Theses supervised by Prof. Dr. Kezban Bayramlar
29 theses · Hasan Kalyoncu University
Yaşlı bireylerde ayakkabı uygunluğunun fonksiyonel performans düzeyine ve dengeye etkisinin araştırılması
Çalışma, yaşlı bireylerde ayakkabı uygunluğunun fonksiyonel performans düzeyine ve dengeye etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 71'i kadın, 83'ü erkek toplam 154 birey katıldı. Bireyler, ayakkabı uygunluğu, statik denge, dinamik denge, fonksiyonel performans ve düşme korkusu yönünden değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında; ayakkabı uygunluğu, fonksiyonel performans ve denge açısından erkek bireyler lehine cinsiyetin önemli bir faktör olduğu gözlendi (p<0,05). Tüm bireylerde ayakkabılı ve ayakkabısız yapılan denge ve fonksiyonel performans testleri karşılaştırıldığında, ayakkabının denge ve fonksiyonel performansa etkisi olmadığı belirlendi (p>0,05). Ayakkabı açısından düşme korkusuna bakıldığında, kadın ve erkek bireyler arasında fark bulunmadığı tespit edildi (p>0,05). Statik denge testlerinde sağ ve sol ayakla yapılan performans süreleri karşılaştırıldığında fark gözlenmedi (p>0,05). Sonuç olarak, fizyoterapistlerin denge ve düşme için tedaviye aldıkları yaşlı bireylerde cinsiyet faktörünün önemli olduğu ve klinik değerlendirme sırasında ayakkabının da dikkate alınması gerektiği görüşündeyiz.
Kistik fibrozisli hastalarda üst ekstremite kas kuvveti ile fonksiyonel kapasite, kassal endurans ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki
Kistik Fibrozisli Hastalarda Üst Ekstremite Kas Kuvveti ile Fonksiyonel Kapasite, Kassal Endurans ve Yaşam kalitesi Arasındaki İlişki. Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2017. Bu çalışma, kistik fibrozisli hastalarda üst ekstremite kas kuvveti ile fonksiyonel kapasite, kassal endurans ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi araştırmak için yapıldı. Çalışmaya 15'i kız 14'ü erkek, 6 yaş ve üzerinde olan toplam 29 hasta katıldı. Bireyler üst ekstremite kas kuvveti, solunum fonksiyon testi, kassal endurans, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi yönünden değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında; omuz abdüktörleri kas kuvveti ile kassal endurans arasında orta şiddette ilişki (r: 0,462 p<0,05), biceps kas kuvveti ile kassal endurans arasında orta şiddette ilişki (r:0,402 p<0,05), el kavrama kuvveti (sol) ile kassal endurans arasında hafif şiddette ilişki (r: 0,381 p<0,05), el kavrama kuvveti (sağ) ile kassal endurans arasında orta şiddette ilişki (r:0,456 p<0,05) olduğu saptandı. Biceps kas kuvvetinin FEV1(%) ,FVC(%) ve PEF(L) değerleri ile hafif şiddetli bir ilişkisi (r1:0,388 r2:0,398 r3:0,392 p<0,05) olduğu ve diğer kas kuvvetleriyle bir ilişkisi olmadığı tespit edildi. Yaşam kalitesinin yeme bozukluğu bölümü puanı ile biceps kas kuvveti arasında hafif şiddetli bir ilişki olduğu (r:0,381 p<0,05), üst ekstremite kas kuvveti ile 6 dakika yürüme testi yüzdesi arasında ilişki olmadığı tespit edildi (p>0,05). Sonuç olarak, kistik fibrozisli hastalarda üst ekstremite kas kuvvetinin azaldığı ve fizyoterapistlerin kuvvetlendirme eğitimi verirken üst ekstremite kas kuvvetini de dikkate alması gerektiği bununda akciğer fonksiyonları ve yaşam kalitesini etkileyeceği görüşündeyiz.
Majör yanıklı hastalarda erken dönem fizyoterapinin biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Murat A, Ç. Majör Yanıklı Hastalarda Erken Dönem Fizyoterapinin Biyokimyasal Parametreler Üzerine Etkisi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2017. Çalışma, majör yanıklı hastalarda erken dönem fizyoterapinin biyokimyasal parametreler üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmamıza; yaşları 21-47 arasında değişen 10 kadın (%50), 10 erkek (%50) toplam 20 hasta alındı. Çalışmamıza katılan bireyler, tedavi ve kontrol gurubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Tedavi grubundaki hastalar, hastaneye yattıkları ilk günden itibaren rutin tedavilerine (medikal, cerrahi vs.) ek olarak haftada 4 gün olmak üzere fizyoterapi programına alındılar. Fizyoterapi programı ; erken mobilizasyon ve ambulasyon eğitimi, pulmoner fizyoterapi, aktif ve pasif normal eklem hareketi egzersizleri gibi parametreleri içermekteydi. . Tedavi günleri salı, çarşamba, perşembe ve cuma günü olarak belirlendi. Pazartesi ameliyat günü olduğundan hastalara tedavi yapılamadı. Kontrol grubu, fizyoterapi almak istemeyen hastalardan oluşturuldu. Çalışmaya dahil edilen tüm hastaların hastaneye yatışlarından itibaren 6 hafta boyunca haftalık olarak değerlendirmeleri yapıldı. Değerlendirmede demografik bilgiler, yanık hasarının özellikleri, total protein, c-raktif protein, fibronektin, transferrin ve prealbumin gibi parametrelere bakıldı. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında; tüm biyokimyasal parametrelerde tedavi grubu lehine anlamlı fark gözlendi (p<0.05). Özellikle yanık hastalarında, hastalığın klinik seyri ve hastanın mortalitesi üzerinde direk etkili olduğu düşünülen prealbuminde tedavi grubunda 2. haftadan itibaren anlamlı bir yükselme görüldü (p<0.05). Yara iyileşmesinin tüm fazlarında yer alan akut yara iyileşmesi hakkında da bilgi veren fibronektin de tedavi grubunda 4. haftadan itibaren anlamlı bir artış gözlendi (p<0.05). Sonuç olarak, majör yanık sonrası görülen hipermetabolik cevabın etikisinin azaltılmasında, erken dönem fizyoterapinin mutlaka tedavi planı içinde yer alması gerektiği görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Majör yanıklar, Prealbumin, Fibronektin, Transferrin, Erken Fizyoterapi
Kronik bel ağrılı hastalarda fasyal tedavinin etkinliğinin araştırılması
Çalışmamız, nörolojik defisiti olmayan kronik bel ağrılı (KBA) hastalarda fasyal tedavinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya KBA teşhisi konulan 55 hasta katıldı. Hastalar rastgele kontrollü çalışma yöntemi ile çalışma ve kontrol grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Çalışma grubuna, klasik fizyoterapi (Hotpack, mikro dalga diatermi, vakum enterferans, egzersiz) uygulamasına ek olarak, 5 aşamalı fasyal mobilizasyon tedavisi uygulandı. Kontrol grubuna ise sadece klasik fizyoterapi uygulandı. Tüm bireyler tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrı (Vizüel Ağrı Skalası-VAS), esneklik (otur uzan testi ve Modifiye Schober testi), fonksiyonel düzey (Oswestry Bel Ağrısı Anketi) ve kinezyofobi (Tampa Kinezyofobi Ölçeği) açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, hem çalışma grubunda hem de kontrol grubunda ağrı, esneklik ve fonksiyonel düzeyde iyileşme olduğu (p<0.05) gözlendi. Gruplar karşılaştırıldığında ise, fonksiyonel düzey ve kinezyofobi dışındaki tüm parametrelerde çalışma grubu lehine anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında; kronik bel ağrılı hastalarda fasyal mobilizasyon yönteminin klasik fizyoterapiye göre ağrı ve esneklik üzerinde daha etkili olduğu görüldü. Bundan sonraki çalışmalarda ve fizyoterapi rehabilitasyon uygulamalarında fasyal tedavinin klasik fizyoterapiyle birlikte kullanılmasının, hastalarda daha çabuk iyileşmeye ve fonksiyonel sonuçlara yol açacağı görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, fasyal mobilizasyon, lumbal bölge, fizyoterapi, rehabilitasyon, klasik fizyoterapi
Skapular diskinezisi olan hastalarda kinezyo bantlamanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisi
Bu çalışma, skapular diskinezisi olan hastalarda kinezyo bantlamanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisini belirlemek amacıyla planlandı. Çalışmaya, yaş ortalaması 52,70± 12,68 yıl olan, skapular diskinezi sendromu bulunan, 30 hasta (11 erkek, 19 kadın) dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle, çalışma ve kontrol grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Çalışma grubuna klasik fizyoterapiye ek olarak tekniğine uygun kinezyo bantlama, kontrol grubuna ise klasik fizyoterapiyle birlikte tekniğine uygun olmayan kinezyo bantlama (plasebo tekniği) yapıldı. Skapular diskinezi varlığı Lateral Skapular Slide Test ile tespit edildi. Hastalar, ağrı (Vizüel Analog Skalası-VAS), omuz ve dirsek normal eklem hareket açıklığı ve fonksiyon (Kol, omuz ve el sorunları anketi-DASH ve Omuz ağrı ve disabilite indeksi-SPADI) açısından değerlendirildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki kez gerçekleştirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, ağrı, normal eklem hareket açıklığı ve fonksiyon açısından her iki grupta da iyileşme olduğu (p<0.05), ancak gruplar karşılaştırıldığında iki grup arasında fark olmadığı (p>0.05) gözlendi. Çalışmadan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında; ister tekniğine uygun ister plesebo tekniği olsun kinezyo bantlamanın skapular diskinezili hastalarda ağrı ve fonksiyon üzerinde iyileşme sağladığı ve plasebo sonuç yaratan plasebo tekniğindeki etkinin kinezyo bandın kendi etki mekanizmasına bağlı olarak hasta üzerinde yarattığı duyu girdisine bağlı olabileceği sonucuna varıldı.
Kronik boyun ağrılı hastalarda fasyal tedavinin etkinliğinin araştırılması
Çalışmamız, nörolojik defisiti olmayan kronik boyun ağrılı (KBA) hastalarda fasyal tedavinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya kronik boyun ağrısı olan 52 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle klasik fizyoterapi ve fasyal tedavi grubu olarak iki gruba ayrıldı. Her grupta 26 birey yer aldı. Fasyal tedavi grubuna, klasik fizyoterapi (yüzeyel sıcaklık-hotpack, TENS ve egzersiz) uygulamasına ek olarak, 5 seans fasyal mobilizasyon tedavi protokolü (unwinding protokolü) uygulandı. Bu tedavi protokolünde fasya servikalis superficialis, fasya coli superficialis için 2 boyutlu uygulama, fasya servikalis media, fasya servikalis profunda, fasya klavipectoralis, atlanto- occipital bağlantısına yönelik teknikler ve ligamentum suspensorium gevşetme yer aldı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrı (Vizüel Ağrı Skalası-VAS), derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı (Basınç Biofeedback), özür durumu (Boyun Ağrı ve Özür Göstergesi), emosyonel durum (Beck Depresyon Skalası-BDS) ve hareket korkusu (Tampa Kinezyofobi Skalası-TKS) açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki grupta ağrı ve boyun özür göstergesinde azalma (p<0.05) olduğu; fasyal tedavi grubunda ayrıca derin boyun kas kuvveti ve enduransında artma ve emosyonel durumda iyileşme olduğu saptandı (p<0.05). Tedavi öncesiyle karşılaştırıldığında, etki büyüklüğü karşılaştırmaları, fasyal tedavi grubunda bu ölçümlere yönelik klinik düzelmelerin daha fazla olduğunu gösterdi. Gruplar karşılaştırıldığında, ağrı, derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı, özür durumu, emosyonel durum ve hareket korkusu fasyal tedavi grubunda klinik düzelmelerin daha fazla olduğu görüldü. Sonuçlarımız fasyal mobilizasyon tekniklerini içeren klasik fizyoterapi programının kronik boyun ağrısı olan olguların tedavisinde etkili olduğunu göstermektedir. Geniş örneklem gruplarında ve izlem peryotlarını içeren çalışmaların yapılmasının, bu sonuçların kanıt düzeyini artıracağı görüşündeyiz.
Omuz-boyun postür problemi olan yetişkin hastalarda klinik pilates egzersizlerinin postüre etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma omuz-boyun postür problemi olan yetişkin hastalarda klinik pilates egzersizlerinin postüre etkisinin belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya baş anterior tilt, omuz protraksiyon postürü olan 51 kişi dahil edildi ve randomize olarak klinik pilates grubu (Grup 1, n=26) ve klasik postür egzersiz grubu (Grup 2, n=25) olarak 2 gruba ayrıldı. Hastaların özgeçmiş ve demografik bilgileri kaydedildi. Derin boyun fleksör kas kuvveti ve endurans ölçümünde Basınçlı Biyofeedback Ünitesi (BBÜ) kullanıldı. Baş, boyun ve omuz postür mesafe ölçümü olarak duvar-tragus, duvar-akromion, çene-sternal çentik, akromion-tragus mesafe ölçümleri, omuz bölgesi esneklik ölçümü için sırt kaşıma testi kullanıldı. Çalışmada 6 hafta boyunca servikal ve omuz kuşağı bölgesine özel 1. gruba klinik pilates egzersizleri, 2. gruba ise klasik postür egzersizleri uygulandı. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve 6 hafta sonrasında yapıldı. Yapılan egzersiz uygulamaları sonucunda grup içi karşılaştırmalarda duvar- akromion, çene ucu- sternal çentik, duvar-tragus mesafe ölçümlerinde klinik pilates grubu yönünde anlamlı fark bulunmuştur (p< 0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise Derin Boyun Fleksör(DBF) kas enduransı, sırt kaşıma testi, duvar-tragus mesafe ölçümünde klinik pilates yönünden anlamlı fark bulunmuştur (p< 0,05). Çalışmamızın sonucunda omuz-boyun postür problemlerinin egzersiz tedavisinde klinik pilatesin klasik postür egzersizlerine göre DBF kas enduransı, omuz kuşağı esnekliği, postür değişimi yönünden daha etkili olduğu görüldü.
Farklı enstrüman çalan müzisyenlerde vücut farkındalığı ve üst ekstremite fonksiyonlarının incelenmesi
ÖZEL, Y. Farklı Enstrüman Çalan Müzisyenlerde Vücut Farkındalığı ve Üst Ekstremite Fonksiyonlarının İncelenmesi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Çalışmamız farklı enstrüman çalan müzisyenlerde vücut farkındalığı ve üst ükstremite fonksiyonlarının incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya, 16-39 yaş arasında en az 3 yıldır enstrüman çalan, 34 üflemeli, 93 telli ve 59 yaylı olmak üzere toplam 186 birey dahil edildi. Üst ekstremite fonksiyonları olarak el becerisi ve el kavrama kuvveti değerlendirildi. El becerisinin değerlendirilmesinde dokuz delikli peg testi (9DPT), el kavrama kuvvetinin (EKK) değerlendirilmesinde ise jamar dinamometresi kullanıldı. Tüm bireylere vücut farkındalığı ve Quick- dash anketi yapıldı. Enstrüman tipine göre üst ekstremite fonksiyonları ve vücut farkındalıkları karşılaştırıldı. Vücut farkındalığı açısından bireylere bakıldığında, en yüksek vücut farkındalığının yaylı enstrüman kullananlarda olduğu görüldü (p<0.05). El becerisi, kavrama kuvveti ve Quick- dash değerleri yönünden enstrüman gruplarının benzer olduğu gözlendi (p>0.05). Cinsiyete göre bireyler karşılaştırıldığında, kadınların vücut kütle indeksi (VKİ), 9DP-sağ, 9DP-sol EKK-sol ve EKK-sağ değerlerinin erkeklere göre daha düşük olduğu belirlendi (p<0.05) . Bireylerde yaş ile ilişkili olabileceği düşünülen parametrelere bakıldığında, yaş arttıkça kavrama kuvveti ve vücut farkındalığının arttığı (p<0.05) gözlendi. Profesyonel enstrüman kullanmanın üst ekstremite fonksiyonları ve vücut farkındalığı üzerine pozitif etkileri olduğu görülen çalışmamızda, kullanılan ekipman ve ölçeklerin klinik değerlendirme açısından bir referans olabileceği düşünüldü. Konuyla ilgili yeni değerlendirme parametrelerin geliştirilmesinin uygun olacağı, bu durumun enstrüman çalan bireylerde ileride oluşabilecek yaralanmaların önlenmesi açısından önemli olacağı görüşündeyiz.
Periferik vertigosu olan bireylerde kraniosakral osteopatinin baş dönmesi ve denge üzerinde etkisinin araştırılması
Çalışma, periferik vertigosu olan bireylerde kraniosakral osteopatinin baş dönmesi ve denge üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya, 24-50 yaş arası 24 kadın (% 80), 6 erkek (%20) olmak üzere toplam 30 birey alındı. Çalışmamız tedavi ve kontrol olmak üzere iki gruba ayrıldı. Vestibüler supresan ilaçlarını tamamen bırakmak isteyen bireyler kraniosakral tedavi grubuna, ilaçlarını tamamen bırakmak istemeyen bireyler ise kontrol grubuna dahil edildi. Her grupta 15 birey yer aldı. Bireyler, baş dönmesi ve denge açısından değerlendirildi. Baş dönmesinin değerlendirilmesinde vizüel analog skalası (VAS) kullanıldı. Denge ise Berg denge testi ve Aktiviteye Spesifik Denge – Güvenirlilik Skalası (The Activities Specific Balance – Confidence Scale, ABC) ile değerlendirildi. Kraniosakral tedavi programı haftada bir kez olmak üzere 6 seans olarak uygulandı. Çalışmaya dahil edilen tüm bireyler 6 haftalık tedavi boyunca, tedaviden önce, tedavinin 3. haftası ve tedavinin 6. haftası olmak üzere 3 kez değerlendirmeye alındı. Tedavi sonunda, tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, baş dönmesi ve denge açısından iki grupta da anlamlı olarak iyileşme olduğu saptandı (p<0.05). Gruplar karşılaştırıldığında ise, kraniosakral osteopatinin baş dönmesi ve denge üzerinde ilaçlı gruba göre daha etkili olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç olarak; kraniosakral osteopatinin periferik vertigosu olan bireylerde bir tedavi seçeneği olarak diğer tedavilere ek olarak kullanılabileceği görüşündeyiz. Konuyla ilgili kanıtların oluşabilmesi için yeni çalışmalara gereksinim vardır.
Ampute futbolcularda stabilizasyon egzersizlerinin performans üzerine etkisi
Ampute futbolcularda stabilizasyon egzersizlerinin performans üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapılan çalışmaya, yaşları 18- 50 yıl arasında değişen 20 ampute futbolcu dahil edildi. Bireyler egzersiz (n=10) ve kontrol (n=10) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Futbolcular, vücut kompozisyonu, kassal kuvvet ve endurans, anaerobik güç, esneklik, denge, hız ve çeviklik yönünden değerlendirildi. Egzersiz grubuna antreman programına ek olarak core stabilizasyon egzersiz programı, kontrol grubuna ise sezon içerisinde yapılan antreman programı uygulandı. Futbolcuların eğitim öncesi ve sonrası tüm performans değerlendirmeleri kaydedildi. Çalışmanın sonucunda, grupklar kendi içinde eğitim öncesi ve eğitim sonrası olarak karşılaştırıldığında; egzersiz grubunda sit ups sayılarının eğitim öncesine göre yükseldiği ve sırt ekstansörlerinde eğitim sonrasında gelişme olduğu saptandı (p>0.05). Kontrol grubunda, sit ups sayı ve süreleri, push ups sayı ve sürelerinin eğitim öncesi ve eğitim sonrasında benzer olduğu, ancak gövde fleksörleri ve sırt ekstansörleri değerlendirme sonuçlarında eğitim sonrası artış olmasına rağmen anlamlı fark olmadığı gözlendi (p>0.05). Grupların kendi içerisinde eğitim öncesi ve sonrasında fiziksel uygunluk parametrelerinden esneklik ve dikey sıçrama değerlerinin her iki grupta da yükseldiği belirlendi (p<0.05). Ancak eğitim sonrası fark değerleri açısından gruplar arasında bir farka rastlanamadı (p>0.05). Grupların kendi içerisinde eğitim öncesi ve sonrasında hız ve çeviklik sonuçlarında her iki grupta da farklılık bulunmazken, gruplar arası fark değerleri açısından farkın kontrol grubu lehine anlamlı olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç olarak, uygulanan stabilizasyon egzersiz eğitiminin ampute futbolcularda performans üzerinde bazı parametreleri olumlu yönde değiştirdiği gözlenmekle birlikte, rutinde uygulanan antrenman programıyla aynı etkilere sahip olduğu gözlendi. Stabilizasyon egzersizlerinin yaralanmayı önleme üzerine etkisini araştıran yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ampute futbol, Core stabilizasyon eğitimi, Performans, Ampute futbolcu, Fiziksel Uygunluk.
Fizyoterapistlik mesleğine yönelik tutum ölçeğinin geliştirilmesi
Bu araştırma, fizyoterapistlik mesleğine yönelik bir tutum ölçeği geliştirmek amacıyla metodolojik olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ocak 2017-Nisan 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Türkiye'nin çeşitli illerinde ve çeşitli alanlarda görev yapan fizyoterapistler oluşturmaktadır. Örneklem grubundaki 70 fizyoterapiste, fizyoterapi mesleği ile ilgili olarak, mesleğin bugünü ve geleceğine ilişkin duygularını ve düşüncelerini ifade eden bir kompozisyon yazmaları istenmiştir. Bu kompozisyonlar analiz edilerek olumlu ve olumsuz tutumu ifade eden 67 madde tespit edilmiştir. Bu maddeler, 9 uzman görüşüne sunularak gerekli düzenlemelerden ve madde elemelerinden sonra ölçek 44 maddeye indirilmiştir. Taslak ölçeğin 30 kişilik bir fizyoterapist grubuna ön uygulamasının ardından nitel değerlendirmeler yapılmış ve anlaşılmayan maddeler çıkartılarak ölçek 42 maddeye indirilmiştir. 42 maddelik bu ölçek, 400 fizyoterapiste uygulandıktan sonra ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılarak analizler sonucunda, "Fizyoterapistlik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği" 35 maddelik 3 faktörlü bir ölçek olarak son halini almıştır. Ölçeğin iç tutarlığı α=0.90'dır. Alt boyutlar için α değeri sırasıyla 0.94, 0.82 ve 0.66'dır. Test tekrar test güvenirliği araştırıldığında sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) ve iç tutarlılık güvenirliği 60 fizyoterapist üzerinde test edilmiştir. Test-tekrar test güvenirliğini belirleyen sınıf içi korelasyon katsayısının (ICC) tüm faktörler için toplam 0.89, 1. faktör için 0.95, 2. faktör için 0.89 ve 3. faktör için 0.87 olduğu hesaplanmıştır. ICC değeri % 95 güven aralığında 0.87-0.95 olarak belirlenmiş ve güvenirliğe sahip olduğu görülmüştür (p<0.05). Cronbach alfa katsayıları sırasıyla 0.936, 0.917, 0.912, 0.904'tır. Test - tekrar test güvenirliğinin belirlenmesinde kullanılan bir diğer yöntem olan Pearson Momentler Çarpımı katsayı değerlerinin 1. faktör için 0.96, 2. faktör için 0.91, 3. faktör için 0.90 ve tüm faktörler toplamı için 0.92 olduğu görülmüş (p<0.05), cronbach alfa değerleri ise sırasıyla 0.966, 0.974, 0.957, 0.977 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, "Fizyoterapistlik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği" iç tutarlılık güvenirliği yüksek ve test tekrar test güvenirliği kabul edilebilir düzeyde olan, mesleğe karşı tutumu belirlemede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır.
Fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin postür ve ağrı üzerindeki etkisi
Çalışmamız, fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin servikal postür ve ağrı üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 18-60 yıl arasında değişen 59 hasta dahil edildi. Bireyler skapular stabilizasyon egzersiz (n=29) ve klasik egzersiz (n=30) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Klasik egzersiz ve skapular stabilizasyon egzersiz grubunun her ikisine de egzersiz öncesi hotpack, TENS ve ultrason uygulandı. Bu uygulama her iki gruba da haftada 5 gün olmak üzere toplam 6 hafta devam etti. Bu tedaviyi takiben klasik gruba klasik omuz egzersizleri, skapular stabilizasyon grubuna ise stabilizasyon egzersizleri verildi. Hastalar ağrı, servikal postür, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi açısından değerlendirildi. Hastalara tüm değerlendirmeler tedavi öncesi ve 6 haftanın sonunda olmak üzere iki kez tekrarlandı. Çalışmanın sonucunda gruplar tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, klasik grupta servikal postür dışında, her iki grupta da tedavi sonrası ağrının azaldığı, fonksiyonel durumun geliştiği ve yaşam kalitesinin iyileştiği gözlendi (p<0,5). Gruplar karşılaştırıldığında ise, ağrı, servikal postür ve fonksiyonel durum açısından skapular stabilizasyon egzersiz grubunun klasik egzersiz grubuna göre daha etkin olduğu (p<0.05), ancak yaşam kalitesi sonuçları yönünden grupların benzer olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, fibromiyalji tanısı konmuş hastalarda ağrı ve servikal postür üzerinde skapular stabilizasyon egzersizlerinin etkili olduğu gözlendi. Bu nedenle fibromiyalji hastalarında görülen semptomların kısa sürede iyileşmesini sağlayabilmek için klasik egzersizler yerine skapulayı içine alan stabilizasyon egzersizlerinin mutlaka kullanılması gerektiği görüşündeyiz.
Gerilim tipi baş ağrılı hastalarda servikal stabilizasyon egzersizlerinin ağrı düzeyi, yaşam kalitesi ve servikal postür üzerine etkisi
Çalışmamız, gerilim tipi baş ağrılı hastalarda servikal stabilizasyon egzersizlerinin ağrı, servikal postür ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 20-50 yıl arasında değişen 60 hastadahil edildi. Bireyler servikal stabilizasyon (n=30) ve kontrol (n=30) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara, egzersiz öncesi hotpack ve boyun kaslarına germe egzersizleri uygulandı. Uygulama her iki grupta da haftada 2 gün olmak üzere toplam 4 hafta devam etti. Bu tedaviyi takiben kontrol grubuna klasik boyun egzersizleri, servikalstabilizasyon grubuna ise klasik egzersizlere ek olarak stabilizasyon egzersizleri verildi. Hastalar ağrı düzeyi, servikal postür, fonksiyonel düzey, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi açısından değerlendirildi. Hastalara tüm değerlendirmeler tedavi öncesi ve 4 haftanın sonunda olmak üzere iki kez tekrarlandı. Çalışmanın sonucunda gruplar tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, her iki grupta da tedavi sonrası ağrının azaldığı, fonksiyonel düzeyin geliştiği, uyku ve yaşam kalitesinin iyileştiği gözlendi (p<0,05). Gruplar karşılaştırıldığında ise ağrı, fonksiyonel düzey ve uykululuk açısından servikal stabilizasyon grubunun kontrol grubuna göre daha etkin olduğu (p<0.05), ancak servikal postür ve yaşam kalitesinin 2 alt parametresi (vücut algısı ve genel sağlık durumu) yönünden grupların benzer olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, gerilim tipi baş ağrısı tanısı almış hastalarda ağrı, derin fleksör kas kuvveti ve enduransında, fonksiyonel düzey, uykululuk ve yaşam kalitesi (vücut algısı ve genel sağlık durumu dışında) üzerinde servikal stabilizasyon egzersizlerinin etkili olduğu gözlendi. Bu nedenle gerilim tipi baş ağrısı görülen hastalarda semptomların kısa sürede iyileşmesini sağlayabilmek için klasik egzersizlerle birlikte servikal stabilizasyon egzersizlerinin kullanılması gerektiği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Gerilim tipi baş ağrısı, Baş ağrısı, Servikal stabilizasyon egzersizleri, Servikal postür, Yaşam kalitesi.
Multipl skleroz hastalarında servikal mobilizasyonun tonus, pozisyon hissi ve denge üzerine etkisi
Çalışma, Multipl Skleroz hastalarında servikal mobilizasyonun tonus, pozisyon hissi ve denge üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 14'ü kadın 2'si erkek olmak üzere toplam 16 birey dahil edildi. Çapraz geçişli dizayn edilen çalışmada bireyler rastgele yöntemle klasik rehabilitasyon ve servikal mobilizasyon tedavilerini farklı sırayla 4 hafta boyunca haftada 2 gün aldı. Tedaviler arasında bireyler 4 hafta arınma dönemi için bekletildi. Klasik rehabilitasyon için germe ve kuvvetlendirme, koordinasyon, denge ve yürüyüş egzersizlerinden oluşan bir program uygulanırken, servikal mobilizasyon için bu programa ek olarak servikal mobilizasyon eklem traksiyonu ve kaydırmalar ile yumuşak doku mobilizasyon tekniklerinden myofasyal gevşetme teknikleri uygulandı. Değerlendirmeler her iki tedavi programından önce ve sonra olmak üzere dört kere yapıldı. Bireylerin spastisitesi Modifiye Ashworth Skalası (MAS) ile; kasların viskoelastik özellikleri myotonPRO ile; eklem pozisyon hissi digital gonyometre ile; dengesi Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT)'yle; yürüme fonksiyonları Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ) ve Zamanlı 25-Foot Yürüme Testi (T25W) ile değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında, klasik tedaviyle birlikte verilen servikal mobilizasyonun spastisiteyi azalttığı ve hastaların dengesini iyileştirdiği gözlendi (p<0,05). Ancak pozisyon hissine yönelik klinik gelişmenin istatistiksel farklılığa ulaşamadığı tespit edildi (p>0,05). Sadece tonusun azaltılmasında sıra etkisi gözlenirken, öncelikle servikal mobilizasyonun yapılması ardından klasik fizyoterapinin uygulanmasının daha etkili olduğu gösterildi (p<0,05). Sonuç olarak tedavi etkinliği yönünden spastistenin azaltılması ve dengenin geliştirilmesi için servikal mobilizasyon uygulamalarının destekleyici olarak kullanılabileceği görüşüne varıldı. Servikal mobilizasyon uygulamalarının daha uzun tedavilerle pozisyon hissini geliştirebileceği düşünüldü. Ayrıca her iki uygulamanın spastisitede nöral ve non-nöral mekanizmayı etkileyerek birbirini tamamladığı görüldü. Farklı nörolojik hastalıklarda servikal bölge için manuel terapi protokolleri geliştirilerek uygulamaların etkinlikleri ve bu etkilerin ne kadar kalıcı olduğunu inceleyen çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kas tonusu, Manuel terapi, Multipl skleroz, Postural kontrol, Servikal Bölge.
Video tabanlı ve aerobik egzersiz eğitimlerinin fonksiyonel kapasite, fiziksel uygunluk ve dijital oyun oynama bozukluğu düzeyine etkilerinin araştırılması
Bu çalışma, oyun oynama bozukluğu olan bireylerde video tabanlı ve aerobik egzersiz eğitimlerinin fonksiyonel kapasite, fiziksel uygunluk ve oyun oynama bozukluğu düzeyine etkilerinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmada 44 erkek birey rastgele yöntemle video tabanlı egzersiz eğitim (VTE) grubu (n=15), aerobik egzersiz eğitim (AE) grubu (n=14) ve kontrol grubu (n=15) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. VTE grubuna, Xbox 360 Kinect cihazı ile bireysel hareketleri eş zamanlı simule eden boks, engelli koşu ve plaj voleybolu oyunları algılanan zorluk düzeyi orta olacak şekilde oynatıldı. AE grubuna, yine algılanan zorluk düzeyi orta olacak şekilde koşu bandında eğitim verildi. Kontrol grubuna ise 6 hafta müdahale edilmedi ve bu gruptaki gönüllü bireylere değerlendirme sonrası her iki eğitimden biri verildi. Bireylerin fonksiyonel kapasiteleri 6 Dakika Yürüme Testi (6 DYT), fiziksel uygunlukları The Senior Fitness Test ve oyun oynama bozukluk düzeyleri İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği Kısa Formu (İOOBÖ9-KF) ile değerlendirildi. Ayrıca tüm bireylerin oyun oynama süresi, maksimal egzersiz kapasitesi, anksiyete durumu, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Çalışma sonucunda VTE ve AE eğitimlerinin fonksiyonel kapasiteyi arttırdığı, oyun oynama bozukluğu düzeyini azalttığı, maksimal egzersiz kapasitesini geliştirdiği, anksiyete düzeyinde iyileşme sağladığı, yaşam kalitesinde gelişme sağladığı gözlendi (p<0,05). Uyku kalitesinde istatistiksel olarak sadece VTE grubunda anlamlı artış görüldü (p<0,05). Fiziksel uygunlukta VTE ve AE eğitimlerinin üst ekstremite kas kuvvetini geliştirdiği, alt ekstremite kas kuvvetinde ve üst-alt ekstremite esnekliğinde ise sadece VTE eğitimi sonrası artış olduğu görüldü (p<0,05). Kontrol grubunda 6 hafta sonra yapılan değerlendirmede alt-üst ekstremite kas kuvvetinde ve üst esktremite esnekliğinde değişim olmadığı görüldü (p>0,05). VTE ve AE eğitimlerinin bu bireylerde aerobik kapasiteyi artırdığı, oyun oynama bozukluk düzeyini ve günlük oyun oynama süresini azalttığı, VTE eğitiminin fiziksel uygunluk parametrelerini, AE eğitiminden daha fazla geliştirdiği sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelime: Oyun Oynama Bozukluğu, Sanal Gerçeklik Tabanlı Egzersiz, Aerobik Egzersiz, Fonksiyonel Kapasite, Fiziksel Uygunluk
Pelvik organ prolapsusu olan kadınlarda klinik pilates egzersizlerinin ağrı, yaşam kalitesi ve cinsel fonksiyon üzerine etkisi
Çalışmamız pelvik organ prolapsusu olan kadınlarda klinik pilates egzersizlerinin ağrı, yaşam kalitesi ve cinsel fonksiyon üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya evre I ve evre II pelvik organ prolapsusu olan 38 kadın dahil edildi. Bireyler tedavi (n=19) ve kontrol (n=19) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna sadece pelvik organ prolapsusu semptomları hakkında bilgi verildi ve herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Tedavi grubuna haftada 3 gün 8 hafta süreyle fizyoterapist eşliğinde klinik pilates egzersizleri uygulandı. Bireyler ağrı, yaşam kalitesi ve cinsel fonksiyon açısından değerlendirildi. Ağrıyı değerlendirmek için Mcgill ağrı ölçeği kısa formu(MAÖ-KF) ve kadın genitoüriner ağrı indeksi(KAGİ), yaşam kalitesini değerlendirmek için prolapsus yaşam kalitesi ölçeği(P-YK), cinsel işlevi değerlendirmek için ise kadın cinsel işlev ölçeği(FSFI) kullanıldı.Değerlendirmeler çalışma öncesi ve çalışma sonrası olmak üzere tüm bireylere iki kez uygulandı. Çalışma sonucunda tedavi grubunun ilk ve son değerlendirmeleri karşılaştırıldığında ağrının azaldığı, yaşam kalitesinin arttığı ve cinsel fonksiyonun iyileştiği gözlendi (p<0,05). Kontrol grubunun ilk ve son ölçümleri karşılaştırıldığında ise ağrıda azalma vardı. İki grup karşılaştırıldığında kontrol grubuna kıyasla tedavi grubunda ağrıda azalma, yaşam kalitesinde artma, cinsel fonksiyonda iyileşme daha fazlaydı (p<0,05). Ancak yaşam kalitesi ölçeğinin iki alt parametresinde ve cinsel fonksiyon ölçeğinin üç alt parametresinde sonuçlar benzerdi. Sonuç olarak klinik pilates egzersizlerinin pelvik organ prolapsusu tanısı almış evre I ve evre II olan kadınlarda ağrıyı azalttığı, yaşam kalitesini arttırdığı ve cinsel fonksiyonlarda iyileşme sağladığı görüldü. Bu nedenle klinik pilates egzersizlerinin evre I-II olan pelvik organprolapsuslu kadınlarda tedavi programına dahil edilmesinin faydalı olacağı görüşündeyiz.
Erken dönem yanık hastalarında metabolizma hızına göre belirlenen egzersiz protokolünün koagülasyon, fibrinolitik aktivite ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışma, erken dönem yanık hastalarında metabolizma hızına göre belirlenen egzersiz protokolünün koagülasyon, fibrinolitik aktivite ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, 25 Aralık Devlet Hastanesi Yanık Merkezi, servis ve yoğun bakım ünitesinde yatan toplam 25 hasta dahil edildi. Hastalar tabakalı randomizasyon yöntemiyle, 1-standart tedavi grubu, 2- standart tedavi +aerobik eğitim grubu, 3- standart tedavi + metabolizma hızına göre geliştirilen egzersiz protokolü grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Bireyler hastaneye yattıkları ilk günden itibaren 6 hafta boyunca haftalık olarak değerlendirildi. Koagülasyon ve fibrinolitik aktivite değerlendirilmesi için D-Dimer, fibrinojen, trombosit ferritin, protrombin zamanı (PT), aktive parsiyel tromboplastin zamanı (APTT) biyokimyasal parametreleri kullanılırken, fonksiyonel kapasitenin değerlendirilmesi için de 6 dakika yürüme testi (6DYT), fizyolojik tüketim indeksi (FTİ) ve MRC kas kuvvet ölçümleri kullanıldı. Tüm hastaların metabolizma hızlarının ölçümü için taşınabilir indirekt kalorimetre kullanıldı. Standart tedaviye ek olarak verilen aerobik egzersizler ile metabolizma hızına göre oluşturulan egzersiz protokolü standart tedaviye göre fonksiyonal kapasite, koagülasyon ve fibrinolitik aktivite üzerinde daha etkiliydi (p<0.05). Metabolizma hızına göre oluşturulan yeni egzersiz protokolündeki hastalarda fonksiyonel kapasitede düzelme, koagülasyon ve fibrinolitik aktivitede normal değerlere gelme iki gruba göre daha hızlıydı (p<0.05). Çalışmamızda d-dimer değerleri tüm gruplarda değerlendirildiğinde 3. Gruptaki bireylerin d-dimer değerlerinin diğer gruplara göre haftalık düzelme oranının daha iyi olduğu ve referans değerlerine ulaşan hasta sayısının da daha fazla olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, yanık hastalarında travmadan hemen sonra ortaya çıkan endotel hasarının, doku hipoperfüzyonunun ve hipoterminin etkileri egzersiz ile en aza indirilebileceği ve bu sayede yanık sonrası görülen koagülopati insidansının da düşebileceği görüşüne varıldı. Yanık hastalarında egzersiz planlanırken metabolizma hızının da dikkate alınması gerektiği belirlendi. Bu konuyla ilgili yeni çalışmalara ihtiyaç vardır
Özel harekat polislerinde solunum kontrollü gevşeme egzersizlerinin ağrı, uyku kalitesi ve stres üzerine etkisi
Bu çalışma, Özel Harekat Polislerine uygulanan solunum kontrollü gevşeme egzersizlerinin ağrı, uyku kalitesi ve stres üzerine olan etkilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, 20 – 60 yaş aralığındaki 57 erkek birey dahil edildi. Bireyler egzersiz (n=27) ve kontrol (n=27) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna sadece solunum kontrollü gevşeme egzersizleri hakkında bilgi verildi ve herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Egzersiz grubuna haftada 2 gün 6 hafta süreyle fizyoterapist eşliğinde solunum kontrollü gevşeme egzersizleri uygulandı. Bireyler ağrı, uyku kalitesi ve stres açısından değerlendirildi. Ağrıyı değerlendirmek için Vizuel Analog Skala (VAS) ve Mcgill Ağrı Ölçeği (MPQ), uyku kalitesini değerlendirmek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), stresi değerlendirmek için ise Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Değerlendirmeler çalışma öncesi ve çalışma sonrası olmak üzere tüm bireylere iki kez yapıldı. Çalışma sonucunda egzersiz grubunun ilk ve son değerlendirmeleri karşılaştırıldığında ağrının azaldığı, uyku kalitesinin arttığı ve stresin azaldığı gözlendi (p<0,05). Kontrol grubunun ilk ve son değerlendirmeleri karşılaştırıldığında ağrıda artma, uyku kalitesinde azalma ve stres düzeyinde artma gözlendi. Gruplar arası VAS, MPQ, PUKİ ve BDÖ değerlerinde egzersiz grubu lehine anlamlı bir azalma bulundu (p<0,05). Ağrının bölgelere göre varlığına baktığımızda en fazla ağrının bel bölgesinde olduğu gözlemlendi (%63,0). Sonuç olarak solunum kontrollü gevşeme egzersizlerinin Özel Harekat Polisleri'nde ağrıyı azalttığı, uyku kalitesini arttırdığı ve stres düzeyini azalttığı görüldü (p<0,05). Bu çalışma ile Özel Harekat Polisleri'nde solunum kontrollü gevşeme egzersizlerinin personel eğitimine eklenmesinin faydalı olacağı belirlendi. Özel Harekat Polislerinde ağrı açısından geniş kapsamlı çalışmaların olması ve özellikle bel ağrısına yönelik araştırmaların yapılması gerektiği görüşündeyiz.
4-8 yaş arası pes planovalguslu çocuklarda tabanlık uygulamasının ayak yük dağılımı ve fonksiyonel kapasiteye etkisi
Bu çalışma, 4-8 yaş arası pes planovalguslu (PPV) çocuklarda tabanlık uygulamasının ayak yük dağılımı ve fonksiyonel kapasiteye etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmamızda PPV'li 27 çocuk tedavi grubunu, 26 normal (sağlıklı) çocuk ise kontrol grubunu oluşturdu. Demografik bilgilerin kaydedilmesinin ardından yaşam kalitelerinin ölçümü için hem çocuklara hem de ebeveynlerine Oxford Ayak-Ayak bileği Anketi (OxAFQ) uygulandı. Değerlendirmelere tüm çocuklara navikular yükseklik (NY) ölçümü ve subtalar açı ölçümü yapılarak başlandı. Ayak yük dağılımını değerlendirmek için yürüme analiz cihazı ile hem tedavi hemde kontrol grubunun ayaklarının ölçümleri alındı. Fonksiyonel kapasite için her iki gruba da 2 Dakika Yürüme Testi (2-DYT) uygulandı. Tabanlık üretiminin ardından tedavi grubuna tabanlıkla statik ölçümler ve 2-DYT tekrarlandı. 3 aylık tabanlık kullanım sonrası kontrol için randevu verildi. Kontrole gelen çocuklara yapılan bütün değerlendirmeler tekrar uygulandı. Tabanlık kullanımının NY üzerinde olumlu etkisi bulunmazken (p>0.05), valgus açılarının iyileşmesine etkisi olduğu bulundu (p<0.05). Yük dağılımında anlık değerlendirmede ön-arka yük dağılımlarında kontrol grubu verilerinden farklı olarak eşit dağılım görüldü. Üç aylık tabanlık tedavisi sonucunda fark görülmedi (p>0.05). Tabanlık kullanımının fonksiyonel kapasitede 3 ay içerinde yürünen mesafe miktarını artırarak iyileşmeye etkisi olduğu saptandı (p<0.05). OxAFQ Anketi ile değerlendirilen yaşam kalitesinin fiziksel ve oyun skorlarının arttığı duygusal skorun azaldığı belirlendi (p<0.05). Tabanlık uygulamasının PPV'li çocuklarda valgus açısında iyileşme, ayak yük dağılımında simetri ve fonksiyonel kapasitede gelişme yarattığı gözlendi. Tabanlıklı ve tabanlıksız dinamik ölçümlerin yapılabildiği çalışmaların yararlı olacağı görüşündeyiz.
Serebral palside gövde stabilizasyon egzersizlerinin yürüyüş hızına ve gövde dengesine etkisi
Bu çalışma Serebral Palside gövde stabilizasyon egzersizlerinin yürüyüş hızına ve gövde dengesine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Şanlıurfa ilinde Özel Urfa Çınar Rehabilitasyon Merkezinde yaşları 10-18 yıl arasında değişen, Kaba Motor Sınıflama Sistemine göre seviyeleri I ve II olan, 25 hemiplejik serebral palsi tanısı almış çocuk dahil edildi. Bireyler kapalı zarf usulüyle egzersiz grubu (n=13) ve kontrol grubu (n=12) olarak 2 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna geleneksel fizyoterapi uygulaması yapıldı. Egzersiz grubuna ise geleneksel fizyoterapi uygulamasıyla birlikte gövde stabilizasyon egzersizleri uygulandı. Egzersizler 8 hafta boyunca haftada 2 kez olacak şekilde yapıldı. Katılımcılar 8 haftalık egzersiz programından önce ve sonra değerlendirilmeye alındı. Bireylerin yürüme hızını değerlendirmek için 1 dakikalık yürüme testi (1DYT) kullanıldı. Gövde dengesi için pediatrik denge ölçeği (PDÖ) ve gövde etkilenim ölçeği (GEÖ) kullanıldı. 1 DYT ve PDÖ değerleri yönünden her iki grupta da, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında gelişme olduğu görüldü (p<0,001). Ancak gruplar karşılaştırıldığında iki grup arasında fark olmadığı belirlendi (p>0.05). Gövde etkilenim ölçeğinin toplam puanları açısından grupların benzer etki gösterdiği (p>0.05), ancak GEÖ statik bölümünün kontrol grubunda, GEÖ dinamik ve koordinasyon bölümünün ise egzersiz grubunda daha iyi sonuçlar verdiği (p<0.05) bulundu. SP'li bireylerin gövde dengesinin ve yürüyüş hızlarının artırılmasında gövde stabilizasyon egzersizleri ve geleneksel fizyoterapi yöntemleri aynı etkileri gösterdi. Gövde stabilizasyon egzersizleriyle ilgili farklı SP tiplerini içeren uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.
Şanlıurfa ilindeki serebral palsili çocukların ailelerinin ayak-ayak bileği ortezi kullanım beklentilerinin incelenmesi
Bu çalışma Şanlıurfa ilinde yaşayan ayak-ayak bileği ortezi (AFO) kullanan, Serebral Palsi (SP)'Ii çocukların ailelerinin beklentilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Şanlıurfa ilinde yaşayan, farklı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde tedavi gören, yaşları 3-18 yıl arasında değişen, AFO kullanan 120 SP'li çocukların ebeveynleri ve fizyoterapistleri dahil edildi. Çalışmamızda, fizyoterapistler için "Fizyoterapist Sorgulama Formu", ebeveynler için ise "Ebeveyn Sorgulama Formu" kullanıldı. Fizyoterapistlere uygulanan sorgulama formunda, hastanın tedavisi, ortez ve ortez kullanımına yönelik sorular yer alırken, ebeveyn sorgulama formunda ebeveynlerin sosyoekonomik durumları, ortez ve rehabilitasyona yönelik bilgi seviyeleri, ortezden beklentileri, ortez kullanma alışkanlıkları ve ailenin ortezden memnuniyeti gibi sorular yer aldı. Ebeveynlerin sosyo-demografik özellikleri sorgulandığında, en çok ilkokul mezunu oldukları, aylık kazançlarının 5000 Tl altında olduğu, daha çok şehirde ikamet ettikleri ve %55 oranında sosyal güvenceye sahip oldukları belirlendi. SP'li çocukların en fazla yürüme ortezi kullandıkları, bunu gece ortezinin takip ettiği saptandı. Gece AFO'su kullanım süresinin daha fazla olduğu bulundu. Çocukların gece ve yürüyüş AFO'ları kullanım süreleri aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05), düzenli kullanıp kullanmama durumu açısından gece ve yürüyüş AFO'sunun benzer olduğu görüldü (p>0,05). Çalışmanın sonucunda; ebeveynlerin SP hastalığı, tedavi ve rehabilitasyon süreci ve ortez kullanımına yönelik bilgilerinin artırılmasında fizyoterapistlere büyük görevler düştüğü görüşüne varıldı. Çocukların ortezlerini kullanırken yaşadıkları problemlerin en aza indirilmesi için aile ve rehabilitasyon merkezleri uyum içinde olmalıdırlar.
Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda duyu bütünleme eğitiminin praksis becerileri ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, duyu bütünleme eğitiminin Özel Öğrenme Güçlüğü (ÖÖG) olan çocuklarda, praksis becerileri ve yaşam kalitesine etkilerini belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya Özel Eğitim Merkezlerinde ÖÖG destek eğitim programına devam eden Diagnostik and Statistical Manuel of Mental Disorders (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı/DSM-IV) tanı kriterlerine göre öğrenme güçlüğü tanısı alan 27 çocuk dahil edildi. Yaşları 7-11 arasında olan çocuklardan, 13 birey tedavi grubu, 14 birey kontrol grubu olarak belirlendi. Kontrol grubu, 8 hafta boyunca Milli Eğitim Bakanlığı ÖÖG destek eğitim programına devam ederken, tedavi grubuna buna ilave olarak 8 hafta boyunca fizyoterapist eşliğinde haftada 3 gün, günde 45 dakika olmak üzere duyu bütünleme eğitimi verildi. Değerlendirmeler, duyu bütünleme eğitimi öncesinde ve sonrasında her iki gruba da yapıldı. Çalışmaya katılan çocukların praksis becerilerinin değerlendirilmesinde Nöromotor Performans Klinik Gözlemi ve Ayres Güney Kaliforniya Duyu Bütünleme Testi (SCSIT)'nin somatoduyusal algı alt testlerinden Dokunma Uyarısının Lokalizasyon Testi ve Çift Dokunma Uyarısının Lokalizasyon Testi kullanıldı. Yaşam kalitesi, Pediatrik Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesi İndeksi (PEDSQL) ile değerlendirildi. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda tedavi grubunda praksis ve yaşam kalitesinin kontrol grubuna oranla anlamlı düzeyde arttığı tespit edildi (p<0,05). Dokunma Uyarısının Lokalizasyon Testi'nde tedavi grubu lehine anlamlı fark görüldü (p<0,05). Çift Dokunma Uyarısının Lokalizasyon Testi'nde ise her iki grubun benzer olduğu gözlendi (p>0,05). Sonuç olarak, fizyoterapistler eşliğinde verilen duyu bütünleme eğitiminin özel öğrenme güçlüğü olan çocukların günlük yaşam kalitesini ve praksis becerilerini arttırdığı tespit edildi.
Diyabetik ayak ülserli hastalarda farklı egzersiz eğitimlerinin yara iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışma diyabetik ayak ülseri (DAÜ) bulunan bireylerde egzersiz yaklaşımlarının ülser iyileşmesine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmamıza, Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji Kliniği'nde DAÜ tanısı almış, yaş ortalamaları 57.53±5,65 yıl olan 35-65 yaş arası, dahil edilme kriterlerine uyan 51 birey dahil edildi. Bireyler kapalı zarf usulü basit randomizasyon yöntemi ile kontrol (standart tedavi) grubu (n=17), protokol grubu (n=17) ve aerobik grubu (n=17) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm bireylere ülser bakımı ve diyabet yönetimi için gerekli eğitimler ve diyafragmatik solunum egzersizleri öğretildi. Aerobik grubuna otururur pozisyonda ergometre ile egzersiz yaptırıldı. Protokol grubuna ise ülser iyileşme durumuna göre ilerletilen hareketlerden oluşan bir egzersiz protokolü uygulandı. Egzersizler, 12 hafta boyunca, haftada 2 gün ve 40 dakika süreyle fizyoterapist eşliğinde uygulandı. Hastaların problemlerini ve tedavi sonrası iyileşmeyi değerlendirmek için, ülser yüzey ve derinlik ölçümü, kan testleri, Pittsburg Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), TAMPA Kinezyofobi Ölçeği ve Ferrans&Powers Yaşam Kalitesi İndeksi Diyabet Versiyonu kullanıldı. Ülser değerlendirmeleri tedavi başlangıcında, 4., 8., 12. haftada ve 3 aylık takip sonunda tekrarlandı. Diğer değerlendirmeler ise tedavi başlangıcı, bitişi ve 3 aylık takip sonunda yapıldı. Her üç grubun kendi içinde tedavi öncesi, tedavi sonrası ve takip sonu verileri karşılaştırıldığında, üç grupta da ülser alanı, ülser derinliği ve biyokimya değerlerinde iyileşme olduğu görüldü (p<0.05). Grupların ikili değerlendirmesinde protokol grubunun, standart tedaviye göre ülser alanı ve derinliği iyileşmesinde daha başarılı olduğu gözlendi (p<0.05). Protokol grubu, ülser alanı, derinliği ve biyokimya değerleri üzerinde diğer yaklaşımlara göre daha hızlı etki ortaya çıkardı. PUKİ değerlerinde protokol ve aerobik grubunda iyileşme görülürken (p<0.05), kontrol grubunda görülmedi (p>0.05). Grupların ikili karşılaştırmasında protokol grubundaki uyku kalitesindeki artışın diğer iki gruptan daha iyi olduğu saptandı (p<0.05). TAMPA skorlarında başlangıca göre tüm gruplarda anlamlı fark bulunurken (p<0.05), gruplar arasında fark bulunamadı (p>0.05). Ferrans&Powers Yaşam Kalitesi İndeksi verilerinin ikili karşılaştırmalarında protokol ile kontrol grubu arasında yaşam kalitesi, sağlık, fonksiyonellik ve psikoloji alt başlıklarında protokol grubu lehine farklılık belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışmada, ülser iyileşme hızına göre ilerletilen egzersiz yaklaşımının; ülser iyileşmesini hızlandırma, ülser derinliğini azaltma, kan değerlerinin normalleşmesi, uyku ve yaşam kalitesini geliştirmede standart tedavi ve aerobik egzersizlere göre daha etkili olduğu görüldü. DAÜ'lü bireylerin tedavisine ülser iyileşmesine göre ilerletilen bu protokol yaklaşımının ilave edilmesi ve egzersizin ülser iyileşmesinde etkili olan kan parametreleri üzerindeki etkilerini araştıran, konuya yönelik daha geniş katılımlı yeni çalışmaların yapılması önerilebilir.
Kronik ağrılı hastalara uygulanan farklı egzersiz eğitimlerinin egzersize uyum, klinik ve ekonomik açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışma kronik ağrılı hastalarda farklı egzersiz eğitimlerinin klinik ve maliyet etkinliği ile verilen egzersizlere hastaların uyumlarını incelemek amacıyla 519 hasta ile gerçekleştirildi. Hastalar ev egzersizi, fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve takipli ev egzersiz grupları olmak üzere 3 gruba ayrılarak, toplam 10 seans boyunca geleneksel fizik tedavi uygulaması yapıldı. Hastalara egzersizler, ev egzersiz grubuna broşür şeklinde, fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubuna uygulamalı olarak, takipli ev grubuna ise fizyoterapist eşliğinde egzersiz eğitimi verildikten sonra günlük kısa mesaj (SMS) gönderilerek egzersizler hatırlatılacak şekilde önerildi. Tedaviden sonra da egzersizlerine devam etmeleri söylendi. Tüm gruplar ekonomik, klinik, yaşam kalitesi, egzersize uyum ve memnuniyet açısından tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviyi takiben üç ay sonrası olmak üzere üç kez değerlendirildi. Ekonomik değerlendirme kapsamında maliyet fayda analizi (QALY- Kaliteye ayarlanmış yaşam yılı (Quality adjusted life years) ve maliyet etkililik oranı (İMEO) kullanıldı. Klinik değerlendirme için Oswestry Özürlülük İndeksi (ODI) ve Boyun Özürlülük İndeksi (NDI)'nden faydalanıldı. Yaşam kaliteleri EuroQol Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D-5L) ile değerlendirildi. Egzersize uyum için tarafımızca hazırlanan ve 5 (beş) sorudan oluşan ölçek kullanıldı. Memnuniyetin değerlendirilmesinde bireylerden 0-100 arasında puan vermeleri istendi. Her üç grup da üç ay sonra kontrol için hastaneye çağrılarak 5 soruluk ölçek hastalara yöneltildi ve verilen egzersizlerin nasıl yapıldığının tespiti gerçekleştirildi. Fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubunun, tedavi sonrası sağlık durumu, üç ay sonraki sağlık durumu ve tedavi sonrası QALY açısından diğer iki gruba göre daha iyi olduğu belirlendi (p<0,05). Üç ay sonraki QALY ölçümlerinde ise sonuçların benzer olduğu görüldü (p>0,05). Fizyoterapist eşliğinde egzersiz ile takipli ev egzersizi gruplarında QALY kazançları aynı olup takipli ev egzersizi grubu ve fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubu, ev egzersiz grubuna göre çok maliyet etkili olarak bulundu. Ev egzersiz grubunda yapılan egzersizlerin doğruluğu diğer gruplara göre daha kötüydü. Egzersizlerin doğruluğu takipli ev egzersizi grubunda fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubundan daha iyi olduğu belirlendi (p<0,05). Tedaviden memnuniyeti ise tüm gruplarda benzerdi (p>0,05). Sonuç olarak fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubu diğer gruplara göre maliyet etkili olarak bulundu. Hastalara verilen egzersizlerin fizyoterapistler tarafından iyi anlatılmasının ve egzersizlerin belli aralıklarla takip edilmesinin egzersize uyumu artıracağı ve hem klinik hem de ekonomik açıdan yarar getireceği sonucuna varıldı.