Theses supervised by Doç. Dr. Ali Haydar Şar
29 theses · Sakarya University, İstanbul Nişantaşı University
Affetme eğilimi kazandırmaya yönelik psiko-eğitim programının affetme eğilimi kazandırma ve beş faktör kişilik özellikleri üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın temel amacı affetme eğilimi kazandırmaya yönelik psiko-eğitim programının affetme eğilimi kazandırma ve beş faktör kişilik özellikleri üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Araştırma bağımsız değişken ile bağımlı değişken arasındaki neden-sonuç ilişkisini belirlemeye yönelik olduğundan deneysel yöntemle gerçekleştirilmiştir. Araştırma Öntest-Sontest Kontrol Gruplu Desen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma Affetme Eğilimi düzeyi düşük, nevrotik kişilik özelliği puanı yüksek olan 12 deney grubu, 12 kontrol grubu üyesi olmak üzere toplam 24 üniversite öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Gruplara bireyler tesadüfi (yansız atama) şekilde atanmış ve hangi grubun deney hangi grubun kontrol grubu olacağına yine tesadüfi (yansız atama) şekilde belirlenmiştir. Araştırmada veriler Beş Faktör Kişilik Ölçeği ve Heartland Affetme Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma kapsamında deney grubuna on haftalık affetme eğilimi kazandırma odaklı psikoeğitim programı uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir işlem yapılmamıştır. Deney öncesi, deney sonrası ve izleme süreçlerinde deney ve kontrol grubu üyelerine aynı ölçme aracı uygulanarak sürecin etkililiği test edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre beş faktör kişilik özelliklerinden biri olan nevrotiklik kişilik özellik puanı yüksek, affetme puanı düşük olan yani affetme yeterliliği az olan bireylerin affetme eğilimlerini artırmaya yardımcı olmak üzere tüm kişilik özelliklerinde etkili bulunmuştur. Bulgular literatür ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Beş Faktör Kişilik Özelliği, Affetme Eğilimi, Psiko-eğitim Programı.
Üniversite öğrencilerinin sosyal görünüş kaygısı ve atılganlıkları arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin sosyal görünüş kaygısı ile atılganlıkları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın diğer amacı ise, bu iki kavram arasındaki ilişkinin sınıf düzeyi, algılanan akademik başarı, algılanan ebeveyn tutumları ve algılanan gelir düzeyi açısından anlamlı farklılık gösterip göstermediklerini incelemektir. Araştırmada amaca uygun olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi Milli Savunma Üniversitesi Deniz Harp Okulu'ndan küme örnekleme yöntemine göre seçilmiş toplam 520 katılımcıdan oluşmuştur. Araştırmada bağımsız değişkenlerine ilişkin verilerin toplanması amacıyla, araştırmacı tarafından düzenlenen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Ayrıca sosyal görünüş kaygısına ilişkin veriler Hart, Flora, Palyo, Fresco, Holle ve Heimberg (2008) tarafından geliştirilen ve Doğan (2010) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan "Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği" ve atılganlık düzeyi ile ilgili veriler A.S. Rathus (1977) tarafından geliştirilen ve Nilüfer Voltan Acar (1980) tarafından Türkçe Türkçe uyarlaması yapılan "Rathus Atılganlık Envanteri" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde, t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon analizi ve Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların sosyal görünüş kaygısı düzeyleri ile atılganlık düzeyleri arasında negatif yönde ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır yani atılganlık arttıkça sosyal görünüş kaygısı azaldığı görülmüştür. Üniversite öğrencilerinin sosyal görünüş kaygısı düzeyleri sınıf düzeyi değişkeni açısından anlamlı ölçüde farklılık olduğu diğer taraftan algılanan akademik başarı, algılanan gelir düzeyleri ve algılanan ebeveyn tutumu açısından ise anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin atılganlık düzeyleri sınıf düzeyi, algılanan akademik başarı ve algılanan ebeveyn tutumları açısından anlamlı ölçüde fark olduğu, algılanan gelir düzeyi açısından ise anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen bulgular ışığında sonuçlar tartışılmış ve daha sonra yapılabilecek çalışmalar için öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atılganlık, Sosyal Görünüş Kaygısı, Üniversite Öğrencisi
Eylemlilik ve kendini sabotaj arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, eylemlilik ve kendini sabotaj arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın diğer amacı ise, bu iki kavram arasındaki ilişkinin cinsiyet, yaş ve eğitim durumu açısından anlamlı farklılık gösterip göstermediklerini incelemektir. Araştırmada amaca uygun olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul ve Balıkesir illerinden uygun örnekleme yöntemine göre seçilmiş toplam 361 katılımcıdan oluşmuştur. Araştırmada bağımsız değişkenlerine ilişkin verilerin toplanması amacıyla, araştırmacı tarafından düzenlenen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Ayrıca eylemlilik düzeyine ilişkin veriler Cote (1997) tarafından geliştirilen ve Atak (2010) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Çok-Yönlü Kişisel Eylemli Ölçeği, kendini sabotaj düzeyi ile ilgili veriler Jones ve Hodewalt (1982) tarafından geliştirilen, Akın ve Abacı (2010) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Kendini Sabotaj Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde, t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon analizi ve tukey testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına eylemlilik açısından bakıldığında, eylemlilik ile kendini sabotaj arasında anlamlı düzeyde ve negatif bir ilişki olduğu yani eylemlilik arttıkça kendini sabotaj düzeyinin azaldığını göstermiştir. Kişilerin eylemlilik ve kendini sabotaj düzeylerinin cinsiyet açısından anlamlı bir fark olmadığı fakat eylemlilik alt boyutları öz-saygı ve yaşam amacının cinsiyet açısından anlamlı fark olduğu görülmüştür. Kendini sabotaj ve eylemlilik düzeylerinin yaş ile arasında anlamlı fark olmadığı görülmüş ve eylemlilik düzeyinin eğitim durumu açısından anlamlı fark olmadığı anlaşılmıştır. Fakat eylemlilik alt ölçeği yaşam amacı ve kendini sabotaj düzeyinin eğitim durumu açısından anlamlı fark olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Eylemlilik, Kendini Sabotaj, Cinsiyet, Eğitim Durumu
Boyun eğici davranışları azaltmaya yönelik bilişsel davranışçı psiko-eğitim programının kişilerarası duyarlılık, öfke ve düşmanlık (Hostilite) üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, araştırmacı tarafından hazırlanmış olan boyun eğici davranışları azaltmaya yönelik bilişsel davranışçı psiko-eğitim programının kişilerarası duyarlılık, öfke ve düşmanlık (hostilite) üzerine etkisinin incelenmesidir. Araştırma; deney ve kontrol gruplu öntest-sontest-izleme testi modeline dayalı bir deneysel çalışmadır. Katılımcılar 2014-2015 öğretim yılında İstanbul Ümraniye Merkez Anadolu Lisesi'nin 12. sınıfında öğrenim gören öğrenciler arasından Boyun Eğici Davranış Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri uygulanarak belirlenmiştir. Psiko-eğitim programına katılma ölçütlerine sahip 24 öğrenci 12 deney (7 kız, 5 erkek), 12 kontrol (7 kız, 5 erkek) grubuna seçkisiz atama yolu ile seçilmiştir. Deney grubuna araştırmacı tarafından hazırlanan 10 oturumluk boyun eğici davranışları azaltmaya yönelik bilişsel davranışçı psiko-eğitim programı uygulanmış, kontrol grubuna ise herhangi bir işlem yapılmamıştır. Gruplar arası farkı belirlemek amacıyla karışık desenler (split-plot) için iki faktörlü ANOVA yöntemi ve farkın kaynağını belirlemek amacıyla da Bonferroni testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre uygulanan psiko-eğitim programının deney grubunda bulunan katılımcıların boyun eğici davranış, kişilerarası duyarlılık, öfke ve düşmanlık düzeyleri üzerinde anlamlı etkisi olduğu görülmüştür. Bu farklılığın kaynağını belirlemek amacıyla Bonferroni uyumlu çoklu karşılaştırma testinden yararlanılmıştır. Bonferroni uyumlu çoklu karşılaştırma testi ve varyans analizinden alınan sonuçlar bilişsel davranışçı psiko-eğitim programının ergenlerin boyun eğici davranışları, kişilerarası duyarlılık, öfke ve düşmanlığı azaltmada etkili olduğunu ve bu etkinin 60 günlük izleme sonucunda da kalıcılığını koruduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmanın sonuçları bilişsel davranışçı psiko-eğitim programının ergenlerin boyun eğici davranışlarını azaltmada kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Boyun Eğici Davranışlar, Kişilerarası Duyarlılık, Öfke ve Düşmanlık, Psiko-eğitim Programı
Affetme esnekliği kazandırma amaçlı bilişsel davranışçı yönelimli grupla psikolojik danışma uygulamasının ergenlerdeki umutsuzluk üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı, araştırmacı tarafından hazırlanmış olan bilişsel davranışçı yönelimli grupla psikolojik danışma uygulamasının ergenlerdeki umutsuzluk üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, 2016-2017 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili Bağcılar ilçesinde bulunan bir Anadolu Lisesinde öğrenim gören 9, 10 ve 11. sınıf öğrencileri arasından yansız olarak seçilmiş 24 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma deneklerinin seçimi için Affetme Esnekliği Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Affetme Esnekliği Ölçeğinden ortalamanın altında ve Beck Umutsuzluk Ölçeğinden ortalamanın üzerinde puan alan 44 öğrenci arasından kura çekilerek araştırma gruplarına (deney n= 12, kontrol n= 12) seçkisiz atama yapılmıştır. Grupların oluşturulmasından sonra deney grubu için 12 oturumdan oluşan uygulama başlatılmıştır. Deney grubuna affetme esnekliği kazandırma amaçlı bilişsel davranışçı yönelimli grupla psikolojik danışma uygulaması uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir işlem yapılmamıştır. Çalışmada 2x3'lük (deney/kontrol grupları X ön test/son test/izleme testi) split plot deseni kullanılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla deney ve kontrol grubunda yer alan öğrencilere Affetme Esnekliği Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği oturumlar başlamadan hemen önce, oturumlar tamamlandığında ve oturumlar tamamlandıktan 60 gün sonra olmak üzere farklı zaman aralıklarında üç kez uygulanmıştır. Bu ölçümlerden elde edilen verilerin analizinde, ölçüm ve gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığını belirlemek için tek faktör üzerinde tekrarlı ölçümler için iki faktörlü varyans analizi tekniği kullanılmıştır. Üç ölçümden (ön test son test ve izleme testi) elde edilen veriler SPSS 16 paket programı ile analiz edilmiş ve anlamlılık düzeyi olarak .05 alınmıştır. Araştırma bulgularına göre, araştırmanın değişkenlerini oluşturan affetme esnekliği ve umutsuzluk değişkenlerinin tümü için müdahale X zaman etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür (p<.05). Bu farklılığın kaynağını belirlemek amacıyla Bonferroni uyumlu çoklu karşılaştırma testinden yararlanılmıştır. Bonferroni uyumlu çoklu karşılaştırma testi ve varyans analizinden alınan sonuçlar, affetme esnekliği kazandırma amaçlı bilişsel davranışçı yönelimli grupla psikolojik danışma uygulamasının umutsuzluğu azaltmada etkili olduğunu ve bu etkinin 60 günlük izleme süreci sonunda da kalıcılığını koruduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular ışığında, araştırmadan elde edilen sonuçlar tartışılmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Affetme Esnekliği, Umutsuzluk, Bilişsel Davranışçı Yaklaşım, Grupla Psikolojik Danışma, Ergenlik.
Kabul ve kararlılık terapisi yönelimli psikoeğitim programının karar verme stilleri üzerindeki etkisi
Bu araştırma kapsamında Kabul ve Kararlılık Terapisi temelli geliştirilen psikoeğitim programının bireylerin karar verme stilleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırma 2015-2016 Eğitim- Öğretim yılı Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Eğitim Fakültesinin çeşitli kademe ve bölümlerinde okuyan gönüllü olan bireyler arasından yansız atamayla gerçekleştirlmiştir. Katılımcıların belirlenmesinde Karar Verme Stilleri Ölçeği kullanılmış ve ölçeğin alt boyutlarından en yüksek puanı alan katılımcılarla görüşme yapıldıktan sonra araştırmaya gönüllü olan katılımcılar arasından kura yöntemiyle araştırma gruplarına (deney n = 12, kontrol n= 12) şeçkisiz atama yapılmıştır. Araştırma kapsamında deney grubuna Kabul ve Kararlılık Terapisi temelli haftada bir gün 90 dakikalık oturumlardan oluşan psikoeğitim programı uygulamış ve kontrol grubunda yer alan katılımcılara ise herhangi bir işlem uygulanmamıştır. Deney grubunda yer alan katılımcılara araştırmacı tarafından geliştirilen karar verme kavramının tanıtılması, karar verme stilleriyle ilgili farkındalık oluşturulması ve değerler yönelimli farkındalık oluşturulmasını amaçlayan psikoeğitim programı uygulanmıştır. Araştırmada 2x3'lük (deney/kontrol grupları X ön-test/son-test/izleme testi) split plot desen kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Scott ve Bruce, 1995 tarafından geliştirilen Taşdelen, (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan Karar Verme Stilleri Ölçeği (Oturum çalışmaları başlamadan 2 hafta önce oturum çalışmaları sona erdikten hemen sonra ve oturum çalışmalarının bitiminden 3 ay sonra uygulanmıştır) ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu (KBF) uygulanmıştır. Bu ölçümlerden elde edilen verilerin analizinde, ölçüm ve gruplar arasında anlamlı bir farkın olup olmadığını belirlemek için, tek faktör üzerinde tekrarlı ölçümler için iki faktörlü varyans analizi tekniği kullanılmıştır. Üç ölçümden (öntest-sontest ve izleme) elde edilen veriler SPSS 17 paket programıyla analiz edilmiş ve anlamlılık düzeyi olarak .05 alınmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; Müdahale*zaman etkisinin Bağımlı Karar Verme Stilinde ve Kaçınmacı Karar Verme Stilinde anlamlı olduğu belirlenirken; Anlık Karar Verme Stilleri, Sezgisel Karar Verme Stilleri, Rasyonel Karar Verme Stillerinde anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Bağımlı ve Kaçınmacı Karar Verme Stillerinde oluşan farklılaşmanın kaynağının belirlenmesi amacıyla Bonferonni uyumlu çoklu karşılaştırma testi ve varyans analizinden yararlanılmıştır. Edinilen bulgulara göre Kabul ve Kararlılık Terapisi yönelimli psikoeğitim programının bireylerin Bağımlı Karar Verme Stillerinde anlamlı düzeyde düşüşler oluşturduğu ve bu düşüşün izleme testinde de devam ettiği belirlenmiştir. Kaçınmacı Karar Verme Stili için uygulanan Bonferonni uyumluluk testi ve varyans analizi sonucunda ise Kabul ve Kararlılık Terapisi yönelimli psikoeğitim programının bireylerin Kaçınmacı Karar Verme Stillerinde anlamlı düzeyde düşüşler oluşturduğu ve bu düşüşlerin izleme sürecinde de devam ettiği belirlenmiştir. Araştırma kapsamında edinilen bulgular tartışılmış, yapılacak olan çalışmalar için, araştırmacılar için ve araştırma sonuçlarıyla ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Psikoeğitim, Karar Verme Stilleri, Kabul ve Kararlılık Terapisi
Özel eğitim gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin empati eğilimleri ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişkinin bazı değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırma özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip ailelerin empati eğilim düzeyi ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, İstanbul ili Bahçelievler sınırları içinde yaşayan özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip toplam 160 anne ve baba ile gerçekleştirilmiştir. Özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip ailelerin sosyo-demografik bilgilerini öğrenebilmek sebebiyle araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu, empati eğilim düzeylerinin ölçülmesi amacıyla Empati Eğilim Ölçeği, psikolojik dayanıklılıklarının ölçülmesi amacıyla Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin çözümlenmesinde çeşitli tanımlayıcı istatistiksel metotlar ve normal dağılım göstermeyen ölçekler arasındaki ilişkiyi saptamak için Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Normal dağılım göstermeyen parametrelerin karşılaştırılmasında iki grup olduğu durumlarda Mann Whitney U testi, ikiden fazla grubun olduğu durumlarda Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Farklılığa neden olan grubun tespiti için Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre; özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip ailelerin empati eğilim düzeyi ile psikolojik dayanıklılıkları arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin cinsiyet değişkenine, algılanan gelir düzeyine, birden fazla engelli çocuğa sahip olma durumuna göre empati eğilim ölçeği puanları ve psikolojik dayanıklılık puanları farklılaşmaktadır.
Mobil telefon bağımlılığı ile sosyal beceri ilişkisinin incelenmesi: İstanbul ili Avrupa yakası lise öğrencileri üzerine bir araştırma
Bu araştırma ergenlerde mobil telefon bağımlılığı ve sosyal beceri arasındaki ilişkinin incelen-mesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, İstanbul ili Avrupa yakası sınırları içinde tesadüfi örnek-leme yöntemi ile seçilen Eyüp ve Beyoğlu ilçelerinde okuyan toplam 315 lise öğrencisi ile ger-çekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan lise öğrencilerinin demografik bilgilerini öğrenebilmek sebebiyle araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu, mobil telefon bağımlılığı düzeylerinin ölçülmesi amacıyla Problemli Mobil Telefon Kullanımı Ölçeği, sosyal becerilerinin ölçülmesi amacıyla Sosyal Beceri Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar üzerinde betimsel ( Aritme-tik ortalama, Standart sapma, Eleman Sayısı), korelasyon (değişkenler arasındaki ilişki),t testi, Anova, Tukey HSD analiz teknikleri uygulanmış ve sonuçlar yorumlanmıştır.Araştırma sonucuna göre; mobil telefon bağımlılığı ile sosyal beceri arasında istatistik-sel olarak pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Lise öğrencilerinin mobil telefona sahip olma süreleri ve mobil telefonu günlük kullanma süreleri değişkenlerine göre mobil telefon kullanım ölçeği puanları ve sosyal beceri ölçeği puanları farklılaşmaktadır.
Engellilerde affetme ve yaşam kalite düzeylerinin farklı değişkenlere göre incelenmesi
Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yetilerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, normal yaşamın gereklerine uyamayan, günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmeti alan kişilere engelli denilmektedir.Engellileri tanımaya yönelik son yıllarda yapılan çalışmaların sayısının artması sevindiricidir. Bu çalışmada engellilerin "Yaşam Kaliteleri" ve "Affetme" düzeylerini, cinsiyet, engel türü, eğitim durumu, engel derecesi ve çalışma durumu değişkenlerine göre incelenmiştir. İlişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilen çalışmada araştırma evreni İstanbul ilindeki engellilerden oluşmaktadır. Örneklemi ise; bu engellilerden tesadüfi örnekleme yöntemiyle farklı engelli türleri arasından seçilen 300 engelli bireyden oluşmaktadır.Araştırmada veri toplamak amacıyla; "Heartland Affetme Ölçeği" ve "Yaşam Kalite Ölçeği" uygulanmıştır.Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; engel türüne göre, ortopedik engellilerin, "Affetme" puanları diğer engel gruplarına göre düşük bulunurken, süreğen engellilerin, "Yaşam Kalite" puanları da, diğer engel gruplarına göre daha düşük bulunmuştur. Engellilerin, eğitim düzeyleri ve çalışma durumlarına göre "Yaşam Kaliteleri" artmakta, fakat "Affetme" davranışlarında anlamlı bir fark bulunmamaktadır.
Madde kullanım bozukluğu olan genç yetişkinlerdeki psikolojik belirti yoğunluğunun incelenmesi
İlişkisel tarama modeli esas alınarak gerçekleştirilmiş olan bu araştırmada, madde kullanım bozukluğu olan genç yetişkinlerdeki psikolojik belirti yoğunluğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Madde kullanım bozukluğu tanısı almış, 20-32 yaş arasındaki 41 birey ile yaş, cinsiyet ve eğitim durumu açısından eşleştirilmiş 37 sağlıklı kontrol olgusunun psikolojik belirti yoğunluğu Ruhsal Belirti Tarama Listesi (Scl 90-R) kullanılarak saptanmıştır. Bunun yanında, madde kullanım süresi, aile içi şiddet, evden kaçma, suç ve suisid girişimi gibi sosyodemografik özelliklerin psikolojik belirti yoğunluğu ile ilişkisi araştırılmıştır. Olguların verileri; tanımlayıcı istatistikler, karşılaştırmalı analizler ve ilişki analizleriyle değerlendirilmiştir.İstatistiksel analizler sonucunda, madde kulanım bozukluğu olan bireylerde, normal kontrollere göre anlamlı düzeyde yoğun psikolojik belirtilerin mevcut olduğu belirlenmiştir.Madde kullanım süresinin artmasıyla, psikolojik belirti yoğunluğunun da yükseldiği saptanmıştır. Bu bulgulara ek olarak; madde kullanım bozukluğu olan olgularda, suisid girişimi oranları ile Scl 90-R alt skorlarından kişilerarası duyarlılık, depresyon, kaygı ve paranoid düşünceler alt skorları arasında doğrusal ilişki olduğu gözlenmiştir. Madde kullanım bozukluğu, tüm dünyada ciddi bireysel ve toplumsal problemlere yol açmaktadır. Aynı zamanda, olguların yoğun psikolojik sıkıntıları mevcuttur. Bu alanda gerçekleştirilecek araştırmaların artması, klinik tablonun daha iyi tanınması, böylelikle daha etkin tedavi ve rehabilitasyon yöntemlerinin geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Üstün ve normal zekalı öğrencilerin öğrenmeye ilişkin tutumlarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, üstün ve normal zekaya sahip olan ortaokul öğrencilerinin öğrenmeye ilişkin tutumlarının karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla, İstanbul ilindeki MEB'e bağlı okullarda eğitim gören 101 üstün zekaya sahip olan ve 100 normal zekaya sahip olan 201 ortaokul öğrencisi ile karma araştırma deseninde bir çalışma yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak Kara (2010) tarafından geliştirilen "Öğrenmeye İlişkin Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Öğrenmeye İlişkin Tutum Ölçeği 40 sorudan oluşmaktadır ve beşli likert tipi cevap sistemine sahiptir.Bu araştırmadaki veri toplama aracı "Öğrenmeye İlişkin Tutum Ölçeği" dir, ayrıca kişisel bilgilerin yer aldığı bir bölüm de bulunmaktadır. Öğrencilerin ad-soyad, cinsiyet ve sınıf düzeylerini öğrenmek amacıyla kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Kara (2010) tarafından geliştirilen "Öğrenmeye İlişkin Tutum Ölçeği" üç boyutludur. Ölçekte yer alan alt boyutlar; öğrenmenin doğası, öğrenmeye ilişkin beklentiler, öğrenmeye ilişkin kaygılar ve öğrenmeye açıklık şeklindedir. Ölçek toplamda 40 maddeden oluşan ve beşli Likert tipi bir ölçektir. Hiç Katılmıyorum ile Tamamen Katılıyorum arasında değerlendirmelerle cevaplanmaktadır. Ölçeğin güvenirliliği açısından Cronbach Alpha hesaplamaları yapılmıştır. Belirlenen dört alt boyuttaki analiz sonucunda 40 maddenin yer aldığı bir ölçek elde edilmiştir. Bu ölçeğin iç tutarlılık katsayısı ".73", test tekrar test korelasyon katsayısı ise ".87" olarak ifade edilmiştir. Bu değerler, ölçeğin öğrencilerin öğrenmeye ilişkin tutumlarını ölçmede geçerli bir ölçme yapabileceğinin kanıtı olarak kabul edilmiştir. Bu araştırma, üstün zekalı öğrencilerin öğrenmeye ilişkin tutumlarının değerlendirilip eğitimcilerin, bu konuda araştırma yapan kişiler tarafından daha iyi tanınmasını; bu öğrencilerin eğitimine ilişkin belirli önlemlerin alınmasını ve öğrenmeye ilişkin tutumlarda normal zekalı öğrencilerle karşılaştırılarak oluşabilecek farkların ortaya konulabilmesini amaçlanmaktadır.Araştırma üstün zekalı öğrenciler hakkında detaylı bilgiler elde edilmesiyle onlara karşı verilmesi gereken özel eğitimin niteliklerinin belirlenmesi açısından önemlidir. Zira üstün zekalı öğrencilerin standart eğitim-öğretim müfredatı ile eğitime tabi tutulması bir takım sorunlara neden olabilecektir. Günümüzde en önemli sermayenin bilgi sermayesine yani beşeri sermayeye dayalı olması nedeniyle çalışma bu anlamda önemlidir. Sonuç olarak normal zekaya sahip ortaokul öğrencilerinin öğrenmeye ilişkin daha fazla kaygı yaşadıkları, üstün zekalı öğrencilerin ise hem öğrenmeye daha açık oldukları hem de öğrenmeye ilişkin beklentilerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca üstün ve normal zekaya sahip öğrencilerin öğrenmeye ilişkin tutumlarının sınıf düzeyine ve cinsiyete göre farklılaşmadığı da bulunmuştur.
Ortaokul öğrencilerinin internet bağımlılığının bazı değişkenlere göre incelenmesi
Gelişen teknoloji ve beraberinde oluşan bilgi kirliliği üzerinde birçok problemler barındırmaktadır. Bu tehlikelerin en etkili ve psikolojik olayı internet bağımlılığıdır. İnternet bağımlılığı başta genç nüfus olmak üzere birçok yaş grubu için tehdit unsuru haline gelmiştir. Bu çalışma ortaokul öğrencilerinin internet bağımlılık düzeyinin spesifik değişkenlerle açıklanmasını amaçlamaktadır. Çalışmamız ortaokul düzeyindeki öğrencileri özel konsepte incelemektedir. Çünkü bu yaş grubunda bulunan öğrencilerde bağımlılık düzeyinin gelişimi daha etkindir. Bu sebeple bu dönemde internet bağımlılığının engellenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede çalışmamızda tesadüfi örneklem yöntemiyle belirlenen 260 öğrenci araştırmaya alınmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel teknikleri (Sayı, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) kullanılmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup arasında istatistiki fark olup olmadığını belirlemek için t-testi, ikiden fazla grup olması durumunda parametrelerin gruplararası karşılaştırmalarında Tek yönlü (Oneway) Anova testi kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı ve bağımsız değişkenleri arasındaki ilişkiyi Pearson korelasyon, etki ise regresyon analizi ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında, %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir.
Üniversite giriş sınavına hazırlanan öğrencilerin sınav kaygılarının farklı değişkenlere göre incelenmesi
Araştırmalar göstermektedir ki bir miktar stresin faydası vardır. Aynı şekilde bir miktar kaygının da olumlu etkileri vardır. Bunlar motivasyon sağlamak bir amaç edinmek gibi faydalardır. Ancak kaygının aşırı düzeyde olması faydadan çok zarara neden olmaktadır. Özellikle ergenlik döneminde olan lise son sınıf öğrencileri bakımından aşırı kaygı geleceklerini şekillendirecekleri sınavlar için negatif etkiler barındırmaktadır. Yüksek düzeyde sınav kaygısı öğrencilere başarıdan çok başarısızlık getirebilmektedir. Öğrencilerin hayatlarının geri kalanında nasıl yaşayacaklarını belirleyen sınavların yarattığı kaygı kişiler için çok önemli duygu durumlarıdır. Bu çalışmada sınav kaygısı, cinsiyet, ailenin maddi -manevi desteği, öğrencinin okuduğu bölüm ve okul türü gibi değişkenlerin sınav kaygı duyumluluğunu ne denli yordadığı incelenmiştir. Araştırma kapsamına lise son sınıf ta okuyan 100 kız 100 erkek olmak üzere toplam 200 öğrenci alınmıştır. Kız ve erkek öğrencilerin kaygı düzeyleri Kaygı Envanteri ve Durumluluk -Sürekli Kaygı Envanteri (DSKE) ile ölçülmüştür. Bulgulara göre, ailenin medeni-maddi durumu ve öğrencinin cinsiyeti değişkenleri kaygı durumluluğunu manidar olarak yordamaktadır. Öğrencinin okuduğu lise türü - bölümü, kardeş sayısı ise yordamamaktadır. Bulgulara bazı öneriler de sunulmuştur
Meslek yüksekokulu öğrencilerinin sosyal zeka ve iletişim becerilerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma meslek yüksekokulu öğrencilerinin sosyal zeka ve iletişim becerilerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Tromso Sosyal Zekâ Ölçeği", "İletişim Becerileri Envanteri" ve araştırmacı tarafından hazırlanmış, katılımcıların yaşlarının, cinsiyetlerinin, sınıf düzeylerinin, öğrenim şekillerinin, hali hazırda bir işte çalışıp çalışmama ve öğrenim gördükleri bölümlerinin sorulduğu kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler IBM SPSS 21 Statistics paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerin değerlendirilmesinde p değeri anlamlılık düzeyi olarak p≤.05 kabul edilmiştir. Meslek yüksekokulu öğrencilerinin yaşları, Tromso sosyal zekâ ölçeğinden ve iletişim becerileri envanterinden aldıkları puanlar arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Meslek yüksekokulu öğrencilerinin Tromso sosyal zekâ ölçeğinden ve iletişim becerileri envanterinden aldıkları puanların yaşa, cinsiyete, sınıf düzeyine, öğrenim şeklinde, öğrenim gördükleri bölüme ve hali hazırda bir işte çalışıp çalışmamaya göre farklılaşmasının değerlendirilmesi bağımsız gruplar t-Testi kullanılarak analiz edilmiştir. Meslek yüksekokulu öğrencilerinin Tromso sosyal zeka ölçeğinden ve iletişim becerileri envanterinden aldıkları puanların öğrencilerin öğrenim gördükleri bölüme göre farklılaşması, her bir gruba düşen katılımcı sayısından dolayı nanparametrik bir test olan Kruskal Wallis H-Testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Tromso Sosyal Zeka Ölçeğinin sosyal farkındalık alt boyutundan alınan puanların cinsiyete göre farklılaştığı, kadınların erkeklere göre daha fazla sosyal farkındalığa sahip oldukları belirlenmiştir. İletişim Becerileri Ölçeğinin de bilişsel, duygusal ve davranışsal alt boyutlarından alınan puanların hem de ölçeğin geneline ilişkin toplam puanın cinsiyete göre farklılaştığı görülmüştür. Meslek yüksekokulu öğrencilerinin sosyal zeka puanları ile iletişim becerileri puanları arasında da pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Meslek yüksekokulu öğrencilerinin Tromso Sosyal Zeka Ölçeğinden ve İletişim Becerileri Envanterinden aldıkları puanların sınıf düzeyine, öğrenim gördükleri bölüme, öğrenim şekline ve hali hazırda bir işte çalışıp çalışmamaya göre farklılaşmadığı görülmüştür.
Ortaokul öğrencilerinde saldırgan davranışların bazı değişkenlere göre incelenmesi
Bu tez çalışmasında ortaokul öğrencilerinde saldırgan davranışların bazı değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul ilinin Başakşehir ve Küçükçekmece ilçelerindeki çeşitli ortaokullarda okuyan öğrenciler, örneklemini ise bu okullardan tesadüfi örneklem seçme yöntemi ile belirlenen 273 kız ve 377 erkek toplam 650 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Anket iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öğrencilere kişisel özelliklerinin tanımlanması amacıyla sorular yöneltilmiş ve ikinci bölümde ise saldırganlık ölçeği kullanılmıştır. Orijinali Buss ve Perry (1992) tarafından geliştirilen Saldırganlık Ölçeği'nin Türkçe uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları Can (2002) tarafından yapılmış ve Cronbach alfa değeri. 915 olarak bulunmuştur. Ölçek fiziksel saldırganlık, sözlü saldırganlık, öfke, düşmanlık ve dolaylı saldırganlık olmak üzere beş alt bileşenden oluşmaktadır. Araştırma sonucunda cinsiyet değişkeni ile dolaylı saldırganlık boyutu arasında anlamlı farklılığın olduğu, algılanan başarı ile fiziksel saldırganlık boyutu arasında anlamlı farklılığın olduğu , algılanan başarı ile sözel saldırganlık boyutu arasında anlamlı farklılığın olduğu, algılanan başarı ile öfke boyutu arasında anlamlı farklılığın olduğu, algılanan ekonomik durum değişkeni ile sözel saldırganlık boyutu arasında anlamlı farklılığın olduğu ve algılanan ekonomik durum değişkeni ile düşmanlık boyutu arasında anlamlı farklılığın olduğu görülmüştür. . Anahtar Kelimeler: Saldırganlık, Ortaokul, Öğrenci.
Özyeterlilik ile akademik başarıya güdülenme arasındaki ilişki (Ortaokul öğrencileri örneği)
Bu çalışmada ortaokul öğrencilerinin özyeterlilik düzeyleri ile akademik başarıya güdülenme düzeyleri arasındaki ilişkilerin bazı değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul ili Başakşehir ve Küçükçekmece ilçelerinde özel dershanelerde 2014-2015 döneminde eğitim alan öğrencilerinden oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise bu dershanelere devam eden 4,5,6,7 ve 8. sınıflarda okuyan ve tesadüfi örneklem yöntemiyle belirlenen 264 kız ve 385 erkek toplam 649 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Uygulanan ankette "Kişisel Bilgi Formu", "Akademik Güdülenme Ölçeği" ve "Akademik Öz Yeterlilik Ölçeği" kullanılmıştır. Kişisel Bilgi Formu'nda yatılılık durumu, cinsiyet, yaş, sınıf, sosyo- ekonomik durum, yerleşim yeri, anne ile babanın boşanıp boşanmadığı ve anne/ babadan birinin vefat edip etmediği ile ilgili sorular yer almaktadır. Akademik Öz-Yeterlilik Ölçeği Akademik öz yeterlilik ölçeği Steve Owen (1988) tarafından geliştirilmiştir. Akademik Güdülenme Ölçeği Bu ölçek Bozanoğlu (2004) tarafından öğrencilerin akademik güdülenme düzeylerindeki bireysel farklılıklarını belirlemek amacıyla geliştirilmiştir Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 22 paket programı ile analizi yapılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde kullanılacak istatistiksel yöntemleri belirlemek amacıyla normal dağılıma uygunluk analizinde Kolmogrov-Smirnov Z testi kullanılmıştır. Daha sonra ANOVA F ve T-testi ile corelasyon- regresyon analizi ,Tukey testi uygulaması yapılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin akademik güdülenme düzeylerinin sınıf değişkenine, cinsiyete ve algılanan gelir düzeyine göre farklılaştığı görülmüştür. Ayrıca öğrencilerin öz yeterlilik düzeylerinin sınıf değişkenine ve algılanan gelir düzeyine göre farklılaştığı ancak cinsiyete göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Özyeterlilik, Güdülenme, Ortaokul, Akademik Başarı
Yükseköğretime Geçiş Sınavına (YGS) hazırlanan öğrencilerin kaygı düzeyleri ile empati becerileri arasındaki ilişki
Bu araştırmada, YGS'ye giren öğrencilerin sınav kaygıları ile empati becerileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ayrıca, YGS'ye hazırlanan öğrencilerin sınav kaygıları ile empatik becerileri çeşitli sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmiştir. Bu noktalardan hareketle, araştırmada YGS'ye hazırlanan öğrencilerinin sınav kaygıları ile empati becerilerinin cinsiyete, alanlarına, sınava giriş sayılarına, okul türüne, anne ve babalarının eğitim durumlarına göre anlamlı biçimde farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir.Araştırmanın katılımcılarını, 2015-2016 eğitim öğretim yılında YGS'ye gören 250 katılımcı oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Sınav Kaygısı Envanteri", "KA-Sİ Ergenler İçin Empatik Eğilim Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları ile elde edilen bilgilerin çözümlenmesinde paket program kullanılmıştır. Verilerin analizi sırasında bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson Korelasyon katsayısı uygulanmıştır. Analizlerden önce uygulanan istatistiksel tekniklerin varsayımlarının karşılanmasına dikkat edilmiştir. Varyans analizi sonucunda bağımsız değişken düzeyleri arasında gözlenen farklılıkların kaynağını belirlemek için Tukey çoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, YGS'ye hazırlanan öğrencilerin sınav kaygılarının cinsiyete, alanlara, sınava giriş sayısına, anne eğitim durumuna ve baba eğitim durumuna göre anlamlı farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Diğer taraftan, YGS'ye hazırlanan öğrencilerin sınav kaygılarının okul türüne göre anlamlı farklılaştığı ve Meslek Lisesinde öğrenim görenlerin Anadolu Lisesinde öğrenim gören öğrencilerden anlamlı biçimde daha yüksek sınav kaygısına sahip oldukları bulunmuştur. YGS'ye hazırlanan öğrencilerin empati becerileri incelendiğinde; kızların erkeklerden anlamlı biçimde daha yüksek, Türkçe/Matematik alanında öğrenim görenlerin Sayısal alanında öğrenim görenlere göre anlamlı biçimde daha yüksek, Anadolu Lisesinde öğrenim görenlerin Meslek Lisesinde öğrenim görenlere göre anlamlı biçimde daha yüksek empati becerisine sahip oldukları saptanmıştır. Bunun yanı sıra, annelerinin eğitim durumu ortaokul olan YGS'ye hazırlanan öğrencilerin empatik becerileri, annelerinin eğitim durumu ilkokul ve üniversite olan YGS'ye hazırlanan öğrencilerin empatik becerilerinden anlamlı biçimde daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre babalarının eğitim durumu ortaokul olan YGS'ye hazırlanan öğrencilerin empatik becerileri, babalarının eğitim durumu üniversite olan YGS'ye hazırlanan öğrencilerin empatik becerilerinden anlamlı biçimde daha düşük olduğu ifade edilebilir. Ek olarak, babalarının eğitim durumu ortaokul olan YGS'ye hazırlanan öğrencilerin empatik becerileri, babalarının eğitim durumu lise olan YGS'ye hazırlanan öğrencilerin empatik becerilerinden anlamlı biçimde daha düşük olduğu da saptanmıştır. Diğer taraftan, YGS'ye hazırlanan öğrencilerin sınav giriş sayısına göre empati becerilerinin anlamlı farklılaşmadığı belirlenmiştir. Korelasyon analizi sonrasında, YGS'ye hazırlanan öğrencilerde sınav kaygısı ile empatik becerileri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkilerin var olduğu belirtilebilir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılarak, gelecekte gerçekleştirilebilecek araştırmalara önerilerde bulunulmuştur.
Üniversitelere hazırlanan öğrencilerde stres düzeylerinin duyguları yönetme becerisine etkisi
Stres günümüzde sıkça karşılaşılan psikolojik sorunların başında gelmektedir. Üniversiteye hazırlanan öğrencilerde bu psikolojik sorun öğrencilerin birçok davranış ve tutumlarını etkilemektedir. Stres başta kişinin kendisi ile ilgili bir olgu olarak ortaya çıksa da gelişen evrelerinde bir hastalıklılık halini almaktadır. Duygu ise insanların yapısında biyolojik olarak oluşum genleri içinde yer alan bir durumdur. Kişiler duygularını hayatlarının her evresinde kontrol altına almalıdır. Bu kontrol altına alma eylemi literatürde duygu yönetimi tanımlamasına karşılık gelmektedir. Stres düzeyi yüksek olan bireyler duygu yönetim düzeyinin düşük olduğu bireylerdir bu sebeple stresle başa çıkma yöntemleri aynı zamanda duygu yönetim becerisini geliştiren yöntemlerdir. Stres düzeyinin azaltılması için Öğretim ortamı öğrencilerin ihtiyaçları için yeterli olmalıdır. Aynı zamanda bütün koşullar sağlansa da çoğu öğrencide sınav kaygısı olabileceği bilinmektedir. Sınav hangi dönemde olursa olsun tüm eğitim basamaklarında çok sık öğrencilerin zaman zamansa yetişkinlerin çeşitli kaygı ortamlarına karışmasına neden olmaktadır. Bu kaygı türü literatürde de karşılığını zamanla bulmuş ve sınav stresi veya sınav kaygısı adını almıştır. Araştırmamız bu kaygı türünün doğasını anlamak amacıyla literatür ve uygulama kısımlarından oluşmaktadır. Sınav stresi en genel manasıyla genel stres tanımlamasından konusu ve özel tasviri sebebiyle ayrışmaktadır. Sınav stresi formal bir olay olarak gerçekleşen herhangi bir sınava veya sınav ortamına karşın, bireyin kendisinde var olan performansın oluşumunu engelleyen psikolojik ve biyolojik etkileri vücut genelinde sıkça gözlemlenen hoş olmayan bir tür duygudur. Bu duygu kişide gerginlik ve duygulara hâkim olamama gibi durumların oluşmasını sağlamaktadır. Bilgi çağı sürekli değişmektedir. Rekabetçi eğitim programlarında test skorları geçmişte yapılmış değerlendirmelerden çok daha önemlidir. Bu yüzden öğrenciler test ve test skorları ulaşmak için endişeye kapılmıştır. Araştırmacılar öğrencilere sınav kaygısını azalması için tavsiyelerde bulunmaktadır. Bunlara örnek verecek olursak; öğrencilerin sınava nerde girdiklerine, sınav süresince sınav görevlisine, sınav konusunun açık olmasına, hocanın öğrencilere karşı açık ve net olup olmadıklarına kontrol etmelerini tavsiye etmektedir. Bu gibi faktörlerin test kaygısını azaltacağını düşünmelerine rağmen, bu faktörler öğrenciler için çok üzücü, dikkat dağıtıcı olacağı açıktır. Birçok araştırma göstermektedir ki sınav kaygısının temeli öğrencinin daha önceden beklenenin altında başarı göstermesi ve eğitim hayatında yaşadığı düşük performanslarıdır. Eğitim hayatında çoğu öğrenci sınav stresine maruz kalabilir. Eğer öğrencilerin psikolojik sorunları varsa oluşan stres düzeyi artırmaktadır. Öğrencilerin strese maruz kalması duygu yönetim düzeylerini de olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, öğrencilerin stres düzeylerinin ölçülmesi için bir çalışma yapma ihtiyacı duyulmuştur. Bazı öğrencilerin öğretmenleri ve ebeveynleri kaygı yaratılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu öğrencilerin başarısını negatif yönlü olarak etkileyebilir. Duyguları yönetme becerisi ile öğrencilik hayatında olduğu kadar kişisel hayatta da önemini koruyan bir olgudur. Sınav stresi aşamasında öğrencilerin bu yönetme kabiliyetinden mahrum bırakılması sonucunda öğrencilerin başarı ve performans kabiliyetleri azalmaktadır. Duygu yönetimini bu derece yaşamın merkezine konumlandıran olgu örgütsel yaşam tarzlarının gün geçtikçe artmasıdır. Birliktelik ve örgütsel yaşantının vazgeçilmez unsuru da duygu ve onu yönetme kabiliyeti olan duygu yönetimidir. Örgütsel yaşayışa ek olarak duygu yönetimi kişisel hayatın sağlıklı bir şekilde yürüye bilmesi ve davranışların istemli bir bütünlük içinde sergilene bilmesi için de gerekli olan bir unsurdur. Aynı zamanda duygu yönetimi kişilerin karşılaştıkları olaylar karşısında gösterdikleri hal ve davranışlara hükmetme kabiliyeti ile de doğrudan ilgilidir. Kısacası duygu yönetimi duyguların benlik çerçevesinde tanınmasına olanak sağlayan ve davranışların çıkış aşamasında kontrol görevini üstlenen bir tip katalizör görevini üstlenmektedir. Örgütsel yaşayışa ek olarak duygu yönetimi kişisel hayatın sağlıklı bir şekilde yürüye bilmesi ve davranışların istemli bir bütünlük içinde sergilene bilmesi için de gerekli olan bir unsurdur. Aynı zamanda duygu yönetimi kişilerin karşılaştıkları olaylar karşısında gösterdikleri hal ve davranışlara hükmetme kabiliyeti ile de doğrudan ilgilidir. Kısacası duygu yönetimi duyguların benlik çerçevesinde tanınmasına olanak sağlayan ve davranışların çıkış aşamasında kontrol görevini üstlenen bir tip katalizör görevini üstlenmektedir. İnsan zihni pek çok kararı verirken duygulardan yardım almaktadır. Duygu yönetiminin bu sebeple karar organları içinde yer alması doğal bir sonuçtur. Terazi bütün dünyada adaleti temsil etmektedir lakin duygu yönetiminin fonksiyonel önemliliği de birey ve yaşam arasındaki dengeyi ifade etmektedir bu nedenle adaletin simgesi aynı zamanda duygu yönetimini de temsil etmektedir. Bu çalışma, üniversiteye hazırlanan öğrencilerin stres düzeyleri ile duyguları yönetme becerisine etkisini belirlemek ve değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma genel tarama türünde betimsel bir çalışmadır. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. İki ya da daha çok değişken arasında birlikte değişim varlığını belirlemeyi amaçlayan tarama yaklaşımı da vardır. Buna ilişkisel tarama yaklaşımı denir. Korelasyon ve karşılaştırma bu gruba girer (Karasar,1984). Araştırmanın evrenini 981 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Anadolu ve Avrupa yakası üniversiteye hazırlanan öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklemini ise Kadıköy, Ümraniye ve Esenler ilçelerindeki liselerde okuyan ve daha önce mezun olmuş olan öğrenciler oluşturmaktadır. Bu araştırmada, üniversiteye hazırlanan öğrencilerin stres düzeylerinin duyguları yönetme becerisine etkisi lise türü, cinsiyet, aylık gelir, hastalık ve fobi değişkenlerine göre incelenmiş ve "Duygu Yönetim Ölçeği" ile "Sınav Stres Ölçeği" arasındaki kolerasyon analizi yapılmıştır. Araştırma sorularına yanıt bulmak için karma yöntem deseni kullanılmıştır. Araştırmada nicel veri toplama teknikleri kullanılmıştır. Nicel veri toplama etkin bir sonuç elde edilmesi için birincil tekniktir. Sayısal yaklaşımlar öğrencilerin düşüncelerini, inanışlarını anlamakta en iyisidir ve test kaygısı deneyimlerinde bu yaklaşımlar sayesinde derin bakış açısı kazanılır. Diğer bir yönden Niteliksel ve sayısal metotlar arasındaki uyum araştırmacılar için daha çok bilgiye ve derin analiz değişikliklerine izin vermiş olacaktır. Bu araştırmada verilerin toplanmasında, öncelikle konuyla ilgili literatür taranarak araştırmanın amacına uygun olan "Duygu Yönetim Ölçeği" ve "Sınav Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Veri toplama araçları tek form haline getirilerek birlikte uygulanmıştır. Ölçek 3 bölümden oluşmuştur. Uygulama sonucunda elde edilen sonuçlar SPSS 22 programı ile test edilmiştir. İki ölçek ve alt boyutlar arasındaki ilişki korelasyon analizi kullanılarak belirlenmiş ve elde edilen sonuçlar literatür bağlamında tartışılmıştır.
Lise öğrencilerinin stresle baş edebilme becerileri ve affedicilik özelliklerinin bazı değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırma lise öğrencilerinin stresle baş edebilme becerileri ve affedicilik özelliklerinin çeşitli değişkenlere göre nasıl farklılaştığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırma İstanbul İl'i Bahçelievler İlçesi'nde lise çağında öğrenim gören toplam 456 öğrenci üzerinde yapılmıştır.Araştırmada öğrencilerin cinsiyet, okul türü, sınıf düzeyi, ebeveynlerinin hayatta olma durumu, ailelerinin gelir düzeyi, ebeveynlerinin eğitim durumu hakkında bilgi toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Öğrencilerin affedicilik düzeyini saptamak için Bugay ve Demir (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Heartland Affetme Ölçeği" kullanılmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan öğrencilerin stresle baş edebilme düzeylerini belirlemek amacıyla Özbay ve Şahin (1997) tarafından Türkçe 'ye uyarlaması yapılan "Stresle Başa Çıkma Tutumları Envanteri" kullanılmıştır. Veriler Mann Whitney U testi, bağımsız gruplar t testi, Kruskal Wallis testi ve ANOVA ile analiz edilmiştir. Araştırmada lise öğrencilerinin cinsiyete göre stresle baş etme puanları ve affedicilik düzeyleri puanları açısından anlamlı bir fark bulunmuştur. Sınıf düzeyine göre stresle baş etme becerileri puanları açısından anlamlı bir fark bulunmuş; ancak affedicilik puanları üzerinde sınıf düzeyinin anlamlı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Okul türüne göre stresle baş etme becerileri puanları arasında anlamlı bir fark bulunmuş; ancak affedicilik düzeylerinin okul türüne göre anlamlı derecede farklılaşmadığı görülmüştür. Öğrencilerin babalarının ve annelerinin hayatta olup olmama durumuna göre stresle baş etme becerileri ve affedicilik düzeyleri puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Baba eğitim durumuna göre stresle baş etme becerileri puanları arasında anlamlı bir fark varken affedicilik düzeyleri puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamış olup; anne eğitim durumuna göre ise, affedicilik düzeyleri ve stresle baş etme becerileri puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Aile gelir durumunun affedicilik düzeyleri ve stresle baş etme becerileri puanları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Araştırmada elde edilen bulgular ilgili araştırmalar ışığında tartışılmış ve devamında gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Lise öğrencilerinin problemli mobil telefon kullanımı ile öznel iyi oluşlarının incelenmesi
Lise öğrencilerinin problemli mobil telefon kullanımı ile öznel iyi oluşlarının incelendiği bu çalışmada araştırma yöntemi olarak betimsel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinde lise düzeyinde eğitim gören ve mobil telefon kullanan gençler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise rastgele seçim yöntemi ile ulaşılan 205 lise düzeyinde eğitim gören mobil telefon kullanıcısı öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla iki adet ölçek kullanılmıştır. Bunlardan biri Akıllı Telefon Kullanma Düzeyi Ölçeği, diğeri ise Öznel İyi Oluş Ölçeğidir. Ölçeklerden elde edilen veriler SPSS 20 paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda genel olarak mobil telefon kullanma düzeyinin artmasıyla öznel iyi oluş arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Diğer bir ifade ile mobil telefon kullanım düzeyi arttıkça öznel iyi olma düzeyi azalmaktadır. Araştırmada ayrıca erkeklerin ve lise 3. sınıf öğrencilerinin daha fazla mobil telefon kullandıkları sonucuna da ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Öznel İyi Oluş, Mobil Telefon, Bağımlılık.
Ergenlerde umutsuzluk ve boyun eğici davranışlar ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırma, ergenlik dönemindeki lise öğrencilerinin, umutsuzluk düzeyleri ile boyun eğici davranışları arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Beck Umutsuzluk Ölçeği, Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Kişisel bilgi formu öğrencilerin cinsiyeti, sınıf düzeyi, algılanan sosyoekonomik düzeyi ve algılanan anne baba tutumları ile ilgili soruları içermektedir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. İstanbul ili Sultangazi ve Şişli ilçelerinde bulunan ve farklı liselerde okuyan 174 kız, 134 erkek, toplam 308 öğrenci araştırmaya katılmıştır. Veriler SPSS 22.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Analiz sürecinde t testi , ANOVA, Post-Hoc testlerinden Bonferoni analizi ve Pearson Korelasyon Katsayısı Çarpımı yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; öğrencilerin umutsuzluk düzeyleri ile boyun eğici davranış düzeyleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Öğrencilerin umutsuzluk düzeyleri arttıkça boyun eğici davranış düzeyleri de artmaktadır. Öğrencilerin umutsuzluk düzeyleri, algılanan anne baba tutumuna göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılaşmakta ancak cinsiyet, sınıf düzeyi ve algılanan sosyoekonomik düzey değişkenlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılaşmamaktadır. Öğrencilerin boyun eğici davranışları cinsiyet değişkenine göre farklılaşmakta ancak sınıf düzeyi, algılanan sosyoekonomik düzey ve algılanan anne baba tutumuna göre farklılaşmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Ergenlik, Umutsuzluk, Boyun Eğici Davranış.
Facebook kullanımının yetişkin bayanların yalnızlık ve umutsuzluk düzeyi üzerindeki etkileri
Bu araştırma Facebook kullanımının Yetişkin bayanların yalnızlık ve umutsuzluk düzeyi üzerindeki etkilerinin incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Mazman Facebook Kullanım amacı Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanmış olan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 22 Statistics paket programı, Cronbach ve KR-20 testi kullanılarak analiz edilmiştir. Facebook kullanan bayanların yaşları, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeğinden aldıkları puanlar arasındaki ilişkiyi analiz etmek için basit doğrusal regresyon analizi ve ikiden fazla grup karşılaştırmalarında tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Katılımcıların, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve UCLA yalnızlık ölçeğinden aldıkları puanların, yaşa, sosyo ekonomik düzeye, eğitim düzeyine ve çalışma durumuna göre farklılaşmasının değerlendirmesine ilişkin yapılan varyans analizi sonucunda tespit edilen anlamlı farklılıkların kaynaklarını tespit edebilmek için Dunnet T3 post-hoc testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların Facebook sitesini farklı amaçlar için kullanıyor olsalar da en yaygın kullanım amacının, ''günlük haberleşme ve günlük ilişkiler'' in devamına yönelik olduğu sonucuna varılmıştır. En yaygın ikinci kullanım amacı ise, sosyalleşme amacıdır. Yapılan analizden elde edilen sonuçlara göre Günlük iletişim ve sosyalleşme amacı ile Facebook sitesini kullanan bayanların yaş ortalamaları ile yalnızlık ve umutsuzluk arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların UCLA Yalnızlık Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeğinden aldıkları puanlar ile sosyoekonomik durum, eğitim düzeyi ve çalışma durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yalnızlık, Umutsuzluk, Yetişkin Bayanlar, Facebook.
Lise son sınıf öğrencilerinin affedicilik özelliği ile özgüven düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırma lise son sınıf öğrencilerinin affedicilik özelliği ile özgüven düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, cinsiyet, algılanan anne baba tutumları, bildirilen ekonomik düzey boyutuyla da ele alınmıştır. Araştırmada elde edilen verilen SPSS 22.00 (Sosyal Bilimler İçin İstatistik) paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma 2015-2016 eğitim döneminde öğrenimini sürdüren farklı okullardan lise son sınıf düzeyindeki 302 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler Kişisel Bilgi Formu ile Thompson ve diğerleri (2005) tarafından geliştirilen; Bugay ve Demir (2010) tarafından uyarlanan 18 maddelik Heartland Affetme Ölçeği ve Akın (2007) tarafından geliştirilen 33 maddelik Öz Güven Ölçeği ile elde edilmiştir. Araştırmada öğrencilerin 115'i (%51,3) erkek, 147'si (% 48,7) kadınlardan oluşmuştur. Lise son sınıf öğrencilerinin affedicilik etkisini ve özgüven düzeylerini incelemek için bağımsız gruplar için t testi analizi yapılmıştır. Lise son sınıf öğrencilerinin algılanan gelir düzeylerinin, affedicilik ile özgüven düzeylerini üzerindeki etkisini tespit etmek için ANOVA yapılmıştır. Katılımcıların bildirdiği aile tutumlarının affedicilik ve özgüven düzeylerini belirlemek için ANOVA kullanılmıştır. Lise öğrencilerinin affedicilik özelliği ile özgüven düzeyleri arasındaki ilişkiyi tespit etmek için pearson moment korelasyon analizi yapılmıştır. Araştırmada kullanılan Heartland Affetme Ölçeği; Kendini, Başkalarını, Durumu Bağışlama; Öz Güven Ölçeği ise İç Özgüven ve Dış Öz Güven alt testleriyle değerlendirilmiştir. Buna göre cinsiyet farklarının affedicilik ve öz güven düzeyleri ile alt boyutlar üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı anlaşılmıştır. Lise son sınıf öğrencilerinin bildirilen aile tutumlarının başkalarını bağışlama ve durumları bağışlama düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı bununla birlikte kendini bağışlama düzeyinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Tukey Testi sonucunda, bildirilen aile tutumlarından demokratik ve koruyucu aile tutumlarına sahip öğrencilerin daha yüksek kendini bağışlama düzeylerinde olduğu anlaşılmıştır. Bildirilen aile tutumlarının özgüvene etkisi ise anlamlı bulunmamıştır. Lise son sınıf öğrencilerinin affedicilik, kendini bağışlama ve durumları bağışlama düzeyleri arttıkça özgüven düzeyleri, özgüven toplam, iç ve dış alt boyutlarıyla artmaktadır. Öğrencilerin başkalarını bağışlama düzeylerinin ise toplam öz güven (iç ve dış öz güven boyutları da dahil) düzeyleri ile anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Araştırmadaki bu bulgular tartışılmış; kuramsal ve uygulamalı alanlarla ilgili önerilerde bulunulmuştur.
Ergenlerde anne baba tutumlarının kaygı ve depresyona etkisi: Sağlık meslek lisesi ve özel lise öğrencileri üzerinde bir inceleme
Bu çalışmanın amacı, ergenlerde anne baba tutumlarının kaygı ve depresyona etkisi olup olmadığını belirleyebilmektir.Bu amaç doğrultusunda, İstanbul ili, Bayrampaşa ilçesindeki lise öğrencilerine, Anne – Baba Tutum Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI FORM TX –I ve STAI FORM TX – II) ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılarak geliştirilen anket soruları uygulanmıştır. Anket soruları sonucunda elde edilen bulgular kapsamında ergenlerin sahip oldukları kaygı ve depresyon düzeylerinde, anne ve babalarının geliştirmiş oldukları tutumların etkisi olup olmadığı analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan anne-baba tutum ölçeği, envanterinin üç alt boyutu: demokratik anne-baba tutumu, otoriter anne-baba tutumu, koruyucu-istekçi anne-baba tutumu bulunmaktadır. Çalışmada kullanılan ve 13 yaş ve üzeri bireyler üzerinde uygulanan Beck Depresyon Ölçeği depresyona kavramına iki faktörlü olarak yaklaşmaktadır. 21 sorudan oluşan ölçek kapsamında sorulan sorulara ilişkin verilen cevaplar neticesinde alınan puanlar bireyin depresyon düzeyine ilişkin bilgi vermektedir. Yürütülen araştırma sonucunda, öğrencilerinin, anne ve babalarının tutumları ile lise öğrencilerinin depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.