Theses supervised by Prof. Dr. İbrahim Yıldırım
41 theses · Hacettepe University, Van Yüzüncü Yıl Üniversity, İnönü University, Hasan Kalyoncu University
Üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerinde kendini sabote etmesinin yordayıcıları
Bu araştırma kapsamında üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerinde kendini sabote etmesinde; benliğin farklılaşması, ebeveynin duygusal erişilebilirliği, akılcı olmayan ilişki inançları ve duygu düzenleme zorluğu değişkenlerinin yordayıcılığı hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla iki adımdan oluşan bir çalışma yapılmıştır. İlk aşamada 'Romantik İlişkide Kendini Sabote Etme Ölçeği' Türkçe'ye uyarlanarak aracın geçerlik-güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. İkinci aşamada ise değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkeni yordayıcılığına ilişkin çalışma yürütülmüştür. Araştırma, birinci çalışmada gerçekleştirilen ölçek uyarlama (N=266) ve ikinci çalışmada gerçekleştirilen değişkenler arasındaki ilişkiyi inceleme (N=527) sürecinde uygun örnekleme yöntemiyle ulaşılan toplam 793 üniversite öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Romantik İlişkide Kendini Sabote Etme Ölçeği, Ebeveynin Duygusal Erişilebilirliği Ölçeği, Benliğin Farklılaşması Ölçeği Kısa Formu, Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği, Akılcı Olmayan İlişki İnançları Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veri analizinde, Romantik İlişkide Kendini Sabote Etme Ölçeği'nin yapı geçerliğini belirlemek amacıyla doğrulayıcı faktör analizi, geçerlik ve güvenirlik testleri yapılmıştır. Araştırmanın değişkenleri arası ilişkilerin belirlenmesi sürecinde ise Pearson korelasyon katsayısı, ANOVA analizi, çoklu regresyon analizinin adımsal (stepwise) metodu uygulanmıştır. Araştırma kapsamında uyarlanan 'Romantik İlişkide Kendini Sabote Etme Ölçeği' ile güvenilir ve geçerli bir ölçüm yapıldığı görülmüştür. Romantik ilişkideki akılcı olmayan inançlar, duygu düzenlemede zorluklar, benliğin farklılaşması ve baba duygusal erişilebilirliği değişkenlerinin romantik ilişkide kendini sabote etme puanındaki toplam varyansın %27,8'ini açıkladığı tespit edilmiştir. Anne duygusal erişilebiliriliği değişkeninin ise anlamlı yordayıcı olmadığı bulunmuştur. Araştırma bulguları alan yazın ışığında tartışılarak bu bulgulardan yola çıkarak, araştırmacılara ve psikolojik danışmanlara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Otizm spektrum bozukluğu tanısı olan ve olmayan çocuğa sahip ebeveynlerde aile yaşam kalitesi ve psikolojik esneklik
Bu araştırma, otizm spektrum bozukluğu tanısı olan ve olmayan çocuğa sahip ebeveynlerin aile yaşam kalitesi algılarını ve psikolojik esneklik düzeylerini inceleyen bir ilişkisel tarama çalışmasıdır. Araştırmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu tanısı olan ve olmayan çocuğa sahip ebeveynlerin aile yaşam kalitesi ve psikolojik esneklikleri arasında istatikstiksel açıdan anlamlı bir farklılık olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, Türkiye'de İç Anadolu bölgesinde bir ilde yaşayan 0-18 yaş aralığında otizm spektrum bozukluğu tanısı olan ve olmayan çocuğa sahip 278 ebeveyn oluşturmaktadır. Araştırmada, ebeveynlerin aile yaşam kalitesi algılarını ölçmek için "Beach Center Aile Yaşam Kalitesi Ölçeği", sosyo-demografik özelliklerine ilişkin bilgi edinmek için "Ebeveyn Kişisel Bilgi Formu" ve psikolojik esneklik düzeylerini ölçmek için ise "Psikolojik Esneklik Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizi bölümünde, öncelikle betimsel istatistikler yapılmış ve normallik varsayımları kontrol edilmiştir. Ardından ebeveynlerin psikolojik esneklik düzeyi ve aile yaşam kalitesi algıları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını belirlemek için Bağımsız Gruplar için T-testi; aile yaşam kalitesi ve psikolojik esneklik arasında önemli bir ilişki olup olmadığını belirlemek için Pearson Momentler Çarpım Korelasyon Katsayısı hesaplanmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında; aile yaşam kalitesi toplam puan ve tüm alt boyutları, psikolojik esneklik toplam puan ve tüm alt boyutlarının otizm spektrum bozukluğu tanısına sahip çocuğu olan ebeveynlerin lehine anlamlı düzeyde düşük olduğu bulunmuştur. Ayrıca ebeveynlerde psikolojik esneklik ile aile yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar sözcükler: psikolojik esneklik, aile yaşam kalitesi, otizm spektrum bozukluğu, ebeveyn
Romantik öz yeterliğin yordayıcısı olarak ilişki doyumu ve benliğin farklılaşması
Bu araştırmanın amacı, romantik öz yeterliğin yordanmasında ilişki doyumu ve benliğin farklılaşmasını incelemektir. Diğer bir amaç ise romantik öz yeterliğin yordanmasında ilişki doyumu ve benliğin farklılaşmasının alt boyutlarını da incelemektir. Romantik öz yeterlik, ilişki doyumu ve benliğin farklılaşması puanlarının cinsiyete göre anlamlı bir şekilde farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu uygun örnekleme yoluyla seçilen 193 (%69.2) kadın, 86 (%30.8) erkek olmak üzere toplam 279 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Romantik öz yeterliği ölçmek için "Romantik İlişkilerde Öz Yeterlik Ölçeği", benliğin farklılaşmasını ölçmek için "Benliğin Farklılaşması Envanteri Kısa Formu", ilişki doyumunu ölçmek için "İlişki Doyumu Ölçeği" ve katılımcılara ilişkin bilgi toplamak için de "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verileri analiz etmek için Pearson korelasyon analizi, aşamalı regresyon (stepwise) analizi ve gruplar arası t testi verilerin analizi için kullanılmıştır. Sonuçlara bakıldığında benliğin farklılaşması ve ilişki doyumunun romantik öz yeterliğin toplam varyansının %29.3'nü, benliğin farklılaşmasının alt boyutlarının ise romantik öz yeterliğin toplam varyansının %18.9'nu açıkladığı bulunmuştur. İlişki doyumunun benliğin farklılaşmasına göre romantik öz yeterliği daha güçlü bir şekilde yordadığı bulunmuştur. Cinsiyet değişkenine göre romantik öz yeterliğin ve ilişki doyumunun istatiksel olarak anlamlı bir fark göstermediği ancak benliğin farklılaşmasının anlamlı bir fark gösterdiği saptanmıştır. Elde edilen bulgular literatür eşliğinde tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama tutumları
Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama tutumlarını cinsiyet, Psikolojik Danışma ve Rehberlik programına ilişkin farkındalık, kalınan yer, öğrenim görülen programdan memnuniyet derecesi, karşı cinsle yakın duygusal ilişkiye sahip olma, ailede psikolojik sorunları olan bir kişinin varlığı, sosyal destek alma, kendini saklama ve cinsiyet rolleri değişkenleri açısından incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2017-2018 bahar döneminde orta düzey bir devlet üniversitesinde bir meslek yüksekokulu ve beş fakültede öğrenimine devam eden yaklaşık 20.000 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılar, uygun örnekleme yoluyla seçilen 479'u kadın (%67.75) ve 228'i erkek (%32.25) toplamda 707 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, BEM Cinsiyet Rolü Envanteri - Kısa Formu (BCRE-K) ve Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği – Kısa Formu (PYTÖ-K) kullanılmıştır. Araştırmada cevap aranan sorular doğrultusunda ortalamalar arası farkları incelenirken verilerin analizinde faktöriyel ANOVA tekniği kullanılmıştır. Cinsiyet rolleriyle psikolojik yardım arama tutumu arasındaki ilişki çoklu regresyon analiziyle incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre cinsiyet, Psikolojik Danışma ve Rehberlik programına ilişkin farkındalık, öğrenim görülen programdan memnuniyet derecesi, sosyal destek alma, kendini saklama ve cinsiyet rolleri değişkenleri, üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama tutumlarını anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Karşı cinsle yakın duygusal ilişkiye sahip olma, kalınan yer ve ailede psikolojik sorunları olan bir kişinin varlığı değişkenleri ile üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama tutumları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: cinsiyet, kadınsı cinsiyet rolü, erkeksi cinsiyet rolü, psikolojik yardım arama tutumu.
Van ili İpekyolu ilçesinde ikamet eden hane halklarının ekmek tüketim davranışları
Tezin başlıca amacı, Van İli İpekyolu İlçesinde ikamet eden hane halklarının ekmek tüketimi ile ilgili davranış biçimlerini belirlemektir. Çalışmanın verileri 2016 yılına ait olup, sonlu ana kitle örnek hacmi yöntemi ile belirlenen 269 hane halkından anketler aracılığıyla toplanmıştır. Ekmek satın alımında, tüketicilerin % 40.15'i tat ve lezzet faktörü; % 43.49'u kalite faktörünü; % 26.39'u yumuşaklık faktörünü ve % 19.70'i besin değeri faktörünü kesinlikle dikkate almaktadır. Ekmek satın alınan yerin belirlenmesi bakımından. temizlik, ikamet edilen eve yakınlık ve kalite faktörlerinin Likert ölçeği ortalamaları sırasıyla; 3.71, 3.40, 3.26 olup, tüketicilerin bu faktörleri fazlasıyla dikkate aldıkları anlaşılmaktadır. Kişi başına düşen günlük ekmek tüketim miktarı 382.80 gram olup, tüketicilerin % 29.37'si ekmeği beyaz somun ve % 21.56'sı ise tam buğday olarak tüketmeyi tercih etmektedir. Tüketicilerin yarısına yakını (% 47.58) hiç ekmek israfı yapmamaktadır. Bazen ve sürekli ekmek israfı yapan tüketicilerin oranı sırasıyla % 41.01 ve % 10.41 düzeyindedir. Tüketicilerin 2/3'ünden fazlası (% 66.17) ihtiyaç fazlası ekmek satın alınmasının ekmek israfına neden olduğunu düşünmektedir.
Kadınların boşanma sonrası yaşama uyumu: Bilişsel Davranışçı Kurama dayalı psikoeğitim programının etkililiği
Bu araştırmanın amacı, Bilişsel Davranışçı Kurama dayalı geliştirilen psiko-eğitim programının boşanmış kadınların boşanma sonrası duygusal/sosyal uyum düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmada karma yöntem araştırmalarından iç içe karma desen kullanılmıştır. Bu bağlamda araştırmanın nicel deneysel aşamasında ön test-son test-izleme ölçümlerinin yapıldığı kontrol gruplu gerçek deneysel model kullanılmıştır. Ayrıca deney öncesinde boşanmış kadınların boşanma sonrası yaşama uyuma ilişkin ihtiyaç ve görüşlerini belirlemek ve programın alt yapısını oluşturmak amacıyla 12 kadınla yüz yüze görüşmeler yapılmış ve araştırmanın nitel verileri toplanmıştır. Araştırmanın deneysel sürecine her iki grupta 15 kadınla başlanmış ancak deney sürecindeki deney kayıpları soncunda deney grubunda 12 kadınla, kontrol grubunda 11 kadınla grup süreci tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri Fisher Boşanmaya/Ayrılığa Uyum Ölçeği-Kısa Formu ve Kişisel Bilgi Anketi aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma sonucunda Bilişsel Davranışçı Kurama dayalı geliştirilen psiko-eğitim programının boşanmış kadınların boşanma sonrası yaşama uyumunu arttırmada etkili olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda psiko-eğitim programı kadınların yas tepkilerini, ilişkiden duygusal ayrışma düzeylerini, öfke tepkilerini azaltmada ve kendilik değerlerini arttırmada etkili olmuştur. Kontrol grubunda anlamlı farklılıklar görülmemiştir. Beş hafta sonra gerçekleştirilen izleme ölçümlerinde psiko-eğitim programının etkililiğinin devam ettiği görülmüştür.
Evliliğe hazır oluş ile ilişkili faktörler
Bu araştırmanın amacı evliliğe hazır oluş için ortak temaları belirlemek, geniş bir bekâr örnekleme genellenebilirliğini değerlendirmek ve evliliğe hazır oluşla ilişkili faktörleri incelemektir. Bu çalışma, karma yöntem araştırmasının modellerinden olan keşfedici sıralı desende tasarlanmıştır. Bu araştırma, üç çalışma grubunda yer alan 1539 birey ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde; tematik analiz, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, çok değişkenli varyans analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Bekâr genç yetişkin bireylerin evliliğe hazır oluş için önem verdiği faktörler altı tema olarak belirlenmiştir. Bu temalar; finansal, hazır oluş, duygusal hazır oluş, kişiler arası ilişkilere hazır oluş, aile yaşamı ve rollerine hazır oluş, cinsel yaşama hazır oluş ve toplumsal sorumluluklara hazır oluştur. Yeni evli bireyleri evliliğe hazır hissettiren faktörler; finansal hazır oluş, duygusal hazır oluş, aile hayatı ve rollerine hazır oluş ve toplumsal sorumluluklara hazır oluş olarak belirlenmiştir. Yeni evli bireylerin evlilikte sorun yaşadığı alanların; kişiler arası ilişkiler, aile hayatı sorumlulukları ve finansal konular olduğu tespit edilmiştir. Bu temalar doğrultusunda geliştirilen evliliğe hazır oluş ölçeğinin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Bekâr genç yetişkin bireylerin evliliğe hazır oluş düzeylerinde; cinsiyet, ilişki durumu, çalışma durumu ve yaşam planındaki öncelik açısından farklılıklar olduğu görülmüştür. Yaş, ideal evlilik yaşı ve partnerini tanımaya yönelik ideal süre değişkenlerinin evliliğe hazır oluşla ilişkili olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde benliğin farklılaşması
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde benliğin farklılaşması düzeylerini inceleyen betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin sosyo-demografik özelliklerine ve algıladıkları anne-baba tutumlarına göre benliğin farklılaşması puan ortalamalarında anlamlı bir fark olup olmadığını araştırmaktır. Öğrencilerin benliğin farklılaşması düzeylerini ölçmek için "Benliğin Farklılaşması Envanteri Kısa Formu (BFE-KF)", öğrencilerin sosyo-demografik niteliklerine ilişkin veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu", algılanan anne baba tutumlarını ölçmek için "Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği (ÇYTÖ)" kullanılmıştır. Veriler Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA) ile analiz edilmiş, gruplara ilişkin gözlenen ortalamalar arasındaki farklar Tukey testi ile kontrol edilmiştir. Araştırmanın sonucunda incelenen değişkenlerden; cinsiyet, anne öğrenim ve baba öğrenim durumu, yerleşim birimi, aile içi sert tartışmaların sıklığı, aile içinde algılanan özgürlük/özerklik düzeyi, romantik ilişkiye sahip olup olmama, yeterli ve nitelikli arkadaşa sahip olup olmama, üniversite faaliyetlerine katılım sıklığı, anneden algılanan kabul/ilgi düzeyi ve denetim/kontrol düzeyi, babadan algılanan kabul/ilgi ve kontrol/denetim düzeyi değişkenlerinin benliğin farklılaşmasının farklı boyutlarında istatiksel açıdan anlamlı bir fark gösterdiği bulunmuştur. Ailenin algılanan ekonomik durumu değişkeni ise benlik farklılaşmasının hiçbir boyutunda istatiksel açıdan anlamlı bir fark göstermediği saptanmıştır. Elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin evlilik algısı
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin evlilik algısını objektif bir şekilde ölçmek amacıyla Evlilik Algısı Ölçeği (EAÖ) geliştirilmiş ve üniversite öğrencilerinin evlilik algısını etkileyen faktörler incelenmiştir. Araştırmada üniversite öğrencilerinin evlilik algısının cinsiyet, yaş, eğitim gördüğü alan, ailenin aylık ortalama gelir düzeyi, romantik ilişki durumu, evlenme isteği, anne-baba birliktelik durumu, anne ve baba eğitim düzeyi, ailede yaşanan sert tartışma ve kavga sıklığı ile ailede fiziksel şiddet yaşanma durumu değişkenleriyle olan ilişkisi incelenmiştir. Araştırma grubu, EAÖ geliştirme aşamasında 2019-2020 eğitim öğretim yılı güz döneminde Ankara ilinde bulunan iki devlet üniversitesi ve bir vakıf üniversitesinin çeşitli fakültelerinde eğitim görmekte olan 503 öğrenciden oluşmaktayken evlilik algısını etkileyen faktörlerin incelenmesi sürecinde 869 öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplamak amacıyla Evlilik Algısı Ölçeği (EAÖ) ve Kişisel Bilgi Formu (KBF) kullanılmıştır. Elde edilen veri seti üzerinde analiz yapmak için SPSS 24.0 kullanılmıştır. Üniversite öğrencilerinin evlilik algısını etkileyen faktörleri ortaya koymak amacıyla Çok Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, Evlilik Algısı Ölçeği'nin üniversite öğrencilerinin evlilik algısını ölçmek amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte cinsiyet, yaş, eğitim gördüğü alan, ailenin gelir düzeyi, evlenme isteği ve ailede yaşanan sert tartışma ve kavgaların sıklığı değişkenlerine göre üniversite öğrencilerinin evlilik algısının anlamlı olarak farklı olduğu belirlenmiştir. Romantik ilişki durumu, anne-baba birliktelik durumu, annenin ve babanın eğitim düzeyi ile ailede yaşanan fiziksel şiddet durumu değişkenlerine göre ise üniversite öğrencilerinin evlilik algısının anlamlı olarak farklı olmadığı görülmüştür. Araştırmada elde edilen bulgular ışığında araştırmacılara, alan çalışanlarına, üniversite öğrencilerine ve politika yapıcılara yönelik öneriler sunulmuştur.
Evli bireylerde eşe kendini açma ve evlilik doyumu
Bu çalışmada evli bireylerde, evlilik doyumu ve eşe kendini açmayı etkileyen değişkenler ile evlilik doyumu ve eşe kendini açma arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu araştırma betimsel nitelikte ve ilişkisel tarama modeli kullanılarak yapılmış bir çalışmadır. Araştırmanın katılımcıları Türkiye' de büyük bir şehirde yaşayan evli bireylerden oluşmaktadır. Katılımcılar, araştırmaya gönüllü katılım sağlayan ve uygun örnekleme yoluyla seçilen, 167 kadın (%57,8) ve 122 erkek (%42,2) olmak üzere toplamda 289 evli bireyden oluşmaktadır. Çalışmada; Kişisel Bilgi Formu (KBF), Evlilik Yaşamı Ölçeği (EYÖ) ve Eşe Kendini Açma Ölçeği (EKAÖ) veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Çalışmanın verileri, Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA) ve Pearson Korelasyon Katsayısı ile analiz edilmiştir. Çalışma bulgularına göre gelir sağlayıcı iş, aile aylık geliri, ev işlerinde eş yardımı, eşin kök aile müdahalesi değişkenleri evli bireylerin evlilik doyumlarını manidar olarak etkilemektedir. Cinsel davranış rahatlığı ve aynı eşi tercih etme değişkenleri ise evli bireylerin hem evlilik doyumlarını hem de eşe kendini açmalarını manidar olarak etkilemektedir. Cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, aile üyeleri, evlilik süresi, çocuk sayısı, eşler arası yaş farkı değişkenlerinin evli bireylerde hem evlilik doyumu hem de eşe kendini açmayı manidar olarak etkilemediği bulunmuştur. Gelir sağlayıcı iş, aile aylık geliri, ev işlerinde eş yardımı, eşin kök aile müdahalesi değişkenlerinin evli bireylerde eşe kendini açmayı manidar olarak etkilemediği bulunmuştur. Evli bireylerde evlilik doyumu ve eşe kendini açma arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen bulgular yorumlanmış, literatür ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.
Evli bireylerde eşe kendini açma ve eş tükenmişliği
Bu araştırmada; evli bireylerin eşe kendini açma düzeyleri ile eş tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi; evli bireylerin eşe kendini açma ve eş tükenmişlik düzeylerini etkileyen sosyo-demografik değişkenlerin belirlenmesi; evli bireylerin bu sosyo-demografik değişkenlere ilişkin eşe kendini açma ve eş tükenmişlik profillerinin çıkarılması olmak üzere üç temel amaç belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, 2018-2019 yıllarında Türkiye'de bir büyükşehirde yaşayan, erişilebilir 453 evli bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri "Eşe Kendini Açma Ölçeği", "Eş Tükenmişliği Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde; Pearson Korelasyon Katsayısı, MANOVA, Scheffe Testi ve t-testi kullanılmıştır. Araştırmada hata payı en fazla .05 olarak alınmıştır. Araştırma bulgularına göre, evli bireylerde eş tükenmişliği ile eşe kendini açma arasında orta düzeyde, negatif ve manidar bir ilişki vardır. MANOVA sonucunda; cinsel yaşamdan memnuniyet, ev işlerini paylaşma sıklığı, şimdiki eş ile evlenme isteği ve eşler arasındaki sert tartışma değişkenlerinin evli bireylerin eşe kendini açma ve eş tükenmişliği düzeylerini manidar olarak etkilediği bulunmuştur. Buna karşın; eğitim düzeyi, çalışma durumu, evlilik süresi, eşler arası yaş farkı, kök ailenin bireye müdahalesi ve çocuk sayısı değişkenlerinin ise evli bireylerin eşe kendini açma ve eş tükenmişliği düzeylerini manidar olarak etkilemediği saptanmıştır. Algılanan gelir düzeyinin, evli bireylerin eş tükenmişliği düzeylerini manidar olarak etkilediği ancak eşe kendini açma düzeylerini ise etkilemediği bulunmuştur. Evli bireylerin eşe kendini açma ve eş tükenmişliği düzeylerini etkileyen sosyo-demografik değişkenlere ilişkin profilleri çıkarılmıştır. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmış ve evli bireylere, psikolojik danışmanlara, araştırmacılara ve politika yapıcılara öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: evlilik, evli bireyler, eş tükenmişliği, kendini açma, eşe kendini açma
Girişimci ve yönetici ilişkilerinin yönetim fonksiyonlarına etkisi (GAP bölgesi sanayi işletmelerinde bir uygulama)
Bireyselleştirilmiş eğitim programlarının (BEP) uygulanmasında ilköğretim kurumlarında görev yapan yöneticilerin karşılaştıkları engellerin incelenmesi (Gaziantep ili merkez ilçeleri örneği)
Akranlarıyla bilişsel, duygusal ve bedensel olarak benzer özellik göstermeyen bireyler, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, toplumsal kabullenme ve bireyin özrünün engele dönüşmemesi amacıyla, normal gelişim gösteren akranlarıyla birlikte kaynaştırma eğitimine alınırlar. Bu eğitimde, bireyin mevcut durumda yapabildikleri tespit edilerek, farklı gelişim alanlarında kazandırılacak davranışların planlanması gerekir. Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) adı verilen çalışmayla, özel gereksinim ihtiyacı olan bireye verilecek eğitimin, nerede, nasıl, kimler tarafından ve hangi yöntemlerle verileceği planlanır. Özel eğim ihtiyacı olan bireylerin eğitimi konusunda mevzuat olarak bir çok düzenleme yapılmış ve bu sayede özel eğitim alan öğrenci sayısında artış sağlanmıştır. Ancak, mevzuattaki düzenlemelere rağmen, çeşitli nedenlerle, kaynaştırma eğitimi verilen okullarda nitelikli bir eğitimin verildiğini söylemek oldukça güçtür. Bu araştırmada Gaziantep ili merkez ilçelerindeki İlköğretim kurumlarında görevli eğitim yöneticilerinin bakış açılarıyla, özel eğitim gereksinimi olan öğrencilere yönelik olarak hazırlanan Bireyselleştirilmiş Eğitim Programlarının uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Araştırma sonunda getirilecek çözüm önerileriyle, konunun taraflarına katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Yapılan çalışma Gaziantep ili merkez ilçelerinde bulunan 12 ilköğretim okulunda görev yapan eğitim yöneticileriyle yüz yüze yapılan görüşmelerle yürütülmüştür. Araştırmada, eğitim yöneticilerinin konuyla ilgili görüşlerini belirlemek üzere 25 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmış ve yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Araştırma sonunda, BEP?in uygulanmasında ortaya çıkan engellerin; öğretmenlerin eğitim eksikliği, araç-gereç eksikliği, fiziki alt yapı eksikliği, destek personelinin yetersizliği, yetersiz fiziki yapı, yetersiz danışmanlık hizmetleri, mevzuattaki eksiklikler, öğretmen direnci ve veli duyarsızlığı gibi etmenlerin olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Özel Eğitim, Kaynaştırma, Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı
Aile işletmelerinde ikinci kuşaktan kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri: (Sorunların birinci kuşağın görüşleriyle tespit edilmesine yönelik bir alan araştırması)
Bu araştırma Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adıyaman illerinde faaliyet gösteren aile işletmelerinde, ikinci kuşağın işletmeye katılması sonucu ortaya çıkan ikinci kuşaktan kaynaklanan sorunların analizinin yapılması ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerin ortaya konulması amacıyla hazırlanmıştır. Aile işletmelerinde ortaya çıkan sorunlar üzerine yapılan araştırmalar, aile işletmelerinde ikinci kuşaktan kaynaklanan sorunların işletmenin sürekliliğinin sağlanmasında ciddi problemler oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Bu aşamada en büyük dezavantaj özellikle birinci kuşaktan sonra işletme yönetimini devralacak olan ikinci kuşak aile üyesinin belirlenmesi ve yetiştirilmesini sağlayacak olan planlamanın yapılamamasıdır. Bununla birlikte yapılan araştırmalar 1/3'den daha az oranda aile işletmesinin birinci kuşaktan ikinci kuşağa geçebildiğini ve bunların ise ancak yarısının üçüncü kuşağı görebildiklerini ortaya koymaktadır. İkinci kuşaktan kaynaklanan sorunların analizi için Sanayi ve Ticaret Odalarına kayıtlı toplam 1142 aile işletmesine ulaşılmış 315 tanesiyle birebir görüşülmüş ve bunların 251'i değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adıyaman illerindeki aile işletmelerinde ikinci kuşağın yönetime katılmasıyla beraber ikinci kuşaktan kaynaklanan sorunların neler olduğu incelenmiş ve çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile İşletmeleri, İkinci Kuşak, İkinci Kuşaktan Kaynaklanan Sorunlar.
Sağlık işletmelerinde örgüt iklimi unsurlarının örgütsel bağlılığa etkileri üzerine bir araştırma
Günümüz gelişen dünyasında bilinçli tüketicilerin beklentileri, insanların sağlığa verdikleri önemin artması, insanların kendi tercih ettiği sağlık işletmesinde sağlık hizmetini alması sağlık işletmeleri arasında olan rekabeti arttırmıştır. Her geçen gün yeni bir sağlık işletmesi hizmet vermek üzere sağlık sektörüne giriş yapmaktadır. Sağlık hizmeti zorunlu bir ihtiyaçtır. Artık insanlar gitmek istedikleri sağlık işletmesini seçebilmektedirler. Bu noktada mülkiyetlerine bakılmaksızın sağlık işletmeleri birbirleri ile rekabet etmek, diğer sağlık işletmelerine göre farklı olmak, kaliteli hizmet sunmak, müşteri memnuniyeti için birbirleri ile yarışır durma gelmiştir. Bu çalışmanın konusu olan örgüt iklimi çalışanlara birçok fiziksel ve psikolojik olayların temelini sağlayan örgütsel davranışın itici gücüdür. Örgüt iklimi, bir örgütü diğer örgütlerden ayıran, örgütte çalışan bireyler tarafından algılanan, örgütün kişiliğini oluşturan psikolojik bir terimdir. Örgütsel bağlılık ise bireyin kurumsal amaç ve değerleri kabul etmesi, bu amaçlara ulaşılması yönünde çaba sarf etmesi ve kurum üyeliğini devam ettirme arzusudur. Günümüzde örgütlerin çalışanlarının bağlılığı, çalışanların başarılı olmaları için önemli olan konulardan biridir. Bu çalışma, sağlık işletmelerinde örgüt ikliminin çalışanların örgütsel bağlılığına etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bunun için, örgüt iklimi unsurlarının (örgüt yapısı, sorumluluk, ödül, risk, samimiyet destek, standart, çatışma, aidiyet) örgütsel bağlılık üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırma anket yöntemi ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adıyaman, Gaziantep ve Kilis illerinde faaliyet gösteren özel ve kamu yataklı sağlık işletmeleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini "Tabakalı Rasgele Örnekleme Yöntemi" ile seçilen 518 çalışan oluşturmuştur. Ölçek 68 sorudan oluşmaktadır. Ayrıca sağlık işletmeleri çalışanlarının kişisel bilgileriyle ilgili 11 soru daha sorulmuştur. Veriler beşli likert tipi ölçekle toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre; TRC1 bölgesinde yapılan araştırmadaki sağlık kurumlarında görev alan katılımcıların örgüt iklimi ile örgütsel bağlılık arasında ilişki olup olmadığını saptamak üzere geliştirilen hipotez Pearson-Korelasyon analizi aracılığıyla sınanmıştır. Örnek kütleyi oluşturan 518 kişiden sağlanan verilerle gerçekleştirilen bu analiz sonucunda %5 anlamlılık düzeyinde katılımcıların örgüt iklimi algılaması ile örgütsel bağlılık davranışları arasında 0,394 düzeyinde orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca Örgüt iklimi boyutları ile örgütsel bağlılık boyutları arasındaki ilişkinin tespitine yönelik olarak Pearson-Korelasyon analizi yapılmıştır. Örgüt ikliminin tüm boyutları ile örgütsel bağlılık arasında ilişki saptanmıştır.
Kadın girişimciliğin geliştirilmesinde kamu kurum ve kuruluşların destekleri ile destek sağlama sürecinde karşılaşılan sorunlar: Gaziantep ilinde bir uygulama
Bugün toplumlarda kadın girişimciliğinin gelişebilmesi için, kabul görmesi gerekmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık olarak yarısını oluşturan kadın girişimciler, ülke kalkınmasında da önemli rol oynamaktadır. Ancak her alanda olduğu gibi kadınlar, girişimciliğin tüm süreçlerinde sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu sorunlar, kadınların toplumsal kimlik, bilgi beceri ve deneyim gibi özelliklerinden kaynaklanabildiği gibi, bürokratik ve yasal düzenlemelerden de kaynaklanabilmektedir. Dolayısıyla kadın girişimci sayısının artarak ülkeye katkıda bulunabilmesi için sorunları farklı olan kadınların desteklenmeleri ve yönlendirilmeleri gerekmektedir. Bu noktada, kamu kurum ve kuruluşları ve diğer kuruluşlar faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, kadın girişimciliğinin kamu kurum ve kuruluşlardan ne tür destek aldıkları ve destek alırken ne tür sorunlar yaşadıklarının belirlenmesidir. Bununla birlikte, bu çalışmada Türkiye'de kadın girişimcilerin bu destek sürecinde karşılaştıkları sorunlara yönelik önerilerin sunulması amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında nitel ve nicel araştırma yöntemleri uygulanmıştır. Nicel araştırma kapsamında, 320 kadın girişimciye anket uygulanmış, nitel araştırma kapsamında ise 28 kadın girişimciyle yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, çeşitli istatistiksel analizlere tabi tutulmuştur. Bu analizler sonucunda, kadın girişimcilerin kamu kurum ve kuruluşlarından destek alma sürecinde karşılaştıkları sorunlar belirlenerek, bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Otel işletmelerinde sahip ve yöneticilerinin sosyal sermaye unsurlarından sosyal ağlarının müşteri teminine etkisi Gaziantep örneği
Sosyal sermaye, toplumu oluşturan kişiler arasında önceden beri devam eden ilişkilerin aslında maddi bir karşılığı olduğunu savunan bir kavram olarak literatürde yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, otel işletmelerinin sahipleri ve bu otellerde görev yapan yöneticilerin sahip oldukları sosyal ağların, otel işletmelerine müşteri temin etmek için ne düzeyde kullanıldığının tespit edilmesidir. Bu bağlamda Gaziantep ilinde faaliyet gösteren tüm otellerin sahipleri ve yönetim kademesinde yer alan, satış pazarlama faaliyetlerine doğrudan katkısı bulunan yöneticilerle görüşülmüştür. Bu çalışma için geliştirilmiş olan anket formu, 2016 yılının Ağustos ve Ekim ayları arasında otel sahibi ve yöneticisi olan 174 kişiye uygulanmıştır. Araştırma sonucunda otel işletmelerinin sahipleri ve yöneticilerinin, sosyal ağlarının müşteri teminine%57,5 oranında etkisi olduğu tespit edilmiştir. Etkisi olduğu tespit edilen sosyal ağlar, toplam 7 boyuttan oluşmaktadır. Sosyal ağları oluşturan 7 boyuttan müşteri teminini en fazla etkileyen boyut ise informel sosyal ağlar boyutu olmuştur. Bununla beraber müşteri teminini en yüksek düzeyde etkileyen demografik değişkenin ise mesleki eğitim alma durumları olduğu elde edilen bulgular arasındadır. İşletme sahip ve yöneticileri mesleki eğitim aldıklarında sosyal ağlarını kullanma düzeyi artış göstermektedir.
Girişimciliğin ilk aşamasında finansman temin yolları ve finansman temininde karşılaşılan sorunlar: Gaziantep ilinde bir uygulama
Bugün işletmeler gelişen dünya pazarlarında rekabette bulunarak ekonomik ve finansal açıdan avantaj sağlamaktadırlar. İşletmeler, girişimcilerin temel özellikleri ile teknolojiyi kullanan ve geliştiren işletmeler olarak ülkelerin kalkınmasında önemli rol oynamaktadır. Teknolojik yeniliklerin yanında inovasyona da yatırım yaparak gelişimlerini tamamlarlar. Ancak her alanda olduğu gibi, girişimciler finansal açıdan da sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Dolayısıyla işletme sayısının artarak ülkeye katkıda bulunabilmesi için finansman teminindeki sorunları farklı olan girişimcilerin desteklenmeleri ve yönlendirilmeleri gerekmektedir. Bu noktada, girişimcileri desteklemek amacıyla kamu kurum ve kuruluşları ve diğer kuruluşlar faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, girişimciliğin ilk aşamasında finans temin yollarının belirlenerek finansman temin yönteminde karşılaşılan sorunları ortaya koymaktır. Bununla birlikte, bu çalışmada Türkiye'de girişimciliğin temel özellikleri, girişimcilik finansman türleri ve finansman temininde karşılaşılan sorunlara yönelik önerilerin sunulması amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında nitel ve nicel araştırma yöntemleri uygulanmıştır. Nicel araştırma kapsamında, 408 girişimciye anket uygulanmış, nitel araştırma kapsamında ise 180 girişimciyle yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Araştırma yöntemlerinden elde edilen veriler, çeşitli istatistiksel analizlere tabi tutulmuştur. Girişimciliğin ilk aşamasında, girişimcilerin finansman temininde karşılaştıkları sorunlar belirlenerek, bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Bu araştırmanın sonucunda, girişimciliğin ilk aşamasında, girişimcilerin finansman temin yöntemi konusunda yeterli derecede bilgi sahibi olmadıkları ve kendi kaynaklarını daha çok kullandıkları tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Girişimciliğin ilk aşaması, finansman temini, finansman temin sorunları
Uluslararası girişimcilikte marka stratejileri yapılandırma sürecini etkileyen faktörlerin belirlenmesi üzerine nitel bir araştırma
Günümüz işletmelerinin faaliyet alanlarının, ulusal pazarlardan uluslararası pazarlara taşınması girişimcilerin de uluslararası pazarlardaki rekabete dahil olmalarını sağlamıştır. Mevcut durumda birçok girişimci uluslararası pazarlara yönelmekte ancak çok kısa sürede pazarlardan silinip kaybolmaktadır. Uluslararası pazarlarda hayatta kalmak için, rekabet etmek ve rekabette başarı sağlamak esastır. Rekabette başarı sağlamanın yolu da sahip olunan güçlü markalardan geçmektedir. Güçlü bir markanın anahtar unsurlarından birisi de doğru yapılandırılmış marka stratejilerine sahip olmaktır. Bu doğrultudaki araştırma kapsamında, yeni bir alan olan uluslararası girişimcilik çerçevesinde, faaliyette bulunan işletmelerin marka stratejilerini yapılandırma süreci açıklanmaya çalışılmıştır. Çünkü, doğru şekilde oluşturulmayan marka stratejileri ile pazara giriş yapan girişimcilerin pazardaki varlıklarını sürdürebilmeleri pek mümkün olmamaktadır. Bu doğrultudaki araştırmanın temel amacı, uluslararası girişimcilikte marka stratejileri yapılandırma sürecini etkileyen faktörlerin tespit edilmesi olarak belirlenmiştir. Ayrıca bu çalışma sonucunda Türkiye'de uluslararası girişimcilik faaliyetinde bulunacak kişilerin, marka stratejilerini oluşturma sürecini etkileyecek unsurlarla ilgili olarak bilgilendirmesini sağlamak amaçlanmıştır. Araştırma, nitel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiş ve araştırma kapsamında amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen; TRC1 Bölgesinde ve farklı sektörlerde bulunan, uluslararası girişimcilik özelliği gösteren ve marka çalışmalarını aktif olarak sürdüren 11 işletme ile görülmüştür. Araştırmanın amacına ve niteliğine uygun olarak örnek olay deseni tercih edilmiştir. Bu doğrultuda yapılan yüz yüze görüşmeler sonucunda elde edilen araştırma verileri MAXQDA paket programı ile analiz edilmiş ve araştırma verilerinin, analiz süreci sonunda araştırma modeline ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda, uluslararası girişimcilikte marka stratejileri yapılandırma sürecini etkileyen faktörler; işletmeye bağlı, pazar ve pazar yapısına bağlı ve tüketiciye bağlı faktörler olmak üzere üç ana başlık altında toplanmış ve açıklanmıştır.
Psikolojik sermayenin iş tatmine etkisi: Gaziantep ilinde ikinci organize sanayisinde halı firmalarında çalışanlara uygulanan bir alan çalışması
Halı imalatı yapan fabrikalar, tekstil sektörü içinde yer almakta olup, ülke ekonomisi içinde önemli bir yer tutmaktadır. Bununla birlikte halı fabrikalarında çalışanların, psikolojik sermaye düzeyleri ve iş tatmin durumlarının işletmenin hedeflerini gerçekleştirme konusunda etkili olan hususlarındandır. Ticari rekabetin gittikçe arttığı günümüzde memnuniyet düzeyi yüksek müşterilere sahip olan bir işletme, böyle bir ortamda rekabet edebilmekte ve kârlılığını da artırmaktadır. Yapılan bu araştırmanın amacı, Gaziantep ilinde, ikinci organize sanayi bölgesinde faaliyet gösteren halı fabrikalarında çalışanların psikolojik sermaye düzeylerini belirlemek ve iş tatmin durumlarını tespit etmektir. Öte yandan çalışanların psikolojik sermaye düzeylerini oluşturan boyutlarla, iş tatminini oluşturan boyutlar arasında bir ilişki olup olmadığını ortaya konulması gerçekleştirilen bu araştırmanın diğer bir amacını oluşturmaktadır. Yapılan araştırma sonucunda halı fabrikalarında çalışanların psikolojik sermaye düzeylerinin ve iş tatmin düzeylerinin "yüksek" bir seviyede olduğu tespit edilirken yapılan korelasyon analiz sonucunda ise, halı fabrikalarında çalışanların psikolojik sermaye düzeyleriyle iş tatmin durumlarını açıklayan boyutlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Psikolojik sermaye, iş tatmini, halı firmaları, çalışanlar.
İşletmelerde dağıtımsal adaletin çalışanların iş tatmini üzerindeki etkileri (Seramik sektöründe bir uygulama)
Seramik, insanların kullandığı en eski gereçlerden biridir. Seramik sektörü ülkemizin ekonomisine önemli katkısı olan bir sektördür. Bu sebepten ülke ekonomisi içinde önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte seramik fabrikalarında çalışanların, dağıtım adaleti düzeyleri ve iş tatmin durumlarının işletmenin amaçlarını gerçekleştirme hususunda etkili olan konulardandır. Yapılan bu araştırmanın amacı, Diyarbakır ve Adana ilinin organize sanayi bölgesinde faaliyet gösteren seramik fabrikalarında çalışanların dağıtım adaleti düzeylerini belirlemek ve iş tatmin durumlarını incelemektir. Araştırma verileri 2018 yılında Diyarbakır ve Adana ilinin organize sanayi bölgesinde seramik fabrikalarında faaliyet gösteren 210 çalışandan elde edilmiştir. Öte yandan çalışanların dağıtım adaleti kavramı ile iş tatminini oluşturan boyutlar arasında bir ilişki olup olmadığı çalışmanın diğer bir amacını oluşturmaktadır.Yapılan araştırma sonucunda seramik fabrikalarında çalışanların dağıtım adaleti düzeylerinin ve iş tatmin düzeylerinin "yüksek" bir seviyede olduğu tespit edilirken yapılan korelasyon analiz sonucunda ise, seramik fabrikalarında çalışanların dağıtım adaleti düzeyinin iş tatminine etkisi olumlu ve pozitif yönde anlamlı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dağıtım Adaleti, İş Tatmini, Seramik Firmaları
Spor işletmelerinde müşteri temininde yönetici ve sahiplerinin sosyal ağlarının etkilerinin üzerine Gaziantep ilinde bir araştırmasaygılarımızla.
Günümüzde, sağlıklı yaşam ve sosyal yaşamların ön plana çıkması ve bu yaşam tarzlarının sosyal medya ile desteklenmesi neticesinde spor yapmanın öneminin vurgulanması ve hizmet sunan spor işletmelerinin kurulmasına yol açmıştır. Bununla birlikte spor sektörünün oluşmasına katkı sağlamıştır. Yaptığımız çalışmamızda artan rekabet ortamında bu spor işletmelerinde müşteri bulma, müşteri temin etme ve mevcut müşterileri elde tutma yöntemleri, daha iyi hizmet verebilme çabaları konularına değindik. Günümüzde işletmeleri kurmak kolay olabilir ama bu işletmelerin devamlılığını sağlamak oldukça zor bir durumdur. Yeni kurulan işletmeler ilk müşterilerini genellikle sosyal ağlardaki bağları aracılığıyla sağlamaktadır. Sosyal ağları geniş olan işletmeler müşteri temin ederken avantaj sahibi olmaktadır. Bu müşteriler sayesinde hem isimleri duyulan işletmeler hem de yeni müşteriler bulabiliyor. Bu araştırmada işletmelerin devamlılığı için gerekli olan müşteri temini ve mevcut müşterileri koruma hususunda bilgilere yer verilmiştir. Gerek normal işletme gerek spor işletmeleri zorlu rekabet ortamlarında neler yapması gerektiğini iyi tespit edip stratejilerini bu yönde değerlendirmeleri gerekmektedir.
İnsan kaynakları yönetimi ve toplam kalite yönetiminin firma ihracat performansı üzerindeki etkileri: Gaziantep örneği
İhracatın son yıllarda büyük ölçüde artması sonucu dünyanın gayri safi yurtiçi hasılasının %20'sinden fazlasını oluşturur hale gelmiştir. Makroekonomik bir perspektiften bakıldığında, bir ülkenin ihracatını genişletmesi ulusal verimliliği, iş yaratma ve ekonomik büyümeyi artırmaktadır. Firma düzeyinde ihracat ise, üretim kapasitesinin artmasına, ürün ve operasyonel inovasyonun ve alt yapının iyileştirilmesine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle, ihracat başarısının belirleyicilerinin anlaşılması hem şirketler hem de devlet kurumları için önemli hale gelmektedir. Bunun bir sonucu olarak da, ihracat faaliyeti ve performansını öngören faktörleri belirlemede akademik ilgi giderek artmaktadır. Çok az araştırmada İnsan Kaynakları Yönetimi (İKY) ve Toplam Kalite Yönetimi (TKY)'nin ihracat performansı üzerindeki etkisi birlikte ele alınmıştır. Çalışmada, İnsan Kaynakları Yönetimi (İKY) ve Toplam Kalite Yönetimi (TKY) birlikte ele alınacak ve söz konusu her iki yönetim perspektifi Gaziantep örneği kapsamında incelenecektir. Amacın gerçekleştirilmesi için belirlenen hipotezlerin gerçekliğini test etmek üzere Gaziantep ilinde ihracat yapan firmalar üzerinde bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir.
Firmaların inovasyon eğilimlerinde üniversite-sanayi iş birliği örneği olarak teknokentlerin rolü: TRC2 bölgesinde bir uygulama
Hızlı ve yıkıcı değişimlerin, müşteri isteklerindeki çeşitliliğin ve uluslararası rekabetin şekillendirdiği bir iş çevresinde, firmalar uzun dönemde karlı kalabilmek için yeni teknolojik yetenekler elde etmek ve yeni iş süreçleri keşfetmek zorundadır. Bu nedenle firmalar, müşteri isteklerini başarıyla gerçekleştirerek ve yeni ürün veya süreçler ortaya çıkararak inovasyon ve Ar-Ge'ye dayalı faaliyetler gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bu doğrultuda teknokentler, bünyelerinde bulundurdukları işletmeleri, araştırma altyapılarından yararlandırarak teknoloji üretme kapasitelerini artırmakta ve sundukları etkileşim alanlarıyla da yeni fikirlerin oluşumu ve yayılımını sağlamaktadır. Yenilikçi fikirlerin üretilmesinde teknokentler kritik bir öneme sahiptir. Bu yönü ile üniversiteler ve araştırma enstitüleri hem ülkemizde hem de dünya genelinde bilgi ve teknolojinin en yoğun biçimde üretiminin yapıldığı merkezler durumundadır. Günümüzde tüm dünyada giderek artan teknokentlerim temelinde, ortak girişimler, sanayiye yönelik Ar-Ge etkinliklerini uygulama, endüstriyel inovasyonu güçlü duruma getirme ve rekabet gücünü artırma olgularının kabul edilmesi bulunmaktadır. Bugün dünyada tescil edilmiş en önemli markalar, teknokentler bünyesinde faaliyetlerini gerçekleştirmektedirler. Nitekim gerek yeni girişimler ve gerekse girişimcilik faaliyetlerini devam ettiren firmalar için yenilik ve yaratıcılığın kaynağı olan teknoparklarda faaliyetlerini gerçekleştirmeleri onların gelişimi için çok önemli bir yere sahiptir. Günümüzde, bu teknokentlerin en birincil durumdaki olası yararlarından biri de, bilginin üretilmesi ve yayılması açısından önemli bir alan oluşturmalarıdır. Bu teknokentler sayesinde yeni girişimciler, yerleşik firma sahipleri, akademisyenler, araştırma merkezleri, kuluçka yapıları ve teknoloji transfer birimleri olan üniversitelerin bulunduğu bir sistem dahilinde, yoğun nitelikli bir etkileşim içinde etkinliklerini gerçekleştirmekte olup, bu kapsamda işletmeler, içinde bulundukları bu ağlardan edindikleri bilgiyi, kendi sahibi oldukları bilgi birikimi ve kurumsal kabiliyetleri dahilinde birleştirerek, inovatif ürün ve hizmetlere dönüştürmektedir. Bu çalışmada, Dicle Üniversitesi-Dicle Teknokent ve Şanlıurfa Üniversitesi-Şanlıurfa Teknokent bünyesinde faaliyet gösteren firmalara anket yapılarak, bu teknokentlerin firmaların inovasyon eğilimlerindeki etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: teknokent, girişimcilik, ar-ge, inovasyon.