Theses supervised by Prof. Dr. İsa Sağbaş
14 theses · Afyon Kocatepe University
Türkiye'de vergi tahsisine dayalı bölgesel net mali yansımanın analizi
Verginin doğduğu yerde ödenmemesi gerçek bölgesel vergi yükünün hesaplanmasına engel teşkil etmektedir. Birçok bölgede faaliyet gösteren şirketin vergi gelirleri sadece genel merkezin olduğu ilde ödenmektedir. ABD ve Kanada gibi ülkelerde vergi tahsisi yöntemiyle vergi doğduğu yerde ödenmese bile gerçek bölgesel vergi yükü hesaplanmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve sigara üzerinden alınan özel tüketim vergisi için vergi tahsisi modeli geliştirilmiştir. Çalışmada 81 ilin 2019 yılı verileri kullanılmıştır. Yatay kesit veri kullanılarak yapılan regresyon analizlerinde anlamlı bulunan değişkenlerin katsayıları ağırlık olarak kullanılmıştır. Vergi tahsisi ile 81 il için gerçek vergi yükü tahmin edilmiştir. İllerin kamu giderleri, hesaplanan vergi gelirlerinden düşülerek bölgesel net mali yansıma hesaplanmıştır. Bulgular vergi tahsisi analizinden sonra illerin vergi gelirleri arasında yer alan dengesizliğin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgulara göre en yüksek kişi başına vergi gelirine sahip il ile en düşük il farkı 109 kat iken bu rakam vergi tahsisi sonrasında yaklaşık 3 kat olmuştur. Gelir vergisinde, vergi tahsiline göre en yüksek vergi gelirine sahip il ile en düşük il farkı 16 olarak gerçekleşmişken, bu fark vergi tahsisi sonrasında 4 kata inmiştir. Kurumlar vergisinde, vergi tahsil rakamlarına göre bu fark 181 kat iken, vergi tahsisi sonrasında 8 kat olarak gerçekleşmiştir. KDV uygulamasında, vergi tahsiline göre en yüksek vergi gelirine sahip ile en düşük il farkı 861 kat olarak gerçekleşmiş, bu fark vergi tahsisi sonrasında yaklaşık 3 olmuştur. Net mali yansıma analizi bulgularına göre 10 ilin vergi gelirleri kamu giderlerinden fazla iken, vergi tahsisi sonrasında 43 ile yükselmiştir. Bulgulara göre vergi tahsisi sonrasında iller arasında yakınsamanın gerçekleştiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Vergi tahsisi, bölgesel vergi yükü, bölgesel net mali yansıma.
Üniversitelerin kurum iç değerlendirme raporlarının misyon ve vizyon analizi
Bu çalışmanın amacı, üniversitelerin kurum iç değerlendirme raporlarını hazırlarken kurumun misyonu ve vizyonuna ne kadar dikkat edildiğini analiz etmektir. Üniversiteler, misyon ve vizyonlarını stratejik planlarında belirlemektedir. Misyon, gerçekleştirilen tüm faaliyetler ile sunulan tüm hizmetleri kapsayan şemsiye bir kavramdır. Vizyon ise uzun vadede gerçekleştirilmek ve ulaşılmak istenilen yeri yansıtan bir bildirimdir. Üniversitelerin misyon ve vizyon ifadelerini kurum iç değerlendirme raporlarına yansıtmaları gerekmektedir. Çalışmanın örneklemini 1992 yılından önce kurulan devlet üniversiteleri, 1992 yılında kurulan devlet üniversiteleri ve 2002 yılından önce kurulan vakıf üniversiteleri oluşturmaktadır. Çalışmada üniversitelerin yürürlükte bulunan stratejik planlarında belirlenmiş misyon ve vizyon bildirimlerinde en sık tekrar eden yedi kelime ayrı ayrı tespit edilmiş ve bu kelimelerin üniversitelerin 2021 yılı kurum iç değerlendirme raporlarında ne kadar yansıttıkları incelenmiştir. Bu incelemede MAXQDA Analytics Pro programının 2022 yılı sürümünden faydalanılmıştır. Ayrıca nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Dokümanların analiz edilmesiyle elde edilen bulgular sonucunda gruplar arasında ve grup içinde benzerlik ve farklılıkları tespit edebilmek için kıyaslama çalışması yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda üniversitelerin misyon ve vizyon bildirimlerini kurum iç değerlendirme raporlarına yeterince yansıtmadıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte gruplar arasında kıyaslama yapıldığında misyon ve vizyon bildirimini yansıtmada en başarılı grubun 1992 yılından önce kurulan devlet üniversiteleri olduğu görülmüştür.
Orta gelir grubu gelir dağılımı dengesizliğinin hesaplanması: Afyonkarahisar örneği
İktisatta, gelir dağılımı bir ülkede toplam GSYH'nin insanlar ve üretim faktörleri arasında nasıl dağıldığını gösterir. Gelir dağılımı çalışmalarında toplam nüfus beş eşit gruba ayrılmaktadır. Ancak en yoksul %20 ile en zengin %20'nin toplam nüfus içindeki yerinin az olduğu bilinmektedir. Ortada yer alan grubun toplam nüfus içindeki payının ise göreli olarak fazla olduğu bilinmektedir. Orta gelir grubunun kendi içindeki gelir dağılımı eşitsizliğinin hesaplanması bu tezin temel amacıdır. Eğer orta gelir grubunun kendi içindeki gelir dağılımı eşitsizliği tüm ülkenin gelir dağılımı eşitsizliğinden önemli bir şekilde farklılık arz ediyor ise bunun takip edilmesi önemlidir. Bu çalışmada orta gelir grubunun kendi içindeki gelir dağılımının hesaplanması için iki veri setinden yararlanılmıştır. Afyonkarahisar il merkezinde yapılan anket bulgularına göre, en yoksul ve en zengin grubun ortasında kalan grubun Gini katsayısı 0,27 bulunmuştur. TÜİK verileri kullanılarak aynı grup için Gini katsayısı 0,17 bulunmuştur. Bulgular orta gelir grubunun kendi içindeki gelir dağılımı eşitsizliğinin toplam gelir dağılımı eşitsizliğinden önemli bir şekilde az olduğunu göstermektedir.
Sosyal medyada vergi algısı
Bu çalışmanın amacı sosyal medyada vergi ve vergi algısını incelemektir. En yoğun kullanılan Google Scholar, Google, Wikipedia, Twitter gibi uluslararası, Ekşi Sözlük gibi ulusal sosyal medya platformları üzerinde vergi ve vergi algısı araştırılmıştır. Sosyal medya kullanıcılarının vergi ile ilgili oluşturdukları içerikler, paylaştıkları düşünceler ve paylaşım yapma sıklıkları incelenmiştir. Ayrıca vergiden sorumlu bakanlık olan Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın sosyal medya kullanım düzeyi ile ilgili araştırma yapılmıştır. Toplanan birincil veriler içerik analizi, dönemler arası karşılaştırma gibi yöntemlerle analiz edilmiştir. Sosyal medyada vergi konusunun artan bir şekilde ilgi gördüğü gözlenmiştir. Verginin sosyal medyada hızlı bir şekilde gündem olduğu ve kullanıcılar tarafından paylaşılan içeriklerde yer bulduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumdaki vergi algısını olumlu yönde geliştirmek ve vergi ile ilgili konularda toplumu bilgilendirmek için sosyal medyanın geleneksel medyadan daha önemli bir enstrüman olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya, vergi, vergi algısı.
Türkiye'de kamu harcamalarında etkinlik üzerine bir inceleme: Tıbbi görüntüleme cihazlarının dağılımı örneği
2020 yılı başlarında tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını, hem ulusal hem de küresel bazda sağlık harcamalarının önemini bir kez daha göstermiştir. Bu çalışmada, sağlık harcamaları kapsamında önemli bir yeri olan tıbbi görüntüleme cihazlarının bölgesel dağılımında etkinlik araştırılmıştır. Çalışmada, Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması Düzey 1'de yer alan 12 bölgenin verileri kullanılmıştır. Tıbbi görüntüleme cihaz sayıları ve görüntüleme sayıları açısından bölgeler arası karşılaştırma yapılmıştır. 1.000.000 Kişiye düşen toplam tıbbi görüntüleme cihaz sayısı göstergesine göre en fazla tıbbi görüntüleme cihazı İstanbul'da, en az tıbbi görüntüleme cihazı ise Ortadoğu Anadolu Bölgesindedir. Bölgeler ve sektörler bazında her 1.000 muayene için istenilen görüntüleme sayısı göstergesine göre görüntüleme sayısının en yüksek olduğu bölge İstanbul, en az olduğu bölge ise Doğu Karadeniz olarak bulunmuştur. Elde edilen bulgular tıbbi görüntüleme cihazlarının ve görüntüleme sayısının bölgesel dağılımlarında sektörlere göre farklı eşitsizlik olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kamu Harcamaları, Kamu Harcamalarında Etkinlik, Tıbbi Görüntüleme Cihazları, Bölgesel Dağılım
Gelir vergisi tarifelerinin ekonomik analizi (2003-2020)
Türkiye'de gelir vergisinde artan oranlı tarife kullanılmaktadır. Bu uygulamanın iki temel avantajı ve amacı bulunmaktadır. Artan oranlı vergi tarifesi ile vergi ödeme gücü tespit edilmekte ve dikey vergi adaleti gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmada 2003-2020 dönemi gelir vergisi tarifeleri analiz edilmiştir. Gelir vergisi tarifelerinin dikey adaleti sağlamada başarısı ortalama vergi oranı ve marjinal vergi oranı göstergeleri ile incelenmiştir. Bulgular tarifelerin dikey adalet amacını gerçekleştirmede başarılı olduğunu göstermektedir. Tarifelerin uzunluk ve yükseklik farkları sonuçları dönem sürecinde yükseklik farkı sabitken, uzunluk farkının arttığını göstermektedir. Bu bulgu zayıf artan oranlı tarife uygulandığını göstermektedir. Gelir vergisinin konjonktürel esnekliğinin dönem ortalamasının 1,60 olarak gerçekleşmesi gelir vergisi hasılatındaki artışının GSYH artışından daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu bulgu uygulanan gelir vergisi tarifelerinin bir çıktısıdır ve gelir vergisinin otomatik istikrar sağlayıcılık işlevi görebilmesi açısından olumludur. Gelir vergisi tarifeleri kullanılarak hesaplanmış reel gelir vergisi bulguları, reel verginin oldukça stabil olduğunu göstermektedir. Bulgular, 2010 ve 2011 hariç, gelir vergisi tarifelerinin enflasyonu dikkate alarak hazırlandığını göstermektedir.
Türkiye'de katma değer vergisinin tüketim eşitsizliği üzerine etkisi: Bir simülasyon analizi
Tüketim eşitsizliği insanların aynı miktarda veya aynı oranda tüketim yapamamasından kaynaklanmaktadır. Gelir ve servet eşitsizliğinin yanı sıra tüketim eşitsizliği de hanehalklarının refah düzeyini etkilemektedir. Ampirik delile dayalı tüketim eşitsizliği çalışmaları sosyal refahın hakkaniyetli dağılımının izlenmesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır: i)Türkiye'de tüketim eşitsizliğini hesaplamak; ii) Katma Değer Vergisi (KDV) simülasyonlarının tüketim eşitsizliği üzerindeki etkisini araştırmak. Çalışmanın ampirik bölümünde Türkiye İstatistik Kurumu Yıllık Hanehalkı Bütçe verileri kullanılmıştır. Bu çalışmada 2003-2014 dönemi için altı eşitsizlik ölçüm yöntemi kullanılarak tüketim eşitsizliği hesaplanmıştır. Bu 12 yıllık dönemde tüketim eşitsizliği, 2008 yılında en düşük seviyedeyken 2011 yılında en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Kriz dönemlerinde tüketim eşitsizliğinde tespit edilen artışlar tüketim eşitsizliğinin Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürel durumdan etkilendiğini göstermektedir. 3065 sayılı Katma Değer Vergi kanununda belirtilen üç farklı KDV oranına (%1, %8, %18) değiştirilerek 6 simülasyon modeli altında 51 senaryo ile KDV'nin tüketim eşitsizliği üzerindeki etkisi araştırılmıştır. KDV simülasyon sonuçlarına göre diğer iki oran aynıyken standart %18 oranının artırılması tüketim eşitsizliğini azaltmaktayken bu oranın azaltılması ise tüketim eşitsizliğini artırmaktadır. İndirimli %1 ve standart %18 oranları değiştirilmeden indirimli %8 oranının azaltılması tüketim eşitsizliğini azaltmaktayken bu oranın artırılması ise tüketim eşitsizliğini artırmaktadır. Tek oran şeklinde uygulanan KDV oranı değiştirildiğinde ise tüketim eşitsizliği değişmemektedir. Ayrıca standart ve indirimli KDV oranının görece çok yükseltildiği durumlarda tüketim eşitsizliği artmaktadır. Bu çalışmada elde edilen ampirik bulgulara dayalı olarak vergi politikası ile tüketim eşitsizliğinin etkilenebileceği iddia edilebilir.
Asimetrik bilginin neden olduğu maliyetin tahmini: Türkiye otomobil sigorta sektörü örneği
Bir piyasa başarısızlığı olan asimetrik bilgi, belirsizlik ve risk unsurlarının ön plana çıktığı sigorta sektöründe sıklıkla görülmektedir. Hayat dışı sigorta branşları arasında yer alan otomobil sigorta sektöründe bireyler, bir poliçe satın alarak gelecekteki riskleri sigorta şirketine devrederler. Sigorta şirketi ise riski satın alan taraftır. Riskin fiyatı olan poliçe bedelini sigorta şirketi belirler. Poliçe bedeli belirlenirken sigorta şirketleri, araç ve sahibi hakkında ulaşabildiği bilgileri esas alır. Sigorta şirketleri genellikle, risk düzeyi yüksek ve düşük olan araç sahiplerini ayırt edemez ve ortalama bir fiyat uygular. Bu fiyat, risk düzeyi düşük olan bireylere bir maliyet yüklerken risk düzeyi yüksek bireylerin maliyetine sigorta şirketi katlanır. Bu çalışmanın ilk amacı, Türkiye otomobil sigorta sektöründe asimetrik bilginin varlığını test etmektir. İkinci amacı ise asimetrik bilginin varlığı durumunda neden olduğu maliyeti tahmin etmektir. Çalışma, otomobil sigorta sektörünün prim üretimi ve tazminat ödemesi açısından yaklaşık %97'sini oluşturan kasko ve trafik sigortası özelinde yapılmıştır. En fazla kasko ve trafik sigorta poliçesinin düzenlendiği üç ilde (İstanbul, Ankara, İzmir) yürütülen çalışmada, kolayda örneklem yöntemi ve anket tekniği ile 408 poliçe sahibinin verileri elde edilmiştir. Fiyat tahmin yöntemleri arasında yer alan hedonik fiyatlandırma modeli aracılığıyla kasko ve trafik sigortası için poliçe fiyatları tahmin edilmiştir. Hedonik fiyatlandırma modeliyle yapılan çoklu regresyon analizleri sonucunda hem kasko hem de trafik sigortasında asimetrik bilginin varlığı ortaya konulmuştur. Bunun yanı sıra, asimetrik bilgiye neden olan faktörler belirlenerek bu faktörlerin poliçe bedeli üzerindeki etkileri tahmin edilmiştir. Asimetrik bilgi nedeniyle kasko sigortasında beş, trafik sigortasında ise altı faktörün maliyete neden olduğu tespit edilmiştir. Asimetrik bilginin neden olduğu maliyet, kasko sigortasında poliçe bedelinin %60'ı iken trafik sigortasında poliçe bedelinin %65,3'ü olarak tahmin edilmiştir. Asimetrik bilginin neden olduğu maliyete ise çoğunlukla poliçe sahipleri katlanmaktadır. Asimetrik bilginin varlığı ve genellikle poliçe sahiplerine olan maliyeti, devletin regülasyon fonksiyonunu ön plana çıkarmaktadır. Kasko ve trafik sigortasında yapılacak regülasyonlarla asimetrik bilgi en aza indirilebilir. Bu durumda hem sigorta şirketlerinin hem de poliçe sahiplerinin daha rasyonel kararlar vermesi sağlanabilir.
Vergi ödemeyi açıklamada beklenti teorisi
Bireylerin tercihleri, geçmişten günümüze araştırmacıların her daim ilgisini çeken bir konu olmuştur. Özellikle son yıllarda bireylerin nasıl tercih yaptıklarına dair araştırmalar, psikoloji ve iktisat bilimi araştırmacılarını disiplinlerarası çalışmalar yapmaya yönlendirmiştir. Davranışsal iktisat araştırmacıları gerçekleştirdikleri laboratuvar deneyleri ile bireylerin gerçekte nasıl tercih yaptıklarını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Davranışsal iktisada önemli bir katkı sunan Kahneman ve Tversky'nin birlikte geliştirdikleri beklenti teorisi, rasyonel karar verme konusuna yeni bir bakış açısı getirmiştir. Kayıptan kaçınma da beklenti teorisi kapsamında ele alınan konulardan birisidir. Aynı miktarda kayıp ile kazancı karşılaştıran bireyin bu kayba, kazanca göre daha fazla değer atfetmesi 'kayıptan kaçınma' olarak adlandırılmıştır. Kayıptan kaçınma, ekonomik analizlerde giderek daha fazla ilgi gören önemli bir psikolojik kavramdır. Mükelleflerin vergiye karşı tutum ve davranışlarında psikolojilerinin önemli bir yer edindiğini ortaya koyan deneysel çalışmalar bu alana yeni bir yön vermiştir. Böylece vergi uyumunu etkileyen ekonomik ve mali faktörlerin yanında ekonomi-dışı faktörlerin de önemi artmıştır. Bu çalışmanın amacı, vergi uyumunda kayıptan kaçınmanın ve bireylerin risk düzeyinin etkili olup olmadığının tespit edilmesidir. Anket tekniği ile elde edilen 817 anket verisinin analizinde Logit ve Tobit regresyon modellerinden yararlanılmıştır. Tversky & Kahneman tarafından 2,25 olarak hesaplanan kayıptan kaçınma oranı 4,50 olarak hesaplanmıştır. Kayıptan kaçınmaya ilişkin bulgular; bireylerin risk düzeyi arttıkça kayıptan kaçınma oranının azaldığını, yaşadıkları bölgenin nüfusu arttıkça da kayıptan kaçınma oranının arttığını göstermektedir. Vergi uyumu - kayıptan kaçınma ilişkisine dair bulgular ise kayıptan kaçınma oranı yüksek olan bireylerin düşük olanlara göre %34,7 daha az vergi ödemek istediklerini, bireylerin risk düzeyi ile vergi uyumu arasında anlamlı bir ilişki olmadığını, sosyal bilimler alanında eğitim alan bireylerin sosyal bilimler alanından başka bir alanda eğitim alan bireylere göre %19 daha fazla vergi ödemek istediklerini göstermektedir.
TOPSIS yöntemiyle elde edilen sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksi ile vergi gelirleri arasındaki ilişki: Afyonkarahisar örneği
Bu çalışmada Afyonkarahisar ilinde sosyo-ekonomik gelişmişliğin yerel düzeyde ölçümü hedeflenmiştir. Araştırmada demografik, eğitim, sağlık, ekonomi ve diğer refah olmak üzere 5 farklı gösterge başlığı altında, toplam 44 adet değişkenin yer aldığı veri seti kullanılmıştır. Çok değişkenli istatistiksel yöntemlerden TOPSIS modeli (Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution) kullanılarak ilçeler sosyo-ekonomik gelişmişliklerine göre sıralanmıştır. Sosyo-ekonomik gelişmişlikle vergi gelirleri arasında bir ilişki olup olmadığı sıralı korelasyon katsayısı yöntemi ile incelenmiştir. Bulgulara göre Sosyo-ekonomik gelişmişlikle vergi gelirleri arasında pozitif ve güçlü bir ilişki gözlenmiştir. Yerel politikalar uygulanırken belirlenen sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesinin dikkate alınması kaynakların daha etkin kullanımını olumlu yönde etkileyecektir.
Eğitim ve sağlık harcamalarının gelir ve ikame etkisinin analizi
Devletin elde ettiği vergi gelirlerinin hane halkları üzerinde gelir ve ikame etkisi olduğu gibi kamu harcamalarının da hane halkları üzerinde gelir ve ikame etkisi vardır. Kamu harcamaları nedeniyle insanların daha fazla çalışma isteğinde bulunmasına gelir etkisi denir. Kamu harcamalarının hane halklarını aylaklığa teşvik ettiği duruma ikame etkisi denir. Bu çalışmada eğitim ve sağlık harcamalarının gelir ve ikame etkisi incelenmiştir. Anket yolu ile elde edilen veriler çapraz tablo analizi başta olmak üzere, istatistiki yöntemlerle analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular eğitim harcamalarının gelir etkisine yol açtığını göstermektedir. Bulgular sağlık harcamalarının gelir etkisine neden olmadığını göstermektedir. Karşılaştırmalı analiz bulguları eğitim harcamalarında ortaya çıkan gelir etkisinin sağlık harcamalarında ortaya çıkan ikame etkisinden daha büyük olduğunu göstermektedir. Bunun iki nedeni tespit edilmiştir: Özel eğitim kurumlarının kamu eğitim kurumlarından daha kaliteli kabul edilmesi ve özel eğitim harcamalarına ayrılan payın toplam özel tüketim miktarına oranının özel sağlık harcamalarından fazla olması.
Vergiye uyum sağlama konusunda yapılan teşviklerin vergi algısı üzerindeki etkisi: Deneysel bir araştırma
Vergi, devletin yapmış olduğu harcamaları ve borçları finanse etmek için alınmaktadır. Durum böyle olmakla birlikte, bireyler vergi sonucunda bir gelir kaybına uğrarlar. Devlet vergi toplarken birçok zorlukla karşılaşmaktadır. Bireyler gelirlerinin azalmasını istememektedir. Bunun için vergiye karşı bir tepki gösterirler. Bu tepkiler olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilmektedir. Bazı mükellefler vergisel yükümlülüklerin gönüllü olarak eksiksiz ve zamanında yerine getirmektedir. Bazıları ise bu süreçte gönülsüz davranabilmektedir. Vergi ödememenin yollarını aramaktadır. Bu süreç kanuni yollarda olabileceği gibi kanun dışı yollarda da olabilmektedir. Çalışmanın amacı, vergiye uyum konusunda teşvik edilmiş bireyler ile edilmemiş bireyler arasında, vergi algılama düzeylerinde bir farklılık olup olmadığının belirlenmesidir. Bu amaçla, deneysel bir çalışma yapılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular, bilgisayar destekli istatistiksel programlar yardımıyla analiz edilmiştir. Bunun sonucunda, vergiye uyum konusunda teşvik edilmiş bireyler ile edilmemiş bireyler arasında vergi algılama düzeylerinde bir farklılık tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergi uyumu, vergi algısı, vergi psikolojisi, vergi sosyolojisi, deneysel yöntemler, deneysel iktisat.
Ortak malların yönetilmesinde piyasa ekonomisinin rolü
Göl, sulama sistemi, avlanma sahası, balık rezervi, orman, ve meralar ortak mallara örnek gösterilebilir. Genellikle ortak malların yönetimi devlet tarafından yapılmaktadır. Piyasa ekonomisi ortak malların kullanımında başarısız olmaktadır. Bazı istisnai örnek uygulamalarda özel sektör ortak malları yönetebilmektedir. Antalya Alanya'da balık rezervinin kullanımı ve Sinop şehir içi trafik yönetimi Türkiye'de özel sektörün ortak malları yönetmesine örnek olarak gösterilebilir. Bu çalışmada Alanyalı balıkçılar ve Sinop'ta yaşayan kişiler ile mülakat ve gözlem tekniği kullanılarak, ortak malların yönetilmesinde özel sektörün başarılı olup olmadığı araştırılmıştır. Bulgular, ortak malların (Alanya'da balık rezervinin kullanımı ve Sinop şehir içi trafik yönetimi) piyasa ekonomisi tarafından da başarıyla yönetildiğini ortaya koymaktadır.
Türkiye'de telekomünikasyon sektöründe arabağlantı ücretlerinin regülasyonu
Ülkelerin "ekonomik kalkınma kaldıracı" olarak anılan Telekomünikasyon Sektörünün ana damarlarından birini oluşturan "arabağlantı ücretlerinin regülasyonu" sektörel rekabetin tesisi açısından oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Regülasyonların etkin ve etkili bir biçimde yapılmasında ve piyasada pazar hakimiyetine sahip olan işletmecilerin tekelci bir konuma gelmesinin önlenmesinde bağımsız düzenleyici kurumlara büyük görevler düşmektedir. Bu çalışmada, ülkemizde telekomünikasyon sektöründe bağımsız düzenleyici kurum olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun arabağlantı ücretlerini düzenlemedeki etkinliği, kullanmış olduğu yöntemler ve sektörel rekabetin tesisi konusundaki faaliyetleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, Bilgi teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun etkin, yerinde ve başarılı regülasyonlar yaptığını ortaya koymaktadır. Bu durum pazar payı daha küçük olan işletmecilere, tüketicilere ve sektörün sağlıklı bir biçimde işlemesini sağlayacak olan rekabet ortamının korunmasına da büyük avantajlar sağlamaktadır.