Theses supervised by Prof. Dr. Fikret Karaman
11 theses · İnönü University
Üstat Hüsamettin Yıldırım ve itikadi görüşleri
1980'lerden sonra Malatya'da oldukça canlı ve dinamik bir İslamcı düşünce var olmaya başladı. Bu düşüncenin taşıyıcısı Malatya kaynaklı zengin düşünce geleneğine sahip bir gençlik de oluştu. Bu gençliğin tezlerinin şekillenmesinde 70'li ve 80'li yıllardaki tercüme faaliyetinin büyük payı var. Ancak bu gençliğin hemen yanı başında 50'li- 60'lı yıllarda başlamış bulunan güçlü bir düşünce üretme kaynağı da vardı. Gençliğin önemli esin kaynağı ve besleyicisi olan, gençliği temel bir yönelime sevk eden; yerli ama sistematik güçleri diyalektik olarak yani tartışarak ortaya koyan, geleneksel İslami duruşa eleştiri yönelten ve "Allah'ın razı olduğu İslam'a" vurgu yapan bu akımın güçlü isimlerinden biri olarak Hüsamettin Yıldırım özellikle zikredilebilir. Herhangi bir Malatyalının düşüncesinin üstü kazınsa, altından bir miktar Sait Ertürk, bir miktar Sait Çekmegil ve fazlasıyla Hüsamettin Yıldırım çıkacaktır. Her Malatyalı bu üçlünün az ya da çok düşüncelerinden etkilenmiştir. Önceleri özellikle Said Çekmegil'den etkilenen Hüsamettin Yıldırım daha sonra yaşı, bilgi stoku arttıkça zihniyetini şekillendiren kesin tercihlerini yapmıştır. Davranışlarında kendisini yönlendiren yegane unsur önce İslam dini sonra da matematik olmuştur. Bunun haricinde herhangi bir mürşit, akıl hocası, tarikat şeyhi veya mezhep mensubu var olmamıştır. Kendisinin de sık sık ifade ettiği gibi normal olmayan bir yaşam tarzı olan Hüsamettin Yıldırım'ın nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu Ona arkadaşları tarafından takılan lakaplara başka bir deyişle tanımlamalara bakarak da anlayabiliriz. Bunlardan bazıları şunlardır; Üstat, bay mantık, sıra dışı, muasır bir meşşai, nüktedan, gönüllü münzevi, münzevi mütefekkir, hazır cevap, üç gözeli pınarın üçüncü gözesi, inatçı, tutucu, dik başlı, pervasız, hatta patavatsız, suyu sert, madagaskar valisi, hüznün mücessem hali, modernizimden önce türümüzün yaşadığının kanıtı, şöhretin, servetin ve şehvetin yadsıyıcısı, muhannetin bulanık suyundan içmeyen adam, kitap sevgisini fetişizme vardıran adam, polemiğin ve diyalektiğin üstadı, naifliğin zarafetin ve kelebek kadar kırılganlığın sahibi, kararlılığın, dik duruşun ve sebatın sahibi, cesaret gerektiren zor adam, yürek paralayıcı yalnızlığın sınavından geçen adam. Bu tanımlamalardan ve lakaplardan Hüsamettin Yıldırım'ın ne kadar farklı bir kişiliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır. Giriş ve iki bölümden oluşan bu çalışmada; girişte Hüsamettin Yıldırım'ın hayatına, eserlerine, birinci bölümde Hüsamettin Yıldırım'ın dine ve itikadi konulara yaklaşımına ikinci bölümde ise kelâmi görüşlerine yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kelâm, Kader, Sünnet, Salim akıl, İçtihat
Vahiy: Hükmü, mahiyeti ve güvenilirliği
İlahi dinlerin temel taşlarından olan vahiy olgusu, insanlar açısından her zaman ilgi çekici ve tartışılır bir konudur. Her din Tanrının varlığı sonrasında kullarından dilediğine veya seçtiğine vahiy yoluyla doğrudan iletişim kuracağına da inanmak durumundadır. Bir nevi ön koşul olan vahyin kabulü, sonraki süreçte sorgulanmaya başlanmaktadır. Bu aşamada vahyin insan yaşamındaki zorunluluğu ve sorumluluk doğurma özelliği, yaşamdaki yeri ve önemi, nasıl ve niçin vahyedildiği gibi pek çok soru gündeme gelmektedir. Mutlak manada iman edip herhangi bir sorgulama yapmayan açısından sorun teşkil etmese de diğer insanlarla iletişime geçildiğinde veya dinin tebliğ edilmesi aşamasında yaşanan itirazlara cevap verme noktasında bir takım sorularla karşılaşmak bazı sorunların doğmasına neden olmaktadır. Bu anlamda vahyin tüm özelliklerinden daha fazla vahyin güvenilirliği sorusu gündeme gelmektedir. Tanrıdan geldiğine ve doğru bilgi olduğuna neden ve nasıl güveneceğiz soruları sürekli gündemdeki yerini korumaktadır. İnsanlığın dinlerle karşılaştığı veya yaşamaya başladığı çağlardan bugüne değin bu temel sorular sorulmakta; halen yeni, etkileyici ve her şeyden önemlisi de ikna edici yanıt arayışı devam etmektedir. Kelam ve felsefe bağlamında yoğun olarak ele alınan bu konularda verilecek her cevap da öznellik boyutunu aşamayacak gibi durmaktadır. Tıpkı Allah'ın varlığı ve ahiret inancı gibi vahye dair sorular da ön koşul olarak iman edilmesi gereken gayb bilgileri olarak yerini koruyacaktır. Anahtar Kelimeler: Vahiy. Ruh, Akıl ve Nübüvvet.
Said Nursi'nin risalelerinde nübüvvet anlayışı
Peygamberler, bütün varlıklar arasından seçilen insan türünün en seçkin şahsiyetleridir. Zira onlar, kâinatın mutlak sahibi olan Allah tarafından, beşerin iki cihan mutluluğuna ulaştırılması için vazifeli tayin edilmişlerdir. Bu özellikleri onları, insanlık tarihi için vazgeçilmez kılmıştır. Çünkü insanlık, tarihindeki maddi ve manevi bütün gelişme ve ilerlemeleri, nübüvvet müessesesinin getirdiği hakikatlerle şekillendirmiştir. Nübüvvetin, bu özellikleri göz önünde olduğu halde, nübüvveti inkâr etmek, insanlık tarihine aykırılık teşkil etmektedir. Çünkü uzayın derinlikleri içinde, kendi aklına itimat edip nübüvveti inkâr eden adamın misali; kör bir adamın karanlık bir yolda yürümesi gibidir. Eğer nübüvvet olmazsa, insan kendi akıl gözünü açsa ve kendisini -hakikatiyle olmasa da- tanısa bile; uzay yolu -idrak, iktidar ve tasarruf cihetiyle- karanlık olduğu için insan yine karanlıkta kalacak ve bu dehşetli halin içinden çıkamayacaktır. İnsanın hakikati ve kâinatın sırları bütün halleriyle nübüvvetin varlığını gerektirmektedir. Aksi halde insan sefil ve korkak bir yolcu; kâinat ise manasız bir kâğıt ve karanlık bir yoldan ibaret olur. İnsanın hakikatinin ve kâinatın esrarının anahtarı, alemlerin rabbi olan Allah'ın elçilerindedir. Çünkü insanı ve kâinatı en iyi bilen Allah'tır ve Allah bu bilgileri elçilerine vahyetmiştir. Kâinatın anlam kazanması, insanın insan olması ve Allah'ın hakkıyla tanınması, Hak'tan getirdiği bilgileri halka tebliğ eden peygamberlerin varlığına bağlıdır. Bu bağlamda şu söylenebilir: Nübüvvetin olmadığı bir kâinat, hikmetsiz olacağından varlığının bir anlamı kalmazdı. Anahtar Kelimeler: Kelam, Nübüvvet, Said Nursi, Risale-i Nur, Gereklilik
Doğal afetler ve trafik kazaları bağlamında kader ve tevekkül
Doğal afetler ve trafik kazaları ülkemizde ve dünyada çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine sebep olan acı hadiselerdir. Bu afetleri engellemek adına sorumlu olan kişi ve kurumlar çeşitli uygulamalar geliştirmekle yükümlüdür. Doğal afetlerdeki kayıpları önleyici faaliyetlerin insanlar tarafından benimsenmemesi ise en büyük problemdir. Ülkemizde doğal afetler genellikle takdiri ilahi, kader ve tevekkül algısı üzerinden yanlış yorumlanmakta; sorunun insan sorumluluğuna bakan yönü göz ardı edilmektedir. Bu çalışma toplumun doğal afetler ve trafik kazaları karşısında bir teselli ve avunma refleksi olarak geliştirdiği yanlış algıları düzeltmeyi hedeflemektedir. Doğal afetler karşısında insan faktörü, insan iradesinin yetkinliği, tedbir ve tevekkül gereği yapması gerekenler vurgulanmıştır. İnsan sorumluluğunun merkezde olduğu doğal afetler ve trafik kazalarında önlemlerin ve kurallara bağlılığın hayat kurtarıcı olduğuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır. İslam dini insanın; doğal afetler ve trafik kazaları karşısında doğru kader ve tevekkül anlayışına sahip olarak, akıl ve iradesi doğrultusunda bu afetlere karşı önlemler geliştirmesini emretmiştir. Bilimsel ve teknik ilerlemeleri takip ederek koruyucu önlemleri alması zaruridir. Başına gelen hadiseleri takdiri ilahi şeklinde yorumlayıp tembelliğe düşmesi doğru bir yaklaşım değildir. Bu çalışma söz konusu yanlış kader ve tevekkül anlayışını tespit ederek çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Kader, tevekkül, Trafik, Kaza, Tedbir, Doğal Afet
İmam Mâtürîdî'ye göre gayb meselesi
Bu tezde insanın fıtratında var olan bilinmeyeni öğrenme duygusunun gereği olarak ilgi duyduğu gaybın mahiyeti ve onu bilme yolları araştırılmıştır. Çalışmada Kur'an ve Hz. Peygamber'in gaybı nasıl ele aldığı üzerinde durulmuş ayrıca ilk dönem İslam bilginleri tarafından da nasıl anlaşıldığı incelenmiştir. Çalışmada Mâtürîdî'nin gayb konusuna nasıl yaklaştığı merkeze alınmış olmakla beraber diğer İslam kelamcılarının da görüşlerine başvurularak kıyaslama yoluna gidilmiştir. Gayb konusunda asıl tartışma alanı olan peygamberlerden başkasının ilham yoluyla gaybtan vereceği bilginin bağlayıcı olup olmayacağı hususunda başta Mâtürîdî olmak üzere kelamcılarla mutasavvıflar arasındaki tartışma üzerinde durulmuştur. XIX. yüzyılda bilim ve teknolojinin gelişmesiyle daha önce bilinmeyen ve o günün şartlarında gayb olarak kabul edilen bazı hususların bilinir hale gelmesinin, din- bilim çatışması olmadığı aksine tarih içerisinde Kur'an'a yüklenen bir anlam olduğu vurgulanmıştır. Yine aynı dönemde mantıkçı pozitivistlerin deney ve gözlem dışı olan bir alan yoktur dolayısıyla böyle bir alana ait bilgi de bilgi olamaz, iddialarına cevap verilerek gayb bilgisinin insan için önemli ve gerekli bir nitelik olduğu vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Gayb, Peygamber, Mâtürîdî, Kur'an, Bilgi
Yahudi ve müslüman teolojisinde tanrı tasavvurlarının karşılaştırılması
Tanrı tasavvuru, inanç sistemlerinin yapı taşları hüviyetindedirler. İlahi dinler kategorisinde değerlendirilen iki din olan Yahudilik ve İslam'ın da düşünüldüğünde kaynaklarının aynı olması sebebiyle Tanrı tasavvurlarının da aynı olması beklenmektedir. Ancak Yahudiliğin kutsal kitabında bulunan antropomorfik ifadeler, İslam'ın tenzihçi yönüyle karşılaştırıldığında arada büyük farklar olduğu görülmektedir. Bu bağlamda teşbihsel yönüyle de sıklıkla eleştirilen Yahudiliğin Tanrı tasavvurunun İslamî yönden analiz edilmesinin de kelam ilmi açsısından önemli olduğu kanaatindeyiz. Çalışamızda tarihsel çerçevede Yahudi teolojisinin gelişimini ve İslam'la olan münasebetini ele almaya gayret ettiğimiz giriş kısmının ardından, konuyu üç temel başlık altında inceledik. Bu bağlamda birinci bölümde ulûhiyet açısından Tanrı'nın varlığı, birliği, sıfatları, varlığının delilleri konularını tespit ederken; ikinci bölümde de Tanrı'nın âlem ile olan ilişkisini sunmaya çalıştık. Çalışmamızın son kısmını ise, Tanrı'nın insan ile olan ilişkisini insanın yaratılışından başlayarak ele alırken; her iki dinde ki ahiret hayatının nasıllığı hakkında bilgi vererek sonlandırdık. Temel olarak çalışmamız boyunca gördük ki; Orta Çağ Yahudi teolojisinin oluşumu açısından kilit bir dönem olmakla beraber; İslam kelamı da bu teolojinin oluşmasında ki ana faktörlerden biridir. Bununla beraber; itikadî yönden Yahudiliğin özellikle ahit, seçilmişlik ve mesih gibi konularda İslam'dan oldukça farklı bir yapıda olması çalışmamız açısından önem arz etmektedir. Biz de çalışmamızda bu farklılıklara dikkat çekmeye ve İslamî yönden itikadî açmazlara sebep olan meseleler açısından analizler yapmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Tanrı, Âlem, İnsan, Ahit, Seçilmişlik, Mesih
Sırât-ı Müstakîm mecmuası ve Muhammed Ferîd Vecdî Vecdî'nin kelami görüşleri
Kelam İlmi doğuşundan itibaren bazı dönemlerden geçerek günümüze kadar gelmiştir. Kelam konuları da tarihi süreç içinde dönemlere göre farklılıklar arz etmiştir. Bu bağlamda Yeni İlm-i Kelam döneminde, Batı'da cereyan eden fikri akımların İslam akidesine vermiş olduğu zararlar neticesinde 19. yüzyıl İslam dünyasının yenilikçi düşünceye sahip önemli düşünürlerinden olan Muhammed Ferîd Vecdî'de bu akımlara karşı yazmış olduğu makaleler ve reddiye türü eserleriyle ömrünün sonuna kadar mücadele etmiştir. Materyalizm başta olmak üzere pozitivizm ve darwinizm gibi fikri akımların görüşlerini çürütecek fikirler ortaya koyan Ferîd Vecdî, başta ilahiyat konuları olmak üzere, ahiret hayatı, nübüvvet, kadının konumu, İslam medeniyeti ve inanç konuları ile bağlantılı meselelerde fikirlerini ifade etmiştir. Bu çalışmayla 18. ve 20. yüzyıllar arası cereyan eden fikri akımlar ile Sırât-ı Müstakîm Mecmuası'nda yayımlanan kelami makaleler ve Ferîd Vecdî'nin kaleme almış olduğu diğer eserler bağlamında, Ferîd Vecdî'nin kelami görüşleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kelam, Sırât-ı Müstakîm, Sebîlürreşâd, Muhammed Ferîd Vecdî, Materyalizm
Bid'atler, hurafeler ve Malatya örneği
Kelâm ilmi; Allah'ın varlığı, birliği, zatı, sıfatları, ahiret hayatı, peygamberler, vahiy, melek, kader ve kaza gibi inanç konularını inceleyen bir ilimdir. Evrenin ve canlıların yaratılışı, varlıklar arasındaki sebep ve sonuçlar da bu ilim sayesinde anlaşılmaktadır. Nitekim Kur 'anda, "ibret almaz mısınız? Akletmez misiniz? Ve Görmüyor musunuz? Düşünmez misiniz? Gibi sorular da olayların irdelenmesini ön görmektedir. Nitekim 18. Asırdan bu yana Batı dünyasında bilim ve felsefenin gelişmesine karşı delil, akıl ve ispat yöntemi kullanılmıştır. Bu yönüyle İslam'ın inanç esaslarını zararlı akımlardan koruduğu için kelam ilmine, "İlimlerin en şereflisi" denmiştir. Çağımızda bid'at ve hurafeler, her geçen gün artarak dini, sosyal ve kültürel hayatımızı etkilemeye devam etmektedir. Kimi insan geleceğini merak etme adına; iç dünyalarını etkileyen rüya, fal, büyü ve şans gibi konulara umut bağlamaktadır. Bazı insanlar da, ay, yıldız, taş, boncuk gibi sembolik objelere kutsal anlamlar yüklemektedir. Hal böyle olunca türbe ziyareti, dilek tutma, şifa arama, şefaat dileme türü sapmalar meydana gelmektedir. Bilimsel zemini olmayan bu tür anlayışlar, insanın yaratılışına ve inancına ters düşmektedir. "Bid'atlar, Hurafeler ve Malatya Örneği" konulu tez çalışmasıyla kelam bilim alanına katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada; bid'at ve hurafelerin tarihi seyri, ortaya çıkış nedenleri, Malatya ve çevresine yansıma biçimi araştırılmıştır. İl merkezi ve ilçelerinde halen halkın ilgi odağı olan türbe, kabir gibi mekânları ziyaret edenlerin beklentileri değerlendirilmiştir. Ne var ki olayın temelinde bilgisizliğin hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Oysaki dinin amacı, toplumu durağan halde tutmak değil, ileri hedeflere ulaştırmaktır. Çünkü İslam, toplumu sanat, teknoloji ve yeniliklerde ilerlemesini tavsiye eden bir dindir. Anahtar Kelimeler: İman, Bid'at, Hurafe, Malatya, Türbe, Ziyaret
Kelâmî açıdan Bâtınîlik (İsmâilîlik örneği)
İslam dünyasında oldukça etkili olan düşüncelerden biri bâtınîlik kavramıdır. Bu çalışmada Bâtınîlik kelâmi açıdan ele alınıp İsmâililik mezhebi üzerinden detaylı bir şekilde incelenerek açıklanmıştır. Bâtınîlik, her zahirin bir bâtını ve her nasın bir te'vili bulunduğunu bunu da sadece Tanrı tarafından belirlenmiş veya O'nunla ilişki kurmuş masum bir imamın bilebileceği görüşünü savunan bir fırkadır. Bu inancın bir yansıması olarak itikadî alandaki diğer konularda da bu fikri destekleyecek yaklaşımlar sergilenmiş ve metotlar geliştirilmiştir. Bu metotları kullanarak bâtıniliği yayan kişilere de dâî ismini vermişlerdir. İsmâilîler fikirlerini ispatlamak için her türlü argümanı kullanmış ve kendi fikirlerine engel teşkil eden Kur'ân'ın ayetlerini bâtınî yoruma başvurarak fikirleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Ortaya attıkları İmâmet doktrinini ispatlamak için kâinattaki nizamdan örnekler vermiş ve vesâyet olgusunu icat etmişlerdir. Ayrıca nübüvvet ve ahiret konularına Sünnî düşünceden farklı bakış açıları geliştirmişlerdir. Bâtınîlik zihniyeti, bazen eski kültür ve dinler bazen de Şiilik aracılığıyla Sünnî dünya ile epey mücadele içerisine girmiştir. Bâtınîler, sadece kendi tarihlerini değil Ortaçağa damgasını vuran büyük devletlerin tarihlerinin akışını da etkilemişlerdir. Kuzey Afrika, Mısır, Suriye ve Hicaz'da fiilen hakim oldukları gibi, Abbasi egemenliği altında da birçok taraftar bulmuşlardır. Günümüzde de bir grup bâtınî Aga Han liderliği altında Hindistan'da yaşamaktadırlar. Bâtınîler değişik gruplar, tarikatlar ve mezhepler altında birçok bölgede dağınık halde, birazda asimile olmuş bir şekilde varlıklarını devam ettirmektedirler. Anahtar Kelimeler: Bâtınîlik, İsmâililik, Te'vil, Dâi.
Ebû Saîd Hâdimî ve akâid konularına yaklaşımı
Hâdimî, Konya'nın Hâdim ilçesinde ilmi geleneğe sahip bir aileden dünya gelmiştir. İlk eğitimine burada başladıktan sonra çeşitli ilimleri farklı memleketlerde tahsil etmiştir. Sonra memleketine dönüp medresesini kurmuştur. Hâdimî'nin kelâm ilmine ilgi duyduğunu, bu alanda yazmış olduğu eserlerde görmekteyiz. Eğitim yuvasında Osmanlı medrese geleneğine bağlı kalarak akâid ve kelâm derslerine yer vermiştir. Ehl-i Sünnet akidesinin müdâfisidir. Eserlerinde bir konuyu işlerken o hususta farklı mezhep ve âlimlerin görüşlerine yer vermiş, tercih ettiği düşünceleri savunmuştur ve haklılık gerekçelerini ortaya koymaya çalışmıştır. Bir kişinin görüşünü alması onun bütün görüşlerini benimsediği anlamına gelmemektedir. Yeri geldiğinde onları eleştirmekten ve hata ettiklerini söylemekten çekinmemiştir. İmam Mâtürîdî (ö.333/944)'nin görüşlerini benimsemiştir. Tezimizde bütün eserleri olmasa da bir kısım eserlerini dikkate alarak akâid ve kelâm hususunda düşüncelerini ortaya koymaya çalışacağız.
Adli ilahi bağlamında engellilik
Engellilik problemini salt psikoloji, sosyoloji ve tıp açısından değerlendirmek yeterli değildir. İnsan akıllı ve sorgulayan bir varlıktır. "Allah'ın insanları mükemmel bir şekilde yaratma gücü varken neden engelli olarak yaratmaktadır?" gibi soruları sorabildiğinden meselenin, yaratıcı –yaratılan (teoloji) perspektifinden de ele alınması gerekmektedir. Kelam mezhepleri bu meseleyi "adalet-hikmet-mülkiyet" bağlamında açıklamaya çalışmışlardır. Yine engellilik, hem bakımını üstlenen kişilerin hem de engelli bireylerin bir takım fiziksel, duygusal ve sosyal yönden etkilenmelerine neden olmaktadır. Buna bağlı olarak, kendini işe yaramaz olarak görme, yalnızlık duygusu içine girme, ayrımcılığa maruz kalma gibi problemler ortaya çıkmaktadır. Bu duruma karşı farkındalık oluşturulması gerekmektedir. Bazen engelli ve yakınlarının karşılaştıkları bu durum, onların isyan etmelerine ve ilahi adaleti sorgulamalarına neden olabilmektedir.