Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Altunkaya
14 theses · Akdeniz University, Antalya Bilim University
Akaryakıt bayilik sözleşmesi
Bu çalışmada, akaryakıt bayilik sözleşmesi, Borçlar Hukuku ve Rekabet Hukuku bakımından incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, bayilik sözleşmesinin tanımı, unsurları, benzer sözleşmelerden farkları ve hukuki niteliği üzerinde durulmuştur. Akaryakıt bayilik sözleşmesi, bayinin bir dağıtım ağına dâhil olarak dağıtıcının markası altında, kendi adına ve hesabına satış yaptığı ve sözleşme konusu malların sürümünü arttırıcı faaliyetlerde bulunduğu sözleşmedir. Çalışmanın iki bölümünde ise, akaryakıt bayilik sözleşmesinde yer alan tarafların hak ve yükümlülükleri incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca, akaryakıt bayilik sözleşmesinde oldukça sık rastlanılan intifa uygulamasına da değinilmiştir. Özellikle intifa-rekabet ilişkisi konusuna ayrıntılı olarak değinilmiştir. Ayrıca akaryakıt bayilik sözleşmesinde, yeniden satış fiyatının tespiti ve hasarın geçişi gibi konular da ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, akaryakıt bayilik sözleşmesinin sona ermesi kavramı incelenmiştir. Akaryakıt bayilik sözleşmesini sona erdiren sebepler açıklanmıştır. Bunun haricinde, intifa hakkını sona erdiren sebeplere de değinilmiştir. Ayrıca, bayilik sözleşmesi ve intifa hakkının sona ermesinin etkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bayilik, Akaryakıt, İntifa, Dağıtım Anlaşmaları, Akaryakıt Bayilik Sözleşmesinin Sona Ermesi
Türk borçlar hukukunda geçici ödemeler
"Geçici ödemeler", 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 76. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenleme, ilk kez Widmer / Wessner tasarısı olarak da bilinen İsviçre Sorumluluk Hukukunun Revizyonu ve Birleştirilmesi Ön Tasarısı'nın 53. maddesiyle gündeme gelmiş, ancak İsviçre'de yasalaşmamıştır. Kapsamı ve Türk Hukuku'nda Borçlar Hukuku'nun genel hükümleri arasında düzenlenmiş olması göz önüne alındığında, mukayeseli hukukta eşdeğer nitelikte bir düzenlemeye rastlamak mümkün değildir. Düzenleme, zarar gören tarafın iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunması ve ekonomik durumunun da gereksinim göstermesi halinde hakimin istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verebileceğine ilişkindir. Ayrıca maddenin 2. fıkrası; davalının yaptığı geçici ödemelerin hükmedilen tazminata mahsup edileceğini, tazminata hükmedilmez ise davacının aldığı geçici ödemelerin yasal faizi ile birlikte geri verileceğini düzenlemektedir. Bununla birlikte Uluslararası Havacılık Hukuku'nda, Deniz Hukuku'nda çatma konusunda ve Sigorta Hukuku'nda benzer nitelikteki ön ödeme düzenlemelerine rastlamak mümkündür. Bütün bu düzenlemelerin ortak amacının, uzun süren yargılamalar devam ederken dava sonucunun kısmi olarak öne çekilmesi suretiyle zarar gören tarafların mağduriyetinin hafifletilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Doktrinde yer alan tartışmalardan ilki geçici ödemeler müessesesinin hukuki niteliği etrafında toplanmaktadır. Geçici ödemeler müessesesinin ihtiyati tedbir niteliğinde olduğu ve konusu para olan uyuşmazlıklar bakımından da geçici ödemenin ifa amaçlı eda tedbirleriyle mümkün olabildiği öne sürülmektedir. Buna karşın, düzenlemenin bir maddi hukuk müessesesi olduğu ve tedbir hükmünü haiz olmadığı, ön ödeme başlığı adı altında farklı bir müessese ihtiva ettiği tezimizin ana fikrini oluşturmaktadır. Doktrinde yer alan bir diğer tartışma ise geçici ödemelerin hangi durumlarda uygulanacağına ilişkindir. Düzenlemenin haksız fiil hükümleri arasında yer alması ve lafzı gereği haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda uygulama alanı bulacağı açıktır. Kanundan doğan diğer borç ilişkilerinde de uygulanıp uygulanmayacağı ise tartışmalıdır. Çalışmamız, geçici ödemeler düzenlemesinin uygulama alanını ve uygulama şartlarını belirlemeyi hedeflemiştir.
Birden fazla kişinin haksız fiilden kaynaklanan sorumluluğu
Bir kişinin başka birisine kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille zarar vermesi durumunda, bu kişinin haksız fiil sorumluluğu söz konusu olur. Toplum düzenini sağlamak ve kişilerin birbirlerine hukuka aykırı davranışlarla zarar vermelerini önlemek amacıyla haksız fiil sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde düzenlemiştir. Müteselsil sorumluluk, birden fazla kişinin aynı veya farklı hukuki sebeplerle tek ve aynı zarara sebebiyet verdikleri durumda söz konusu olan bir sorumluluktur. Müteselsil borçluluğun bir alt türü olan müteselsil sorumluluk Türk Borçlar Kanunu'nun 61. ve 62. maddelerinde düzenlenmiştir. Müteselsil sorumluluğun düzenlenmesinin amacı zarar görenin durumunu güçlendirmek, zararını daha kolay bir şekilde tazmin edebilmesini sağlamaktır. Müteselsil sorumluluğun iki yönü vardır. Birincisi zarar gören ile tazminat sorumluları arasındaki dış ilişkidir. Dış ilişkide zarar görenin zararının tazmin edilmesini dilediği zarar verenden talep edebilme hakkı vardır. Her bir zarar veren tek başına sorumluymuş gibi bu zararı gidermek durumundadır. Zarar verenlerin bu sorumluluğu zararın tamamı giderilinceye kadar devam eder. Diğer bir deyişle zarar gören zararının tamamını tazmin edinceye kadar her bir sorumluya başvurma hakkına sahiptir. Müteselsil sorumluluğun ikinci yönü ise zarar verenler arasındaki iç ilişkidir. Zarar gören tatmin edildikten sonra zarar verenlerin tazminatı kendi aralarında nasıl paylaştıracağı iç ilişkinin konusudur. Zarar görene kendi payından fazla ödeme yapan zarar veren diğer zarar verenlere karşı rücu hakkını kazanacaktır. İç ilişkide zarar, zarar verenlerin payları oranında paylaştırılır. Çalışmamızda bu hususlar öğreti ve Yargıtay görüşleri dikkate alınarak incelenmiştir. Anahtar Sözcükler Borçlar Kanunu, Borçlar Hukuku, Haksız Fiil Sorumluluğu, Müteselsil Sorumluluk.
Otel kontenjan sözleşmesi
Otel kontenjan sözleşmesi, turizm hukukuna özgü bir sözleşmedir. Seyahat acenteleri (konaklattıran) ve otelciler (konaklatan) arasında yapılan ve gerek uygulamada gerekse uluslararası metinlerde otel sözleşmeleri olarak anılan sözleşmelerin özel bir türüdür. Kanunî bir düzenlemesi bulunmayan otel kontenjan sözleşmeleri uygulamada; kontenjan sözleşmeleri, boşluk-doluluk sözleşmeleri gibi isimlerle de anılmaktadır. Otel kontenjan sözleşmelerinde turizm sezonları başlamadan önce otelciler yer ayırmayı, gönderilen konaklayanlara (müşterilere) konaklama hizmetleri sunmayı ve satış kârı veya komisyon ödemeyi üstlenmektedir. Seyahat acenteleri de genellikle konaklama bedellerini tahsil ederek otelciye ödemeyi, müşteri sağlamak için çaba göstermeyi ve garanti verilmişse müşteri rezervasyon yapıldıktan sonra gelmese (no-show) dahi konaklama bedelini tazminat olarak ödemeyi üstlenmektedir. Sözleşme ilişkisi içerisinde yapılacak bireysel konaklama sözleşmelerine ilişkin tüm ayrıntılar otel kontenjan sözleşmesiyle önceden belirlenmektedir. Çalışmamızın konusu oluşturan sözleşme, doktrin, yargı kararları ve uygulama ele alınarak; kurulmasından sona ermesine ve bunun sonuçlarına kadar tüm süreçler göz önünde bulundurularak incelenmiş, usul hukuku yönünden bilgiler verilmiş ve uygulamada kullanılan sözleşme örneklerine çalışmanın sonunda yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Otel Kontenjan Sözleşmesi, Otel Sözleşmesi, Otel İşletmesi, Seyahat Acentesi, Konaklama Sözleşmesi, Ticari Sözleşme, Turizm Hukuku Sözleşmesi.
Eser sözleşmesinde işsahibinin alacaklı sıfatıyla temerrüdü
Eser sözleşmesi ile yüklenici bedel karşılığında işsahibine eser meydana getirmeyi ve teslim etmeyi borçlanır. Yüklenicinin bu borçlarını ifa edebilmesi genellikle işsahibinin de aktif biçimde sürece katılmasına bağlıdır. Öyle ki, işsahibi bu davranışları yerine getirmediği sürece yüklenici borcunu ifa edemez. Yüklenicinin ifasını ilgilendiren bu davranışların işsahibi tarafından yerine getirilmemesi halinin incelenmesi önem arz etmektedir. İşsahibinin söz konusu katılım faaliyetlerinden kaçınması Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerinde alacaklı temerrüdü (TBK m. 106-110) kapsamında düzenlenmiştir. Buna karşılık, işsahibinin alacaklı temerrüdüyle ilgili eser sözleşmesi kısmında ise herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu çalışmanın konusu, işsahibinin alacaklı temerrüdüdür. Çalışmada, işsahibinin alacaklı temerrüdü için gerekli olan şartlar tespit edilmiş ve incelenmiştir. Bu kapsamda, işsahibinin temerrüde neden olan davranışlarının hukuki niteliği belirlenmeye çalışılmış ve Türk Borçlar Kanunu'nun getirdiği sistematiğin eser sözleşmesine uygun olup olmadığı değerlendirilmiştir. Çalışmada ayrıca işsahibinin alacaklı temerrüdünün, yüklenicinin ve işsahibinin edim yükümlülüklerine olan etkisi de incelenmiştir. İşsahibinin alacaklı temerrüdü sebebiyle yüklenicinin uğradığı malvarlığı eksilmeleri ve bunların ne şekilde karşılanacağı da tespit edilmiştir. Bu incelemeler yapılırken işsahibinin alacaklı temerrüdü bakımından tamamlanması gereken boşluklar tespit edilmiş ve bunların ne şekilde doldurulacağı da açıklanmıştır.
Türk hukukunda kültür ve tabiat varlıkları üzerindeki zilyetlik ve sonuçları
Ülkemiz tarihi ve kültürel geçmişi yönünden birçok kültür ve tabiat varlığına ev sahipliği yaparken, bu varlıkların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda devletimizin birçok yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülükler yerine getirilirken özel şahıslara da görevler düşmekte ve ellerinde kültür ve tabiat varlığı bulunduran kişilerin bu varlıklar üzerindeki zilyetlik ve mülkiyet hakları kısıtlanabilmektedir. Özellikle 2863 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerle, zilyetlikle iktisap konusunda somut düzenlemeler getirilerek, olası karışıklıkların ve hak kayıplarının önüne geçilmek istenmiştir. Çünkü bir kültür ve tabiat varlığına uzun zaman zilyet olan kişi, koşulları oluştuğu takdirde mülkiyet iddiasında bulunabilmektedir. Ancak yapılan yasal düzenlemeler ile bu duruma kısıtlamalar getirilmiş ve kültür ve tabiat varlığının korunması amaçlanmıştır. Tez çalışmamızda da bu sorunlar üzerinde durulmuştur. Yapılan yasal düzenlemeler neticesinde güncel durumun ne olduğu konusunda görüşler belirtilmiş ve yapılan düzenlemelerin sorunların çözümü noktasında yeterli olup olmadığı değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kültür ve Tabiat Varlıkları, Zilyetlik, İktisap, Mülkiyet, Olağanüstü Kazandırıcı Zamanaşımı
Eser sözleşmesinde eksik ifa
Eser sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte yüklenici, bir eser meydana getirerek eksiksiz şekilde iş sahibine teslim etme borcu altına girer. Yüklenici bazı durumlarda eseri eksiklikleriyle birlikte iş sahibine teslim eder. Bu tezde eserde bulunan eksiklikler kategorize edilerek eserin yüklenici tarafından eksik olarak meydana getirmesi halinde teslimin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusu ele alınmaktadır. Ayrıca yüklenicinin eseri eksikleriyle birlikte iş sahibine sunduğu ve teslimin gerçekleşmiş sayıldığı hallerde iş sahibinin sahip olacağı haklar ve teslimin gerçekleşmemiş sayılacağı hallerde iş sahibinin sahip olacağı haklar ele alınmıştır.
Miras paylaşma sözleşmesi
Miras hukukunun temel amacı, mirasbırakanın terekesinde bulunan mal ve hakların mirasçılar arasında paylaştırılmasıdır. Mirasbırakanın tek mirasçısının bulunduğu ya da hiç mirasçısının bulunmadığı hallerde, mirasın paylaşılması bir sorun teşkil etmez. Birden fazla mirasçının bulunduğu hallerde ise, paylaşma sorununun ortadan kalkması için mirasçıların önünde iki yol bulunmaktadır. Birinci yol, paylaşmanın açılacak dava sonucunda mahkeme kararıyla gerçekleşmesidir. İkinci yol ise, bu çalışmanın konusunu oluşturan anlaşma yoluyla mirasın paylaşılmasıdır. "Miras Paylaşma Sözleşmesi" olarak adlandırılan bu sözleşme, genellikle mirasın açılmasından sonra bütün mirasçıların taraf olması suretiyle kurulan bir sözleşmedir. Ancak miras paylaşma sözleşmesinin belirli şartlar altında mirasbırakanın sağlığında kurulabilme imkânı da bu çalışmanın temel konularından birini teşkil etmektedir. Diğer taraftan, miras paylaşma sözleşmesinin büyük oranda borçlar hukuku kurallarına tabi olması, çalışmada borçlar hukukuna ilişkin kavramların mümkün olduğu ölçüde ele alınmasını gerektirmiştir. Ayrıca, çalışmanın konusu temelde maddi hukuka ilişkin olsa da, sözleşmenin mirasçılar arasında görülen bazı davalara etkisi ve arabulucuk faaliyetleri bağlamında usul hukukuna da kısmen yer verilmiştir. Tüm bu incelemeler çerçevesinde, miras paylaşma sözleşmesi bakımından uygulamada ortaya çıkan sorunlara ve teorideki tartışmalara çözüm bulunmaya çalışılmıştır.
Kısmî ifa
"Kısmî ifa" 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiştir. Borçların ifasına ilişkin hükümler arasında düzenlenen kısmî ifa konusu, edimin kısmî ifaya elverişliliği, ifanın gerçekleştirilme tarzı ve borca aykırılık hâlleri bakımından önem arz eden, çok yönlü bir müessesedir. Bu sebeple bölünebilir edim kavramının açıklanması ve aydınlatılması gerekmektedir. Kısmî ifa aynı zamanda diğer yönüyle borç ilişkisinin taraflarının birden fazla kişiden oluştuğu hâllerde edimin bölünebilirliği meselesi bakımından önem arz eder. Fakat bu hâller edimin bölünebilirliği ile doğrudan ilişkili olmayıp, borcun ya da sorumluluğun "paylaştırılması" ile ilgilidir. Bu ayırımların ortaya konması, bölünebilir edim kavramının açıklanması ve kısmî ifa ile yakından ilişkili kavramların açıklanmasını gerekli kılmıştır. Tezde ilk olarak bunlar incelenmiştir. Kısmî ifanın şartları TBK m. 84'ün uygulama alanı ve alacaklının kısmî ifayı ret hakkı ikinci bölümde açıklanmaktadır. Özellikle kısmî ifayı kabul zorunluluğu bulunan hâller ve bunun istisnalarında alacaklıya tanınan ret hakkı bu bölümde ele alınmıştır. Üçüncü bölüm kısmî ifanın hukukî sonuçlarına ayrılmıştır. Kısmî ifanın kabulü hâlinde ifa edilen ve ifa edilmeyen kısımlar bakımından doğan sonuçlar birbirinden farklıdır. Ret hakkının kullanılması hâlinde borcun tamamı bakımından ortaya çıkan hukukî sonuçlar bu bölümde ele alınmıştır. Son olarak kısmî ifanın fer'i haklar ve zamanaşımı bakımından hukukî sonuçlarına değinilmiştir. Araştırmalarımız sırasında vardığımız kanaatle, toplu olarak sonuç kısmında yer almaktadır.
Ortaklığın giderilmesi davası
Çalışmamızın konusu ''Ortaklığın Giderilmesi Davası''dır. Bu kapsamda öncelikle birlikte mülkiyet kavramı ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Birlikte mülkiyet çeşitleri olan paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyeti birinci bölümde açıklanmıştır. İkinci bölümde ise ''Ortaklığın Giderilmesi Davası'' paylı mülkiyetin sona erme biçimlerinden biri olarak somut olaylar çerçevesinde teorik bilgiler ışığında ele alınmış ve bu bağlamda paylaşım türleri incelenmiştir. Başta aynen paylaşma olmak üzere, paraya çevirme yoluyla paylaşma ve kat mülkiyetine çevirme yoluyla paylaşma halleri bu kısımda işlenmiştir. Son kısımda ise; ''Ortaklığın Giderilmesi Davası'' usul hükümleri yönüyle ele alınmış, davanın açılışından sonuçlanmasına, bu esnada yapılan yargılama ve usul işlemlerine, gerekçeli karar yazımı ile yargılama masraflarına ve sonuç olarak davanın icrası kısmına değinilerek tez sonuçlandırılmıştır. Tezimiz amaçlarından biri de elbirliği mülkiyeti hallerinde maliklerden birinin alacaklısına verilen ortaklığın giderilmesi davası açma yetkisinin, diğer malikler için aleyhe sonuç doğurabildiğini göstermek ve öncelikle mümkünse elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi davası (yani iştirağın feshi davası) açma yetkisinin alacaklıya verilmesi gerektiği hususuna dikkat çekmektir.
Eser sözleşmesinde ayıptan sorumluluk hükümleri ile Borçlar Kanunu genel hükümlerinin yarışması
Bu tezde konusu itibariyle, sınırlı bir sorumluluk rejimi öngören eser sözleşmesinde ayıptan sorumluluk hükümleri ile Borçlar Kanunu genel hükümlerinin yarışması konusu ele alınmaktadır. Yüklenicinin ayıptan sorumluluğu, işsahibinin ayıp karşısında kullanabileceği hakları, taleplerin yarışması konuları anlatılmış ve eser sözleşmesinde ayıptan sorumluluk hükümleriyle yarışması muhtemel görülen Borçlar Kanunu genel hükümlerinden hangilerinin yarışıp yarışmadığı ele alınmıştır.
Boşanmanın şahsi sonuçları
Boşanma, evlilik birliğini sona erdiren nedenlerden biridir. Boşanma davası genel ve özel sebeplere dayanılarak açılmaktadır. Genel boşanma sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda 166. madde ile düzenlenmiştir. Genel boşanma sebebi evlilik birliğinin sarsılması başlığı ile düzenlenmiş olup anlaşmalı boşanma ve ortak hayatın kurulamamasına da yer vermiştir. Özel boşanma sebepleri ise 161 - 165'inci maddeleri ile düzenlenmiştir. Boşanma davası sonucunda eşler ve çocukları etkileyen bir takım sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bunlar şahsi ve mali sonuçlardır. Boşanmanın şahsi sonuçları her iki eşi etkileyen ortak sonuçlar olduğu gibi kadın için bekleme süresi ve kadının soyadı sadece kadını etkileyen sonuçlardır. Çocuklar açısından velayetin düzenlenmesi ve kişisel ilişki kurulması gerekmektedir.
Türk hukukuna göre boşanmada manevi tazminat
Günümüzde nüfus artışı ile birlikte çeşitli faktörler ailelerin kopmasına ve buna bağlı olarak dağılmasına sebep olmaktadır. Aile kavramının önemli olması ülkelerin bu hususta farklı düzenlemeler getirmesini zorunlu kılmıştır. Bu düzenlemelerin amacı aile kurumunun korunması olup hâkime de önemli yetkiler verilmiştir. Türk hukukunda 4721 sayılı TMK'nun 118 ve 494'ncü maddeleri arasında aile hukuku düzenlenmiştir. Böylece son derece öneme sahip olan aile kurumu koruma altına alınmıştır. İnsanoğlunun tarihin başından beri birlikte yaşama, birlikte olma içgüdüsü taşıması yardımlaşma, dayanışma ve güvenlik gibi ihtiyaçlarının bir sonucu olmuştur. Sağlam bir toplumun oluşması için sağlıklı ailelerin varlığı gerekmektedir. Aile kurumuna önem verilmemesi halinde de o toplumlarda çöküntü kaçınılmaz olacaktır. Dar anlamda aile karı kocadan oluşmakta olup geniş anlamda ise karı kocanın yanında onların çocukları da dahil olmaktadır. Elbette aile kavramını daha da genişlettiğimizde karı, koca, çocuklar ve onların hısım olarak bağlı olduğu kişileri de dahil edebiliriz. Çağdaş toplumlar aileye her zaman önem verip bu hususta gerekli düzenlemeleri yapmışlardır. 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 41. maddesinde; "Aile Türk toplumunun temelidir. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır; teşkilatı kurar" diyerek devletin güçlü olması ve toplumun oluşumunda ailenin önemini ve bunun için Devletin aile ile ilgili sorumluluğu belirtilmiştir. Yine İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 16. maddesinde, ailenin, toplumun doğal ve temel birimi olduğu, toplum ve devlet tarafından korunacağı belirtilmiştir. Nişanlılık veya evliliğin sona ermesinin hukuki sonucu olarak taraflar birbirinden maddi ve manevi tazminat talep edebilmektedir. Bu çalışmamızda boşanma hukukunda manevi tazminat konusuna değineceğiz. Manevi tazminat davalarında, zararın miktarı tam olarak belirlenemeyeceği için elbette bu durumda hâkime takdir yetkisini tanınmıştır. Zira mevcut manevi zararı net bir şekilde belirlemek imkansız olduğundan hakim kendi takdirine göre bir değer belirleyecektir. Elbette manevi tazminat talebinin kabulü için ortada kişilik hakkının ihlali ve bir zarar olmalıdır. Boşanmanın hukuki sonuçlarının bazısı hakim tarafından resen karar verilirken bazıları ancak talep söz konusu ise karar verilmektedir. Çalışma konusu olan boşanma sonucu istenen manevi tazminat, ancak davacının talebi halinde verilecektir. Manevi tazminat dendiğinde akla manevi zarar gelmektedir. Çalışmamızda manevi zararın ne olduğunu ve hangi durumlarda zarar tazminat istemine sebep olmakta açıklamaya çalışacağız. Manevi zararın tanımı bakımından da ortak bir payda bulunmamakta farklı görüşler baş göstermektedir. Bu konuda mevcut görüşlere değinecek olursak, tatmin, ceza, telafi, önleme ve caydırma, denkleştirme görüşü olarak belirtilebiliriz. Maddi ve manevi tazminatın veriliş amacı bakımından farklılıklar mevcuttur. Manevi tazminat kişinin ruh sağlığına yönelik saldırının karşılığı olarak verilmelidir. Manevi tazminatın veriliş amacı, kişilik haklarının haksız saldırıya uğramasıyla oluşan ruhsal sarsıntının iyileştirilmesidir. Bu kapsamda, boşanma sebebine bağlı meydana gelen manevi zararın hukuki niteliği, özellikleri, hangi şartlar sağlanırsa talep edilebileceği, miktarının tespitinin nasıl yapıldığı ve usule ilişkin bilgiler çalışmamızda yer almış, kişilik hakkının ne olduğuna değinilmiş, Yargıtay kararlarına da değinilerek konu ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Türk hukukuna göre mirasçılıktan cezai çıkarma
Çalışmamızın konusu olan mirasçılıktan çıkarma, 4721 sayılı TMK'nun 510 ve 513. maddeleri arasında düzenlenir. Mirasçılıktan çıkarma mirasbırakanın, ölümünden sonra sonuç doğurması amacıyla yapabileceği hukuki işlemlerden biridir. Böylece mirasbırakan kanunda sınırlı sayıda tespit edilen saklı paylı mirasçılarını, belirli sebeplerin varlığı durumunda gerekli şekil şartlarına da uyarak mirasından tamamen veya kısmen uzaklaştırır. Mirasçılıktan çıkarma, biri cezai çıkarma diğeri koruyucu çıkarma olmak üzere iki türlüdür. Mirasçılıktan çıkarma türlerinden uygulamada cezai amaçlı mirasçılıktan çıkarmaya sıklıkla başvurulduğundan çalışmamızı ağırlıkla cezai amaçlı mirasçılıktan çıkarma oluşturmuştur. Mirasçılıktan çıkarma öncelikli olarak, genel bir bakış açısı ile kavram olarak ele alınıp, bu bağlamda mirasçılıktan çıkarmanın tanımı ve unsurları, benzer Miras Hukuku kavramları ile karşılaştırılması ve mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin hükümlerinin Türk Hukukunda yeri ve uygulama alanı üzerinde durulacaktır. Çalışmamızın diğer bölümlerinde, mirasçılıktan çıkarmanın şartları, geçerli çıkarmanın hukuki sonuçları, mirasçılıktan çıkarmanın geçersizliği ve buna bağlanan hukuki sonuçlar, ele alınıp adı geçen bu ana başlıklar altında beliren ve mirasçılıktan çıkarmaya özgü hukuki sorunlar irdelenerek, varılan sonuçlar ortaya konulmaya çalışılacaktır.