Theses supervised by Prof. Dr. Mihriban Şengül
10 theses · İnönü University
İklim siyasetinin belirlenme sürecinin Anthony Giddens'ın yapılaşma teorisi ile analizi: Türkiye'nin iklim siyaseti örneğinde bir inceleme
Bu çalışma, çok aktörlü ve etkileşimsel bir ortamda oluşan iklim siyasetini üreten sürecin Anthony Giddens'ın geliştirmiş olduğu yapılaşma teorisi ile nasıl açıklanabileceğini inceleme amacı taşımaktadır. İklim siyasetine odaklanmanın temel sebebi, çelişkili ve çatışan çıkarlar tarafından üretilen iklim siyaseti sürecini kurumsalcı/yeni kurumsalcı yaklaşımlarla açıklamanın yetersiz kaldığını ortaya koymaktır. Ancak pozitivist ve hermeneutik yaklaşım tarafından ortaya çıkarılan yapı-eylem düalizminin yerine yapılaşma teorisi, yapı ile eylem ilişkisini sentezci bir tutumla bütünsel olarak biraraya getirme imkânı sunmaktadır. Böylece iklim siyasetinin belirlenme sürecini açıklamak adına yapılaşma teorisinin metodolojik araçlarından faydalanılmıştır. Buradan hareketle bu çalışmada, yapılaşma teorisinin iklim siyasetinin belirlenme sürecini açıklama olanaklılığı, Türkiye örneğinde ortaya konmaya çalışılmıştır. Yapılaşma teorisinin metodolojik araçlarını Türkiye'nin iklim siyasetinin belirlenme sürecine uygulayarak, teorinin açıklayıcılığı konusunda var olan tartışmalara katkıda bulunulmuştur.
Neoliberalizmin rekabetçi kentleşme koşullarında Türkiye'de yerel yönetimlerin markalaşma politikaları
Neoliberal küreselleşme süreci ile esnek üretimin ve kapitalist sermaye birikiminin örgütlendiği en önemli birimler haline gelen kentler, ulus devletin çözülmesi ve gelişen teknolojinin de katkısıyla bütünleşen küresel ağ sisteminin dinamik yapılarını oluşturmaktadırlar. Hiyerarşik olarak kademelendikleri küresel ağ sisteminde yer edinme çabaları, kentlerin yarışan ve girişimci yerel birimler olmalarını zorunlu kılmıştır. Küresel düzeyde gerçekleşen yarış dâhilinde ön plana çıkan yerel yönetimler, kentsel kimlik ve imaj unsurlarını birer pazarlama nesnesi haline getirerek markalaşmaya yönelik politikalar izlemekte böylece ağ sisteminin bir parçası olmaya çalışmaktadır. Bu çalışmada, neoliberalizmin kentlerde sebep olduğu yaratıcı yıkım, kentler arasında küresel ölçekte gerçekleşen rekabet, kentsel hiyerarşi, kent girişimciliği ve markalaşma kavramları incelenerek yerel yönetimlerin piyasa araçlarına yönelmesinin altında yatan nedenlerin irdelenmesi hedeflenmiştir. Merkez ve perifer ülke kentleri arasında sermayenin eşitsiz dağılımı, perifer ülkelerde devlet aygıtlarının sermayeyi çekecek biçimde yeniden yapılandırılması ve kentsel hiyerarşiye eklemlenme çabasıyla geliştirilen yerel politikalarla önlenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda yapılan çalışma ile geç kapitalistleşen bir perifer ülkesi olan Türkiye'de kentlerin hangi markalaşma stratejileri ile kentsel rekabet hiyerarşisine eklemlenmeye çalıştıklarının bir sınıflandırmasının yapılması amaçlanmıştır. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Gaziantep, Malatya, Ordu ve Kars kentlerindeki markalaşma pratikleri tez kapsamında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Neoliberalizm, Küreseleşme, Kent Hiyerarşisi, Kentler Arası Rekabet, Kentsel Markalaşma, Yerel Yönetim
Zorunlu göçmenlerin yeni mekâna yerleşme stratejileri Suriye iç savaşı'ndan kaçan göçmenlerin Şanlıurfa'da kentsel mekâna yerleşme deneyimleri
Bu çalışma, zorunlu göçmenlerin mekâna yerleşme pratiklerini ilişki ağları çerçevesinde ele almıştır. Çalışmanın teorik çerçevesi Lefebvre'in mekânın üretimi, Harvey'in mekânsal ayrışma ve Massey vd.'nin ilişkiler ağı kuramlarından yararlanılarak oluşturulmuştur. Çalışmanın hipotezleri, göç sürecinde işleyen göçmen ilişki ağlarının (Massey vd.) zorunlu göçmenlerin mekâna yerleşme sürecinde nasıl işlediği sorunsalından hareketle üretilmiştir. Hipotezler, Suriye iç savaşı nedeniyle zorunlu kitlesel göç alan Şanlıurfa sahasında nitel araştırmayla test edilmiştir. Amaçlı örnekleme yoluyla Şanlıurfa'nın Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü ilçelerinde yaşayan 35 Suriyeli göçmenle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Kurumsal veriler Şanlıurfa İl Göç İdaresi, Büyükşehir Belediyesi Göç ve Uyum Hizmetleri Dairesi, AFAD İl Müdürlüğünde bulunan yöneticiler ve mahalle muhtarlarından görüşülerek elde edilmiştir. Ayrıca sivil toplum kuruluşları yöneticileriyle görüşülerek çalışmanın verileri toplanmış ve nitel olarak analiz edilmiştir. Göçmenlerin mekâna yerleşirken kullandıkları ilişki ağları üç dönemde (akut, geçiş ve kalıcı) incelenmiştir. Sahadan elde edilen bulgular araştırmanın hipotezlerini desteklemektedir. Buna göre zorunlu göçmenler mekâna yerleşirken kullandıkları ilişki ağları, birincil ihtiyaçların baskısı, mekânda varolan sınıfsal ve kimliğe dayalı ayrışma, hedef mekândaki dış göç ve insani yardım politikaları ile yerel halkın dayanışma/dışlama kültürü içerisinde işlemektedir. Göçmenlerin her dönemde başvurdukları ağlar farklılaşmaktadır. Göç sürecinde işleyen 'göçmen ilişki ağları' göçmenin sadece göç ederken değil aynı zamanda hedef mekâna yerleşme sürecinde de işlevseldir. Massey vd.'nin zorunlu göç durumuna odaklanmadan tanımladıkları göçmen ilişki ağları, zorunlu göçmenlerin hedef mekâna yerleşme süreçlerinde de olumsal koşullara bağlı olarak değişen biçim ve oranlarda işlev görmektedir. Bu işlevselliği sayesinde göçmenler yeni mekâna yerleşir ve mekânın üretimine dâhil olur. Bu durumda, göçmen ağlarına erişim ve bu ağlardan yararlanma koşulları da değişir.
Kentsel mekânda ayrışma bağlamında "Çocuk Mekânları"Sivas Kardeşler Mahallesi örneğinde bir inceleme
Bu çalışma, farklı toplumsal sınıflara ve kimliğe sahip çocukların gündelik hayat pratikleri çerçevesinde kentsel mekân ile geliştirdikleri ilişki biçimleri ve kentsel mekâna erişimlerini mekânsal ayrışma pratikleri çerçevesinde ele almıştır. Henry Lefebvre'in mekâna toplumsal bir bakış açısı sunan kuramı ile David Harvey'in mekânsal ayrışma ile sınıfsal yapı arasında bağlantı kurduğu mekânsal ayrışma kuramı çalışmanın teorik çerçevesini oluşturmuştur. Buna göre, kapitalizmin dönüştürdüğü kentte mekânsal ve toplumsal örgütlenme sınıfsal yapı temelinde şekillenir. Kapitalist kentin toplumsal eşitsizlikleri besleyen yapısı toplumsal sınıfların mekânsal olarak ayrışmasını beraberinde getirir. Ailelerinin sınıfsal konumunu paylaşan çocukların mekânsal ayrışma çerçevesinde kentsel mekâna erişimleri de sınıfsal konum ve kimlik dolayımında belirlenir. Bu çerçevede çocukların kentsel mekânla kurduğu ilişki, kapitalist kentteki eşitsiz toplumsal ilişkiler sonucu belirlenen sınıfsal yapı temelinde ele alınarak nesnel bir şekilde açıklanmaya çalışılmış; yapılandırılmış görüşme planı ile elde edilen bulgular ise niteliksel olarak çözümlenmiştir. Çalışmanın teorik çerçevesini ve hipotezlerini test etmek amacıyla sahaya taşınan çalışmada Kardeşler Mahallesi'nde lüks konut alanlarında ve gecekondu bölgesinde yaşayan çocukların mekânsal ayrışma ekseninde kentsel mekâna erişimlerindeki farklılıklar incelenmiştir. Bu çerçevede çalışma sahasındaki farklı sınıfsal konuma/kimliğe sahip çocukların oyun alanlarının, eğitim alanlarının, spor alanlarının ve kültür alanlarının ayrıştığı ve dolayısıyla mekânı farklı biçimlerde deneyimledikleri bulgusu elde edilmiştir.
Sermayenin doğa varlıklarına yoğunlaşması, kamu politikaları ve çevresel müştereklere erişimde eşitsizlik Avsallar Mahallesi (Alanya Antalya) örneğinde bir inceleme
Sermaye; doğa ve işçinin emeği üzerinden birikimini sürdürürken bu durum farklı birikim süreci aşamalarında doğa, toplum ve sermaye ilişkisini de şekillendirmektedir. Kârlılığı ve birikimi arttırmak isteyen sermayenin ucuz doğaya ulaşma arzusu onu doğal varlıklara yöneltmektedir. Bu yöneliş, sermayenin devletin ekonomik ve politik desteğiyle birlikte çevresel müşterekler üzerindeki özelleştirme ve ticarileştirme baskısını arttırmaktadır. Toplumun tüm kesimleri için yaşamsal bir öneme sahip olan bu müştereklerin çitlenmesi, onlara erişimin sermaye lehine sınırlanması ise çevresel eşitsizliklerin meydana gelmesine, toplumsal sınıflar arasındaki eşitsizliklerin büyümesine neden olmaktadır. Müştereklerin çitlenmesi veya çitleme girişimleri, müşterekle ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel ilişkisi bulunan yerel toplulukların o müşterekle kurduğu ilişkiler üzerinde etkiler göstermektedir. Müştereklere erişimin sermaye lehine sınırlanması çevresel eşitsizliklerin meydana gelmesine ve mevcut eşitsizliklerin derinleşmesine yol açmaktadır. Bu tez çalışmasında Avsallar Mahallesi'nde bulunan kıyı ve orman müştereklerinin kamu politikaları desteğiyle turizm sermayesi tarafından çitlenmesi ve bu sürecin hem bahsi edilen müşterekler hem de müştereğin kullanıcıları üzerinde meydana getirdiği etkiler incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Müşterek(ler), Çevresel Eşitsizlik, Doğa Varlıkları, Çitleme/İlk Birikim, Kamu Politikası
İktidarın mekânla imtihanı Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi toponomi politikaları bağlamında iktidarın yeniden üretimi
Araştırma, iktidar ile mekân ilişkisini iktidarın mekânda kendisini yeniden üretmesinin enstrümanlarından biri olarak coğrafi mekân adlarının değiştirilmesine yönelik toponomi politikaları bağlamında ele almaktadır. İktidarın mekânla kurduğu ilişki politiktir. İktidar, mekânı ideolojisi bağlamında tasarlar; hem güçlendiği ve hem de tutunma kaygısı yaşadığı dönemlerde siyasal ve kültürel kodlarını mekâna yansıtmanın mücadelesini verir. Bu anlamda, siyasal iktidar ya da devlet iktidarı mekânı kendi siyasal kodları ve gelecek tasarımı ile kuşatır ve iktidarını yeniden üretmeye/çoğaltmaya odaklanır. İktidarın mekânda yeniden üretilmesinde kullanılan politik araçlardan biri de coğrafi mekân adlarının, iktidarın ideolojik tez ve değerleri doğrultusunda değiştirilmesini sağlayan toponomi politikalarıdır. Osmanlı döneminde, İstanbul'un fethi ile başlayan coğrafi mekân adlarının değiştirilmesi bağlamındaki toponomi politikalarının belirleyici karakterini, "Türklük, Osmanlılık ve İslâm ile ilişkisi olmadığı" iddiasıyla Müslüman olmayan milletlere ait dillerdeki yer adlarının değiştirilmesi oluşturur. Bu politikalar, İttihat ve Terakki iktidarında coğrafi mekân adlarının kitlesel düzeyde değiştirilmesi girişimi ile devlet politikasına dönüştürülmüş, ancak 1. Dünya Savaşı'nın Osmanlı coğrafyasında yarattığı karışıklık ve sorunlar nedeniyle uygulanamamıştır. Cumhuriyet dönemi yer adlarının değiştirilmesine yönelik toponomi politikalarının temelindeki belirleyici unsur ise Müslüman olsun ya da olmasın Türk olmayan millet, etnik grup ve topluluklara ait dillerdeki yer adlarının değiştirilmesi ve Türkiye coğrafyasının Türkçeleştirilmesi yoluyla Türkleştirilmesidir. TBMM Hükümeti döneminde, meclisin çalışmaya başlamasından kısa süre sonra, Türkçe olmadığı ve "Gayri Millî" olduğu iddia edilen coğrafi mekân adlarının değiştirilmesi konusunda yasama çalışmaları başlatılmış, sert tartışmaların ardından bazı vilayetlerin adı değiştirilmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra, yasal dayanak olmasa bile tekil düzeyde birçok coğrafi mekân adı Türkçe olmadıkları gerekçesiyle değiştirilmiş, 1940 yılında ise kitlesel düzeyde coğrafi mekân adlarının değiştirilmesi için İçişleri Bakanlığı bir genelge yayınlamış, ancak 2. Dünya Savaşı'ndan kaynaklanan nedenlerle bu girişim başarıya ulaşamamıştır. Cumhuriyet döneminde, coğrafi mekân adlarının değiştirilmesine yönelik toponomi politikaları, Demokrat Parti iktidarında (1956) kurulan "Yabancı Adları Değiştirme İhtisas Kurulu" ile kurumsal yapıya dönüştürülmüş ve bu kurulun 1978 yılına kadar sürdürdüğü çalışmalar sonucunda, coğrafi mekân adlarının devlet politikası bağlamında ve kitlesel düzeyde değiştirilmesi sağlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet dönemini kapsayan araştırma, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi arşiv belgeleri, TBMM ve Cumhuriyet Senatosu Tutanakları, İçişleri Bakanlığı yayınları, ilgili devlet kurumlarının istatistiksel verileri, Resmi Gazete, Milliyet ve Cumhuriyet Gazetesi arşivlerinin taranması ve elde edilen bulguların nitel analizi ile gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kavramlar: Devlet, İktidar, Mekân, Yer Adları, Toponomi
Çevre siyaseti ile ekonomi arasındaki çatışmalı ilişki bağlamında Türkiye'de orman siyasetinin incelenmesi
Çevre ile ekonomi arasındaki ilişki üretim sistemleri temelinde gerçekleşmektedir. Kapitalizm koşullarında sermaye birikim sürecine kaynaklık eden çevresel unsurların varlığı ya da yokluğu ekosistem dengesini direkt olarak etkilediği gibi ekonomiyi de etkilemektedir. Çevresel varlıkların ekonomide yarattığı değer, ekolojik bakımdan yarattığı değerden fazla ise çevreyi koruma esasları ekonomik büyüme temelinde oluşturulmaktadır. Bu bağlamda 1970'lerden itibaren gelişen çevre siyaseti de ekonomik büyümenin ve sermaye birikim sürecinin bir parçası olarak düzenlenmiştir. Çevre koruma ve ekonomik büyüme arasındaki çatışmalı ilişkinin kaynaklık ettiği küresel çevre siyasetinin kapsamını ve sınırlarını kapitalizm koşulları belirlemektedir. Ekonomik büyümeyle uyumlu bir çevre yönetimi anlayışına dayalı olarak yürütülen çevre siyaseti, ekonomik değeri yüksek ekolojik varlıkları yine aynı anlayış çerçevesinde kapsam dışı bırakmaktadır. Bu bağlamda yarattığı ekonomik değerin büyüklüğü nedeniyle çevre siyasetinin kapsamı içerisine girmeyen ve ekosistemin ana unsurlarından biri olan ormanlar ile ilgili yürütülen siyaset önemli inceleme alanlarından biridir. Ormanların ekosistemde sahip olduğu ekolojik önemin büyüklüğü, piyasa koşullarında elde edilen kâr karşısında ikincil öneme sahiptir. Üretim sistemlerinin tarihsel süreçteki gelişimleri ormanların fiziksel açıdan tüketimini gittikçe artırmıştır. Fakat diğer yandan ekolojik bir unsur olarak ormanların tükenişinin küresel ölçekte yarattığı etki göz ardı edilmektedir. Bu çalışmada Türkiye özelinde incelenen orman siyasetinin, ekonomi ve çevre arasındaki çatışmalı ilişkinin bir ürünü olan çevre siyaseti bağlamında değerlendirilmesi yapılmıştır.
Kapitalist ataerkil iktidar ilişkileri dahilinde kentsel mekânda kadının gündelik hayatının coğrafyası Tokat örneği
Bu çalışma, kapitalist ataerkil sistem ile inşa edilen kentsel mekânla farklı sınıfsal ve kültürel yapılara sahip kadınların gündelik hayat pratikleri bağlamında nasıl bir ilişki geliştirdiğini belirleme amacı taşımaktadır. Gündelik hayata odaklanmanın temel sebebi toplumsal yapıya dağılmış ve bireylere belirli roller atfetmiş iktidar ilişkileri ile aralarında karşılıklı bir ilişkinin olmasıdır. Bu bakımdan gündelik hayat ile ilgili Henri Lefebvre'in, iktidar ilişkileri ile ilgili de Michel Foucault'nun geliştirmiş oldukları kuramlardan faydalanılmıştır. İktidar mücadelesi alanı olan gündelik hayat pratiklerini irdelemek bu pratiklerin cinsiyetçi doğasını toplumsal mekân bağlamında görme olanağı yaratmaktadır. Çünkü cinsiyete dayalı işbölümünün yarattığı iktidar ilişkileri, mekânın kurgulanma biçimi ve işleyişi üzerinde etkilidir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet ilişkilerinin bir coğrafyası vardır. Bu coğrafya doğrultusunda kadın ve erkeğin mekânı deneyimlemesi, toplumsal cinsiyet kimliğinin toplumsal inşası sonucunda farklılaşmaktadır. Bununla birlikte kadınlığın tekil bir kategori olmadığı gerçeği göz önüne alındığında kadınlar arasında da mekânı deneyimleme açısından farklılık vardır. Bu farklılığın temelinde ise kadınların sınıfsal ve kültürel konumları yatmaktadır. Buradan hareketle bu çalışma kadınların kentsel mekân ile olan ilişkisini, Tokat kentinde farklı sınıfsal ve kültürel yapılara sahip iki semt örneği üzerinden belirlemeye çalışmıştır. Bu çerçevede kadınların kentsel mekânla kurduğu ilişki, kadınların gündelik hayatı temelinde haritalandırılarak nesnel bir şekilde açıklanmaya çalışılmış; yapılandırılmış görüşme planı ile elde edilen bulgular ise niteliksel olarak çözümlenmiştir. Her iki semtte yaşayan kadınların sınıfsal ve kültürel farklılıkları kentsel mekândaki gündelik hayat coğrafyalarının da farklılaşmasına yol açmaktadır.
Türkiye'de bütünşehirleşme sürecinin köyler üzerindeki etkileri Malatya Başak, Sütlüce ve Bulgurlu köyleri örneği
Türkiye'de büyükşehir kent konusunda izlenen dönemsel siyasetin bir ürünü olan "bütünşehirleşme" ile kent ve köy arasındaki ilişkide ortaya çıkan yeni durum, köylerin sosyo- ekonomik yapılarının dönüşümü konusunda yeni bir ivme yaratmıştır. Büyükşehirlerin sayıca artırılmasının yanı sıra büyükşehir belediye sınırlarının il sınırlarını kapsar hale getirilmesi ve böylece kent yönetimi sınırları içine dâhil olan köylerin dönüşümünü hızlandırmıştır. Köyler, belediyelerin sermaye birikimine katkı işlevlerinin hızlandırdığı bir süreç içinde piyasa koşullarına daha açık hale gelmiştir. Bu bağlamada sermayenin kentsel mekâna ve hizmetlere giderek yoğunlaşması, kentsel yönetim ölçeğinin yeniden düzenlenmesine neden olmuştur. Bu tez çalışmasında, tarımsal ekonominin ve feodal ilişkilerin baskın olduğu bir il olarak Malatya'nın yerel ve merkez iktidar odaklarının talebiyle, neoliberal politikaların bir parçası olarak büyükşehir olması, Basak, Sütlüce ve Bulgurlu köylerinde kentsel dokunun genişlemesi yönünde yarattığı etki ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kent, Köy, Sermaye Birikimi, Bütünşehirleşme, Malatya
Kırsal müştereklere yönelik tehditler ve yerel toplumsal hareketler: Pınargözü, Eğricek, Elkondu ve Kalkım köyleri örneği
Bu çalışma, Türkiye'de yerel toplulukların müşterek varlıkları sahiplenme gücünün ürettiği toplumsal hareketin gücüne odaklanmaktadır. Müşterekler, toplumsal ilişkiler dolayımında üretilen ve deneyimlenen ortaklaştırılmış varlıklardır. Müşterekler, gündelik yaşam pratikleri içerisinde anlam kazanır ve mekânsal olarak sabitlenemezdir. Müşterekler ile topluluklar arasındaki ilişki, zaman ve mekân ölçeğinde sahiplenme ilişkisi üretmektedir. Yerel toplulukların müşterek varlıklarla kurduğu somut ve soyut ilişki, söz konusu varlıkların müştereklik niteliğini ve anlamını genişletmektedir. Bu anlamda müşterekler ve müştereklik edimi dinamik bir olgudur; doğal, sosyal ve kültürel yapının birer parçasıdırlar. Sermayenin kentsel mekândan kırsal alanlara yöneldiği neoliberal dönemde müşterekler özelleştirme, kamulaştırma ve mülksüleştirme kıskacında metalaştırılmaktadır. Kırsal mekânda dereler, ormanlar, meralar ve diğer doğa varlıkları sermaye için birikim nesnesine dönüşmektedir. Yerel teoplulukların gündelik yaşam biçimlerini şekillendirdikleri, tarihsel olarak somut ve soyut anlamda bağ kurduğu, geçimlik ilişkisi sürdürdüğü varlıklar sermaye tehdidine maruz kalmaktadır. Sermayenin doğaya ve mekâna müdahale biçimi, yerel toplulukların müşterek varlıklarla ilişkisini dönüştürmekte ve koparmaktadır. Bu çalışma Bakırtepe yöresi özelinde Pınargözü, Eğricek, Elkondu ve Kalkım köyleri örneğinde kırsal müştereklere yönelik tehdide karşı yerel toplulukların müşterekleri sahiplenmeye yönelik direniş pratiklerini incelenmiştir. Saha araştırmasında yerel toplulukların müşterekleri anlamlandırma biçimleri, tarihsel olarak kurdukları somut ve soyut/duygulanımsal ilişkinin gücü toplumsal harekitn gücü doğrudan etkilemiştir. Sahiplenmenin güçlü olduğu dönemde toplumsal hareket de yerel ve yerel-ötesi destek almıştır. Kırsal mekânda nüfusun azalması, şirketin rıza üretimine dayalı stratejileri ve yereldeki çatışmalı ilişkiler toplumsal hareketin gücünü zayıflatmıştır. Yerel toplulukların kültürel müşterek varlıklara erişimin kısıtlanması ve geçimlik kaynaklarına mülksüzleştirerek el konulması, kırsal yapıyı dönüştürmenin yanı sıra direnişin gücünü de baskılamıştır.