Theses supervised by Prof. Dr. Gülsen Güneş
20 theses · İnönü University
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanların, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumu
AMAÇ: Bu araştırmada İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde ihtisas yapan asistanların sağlığın geliştirilmesine yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumlarının belirlenmesi, bunların sosyodemografik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi, sağlıklı yaşam biçimini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve asistanlara sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda öneriler sunmak amaçlanmıştır.METOD: Kesitsel tipte olan araştırmada evreni, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanlar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 96'sı kadın, 139'u erkek olmak üzere toplam 235 asistan yer aldı. Mayıs-Ağustos 2010 aylarında yapılan çalışmada sosyodemografik bilgi anketi, GSA (Genel Sağlık Anketi), SYBDÖ (Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği) kullanılmıştır. Verileri değerlendirmede SPSS 16.0 İstatistik paket programı, analizlerde Ki-kare, ANOVA ve Bağımsız İki Grup Arasındaki T Testi, Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır.BULGULAR: Araştırma kapsamına giren asistanların %40.9'u kadın, %59.1'i erkek, %59.1'i evli, %47.7'si 30 yaşın altında ve yaş ortalaması 30.36±3.79'dur. Yüzde 50.6'sının dahili, %41.3'ünün cerrahi, %8.1'inin temel tıp bilim dallarında görev yaptığı, %55.7'sinin ekonomik durumunu orta olarak belirttiği, %53.0'ının çalıştıkları bölümden memnun, %29.1'inin kısmen memnun olduklarını, %62.0'ının ise sigara kullanmadıklarını ifade ettikleri saptanmıştır. Araştırmaya katılan asistanların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği toplam puanı 116.31±17.80 olarak bulunmuştur. En yüksek puan ortalamasının kişilerarası ilişkiler, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite boyutuna ait olduğu belirlenmiştir. Evli olanlarda sağlık sorumluluğu puanı, temel tıp bilim dalında görev yapanlarda SYBD toplam puanları daha yüksek bulunmuştur. Çalıştıkları bölümden memnun olanların kendini gerçekleştirme, kişilerarası ilişkiler ve stres yönetimi puanları; yöneticiler ile ilişkisi iyi olan asistanların kendini gerçekleştirme, beslenme ve SYBD toplam puanları; yıllık asistan eğitimi programına katılan asistanların ve mesai arkadaşlarıyla ilişkileri iyi olanların SYBD puanlarının hemen hepsi yüksek bulunmuştur. Genel sağlık durumu iyi olanların %41.1'inin, kötü olanların %91.7'sinin genel ruhsal sağlığı da kötüdür. Genel sağlık durumu ile genel ruhsal sağlık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). GSA toplam puanı ile SYBD toplam puanı arasında korelasyon yapılmış ve negatif bir ilişki bulunmuştur (r= -0.25 p= 0.001).SONUÇLAR: Çalıştıkları bölümden memnun olma, mesai arkadaşlarıyla iyi ilişkilerin olması, yıllık asistan eğitim programı almaları SYBD'larının çoğunu olumlu etkilemektedir. Genel sağlık durumu iyi olanların fiziksel aktivite, beslenme, stres yönetimi ve SYBD toplam puanı daha yüksek bulunmuştur. Asistanların SYBD'dan en az aldıkları puan fiziksel aktivitedir. Fiziksel aktivite yapmalarına uygun aktiviteler düzenlenmesi sağlanabilir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları olumlu hale geldikçe genel ruhsal sağlık durumu da daha iyi olmaktadır. Sağlık çalışanları, kendi yaşam biçimlerini düzeltmelidirler. Mesleki sorumlulukları ve sosyal rolleri gereği sürdürdükleri yaşam biçimleri ile rol modeli olma ve sağlık hizmeti verdikleri grubu etkileme özelliğine sahiptirler.Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Genel Ruhsal Sağlık Durumu.
Malatya merkez sağlık ocaklarında çalışan hekim, hemşire ve ebelerin şiddet deneyimleri ve kadına yönelik şiddetle ilgili tutum ve davranış düzeyleri
Kadına yönelik şiddet dünyada ve Türkiye'de gün geçtikçe artan bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma sağlık ocaklarında çalışan personelin şiddete maruz kalma durumlarını ve sağlık personelinin kadına yönelik şiddet konusunda bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel bir çalışmadır.Çalışmanın evrenini; Malatya il merkezinde bulunan 28 merkez sağlık ocağında çalışan hekim, hemşire ve ebeler oluşturmuştur. Araştırma evrenindeki 541 kişiden 512`si araştırmaya katılmıştır. Verilerin toplanmasında; Tanıtıcı bilgi formu, ?Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddet Belirtilerini Tanımalarına İlişkin Ölçek Formu? ve hemşire, ebe ve hekimlerin kadına yönelik şiddetle ilgili olarak tutum ve davranış düzeylerini belirlemek için Tutum formu kullanılmıştır.Katılımcıların; yaş ortalaması 33,6±6,4`tür. Çalışmaya katılanların; %81,8'i kadın, %18.2'si erkektir, Araştırmaya katılan kadınların %51,1'i, erkeklerin %54,8'i yaşamı boyunca en az bir kere şiddete maruz kalmıştır. Erkeklerin babaları tarafından daha fazla şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir. (P<0.05) Araştırma kapsamındaki hemşirelerin %58,7'si, ebelerin %53,1'i ve hekimlerin %49,5'i iş yaşamı boyunca hasta, yasta yakını ve kendi çalışma arkadaşı tarafından en az bir kere şiddet görmüştür. Çalışanların %77,1'i mezuniyet öncesinde kadına yönelik şiddet eğitimi almamıştır. Mezuniyet sonrasında ise personelin %31,6'sinin kadına yönelik şiddet eğitimi almadığı belirlenmiştir. Ebelerin %79,5`i, hemşirelerin %57,5`i ve hekimlerin %69,9'u mezuniyet sonrası kadına yönelik şiddet eğitimi almıştır. Hekimlerin %74,3`ü, hemşirelerin %73,2`si ve ebelerin %67,5`i kadına yönelik şiddet olayı ile karşılaşmış, %81,8'i bildirim yapacağını ifade etmiştir. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımlarına ilişkin toplam ölçek puanı 18,6±3,7 olarak bulunmuştur. Katılımcıların ortalama14,7±3,2 tutum puanı aldığı saptanmıştır.Sonuç olarak; sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımlamada yetersiz kaldıkları belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Şiddet, kadın, tutum, hemşire, ebe
Cep telefonu problemli kullanım (PU) ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, Cep Telefonu Problemli Kullanımı Ölçeği (PU)'nin Türk toplumu için geçerlik ve güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla yapılmış metodolojik türde bir araştırmadır. Araştırma, 2011-2012 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Döneminde, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan 387 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ölçeğin yanı sıra öğrencilerin tanımlayıcı özelliklerini belirlemeye yönelik soru formu kullanılmıştır. Test-tekrar test güvenilirliğini değerlendirmek için, ilk uygulama yapıldıktan 3 hafta sonra, 118 kişiye ikinci uygulama yapılmıştır. Orjinali Almanca olan ölçek, grup çevirisi ve geri çeviri teknikleri kullanılarak Türkçe'ye çevrilmiştir. Ölçeğin Türkçe formu kapsam (içerik) geçerliğini saptamak üzere 10 uzman tarafından değerlendirilmiştir. Uzman önerileri doğrultusunda gerekli düzeltmeler yapılmış ve ölçeğin kapsam (içerik) geçerlik indeksi (KGİ) değeri 0.89 bulunmuştur. Alınan uzman görüşleri ve yapılan düzeltmelerden sonra, örneklem grubuyla benzer özellik gösteren 20 öğrenciye pilot uygulama yapılmıştır. Önerilen değişiklikler sonunda ölçek son durumuna ulaşmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliğini test etmek için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmış ve tüm ölçek varyansının % 45'ini açıklayan üç faktörlü yapı elde edilmiştir. Ölçeğin güvenilirlik analizleri için hesaplanan Cronbach Alfa değeri 0.854, ölçeğin toplam puan için test-tekrar test korelasyon katsayısı 0.86 bulunmuştur. Ayrıca ölçeğin ön-test ile tekrar?test toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (t =1.02, p = 0.30). Elde edilen bu değerler sonucunda PU ölçeği Türkçe formu geçerli ve güvenilir kabul edilmiş olup; ölçeğin daha geniş ve farklı örneklemlerde kullanılması önerilmektedir.
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin sağlıklı beslenme ile ilgili tutumları, etiket okuma alışkanlıkları ve beslenme okuryazarlığının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin sağlıklı beslenme ile ilgili tutumlarını ölçmek, etiket okuma alışkanlıklarını değerlendirmek, beslenme okuryazarlıklarını değerlendirmek ve etkileyen faktörleri belirlemektir. Materyal ve Metot: Bu araştırma Kasım 2021-Aralık 2021 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 275 öğrenciye yapılmıştır. Kişisel Bilgiler, SBİTÖ, Etiket Okuma ile ilgili Sorular, YBOYDA başlıklarıyla sorular sorularak veriler toplanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde tanımlayıcı veriler sayı ve yüzdeyle belirtilmiş, ki kare testi yapılmıştır. Ölçek puanlarının normal dağılıma uygunluğu kolmogorov smirnov testiyle yapılmış, normal dağılıma uymayan verilerde ortanca (minimum-maksimum) değerler verilmiş, Man Whitney U testi ve Kruskal Wallis varyans analizi yapılmıştır. Yanılma payı olarak p<0.05 seçilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %58.5'i kadın, %41.5'i erkek, %71'i normal BKİ aralığında, %45.8'i düzenli fiziksel aktivite yapmaktadır. SBİTÖ düzeyleri %76.4 yüksek, YBOYDA düzeyleri %94.9 yeterli bulunmuştur. Anne eğitim düzeyine göre SBİTÖ ve alt bölümlerinden beslenme hakkında bilgi ile aralarında anlamlı bir fark bulunmuştur. SBİTÖ alt bölümlerinden olumlu beslenme ile yaş, sınıf, kaldıkları yer, anne eğitim düzeyi ve sigara içme arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. YBOYDA alt bölümlerinden porsiyon miktarı ile cinsiyet, kaldıkları yer, aile geliri, kronik hastalık arasında olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç: Çalışma sonuçlarına göre katılımcıların SBİTÖ düzeyleri büyük oranda yüksek aralıkta, YBOYDA düzeyleri yeterli seviyede, fiziksel aktivite yapma oranları yüksek ve çoğu normal BKİ aralığındadır. Katılımcılara sağlıklı beslenme ile ilgili daha çok eğitim verilmeli ve SBİTÖ düzeyleri ideal aralığa yükselmesi için desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Beslenme Okuryazarlığı Ölçeği, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği, Beslenme, Tıp Fakültesi, Etiket Okuma
Malatya ili Yeşilyurt ilçesinde bulunan M. Hanifi Bağdatlı Aile sağlığı merkezine kayıtlı 15-49 yaş aralığındaki evli kadınlarda aile içi şiddet ile depresyon arasındaki ilişki
Amaç: Şiddet, dünya genelinde gittikçe artan bir halk sağlığı problemi olarak görülmektedir. Şiddete en fazla kadınların maruz kaldığını ve bunun ilk etapta ailede olduğunu görebiliriz. Bu çalışma kadına yönelik şiddet durumunu, şiddeti etkileyen faktörleri ve şiddet ile depresyon arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçlamıştır. Materyal ve Metot: Ocak-Nisan 2019 aylarında yapılmış kesitsel bir çalışmadır ve M. Hanifi Bağdatlı Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 15-49 yaşlarındaki evli kadınlar araştırmaya dâhil edilmiştir. Örneklem büyüklüğü %95 güven düzeyi ve %5 sapma ile prevalansı %40 alınarak 292 kişi olarak hesaplanmış olup 398 kadın ile çalışma yürütülmüştür. Etik kurul ve sağlık müdürlüğünden yazılı izin alınmıştır. Anket formu; Kişisel Bilgiler Formu, Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeğinden oluşmaktadır. Bulgular: Küçük yaş, düşük ekonomik gelir ve düşük eğitim seviyesi şiddet ve depresyon açısından risk faktörü olarak bulunmuştur. Geniş ailede yaşayan, görücü usulü ile evlenen, eşlerinin ailesiyle kötü ilişkisi olan, geçmişte şiddete maruz kalan kadınlar daha yüksek şiddet ve depresyon puanlarına sahiptir. Depresyon ile şiddet arasındaki Korelasyon analizi, pozitif yönlü bir ilişki olduğunu göstermiştir. Olası depresyonu bulunan kadınlarda şiddet puanları daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların %30.2'si fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Sonuç: Küçük yaştaki evlilikler ve düşük ekonomik gelir ile bağlantılı olduğu düşünülen düşük eğitim seviyesi, evlilik türü ve aile tipi gibi nedenler kadının maruz kaldığı şiddeti artırmaktadır. Bu amaçla devlet tarafından küçük yaşta evlilikler için bazı yasal yaptırımların yapılması ve kişilerin eğitim, sosyal ve ekonomik olarak iyileşmesi için gerekli adımların atılmasının önemli olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Şiddet, kadına yönelik şiddet, depresyon, erken evlilik.
Radyoloji çalışanlarının tanı amaçlı kullanılan radyasyonun, zararlı etkileri hakkında bilgi, tutum ve davranışları
Her geçen yıl, gelişen teknoloji ile paralel olarak ortaya çıkan çeşitli radyolojik yöntemlerin hastalıkların tanı ve tedavisinde çok önemli bir yeri olmasına rağmen, iyonize radyasyonun hayatımızda daha fazla yer edinmesine neden olmaktadır. Radyolojik yöntemlerin sağladığı yararlar dikkate alındığında, bu uygulamalardan vazgeçmek mümkün olmadığı için, radyolojik tetkikler ile alınan radyasyonu en aza indirgemeye çalışmak bütün radyoloji çalışanlarının dikkat etmesi gereken önemli bir husustur. Çalışmamızda, radyoloji çalışanlarının tıpta tanısal amaçlı maruz kalınan iyonize radyasyon hakkında bilgi, tutum ve uygulamalarını tespit etmek amacıyla hazırlanan anket formu, 15 mart ile 30 haziran 2014 tarihleri arasında, 202 radyoloji çalışanına uygulanmıştır. Çalışma Diyarbakır merkez ve ilçelerindeki hastanelerde gerçekleştirilmiş olup, tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Çalışmaya 111' erkek 91'i kadın olmak üzere katılan 202 radyoloji çalışanının yaş ortalaması 32,51'dir. Radyoloji çalışanlarının % 7,9'unda çeşitli kronik hastalıkların bulunmasının yanında, üç kişinin de kendi beyanlarına göre kanser teşhisi aldığı tespit edilmiştir. Ankete katılanların kendi ifadelerine göre en çok görülen sağlık problemi saç dökülmesidir (%53). Radyoloji çalışanlarının % 90,6'sı hastaların, % 83,7'si ise kendileri için yıllık MMED limitlerini bilmediği görülmüş; bununla birlikte, %82,2'si bir abdomen BT de maruz kalınan iyonize radyasyonun kaç adet PA akciğer grafisinde alınan radyasyona eşdeğer olduğunu bilmemektedir. Çalışanların % 91' i MR'da, % 89,5'i ise USG' de iyonizan radyasyon kullanılmadığını bilmesinin yanında, % 41'i mamografide, % 32'si BT'de % 34'ü anjiografide ve % 30,5'i ise skopi uygulamalarında iyonizan radyasyon kullanıldığını bilmemektedirler. Çalışanların %21,9'u dozimetre kullanmadığını belirtmiş ve dozimetre sonuçlarına güvenilmemesi dozimetre kullanmamanın en önemli gerekçesi olarak gösterilmiştir. Radyoloji çalışanlarının radyasyon güvenliği hakkında bilgi düzeylerinin hizmet içi eğitimler ile arttırılmasına ihtiyacın olduğu görülmüştür.
Malatya İli Battalgazi ilçesinde, 65 yaş ve üzeri yaşlılarda istismar, depresyon, başarılı yaşlanma durumlarının saptanması ve etkileyen faktörler
Amaç: Dünyada ve Türkiye'de 65 yaş ve üzeri nüfus giderek artmaktadır. Artmış olan bu nüfusun önemli problemlerinden biri de istismardır. Yaşlılar tarafından dile getirilmesi zor olduğu için istismar saklanır ve açığa çıkmaz. Yaşlı tarafından kabul edilmesi ve önlenmesi zor bir durumdur. Şiddetin yaygın olduğu günümüzde kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı daha çok gündeme gelmektedir. Yaşlı istismarı konulu çalışmalar son derece kısıtlıdır. Depresyon da bu yaşlarda sık görülmektedir. Bu nedenle, çalışmamızda 65 yaş ve üzeri bireylerde istismar ve depresyon durumları ile istismar, depresyon ve başarılı yaşlanma ilişkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Materyal ve metot: Kesitsel tipte olan bu araştırmanın evrenini; Malatya İli Battalgazi İlçesinde yaşayan tüm 65 yaş ve üzeri bireyler oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü hesabında % 95 güven aralığında % 80 güçle yapılan analizi sonucunda ulaşılması gereken minimum örneklem büyüklüğü belirlenmiştir. Araştırmada 595 kişiye ulaşılmıştır. Veri toplama aracı olarak kullandığımız anket formunda; sosyo-demografik özellik bilgi formu yanında Hwalek -Sengstock Yaşlı İstismarı Tarama Ölçeği, Geriatrik Depresyon Ölçeği ve Başarılı Yaşlanma Ölçeği yer almıştır. Toplanan verilerin analizine Ki-Kare, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis varyans analizi, Spearman Korelasyon testi, Binominal Lojistik Regresyon testi yapılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 70.09±5.78 olup, % 56'sı erkekti. Katılımcıların % 23.2'si istismara uğramakta ve % 27.7'sinde depresyon belirtileri vardır. Katılımcıların istismar durumları; medeni hal, sağlık durumları, psikiyatrik hastalık öyküleri, beraber yaşadıkları kişiler, bakım verenin varlığı ve başarılı yaşlanma durumu gibi değişkenlerce etkilenmektedir (p<0.05). Katılımcılarda depresif belirtilerin varlığı ise cinsiyet, yaş, medeni hal, eğitim ve gelir düzeyi, kronik hastalık varlığı, psikiyatrik hastalık öyküsü, bakım verenin varlığı, istismar varlığından ve başarılı yaşlanma durumundan etkilenmektedir (p<0.05). Sonuç: Depresyon ve istismar yaşlılarda sık görülmektedir ve önlenebilir halk sağlığı sorunlarındandır. Başarılı yaşlanma ile istismar ve depresyon arasında ilişki vardır. Depresyon ve istismar için hassas grupları göz önünde bulundurarak müdahaleler planlanmalıdır.
Turgut Özal Tıp Merkezine başvuran fizik tedavi ve rehabilitasyon hastalarına bakım veren refakatçilerin bakım yükleri, depresyon durumları ve ilişkili faktörler
Amaç: Araştırma, fizik tedavi gören kronik hastalara bakım veren refakatçilerin bakım yükleri, depresyon durumları ve ilişkili faktörleri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma; İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinde 1 Mart 2018 - 1 Mart 2019 tarihleri arasında kesitsel tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Örneklem power analizi ile 129 kişi olarak hesaplandı. Veriler; araştırmacı tarafından hazırlanan Hasta Bilgi Formu, Bakım Veren Kişisel Bilgi Formu, Zarit Bakım Yükü Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde, yüzdelik dağılım, ortalama, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Bakım verenlerin bakım verme yükü puan ortalaması 38.48±12.68, depresyon puan ortalaması 13.68±9.41 olarak bulunmuştur. ZBYÖ'den alınan puanlar ile BDÖ'den alınan puanlar arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon olduğu belirlenmiştir (r: 0.782, p<0.001). Araştırmada yaş, medeni durum, yakınlık derecesi, gelir düzeyi, bakım verme zaman dilimi, yardım alma durumu, bakıma ara verme durumu vb. faktörlerin bakım yükünü etkiledikleri saptanmıştır. Cinsiyet, medeni durum, yakınlık derecesi, gelir düzeyi, çalışma durumu, bakım verme zaman dilimi, yardım alma durumu, hasta ile birlikte yaşama durumu, bakıma ara verme durumu, bakım vericinin kronik hastalığının varlığı vb. faktörlerin depresyon düzeyini etkiledikleri saptanmıştır. Hastanın uykusuzluk, yürüyememe, idrar/gaita sorunu, bakımdan memnun olma hali, tedavi alış şekli ve yardımcı araç kullanımı gibi faktörlerin de bakım yükü ve depresyon puanlarını etkilediği görülmüştür. Sonuç: Bakım yükü arttıkça depresyon düzeyinin arttığı belirlenmiştir. Bakım yükü ile depresyon arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Bakım veren refakatçilerin yaşadıkları sorunlarla baş etmelerine yönelik eğitim ve danışmanlık programlarının düzenlenmesi ve belli aralıklarla bakım verenlerin izlenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Bakım yükü, depresyon, bakım verici, fizik tedavi
Yaşlılarda depresyon ve günlük yaşam aktiviteleri ile ilgili risk faktörleri
Amaç: Bu araştırmadaki amacımız yaşlılarda depresyon sıklığı ile günlük yaşam aktivitelerinin belirlenmesi ve ilişkili risk faktörlerini tespit etmektir. Materyal ve Metot: Bu araştırma Mayıs 2016-Ağustos 2016 tarihleri arasında yapılmış tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Araştırmanın evreni Malatya merkeze bağlı Darende ilçesi devlet hastanesine başvuran 65 yaş üstü bireylerdir. Hastaneye başvuran 125 yaşlı birey araştırma kapsamına alınmıştır. Veri toplanmasında, kişisel bilgi formu, Geriatrik Depresyon Ölçeği ile Barthel indexi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler yüzde dağılımı, ki kare testi, student- t testi ve mann whitney u testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Yaşlı bireylerin %65.6'sı 65-74 yaş aralığında, %53.6'sı erkek ve %52'si yalnızdır. Araştırmaya katılan ileri derece bağımlı olan yaşlıların %57.1'inde depresyon varken, hafif derece bağımlı oların %20'sinde depresyon vardır. Tam bağımsız bireylerin %75'inde depresyon yoktur. Bağımlılık durumları ile depresyon durumları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur(p=0.003). Yalnızlık düzeyi ile bağımlılık durumları kıyaslandığında; yalnız yaşayanların %15.4'ü ileri derecede bağımlı iken yalnız olmayan bireylerin %6.7'si ileri derecede bağımlıdır(p=0.005). Sonuç: Yaşlılarda depresyon ile bağımlılık durumları arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu, yaşlılarda bağımlılık arttıkça depresyon durumlarının arttığı tespit edilmiştir. Yaşlı bireylerin günlük yaşamlarını sürdürürken, yaşam kalitelerinin arttırılması ve depresyon riskinin azaltılması için çevrelerinde bulunanlar tarafından yalnızlığın dikkate alınması hususunda farkındalık yaratılması önerilmektedir. Yaşlıların yalnız kalmalarını önleyen sosyal organizasyonlar yapılmalı ve evde sağlık hizmeti gibi hizmetler planlanmalıdır. Belediyelerin yaşlı dostu organizasyonlar düzenlemesi, yaşlıları bir araya getiren sosyal faaliyetlere önem vermesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Depresyon, Bağımlılık, Günlük Yaşam Aktivitesi
Hemşirelerde gece beslenme alışkanlığı ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi; Turgut Özal Tıp Merkezi örneği
Amaç: Bu çalışma, Turgut Özal Tıp Merkezinde çalışmakta olan hemşirelerde gece beslenme alışkanlığı ve uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi saptamak, gece beslenme alışkanlığı ile uyku kalitesine etki eden faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı kesitsel tipteki bu çalışma, Temmuz 2018- Ocak 2019 tarihleri arasında Turgut Özal Tıp Merkezinde çalışmakta olan 241 hemşire üzerinde yapılmıştır. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ve Gece Yeme Anketi kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 22 istatistik programı ile yapılmıştır. Verilerin istatiksel değerlendirilmesinde frekans, yüzde, bağımsız gruplarda t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Anlamlılık değeri p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan kişilerin %75.1'i kadın, %24.9'u erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 32.68±7.22'dir. Çalışmadaki hemşirelerin % 60.6'sı PUKİ' den uyku kalitesinin kötü olduğunu gösteren 5 ve daha yüksek puan almış ve % 9.1'inde gece yeme alışkanlığı olduğu bulunmuştur. PUKİ ortalama puanı 6.68±3.03 bulunmuştur. Gece yeme alışkanlığı ile uyku kalitesi arasında ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.486, p<0.05). Gece yeme alışkanlığının 33-40 yaş arası bireylerde en fazla, 40 yaş üzeri bireyler ile evli bireylerde en az olduğu saptanmıştır (p<0.05). Gece nöbeti tutma, sürekli gece veya vardiyalı çalışma, meslekte çalışma süresi (5- 15 yıl), alkol kullanımı faktörleri ile gece yeme alışkanlığının arttığı tespit edilmiştir (p<0.05). Gece nöbeti tutma, sürekli gece veya vardiyalı çalışma, alkol kullanımı ve çay tüketiminin artması gibi durumların uyku kalitesini olumsuz etkilediği bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Çalışmamızdaki hemşirelerin gece yeme alışkanlığı ile uyku kalitesi arasında ilişki olduğu bulunmuştur. Gece yeme alışkanlığını azaltmak ve uyku kalitesini arttırmak için çalışma saatleri ve koşulları düzenlenebilir. Anahtar Kelimeler: Gece Yeme Sendromu, hemşirelik, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Uyku Kalitesi vii ABSTRA
Lise öğrencilerinde yeme farkındalığı ile olumsuz beden konuşmaları ve sağlık algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışmada, lise öğrencilerinde yeme farkındalığı ile olumsuz beden konuşmaları ve sağlık algısı arasındaki ilişki ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı kesitsel tipte olan bu araştırma Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesindeki devlet liselerinde öğrenim gören 614 öğrencinin katılımıyla Mayıs- Haziran 2019 tarihlerinde yapılmıştır. Verilerin toplanmasında 4 bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22 paket programı ile frekans, yüzde, bağımsız gruplarda Independent Sample-T, One-Way ANOVA Testi kullanılmıştır. p<0.05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan adölesanların %51.0'ı kadın, %49.0'ı erkektir. Öğrencilerin %67.3'ü normal kiloludur. Erkeklerin YFÖ-30 puan ortalaması kadınların puan ortalamasından yüksek bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin BKİ değeri ile YFÖ-30 puan ortalaması arasındaki ilişki anlamlı bulunmuş olup en az puan obez bireylere, en fazla puan iste normal kilolulara aittir (p<0.05). Kadınların OBKÖ puan ortalaması erkeklerin puan ortalamasından yüksek bulunmuştur. Öğrencilerin BKİ değerleri ile OBKÖ puan ortalaması arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). SAÖ puan ortalaması normal kilolu bireylerde obez bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada YFÖ-30 ile OBKÖ arasında negatif yönlü bir ilişki(r= -0.180), YFÖ-30 ve SAÖ arasında pozitif yönlü bir ilişki (r=0.281) bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Araştırma sonuçlarına göre adölesanların yeme farkındalığı ile olumsuz beden konuşmaları ve sağlık algıları arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sağlık ve beslenme ile ilgili doğru alışkanlıklar edinilmesi ve yeme farkındalığının arttırılması için öğrenci ve ailelere beslenme ve farkındalık temelli eğitimler verilebilir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Adölesan Beslenmesi, Yeme Farkındalığı, Sağlık Algısı, Kilo Konuşmaları
İnönü üniversitesi öğrencilerinde aşılara bakış açısı ve sağlık okuryazarlığı ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmamızın amacı geleceğin ebeveynleri olacak olan üniversite gençliğinin aşılara olan bakış açısını belirlemek ve sağlık okuryazarlığı ile olan ilişkisini tespit etmektir. Materyal Metot: Çalışmamız kesitsel bir çalışmadır. Çalışma evreni İnönü Üniversitesi öğrencileri olup ulaşmamız gereken en küçük örneklem büyüklüğü 295 kişi olup bu kişilere fakülteler bazında küme örneklem yapılarak ulaşılmıştır. Katılımcılara, sosyo-demografik özellikler, aşılara bakış açısı ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği(TSOY 32)'den oluşan anket uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda 335 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 21,80±3.06 olup katılımcılardan 150(%44,9) kişi erkek, 184(%55,1) kişi kadındır. Katılımcılar '' Aşılar sizce etkili midir?'' sorusuna 251 (%75,1) kişi evet etkilidir, 4(%11,3) kişi hayır etkileri yoktur, 69(%20,7) kısmen etkilidir, 10(%3) fikrim yok cevabını vermişlerdir. Kişilerin tanımlayıcı özelliklerine göre sağlık okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlılıklara baktığımızda, fakülte grupları ve kardeş sayılarına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunurken(p= 0,001 ve 0,037), cinsiyet ve gelir dağlımlarına göre bakıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamıştır(p=0,127 ve 0,837). Katılımcılara sorduğumuz ''Aşılarla ilgili sizin açınızdan fikrinizi oluşturan temel kaynak hangisidir?'' sorusuna verdikleri cevaplar ile sağlık okuryazarlığı kategorileri arasında istatiksel olarak anmalı bir ilişki bulunmuştur.(p= 0,034) Sonuçlar: Kişilerin sağlık okuryazarlığı seviyeleri arttığında aşılara karşı olan bakış açıları değişerek hatalı ve taraf tutan bilgilere karşı dirençleri artmaktadır. Aşılara olan bakış açısının iyileştirilmesi için sağlık okuryazarlığı seviyesi arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, aşılama, üniversiteler
Turgut Özal Tıp Merkezi onkoloji servisine başvuran kanser olgularında kişilik özelliklerinin incelenmesi
Amaç: A tipi hırslı, rekabetçi, yüksek sesle konuşan, sabırsız, B tipi sabırlı, uyumlu, yavaş hareket eden, başkalarıyla tartışmaya girmeyen, C tipi duygularını ifade edemeyen, öfkelerini bastıran, başkalarını memnun etmeye çalışan insanlardır. Bu araştırma, kanser hastalığının oluşumunda kişilik özelliklerinin etkisinin olup olmadığını ve beslenme, ailesel faktörler ve fiziksel aktivite gibi faktörlerin kanser hastalığına etkisini incelemek amacıyla planlanmış vaka-kontrol çalışmasıdır. Materyal-Metot: Araştırmanın evrenini Malatya ili Turgut Özal Tıp Merkezine başvuran 151 kanser vakası ile 201 kontrol grubu oluşturmaktadır. Batıgün ve Şahin tarafından geliştirilen A Tipi ve Kurass'ın geliştirdiği Bozo ve Arkadaşlarının geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasını yaptığı C Tipi Davranış Ölçekleri kullanılmıştır. Bulgular: Hastalık öncesi fiziksel aktivite düzeyi iyi olan kanserli hastaların oranı kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur (p<0.005). A tipi kişilik toplam puanı kanser grubunda kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur (p<0.005). Sonuç: Kanserli hastaların kontrol grubuna göre kanserli hastaların daha fazla et ve et ürünleri tükettikleri ve kontrol grubunun sebze-meyveleri daha fazla oranda mevsiminde tükettikleri saptanmıştır. C tipi Kişilik ölçeği feda etme boyutu meme kanserlilerde diğer kanser grubuna göre yüksek bulunmuştur. Kanser ve nedenleri konusunda halkın eğitilmesi, doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması, sigara tüketiminin azaltılmasına ve fiziksel aktivitenin arttırılmasına yönelik toplumun bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Kanser, A tipi kişilik, B tipi kişilik, Stres, Vaka-Kontrol çalışması
Bitlis İl merkezindeki yetişkinlerde hipertansiyon sıklığı ve yöresel beslenmeyle ilişkisi
Amaç: Çalışmada Bitlis il merkezindeki yetişkinlerde hipertansiyon sıklığı, bunu etkileyen yöresel beslenme faktörleri ve ilişkili diğer faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Kesitsel nitelikteki araştırmanın evrenini, Bitlis il merkezindeki 30 yaş ve üzeri kişiler oluşturmaktadır. Örnekleme alınan kişilerle 15 Şubat-15 Nisan 2015 zaman aralığında yüz yüze görüşülerek sahadan veriler toplanmıştır. İstatiksel analizde Ki-Kare testi ve Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamındakilerin yaş ortalaması 46.7±11.8 (30-86) yıl olup % 54'ü erkektir. Hipertansiyon sıklığı % 35.5 bulunmuştur. Kadınlardaki sıklık % 40.8 ve erkeklerdeki sıklık % 31 oranındadır. Yüksek kan basıncı olanların % 59.3'ü durumlarının farkındadır. Hipertansiyonun farkında olanların % 26.3'ünün kan basıncı kontrol altındadır. Tüketilen yöresel besinlerden balık kurutma, yöresel peynir, salamura balık ve kurut tüketim sıklığı ile hipertansiyon arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Lojistik Regresyon analizinde ileri yaş, kadınlarda (OR=1.86), obezite ≥30 (OR=1.55) ve kurut sık tüketimiyle (OR=1.85) hipertansiyon arasında anlamlı ilişki görülmüştür (p<0.05). Sonuç: Araştırmada hipertansiyon sıklığı % 35.5 bulunmuştur. Benzer yaş gruplarındaki(30 yaş ve üzeri) birçok çalışmaya yakın değerdedir. Hipertansiyonun farkındalığı ve kontrol oranı düşük bulunmuştur. Yöresel bir besin olan kurutu sık tüketenler, ileri yaş, kadınlar ve BKİ≥30 olanlarla hipertansiyon arasında önemli ilişki saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bitlis, Hipertansiyon, Prevalans, Yöresel beslenme
Yaşlılarda yaşam doyumu, iyimserlik, mutluluk ve kan lipitleri ile D vitamini düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Günümüzde yaşam kalitesinin artması ile birlikte yaşam süresi uzamakta ve yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı artmaktadır. Dünyada bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı ölümlerin yüzde 46.2'si (17.5 milyon) kalp ve damar hastalıkları nedeni ile olmaktadır. Kardiyovasküler hastalıklar yaşlı nüfus için de en önemli mortalite ve morbidite sebebidir. Bu anlamda vasküler hastalıkların önlenmesi, sağlıklı yaşlı populasyon oluşumunda anahtar rol oynamaktadır. Bu çalışma 55 yaş ve üstü bireylerde yaşam doyumu, iyimserlik ve mutluluk durumlarının yaşlıların kan lipit parametreleri ile D vitaminleri düzeylerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma 2016 Ocak-Ağustos aylarını kapsayan dönemde yapılmış, kesitsel tipte bir çalışmadır. Malatya Turgut Özal Tıp Merkezinde bir dahili ve bir cerrahi branşa çeşitli sebeplerle başvuran 55 yaş üstü bireyler üzerinde yapıldı. Yapılan power analizinde %80 güç ve %95 güven aralığında ulaşılması gereken örneklem büyüklüğü 282 kişi olarak hesaplandı (r =0.2). Çalışmanın yapılabilmesi için etik kuruldan yazılı izin alındı. Üç bölümden oluşan anket formunun İlk bölümünde hastaların sosyo-demografik özelliklerini sorgulayan bir form, ikinci bölümde Yaşam Doyumu Ölçeği, Yaşam Yönelim Testi ve Öznel Mutluluk Ölçeği kullanıldı. Üçüncü bölümünde ise besin tüketim sıklığı formu kullanıldı. Ayrıca bireylerin biyokimyasal olarak kolesterol, HDL, LDL, TG ve D vitamini düzeylerine bakıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin Öznel Mutluluk Ölçeği ile kan lipit düzeyleri arasında yapılan korelasyon analizinde, kolesterol, HDL, TG düzeyleri ile öznel mutluluk arasındaki korelasyon katsayıları sırası ile -0.102, 0.018, -0.035 (p>0.05) olarak, LDL düzeyi ile arasındaki korelasyon ise -0.137 (p<0.05) olarak bulundu. Araştırmaya katılan bireylerin %78.1'inin D vitamini düzeyleri yetersiz (hafif, orta, ciddi) iken, %21.9'unun ise normal düzeyde bulundu. Bireylerin D vitamini düzeyleri ile yaşam doyumu, yaşam yönelimi, öznel mutluluk ölçekleri arasındaki korelasyon katsayıları ise sırası ile 0.212 (p<0.05), 0.023 (p>0.05), 0.130 (p<0.05) olarak bulundu. Yapılan lojistik regresyon analizinde kadın cinsiyete ve 30 ng|ml ve üzerinde BKİ'ye sahip olmak, lipit parametreleri açısından önemli bulundu. Sonuç: Bireylerin LDL düzeyleri öznel mutluluk ile önemli ve ters yönlü olarak ilişkili iken, diğer lipit parametreleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Bireylerin D vitamini düzeyleri ile yaşam doyumları ve öznel mutluluk düzeyleri arasında anlamlı ve doğrusal bir ilişki saptandı. Yüksek kan lipitlerinin önlenmesi açısından beslenme ve obezite önemli bulundu.
Geçici koruma kapsamında kayıt altına alınan Suriyeliler Covid 19 salgını sırasında yaşadıkları zorluklar, bilgi ve algılanan stres düzeyleri
Amaç: Araştırmamızın amacı, gelecekteki sağlık planlaması ve sağlık hizmeti sunumunun organizasyonu için, geçici koruma kapsamında kayıt altına alınan Gaziantep ilinde yaşayan Suriyeliler'in Covid-19 salgını sırasında yaşadıkları zorlukları, bilgi düzeyleri ve algıladıkları stres düzeylerini ortaya koymaktır. Materyal ve Metot: Çalışmamız, Gaziantep ilinde yaşayan göçmen sağlık merkezi (GSM) hizmetinden yaralanan geçici koruma altındaki 313 kadın ve 337 erkek toplam 650 Suriye'li katılımcıyla yapılmıştır. Katılımcıların yaşları 18 ile 59 yaş arasında değişmekte olup; ortalaması 38.46±11.72'dir. Örnek büyüklüğü hesaplanırken OpenEpi programı ile %95 güven aralığı, %80 güç, %5 yanılma payı ve 1.5 desen etkisi ile 576 kişi + %10 fazlası 650 kişi olarak alınmıştır. Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis test ve Dunn-Bonferroni testi kullanılmıştır. Nitel verilerin karşılaştırılmasında Pearson ki-kare test, Fisher-Freeman-Halton exact test kullanıldı. Literatürden faydalanılarak hazırlanan anket forumunda Covid-19 sırasında yaşadıkları sıkıntılar, bilgi düzeyi soruları ve algılanan stres ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların demografik özelliklerinde erkek ve kadın birey oranları yarı yarıyadır. 650 katılımcıdan %50.8'i temizlik malzemelerinin temininde sıkıntı, %51.5'i maske temininde sıkıntı, %49.7'i ekonomik sıkıntı, %49.1'i sağlık hizmeti almakta, %47.1'i ilaç teminde sıkıntı, %49.1'i maaşını almakta sıkıntı yaşadığını belirmiştir. Yüzde %51.4'u psikolojik desteğe ihtiyaç duyumuş, %53.4'i geçim sıkıntısı yaşamış, %51.2'si işini kaybetmiştir. Türkçe konuşabilen katılımcıların ilaç temin etmekte zorluk yaşama oranı, Türkçe konuşamayanlardan istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptanmıştır (p=0.014). Sonuç: Çalışmamızda Gaziantep ilinde yaşayan geçici koruma kapsamında kayıt altına alınan Suriyeliler'in yaklaşık yarısı su temininde, temizlik malzemeleri temininde, maske temininde, sağlık hizmeti almakta sıkıntı yaşamıştır. Türkçe konuşmayanlar daha fazla sıkıntı yaşamıştır, kronik hastalığı olanlar daha fazla sıkıntı yaşadıklarını belirmiştedir. Anahtar kelimeler: Covid-19, Pandemi, Stres Düzeyleri, Suriyeli Mülteciler
Malatya merkez ilçede yaşayan 20 yaş ve üzeri kadınlarda metabolik sendrom ve bileşenlerinin prevalansı, etkileyen faktörler ve metabolik sendromun öfke durumu ile ilişkisi
Amaç: Malatya merkez ilçede 20 yaş üstü kadınlarda metabolik sendrom (MetS) ve risk faktörlerinin prevalansını, MetS un risk faktörleriyle ilişkisinin belirlenmesi ve öfke ile MetS arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Nisan 2008- Eylül 2008 tarihleri arasında yapılmış olup kesitsel tipte bir araştırmadır. Otuz küme örnekleme yöntemi ile Malatya merkez ilçedeki sağlık ocaklarına bağlı otuz sağlık evi bölgesi sistematik örnekleme ile seçilmiş ve her bir kümeden ortalama 20 ile 25 bireye ulaşılarak, araştırmaya 669 birey dahil edilmiştir. Bireylere bir gün öncesinde sosyodemografik faktörler, sosyoekonomik faktörler, aile hikayesi, yaşam tarzları ve öfke durumlarını sorgulayan bir anket uygulanmıştır. Bireyler ertesi gün sağlık ocaklarına çağrılmıştır. Sağlık ocağına gelen bireylerin boy, kilo, kan basıncı ve bel çevreleri ölçülmüştür. Laboratuar analizi için kanları alınmıştır. MetS NCEP ATPIII tanı kriterlerine uygun olarak tanımlanmıştır. Verilerin analizinde ki-kare testi, t-testi ve lojistik regresyon kullanılmıştır.Bulgular: Araştırma kapsamına giren kadınlarda yaş ortalaması; 41.9 ±12.7 idi. MetS prevalansı %30.9, 60 yaş ve üzeri yaş grubunda %61.3 bulunmuştur. MetS görülme sıklığı yaşla birlikte artmaktadır (P=0.0001). Eğitim durumu, medeni durum, vücut kitle indeksi, aile tipi, sigara içme durumu ve gebelik sayısı ile MetS prevalansı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Fizik aktivite, gelir durumu, aile hikayesi ve öfke ile anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Çalışmamızda MetS parametreleri arasında, en sık gözlenen % 45.6 oranında abdominal obesite (bel çevresi>88) ve HDL düşüklüğü olmuştur. İkinci sırada hipertansiyon (%35.1), üçüncü sırada ise trigliserid yüksekliği (%30.8) gözlenmiştir. Araştırma kapsamına giren kadınlarda, MetS olanlar arasında birinci sırada yüksek açlık kan şekeri (%76.7), ikinci sırada trigliserid yüksekliği (%69.4), üçüncü sırada hipertansiyon (%63.5) gözlenmiştir.Sonuç: Malatya'da MetS güçlü bir şekilde abdominal obesiteyle ilişkilidir. Obesiteyi konrol altına almak ya da önlemek MetS gelişimini önleme de merkezi rol oynar. Bunun için etkili bir eğitim, iyi bir diyet ve fizik aktivite artışı gereklidir.
Elazığ merkez bölgesinde kadınların çevresel sigara dumanına maruziyeti ve bu konudaki bilgi ve tutumları
Sigara sağlık üzerinde negatif etkileri yanında sigara içmeyen pasif sigara içicilerinde de önemli sağlık problemlerine neden olmaktadır. Bu çalışmada kadınların pasif sigara içiciliği ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek, sigara içmeyen kadınların çevresel sigara dumanına maruziyet durumlarının belirlenmesi ve çevresel sigara dumanına maruziyet durumları ile bazı sosyodemografik özelliklerinin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.Kesitsel nitelikteki bu çalışmaya Elazığ İl Merkezi bölgesinde 21 aile hekimliği merkezlerine başvuran 15-49 yaş 610 kadın katılmıştır. Sigara içmeyen 227 kadının pasif sigara maruziyet durumları incelenmiştir. Pasif sigara maruziyeti toplam 10 puan üzerinden değerlendirilmiştir.Araştırmaya katılan sigara içmeyen kadınların yaş ortalaması 32.44'dür. Sigara içmeyen kadınların %22.5'i 15-24 yaş grubunda , %35.2'si 25-34 yaş grubunda, %28.6`sı 35-44 yaş grubunda ve %13.7'si 45 yaş ve üstüdür. Araştırmaya katılan sigara içmeyen kadınlardan % 6.2'si İlkokulu bitirmemiş,%18.9'u İlkokul mezunu ,%23.8'i Ortaokul mezunu ,%34.8'i Lise mezunu ve %16.3'ü Yüksek Okul mezunudur.Pasif maruziyet toplam puanına göre hiç maruz kalmayan % 15.4 (0 puan), çok fazla maruz kalan %5.7'dir (9-10 puan). Kadınların % 84.6'sı pasif sigaraya maruz kalmaktadır,%65.6'sı evde, % 64.7'si ev dışında maruz kalmakta, %64.6'sının eşi sigara içmektedir. Araştırmaya katılan sigara içmeyen kadınların %35.7' si evlerinde sigara içilmesine asla izin vermemekte, %52.4'ü yalnız belli bir odada sigara içilmesine izin vermekte, %11.9'u evinde sigara içilmesine izin vermektedir. Sigara dumanına en fazla genç, ev hanımı, evli, gelir durumu ve eğitim seviyesi düşük, çok çocuklu kadınlar maruz kalmaktadır.Bizim araştırmamızda da genç, eğitimsiz, alt gelir grubu daha fazla sigara dumanına maruz kaldığından eğitimler bu gruplara yönelik yapılmalıdır. Ekonomik önlemler ve yasaklar dışında eğitimin önemi büyüktür. Sağlık personeli rutin kontrollerle ev ziyaretleri sırasında pasif sigara konuyla ilgili bilgi aktarmaya daha fazla önem vermelidir.
Fırat üniversitesi öğrencilerinde problemli internet kullanımı ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının belirlenmesi
Bu çalışma, Fırat Üniversitesi'nde okuyan öğrencilerin problemli internet kullanımı ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirlemek amacı ile yapılmıştır.Fırat Üniversitesi'nde okuyan öğrenciler araştırmanın evrenini oluşturmuştur. 1723 öğrenci araştırmaya dahil edilmiştir. Öğrenciler bölüm, sınıf ve cinsiyetlerine göre tabakalı örnekleme yöntemine göre seçilmişlerdir. Öğrencilere sosyo-demografik özellikler ile, problemli internet kullanımı ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeğini içeren anket formu uygulanmıştır.Öğrencilerin yaş ortalaması 21.5±2.2'dir. % 67.3'ü erkek, % 30.9'u dördüncü sınıf ve üzeri, % 25.4'ü Fen-Edebiyat Fakültesi'nde okumaktadır. Öğrencilerin % 50.9'u haftada en az 6 gün internete bağlanmakta, % 21.4'ü günde ortalama 2 saat internet bağlanmaktadır. İnternetin en fazla kullanım amaçları; e-posta adresine bakmak (% 87.8), gazete dergi okumak (% 63.4), online oyun oynamaktır (% 28.4). Uzun süreli internet kullanımına bağlı en fazla görülen problemler ise, gözlerde yanma, boyun kaslarında ağrı ve uykusuzluktur. Öğrencilerin % 14.6'sında problemli internet kullanımı davranışı vardır. Erkek öğrencilerde, dördüncü sınıfta okuyanlarda, baba ? anne eğitim düzeyi ile gelir düzeyi yüksek olanlarda, kendilerine ait bilgisayarı olanlarda, geceleri internet bağlanmayı tercih edenlerde problemli internet kullanımı yüksektir. Sık sık uykusuzluk problemi yaşayanlarda, sigara içenlerde ve fiziksel aktivitesi düşük olan öğrencilerde problemli internet kullanım ölçeği yüksek bulunmuştur. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları ise , anne ve baba eğitim düzeyi, gelir seviyesi , gelir getirici bir işte çalışma durumu arttıkça yükselmektedir. İnterneti e-posta okumak, gazete dergi okumak, tartışma gruplarına katılmak için kullananlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışları puan ortalaması anlamlı olarak yüksektir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile problemli internet ölçeği puanları arasında negatif yönde anlamlı düzeyde korelasyon bulunmuştur.Öğrencilerde problemli internet kullanımının, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını olumsuz etkilediği görülmüştür. Problemli internet kullanımını azaltacak, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını geliştirecek tedbirler alınmalıdır.Anahtar kelimeler: problemli internet kullanımı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, üniversite öğrencisi, internet, eğitim.
Ergenlerde internet oyun oynama bozukluğu,sosyal medya bağımlılığı ile olası depresyon düzeyi arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışmanın amacı, önemi giderek artan bir halk sağlığı problemine dikkatleri çekmek: lise öğrencilerinde internet oyun oynama bozukluğu, sosyal medya bağımlılığı ve olası depresyon düzeyi arasındaki ikişkiyi ortaya koymaktır. Materyal ve Metot: Araştırma ilişkisel tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma evrenini Malatya ili merkez Yeşilyurt ilçesi'nde 2021-2022 eğitim-öğretim yılında çeşitli liselerde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmaya 420 öğrenci katılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçekler İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği, Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Kovacs Depresyon Ölçeği, ayrıca sosyo-demografik, ailesel özelliklere yönelik kişisel bilgi formundan yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, SPSS 25 paket programı ve AMOS 24.0 Paket Programı kullanılarak analize tabi tutulmuştur. Bu araştırmanın modeli, üç farklı değişkenin birbirleriyle olan ilişkilerini belirlemek amacıyla yapısal eşitlik modelinin (YEM) (=Structural Equation Models /SEM) kullanıldığı bir ilişkisel tarama modelidir. Analizler tablolaştırılmadan önce normallik testi yapılmış ve verilerin normal dağıldığı sonucuna ulaşılmıştır. İlk etapta bağımsız gruplar arasında t testleri yapılmış ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Ergenlerde internet oyun oynama bozukluğu ile sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkide olası depresyon düzeyi değişkeninin aracı rol etkisinin olduğu sonucu elde edilmiştir. YEM analizi sonuçlarına göre, test edilen modelin uyum indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır (χ2/sd=1.884; RMSEA=.046; GFI=.901; AGFI=.884; CFI=.970; IFI=.971). Sonuç: İnternet oyun oynama bozukluğu, sosyal medya bağımlılığı ile sinerjik etkileşim olduğu, yaygın görüldüğü, beraberinde depresyona yakalanma riskini artırdığı, depresif duygu durumunun çevrimiçi oyun oynamayı artırdığı görüldü. Ergenlerde internet kullanımına bağlı bağımlılık oluşmasını engellemeye yönelik tedbirlerin alınmasının önemli olduğu, beraberinde depresyon riskini önlemeye dönük olumlu etki edeceğini söyleyebiliriz.