Prof. Dr. Kemal Arı danışmanlığındaki tezler

10 tez · Dokuz Eylül University

DoktoraAçık ErişimTR

1930 dünya ekonomik bunalımı sonrasında Türkiye'de ekonomik politika arayışları

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti yıkılırken Anadolu'da yeni bir savaş başlamış ve bu savaş sonrasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Bir bağımsızlık savaşının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti siyasi bağımsızlık kadar ekonomik bağımsızlığı da önemsemiştir. Bu doğrultuda yeni devlet ekonomi politikasını henüz Cumhuriyet ilan edilmeden 1923 yılının Şubat ayında toplanan İzmir İktisat Kongresi'nde belirlemiştir. Kongre bir yandan "milli iktisat" vurgusunu ortaya koyarken diğer yandan milli iktisat anlayışına zarar vermediği ölçüde yabancı sermayeye geçit vermişti. Kongrenin toplandığı tarihle 1929 yılına kadar geçen süre bir yandan Türkiye'de ekonominin kurumsallaşması, diğer yandan da liberal ekonomik politikaların uygulandığı dönem olmuştur. Ancak bu liberal süreç çok fazla sürmemiş ve 1929'da Amerika'da başlayıp giderek tüm dünyayı etkisi altına alan büyük ekonomik krizin etkileri dalga dalga Türkiye'ye de yansımıştır. Ekonomik bunalım Türkiye'de işsizlik, iflas, açlık, intihar gibi sosyal sorunların ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Söz konusu ekonomik kriz, kapitalizmin o güne kadar yaşadığı en önemli krizdir. Ancak aynı dönemde Rusya'da uygulanmakta olan planlı ekonomi ve Sovyetlerin ekonomi politikası bu küresel krizden en az yara alarak çıkan sistem olduğu için de dünyada talep görmeye başlamıştır. Hatta Rusya'da uygulanan ekonomik model Türkiye'nin söz konusu dönemde ekonomik bunalım karşındaki arayışlarında yer yer örnek de alınmıştır. Böylece bunalım ortamında Türkiye'de ekonomide yeni arayışlar kendini göstermiştir. Kamuoyunda ekonomi politikalarında izlenmesi gereken yolla ilgili kimi öneriler de belirmiştir. Bunalım ortamında Türkiye'nin nasıl bir ekonomik model izleyeceğine dair önemli tartışmalar yaşanmış ve devletin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ekonomideki etkinliği artarken; himayeci ekonomik politikalar görülmeye başlanmıştır. Bu yeni süreç Türkiye'de devletçilik dönemi olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma 1929 dünya ekonomik bunalımının dünyada ve Türkiye'de meydana getirdiği sorunlar, bunalımın etkileri, dönemin sosyal sorunları üzerinde yoğunlaşarak ve Türkiye'nin bunalım ortamında nasıl bir ekonomik politika oluşturmaya çalıştığı üzerinde durmaktadır.

Dünya krizi 1929Ekonomi politikalarıEkonomik etki+3
Alev Gözcü
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'de Japonya algısı

İkinci Dünya Savaşı'nda Uzakdoğu'da bulunan Japonya'nın, Türkiye' de emperyalist bir güç olarak algılanmasına etken olmuştur. Özellikle dünya savaşı öncesi Avrupa'nın durumuna ve Türkiye'nin savaş döneminde bulunduğu şartlara kısaca bakıldığında Türkiye'nin bulunduğu zor şartlar karşısında izlediği politika ele alınmıştır. Japonya'nın savaşa girişi ve bu savaş içerisinde Türk basınında nasıl bir algı yarattığı aktarılırken Amerika ile Japonya kuvveti arasında kıyaslama yapılarak Japonya'nın savaşı kaybedeceği görülmektedir. Japonya'nın güttüğü Asyacılık politikasının taraftar toplayamaması olağan bir durum olduğu değerlendirilmiştir. Japonya'nın Pearl Harbor baskını ile savaşa müdahil olduğu ve bu baskından sonra Japonya, Avrupa'da yaşanan savaşı da fırsat bilerek Asya'da hızlı bir şekilde topraklarını büyüttüğü ve kısa sürede bölgede emperyalist bir güç olduğu gözlenmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonları yaklaşırken Japonya ile ilişkilerin kesilmesi ve Japonya'ya savaş ilanı ile Birleşmiş Milletler Cemiyetinde söz hakkına sahip olması hakkını elde ettiği görülmektedir. Savaşın sonunda belirleyici "Kıyamet Bombası" olarak nitelendirilen atom bombasının Türkiye'de ki yansımaları aktarılmıştır. Bu nokta da savaşın sonunu belirleyen Japonya'nın teslimiyet durumunun çok kolay olmayacağı, bu durumu Türk yazarlarının ortak düşünce çerçevesinde aktardıkları değerlendirilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sürecinde Türk basının da Japon kişiliklerin hayatları, savaş sürecinde nasıl bir yaşam sürdükleri ve imparator Hirohito'nun yaşamı ele alınmıştır. Aynı zamanda Japonların inançları doğrultusunda örf ve adetlerine bağlılığı, sosyo-kültürel yaşamlarına yönelik bilgiler de verilmiştir. Türk mizahında Japonya, mecâzi anlatımlarla ele alınmış karikatürler ile görsel olarak Japonya algısı yaratılmıştır. Karikatürler çoğunlukla işgalci Japonya olarak ele alınmış ve bu şekilde davranan ülkelerin sonunun neler olduğu sert bir şekilde yansıtıldığı görülmektedir. Savaş sürecinde türlü sıkıntılarla mücadele eden Türkiye'de Japonya algısının oluşumu ve gelişimi sürecinde nelerin etkili olduğu ele alınarak anlatılacaktır.

Serkan Akpınar
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2013
10
DoktoraAçık ErişimTR

1974 öncesinde Türkiye'nin Kıbrıs politikası, vizyonu ve uygulamaları

Kıbrıs sorunu, resmi olarak 1954 yılında Türkiye'nin gündeminde yer almaya başlamıştır. Bu tarihe kadar Türkiye, Kıbrıs Adası'nı ele geçirmek isteyen Yunanistan karşısında, Ada'nın İngiltere'ye ait olduğu gerekçesiyle sessiz kalmış ve "Kıbrıs diye bir sorunumuz yoktur" politikası izlemiştir. Yunanistan'ın Kıbrıs konusunu 1954 yılında Birleşmiş Milletler'in gündemine getirmesi üzerine, Türkiye de bu soruna kendi iradesi dışında taraf olmak durumunda kalmıştır. Bu tarihten sonra Türkiye'nin, Kıbrıs konusunda izlediği politikalar üç aşamadan geçmiştir. Birinci aşamada; Türkiye, Kıbrıs'ın, İngiltere tarafından Türkiye'den alındığı için Ada'nın bütünüyle Türkiye'ye geri verilmesi anlamına gelen "ilhak" tezini savunmuştur. Ancak kısa bir süre sonra bu politikanın başarılı olamayacağı anlaşılmıştır. Türkiye, ikinci aşamada, dönemin siyasi, ekonomik koşullarının zorlaması ve İngiltere'nin de baskıları sonucunda, 1957 yılından itibaren, Kıbrıs Adası'nın paylaşılmasına razı olmuş, yani "Taksim" tezini benimsemiştir. Ancak bu politika da uzun ömürlü olmamış ve Türkiye üçüncü ve son aşamada, İngiltere'nin empoze ettiği ve taraflara baskı yaparak kabul ettirdiği federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulması yolundaki çözümü kabul etmiştir. Bu çözümün sonucu olarak, 1959'da Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalanmış ve İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın garantörlüğünde Kıbrıs Federal Cumhuriyeti kurulmuştur. Kıbrıs Cumhuriyeti de ancak üç yıl yaşamış ve iki toplum arasındaki mücadele, 1974 Barış Harekâtı'na giden sürece tanıklık etmiştir. Bu çalışmada, Kıbrıs'ın Türkiye için tarihsel, kültürel ve özellikle stratejik önemi ortaya koyulmuş ve Türkiye'nin 1974 öncesindeki Kıbrıs politikaları ve bu politikalardaki değişkenlikler incelenerek, bu değişkenliklere etki eden iç ve dış unsurların neler olduğu sorularına yanıt aranmıştır. Kıbrıs'taki Türk vizyonunun, Türkiye'nin kendi istemi ve gereksinimleri kapsamında saptanıp saptanmadığı ortaya koyulmuştur.

Turgay Bülent Göktürk
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de kırsal hayat (1960-1970)

1960 yılında genel Türkiye nüfusu 27 754 820 kişidir. Bunun 18 895 089'u kırsal alanda yani ilçe, köy ve mezralarda yaşamaktadır. Kırsalda yaşayan nüfus Türkiye'nin % 68.07'sini oluşturmaktadır. Bu dönemde Anadolu hala köylü bir coğrafyadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada gelişen kapital, liberal sistemlere entegre olmaya çalışan Türkiye, bu dönemde kırsalda etkin olamayan bu büyük kitlesinin bir kısmını bilinçli olarak kentlere yani ticaret ve sanayi alanlarına kaydırmak durumundadır. Buradan beklentisi ise büyük ekonomiler gibi kalkınabilmektir. Dolayısıyla ilk olarak nüfusunun gerekli ihtiyaçlarına cevap veremediğini anladığında nüfusun kontrol altına alınmasını sağlamaya çalışmıştır. Bu kapsamda 1 Nisan 1965 tarihinde Nüfus planlaması hakkında bir yasa çıkararak bireylerin tıbbi yöntemlerle doğumu kontrol edebilmesine olanak sağlamıştır. Modernleşme ve kalkınmanın koşulu olan eğitimli kitle yaratma anlayışında ise başarı yarı yarıyadır. 35.339 köyün % 45'inde okul yoktur. Sağlık alanında ise Birinci Beş yıllık Kalkınma planları kapsamında sosyalizasyon politikaları ve toplum kalkınması planları ile toplumun temel sağlık hizmetlerinden yararlanması amaçlanmıştır. Bu dönemde Türkiye'de her 40.000 kişiye 1 doktor düşmektedir. Anadolu kırsalında yaklaşık 10.000 milyon insan su kaynaklarına uzaktır. Tarım da ise temel geçim kaynağı ziraat, avcılık, ormancılık, balıkçılık vb. olan insan genele oranlar % 74.9'dur. Kırsal Buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır ve pirinç gibi ürenler ekilmektedir. Ancak yalnızca 35.584.000 hektarlık bir alan tarla, bağ, bahçe, zeytinlik olarak kullanılmaktadır. Geri kalanı ise ekilememektedir. Bu da toprağı olmayan köylülere toprak dağıtılması için çözüm aranmasını gerekli kılmıştır. Bu dönemde Türkiye iki kalkınma planını hayata geçirmiştir. Köyün, kırsalın ürettiği tarımsal ürünlerin sanayi dallarına dönüştürülmesine çalışılmıştır. Ancak devletin kalkınmaya ayırdığı yetersiz bütçe oranlarıyla istenilen düzeyde gelişme yaşanamamıştır. Bu çalışma da 1960-1970 arasında Türkiye'de yöneticilerin kırsala yönelik politikalarının söylem-eylem karşılaştırması temelinde tarihsel analizi yapılmıştır. Bu dönem de kırsaldaki köylü ve çiftçilerin sosyo-ekonomik hayatlarının ne düzeyde ilgi gördüğü? Yaşam standartlarına yönelik ne gibi iyileştirmelerin yapıldığı? Kırsalın modernleşmesi adına neler yapıldığı? Dönemin kanun koyucusu olan Meclis ve Senato'nun kırsal alana dair sorunların tespiti ve çözümüne yönelik uğraşlarının nasıl bir yön izlediği irdelenmiştir. Araştırmamızın Nüfus, Eğitim, Sağlık, Tarım, Ulaşım/Güvenlik/Diğer Yaşamsal Sorunlar adıyla incelenen bölümlerinde 1960'lar da Anadolu kırsalında yaşanan ve çözüm bekleyen sorunları irdeledik.

KöylülükKırsal yaşamTürkiye
Gurbet Gökgöz Bilen
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2022
31
DoktoraAçık ErişimTR

Tek Parti Dönemi'nde Türkiye'de iktidar-azınlık ilişkileri ve kamuoyu

Tek Parti döneminde azınlık ilişkilerinin konu edildiği bu çalışmada, iktidarın azınlıklara yaklaşımı, azınlıklara yönelik politikalar ve kamuoyunun azınlıklara yönelik yaklaşımı ele alınmıştır. XIX yüzyıldan itibaren imparatorlukların başta milliyetçi ideoloji olmak üzere çeşitli nedenlerle çözülme sürecine girmesi, ulus-devletlerin kurulmasını gündeme getirmiştir. Benzer bir şekilde XIX. yüzyıldan itibaren çözülüşü hızlanan Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı'yla fiilen sona ermiştir. İtilaf devletlerinin Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu'yu işgal etmesi, Mustafa Kemal Paşa liderliğinde kurtuluşu yöneten kadronun kitleyle bütünleşmesini kolaylaştırmış ve emperyalist güçler ve onların alt emperyal unsurlarına karşı verilen mücadele sonucunda Türk ulus-devleti kurulmuştur. Türk ulus-devletinin kurucu antlaşması olan Lozan Antlaşması'yla azınlık hakları da uluslararası güvenceye alınmıştır. Bundan sonraki süreçte Türk toplumunu muasır medeniyetler düzeyine ulaştırmayı amaçlayan kurucu kadronun attığı adımlar, Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıkları yakından ilgilendirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin azınlıklara yönelik politikalarının temelinde ulus-devlet anlayışının homojen bir yapıyı temel alması ve imparatorluğun çözülüş sürecinde yaşananlar etkili olmuştur. Cumhuriyet'in kurucu kadrosunun modernleşme doğrultusundaki adımları, yeni bir ulus, kültür ve vatandaş yaratma çabaları iç içe geçmiştir. Kurucu kadronun amacı, bağımsız, homojen ve seküler bir ulus devlet anlayışına uygun adımlar atmak, kitlenin de bu doğrultuda hareket etmesini sağlamaktır. Siyasal, ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlarda atılan her adım ve yasal düzenleme, doğal olarak azınlıkların pozisyonlarına yansımış ve bu durum, azınlıkların hem cemaat içi hem de devlet kurumlarıyla olan ilişkilerinin yeniden yapılandırılmasını gündeme getirmiştir. Tek parti iktidarı, azınlıkların "makbul vatandaşlar" olmasını ve bu doğrultuda hareket etmesini önemsemiş, hatta talep etmiştir. Diğer bir ifadeyle azınlıkların, ulus-devlet, ulusal kimlik ve modernleşme doğrultusunda atılan adımlarla ve tek parti iktidarının uyguladığı politikalarla uyumlu hareket etmesi amaçlanmıştır. Tek parti döneminde azınlıklara yönelik uygulanan siyasal, ekonomik, kültürel ve toplumsal alandaki politikaların "içerilme", yani asimile etme ve "dışlanma-görünmez kılınma" arasında salındığını söylemek mümkündür. Bu çalışmada tek parti döneminde iktidar azınlık ilişkileri çok yönlü ele alınmış ve çalışmanın meseleyi açıklayıcı ve geliştirici olmasına önem verilmiştir.

Azınlık haklarıAzınlıklarKamuoyu+6
Coşkun Türkan
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

1960-1970 arasında İzmir'de sosyal yaşam

Bu tez 1960-1970 yılları arasında İzmir'in siyasal, sosyal ve ekonomik yapısını içine alan ve İzmir'i bütün yönleriyle inceleyen bir çalışmadır. Tezin çalışma konusunu oluşturan dönem 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile başlamış, 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası'na giden süreci de içine alarak 1970 yılında sona ermiştir. Bu 10 yıllık süreç içinde yaşananlar Türk demokrasi tarihi açısından bir dönem noktasıdır. Siyasal alanda yaşanan değişimler, toplumun her alanında hissedilmiş, insanların gündelik yaşantısını, kültürel etkinliklerini, eğitim ve sosyal hayatını, demografik yapısını ve ekonomisini derinden etkilemiştir. Konunun İzmir özelinde ele alınmış olmasının sebebi, İzmir'in yüzyıllar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olması ve Türkiye'nin üçüncü büyük kenti olmasıydı. İzmir'in yeniden yapılanma süreci, göçlerle birlikte gelen kültürel değişimler, gecekondulaşma, Dünya'da yaşanan gençlik hareketlerinin Türkiye'ye yansıması ve 68 kuşağı olayları bu yaşam kesitinin önemini bir kez daha pekiştirmektedir. Çalışma, kent merkezi ile sınırlı tutulmuş, gerekli görüldüğü yerlerde ilçelerden ve köylerden bahsedilmiştir. Döneme tanıklık etmiş kişiler, çocukluk ve gençlik anılarını iyisiyle kötüsüyle büyük bir özlem ile anarken yeni neslin bu bilgilerden eksik kalmasına gönül razı olmamış ve 1960'lı yılların tüm detayları okuyucunun gözleri önüne serilmiştir. Bu tezde çalışma yöntemi olarak arşiv kaynakları, dönemin gazeteleri ve dergileri, resmi belgeler, istatistiksel veriler kullanılmış ve döneme tanıklık etmiş kişilerin anılarından faydalanılmıştır. Daha çok 1. el kaynaklardan yararlanılarak yazılan tez için daha önce yapılan araştırmalar da incelenmiş ve bir bütünlük sağlanmaya çalışılmıştır. Tezin sonucunda ulaşılan nokta, 1960 yılında toplumsal yapıda değişimlerin başladığı; günümüz İzmir'inin yapılanma temelinin ve kültür çeşitliliğinin 1960'larda atıldığıdır.

Cumhuriyet tarihiSosyal hayatYaşam+1
Şenay Savur
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ant ve Yön dergilerinde iktidar tartışmaları

Bu çalışmanın konusu Ant ve Yön dergilerinde sosyalizme ulaşmada izlenen stratejileri incelemektir. 27 Mayıs 1960 ta gerçekleştirilen askeri müdahale sonrası Türk siyasi hayatında yaşanan kısmi özgürlük ortamında yayınlanan Ant ve Yön dergileri o dönemin sol basını içerisinde sosyalizm bilincini kitlelere anlatma ve açıklama rolünü üstlenmişlerdir. Dönemin sol örgütlerini de siyasal anlamda gelişmelerine önemli katkılar sunmuşlardır. Yön dergisi 21 Aralık 1961'den 12 Mart 1971 askeri müdahalesine kadar yayımlanmıştır. İktidara ulaşma stratejisi açısından zinde kuvvetler diye tanımladığı asker-sivil aydın öncülüğünde sosyalizme ulaşma yönetimi darbeci olarak nitelendirilmesine neden olmuştur. Ant dergisi, 1967-13 Mayıs 1971 yılları arasında yayımlanmış ve dönemin sol basını içerisinde bilimsel sosyalizmi savunmuştur. Yayın hayatı boyunca Türkiye İşçi Partisi yöneticilerinin açıklamalarını ve görüşlerini sayfalarında yayımlamışlardır. Anahtar Kelimeler: Sosyalizm, Marksizm, Ant Dergisi, Yön Dergisi, Sosyalist Devrim.

Ant dergisiDergilerMarksizm+5
Muhlis Kara
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal, kültürel ve ekonomik yönleriyle Buca (1950-1980)

Türkiye'nin tarihsel geçmişine baktığımızda, jeopolitik konumunun da etkisiyle oldukça güçlü, dinamik ve uzun bir siyasi tarihi olduğunu görüyoruz. Muhtemelen bu nedenledir ki; akademik araştırmaların geneli de siyasi tarih üzerine yoğunlaşmıştır. Tabii ki sosyal tarih araştırmaları da oldukça fazladır fakat bu tür araştırmaların çoğu, toplumun genelini kapsamaktadır. Yani yerel tarih çalışmalarının sayısı, toplumsal tarih çalışmalarının ve siyasi tarih çalışmalarının sayısına göre daha azdır. Buca, uzun tarihi geçmişiyle ve bu geçmişte farklı toplumları misafir etmesiyle, özellikle sosyal tarih alanında araştırma yapılabilecek güzel bir bölgeydi. Biz de, 1950-1980 yılları arasında Buca'da sosyal ve kültürel hayat ağırlıklı olmak üzere, ekonomik hayatı da dâhil ederek bu tezi hazırladık. Bahsi geçen yıllar arasında cezaevinin inşasından, yıllardır var olan at yarışlarına, günümüzde bir semt haline gelen İşçievleri'nin oluşumundan, belediyenin hizmetlerine kadar pek çok noktaya değindik ve bu alanlarda bilgi sahibi olmak isteyen kişilere faydalı olabilecek bir çalışma ortaya çıkardık.

Kent tarihiSosyoekonomiSosyoekonomik gelişmeler+4
İrem Çam
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ermeni tehciri ve alınan önlemler

Yüzyıllardan beri Anadolu coğrafyasında Türkler ve Ermeniler birlikte yaşadılar. On dokuzuncu yüzyıla kadar Ermeniler ile Türkler arasında iyi bir uyum vardı. Ancak on dokuzuncu yüzyıl sonlarına doğru yabancı devletlerin de müdahale ve kasıtlı olarak yürüttükleri zararlı politikalar Ermenilerin bazı zararlı faaliyetlere girişmesine zemin hazırladı. On dokuzuncu yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başlarında Ermenilerin olumsuzu davranışları iyice arttı. Bu gerilim içerisinde Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş sırasında Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan bazı Ermeniler dış devletlerden aldıkları destekle isyanlara ve bulundukları yerlerdeki Müslüman halka zulüm girişiminde bulundu. Savaşın devam ettiği sırada cephelerde savaşan Osmanlı Devleti bir de içeride Ermeniler ile mücadele etmek zorunda kaldı. Yaşanan olaylardan sonra Osmanlı Devleti Ermenileri savaşın daha az yoğunlukta olduğu ve düşmanla iş birliği yapmalarının pek mümkün olmadığı bir başka yere sevk etme kararı aldı. Bu sevk kararı ile zararlı eylemler içerisinde olan Ermeniler, Osmanlı toprakları içerisinde bir başka bölgeye göç ettirildi. Ermenilerin sevk edilmesi kararından sonra Osmanlı Devleti, sevkiyatın düzgün bir şekilde gerçekleşmesi için bazı önlemler aldı. Bu önlemler ile Osmanlı Devleti sevk olunan Ermenilerin; canlarını, mallarını, sağlıklarını korumayı hedefledi. Ermeni kadınları ve çocukları başta olmak üzere göç edecek olan Ermenilerin ihtiyaçlarını ağır savaş koşullarında dahi görmezden gelmedi. Çalışmamda sevk olunan Ermenilerin iaşeleri, iskanları, sağlıkları ve geride bıraktıkları malların düzenlenmesi konularında neler yapıldığı belgeler ve kaynaklar çerçevesinde incelendi. Sevk sırasında görevini kötüye kullanan kişilerin yargılanmaları ve bu yargılamaların sonuçları ele alındı.

19. yüzyılErmeni tehciriErmeniler+4
Fehmi Kurtuluş
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İzmir-Kemalpaşa'da mübadele

Göç insanlığın varoluşundan bu yana hayatta kalabilmek adına zorunlu ya da isteğe bağlı olarak yapmış olduğu bir eylemdir. Zorunlu ve isteğe bağlı olarak gruplayabileceğimiz eylemin zorunlu olanları, bireylerin veya toplumların iradeleri dışında gerçekleşmektedir. Olumlu veya olumsuz sonuçlar göç eyleminin kaçınılmazlarıdır. Osmanlı devletinde XIX. yy da Anadolu'ya doğru yaşanan göç ortaya çıkardığı etki bakımından önemli sonuçlar doğurmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı sonrası Lozan Barış görüşmeleri sırasında, 30 Ocak1923'te imzalanan mübadele sözleşmesi gereğince batı Trakya'daki Türkler ve İstanbul'daki Rum nüfus hariç Yunanistan ve Türkiye arasında bir "değiş-tokuş", göç hareketi yaşanmıştır. "Nüfus Mübadelesi" adı altında gerçekleştirilen bu göç sırasında, Yunanistan topraklarından gelen Müslüman -Türk nüfusun ihtiyaçlarına karşılık vermek adına kurulan Mübadele Komisyonu ve Mübadele İmar ve İskân Vekâleti'nin yasaya dayalı olarak yapmış olduğu çalışmalarla Yunanistan topraklarından gelen mübadillerin, Türkiye'de çeşitli bölgelere iskân edilmeleri sağlanacaktı. Kurtuluş Savaşı'nın kanlı başlangıcının yaşandığı İzmir'de de savaş sonrasında askerler ile başlayan göç hareketi devam edecektir. Tarih boyunca göç yolları üzerinde bulunduğu için birçok medeniyete ev sahipliği yapmış İzmir'in Kemalpaşa ilçesi de göç dalgalanmasından büyük ölçüde etkilenecektir. Türkiye'ye gelenlere verilecek yardımın belirlenebilmesi için bıraktıkları taşınmazların niceliğinin ve niteliğinin belirlenebilmesi adına düzenlenen tasfiye talepnameleri ışığında Kemalpaşa ve çevresine yaşanan zorunlu göç, tanıkları ve belgeleriyle incelemeye alınacaktır. Bu çalışmamızda Osmanlı döneminde "Nif "adıyla anılan Kemalpaşa'nın dönemsel olarak maruz kaldığı göçleri ve mübadele sonrası nüfus dalgalanmaları ele alınacak ve yeni çıkan bilgi ve veriler ışığında kentin yaşadığı toplumsal dönüşüme kaynaklık eden etkenlere ilgi çekmeye çalışılacaktır. Anahtar sözcükler: Kemalpaşa, Göç, Mübadele

Dış TürklerGöçmenlerMilli Mücadele Dönemi+5
Nimet Altuntaş
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00

Diğer danışmanlar