Theses supervised by Prof. Dr. Güven Sevil
30 theses · Anadolu University, Kütahya Dumlupınar University
Vadeli işlemler piyasası araçlarına yatırım kararı oluşturmada çapraz kesit ve zaman serisi momentum stratejilerinin kullanılması: Borsa İstanbul uygulaması
Finans alanında momentum oldukça önem gösterilen bir konu haline gelmiştir. Klasik olarak momentum çapraz kesit üzerinden oluşturulan bir stratejiyi belirtmektedir. Çapraz kesit stratejilerinin yanında son dönemde zaman serisi stratejileri ortaya çıkmıştır. Vadeli işlemler piyasası sözleşmeleri momentum stratejilerinde uygun araçlar olabilmektedir. Türkiye açısından momentum stratejileri hisse senedi piyasası bağlamında az sayıda çalışma tarafından incelenmiş ve anlamlı bulgular elde edilememiştir. Bu farklılığın vadeli işlemler piyasasında yeni geliştirilen stratejiler ışığında ele alınması literatüre önemli katkılarda bulunabilecektir. Çalışmada stratejilerin karlı bir şekilde uygulanabilirliğinin sınanması amacıyla pozitif anormal getirilerin varlığının testi gerçekleştirilmiştir. Olağan en küçük kareler, Bootstrap ve MM tahmini yöntemleri kullanılarak regresyon denklemleri üzerinden varlık fiyatlamada Dört Faktörlü Model'de yer alan alfa katsayılarının anlamlılığı analiz edilmiştir. Analiz bulgularında sadece bazı gözlem ve yatırım dönemleri için momentum stratejileri pozitif ve anlamlı bulunmuştur. Pasif stratejinin ise tüm tahmin yöntemlerinde bütün bazda strateji üzerinden ve BİST 30 sözleşmesi için anlamlı getiri sağladığı bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçları momentumun etkin piyasalara karşı bir anomali olarak adlandırılması bulgularını güçlü bir şekilde destekler nitelikte değildir. Araştırma, pasif stratejilerin anlamlı olarak geçerliliğini öne sürmüştür. Türkiye açısından literatürle uyumlu bulgular elde edilmiştir. Yatırımcıların, momentum stratejilerinde Türkiye vadeli işlemler piyasası varlıklarını dahil ederken temkinli olmaları gerektiği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Momentum Stratejileri, Vadeli İşlemler Piyasası, Anormal Getiriler, Dört Faktörlü Model
Finansal krizler kapsamında Avrupa borsaları ile Borsa İstanbul arasındaki oynaklık ilişkisinin dinamik koşullu korelasyon modelleri ile analizi
Çalışmanın temel amacı; 2008 Küresel Krizi, Yunanistan Borç Krizi ve Avrupa Borç Krizi'nin, Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkilerini değiştirip değiştirmediğinin belirlenmesi, oynaklık ilişkilerinde asimetri etkisinin varlığının test edilmesi ve oynaklık ilişkilerinde değişime neden olan spesifik olayların tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkileri, krizler baz alınarak belirlenen dönemler itibariyle dinamik koşullu korelasyon modelleri ile analiz edilmiştir. Yapılan analizlerle oynaklık ilişkilerinde asimetri etkisi bulunmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte belirtilen krizlerin Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkilerini değiştirdiği tespit edilmiştir. Krizlerin ardından koşullu korelasyonların genel olarak kısa süreyle arttığı ve değişken bir yapı gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca 2008 Küresel Krizi ve Yunanistan Borç Krizi'nin genel olarak borsalar arasındaki oynaklık ilişkilerinde şokların kısa ve uzun dönem kalıcılığını değiştirdiği belirlenmiştir. Belirlenen dönemlerde ülkeye özgü spesifik olayların yanında uluslararası gelişmelerin de koşullu korelasyonlarda değişime neden olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda analizlerden elde edilen bilgilere bağlı olarak benzer krizlerin yaşanması durumunda yatırımcılara uluslararası portföy çeşitlendirmesinde kullanabilecekleri bilgiler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal krizler, Borsa İstanbul, Avrupa borsaları, oynaklık ilişkisi,dinamik koşullu korelasyon modelleri.
Finansal krizlerde Borsa İstanbul alt sektörleri arasındaki oynaklık yayılımı: Yön, frekans boyutu ve şoklar bağlamında analiz
Araştırmanın temel amacı; 2001 Finansal Krizi ve 2008 Küresel Krizi esas alınarak belirlenen dönemlerde, krizler nedeniyle BIST alt sektör endeks getirilerinin kendi sektör grupları içinde değişen oynaklık yayılımlarının, yönünün, frekans boyutunun ve değişime neden olan olaylar bağlamında dinamik yapısının belirlenmesi ve farklı türdeki krizlerin oynaklık yayılımları üzerinde yarattığı etkilerin farklı olup olmadığının tespit edilmesidir. Tezde birbirlerini tamamlayan nitelikteki üç ayrı yöntem ile yapılan analizlerle, alt sektör endeks getirileri arasındaki oynaklık yayılımlarının yön ve frekans boyutu belirlenmiş, yayılımlar üzerinde hangi tür şokların daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Uygulanan analizler ile 2001 Finansal Krizi ve 2008 Küresel Krizi'nin, sınai, hizmetler ve mali alt sektör endeks getirileri arasındaki oynaklık yayımlılarının yönünü ve frekansını farklı şekilde değiştirdiği belirlenmiştir. Bulgular, krizlerin ardından birçok alt sektör endeks getirisi arasındaki koşullu korelasyon yapısının değiştiğini, 2008 Küresel Krizi'nin ise koşullu korelasyon yapıları üzerinde daha fazla etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte 2001 Finansal Krizi'nin ardından tüm alt sektörlerin politik şoklardan, özellikle mali alt sektör getirileri arasındaki oynaklık ilişkilerinin de ekonomik şoklardan diğerlerine göre daha fazla etkilendiği belirlenmiştir. 2008 Küresel Krizi'nin ardından ise ekonomik şokların sınai ve mali, toplumsal ve politik olayların da sınai ve hizmetler alt sektör getirileri arasındaki oynaklık ilişkilerinde daha fazla etkili olduğu tespit edilmiştir. Tez sonucunda elde edilen bilgiler ışığında aynı türde krizlerin gerçekleşmesi durumunda yatırımcılara çeşitlendirmeye ilişkin bilgiler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal krizler, varyansta nedensellik, frekans temelli oynaklıkyayılımı, dinamik koşullu korelasyon, Borsa İstanbul
Mikro finansman ve mikro kredinin kadın yoksulluğunu azaltmadaki rolü ve Afganistan uygulaması
Çoğu kişiye göre, mikrofinans, çok yoksul ailelerin üretici faaliyetlere girişmelerine veya çok küçük işletmelerini büyütmelerine yardımcı olmak amacıyla onlara çok küçük meblağlarda kredi (mikrokredi) açılması ve verilmesi anlamına gelir. Bu çalışmada Afganistan'da mikro finansman sistemi ve mikro kredi alan kadınlar üzerinde nitel uygulamaya yer verilmektedir. Kadınların mikro kredi aldıktan sonra yaşadıkları ekonomik, sosyal, psikolojik değişimleri anlamaya yönelik olan uygulamada görüşme tekniği kullanılmaktadır. Nitel araştırma, Afganistan'da faaliyet gören MISFA'dan kredi kullanan kadınlar ile yapılmıştır. Araştırmada görülmüştür ki mikro kredi kullanan kadınlar kredi kullanmaya başladıktan sonra sosyal ve ekonomik olarak hayatlarında olumlu bir yönde değişiklik algılamaktadır. 10 kadın da mikro kredi kullanımının özgüven, değer artışı, psikolojik yoksulluktan kurtulmak, eşlerinden bağımsız hareket edebilmesi, temel ihtiyaçlar dışındaki istek ve ihtiyaçların karşılanması, psikolojik olarak kendisini iyi hissetmek, aile bütçesine katkıda bulunabilmeleri, ekonomik olarak eşlerinden bağımsız hareket edebilmeleri ve kimseye muhtaç olmadan yaşam sürebilmeleri gibi sebeplerden dolayı aldığını belirtmiştir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluğun Azaltılması, Mikro Finansman, Mikrofinans Prensipleri, Mikro Kredi
Finansal piyasalarda kalite ölçümü: Nasdaq 100 indeks futures kontrat piyasasındaki kalitenin vektör otoregresyon metodu ile ölçümüne ilişkin bir uygulama
ÖZET Finansal piyasalarda ortaya çıkan teknolojik, yapısal veya işleyişe ilişkin yenilikler, piyasanın fîyatlama etkinliği, kalitesi ve diğer piyasalarda yaratabileceği etki ve yansımaların değerlendirildiği çalışmaların yapılmasına neden olmaktadır. Hatta bu tür gelişmeler, ampirik çalışmaların yapılabilmesine fırsat yaratmaktadır. Bu doktora tezi çalışmasının konusunu, menkul kıymet piyasalarının mikroyapı incelemelerinin bir boyutunu oluşturan piyasa kalitesinin ölçülmesi oluşturmaktadır. Piyasa kalitesinin ölçülmesine ilişkin uygulama ise, Amerika Birleşik Devletlerindeki Nasdaq 100 İndeks futures piyasası üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu piyasanın kalitesinin ölçümü, CUBEs'un piyasaya çıkışının etkisi dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Cubes, borsada işlem gören fonlar (BİF) grubunda yer alan yeni bir tür yatırım aracı olup, Nasdaq 100 İndeksini takip eden hisse senedidir. Piyasa kalitesinin ölçümü, Hasbrouck'un Vektör Otoregresyon (VAR) yaklaşımı aracılığıyla, gün içi işlemden- işleme veriler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, fiyatlama hatası varyanslan hesaplanmıştır. Fiyatlama hatası, işlem fiyatının etkin fiyattan sapması olarak ifade edilmektedir. Fiyatlama hatasının varyansı ise; gerçekleşen işlem fiyatının, etkin fiyatı ne kadar yakından takip ettiğini ölçmektedir. Dolayısıyla, piyasa kalitesinin doğal bir ölçütü olarak kabul edilmektedir. Çalışmada, VAR analizi Cubes 'dan önceki ve sonraki 200'er günlük dönemler için gerçekleştirilmiştir. Cubes öncesinde 0.20030 olan fiyatlama hatası varyansı, Cubes sonrası dönemde 0.03907'ye gerilemektedir. Bu sonuçlar, indeks futures'un piyasa kalitesinde, Cubes sonrası beklenen piyasa kalitesi artışının gerçekleştiğini göstermektedir.
Şarap turizmi bölgelerinin rekabet edebilirliğine yönelik bir model önerisi: Kapadokya örneği
Rekabet edebilirlik uzun vadede kaynakların etkin kullanılmasıyla müşteri beklentilerini en üst düzeyde tatmin edilmesidir. Bu nedenle özellikle şarap turizm bölgelerinin rekabet edebilirlik unsurlarının ortaya çıkartılması gerekmektedir. Bu çalışmada alan araştırması sonucunda elde edilen veriler ve Yapısal Eşitlik modellemesi kullanılarak şarap turizmi bölgelerine yönelik bir model geliştirilecektir.
Şiddeti giderek artan direnç egzersizin oksidatif stres üzerine etkisinin direnç egzersiz antrenmanı yapan ve yapmayan bireylerde incelenmesi
Akut direnç egzersizlerin (DE) oksidatif stres cevapları çelişkilidir ve ?şiddet? ? ?kapsam? gibi bazı egzersiz bileşenlerin oksidatif stres ile ilişkisi tam olarak belirlenmiş değildir. Bu araştırmada (a) şiddeti giderek artan DE'in kan laktat düzeyine, farklı oksidatif stres belirteçlerine ve antioksidan savunma sistemine zamana bağlı etkisinin incelenmesi, (b) şiddeti giderek artan DE'in incelenen değişkenlere zamana bağlı etkisini DE antrenmanı yapan ve DE antrenmanı yapmayan genç erkek bireylerde incelenmesi, (c) oksidatif stres ve antioksidan savunma sistemi belirteçleri ile VO2maks, bir tekrarlı maksimum kuvvet (1TMK) ve relatif kuvvet değerleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve (d) şiddeti giderek artan DE'de oksidatif stres belirteçleri için olası ?eşik şiddet? değerinin araştırılması amaçlanmıştır.DE antrenmanı yapan (DEA(+) gr: n=8, yaş: 25,50 ± 4,72 yıl, deneyim: 5,31 ± 3,40 yıl, 1TMK: 137,4 ± 19,9 kg) ve DE antrenmanı yapmayan (DEA(-) gr: n=8, yaş: 29,00 ±5,87 yıl, 1TMK: 110,5 ± 17,67 kg) gönüllüler araştırmaya katılmıştır. Oksidatif stres oluşturmak için bütün denekler bacak ekstansiyon DE testini 5 farklı ancak giderek artan şiddete uygulamıştır: 1) 1x17 tekrar %50 1TMK, 2) 1x14 tekrar %60 1TMK, 3) 1x12 tekrar %70 1TMK, 4) 2x5tekrar %80 1TMK, 5) 3 x 3 tekrar %90 1TMK, şiddetler arası 5 dk ve setler arası 90 sn dinlenme ile. DE şiddetlerin kapsamları eşitlenmiştir. Kan örnekleri testten önce (TÖ), her bir şiddetten hemen sonra (T%50, T%60, T%70, T%80 ve T%90), testten 30 dk (T30dkS), 60 dk (T60dkS) ve 24 saat sonra (T24sS) alınmıştır. Kan laktat, lipit hidroperoksit (LHP), ileri oksidasyon protein ürünler (AOPP), okside protein karbonil (PCO), 8-hidroksi-2-deoksiguanozin (8-OHdG), toplam glutatyon (GSH) ve süperoksit dismutaz (SOD) analiz edilmiştir.LHP seviyesi her iki grupta test sırasında önemli düzeyde artmıştır ve toparlanma periyodunda azalmıştır, T24sS LHP seviyesi TÖ LHP seviyesinden daha düşük bulunmuştur. Test sırasında AOPP seviyesinin azaldığı ve sonrasında arttığı gözlenmiştir. Toparlanma periyodunda T30dkS AOPP seviyesi TÖ ve 24sS AOPP seviyesinden önemli miktarda düşük bulunmuştur. PCO ve SOD her iki grupta önemli miktarda arttığı ancak 8-OHdG ve GSH seviyesinin DE şiddetinden etkilenmediği bulunmuştur. Sonuçlar incelenen değişkenler için antrenman durum (grup) x DE şiddet (zaman) etkileşimin istatistiksel olarak anlamlı olmadığını göstermektedir. Buna ek olarak, VO2max TÖ LHP ve PCO seviyesi ile ve T24sS GSH seviyesi ile ilişkili bulunmuştur. 1TMK ve relatif kuvvet değerleri TÖ hariç tüm zamanlardaki GSH seviyesi ile ilişkili bulunmuştur.Araştırmaların çoğunda sadece bir veya iki oksidatif stres belirtecinin kullanılmış olması DE uygulamaların oksidatif stres cevaplarını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Ayrıca farklı DE şiddetleri oksidatif stres belirteçlerini farklı şekilde etkileyebilir. Sonuç olarak egzersiz kapsamı eşitlenmiş DE şiddetleri oksidatif stres cevaplarını antrenman yapan ve yapmayan bireylerde şiddetlendirmektedir.
İşitme engelli ve işitme engelli olmayan öğrencilerin fiziksel uyunluk parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, işitme engelli olan ve işitme engelli olmayan öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerinin birbirleriyle karşılaştırırılması ve sahip oldukları fiziksel özelliklerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla çalışmaya 2011-2012 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Eskişehir il merkezindeki ilköğretim okullarında öğrenim gören 9-15 yaşgrubu öğrenciler dahil edilmiştir. 30 işitme engelli öğrenci (17 Kız-13 Erkek) deney grubu, 27 işitme engelli olmayan öğrenci ise kontrol grubu (17 Kız-10 Erkek) olmak üzere toplam 57 öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Öğrencilerin fiziksel uygunluklarını değerlendirmek üzere; vücut kitle indeksi, vücut yağyüzdesi, vücut yoğunluğu, otur-uzan esneklik, durarak uzun atlama, kavrama kuvveti, flamingo denge, aktif sıçrama, squat sıçrama ve reaksiyon zaman testleri kullanılmıştır. Değerlendirme bulguları; işitme engelli öğrencilerin reaksiyon zamanı, kavrama kuvveti, patlayıcı kuvveti, denge ve sıçrama gibi fiziksel uygunluk parametreleri aynı yaş grubu işitme engelli olmayan kontrol grubu öğrencileriyle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05) Esneklik değeri açıcından ise iki grup arasında anlamlı bir fark olmadığı ortaya çıkmıştır (p>0.05). Çalışmanın sonucunda işitme engelli öğrencilerin kuvvet, güç, denge ve reaksiyon zamanı bakımından yaşıtlarından daha düşük performans sergilediği belirlenmiştir. İşitme engelli çocukların tespit edilen sınırlılıklarını içeren yapılandırılmış aktivite programlarına gereksinim duydukları sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Engelliler, İşitme engelliler, Fiziksel uygunluk, Fiziksel uygunluk testleri
Beş yıldızlı otellerde düzenlenen rekreatif animasyon etkinliklerinin hizmet kalitesi
İnsanların konaklamak için seçtiği oteller kar amaçlı kurulduğundan her geçen yıl karlarını yükseltmek için var olan müşteri potansiyellerini arttırmak zorundadırlar. Benzer hizmetleri sunan işletme sayısının her geçen gün arttığı düşünülürse farklı hizmet seçenekleri sunmak ya da var olan hizmetin kalitesini arttırmak o işletmeler için zorunluluk haline gelmiştir. İyi programlanmış rekreatif animasyon etkinlikleri otel müşterilerinin satın alma davranışının tekrarlanmasında ve rekreasyonel faaliyetler için yapacağı seyahatinde tekrar aynı işletmeyi seçmesinde ön plana çıkmaktadır. Bu sebepten dolayı, sunulan hizmetin kalitesini bilmek ve eksikleri gidermek önem arz etmektedir. Bu kapsamda araştırmanın amacı; beş yıldızlı otellerde düzenlenen rekreatif animasyon etkinliklerinin hizmet kalitesini değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini önemli bir turizm merkezi olan Antalya?da bulunan ve rekreatif animasyon hizmetlerinin de sunulduğu beş yıldızlı otellerde konaklayan turistler oluşturmaktadır. Araştırmaya evren içinden kolay örnekleme yöntemi ile seçilen (%53,7) 324 kadın, (%46,3) 279 erkek olmak üzere toplam 603 rekreatif animasyon etkinlikleri katılımcısı katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Ko ve Pastore (2005) tarafından geliştirilen ?Rekreasyonel Sporda Hizmet Kalitesi Ölçeği? kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, korelasyon analizi, madde toplam korelasyonu analizi, t-testi analizi, One Way Anova analizi ve açıklayıcı faktör analizinden yararlanılmıştır. Yapılan analizlere göre, rekreatif animasyon etkinliklerine katılanların gelir durumuna, yaş gruplarına, uyruklarına, eğitim durumlarına ve mesleklerine bağlı rekreasyonel sporlarda hizmet kalitesini etkileyen faktörleri farklı değerlendirdikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, beş yıldızlı otellerde sunulan rekreatif animasyon etkinlikleri hizmet kalitesinin katılımcıların cinsiyetine göre farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Yüksek gelir düzeyine sahip katılımcıların rekreatif animasyon etkinliklerinin hizmet kalitesini etkileyen program kalitesi, fiziksel çevre, memnuniyet ve bilgiye erişim boyutlarında, küçük yaş gruplarında yer alan katılımcıların sonuç, memnuniyet ve bilgiye erişim boyutlarında yüksek ortalamaya sahip oldukları gözlenmiştir. Lisans düzeyinde eğitim seviyesine sahip katılımcıların rekreatif animasyon etkinliklerinden elde edilen sonuçlar konusunda, yönetici meslek grubundan olan katılımcıların program boyutunda, öğrencilerin ise fiziksel çevre, memnuniyet ve bilgiye erişim boyutlarında daha yüksek ortalamaya sahip oldukları tespit edilmiştir. Uyruğa göre rekreatif animasyon etkinliklerinin hizmet kalitesi değerlendirildiğinde ise bütün boyutlarda Türk vatandaşlarının düşük ortalamaya sahip olduğu fark edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hizmet Kalitesi, Rekreasyon, Animasyon, Animasyon Etkinlikleri
Varlık fiyatlama modellerine yeni bir yaklaşım: Kaldıracın vade yapısı ve yeniden finansman riski
Çalışmada kaldıraç ve öz sermaye getirileri arasında finans yazınında önerildiği gibi pozitif bir ilişkinin varlığını test etmenin yanı sıra kaldıraç vade yapısına ve yeniden finansman yoğunluğuna dayalı olarak oluşturulan portföylerin getirilerini etkileyen risk faktörleri tespit edilmektedir. Çalışmanın amacı, pay getirilerinde kaldıraçla ilgili risk faktörlerine ilişkin yeni bilgiler sunmak ve varlık fiyatlandırmadaki kaldıraç etkilerini anlamada borç vadelerinin ve yeniden finansmanın önemini göstermektir. Çalışma kaldıraç vade yapısına ilişkin portföy getirilerinin risk faktörlerinden etkilenme düzeylerini uluslararası portföy oluşturarak incelemesiyle literatürde öncü bir çalışmadır. Kırılgan sekizli ülkelerin ana borsa endekslerindeki şirketlerin pay getirileri ile kaldıraç ve yeniden finansman riski arasındaki ilişkiyi açıklayan OLS ve WLS regresyon modellerine ait sonuçlar finansmandaki toplam kaldıraç arttıkça beklenen pay getirilerinin azaldığını, kısa vadeli borçlanma düzeyinde meydana gelen artışların ise beklenen getirilerde önemli artışa yol açtığını göstermektedir. Model sonuçları ile yatırımcıların kaldıracın vade yapısını önemsediği, kısa vadeli kaldıraç kullanımında katlandıkları riski kapsayan yüksek getiri beklediği ispatlanmıştır. Kaldıraç (RLEV), yeniden finansman yoğunluğu (RREFI), kısa vadeli kaldıraç (RSTLEV) ve uzun vadeli kaldıraca (RLTLEV) dayalı eşit ve değer ağırlıklı oluşturulan portföy getirilerinin faktör modelleri ile açıklanmasına ilişkin bulgularda ise eşit ağırlıklandırma yoluyla oluşturulan RLEV portföy getirilerine uygulanan FF6F faktör modelinde varlık fiyatlama hatasının en düşük olduğu ve diğer modellere göre üstünlük gösterdiği tespit edilmiştir. Bu portföy Sharpe rasyosu, M 2 performans ölçütü ve Treynor Endeksi sonuçlarına göre piyasa portföyünden daha iyi bir risk-getiri performansı sergileyerek model sonuçlarını güçlendirmektedir.
Finansal küreselleşmenin teknoloji firmalarının performansına ve değerine etkisi
Günümüzün küreselleşen dünyasında devletlerin iktisadî kalkınmalarını sürdürebilmeleri, teknolojik dönüşüme ne derecede uyum sağladıklarıyla ilişkilidir. Teknoloji şirketlerinin yenilik üreterek performanslarını ve piyasa kapitalizasyonlarını artırabilmek adına gerçekleştirdikleri ya da gerçekleştirecekleri yatırımların etkinliği de teknolojik ve finansal küreselleşmeye adapte olabilmeleriyle bağlantılı olmaktadır. Bu düşünceden hareketle 2009-2018 yılları arasında finansal küreselleşme göstergeleri ile "teknoloji, donanım ve ekipmanları" ve "yazılım ve bilgisayar hizmetleri" sektöründe faaliyet gösteren teknoloji firmalarının performans ve değer göstergeleri ele alınarak aralarındaki ilişkinin tespiti panel veri analizi bünyesinde gerçekleştirilen birtakım ampirik analizler yardımıyla tahmin edilmeye ve açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan analizler ve elde edilen bulgular ışığında değişkenlerin oluşturduğu modeller bir bütün olarak dikkate alındığında finansal küreselleşme ile firma performans ve değer göstergeleri arasında anlamlı ilişkilerin varlığı tespit edilmiş, ülkelerin Ar-Ge harcamaları için ayırdıkları miktar, sermayenin ülke içi ve ülke dışı dolaşımı, yapılan yatırım anlaşmaları, yatırım kısıtlamalarına ilişkin izlenen stratejiler ve hayata geçirilen regülasyonlar, rezerv durumu, hükümet borcu, net faiz gelirleri, sermayenin dışa açıklığının "teknoloji, donanım ve yazılım ekipmanları" ile "yazılım ve bilgisayar hizmetleri" sektörlerinde faaliyet gösteren teknoloji firmalarının performans ve değer göstergeleri üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Finansal küreselleşme göstergeleri, Performans göstergeleri, Değer göstergeleri, Panel veri analizi.
Yatırımcı duyarlılığı faktörünün pay piyasalarının getiri ve volatilitesi üzerindeki etkisi: Borsa İstanbul Endeksleri üzerine bir uygulama
Bu tezin amacı, yatırımcı duyarlılığının pay piyasası getirileri ve volatiliteleri üzerindeki etkisinin sınanmasıdır. Bu kapsamda 2010-2023 yılları arası günlük veriler kullanılarak Yatırımcı Duyarlılığı Endeksi oluşturulmuş ve pay endeksleri ile ilişkisi incelenmiştir. Endeks inşasında Temel Bileşenler Analizi (PCA) kullanılırken, endeksin getiriler ve volatilite üzerindeki etkisi Dışsal Değişkenli Otoregresif Hareketli Ortalama (ARMAX) ve Üssel Genelleştirilmiş Otoregresif Koşullu Varyans (EGARCH) modelleri vasıtasıyla analiz edilmiştir. Sonuçlar yatırımcı duyarlılığının Borsa İstanbul gösterge ve sektör endekslerinin getirileri üzerinde negatif, volatiliteleri üzerinde ise pozitif etkisi olduğunu göstermiştir. Alt örneklemler kullanılarak gerçekleştirilen analizler ise yatırımcı duyarlılığının Covid-19 öncesi dönemde pay piyasalarında etkili olduğunu, Covid-19 sonrası dönemde ise etkisini kaybettiğine işaret etmektedir. Bu sonuç temel bilgiye dayanmayan irrasyonel kararların piyasalar üzerindeki etkisinin kriz dönemleri sonrasında ortadan kaybolduğunu, bir başka ifade ile gürültünün geri planda kalarak yatırım kararlarının daha rasyonel bir zemine oturduğunu göstermektedir. Son olarak portföy performans metrikleri kullanılarak gerçekleştiren performans analizleri genel itibariyle yatırımcı duyarlılığının yüksek volatilite yarattığı sektörlerde yatırım performansının düşük/orta, düşük volatilite yarattığı sektörlerde ise yatırım performansının orta/yüksek olduğunu ortaya koymuştur.
Gazze'deki yerel STK'ların mali sürdürülebilirliğini etkileyen faktörler
Recently, the financial sustainability of NGOs has become a worldwide issue, particularly in politically sensitive environments such as Palestine, where most NGOs face many difficulties in obtaining sustainable funds. The study aimed to examine the factors influencing the financial sustainability of LNGOs in Gaza, Palestine. It investigated the impact of income diversification, sound financial management practices, applying downward and upward accountability, and strong donor relationships on achieving financial sustainability. The study targeted 71 executive and financial managers of NGOs through a structured questionnaire, with a sample of 45 responses analyzed using descriptive statistics (means, standard deviations, and frequency tables) and inferential statistics (Pearson correlation and simple regression analysis) via SPSS software. The study found that sound financial management practices have the most significant positive impact on financial sustainability, followed by applying downward and upward accountability, strong donor relationships, and income diversification. All of these variables significantly influence financial sustainability. Based on these results, the study recommends strengthening these practices to enhance the long-term financial sustainability of NGOs.
Sürdürülebilir finans kapsamında yeşil tahvil ihracının pay senedi piyasaları üzerindeki etkileri
Son zamanlarda küresel finans piyasalarında geleneksel finans araçlarıyla birlikte yeşil finansal ürünlere de ilginin artmaya başladığı görülmüştür. Devletler, kuruluşlar ve piyasa katılımcıları birçok avantajı bakımından özellikle yeşil tahvile yönelmişlerdir. Maliyet avantajı ve getiri bakımından cazip bulunan yeşil tahvil ihraçlarının şirketlerin pay senetlerine etki edip etmediği de çalışmalara konu olmuş ve farklı sonuçlar elde edilmiştir. Çalışma; düzenli olarak yeşil tahvil ihraç eden şirketlerin pay senetleri getirileri ile yeşil tahvil endeksi, yeşil pay senedi endeksi ve borsa endeks getirileri ele alınarak panel veri analizi ve nedensellik analizleri yardımıyla tahmin edilmeye ve açıklanmaya çalışılmıştır. Bir diğer ampirik analizde ise literatürde ve piyasalarda oldukça rağbet gören endekslerden oluşturulan portföy ve yeşil finansal ürünler (yeşil tahvil endeksi, yeşil pay senetleri) arasındaki volatilite ölçülmüştür. Yapılan analizler ve bulgular sonucunda pay senedi getirileri ile borsa endeks getirileri ve yeşil pay senetleri arasında anlamlı ilişkilerin olduğu, yeşil tahvil endeksi ile ilişki bulunamadığı saptanmıştır. Yeşil tahvil ihraçlarının, şirketlerin pay senedi getirileri üzerinde etkisi olmadığı görülmüştür.
Uzun hafıza ve bulaşma etkisinin yapısal kırılmaların varlığıyla analiz edilmesi
This thesis presents two essays on long memory and shift-contagion effect. The first chapter investigates long memory properties for Germany, France, Turkey, the Netherlands, England, Italy, and US stock market returns within the framework of weak-form efficient market hypothesis and asset allocation. Weekly data are used for the period January 1998- December 2019 in both chapters of the thesis. The study uses the ARFIMA-FIEGARCH model to examine the long memory in seven stock indices returns. In addition, change points are detected by employing of Bai-Perron structural test. The findings suggest that the stock returns are highly persistent in almost all European and US stock indices except for Turkey. These markets are interdependent which violates the weak efficiency of the market hypothesis. This would mean that historical returns can contribute to predicting future returns in those markets. Then, the study compares the persistence of volatility with and without structural breaks. Due to its structural breaks, the results are mixed. The finding of the study shows that structural break effectively reduces the persistence of volatility in the countries of Germany, France, England, and the Netherlands. Whereas the long memory value for each index of FTSEMIB, BIST100, and S&P500 does not reduce the persistence of volatility or long memory. The findings offer valuable insights and create an opportunity for skilled investors to make speculative profits consistently. The second chapter examines the shift-contagion effect of stock markets with the presence of structural breaks for asset allocation and risk management. I propose the bivariate DCC-GARCH model to test shift contagion between European countries of Germany, France, Italy, Netherlands, England, and Turkey indices with the US index. Our results suggest that the dynamic conditional correlations do not show a positive increase between European and US markets as well as a weak in market co-movements. The weak values of correlations suggest that they enable investors to get long-term benefits by diversifying over across markets. The relationship of the US stock market with each European market is not contagious but the markets are only interdependence. We conclude that investors would achieve a greater advantage of diversification in European and US stock markets. However, the study found shift contagion between US and Turkey stock markets co-movement. So, a higher degree of relationship between markets would reduce the diversification benefits in the period of crisis. Keywords: DCC-GARCH Model, FIEGARCH, Contagion Effect, Long memory
Merkez Bankası SWAP işlemlerinin döviz kuruna etkisi: Türkiye örneği
Ticaretin küresel hale gelmesi ile döviz kurundaki oynaklığının giderilmesi ve makroekonomik faktörlere etkisinin olduğu bilinmektedir. Döviz kurundaki olumsuz dalgalanmalar ülke ekonomisini negatif etkiler, yatırımların azalmasıne neden olur ve ekonomik büyümeye engel olur. Bu nedenle, ülkeler döviz kuruna müdaheleler ederek fiyat ve finansal istikrarı sağlamayı hedefler. Merkez Bankalarının temel rolü de tam da bu anlamda ortaya çıkmaktadır. Kur politikaları geliştirerek döviz kurundaki dalgalanmayı önlenmeye çalışılır. Bu kur politikalarından biri de swap işlemlerinin yapılması ülkenin olası döviz artışları zamanı zarardan korunur ve aşırı oynaklığı azaltır. Ekonomik kriz ve Covid-19 pandemisi Türkiye ekonomisini de olumsuz etkilemiştir. Pandemi öncesi ve sonrası dönemlerde swap işlemleri ve döviz kuru oranlarındaki ilişkinin tespiti açısından bu çalışmanın büyük önemi vardır ve literatüre katkı sağlamaktadır. Çalışmada 02.01.0218-29.04.2022 tarihi kapsamında günlük veriler ele alınarak, swap işlemlerinin değeri ve döviz kuru göstergeleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Swap işlemlerinin döviz kuru üzerindeki etkisini saptamak için VAR analizine dayalı etki tepki testi, Varyans ayrıştırması analizi ve Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Bulgulara göre swap işlemlerinin döviz kuru üzerinde çok fazla etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.
Negatif veya düşük faiz ortamlarında opsiyon fiyatlaması:Avrupa tipi opsiyon uygulaması
The negative interest rates policy that was implemented to help the economy to recover from a recession, pushed the market to revise some pricing models. The Black Scholes model in the current situation where rates are below zero fails to price interest rate options since it only allows positive rates in its formula. Besides the Black Scholes model, the Heston Cox Ingersoll also doesn't allow negative inputs of interest rates. Deloitte in February 2016 introduced a new pricing regime based on inserting a shifting parameter to existing pricing models like the Black Scholes and the SABR models. This work, analyses the performance of the shifted Black Scholes model in the negative rate environment. In this study, we provide also a comparative study of pricing models, providing their performance based on speed, complexity, and market applicability. According to empirical findings, the shifted Black Scholes model performs very well in the negative rate environment. Even though finding the right shift parameter and generating the implied volatility can be challenging, the shifted Black Scholes, especially when backed with the Montecarlo simulation, is equipped with enough tools to price interest rate options when rates are below zero. Keywords: Shifted Black model, Option pricing, Negative rates, Implied volatility, Stochastic volatility, Interest rates products.
Türkiye'de hisse senedi getirilerini etkileyen yapısal ve firmaya özgü karakteristiklerin karşılaştırmalı analizi
Hisse senedi getirilerini etkileyen karakteristikler finans alanında ilgi duyulan konuların başında gelmektedir. Çalışmanın amacı panel veri standartlaştırılmış değişkenlerle regresyon yöntemini kullanarak Türkiye'de hisse senedi getirisi üzerinde etkili olan ülkenin yapısal karakteristiklerini ve firmalara özgü karakteristikleri belirleyip, hisse senedi getirileri ile bu karakteristikler arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Aynı zamanda bu karakteristiklerden hangilerinin hisse senedi getirileri üzerinde daha etkili olduğu belirlenmesi de araştırmanın hedefidir. Araştırmada 7 yapısal karakteristik (döviz kuru, para arzı, enflasyon, yabancı portföy yatırımları, ödemeler dengesi, altın, GSYH) kullanılırken 12 tane de firmaya özgü karakteristik (likidite, karlılık, kaldıraç, varlık yapısı, fiyat kazanç oranı, hisse başı kar, PD, PD/DD, satış potansiyeli, aktif büyüme oranı, risk, boyut) kullanılmıştır. Endeks getirisi ile yapısal karakteristikler arasındaki ilişkiyi gösteren analiz sonucunda endeks getirisi ile tüm yapısal karakteristikler anlamlı ilişki içinde bulunmuştur. Firma getirisi ile yapısal ve firmaya özgü karakteristikler arasındaki karşılaştırmalı ilişkiyi gösteren analiz sonucunda firma getirisi ile anlamlı ilişki içinde bulunan yapısal ve firmaya özgü on karakteristik bulunmuştur. Araştırmada elde edilen bu sonuçlara göre gerek bireysel gerekse kurumsal yatırımcıların, firma sahiplerinin, yöneticilerin, politika yapıcıların ve ekonomistlerin hem yapısal hem de firmaya özgü karakteristikleri bir arada değerlendirmeleri gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Enflasyon hedeflemesi çerçevesinde para politikası ve pay senedi fiyatları arasındaki ilişki
Monetary authorities use monetary policy to achieve their objectives. Keeping inflation stable, at low levels is the main objective of central banks. While central banks use monetary policy to control inflation, its decisions also impact the overall economy and financial market. The aim of this research is to investigate the relationship of monetary policy with stock prices in countries that have implemented inflation targeting, by dividing the chosen countries in two groups, emerging and developed market economies. This research is organized in four chapters. The first chapter is a theoretical background about the aims, objectives, instruments, and decisions of monetary policy. In the second chapter, we use ARDL Bound testing approach to investigate the relationship between inflation and stock prices. By analyzing monthly data, we conclude that there is a negative long-run relationship among variables, although the rate of inflation is not a significant determinant of stock prices. In the third chapter, we use GARCH(1:1) and ARDL Bound testing approach to analyze the relationship between short term interest rate and stock prices. The results show that in all developed markets there is a negative long-run relationship between the short-term interest rate and stock prices. Regarding emerging market economies, this relationship is negative in countries where inflation target is achieved, and positive in countries where is not achieved. In the last chapter, we analyze daily data of stock indices and S&P1200 Global index by using Johansson Cointegration, Gregory-Hansen, and a simple version of CAPM to investigate the long-run and short-run diversification opportunities. Our results suggest that stock markets are cointegrated in long run however in short run investors may benefit by investing in stock markets of Mexico, Brazil, Canada, Chile, Iceland, Israel, and UK. Keywords: monetary policy, inflation targeting, stock prices, diversification
Uluslararası sermaye akımlarının varlık fiyatlaması ve pay senedi getirileri üzerindeki etkisi
International capital flows have often been regarded as one of the drivers of the boom and bust episodes in asset prices especially in emerging markets. In this context, the thesis in hand aims to investigate the impact of international capital flows on asset prices, particularly stocks and house prices, in a number of emerging market economies. Firstly, we analyze the dynamic changes of stock prices throughout the cycles of foreign capital flows i.e. surge episodes, outflow episodes, and the episodes of moderate inflows. To this end, we employ a two-step analyses consist of identifying the episodes of capital inflows and the detection of stock index changepoints during these episodes. The changepoints of the stock price index are estimated using the Pruned Exact Linear Time (PELT) method, while the threshold and clustering approaches are used to identify the episodes of capital flows. The results suggest that stock prices have mostly appreciated during the episodes of moderate capital inflows. On the other hand, the stock price indexes of the selected emerging markets have not remarkably appreciated during the surge of foreign capital inflows. The empirical analysis, indeed, documents very few positive changepoints during the surge episodes of foreign capital inflows. Conversely, price depreciations are occasionally noticed during the episodes of capital outflows. In fact, the stock prices have seen many upward changes despite the reversals of foreign capital flows. Secondly, the time-varying dynamics between US equity flows and stock returns are investigated using the time-varying parameter VAR (TVP-VAR) with stochastic volatility. The empirical estimations are based on monthly data of stock returns and US equity flows from three Pacific Asian emerging economies, namely Indonesia, South Korea, and Thailand. The impulse response functions of the TVP-VAR model show a temporary impact of US equity flows on stock returns. The results also indicate that US equity investors have consistently followed feedback trading strategies throughout the sample periods. The US equity flows show a weak forecast ability to stock returns over most of the sample period. Finally, the impact of foreign capital inflows on house prices during the housing boom episodes is studied using the time-varying parameter linear regression model. The empirical model was estimated using data from three emerging markets namely South Africa, South Korea, and Thailand. Consistent with the previous studies, the foreign capital inflows show a strong impact on house prices during the housing boom episodes in South Africa and South Korea. In contrast, house prices have not been significantly affected by foreign capital inflows in Thailand.
Döviz pozisyonlarından kaynaklanan kur riskinin firma performansına etkileri
Küreselleşme hareketi ile birlikte ekonomide alınan serbestleşmeye yönelik kararlar, özellikle gelişmekte olan ülke ekonomilerinde döviz kredilerinin yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Döviz kredilerinin maliyetinin Türk Lirası kredilere kıyasla daha düşük olması firmaların döviz kredi taleplerini ve döviz pozisyonlarını arttırmıştır. Öte yandan, artan negatif yabancı para pozisyonu, firmaların kurdaki volatiliteye karşı daha kırılgan bir yapıya dönüşmesine sebep olmuştur. Çalışmanın amacı, Türkiye'de 2010-2018 döneminde, döviz kurundaki değişimlerin firmaların hisse senedi performansını ve finansal performansını nasıl ve ne ölçüde etkilediğini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda ilgili firmalar döviz pozisyonları dikkate alınarak 4 gruba ayrılmış ve gruplara ait hisse senedi verileri ve finansal veriler ile döviz kuru arasındaki ilişki Vektör Otoregresyon (VAR) modeli ile incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, Granger nedensellik test sonuçlarına göre 4 grubun hisse senedi getirileri ile döviz kuru arasında bir nedensellik ilişkisi bulunamamıştır. Varyans ayrıştırması test sonuçlarına göre ise döviz geliri olmayan ancak döviz ile borçlanan firmalardan oluşan grubun hisse senedi getirileri ile finansal oranları, döviz kurunda meydana gelen değişimlerden diğer gruplara kıyasla daha yüksek oranda etkilenmektedir.
Havayolu işletmelerinde hisse senedi fiyatlarını etkileyen faktörlerin analizi
Hisse senedi fiyatının belirlenmesinde, arz-talep etkisiyle birlikte, ülkenin ekonomik durumu, gelecek beklentileri ve işletmelerin performansı gibi faktörler oldukça etkilidir. Bu kapsamda, havayolu işletmelerine ait operasyonel, işletme içi finansal ve makroekonomik faktörlerin hisse senedi ile ilişkisinin ortaya konulması hedeflenmektedir. Uygulamanın ilk kısmında, 5 geleneksel ve 6 düşük maliyetli havayollarına ait 2005-2017 yıllarını kapsayan çeyreklik operasyonel veriler, panel veri analizi yöntemiyle analiz edilmiş olup, hisse senedi fiyatını belirleyen operasyonel (RPK, CASK, LF ve OKZ) faktörler tespit edilmiştir. İkinci kısımda, 28 havayolu işletmesine ait 2005-2018 yıllarını kapsayan yıllık işletme içi veriler, panel veri ve panel VAR analizi yöntemleriyle analiz edilmiş olup, hisse senedi fiyatını belirleyen işletme içi (TV, FK, ATO ve BD) faktörler tespit edilmiştir. Son kısımda ise, 14 havayolu işletmesine ait 2009-2018 yıllarını kapsayan günlük makroekonomik veriler, Toda-Yamamoto ve Hatemi-J asimetrik nedensellik yöntemleriyle analiz edilmiş, bu doğrultuda hisse senedi fiyatını belirleyen makroekonomik (DLKUR, BPETROL ve FAİZ) faktörler tespit edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, havayolu işletmeleri hisse senedi değerini arttırmak için operasyonel gelir ve talebi arttırmalı, bu sonuca parelel olarak da uçak doluluk oranlarını arttırmalıdır. Gelirlerin ve doluluk oranlarının artışıyla birlikte, birim maliyetlerin düşürülmesi ve operasyonel karlılığın artması teori ile uyumlu olarak havayollarının kârlılığını ve hisse senedi değerini arttırmaktadır. Bununla birlikte, havayolu işletmeleri ölçek ekonomisinden faydalanarak, likidite durumunu optimize ederek ve finansal kaldıracın negatif etkisini hesaba katarak hisse senedi değerlerini arttırabilirler. Son olarak; dolar kuru, yakıt fiyatı ve faiz oranı değişkenlerinin havayollarının hisse senedi fiyatı üzerinde anlamlı etkileri görülmüştür.
Reel döviz kurlarının yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkisinin panel veri analizi ile incelenmesi
Bu çalışmada reel döviz kurlarının portföy ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları olarak iki grupta ele alınabilecek yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkileri dinamik panel veri modelleri ile incelenmiştir. Bu kapsamda olası etkiler gelişen ve gelişmiş ülke grupları için ayrı ayrı ele alınarak 4 farklı model kurulmuştur. İlgili modellere reel efektif döviz kuruna ek olarak portföy yatırımlarını ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını etkileyebileceği düşünülen gayrisafi yurtiçi hasıla, reel faiz oranı ve dışa açıklık oranı değişkenleri; çalışmada yer verilen ülkelerin yatırımcılar açısından cazip bir konumda olup-olmadıklarının tespitinin yapılıp, bu hususta yapılması gereken adımlarla ilgili olarak bilgi verme ve önerilerde bulunma amacıyla içsel değişkenler olarak eklenmiştir. Çalışmada örnek büyüklüğünün göreceli etkisini azaltmak amacıyla gelişmiş ve gelişen ülke sayıları eşit olarak alınmıştır. Bu bağlamda söz konusu ülkelere ilişkin 2001-2017 yılları arası dönemi kapsayan ve Dünya Bankası veri tabanından elde edilen verilerden oluşan bir panel veri seti oluşturulmuştur. Gelişen ülkeler için portföy yatırımları üzerinde dışa açıklık oranı ve gayri safi yurtiçi hasılanın, doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde ise reel faiz oranı ve dışa açıklık oranının etkisinin olduğu; gelişmiş ülkeler için portföy yatırımları üzerinde dışa açıklık oranı, doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde ise gelişen ülkelerde olduğu gibi dışa açıklık oranı ve reel faiz oranının etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Essays on asset pricing and downside risk
This dissertation presents three essays on asset pricing and downside risk. The first chapter investigates whether the variation in asset returns can be captured by the association of returns with the conditional risk premia. I propose asset pricing models that distinguish market factor between upside and downside components. The central idea of these models is that investors care differently between downside losses and upside gains, and asset pricing models that distinguish downward market from upward trend appear to characterize investors' risk perception. The finding of the study shows that downside risk is an informative measure of risk, and asset pricing models that characterize the disappointment aversion of representative investors better explains the variation of equities, currencies, bonds, commodities and CDS returns. The second chapter provides an empirical investigation of momentum in equity and currency markets. Momentum strategy offers higher Sharpe ratio than the market return. However, it exposes to huge crash risk following market rebound. I propose optimal risk management strategy to mitigate momentum crash based on hedging the time-varying risk exposure of momentum then scaling the hedged long- short portfolio by its forecasted semi-variance. This strategy remarkably mitigates momentum crash and provides higher positive returns in the crisis and tranquil periods. Looking at currency markets, huge crash risk is not prevalent in currency momentum. Idiosyncratic risk accounts for the main source of currency momentum risk. The third chapter examines the existence of idiosyncratic risk premia in stock markets. The relationship between idiosyncratic risk and stock returns is subject to idiosyncratic risk measures. Average stock returns increase monotonically with the increase in the conditional idiosyncratic volatility. However, when one-month lagged idiosyncratic volatility used as a proxy of specific risk, a systematic pattern is not found. The conditional idiosyncratic volatility priced positively in a downside market. The overall result demonstrates that investors require a positive risk premium to hold stocks with high idiosyncratic risk.