Theses supervised by Prof. Dr. Hacı Musa Taşdelen

10 theses · Sakarya University

Master'sOpen AccessTR

Tek ebeveyn ile yetişen bireylerde suç olgusu ve tahlili: Sincan Islahevi örneği

Bu araştırmanın temel amacı, tek ebeveynli aile yapısında yetişen bireylerin suça yönelme oranlarını ve bu olguyu etkileyen sosyolojik, ekonomik ve psikolojik faktörleri belirlemektir. Aile yapısındaki değişimlerin çocukların gelişim süreçlerine olan etkileri ve suç eğilimleri, sosyolojik boyutlarıyla ele alınmıştır. Bu çalışma, nicel araştırma yöntemleri kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmada, tek ebeveynli ailelerde yetişen bireylerin suç olgusuna yönelik eğilimlerinin belirlenmesi amacıyla tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi, Sincan Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda suçunun cezasını çekmekte olan 12-18 yaş aralığındaki bireylerden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, literatür taraması, saha çalışması ve analizler yoluyla elde edilmiştir. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler ve ilişki testleri (örn. ki-kare testi) kullanılmıştır. Bulgular, tek ebeveynli ailelerde yetişen çocukların, aile yapısının getirdiği anomi ve gerilimler nedeniyle suça yönelme eğilimlerinin arttığını göstermektedir. Ayrıca, sağlıklı bir aile yapısının, bireylerin sosyal ve duygusal gelişimindeki rolü vurgulanmıştır. Bu araştırma, toplumsal politikaların geliştirilmesi ve tek ebeveynli ailelere yönelik destek programlarının oluşturulması için öneriler sunmaktadır. Çalışmanın sonuçları, çocuk suçluluğunu azaltmaya yönelik stratejilerin geliştirilmesine rehberlik edebilir

Ertunç Can
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal model bağlamında Türkiye'de engellilik (Farkındalık ve erişilebilirlik)

Bu çalışma ile; engelliliği açıklayan modeller ile birlikte sosyal model yaklaşımının Türkiye'de sosyal ve toplumsal yaşama yansıması, bu modelin etkisi ile engelli bireyler yararına gerçekleştirilen yasal ve sosyal politikalar, engelli bireylerin topluma tam ve eşit katılımını sağlamaya yönelik hayata geçirilen farkındalık ve erişilebilirlik çalışmaları ve bu çalışmaların uygulama ve anlayış bakımından Türkiye'de ne kadar etkili olabildiği ve ne ölçüde benimsenebildiği tüm engel gruplarını kapsayacak şekilde literatür tarama yöntemi ile ele alınarak incelenmeye çalışılmıştır. Engelliliğin ele alınışında hakim anlayış olan tıbbi model yaklaşımından sonra engellilik anlayışını yeniden biçimlendiren sosyal model yaklaşımı; engellilerin ve engelli olmayan bireylerin engellilik algısına yönelik sosyal ve kültürel ifadelerin değişmesine öncülük ederek engelliliği tanımlamada tıbbi modelin etkisini azaltmış ve engelliliği kişinin sosyal çevresindeki yetenekleri ve kazanımları ile ilişkilendirerek tanımlamıştır. Sosyal modelin en çok üzerinde durduğu nokta, engelliliğin toplumun başarısızlığı oluşudur ve bu başarısızlığın kaynağı engellilere yönelik ayrımcılıktır. Sosyal model etkisi ile tanımı ve hakları değişen engelli bireyler için Türkiye'de yakın zamanda ancak belli bir hızda çeşitli sosyal politikalar geliştirilmiştir. Bu politikalara zemin hazırlayan yasal gelişmeler ile birlikte önceleri yalnızca sağlık alanında hakları tanınan engelliler, sosyal model anlayışının yaygınlaşması ile gelişen erişilebilirlik ve farkındalık çalışmalarının da yardımıyla toplumsal tüm alanlarda yer bulabilmeye başlamışlardır. Türkiye'de engelli bireylerin toplum içinde bağımsız ve etkin yaşamı amacıyla yapılan çalışmaların önemi ve yoğunluğu azımsanmayacak ölçüde olsa da; henüz uygulama alanı, miktarı ve nitelikleri bakımından bu çalışmaların engellilerin topluma tam adaptasyonunu sağlama noktasında yeterli olmadığı görülmektedir.

Grup odaklı sosyal hizmetKültür sosyolojisiSağlık sosyolojisi+2
Funda Eyüpoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Max Weber ve Emile Durkheim'de din olgusu: Mukaiseli bir yaklaşım

Bu çalışmada Sosyoloji biliminin iki önemli düşünürü Max Weber ve Emile Durkheim 'in din olgusuna ilişkin görüşleri yer almaktadır. Bu amaç doğrultusunda Max Weber ve Emile Durkheim`in diğer sosyal bilimciler gibi çalışmalarında bulunan din olgusuyla ilgili görüşleri referans alınarak din görüşlerindeki benzerlik ve farklılaşmaları tespit edilmeye çalışılmıştır. Toplumun iki farklı sosyolojik kesimlerinden gelen biri yeni-Kantçı ve Alman sosyolojisik geleneğinin ağır bastığı Weber diğeri ise, Fransız pozitivist sosyoloji geleneğinin etkisinde olan Durkheim sadece sosyolojinin değil, aynı zamanda din sosyolojisinin klasikleri arasında yer alan isimlerdendir. Max Weber ve Emile Durkheim`in teorileri günümüz sosyoloji ve din sosyolojisi alanında hala etkilerini göstermektedir. Weber`in din olgusuna ilişkin görüşleri "Protestan Ahlakı ve Kapitalist Ruh" eserinde yer almaktadır. Weber bu eserinde "dinin ne olduğunu söylemek, böyle bir tanımın araştırmanın başında yapmanın mümkünsüz olduğunu" belirtmiştir. Durkheim ise din görüşlerini "Dini Hayatın İlkel Biçimleri" eserinde kaleme almıştır. Durkheim bu eserinde "gözlemle bize tanıtılabilecek en basit ve en ilkel dini belirlemek için, ilk önce din olarak doğru anlaşılan şeyi tanımlamamız gerektiğini "bildirmektedir. Çalışmada ilaveten Weber ve Durkheim`in sosyolojik bakış açılarını iyi anlamak maksatlı genel olarak sosyolojik yaklaşım şekillerinede kısa ve öz şekilde değinilmektedir. Ayrıca çalışmada "Dinin Sosyal Gerçekliği" başlığı altında din sosyolojisinin doğuşu ve gelişimi, dinin sosyal bilim alanındaki yeri ve önemi, dinin sosyal olaylar karşısındaki işlevinede değinilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise Weber ve Durkheim`in din olguna ilişkin görüşleri mukaiseli bir şekilde yer almaktadır.

Din sosyolojisiDurkheim, EmileWeber, Max
Amina Mustafayeva
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Nijer'deki gençlerin siyasi tercihlerini etkileyen faktörler (Zınder örneği)

Bu tez, Nijer'in Zinder şehrindeki gençlerin siyasi tercihlerini, toplumsallaşmalarını ve katılımlarını etkileyen faktörleri ampirik olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu faktörler sosyal, ekonomik, ideolojik, medya, aile, kabileye dayalı ve hemşehrilik faktörleri de dahil olmak üzere çeşitli türlerdedir. Çalışmanın temel amacı, bu farklı faktörlerin Zinder şehrindeki gençlerin siyasi davranışlarını nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu çalışmayı gerçekleştirmek için nitel yöntem kullanılmıştır. İlk olarak, araştırmada bilgi verebilecek kilit aktörlerle görüşülmüştür. Bu kapsamda veri toplamak için yarı yapılandırılmış görüşmeler, odak grupları, doğrudan gözlemler, vaka çalışmaları ve masa başı araştırması yapılmıştır. Altı temel aktör kategorisi belirlenmiştir. Bunlar siyasete katılan gençler, siyasete katılmayan gençler, medya aktörleri, sivil toplum aktörleri, siyaset analistleri veya uzmanları ve geleneksel ve dini liderlerdir. Araştırma katılımcıları bilgi, deneyim ve konuya hakimiyetleri temelinde seçilmiş veya belirlenmiştir. Bir analiz çerçevesi olarak, seçim tercihinin üç açıklayıcı modeli, yani psiko-sosyolojik model, sosyolojik model ve ekonomik model tercih edilmiştir. Anthony Giddens'ın yapılandırma teorisi daha sonra incelenen olguyu analiz etmek için seçilmiştir. Elde edilen veriler nitel içerik analiziyle işlenmiştir (Leray, 2008; Sallan Gül ve Kahya Nizam, 2021). Ayrıca, bu çalışmada üç ana eksen incelenmiştir: siyasi tercih sorunu, siyasi sosyalleşme sorunu ve siyasi katılım sorunu. Çalışma çerçevesinde elde edilen sonuçlar, gençlerin siyasi tercihlerini, katılımlarını ve sosyalleşmelerini etkileyen faktörlerin çok boyutlu olduğunu göstermektedir. Ayrıca, söz konusu dönemdeki meselelere, kişisel ilgi odaklarına, yaşadıkları dönemlere ve gençlerin siyasi liderlerle olan ilişkilerinin türüne bağlı olarak, bazı faktörler diğerlerinden daha etkilidir. Siyasete katılan gençlerin yörüngelerinin incelenmesiyle, atılması gereken adımlar ve karşılaştıkları başlıca zorluklar tespit edilebilmiştir. Kısaca, gençlerin siyasete katılmalarının çeşitli nedenleri vardır. Gençleri siyasete katılmaya motive eden ilk neden temel ihtiyaçlarını karşılamaktır. Buna ek olarak, siyasi katılım, katılan gençler ile parti genel merkezi arasında köprü rolü oynayan bir mentor (yardımcı, danışman, muhatap) veya ubangida (Hausa dilinde) arayışını gerektirmektedir. Siyasi mentor aynı zamanda genç siyasetçiler için finans sağlayıcı rolünü de oynamaktadır. Ayrıca, gençler arasında siyasete ilişkin en yaygın algı, siyasetin kişisel çıkarların bir tezahürü olduğu şeklindedir.

Elhadji Bachir Sanı Hamet
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Akıllı kent uygulamalarının kent kimliğinde ortaya çıkardığı dönüşüm: Amsterdam örneği

Giderek artan kentleşme çeşitli kentsel sorunları beraberinde getirmektedir. Son yıllarda yerel yönetimler kentleşme ile birlikte ortaya çıkan sorunların çözümünde bilgi iletişim teknolojilerini kullanan yeni kent yaklaşımlarından "akıllı kent" yaklaşımını benimsemişlerdir. Akıllı kent yaklaşımı alanındaki yapılan çalışmaların kent kimliğinde nasıl bir dönüşüm ortaya çıkardığının literatürde olmaması esas problem alanını oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı bu problemi ortaya koymak ve akıllı kent uygulamalarının kent kimliğinde nasıl bir dönüşüm ortaya çıkardığını açıklamaktır. Bu amaçla dünyada yaptığı akıllı kent uygulamaları ile örnek gösterilen Amsterdam şehri örneklem olarak tercih edilmiştir. Araştırmanın çalışılacağı alan Amsterdam Belediyesi ve Amsterdam'da bu alanda çalışma yürüten diğer kuruluşlardır. Araştırmanın merkezi temaları akıllı kent, kent kimliği ve dijital dönüşüm kavramlarıdır. Akıllı kent kavramının farklı disiplinlerden beslenen bir çerçeveye sahip olmasına rağmen henüz kendine özgü bir kuramsal birikimi yoktur. Bundan dolayı kent kimliği ile ilgili ilişkisinin araştırıldığı bu çalışma kuramsal birikime katkı sunması bakımından önemlidir. Bu tez çalışmasının diğer yapılmış çalışmalardan farkı akıllı kent uygulamalarının nasıl yapıldığından ziyade getirdiği çözümler ile birlikte kent kimliğinde nasıl bir dönüşüm ortaya çıkardığıdır. Literatürdeki bilgi birikimine katkı sağlaması, geçmiş çalışmaları tekrar etmemesi, akıllı kent uygulamalarının sosyal boyutlarına odaklanması ve Türkiye'de sosyoloji alanında bu konu hakkında yapılmış ilk çalışmalardan biri olması çalışmanın önemini ortaya koyan ayırdedici özelliğidir. Nitel araştırma yöntemi içerisinden "açıklayıcı durum çalışması"nın tercih edildiği bu çalışmada veriler "amaca yönelik örnekleme" çerçevesinde belirlenen katılımcılardan yarı yapılandırılmış mülakat tekniği çerçevesinde elde edilmiş ve verilerin analizi ve yorumlanması veri analizleri basamaklarına göre gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda akıllı kent uygulamalarının kent kimliğini özellikle sosyo-kültürel ve fiziksel özellikler bağlamında dönüştürdüğü tespit edilmiştir.

Şener Kaya
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'deki Afganistanlı göçmenlerin zorlukları ve fırsatları

Göç tarihi, insanlık tarihiyle örtüşmektedir. Uluslararası sınırları olan ulus-devletlerin kurulmasıyla birlikte, insanların göçmen olarak (düzenli ve düzensiz) dolaşımı daha zor hale gelmekte, bu da ev sahibi ve hedef ülkeler için bazı zorlukları ve fırsatları beraberinde getirmektedir. Afganistan'dan gelen göçmenler ve mülteciler, Avrupa'da ikinci en büyük grup oluşturmakta ve Türkiye'de de ikinci en büyük grubu teşkil etmektedir; Göçün nedenleri çoğunlukla savaştan kaynaklanmaktadır. Afganistan'dan gelen göçmen ve mülteci sayısı her geçen gün artmaktadır. Onlarca yıllık çatışmalar, Afganistan'daki Afganistanlı halkı için istikrarsızlık, güvensizlik, sosyo-ekonomik meseleler ve zorluklara yol açmıştır. Afganistan dışında, Afganistan halkının ve Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti'nin karşılaştığı en büyük mesele mülteci meselesidir. Bu nedenle, bu tezin amacı Türkiye'deki Afganistanlı göçmenlerin ve mültecilerin karşılaştığı zorlukları ve fırsatları incelemek ve ortaya koymaktır. Bu araştırmada, Türkiye'deki sosyo-ekonomik, kültürel, coğrafi, sağlık hizmetleri, eğitime erişim, mülteci statüsü süreci, havale fırsatları toplanan verilere dayanarak değerlendirilecektir. Hareketlilik Afganistan tarihinin önemli bir parçası olmuştur ve Afganistanlı göçmenler ile mülteciler için Türkiye, Avrupa ülkelerine ulaşmak için bir köprü ya da arkadaş ve akrabalarına katılmak ve yerleşmek istedikleri bir hedef ülke olarak görülmektedir. Diğer yandan, kimlik kartı olmadan eğitime, sağlık hizmetlerine ve sosyal tesislere erişim eksikliği gibi Afganistanlı göçmenlerin ve mültecilerin karşılaştığı hukuki ve sosyo-ekonomik zorluklar değerlendirilecektir Afganistan'daki sosyo-ekonomik şartların kötüleşmesi ve siyasi durumun istikrarsızlaşması nedeniyle, Afganistan halkı toplu olarak Türkiye'ye göç etmektedir. Bu çalışma, göçmenlerin köken ülkesi (itme faktörleri) veya varış ülkesi (çekme faktörleri) teorisine dayanan bir analiz çerçevesi üzerine kurulmuştur. Afganistnalı göçmenlerin zorlukları ve sorunları, Afganistan'da yapısal ve sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada kitlesel göçün temel nedenini incelemek amacıyla nicel araştırma yöntemi uygulanmaktadır.

Jafar Pouya
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İkinci Meşrutiyet sonrası Osmanlı ulemasının batılılaşma karşısındaki yaklaşımı

Osmanlı devlet aşamasına geçerken, yeni yönetici uzmanlara ihtiyaç duyduğundan, yönetici seçkinler sınıfı mensuplarını yetiştirecek olan medreseleri kur muştur. Medreselerde sadece dini ilimler değil, akli ilimler de okutulduğundan, akli bilim dallarında, çok önemli bilim adamları yetiştirilmiştir. Medreseden yetişen Ulema sadece din hizmetlerinde değil, devletin en üst idare mevkilerinde, hukuk ve eğitimde, kentlerin yönetiminde istihdam edilmişlerdir. Osmanlı Devlet teşkilatlarında 16. yüzyılın sonlarında başlayan bozulmalar, medrese kurumunu da olumsuz etkilemiş fakat gereken düzenlemeler yapılamamıştır. Lale devriyle başlayan Batılılaşma süreci, Tanzimat'ın ilanıyla resmi bir hal almış ve Osmanlı'ya hakim olan din- dünya dengesi, Tanzimat sonrasında, dinin aleyhine ve dünyevileşme lehine bozulmuştur. Din kurumu ve bununla birlikte Ulema, Batılılaşmanın bundan sonraki süreçlerinde, alan kaybederek sürekli gerilemiştir. 2. Mahmut ve Tanzimat devirlerinden itibaren de, Batılılaşma ile birlikte Kalemiye teşkilatı bürokratları öne çıkmış ve İlmiye sınıfıyla girdikleri rekabette hep kazanan taraf olmuşlardır. Açılan yeni mekteplerden devletin el üstünde tuttuğu Batıcı yeni bir nesil yetiştirilmiştir. Bu Batıcı yeni kuşak, medreselilere rakip olmuş ve bu rekabette medreseliler devlet desteğinden yoksun bırakıldığından hep kaybeden taraf olmuşlardır. Osmanlı Batılılaşmasının İkinci Meşrutiyet öncesi süreçlerinde dünyevileşme, din karşısında sürekli güç kazanarak yayılmaya başlamıştır. 2. Meşrutiyet devrinde ise en geniş sınırlara ulaşan dünyevileşme olgusu, idareden başlayarak toplum tabakalarına inmeye başlamış ve böylece Cumhuriyet için hazırlık safhasını oluşturmuştur. 2.Meşrutiyet öncesinde, yenilik taraftarı olan ve Batıdan alınsalarda yenilikleri destekleyen Ulema, 2. Meşrutiyet'te de, birer yenilik olan meşrutiyet rejimi, anayasa, partiler ve dernekler, basın- yayın araçları vb. yenilikleri benimseyen bir tutuma sahip olmuştur. Ulema, desteklediği bu yeniliklerin yanısıra 2. meşrutiyet'te, kısmende olsa Batı kaynaklı yeniliklere karşı çıkmıştır. Pozitivist ve materyalist fikirlerin topluma benimsetilmeye çalışılmasına, din karşıtlığının artarak, din'in geriletilmek istenmesine, Hilafet makamına yapılan itirazlara, Avrupa hukukunun getirilmek istenmesine, kadınlarla ilgili Batı tarzında değişimlerin yapılmak istenmesine, Avrupa sosyal hayatının taklit edilmesi isteklerine karşı çıkmıştır. Son dönem Osmanlı Uleması, toplum hayatına din yerine dünyevileşme zihniyetinin yön vermesine, muhalif bir yaklaşım sergilemiş, Batılılaşmaya kısmen de olsa karşı durmuştur. Anahtar kelimeler:Medrese, Ulema, Batılılaşma, Dünyevileşme, 2. Meşrutiyet

BatılılaşmaMedreselerMeşrutiyet+6
Hüseyin Gültekin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin sosyal sermaye düzeyleri: İstanbul ve Şanlıurfa örnekleri

Türkiye'de yaşayan Suriyeli göçmenlerin yaşadıkları bölgedeki kent halkının sosyal sermayesine etkisini ve kendi grup-içi sosyal sermayesini değerlendirmeyi amaçlayan bu çalışma, metodolojik anlamda İstanbul ve Şanlıurfa kentlerinin sosyal sermaye çalışmalarına katkı sunması bakımından önem arz etmektedir. Ayrıca İstanbul ve Şanlıurfa kentlerinin sosyo-kültürel farklılıklardan kaynaklı olarak oluşan Suriyeli algısının sosyal ilişkilere ve sosyal sermaye oluşturma sürecine etkisini anlamlandırması bakımından da önemli bulgular ortaya koymaktadır. "Yakınsayan Paralel Karma Yöntem" araştırma desenine göre yapılandırılmış olan bu çalışma; İstanbul ve Şanlıurfa'daki Suriyeli mültecilerin kentteki sosyal sermaye rezervlerini nasıl etkilediğini, yapılan nitel ve nicel çalışmalarla saptamaktadır. Nitel araştırma yönteminde veriler yarı yapılandırılmış mülakat sorularıyla, nicel araştırma yönteminde ise veriler anket çalışması ile toplanmıştır. Ayrıca her iki araştırma yönteminin örneklemi, kartopu örneklem olarak saptanmış olup elde edilen verilerin analizi ve yorumlanması veri analizleri basamaklarına göre gerçekleştirilmiştir. Geçici koruma kapsamında bulunan Suriyeliler ile Suriyelilere komşuluk eden İstanbul ve Şanlıurfa kent halkının sosyal sermaye düzeylerini toplumsal güven, komşuluk ilişkileri, Suriyeli algısı, sosyal ağlar, gönüllü organizasyonlara katılım ve güven çapı gibi parametreler üzerinden değerlendiren bu tez araştırması, elde edilen verileri her iki grup düzeyinde ve kent bileşenlerini dikkate alarak saptamıştır. Bu araştırmadan elde edilen veriler, özellikle İstanbul kentinde yaratılan negatif Suriyeli algısı nedeniyle güven düzeylerinin düşük seviyelerde ölçüldüğünü, komşuluk ilişkilerinin zayıf seyrettiğini ve buna bağlı olarak sosyal sermaye düzeylerinin düşük seviyelerde ölçüldüğünü ortaya koymuştur. Diğer taraftan Şanlıurfa kentinden elde edilen veriler ise Şanlıurfa halkının Suriyeli göçmenleri güven çaplarına dahil ettiklerini, görece daha etkili iletişim kanallarının olduğunu ve buna bağlı olarak da Suriyelilerle ilişkilerin düşük seviyelerde de olsa sosyal sermeye kaynağı yarattığını ortaya çıkarmıştır. Sosyal sermaye seviyelerinin düşük seviyelerde seyretmesinin nedeni; Türk ve Suriyeli topluluklar arasında karşılıklı ilişkilerin sınırlı düzeyde ya da tamamen kopuk olması, gönüllü organizasyonlara katılımın her iki grup için de düşük seviyelerde ölçülmesi ve karşılıklı etkileşime engel olan güvensizlik ortamının oluşturulan önyargılardan kaynaklandığı tespit edilmiştir.

Geçici hukuki korumalarGöçmenlerSosyal sermaye+5
Yunus Eroğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Marksist ideolojinin topluma uygulanması (Enver Hoca örneği)

Bu tezde 1944-1985 yılları arasında Arnavutluk Sosyalist Cumhuriyeti'ne başkanlık eden Enver Hoca'nın ideolojisi konu edilmektedir. Marksist-Leninist olan Hoca, Arnavutluk'a yabancı olan bu rejimi yaklaşık 41 yıl devam ettirirken, önce o dönemde Sovyet lideri Stalin ve Çin'de devrim yapan Mao ile yakın temasta bulunur, ardından komünistlerin Lenin'den saptığını savunarak 1976'dan 1985'e kadar tam izolasyon uygular. Bu dönem Hocanın Marksizm'i yorumladığı dönemdir. Hocaizm tam şeklini bu dönemde alır. Tez çalışmasında Hoca'nın ideolojisi Marksistlerin ideoloji konusundaki açıklamaları bağlamında ele alınacaktır. Marx'tan sonra gelenler Marx'ın düşüncelerini oldukça farklı şekillerde yorumlarlar. Bunlar arasında Doğu yorumu olarak bilinen Lenin ve Stalin vardır. Başta Lenin ardından Stalin Marx'ın ideolojiye yüklediği olumsuz anlamı bir kenara bırakarak, Marksizmin kendisinin işçi sınıfının bilimsel ideolojisi olduğunu iddia ederler. Bu düşünce devrimin kendisindeki bir dönüşümü de beraberinde getirir. Zira Marksizm bilimsel ideoloji olarak kabul edilince, Marx'ın geçici olarak gördüğü devlet de Marksizmin uygulama aracına dönüşür. Bu ayrılıkla Lenin ve özellikle Stalin despotik-teokratik bir devlet yönetimi sürdürürler. Aynı şekilde Mao ise Leninzm'i Çin düşüncesiyle birleştirip, yeniden yorumlar ve Kültür Devrimi'ni yapar. Bu bağlamda tezde, Hoca'nın ideolojisi, Marx ve Marksistler arasında yukarıda bahsi geçen ayrım üzerinden ele alınarak, Hoca'nın Marx'ın ideoloji yorumu yerine Doğu yorumunun sıkı bir takipçisi olduğunun altı çizilecektir. Dahası Hocaizmin ana bileşenlerinin "yeni Arnavut vatandaşı modeli" ve din karşıtlığında ortaya çıktığı gösterilecektir. Hocaizmin ilkeleri ve toplumsal uygulamalarına yer verilerek, aslında Hocaizmin Marx'tan çok uzağa düşmüş bir ideoloji olduğu, bu ideolojinin uygulanmasının arkasında savaştan çıkan ülkenin olumsuz şartlarının etkili olduğu öne sürülecektir. Bu çalışmanın Türkiye akademi literatürüne katkı sağlamasını umut ediyoruz.

ArnavutlukEnver HocaMarksist hareketler+3
Taner Süleyman
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kutsal günlerin suç olgusu üzerine etkileri (İstanbul ve Sakarya örneği)

Bu araştırmada İslam dinine göre kutsal kabul edilen zamanlarda suç işlenme oranlarını analiz etmek, dinin suçla mücadele konusunda olumlu veya olumsuz etkilerini belirlemek ve suçun işlenmesinin önlenmesiyle ilgili faktörleri bulmaya yönelik bir çalışmadır. Bu çerçevede 2009-2012 yılları arasında Sakarya ilinde polisin görev ve sorumluluk bölgesindeki işlenen suç verilerinin mukaddes günlerdeki sonuçları incelenerek araştırmaya katkı sağlanmıştır. Araştırmamızın asıl belirleyici yanı İstanbul ve Sakarya illerindeki ceza infaz kurumlarında yapılan anket çalışmalarıdır. Bu çalışmayla hükümlülerin kutsal gün algılarının ölçülmesi ve dindarlık durumlarının tespit edilmesi ve kutsal zamanların suç üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu çalışmayı desteklemek amacıyla Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) kaynaklarından suç oranlarının bölgesel ve kentsel bazda hazırlanmış raporları ve istatistiki verilerinden yararlanılmıştır. Söz konusu araştırmanın öznesi mukaddes zamanlar ve suç kavramı olduğu için suç ve din üzerinde yoğunlaşılmıştır. Bu bağlamda çalışmamıza ışık tutması açısından daha önce ceza infaz kurumlarında hükümlüler üzerinde din ve suç üzerine yapılan çalışmalar eleştirel bakış açısıyla incelenip değerlendirilmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Sakarya ve İstanbul illerindeki suçun oluşum sebeplerine etki eden olgular açıklanmıştır. Aynı zamanda mukaddes kavramından bahsedilip mukaddes zamanların insanlar için önemi anlatılmıştır. Bu etkiyi daha iyi anlamak için İslam Dini ve diğer dinlerdeki mukaddes zamanları insanların nasıl karşıladığı ve dinin inananlar üzerinde oluşturduğu etkiler anlatılmıştır. Ayrıca bu bölümde din ve suç arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılmıştır. İnsanların toplumsal bir varlık olduğu ve sadece yazılı kurallar çerçevesinde hareket etmediği dinin toplumlar/insanlar üzerindeki bütünleştirici, toplumsal değişime sağladığı katkılara vurgu yapılmıştır. Ayrıca toplumların sekülerleşmesinden (dinden uzaklaşma) bahsedilerek, din ve suç ilişkisine yer verilmiştir. Din ve suç ilişkisinde ise sosyal sapma ve sosyal kontrol mekanizmalarının neler olduğu aktarılmaya çalışılmıştır. Dinin ve din dışında kalan sosyal kontrol mekanizmaları açıklanarak dinin toplu üzerindekil etkileri mercek altına alınmıştır. İkinci bölümde ise araştırmamızın metodolojisine yer verilmiştir. Çalışmamız İstanbul ve Sakarya illerinde olmak üzere toplamda iki farklı cezaevinde yapılan anket çalışmalarını içermektedir.Üçüncü ve son bölümde ise anketler ve bulgulara dair değerlendirmeler, tartışma, sonuç ve öneriler ele alınmıştır. Ayrıca Sakara İl Emniyet Müdürlüğü verileri istatistiki tablolar şeklinde açıklanmıştır.

DinKutsal zamanSakarya+2
Mustafa Çalışkan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00

Other supervisors