personel hemşirelerdir. Bu nedenle hemşirelerin hastalarla iletişimlerini kolaylaştıracak yöntemleri bilmeleri gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, kanser hastalarının mizah tarzları ile hemşirelerle olan etkileşimlerinde mizahi olarak algıladıkları durumları incelemektir. Araştırmanın evreni, 2011-2012 yıllarında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatarak tedavi gören 974 kanser hastası oluşturmuştur. Örneklem sayısını belirlemek için olasılıksız-uygun örnekleme yöntemi ve buna bağlı olarak örneklem sayısı araştırmalar için güven seviyesi ve kabul edilebilir hataya göre önceden örneklem büyüklüğü hesaplama tablosu kullanılarak, 280 olarak hesaplanmıştır. Bu yönteme göre %95 güven aralığında127'si kadın (%45,4), 153'ü erkek (%54,6) olmak üzere toplam 280 kanser hastası örnekleme dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Mizah Tarzları Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlana 'Kişisel Veri Toplama Formu' kullanılmıştır.Elde edilen veriler istatistiksel açıdan değerlendirilmiştir (p<0.005). İstatiksel analizler için Kruskal Wallis, Mann Whitney U, T testi kullanılmıştır. Hastaların %45,4'si kadın, %54,6'si erkektir ve yaş ortalamaları 49,1±13,332'dir. Hastaların mizah tarzları Kendini Geliştirici Ve Katılımcı Mizah Tarzındadır. Hastalar, kendilerini güleryüzlü ve neşeli olarak tanımlamalarına rağmen günlük hayatlarında espiri ve şakayı az yapmakta, kendilerini neşelendirecek olaylarla az karşılaşmakta ve olayların komik yönlerini göremedikleri belirlenmiştir.Kanser tanısı almanın hastaların mizahsal özelliklerinde değişikliğe yol açmadığı belirlenmiştir. Hastalar, hemşirelerin hasta bakımında espiri ve şaka yapmalarını uygun görmekte ve yararlı bulmaktadır. Araştırmaya katılan hastalar sağlık personeli arasında en çok hemşirelerle iletişime geçmelerine rağmen, doktorlarla mizahı kullanmayı uygun görmekte ayrıca tedavi ve sıkıntılarıyla ilgili en çok iletişime geçtikleri personel doktordur.Hemşirelik uygulamalarında hastalar üzerinde mizahın etkilerinin araştırılması önerilmektedir.
Hemşirelik öğrencilerinde yalnızlık ile reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma hemşirelik öğrencilerinde yalnızlık ile reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile kesitsel tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu 2012-2013 eğitim-öğretim yılında hemşirelik bölümünde kayıtlı 352 öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada tamsayım örnekleme yöntemi (census) kullanılmış ve 215 öğrenci örneklemi oluşturmuştur. Araştırma verileri, öğrencilerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı Kişisel Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği ve Sosyal Kaygı (Anksiyete) Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra analizlerde; T testi, Mann Whitney U Testi, KrusskalWallish Testi, OneWayAnova Testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %74.1'i kız, %25.9'ü erkektir ve yaş ortalamaları 20.13±1.69'dur. Araştırmada yalnızlık, reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Sosyodemografik değişkenler, reddedilme duyarlılığı, sosyal kaygı ve yalnızlık düzeylerini etkilemektedir. Öğrencilerinin yalnızlık, reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı düzeyleri belirlenerek, ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri, öğrencilere kişisel gelişimlerine yönelik kursların ve eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir.
Hemşirelik öğrencilerinde algılanan stres, algılanan sosyal destek, öznel iyi oluş ve ilişkili faktörler
Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinde algılanan stres, algılanan sosyal destek, öznel iyi oluş ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu 2014-2015 eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine devam eden 775 hemşirelik bölümü lisans öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak desen etkisi 1,2 alındığında örneklem büyüklüğü 310 olarak belirlenmiştir. Veri toplama formunu eksik doldurduğu tespit edilen 13 öğrenci araştırmadan çıkartılarak 297 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veriler, öğrencilerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı "Kişisel Bilgi Formu", "Algılanan Stres Ölçeği", "Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Öznel İyi Oluş Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, SPSS for Windows 15.0 istatistiksel paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortalama, Ortanca, Standart sapma) yanı sıra analizlerde; t testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi, One-Way Anova Testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin 230 (%77.4)'u kız, 67 (%22.4)'si erkek olup, yaş ortalaması 20.32±1.65'dir. Araştırmada anne ve babasının her ikisinin de kendisini anladığını belirten, aile üyeleri ile olan ilişkilerinden memnun olan, üniversite eğitimi sırasında kaldığı yerden memnun olan, fiziksel sağlık durumunu iyi olarak değerlendiren, ruh sağlığı durumunu iyi olarak değerlendiren, üniversite okuduğu süre içinde eğitimini etkileyecek ruhsal sorun yaşamayan, akademik başarısını iyi olarak değerlendiren, okul yaşamından memnun olan, sıkıntısı olduğunda sorunlarını paylaşabileceği bir yakını/dert ortağı olan, sürekli birlikte olduğu bir arkadaş grubu olan, sosyal veya kültürel aktivitelere katılan, okulda sıkıntısı olduğunda sorunlarını paylaşabileceği bir öğretim elemanı olan öğrenciler daha az stres algılamaktadır, daha fazla sosyal destek algılamaktadır ve daha yüksek öznel iyi oluşa sahiptirler. Araştırmada algılanan stresin, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş ile negatif yönde anlamlı ilişkisi olduğu, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin algılanan stres, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş düzeyleri belirlenerek ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri; hemşirelik eğitimi veren okullarda bu konulara yönelik seçmeli derslerin açılması, sosyal beceriler ile kişilerarası ilişkiler ve iletişim becerileri konularında öğrencilere yönelik kurs/eğitim düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Algılanan Stres, Algılanan Sosyal Destek, Öznel İyi Oluş
Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine etkisi
Hemşirelik mesleğinde, hastaya bakım verme, hasta ve hasta yakınları ile olan kişilerarası ilişkilerinde duygusal zekânın önemli bir yeri vardır. Araştırmanın amacı; geleceğin sağlık profesyonelleri olacak hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâ becerilerini geliştirme eğitimi ile öğrencilerin duygusal zekâ düzeylerinin, kişilerarası ilişkilerine olan etkisini incelemektir. Araştırmanın tipi yarı deneyseldir. Öntest-sontest kontrol gruplu model kullanılarak yapılan randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini hemşirelik bölümünde öğrenim gören 252 hemşirelik 1. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini deney grubunda 36, kontrol grubunda 36 olmak üzere toplam 72 öğrenci oluşturmaktadır. Deney grubu öğrencilerine, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi verilmiştir. Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği ve Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın verileri, Ki-Kare testi, İlişkili Örneklemler t-Testi, İlişkisiz Örneklem t-Testi ile değerlendirilmiştir. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitimi sonrasında, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin, duygusal zekâ puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Deney grubu öğrencilerinin eğitim sonrası kişilerarası ilişki tarzı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâlarının ve kişilerarası ilişkilerinin gelişimine katkısı olduğu saplanmıştır.Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine katkı sağlaması için yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi, Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencileri
Ergenlerde öfke, atılganlık ve ilişkili faktörler
Araştırma, ergenlerde öfke duygusu ve bu duygunun ifade ediliş biçimleri, atılganlık düzeyleri ve ilişkili faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak planlanan çalışmanın evrenini 2014-2015 öğretim yılında İzmir Bayraklı ilçesine bağlı liselerde öğrenim gören 2274 öğrenci oluşturmuştur. Örneklemini Nuri Atik Mesleki ve Teknik Anadolu(199) ve Mustafa Kemal Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören(205), 404 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem sayısı tabakalı, küme örnekleme ve basit rastlantısal örnekleme yöntemi ile hesaplanmıştır. Örneklem sayısı evreni bilinen örneklem yöntemi formülü ile 269 olarak hesaplanmış olup, 1,5 desen etkisi ile örneklem sayısı 404 olmuştur. Araştırma ile ilgili kurum izinleri ve öğrencilerden onamlar alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği ve Rathus Atılganlık Envanteri ile toplanmıştır. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows21 programı ile bilgisayar ortamına girilmiş, analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Student-t testi, One Way Anova, Mann Whitney-u, Kruskal-Wallis testleri ile korelasyon analizleri kullanılmıştır. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde kabul edilmiştir. Araştırma örneklemini oluşturan öğrencilerin 166 (%41,1)'sı kız, 238 (%58,9)'i erkektir. Öğrenciler 13-19 yaş aralığında olup yaş ortalaması 16,20±1,17'dir. Öğrencilerin 371 (%91,8)'i en uzun süre büyükşehirde yaşadığını 285 (%70,5)'i gelirin gideri karşıladığını ifade etmektedir. Öğrencilerin Sürekli Öfke–Öfke İfade Tarzı Ölçeğinin altölçekleri olan "Sürekli Öfke"nin puan ortalaması 23.89±6.36, "Öfke-İçe"nin puan ortalaması 18.07±4.46, "Öfke-Dışa"nın puan ortalaması 28.53±5.20 ve "Öfke-Kontrol"ün puan ortalaması 20.70±5.38 olarak bulunmuştur. Rathus Atılganlık Envanteri'nin puan ortalaması ise 8.08±17.92 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin yaşları ile öfke içe ve öfke dışa vurumu düzeyleri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu bulunmuştur. En uzun süre köy/ilçede yaşayan öğrencilerin Sürekli Öfke, Öfke-İçe, Öfke-Dışa altölçek puan ortalamaları büyükşehirde yaşayan öğrencilerden anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Anne-babasının tutumunu anlayışlı olarak tanımlayan, arkadaş ilişkisinden memnuniyetini "iyi" olarak ifade eden öğrencilerin Sürekli Öfke ve Öfke-İçe altölçek puan ortalamaları anlamlı düzeyde düşüktür (p< 0.05). Annelerinin eğitim düzeyi lise mezunu ve altı olan öğrencilerin Öfke-Dışa ve atılganlık puan ortalamaları, annelerinin eğitim düzeyi üniversite mezunu ve üzeri olan öğrencilere göre anlamlı derecede düşüktür. Babalarının eğitim düzeyi lise mezunu ve altı olan öğrencilerin atılganlık puan ortalamaları, babalarının eğitim düzeyi üniversite mezunu ve üzeri olan öğrencilere göre anlamlı derecede düşüktür (p<0.05). Ruhsal hastalığı olduğunu ifade eden öğrencilerin Sürekli Öfke, Öfke-İçe ve Öfke-Dışa puan ortalamaları, ruhsal hastalığı olmadığını ifade eden öğrencilere göre anlamlı derecede yüksektir(p<0.05). Aile içinde şiddet olan öğrencilerin Sürekli Öfke, Öfke-İçe ve Öfke-Dışa puan ortalamaları, aile içinde şiddet olmayan öğrencilere göre anlamlı derecede yüksektir. Şiddete maruz kalan öğrencilerin Sürekli Öfke ve Öfke-Dışa puan ortalamaları, aile içinde şiddet olup şiddete maruz kalmayan öğrencilere göre anlamlı derecede yüksektir (p<0.05). Sonuç olarak; öğrencilerin demografik özelliklerine göre sürekli öfke ve öfke ifadesi puan ortalamaları arasında farklılıklar olduğu bulunmuştur. Madde kullanımı, intihar girişimi, aile ve arkadaş ilişkilerinden memnuniyet, disiplin cezası almış olma ve okuldaki başarı durumları öğrencilerin sürekli öfke düzeyleri ve öfke ifade tarzlarını etkilemektedir. Öğrencilerin atılganlık düzeyleri ile öfke dışa vurumu düzeyleri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda ergenlerin öfke duygusunu uygun ifade etmeleri için öfke yönetimi eğitimleri ve atılgan davranış örüntüsünü geliştirmeye yönelik atılganlık eğitimleri verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ergenler, öfke, atılganlık
Hemşirelerde ölüm kaygısı, ölmekte olan hastaya bakım vermeye ilişkin tutumlar ve etkileyen faktörler
Araştırma, hemşirelerde ölüm kaygısı, ölmekte olan bireye bakım vermeye ilişkin tutumlar ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte planlanan çalışma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi‟nde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, yoğun bakım üniteleri ve klinik birimlerde çalışan 499 hemşire, örneklemini evreni bilinen örneklem yöntemi ile hesaplanan 218 kişi; 1.5 desen etkisi ile 327 hemşire oluşturmuştur. Araştırma ile ilgili kurum izinleri, Etik Kurul onayı ve katılımcılardan gerekli onamlar alınmıştır. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği (TPÖKÖ) ve Frommelt Ölmekte Olan Bireye Bakım Vermeye İlişkin Tutum Ölçeği (FATCOD) uygulanarak toplanmıştır. Veriler SPSS istatistik paket programı (Version 21, Chicago IL, USA) ile bilgisayar ortamına girilmiştir. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, student-t test, one way anova, kruskal-wallis testleri kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Hemşirelerin yaş ortalaması 26.24±6.35‟dır. Hemşirelerin çoğunluğu kadın, bekar ve lisans mezunudur. Hemşirelerin ölmekte olan hastaya bakım verirken yaşadıkları duyguların hastanın yaşına-yatış süresine göre değiştiği %45 ve üzüntü, umutsuzluk, çaresizlik %34.6 hissettikleri anlaşılmıştır. Hemşirelerin bakım verdikleri hasta öldükten sonra ise keder-üzüntü %54.7, çaresizlik %21.9 ve başarısızlık %7.2 hissettikleri anlaşılmıştır. Hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları 56.60±17.27 bulunmuş olması, yapılan diğer çalışmalara göre daha yüksek ölüm kaygısını göstermektedir. Hemşirelerin Frommelt ölmekte olan bireye bakım vermeye ilişkin tutum ölçeği puan ortalamaları 103.14±11.53 bulunmuş olması; yapılan diğer çalışmalara göre ölmekte olan hastaya bakım verirken daha az olumlu tutum sergilediklerini göstermektedir. Hemşirelerin yaşları arttıkça ölüm kaygılarının azaldığı bulunmuştur (r=-0.12, p=0.02). Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, klinik birimlerde çalışanların puan ortalamalarına göre yüksek bulunmuştur (t=2.09, p=0.03). Kendi ölümünü ara sıra düşünen hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, sık sık ve nadiren düşünenlerin puan ortalamalarına göre daha yüksek bulunmuştur (F=4.36, p=0.01). Yakın çevresinden birisini ölüm nedeniyle kaybetmeyen hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, yakın çevresinden birisini ölüm nedeniyle kaybedenlerin puan ortalamalarına göre daha yüksek bulunmuştur (t=2.62, p=0.009). Ölmekte olan hastaya bakım verirken öfke hissettiğini ifade eden hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, diğer duyguları hissedenlerin puan ortalamalarına göre daha yüksek bulunmuştur (χ2=16.43, p=0.006). Ölmekte olan hastaya bakım verirken en uzun süre köyde yaşamış (F=3.40, p=0.03), meslekte daha deneyimsiz olan (F=2.65, p=0.04), çalıştığı birimde ölümle ara sıra karşılaşan (F=3.86, p=0.02) hemşirelerin daha az olumlu tutum sergiledikleri bulunmuştur. Ölmekte olan hastaya bakım verirken ölüm kaygısı yüksek olan hemşirelerin, daha fazla olumlu tutum sergiledikleri bulunmuştur (r=0.13, p=0.01). Hemşirelerin bakımını üstlendikleri hastaların ölümü nedeni ile yaşadıkları kayıp/yas duygusu ile baş etmek için %48.3‟ü ölümün doğal olduğunu düşünme-rahatlamaya çalışma ve %27.2‟si dua etme yöntemlerini kullandıkları belirlenmiştir. Bu çalışma, hemşirelerin ölmekte olan hastaya bakım vermelerinin ölüm kaygılarını artırdığını göstermiştir. Ölüm kaygısı yüksek olan hemşirelerin ise ölmekte olan hastaya bakım verirken daha fazla olumlu tutum sergilediklerini göstermiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin kendi ölüm kaygılarını azaltmaya ve ölmekte olan hastalara bakım verirken sergiledikleri olumlu ya da olumsuz tutumlarına ilişkin farkındalık kazandıran ve ölümle başa çıkmada kullandıkları baş etme yöntemlerini geliştirmeye yönelik eğitimlerin verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Ölüm, Ölüm Kaygısı, Ölmekte Olan Bireye Bakım
Sağlık meslek lisesi öğrencilerinde intihar olasılığı, problem çözme becerileri ve ilişkili faktörler
Ergenlik dönemi intihar davranışının ve olasılığının en sık görüldüğü dönemdir. Gençler problem çözme becerileri açısından kendilerini yetersiz algıladıklarında engellenmişlik duygusu yaşayıp öfkelenmekte ve intiharı ilk olarak akıllarından geçirmektedirler dolayısıyla da intihar olasılıkları artmaktadır. Bu araştırmada sağlık meslek lisesi öğrencilerinde intihar olasılığı, problem çözme becerileri ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çalışma 2014-2015 öğretim yılında Aydın il merkezinde bulunan özel olmayan sağlık meslek lisesinde yürütülmüştür. Araştırmanın evreni Aydın Güzelhisar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde öğrenim gören 463 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmada evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak %95 güven aralığında 210 öğrenciye ulaşılması hesaplanmıştır. Araştırmada 1,25 desen etkisi ile örneklem sayısı 270 olarak belirlenmiştir. Örneklem seçiminde çoklu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örneklem sayısı belirlendikten sonra sınıflar tabaka olarak, bölümler küme olarak kabul edilmiş, her tabakayı temsil edecek öğrenci sayısı belirlendikten sonra kurra yöntemine gidilmiş ve her tabakadan 4 küme örnekleme dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, Problem Çözme Envanteri (PÇE), (Şahin, Şahin, Heppner 1993), intihar olasılığı ölçeği (İOÖ) (Eskin 1993) kullanılmıştır. Çalışma için gerekli etik kurul onayı, kişi, kurum izinleri ve onamlar alınmıştır. Veriler SPSS-15 paket programı ile bilgisayara girilmiştir. Verilerin analizinde One Way Anova, t testi ve Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrenciler minimum 14, maksimum 18 yaşında olup, yaş ortalamaları 15,78+ 0,98'dir. Araştırmada öğrencilerin İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları 76,22+11,76; Problem Çözme Envanteri puan ortalamaları ise 110,79+17,22 olarak bulunmuştur. Araştırmada beden kitle indeksi şişman olan, uzun süre yaşadığı yer il merkezi olan, aile üyelerinden birinde kronik ve ruhsal hastalık nedeniyle tedavi gören, problemlerini anne babasıyla konuşmayan arkadaşlarıyla konuşan, anne babası kendisine güvenmeyen, problemi olduğunda yardım edebilecek birileri olmayan, bağımlılık yapabilecek alışkanlığı olan, aile içinde şiddete tanık olan maruz kalan öğrencilerin intihar olasılıkları daha yüksektir. Ayrıca, tanıdığı ve yakından tanıdığı biri intihar eden öğrencilerin intihar olasılığı ve problem çözme envanteri puan ortalamaları tanıdığı birinin intihar etmediğini belirten öğrencilerin puan ortalamalarından daha yüksektir (p< 0,05). Sonuç olarak, lise öğrencisi ergenlerin Problem Çözme Envanteri ile İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Liselerde intihar olasılığı yüksek olan öğrencilerin belirlenip ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri, öğrencilere yönelik problem çözme beceri konusunda eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir.
Çevrim içi sanatla terapi uygulamasının spina bifida tanılı bireylerin depresyon, anksiyete ve psikolojik dayanıklılık düzeylerine etkisi
Amaç: Bu araştırma çevrim içi sanat terapi etkinliklerinin kullanıldığı aktivite uygulamasının Spina Bifida tanılı bireylerin depresyon, anksiyete belirtileri ve psikolojik dayanıklılık düzeylerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ön test, son test ve üç aylık izlem yarı deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye Spina Bifida Derneği'ne (TSBD) üye olan 18-65 yaş Spina Bifida tanılı bireyler (N:820) oluşturmaktadır. Araştırma, TSBD üyesi 18-65 yaş SB tanılı bireylere çevrim içi olarak, 09.08.2021-23.02.2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma örneklemine 38 gönüllü SB tanılı birey (Deney:18 ve Kontrol:20) alınmıştır. Deney grubuna 13 oturum sanatla terapi uygulamaları yaptırılırken, kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Ki-Kare Testi, bağımsız örneklem t testi, eşleştirilmiş iki grup t testi, Friedman testi ve tekrarlı ölçümlerde ANOVA kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney Spina Bifida tanılı bireylerin ön test, son test ve izlem psikolojik sağlamlık puan ortalamalarının, kontrol grubu Spina Bifida tanılı bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0.160). Araştırmada deney grubunun grup içi Kısa psikolojik sağlamlık ölçeği ön test ölçüm puan ortalaması (18.72±5.45), son test ölçüm puanı ortalaması (20.33±4.81), 3 aylık izlem sonrasında elde edilen puan ortalaması(19.55±4.93) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,045). Deney ve Spina Bifida tanılı bireylerin ön test, son test ve izlem anksiyete puan ortalamalarının, kontrol grubu Spina Bifida tanılı bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır P=0.622). Deney grubu Spina Bifida tanılı bireylerin ön test, son test ve izlem depresyon puan ortalamalarının, kontrol grubu Spina Bifida tanılı bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0.80). Deney grubunun grup içi Beck Depresyon Ölçeği ön test ölçüm puan ortalaması (13.06±12.01), son test ölçüm puanı ortalaması (8.72±9.03), 3 aylık izlem sonrasında elde edilen puan ortalaması(9.17±8.99) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (P=0.036). Sonuç: Bu çalışmada Spina Bifida tanılı bireylere verilen çevrimiçi sanatla terapi uygulamasının, psikolojik sağlamlık puanlarını arttırdığı, depresyon puanlarının azaldığı fakat anksiyete düzeyinin değişmediği sonuçlarına ulaşılmıştır. Sağlık bakanlığınca toplum ruh sağlığı hizmetleri kapsamında Spina Bifida tanılı bireylere çevrimiçi sanatla terapi uygulamasının yapılacağı kurumsal yapıların oluşturulması ve bu sayede Spina Bifida Derneklerinin de katılımı ile belli aralıklarla grup veya bireysel çevrimiçi sanatla terapi uygulamasının planlanması önerilmiştir.
Hemşirelik öğrencilerinde uyku kalitesi, depresyon ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinde uyku kalitesi, depresyon ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde okuyan 400 lisans öğrencisi katılmıştır. Öğrencilere Kişisel Bilgi Formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA, ki-kare testi, korelasyon analiz testleri kullanılmıştır. Güvenirliğin test edilmesi amacı ile Cronbach alfa katsayıları hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20,2 ±1,2 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerin PUKİ puan ortalaması 6,7 ± 3,2, BDÖ puan ortalaması 13,06 ± 10,6 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda öğrencilerin okudukları sınıf, akademik ortalama algıları, ekonomik durum algıları, sigara ve alkol kullanım durumları, kronik hastalık durumları ve en çok katıldıkları aktivite ile uyku kaliteleri arasında korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda öğrencilerin akademik ortalama algıları, halen kaldıkları yer, ekonomik durum algıları, sigara kullanım durumları, kronik hastalık durumları ve en çok katıldığı aktivite ile depresyon düzeyleri arasında korelasyon saptanmıştır. Akademik ortalamasının kötü olduğunu ifade eden, ekonomik durumunun kötü olduğunu ifade eden, sigara içen, kronik hastalığı olan ve yalnız başına vakit geçirmeyi tercih ettiğini ifade eden öğrencilerin hem uyku kalitesi daha kötü hem de depresyon düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Alkol kullanmayan öğrencilerin ve 3üncü sınıfta okuyan öğrencilerin uyku kalitelerinin daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Devlet yurdunda kalan öğrencilerin depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Öğrencilerin uyku kaliteleri azaldıkça genel ruhsal durumlarında bozulmalara, depresif belirti düzeylerinde artışa ve akademik başarılarında düşüşe neden olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda öğrencilere uyku bozuklukları, uyku kalitesi ve uyku hijyeni ile ilgili farkındalık kazandırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Hemşire, Öğrenci, Uyku Kalitesi
Duygu ifadesi psikoeğitim programının üniversite öğrencilerinin öfke ifadesi ve öfke kontrolü üzerine etkisinin incelenmesi: Karma desende kontrol gruplu bir çalışma
Amaç: Bu araştırma duygu ifadesi psikoeğitim programının üniversite öğrencilerinin öfke ifadesi ve öfke kontrolü üzerine etkisini incelemek amacı ile yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma yöntem desenlerinden keşfedici sıralı desen kullanılmıştır. Araştırma Mart-Eylül 2021 tarihleri arasında Hakkâri Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek okulunda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Hakkâri Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek okuluna kayıtlı, Hakkari ilinde ikamet eden öğrenciler oluşturmaktadır. Duygu ifadesi psikoeğitim programının oluşturulması için veriler nitel yöntemle maksimum çeşitlilik örneklemesi ile belirlenen 15 Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek öğrencileri ile "Google meet" üzerinden online gerçekleştirilmiştir. Veriler yarı yapılandırılmış on soru ve yedi alt sorudan oluşturulan form aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizi MAXQDA 2020 programı ile yapılmıştır. Nitel bulgular sonucunda psikoeğitim içeriği oluşturulmuştur. Duygu ifadesi psikoeğitim programı için örneklem büyüklüğü G-power programı kullanılarak hesaplanmıştır. 25 deney ve 24 kontrol toplam 49 öğrenciden oluşmuştur. Veri toplama formları olarak, Kişisel Bilgi Formu, Berkeley Duygu İfadesi Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke Ifade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubuna 5 hafta-10 oturumdan oluşan psikoeğitim programı uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 istatistiksel analiz programı kullanılmıştır. Analizde ki-kare testi, mann-whitney u testi bağımsız örneklemler t-testi, tekrarlı ölçümler için varyans analizi (ANOVA) testi kullanılmıştır. Ölçümler eğitim öncesi, eğitim sonrası ve 1 aylık izlemde yapılmıştır. Bulgular: Duygu ifadesi psikoeğitim programının oluşturulması için yapılan nitel araştırmadan elde edilen kodlarla ''ilişkiler/yaklaşımlar, duygular, yaşanan sorunlar, duygulara eşlik eden davranışlar'' olmak üzere dört tema belirlenmiştir. Deney ve kontrol grubunda yer alan öğrenciler için sürekli öfke, öfke ifadesi toplam ve öfke ifadesi ölçeği alt boyutları ve berkeley duygu ifadesi ölçeği, duygusal ifadesellik alt boyutu, dürtü gücü alt boyutu, gizleme alt boyutu puan ortalamalarının zaman serisine göre grup içi karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin sürekli öfke, öfke ifadesi toplam ve öfke ifadesi alt boyutları puan ortalamalarının zaman serisine göre gruplararası karşılaştırılması fark bulunmamıştır (p>0.05). Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin berkeley duygu ifadesi ölçeği ve dürtü gücü boyutu puan ortalamalarının zaman serisine göre gruplararası karşılaştırılmasında istatiksel olarak anlamlı farklılık olduğu (p<0.05) bulunmuştur. Ayrıca deney ve kontrol gruplarının duygusal ifadesellik alt boyutu 1 aylık izlem puan ortalamalarının gruplar arası karşılaştırmasında anlamlı farklılık olduğu (p<0.05) bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak derinlemesine yapılan nitel görüşmelerde öğrenclerin duygularını ifade edemedikleri belirlenmiş, duygu dışa vurumlarında saldırganlık, şiddet eğilimi saptanmış ve öğrenciler ifade edilen yıkıcı davranış ve duygu ifade problemlerini aile bireylerinin davranış ve ifadelerine benzetmişlerdir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; öğrencilerin kültürel olarak dugularını ifade edemedikleri belirlenmiştir. Uygulanan duygu ifadesi psikoeğitim programı öğrencilerin duygusal ifadesellik ve dürtü gücü alt boyutlarında etkili olurken, duyguları ifade etme eğilimleri, öfke ifadesi ve öfke kontrol düzeyleri üzerine etkisinin olmadığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler:Duygu İfadesi, Öfke İfadesi, Öfke Kontrolü, Psikoeğitim, Üniversite Öğrencisi.
Bilinçli farkındalık yönelimli psikoeğitim programının öğrenci hemşirelerin bilinçli farkındalık, öfke ve kişilerarası ilişki tarzlarına etkisi
Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerine uygulanan bilinçli farkındalık yönelimli psikoeğitimin öğrencilerin bilinçli farkındalık düzeylerine, öfke düzeylerine, öfke ifade tarzlarına ve kişilerarası ilişki tarzlarına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ön test, son test, bir aylık ve üç aylık izlem randomize kontrollü deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2022-2023 akademik yılında öğrenim görmekte olan birinci sınıf hemşirelik öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırma örneklemine randomizasyon yöntemi ile belirlenen 84 (Deney: 42 ve Kontrol: 42) öğrenci alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği ve Kişilerarası Tarz Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Ki-Kare Testi, Yates Ki-kare, Fisher's Exact testi, bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi ile tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi ile Friedman testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubu hemşirelik öğrencilerinin son test ve birinci ay bilinçli farkındalık puan ortalamalarının, kontrol grubu öğrencilerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Deney grubu öğrencilerinin psikoeğitim öncesine oranla psikoeğitim sonrasında bilinçli farkındalık ve öfke kontrol puan ortalamalarının attığı; sürekli öfke, kaçıngan tarz, öfkeli tarz ve manipülatif tarz puan ortalamalarının azalmış olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Bu çalışmada hemşirelik öğrencilerine uygulanan bilinçli farkındalık yönelimli psikoeğitimin, öğrencilerin bilinçli farkındalık ve öfke kontrol düzeylerini arttırdığı, sürekli öfke düzeylerini ve olumsuz kişilerarası ilişki tarzlarını azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Hemşirelik öğrencilerine bilinçli farkındalık uygulamalarının yer aldığı eğitim programlarının planlanması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bilinçli farkındalık, Hemşirelik öğrencileri, Kişilerarası ilişki tarzı, Öfke, Öfke ifade tarzı
Hemşirelerde psikolojik sermaye, tükenmişlik düzeyleri ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışma hemşirelerde psikolojik sermaye, tükenmişlik düzeylerini ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Aydın Adnan Menderes Üniversite Hastanesinde çalışan 550 hemşireden örnekleme 404 hemşire alınmıştır. Bu araştırma evreni doğrultusunda G-power örneklem hacmi hesaplama yöntemi kullanılarak evren içerisinden örneklem belirleme yoluna gidilmiştir Veri toplamada Hemşirelerden Kişisel Bilgi Formu, Psikolojik Sermaye Ölçeği(PSÖ) ve Tükenmişlik Ölçeği Kısa Formu (TÖ-KF) uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA, ki-kare testi, korelasyon analiz testleri kullanılmıştır. Güvenirliğin test edilmesi amacı ile Cronbach alfa katsayıları hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin yaşları minimum 21 maksimum 52 olup, yaşları ortalamaları 31,55 ± 7,70'dir. Hemşirelerin Psikolojik Sermaye Ölçeği toplam puan ortalaması 89,4623±13,80 özyeterlilik alt boyutu 22,93±4,509, Umut alt boyutu 23,08±4,190, Esneklik alt boyutu 23,07±4,051, iyimserlik alt boyutu 20,37±3,921 ve Tükenmişlik Ölçeği Kısa Formunun puan ortalaması 3,82±1,328'dır. Psikolojik sermaye toplam ve alt boyutları ile tükenmişlik ölçeği kısa formu puan ortalamaları arasında ters yönlü zayıf düzeyde ilişki bulunmştur Sonuç: Psikolojik sermaye toplam puan ortalamaları yüksek olan hemşirelerin, tükenmişlik düzeyleri düşük çıkmıştır. Hemşirelerin psikolojik sermayeleri tükenmişlikle ters yönlü zayıf düzeyde ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: Hemşireler, Psikolojik sermaye, Tükenmişlik.
Hemşirelerde duygu düzenlemenin psikolojik dayanıklılık, başetme ve benlik saygısına yapısal ve deneysel etkisi
Amaç: Bu araştırma duygu düzenleme eğitiminin, hemşirelerin duygu düzenleme, psikolojik dayanıklılık, baş etme ve benlik saygısına yapısal ve deneysel etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, yarı deneysel ve kesitsel olarak 2 çalışmadan oluşmaktadır. Duygu düzenleme eğitimi Ocak-Mart 2020 tarihleri arasında, 36 eğitim grubu hemşiresi, 36 kontrol grubu hemşiresi ile yürütülmüştür. Yapısal eşitlik modeli verileri Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Uygulama ve Araştırma Hastanesinde görev yapan 422 hemşireden toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, tekrarlı ölçümlerde ANOVA ve Yapısal Eşitlik Modeli kullanıldı. Bulgular: Araştırmanın Yapısal Eşitlik Modeli aşamasına göre, Yapısal eşitlik modeli sonucunda; bilişsel yeniden değerlendirme ve baskılama arasında negatif yönde (-.57) ilişki bulunmaktadır. Bilişsel yeniden değerlendirme, psikolojik dayanıklılık (λ= .52 p<.001) ve benlik saygısı tutarlılığını (λ= .65 p<.001) pozitif yönde etkilemektedir. Baskılama, psikolojik dayanıklılığı (λ= -.38 p<.001), başetme (λ= -.45 p<.001) ve benlik saygısı tutarlılığını (λ= -.20 p<.001) ise negatif yönde etkilemekte olduğu saptanmıştır. Araştırmanın duygu düzenleme eğitimi aşamasında eğitim grubun hemşirelerinin bilişsel yeniden değerlendirme puan ortalamaları yüksek bulunmuştur (F= 24.41; p<0.001). Zaman faktörü açısından değerlendirildiğinde hemşirelerin eğitim sonrası sontest, 1.ay ve 3.ay bilişsel yeniden değerlendirmeleri eğitim öncesine göre anlamlı derecede yükselmeler olduğu saptanmıştır (F=42.53; p<0.001). Eğitim grubu hemşirelerinin eğitim sonrası, sontest, 1. ay ve 3. ay baskılamalarının, kontrol grubu hemşirelerine göre anlamlı derecede azalma olduğu saptanmıştır (F= 61.66; p<0.001). Eğitim grubu hemşirelerinin eğitim sonrasında sontest, 1.ay ve 3.ay benlik saygısı tutarlılıkları, eğitim öncesine göre anlamlı derecede yükselmeler olduğu saptanmıştır (F=80.42; p<0.001). Eğitim grubu hemşirelerinin eğitim sonrası, sontest, 1. ay ve 3. ay psikolojik dayanıklılıklarının, kontrol grubu hemşirelerine göre anlamlı derecede yükselme olduğu saptanmıştır (F=205.308; p<0.001). Eğitim grubu hemşirelerinin eğitim sonrası, sontest, 1. ay ve 3. ay başa çıkma stratejileri, kontrol grubu hemşirelerine göre anlamlı derecede yükselme olduğu saptanmıştır (F=47.233; p<0.001). Sonuç: Bu çalışmada duygu düzenleme eğitiminin hemşirelerin duygu düzenleme, psikolojik dayanıklılık, başetme ve benlik saygısı tutarlılıkları puanlarını artırdığı, duygu dzüenleme, psikolojik dayanıklılık, başetme ve benlik saygısı tutarlılığı arasında yapısal bir model olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Benlik Saygısı, Duygu Düzenleme, Hemşire, Yapısal Eşitlik Modeli.
Hemşirelik öğrencilerinde empatik eğilim, merhamet ve duyarlı sevgi düzeyleri ile ilişkili faktörler
Bu araştırmada hemşirelik öğrencilerinin empatik eğilim, merhamet ve duyarlı sevgi düzeyleri ve bunları etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 1. 2. 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören toplam 1044 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü hesabı G-power yöntemi ile yapılmıştır. Araştırma örneklemini toplam 283 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma verileri, Sosyodemografik Bilgi Formu, Empatik Eğilim Ölçeği, Merhamet Ölçeği ve Duyarlı Sevgi Ölçeği ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS for Windows 25.0 programı kullanılmıştır. Verilerin analizi parametrik testlerle yürütülmüştür. İki bağımsız grubun karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılması amacıyla ise ANOVA uygulanmıştır. Korelasyon testlerinde Pearson testi uygulanmıştır. Öğencilerin Empatik Eğilim Ölçeği puan ortalamaları 67.82±7.83, Merhamet Ölçeği puan ortalamaları 73.47±8,62 ve Duyarlı Sevgi Ölçeği Puan Ortalamaları 100.19±18.95 olarak tespit edilmiştir. Öğrencilerin empati ve merhamet düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif, empati ile duyarlı sevgi düzeyleri arasında zayıf düzeyde pozitif ve merhamet ile duyarlı sevgi düzeyleri arasında çok zayıf düzeyde pozitif yönde bir ilişki vardır. Öğrencilerin mensup oldukları aile tipi ve akademik ortalamalarını değerlendirmeleri değişkenleri empatik eğilim düzeyleri üzerinde anlamlı etki oluşturmaktadır. Ayrıca, Öğrencilerin, kayıtlı olduğu sınıf, cinsiyet, hemşirelik mesleğini tercih etme sebebi, empatik eğilim ve merhamet düzeyleri düzeyleri üzerinde anlamlı etki oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, öğrencilerin hastalarla olan ilişkilerinde güçlük yaşama durumu değişkenleri öğrencilerin merhamet düzeyleri ve duyarlı sevgi düzeyleri üzerinde anlamlı etki oluşturmaktadır. Öğrencilerin, ailelerinin sosyoekonomik durumu ve günlük yaşamda kişilerarası ilişkilerinde güçlük yaşama durumu değişkenleri duyarlı sevgi düzeyleri üzerinde anlamlı etki oluşturmaktadır. Öğrencilerin lisans eğitimleri sırasında empatik eğilim, merhamet ve duyarlı sevgi düzeylerinin belirlenmesi ve bu konularda farkındalık oluşturacak eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmiştir.
Hemşirelik öğrencilerine verilen problem çözme becerilerini geliştirme eğitiminin psikolojik dayanıklılık, algılanan stres ve öz yeterlik düzeylerine etkisi
Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerine verilen problem çözme becerilerini geliştirme eğitiminin, öğrencilerin psikolojik dayanıklılık, algılanan stres ve öz yeterlik düzeylerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma ön test-son test-1 aylık izlem randomize kontrollü yarı deneysel yöntem kullanılarak Kasım 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi 2. sınıf öğrencisi olan 71 katılımcı ile gerçekleşmiştir. Veriler, kişisel bilgi formunun yanı sıra, Hemşirelerde Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Sosyal Problem Çözme Envanteri Kısa Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Yates Ki-Kare Testi, Pearson Ki-Kare Testi, Mann-Whitney U Testi ve "Tekrarlayan Ölçümlerde Kovaryans Analizi, grup içi-gruplar arası etkileşim" testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubu öğrencilerinin eğitim sonrası ve 1 aylık izlemdeki problem çözme düzeylerinin ortalamasının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu (Fgrup: 19,304 p < 0,001), psikolojik dayanıklılık düzeylerinin ortalamasının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu (Fgrup: 14,374 p < 0,001), öz yeterlik düzeylerinin ortalamasının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu (Fgrup: 17,045 p < 0,001), algılanan stres düzeylerinin ortalamasının ise kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olduğu (Fgrup: 20,666 p < 0,001) bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada hemşirelik öğrencilerine verilen problem çözme becerilerini geliştirme eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin problem çözme, psikolojik dayanıklılık ve öz yeterlik düzeylerini artırdığı, stres algılarını azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Hemşirelik eğitimi, öz yeterlik, problem çözme, psikolojik stres.
Yaşamın son dönemindeki hastaların yakınlarına uygulanan affetme psikoeğitiminin affetme, ölüm kaygısı ve bakım yüklerine etkisi
Amaç: Bu araştırma yaşamın son dönemindeki hastaların yakınlarına uygulanan affetme psikoeğitiminin, hasta yakınlarının affetme, ölüm kaygısı ve bakım yüklerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ön test, son test, bir aylık ve üç aylık izlem randomize kontrollü deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırma İzmir İl Merkezi'ne bağlı Bergama Necla-Mithat Öztüre Devlet Hastanesi'nde, Haziran 2021-Haziran 2022 tarihleri arasında yatan yaşamın son dönemindeki hastaların yakınları ile yürütülmüştür. Araştırma örneklemine randomizasyon yöntemi ile belirlenen 56 (Deney:28 ve Kontrol:28) hasta yakını alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Heartland Affetme Ölçeği, Thorson Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Ki-Kare Testi, Fisher Ki-Kare Testi, bağımsız örneklem t testi ve tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubu hasta yakınlarının son test, birinci ay ve üçüncü ay affetme puan ortalamaları, kontrol grubu hasta yakınlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p=0.000). Deney grubu hasta yakınlarının son test, birinci ay ve üçüncü ay ölüm kaygısı ve bakım verme yükü puan ortalamalarının, kontrol grubu hasta yakınlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Bu çalışmada yaşamın son dönemindeki hastaların yakınlarına verilen affetme psikoeğitiminin, hasta yakınlarının affetme eğilimlerini artırdığı, ölüm kaygısı ve bakım yüklerini azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Yaşamın son dönemindeki hastaların yakınlarına, palyatif bakım birimlerinde belli aralıklarla grup ya da bireysel affetme psikoeğitimlerin planlanması önerilmiştir.