Theses supervised by Prof. Dr. Hikmet Öksüz
13 theses · Karadeniz Technical University
Trabzon'da dernekleşme süreci (1919-1950)
Bu tezin amacı, Trabzon'da kurulan dernekleri; kökenleri, oluşum süreçleri, faaliyetleri, aktörleri gibi unsurlarıyla ortaya koymaktır. Bu şekilde, elde edilecek verilerin, yapılan çıkarımların bundan sonraki çalışmalara kaynak teşkil etmesi, mukayese imkânı sağlaması ve tamamlayıcı olması hedeflenmektedir. Bu çalışma özünde Trabzon'un 1919-1950 yılları arasındaki dernekleşme faaliyetlerini konu edinmekle birlikte, Cumhuriyet tarihinin, kuruluş sürecinin, Osmanlı-Türk modernleşmesinin ve Türkiye'de sivil toplumun gelişiminin taşradan bir kesitini ortaya koymaktadır. Beş bölümden oluşan bu çalışmanın giriş kısmında öncelikle faydalanılan kaynakların tanıtımı yapılmıştır. Birinci bölümde tarihsel süreçte sivil toplumun oluşumu, kavramsal ve hukukî çerçevesi dernekler bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca Osmanlı'dan Cumhuriyet'e dernekleşmenin aşamaları irdelenmiştir. İkinci bölümde sosyal yardım, dayanışma, sağlık, geliştirme ve güzelleştirme dernekleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde eğitim, kültür, sosyal ve siyasî amaçlı dernekler yer almaktadır. Dördüncü bölümde meslekî dernekler, esnaf dernekleri, ticaret, ekonomi ve tarım amaçlı dernekler üzerinde durulmuştur. Beşinci bölümde spor derneklerine değinilmiştir.
Rize siyasi tarihi (1923-1950)
Bu çalışmanın amacı; 1923-1950 dönemi Rize'deki siyasi teşkilatlanmaların oluşumunu, iktidarın çalışmalarını ve bunun şehirdeki yansımalarını ortaya koymaktır. 27 yıllık Tek Parti dönemindeki siyasi faaliyetlerle bu faaliyetlerin yaratmış olduğu sosyal, ekonomik ve kültürel etkilerin konu alındığı bu çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde yöre insanın mizacı, değer yargıları, sosyal, ekonomik ve kültürel durumu genel hatlarıyla ortaya konulmuştur. Bununla birlikte 1923 öncesi döneme değinilmiş; çalışmada uygulanan metodoloji ve bu çalışmanın bölümleri hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, CHP'nin Rize ve ilçelerindeki teşkilatlanmasına, 1933-1936 dönemi Çoruh vilayetine bağlı olan ilçe teşkilatlanmalarına ve SCF (Serbest Cumhuriyet Fırkası) ile DP (Demokrat Parti) yapılanmasına değinilmiştir. Ayrıca Rize'nin aynı dönem içindeki sorunları ve bu sorunlara iktidarın yaklaşımı ile sosyal alanda yapılan bazı devrimlerin vilayetteki yansımaları anlatılmıştır. Son olarak 1946 ve 1950 seçimlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise, Rize Türk Ocaklarından ve Rize Halkevinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölüm, 1923-1950 dönemi Rize'de yapılan sekiz genel seçim ve iki ara seçim sonuçları ile seçilen vekillerin biyografilerine dair bilgiler içermektedir. Sonuç bölümünde mevcut bilgiler ışığında değerlendirmeler yapılmış, CHP'nin Rize'de istediği başarıyı yakalayamadığı görülmüştür. Bunda halkın önemli bir kesiminin daha çok sosyal alandaki devrimlere tepkili olmasının ve vilayetin ekonomik durumunda uzun yıllar belirgin bir iyileşmenin olmayışının başlıca etkenler olduğu sonuçlarına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rize, Artvin, CHP, DP, Halkevi.
Mustafa Reşit Tarakçıoğlu'nun TBMM'deki faaliyetleri
Bu çalışmanın amacı, Trabzon Milletvekili Mustafa Reşit Tarakçıoğlu'nun Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki faaliyetlerini ortaya koymaktır. Tarakçıoğlu'nun TBMM'nin sekizinci, dokuzuncu, onuncu ve on birinci devrelerindeki faaliyetlerinin anlatıldığı dönem 1946-1960 yılları arasını kapsamaktadır. Tez çalışmasında TBMM Zabıt Cerideleri, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi belgeleri, ulusal ve yerel gazeteler, Tarakçıoğlu'nun kendi yazmış olduğu kitaplar ile Tarakçıoğlu hakkında yazılmış olan kitap ve makalelerden yararlanılmıştır. Çalışma giriş bölümü dışında iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tez konusunun tanıtımı ile birlikte Tarakçıoğlu'nun kısa biyografisine yer verilmiştir. Birinci bölümde Tarakçıoğlu'nun Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili iken TBMM faaliyetleri, ikinci bölümde de ise Demokrat Parti milletvekili olduğu zamanlardaki TBMM faaliyetleri anlatılmıştır. Tarakçıoğlu'nun TBMM faaliyetleri incelendiğinde ağırlıklı olarak eğitimle ilgili konularda aktif olduğu görülmüştür. Eğitim dışındaki faaliyetler ise tarım, sosyal hizmet ve idari teşkilatla alakalı konularda yoğunlaşmıştır. Tarakçıoğlu bu alanlar dışındaki daha birçok konuda da TBMM'de yapılan çalışmalara katılarak, kendi duygu ve düşünceleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmüştür.
Demokrasi döneminde Bulgaristan Türkleri (1989-2011)
Balkanlarda asırlarca kalan Türkler, kalıcı eserler vermiştir. Yüz yıllarca âdil bir yönetim sergileyen Türkler, bölge halkında olumlu etkiler bırakmış, Türk ve İslam kültürünü benimsemelerine vesile olmuştur. Balkanların her köşesine yerleşen Türkler, bölgede en yoğun olarak Bulgaristan'da görülmektedir. Osmanlıların toprak kayıpları ile başlayan süreçte bağımsızlık kazanan Balkan ülkelerinden Türkiye'ye göçler yaşanmıştır. Bulgaristan'dan da Türklerin göç süreci bu ülkenin ?Berlin Antlaşması? ile prenslik elde etmesiyle başladı. Bulgaristan ile yapılan antlaşmalar, azınlık olan Türklere haklar verdi ise de yapılan baskılar göçleri engelleyemedi. Her yeni yönetimde umutlanan Türkler, hep hayâl kırıklığı yaşamış, acı dolu yıllar geçirmiştir. Bulgaristan'da komünizm ile birlikte baskı ve asimilasyon daha da artmış ve 1980'li yıllarda Türk isimleri de değiştirilmiştir. Bir asırı aşkın yaşanan göç kervanına, 1989 yılında yaşanan zorunlu ?Büyük Göç? de katıldı. Yüz binlerce Türk, Türkiye'ye göç etmek zorunda kaldı. Aynı yıl içinde Doğu Bloku'nun dağılması ve 10 Kasım 1989 tarihinde Bulgaristan'da demokrasiye geçilmesi ile başlayan süreçte Türkler, demokratik haklarını elde etmeye başladılar. Safını değiştiren, çok partili hayatla tanışan Bulgaristan, bugün AB ve NATO üyesidir.Demokrasi döneminde Türklerin hâlâ baskı yaşadığı ve yanlış algılandığı görülmektedir. Türkler, 1989 yılından itibaren kültürel hayatlarını demokratik bir ortamda yaşamaya çalışmaktadır. Dinî yaşantılarında bazı engellemeler olsa da Bulgaristan başmüftülüğünün çalışmalarıyla olumlu neticeler alınmaktadır. Türkçe basınla kendi kültürlerini yansıtmaya çalışan Bulgaristan Türkleri, bu dönemde birçok gazete ve dergi çıkardılar. Geçmiş yılların etkisini doğal olarak üzerlerinden atamayan Bulgaristan Türkleri, 1989 yılı sonlarından itibaren demokrasi ile tanışan Bulgaristan'da, çeşitli partilerde mücadele vermektedirler. Bunlardan biri olan ve çoğunlukla Türklerin desteklediği HÖH girdiği seçimlerde üçüncü büyük parti konumuna gelmiştir.Anahtar Kelimeler: Bulgaristan Türkleri, göç, başmüftülük, Türkçe basın.
Askeri hükümetler döneminde Türk dış politikası (1960-1983)
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşanan 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbe dönemlerinin dış politika olayları, takip ettikleri dış politika anlayışları ve yabancı devletlerle olan münasebetleri tez çalışmasının asıl konusunu oluşturmaktadır. Çalışma, giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş'te konu tanıtımı, araştırmanın amacından kısaca bahsedilmiştir. Çalışmada arşiv kaynakları, gazeteler ve ikinci el kaynaklardan yararlanılarak bütünlük sağlanmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde, 27 Mayıs 1960 darbesiyle kurulan askeri rejimin 1961 genel seçimlerine kadar olan sürecinde, iç ve dış politikası incelenmiş ve yabancı devletlerle olan ilişkileri, dönemin olayları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, 12 Mart 1971 darbesi ile kurulan ve 1973 yılına kadar süren ara rejim döneminin dış politika anlayışı, uygulamaları ve dönemin olayları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, 12 Eylül 1980'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koyması ile başlayıp 1983 seçimlerine kadar süren iktidarının, dış politika konusunda nasıl bir yön takip ettiği, dönemin önemli dış olayları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Dış Politika, Darbe, Avrupa Birliği, Siyaset, Ekonomi.
Türk milli mücadelesine Sovyet Rusya'dan gelen yardımlar (1919-1922)
1917'de gerçekleşen Bolşevik İhtilali ile birlikte Çarlık Rusya'sı tarihe karışmıştır. Rusya'nın yeni idarecileri olarak ortaya çıkan Bolşevikler barışçıl söylemler yayımlayarak, emperyalist devletlere karşı mücadele eden ulusları birlikte hareket etmeye çağırmışlardır. Bolşeviklerin ihtilalden sonra takip ettikleri dış politika ve geliştirdikleri söylemlere, Mondros Mütarekesinin ardından Anadolu'da başlatılan bağımsızlık mücadelesinin idarecileri kayıtsız kalmamıştır. Zira hem RSFSC Hükümeti hem de TBMM Hükümeti temsilcileri aynı cepheye karşı mücadele etmekteydi. Tarafları birbirlerine yakınlaştıran temel faktör elbette ki, ortak menfaatlerinin varlığı ve örtüşmesiydi. Milli Mücadele sürecinde her iki hükümet de birbirlerinin sahip olduğu avantajlardan faydalanma politikası takip etmekteydi. TBMM Hükümeti temsilcileri hem bağımsızlık mücadeleleri için gerekli olan askeri teçhizat, silah, cephane ve para yardımı sağlamak hem diplomatik anlamda ellerini güçlendirebilmek hem de dönemin siyasi dengelerini gözeterek RSFSC Hükümeti ile yakın ilişkiler kurmuştur. RSFSC Hükümeti açısından da durum farklı değildi. Zira RSFSC Hükümeti temsilcileri de Türklere yapacakları yardımlar karşılığında – her ne kadar açık bir şekilde dile getirilmemiş olsa da – rejimlerini Türkiye'ye, Türkiye üzerinden diğer Türk-İslam devletleri ya da toplumlarına yayabilme amacı gütmekteydiler. Diğer taraftan Kafkasya ve güney sahillerine yönelik emperyalist saldırı ve tehditleri, Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine destek vererek savuşturabileceklerini düşünmekteydiler. Görüldüğü üzere, Türk ve Sovyet Hükümetlerinin Batı'ya karşı aynı safta yer almaları, ortak menfaatlerinin ortaya çıkardığı bir sonuç olarak değerlendirilebilir. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, Birinci Dünya Savaşı sonrasında değişen siyasi dengeler çerçevesinde Türkiye, RSFSC Hükümeti ve İtilaf Devletlerinin genel durumu ile TBMM ve RSFSC Hükümetlerinin Batılı devletlere karşı verdikleri mücadelenin ortaya çıkış süreçleri incelenmiştir. İkinci bölümde, RSFSC ve TBMM Hükümetlerini yakınlaştıran temel faktörler ile resmi ilişkilerin kuruluş aşamaları değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise RSFSC Hükümeti tarafından TBMM Hükümetine gönderilen silah, cephane, askeri teçhizat ve para yardımlarının nitelik ve nicelikleri, ağırlıklı olarak yerli ve yabancı arşiv kaynaklarından faydalanılarak anlatılmıştır. Sonuç olarak, Milli Mücadele yıllarında RSFSC Hükümetinin TBMM Hükümetine askeri ve mali anlamda yardımlar gönderdiği fikrine ulaşılmıştır.
İngiliz yönetiminde Kıbrıs Türk toplumu (1923-1960)
Akdeniz'in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, stratejik konumundan dolayı tarih boyunca birçok devletin ilgi alanı olmuştur. 1571-1878 yılları arasında adaya hâkim olan Osmanlı Devleti, 1878 yılında adanın yönetimini geçici olarak İngiltere'ye bırakmış ve adada İngiliz yönetimi başlamıştır. 1914 yılında adayı tek taraflı ilhak ettiğini açıklayan İngiltere'nin bu ilhakı, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile tanınmış ve ada resmi olarak İngiliz sömürgesi haline gelmiştir. Bu durum İngilizlerin 1960 yılında adaya bağımsızlık vermesine kadar devam etmiştir. Bu çalışma 1923-1960 arası dönemde İngiltere'nin adada nasıl bir politika takip ettiğini, bu politikaların gerek Kıbrıs Türk toplumu gerekse Rum toplumu üzerindeki yansımalarını, toplumların kendi içlerinde yaşadıkları başlıca problemleri ve toplumlararası ilişkileri, toplumların ekonomik, kültürel, sosyal ve politik durumlarını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Kıbrıs'ın geleceği ile ilgili politikaların belirleyicisi ve uygulayıcısı olan İngiltere'nin belirtilen dönemde takip etmiş olduğu stratejilerin araştırılıp incelenmesi, Kıbrıs meselesinin tarihi kökenlerinin anlaşılmasında yararlı olacaktır. Kronolojik bir sıra takip edilerek oluşturulan çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Bu bağlamda tezin ilk bölümünde adanın 1923 Lozan Barış Antlaşması'ndan önceki durumuna genel çerçeveden bakılmış, ancak detaylara girilmemeye özen gösterilmiştir. Tezin ikinci bölümü ise 1923 Lozan Barış Antlaşması ile başlayıp, İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcına kadar getirilmiştir. 1923-1939 arası dönemde İngiltere'nin Kıbrıs için geliştirmeye çalıştığı politikalar farklı yönlerden ele alınmış ve İngilizlerin dünya genelinde yürüttüğü stratejilerin bu politikalar üzerindeki etkisi tartışılmıştır. Çoğunlukla arşiv vesikalarının kullanıldığı bu bölümde, Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının eğitim durumları, kültürleri, ekonomik ve dini durumları, toplumlararası ilişkileri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde 1939-1950 yılları arasındaki dönemde adada yaşanan siyasi ve sosyal gelişmelere yer verilmiştir. Dördüncü bölüm ise 1950 yılında Yunanistan'ın adada plebisit yaptırması ile başlatılmış ve 1960 yılında adaya verilen bağımsızlık ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması ile son bulmuştur. Tezin ana kaynağını arşiv vesikaları ve dönemin yerli ve yabancı basın kaynakları oluşturmaktadır. İkincil literatür olarak özellikle dönemin devlet adamları tarafından yazılan hatıratlar ve diğer araştırma eserler kullanılmıştır.
Kemal Karpat'ın hayatı, tarihçiliği, eserleri
Bu tezin amacı, tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat hakkında bilgi vermek ve ilmi değerini ifade etmeye çalışmaktır. Kemal Karpat, Osmanlı sosyal tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile ilgili çalışmalar yapmıştır. O, Yakınçağ tarihi ile ilgili Türkiye'de ve Dünya'da önemli roller üstlenmiştir. Bu çalışmada Kemal Karpat'ın yaşam öyküsü, tarihçiliği, eserleri incelenmiştir. Kemal Karpat, sözlü tarih alan çalışmalarını Türkiye'de ilk defa yapan bilim insanıdır. Amerikalı ve Avrupalı bilim adamlarından önce sözlü tarih çalışmalarını başlatmıştır. Kemal Karpat'a göre Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bağlantı vardır ve Türkiye, Osmanlı Devleti'nin kültür ve medeniyetinin varisidir. O, Osmanlı Devleti'nin insanlık tarihine katkılar sunduğunu belirtmiştir. Karpat, Türkiye'de ve yurtdışında çalışmış bir akademisyen olarak yerli ve yabancı kaynaklardan faydalanmıştır. Bildiği yabancı diller sayesinde atıf gösterdiği referansları orijinal dillerinde inceleyebilmiştir. Olayları salt kronolojik açıdan değil neden-sonuç ilişkisi içinde ve geçmiş ve bugünü karşılaştırmalı olarak değerlendirmiştir. Anahtar Kelimeler: Kemal Karpat, Türkiye Cumhuriyeti tarihi, sosyal tarih, Osmanlı Devleti, Yakınçağ tarihi.
Avustralya belgeleriyle Çanakkale Savaşı
Birinci Dünya Savaşı Avrupalı Devletlerin güç mücadeleleri neticesinde ortaya çıkmış ancak sadece Avrupa'yı değil bütün dünyayı etkilemiştir. Söz konusu devletler rakiplerinin gücünü bölmek için dünyanın çeşitli yerlerinde cepheler açmıştır. 'Büyük Savaş' olarak da adlandırılan Birinci Dünya Savaşı'nda açılan ve sonuçları itibariyle sadece muharip devletleri değil, birçok devleti etkileyen cephelerden biri ve belki de en önemlisi Çanakkale Cephesidir. Çanakkale Cephesi İngiltere'nin öncülüğünde 19 Şubat 1915 tarihinde başlayan deniz taarruzlarıyla açılmıştır. Çanakkale Boğazı'nı deniz yoluyla geçmek için büyük ve güçlü gemileriyle zorlayan İtilaf Devletleri 18 Mart 1915 tarihinde gerçekleştirdikleri büyük taarruzda büyük kayıplar verince boğaz sadece denizden zorlama fikrinden vazgeçmiş ve kara çıkarmaları yapmaya karar vermiştir. Yapılan hazırlıklardan sonra 25 Nisan 1915 tarihinde kara çıkarmaları başlamıştır. Kara çıkarmalarında İngiliz ve Fransız askerlerinin yanı sıra sömürgelerinden getirdikleri askerler de görev yapmıştır. Getirilen bu sömürge askerleri arasında Avustralyalılar da bulunmaktaydı. Avustralyalılar yetiştikleri zorlu coğrafya itibariyle insiyatif alabilen ve duruma göre vaziyet alan insanlardır. Bu özellikleri onlara Çanakkale Cephesinde büyük faydalar sağlamıştır. Görevlerini yerine getirmek için emir beklememiş, hedefe ulaşmak için ellerinden geleni yapmışlardır. İki aşamadan oluşan kara çıkarmalarında kendilerine verilen görevi tam anlamıyla yapamasalar da kendilerine verilen zorlu görevleri büyük ölçüde yerine getirmişlerdir. Bu özellikleri hasebiyle savaşta yenilmelerine rağmen isimlerini bütün dünyaya duyurmuşlardır. Çanakkale Cephesi Türk tarafının tartışmasız üstünlüğü ile sonuçlanmış ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu kadrosunu oluşturmuştur. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracak olan pek çok asker ve siyasetçinin yolu Çanakkale'den geçmiştir. Bununla beraber, Çanakkale Cephesi sadece Türk tarafının değil Avustralya'nın da bir devlet olarak ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Daha önce sosyal, kültürel, tarihsel vb. alanlarda İngiltere ile bütünleşen Avustralyalıların milliyetçi duyguları bu savaştan sonra güçlenmiş ve henüz kendini yeni tanıyan bir millet olgunluğa doğru yol almaya başlamıştır. Çanakkale Cephesinde kara çıkarmalarının başladığı 25 Nisan günü Avustralya'da 'Anzac Day' olarak kutlanmaktadır. Çanakkale Cephesinde Türk tarafının verdiği mücadele daha sonra sömürgeciliğe karşı direnen milletler için de önemli bir örnek teşkil etmektedir. Sonuç olarak, Çanakkale Cephesi Türk milletine büyük kazançlar sağlamış olmakla beraber, kaybeden tarafta olan Avustralya için de önemli sonuçlar doğurmuştur.
Türk kamuoyunda Sakarya Savaşı
Sakarya Savaşı, Türk Millî Mücadelesinin en önemli safhalarından biridir. Bu savaş, sadece İzmir'in işgalinden sonra Anadolu içlerine doğru genişleyen Yunan ilerleyişinin değil, genel olarak Türk milletinin İkinci Viyana Kuşatması'ndan sonra yaşadığı iki yüz yılı aşkın geri çekilme sürecinin de son bulduğu bir zaferle sonuçlanmıştır. Sakarya Savaşı'nın kazanılmasından bir yıl sonra Büyük Taarruz gerçekleştirilerek, Anadolu, işgalci Yunan ordusundan tamamen temizlenmiş, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması'yla da Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri atılmıştır. Bütün bu süreci ortaya çıkaran, Millî Mücadele'nin en önemli aşamalarından biri olan Sakarya Savaşı'nın askerî, siyasî, ekonomik ve toplumsal boyutlarını genel olarak Türk kamuoyu üzerinden ortaya koymayı amaçlayan bu çalışma, konunun tarihî boyutuna ışık tuttuğu kadar sosyoloji, siyaset ve ekonomi bilimlerine de katkı sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Millî Mücadele, Sakarya Savaşı, Basın, Kamuoyu.
Yunan İç Savaşı'nda Batı Trakya Türkleri (1946-1949)
Adını Thraklardan aldığı düşünülen Trakya bölgesi, tarihin en eski dönemlerinden beri birçok topluma ev sahipliği yapmış ve birçok toplumun da egemenlik mücadelesine tanıklık etmiştir. Thrakların, Makedonların, Perslerin, Romalıların ve Osmanlıların egemenliği altına giren bölge, modern döneme gelindiğinde Bulgarların ve son olarak da Yunanların egemenliğine girmiştir. Osmanlıların egemenliği altındayken bölgede, iskân politikası sonucu Türk nüfusu çoğunluğu teşkil etmiştir. Balkan Savaşları ile Osmanlıların elinden çıkmış olan bölgede Türkler azınlık hale gelmişlerdir. Balkan Savaşları ile Bulgarların eline geçen bölge, I. Dünya Savaşı sonrası Yunanların egemenliğine girmiştir. Millî Mücadele döneminden çıkan Türkiye, yapmış olduğu Lozan Antlaşması'nda, Yunanistan ile karşılıklı olarak mübadele edilmeyen Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları için azınlık hakları tanımışlardır. Böylelikle Batı Trakya Türkleri için yeni bir dönem başlamış, azınlığın durumu Türkiye-Yunanistan ilişkileri ile paralellik göstermiştir. Yunanistan egemenliğinde yaşayan azınlık birçok zor durumla karşılaşmıştır. Bunlar bir azınlığın genel olarak yaşayabileceği sorunlar, II. Dünya Savaşı ve iç savaştır. Konumuz olan iç savaşta ise bu zorluklar had safhaya çıkmıştır. Batı Trakya Türkleri iç savaş yıllarında hükümet kuvvetleri ile DSE/çeteler arasında ezilmiş, iki tarafın da baskı ve eziyetlerine maruz kalmıştır. Azınlık iç savaşta birçok gasp, yağma, işkence, ayrımcılık olayları yaşamış, ekonomik olarak da çok zor duruma düşmüştür. Bunların yanında sosyal hayatları da etkilenmiş, eğitim, sosyal faaliyetler ve yaşantılarında büyük zorluklarla karşılaşmışlardır. Bunlarla birlikte azınlık bu bunalımdan iki yol tutarak çıkmıştır. Biri bölgelerinde yaşadıkları zorluklara katlanmak, diğeri ise ana vatan saydıkları Türkiye'ye göç etmektir. Batı Trakya Türklerinin bunalım dönemlerinden biri olan iç savaş, Batı Trakya Türkleri özelinde ve tez seviyesinde henüz yeterince incelenmemiştir. Bu çalışma dönemin aydınlatılması ve tarih literatürüne katkı yapmak amacıyla oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Batı Trakya Türkleri, Yunanistan, İç Savaş, Komünizm, Hükümet Kuvvetleri, DSE Birlikleri/Çeteler
Yunanistan'da Albaylar Cuntası döneminde Batı Trakya Türkleri (1967-1974)
Bölgeye gelen Trak kabilelerinden ismini aldığı düşünülen Trakya bölgesi yıllar boyunca Perslere, Makedonyalılara, Romalılara ev sahipliği yapmış, bölgeye gelen Avrupa Hunları ile de bölgede ilk Türk varlığı görülmeye başlamıştır. Bölgedeki Türk varlığı Osmanlı Devleti zamanında ise güçlenmiştir. Osmanlı Devleti Balkanlarda gerçekleştirdiği fetihler ile Trakya'yı hakimiyeti altına aldıktan sonra uyguladığı iskân politikası ile Anadolu'dan bölgeye Türkleri yerleştirerek bölgenin Türkleşmesini sağlamıştır. Nihayetinde 15. yüzyılın sonlarına doğru bölgede Türk nüfusu artmıştır. Bölgede Osmanlı Hakimiyetinin zayıflaması ise uluslararası platformda Batı Trakya sorununu ortaya çıkarmış, sırasıyla gerçekleşen Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Anadolu'daki Kurtuluş Savaşı bölgede yaşayan Türklerin statülerini belirlemiştir. Kurtuluş Savaşı sonrası 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Batı Trakya Türkleri Yunan idaresi altında yaşayan azınlık konumuna gelmiştir. Ancak bu tarihten itibaren Yunanistan Batı Trakya'da Türk varlığını eritmeye yönelik politikalar takip etmiştir. Yunanistan'ın Albaylar Cuntası döneminde de bölgede Türk varlığını azaltmaya yönelik baskı politikalarına devam edilmiştir. Eğitim, ekonomi, dini ve sosyal alanlarda gerçekleştirilen bu baskılar sistemli bir şekilde takip edilmiş, Batı Trakya Türkleri ilticaya mecbur bırakılmış, Türklere ait bölgelere Yunanlar yerleştirilerek bölgede Türklerin yaşam alanları kısıtlanmıştır. Bu dönemde özellikle Batı Trakya Türklerine Lozan Anlaşması ile tanınan haklar ihlal edilmiş, bu ihlallerin durdurulması için Yunanistan, Türkiye tarafından yıllar içerisinde birçok kez uyarılmıştır. Nihayetinde gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı Yunanistan'da Cunta yönetiminin sonunu getirmiş ancak Batı Trakya Türklerine karşı yapılan baskıları durduramamıştır. Bu tez çalışması ile Yunanistan'ın Karanlık Çağı olarak adlandırılan Albaylar Cuntası döneminde Batı Trakya Türklerinin yaşadığı sorunlar aydınlatılmaya ve Batı Trakya Türklerinin sorunları üzerine yapılan çalışmalara katkı sağlamaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Trakya Türkleri, Albaylar Cuntası, Azınlık Hakları, Yunanistan, Türkiye
Ahmet İhsan Birincioğlu'nun hayatı ve siyasi kişiliği
Bu araştırmanın amacı, "Ahmet İhsan Birincioğlu'nun Hayatı ve Siyasi Kişiliği"ni detaylarıyla analiz ederek ortaya koymaktır. Bu amaçla araştırma için gazeteler, arşiv belgeleri, resmi yayınlar, Meclis tutanakları ve yakın çevresiyle yapılan mülakatlardan faydalanılmıştır. Bu açıdan özgün bir çalışma ortaya koyulmuştur. Araştırmanın sonucunda Birincioğlu'nun hayatına ve siyasi kişiliğine dair birçok yeni bilgiye ulaşılarak çalışmada sunulmuştur. Birincioğlu, 1923 yılında Trabzon'un Akçaabat İlçesinde doğdu. İlkokul ve lise eğitimini Trabzon'da gördükten sonra bir süre maddi imkansızlıklardan dolayı Trabzon'da Ziraat Bankası Depo memuru olarak çalıştı. Hemen ardından İstanbul Üniversitesi'nde Hukuk eğitimini 1951'de tamamlayarak mezun oldu. Trabzon Barosu'na kayıtlı olarak bir süre Akçaabat'ta açtığı yazıhanesinde serbest avukatlık mesleğini icra etti. Birincioğlu'nun parti düzeyinde siyasetle olan ilk teması bilinenin aksine 1954 ve 1957 Milletvekili Seçimlerinde, CMP'den Trabzon Milletvekili adayı olmasıyla başladı fakat seçilemedi. Bu araştırma sonucu elde edilen yeni bilgilere göre; AP Akçaabat İlçe Başkanı olmadan önce sporla da ilgilenen Birincioğlu, Trabzon'un Akçaabat İlçesi'nin takımları olan Sebat Gençlik ve Tütün Spor Kulüplerinde başkanlık yaptı. 1965 ve 1969 Milletvekili Seçimlerinde AP Trabzon Milletvekili adayı oldu ve seçilerek Meclis'e girdi. II. ve III. Demirel Hükümetlerinde Gümrük ve Tekel Bakanlığı yaptı ve 12 Mart Muhtırasıyla birlikte bu bakanlığı sona erdi. Meclis içi en yoğun faaliyetlerini, Gümrük ve Tekel Bakanlığı sırasında gösterdi. Adı da en çok eski Gümrük ve Tekel Bakanı olarak anıldı. Gümrük kapılarına gece gündüz demeden, kimi zaman bir işçi kimi zaman bir köylü kılığında baskınlar yaparak gümrük kapılarının işleyişini, memurların rüşvet alıp almadığını bizzat kontrol etti. Bundan dolayı milletvekilleri ve senatörler kendisine "Jet 2" lakabını taktı. Yine bu bakanlığı sırasında, özellikle kaliteli tütün ve çay üretimi için bazı standartlar getirmeye çalışsa da alışılmış düzene göre çıkar elde edenlerin tepkisiyle karşılaştı. Yine de kendince doğru bildiğinde ısrarcı oldu. 1973 Milletvekili Seçimlerine de AP Trabzon Milletvekili adayı olarak katıldı fakat seçilemedi. 1975'te AP Trabzon Senatörü seçilene dek PTT ve Ereğli Demir Çelik gibi kamu kuruluşlarında yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ardından 1979'da kurulan VI. Demirel Hükümetinde Millî Savunma Bakanlığı yaptı. Bu Bakanlığı da tıpkı önceki bakanlığı gibi askeri müdahale sonucu kısa sürdü. Birincioğlu bundan sonra siyasete küstü ve yalnızca bazı kamu kuruluşlarında yönetim kurulu üyeliği yaptı. Son görevinden de 1997 yılında ayrılarak tamamen emeklilik hayatı yaşadı. 20 Ocak 2007'de vefat etti. Kabri Trabzon'un Akçaabat İlçesi'nin Osmanbaba Mahallesi'nde, ilk eşi olan Fatma Sebahat hanımla yan yanadır.