Theses supervised by Prof. Dr. Nebiye Yamak

16 theses · Karadeniz Technical University

DoctorateOpen AccessTR

Enflasyon - nispi fiyat değişkenliği ilişkisi: Türkiye örneği

Günümüzde pek çok ekonominin enflasyon sorunu ile karşı karşıya olduğu ve enflasyonun adeta yaşamın bir parçası haline geldiği bilinmektedir. Enflasyonun nispi fiyat değişkenliği üzerinde etki yaratarak reel ekonomik değişkenleri etkileyebileceği uzun süredir kabul edilmektedir. Yüksek enflasyon dönemlerinde ekonomik birimlerin nispi/mutlak, geçici/sürekli fiyat değişimlerini doğru olarak algılamaları zorlaştığından nispi fiyatların ekonomik kararlara sinyal verme özelliği azalmaktadır. Bu nedenle, enflasyon nispi fiyatlarda değişkenliğe sebep olduğunda kaynakların etkin dağılımı engellenmekte ve refah kayıpları ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı enflasyon oranı ile nispi fiyat değişkenliği arasındaki ilişkiyi Türkiye ekonomisinde hem harcama hem de bölge bazında ayrı ayrı test etmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada öncelikle, 31 harcama grubunun 26 bölgedeki 2003: 01-2014: 01 dönemi tüketici fiyat endekslerinden yararlanılarak her bir harcama grubu ve bölgeye ilişkin enflasyon oranı ve nispi fiyat değişkenlik ölçütleri hesaplanmıştır. Daha sonra söz konusu iki değişken arasındaki ilişkinin yönü ve derecesini belirlemek için korelasyon analizi yapılmıştır. Ardından 31 harcama grubu ve 26 bölgenin her biri için ayrı ayrı oluşturulan ikili değişkenlerin Vektör Otoregresyon (VAR) modeli çerçevesinde Granger nedensellik testi, varyans ayrıştırması ve etki-tepki analizleri yapılmıştır. Harcama bazında yapılan analiz sonuçları, bazı harcama grupları için herhangi bir nedensellik ilişkisi tespit edilmemiş olmakla birlikte genellikle iki değişken arasında çift yönlü nedensellik ya da enflasyondan nispi fiyat değişkenliğine doğru bir nedensellik ilişkisi olduğunu göstermiştir. Bölge bazında yapılan test sonuçları ise harcama gruplarından farklı olarak birçok bölgede nedenselliğin yönünün nispi fiyat değişkenliğinden enflasyona doğru olduğunu göstermiştir.

EnflasyonFiyatGranger Nedensellik Testi+2
Fatma Kolcu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hisse senedi piyasalarında görülen anomaliler ve İMKB'de gün etkisi'nin incelenmesi

Etkin Piyasalar Hipotezi, etkin bir piyasada oluşan fiyatların önceden tahmin edilemeyeceği ve bu nedenle normalüstü kazançlar elde edilemeyeceğini varsayar. Ancak piyasalarda bu teoriyle çelişen birçok bulgu elde edilmiştir. Etkin Piyasalar Hipotezi'ne ters düşen her ampirik bulgu anomali (aykırılık) olarak adlandırılmaktadır.Çalışmada, İMKB'de mevsimsel (zamana dayalı) bir anomali olarak kabul edilen haftanın günü etkisinin varlığı araştırılmıştır. Bu amaçla, 01.01.1990?01.01.2010 dönemi İMKB?100 endeksinin günlük kapanış fiyatları kullanılmıştır. Söz konusu dönemde İMKB'nin işleme kapalı olduğu resmi tatiller çıkarılarak veri seti oluşturulmuş olup, toplam 4977 günlük veri kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca ele alınan dönemde ülkede yaşanan krizlerin piyasayı etkileyeceği düşünülerek, veri seti kriz dönemlerini içerecek şekilde alt dönemlere ayrılmış ve her bir alt dönem ayrı analize tabi tutulmuştur.Analizlerde günlük kapanış fiyatlarının ortalama büyüme oranları karşılaştırılması yapılmış olup, endekse etkileri ve farklılaştıkları noktalar belirlenmeye çalışılmıştır. Ortalama büyüme oranlarının karşılaştırılmasında istatistiki yöntemler kullanılmıştır. İMKB'de günlerin ortalama getirileri farklarının istatistikî olarak sıfırdan farklı olup olmadığının araştırılması için Tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Ayrıca yapılan analiz sonuçlarını doğrulamak amacıyla parametrik olmayan Kuruskal Wallis Testi kullanılmıştır. Bu test, gruplar arası tek yönlü varyans analizinin nonparametrik alternatifidir.Tüm dönem için yapılan varyans analizinde, %1 anlamlılık seviyesinde İMKB?100 Endeksi'nde, haftanın günlerinin ortalama getirileri arasında farklılık olduğu, yani İMKB'de haftanın günü etkisinin var olduğu gözlemlenmiştir. Söz konusu dönemde, Pazartesi günleri en düşük getirili gün olurken, en yüksek getirili gün Cuma olarak belirlenmiştir. Alt dönemler itibariyle yapılan analizde ise, 1994 ve 2001 krizlerinden sonra ki dönemlerde gün etkisinin varlığına dair bulgular elde edilmiştir. Analiz sonuçlarını doğrulamak amacıyla yapılan Kuruskal Wallis Testinde de Varyans analizini destekler niteliktedir.Anahtar Sözcükler: Etkin Piyasalar Hipotezi, Anomali, Gün Etkisi

AnomalilerEtkin piyasa teorisiHisse senetleri+3
Filiz Güneysu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Konjonktürel dalgalanmalar çerçevesinde iktisadi şokların sürekliliği: Teori ve Türkiye uygulaması

İktisadi şokların bir sonucu olan konjonktürel dalgalanmalar, geçici veya kalıcı nitelikte olabilmektedir. Ekonominin mevcut dengesinin uzun dönem trend değerine geri dönüp dönmeyeceği, konjonktürel dalgalanmaların toplam talep mi yoksa toplam arz şoklarından mı kaynaklandığına bağlı olmaktadır. Bu anlamda talep şokları reel makroekonomik değişkenlerin deterministik trendden geçici sapmalarına, arz şokları ise stokastik trendden kalıcı sapmalarına neden olmaktadır. Çalışmanın amacı, iktisadi şokların reel makroekonomik değişkenler üzerindeki olası etkilerini süreklilik kavramı çerçevesinde araştırmaktır. Bu amaçla çalışmada iktisadi şokların ekonomi üzerindeki etkileri, konjonktürel dalgalanma teorileri kapsamında öncelikle teorik olarak açıklanmıştır. Daha sonra, iktisadi süreklilik kavramının istatistiksel ve ekonometrik boyutu incelenmiştir. Bu anlamda iktisadi şokların sürekliliğinin ölçülmesine yönelik geliştirilen yöntemler; şokların sürekli olup olmadığını test eden ve sürekliliğin derecesini ölçebilen yöntemler olarak iki sınıfa ayrılmıştır. Son olarak, iktisadi şokların reel üretim düzeyi üzerinde geçici mi yoksa kalıcı bir etkiye mi neden olduğu yani iktisadi şokların sürekliliği, 1987-2012 dönemi Türkiye ekonomisi için ampirik olarak üç farklı yöntemle sınanmıştır. Campbell ve Mankiw (1987a) tarafından uygulanan kümülatif etki-tepki fonksiyonları yardımıyla şokların sürekli olup olmadığı tespit edilmiştir. Beveridge-Nelson (1981) ayrıştırma yöntemiyle, iktisadi şoklar geçici ve kalıcı şoklar olarak ayrıştırılmış ve ayrıştırılan her bir şokun reel üretim üzerindeki etkileri tespit edilmiştir. Bu şekilde hangi şokun ekonominin mevcut dengesi üzerinde daha etkili olduğu ortaya konmuştur. Cochrane (1988) varyans oranı testiyle ise, sürekliliğin derecesi ölçülmüştür. Her biri farklı amaçlarla kullanılan yöntemler sonucunda, konjonktürel dalgalanmaların deterministik trendden geçici sapmalar sergilediği yönünde ampirik bulgular elde edilmiştir. Sürekliliğin derecesinin test edildiği yöntemle de bu bulgular desteklenmiştir. Türkiye ekonomisinde herhangi bir nedenle ortaya çıkan bir şokun, ekonomi üzerindeki etkilerinin en fazla 3-6 ay gibi bir süre devam ettiği, bu sürenin sonunda şokların etkisinin azalarak kaybolduğu tespit edilmiştir.

ARIMA modelleriAutoregresif spektral analizDevresel dalgalanma teorileri+2
Banu Tanrıöver
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Borsa İstanbul kapsamındaki pay senetlerinin fiyat ve işlem hacimleri arasındaki nedensellik ilişkisi

Finansal piyasaların etkinliği literatürde yıllardır tartışılan ve hala tartışılmaya devam edilen bir konudur. Borsalarda işlem gören finansal varlıkların fiyatları ile işlem hacmi arasında ilişkinin yönü ve boyutu hakkında bilgi sahibi olmak ülkenin finansal istikrarı konusunda yatırımcılara ve politika yapıcılara önemli bilgiler sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, BİST pay endeksinde yer alan finansal varlıklara ilişkin fiyat ve işlem hacmi arasındaki olası nedensellik ilişkisini araştırmaktır. Bu amaçla BİST pay endeksi kapsamında bulunan 33 finansal varlığa ilişkin aylık veri seti kullanılarak fiyat ve işlem hacmi arasındaki nedensellik ilişkisi Toda-Yamamoto yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Ekonometrik analizde Garanti Bankası, KOBİ Sanayi, Sürdürülebilirlik, BİM Mağazalar, Turkcell, Türk Telekom ve TÜPRAŞ endekslerinin fiyat ve işlem hacimleri arasında çift yönlü nedenselliğe rastlanırken Ankara, Kocaeli, Tekirdağ, Balıkesir şehir endeksleri ile Halka Arz, Emlak Konut ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, Ereğli Demir Çelik, VakıfBank, Akbank, Koç Holding ve Türk Hava Yolları endekslerinde herhangi bir nedenselliğe rastlanmamıştır. Adana, Kayseri şehir endeksleri ile Kurumsal Yönetim, Yapı Kredi, Halk Bankası ile PETKİM endekslerinde işlem hacminden fiyata doğru nedensellik saptanmıştır. Denizli, Antalya, İzmir, Konya, İstanbul, Bursa şehir endeksleri ile Temettü, İş Bankası ve ASELSAN endekslerinde ise fiyattan işlem hacmine doğru nedensellik ilişkisi saptanmıştır. Tüm bulgular değerlendirildiğinde BİST pay senedi piyasasının zayıf formda da olsa etkin piyasa hipotezi ile uyumlu olduğu görülmektedir.

Borsa İstanbulFiyatPay endeksi+4
Burcu Savaş Çelik
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Seçilmiş kripto para fiyatları ile dolar endeksi arasındaki nedensellik ilişkisi

2010 yılı itibariyle hızla yayılan kripto para birimleri, merkez bankalarına bağlı geleneksel paralara karşı ortaya çıkmıştır. Bu para birimleri merkezi bir otoriteye bağlı olmamakta, şifreleme (kriptografi) sistemi ile oluşturulmaktadır. İlk kripto para birimi olan Bitcoin kavramı, ilk kez Satoshi Nakamoto isimli bir kişi (veya grup) tarafından 2008 yılında bir makalede yazılmıştır. Bu makale kripto para yazılımı ile ilgilenen kişilere gönderilerek tanıtılmış ve Bitcoin kavramı hayatımıza girmiştir. 2011 yılı sonrasında Bitcoin'e alternatif olan 6000'den fazla altcoin ortaya çıkmış ve borsalarda işlem görmeye başlayarak küresel çapta kullanılmaya başlanılmıştır. Bu çalışmada amaç, en yüksek işlem hacmine sahip 5 kripto para olan Bitcoin (BTC), Litecoin (LTC), Ripple (XRP), EOS ve Ethereum (ETH) kripto paralar ile dolar endeksi (USDX) arasındaki olası nedensellik ilişkileri incelemektir. Çalışmada Bitcoin, Litecoin, Ripple, EOS, Ethereum kripto para fiyatları ile dolar endeksi arasındaki olası nedensellik ilişkileri Toda-Yamamoto nedensellik testi altında kayan pencere (rolling window) yaklaşımı ile araştırılmıştır. Çalışmanın ampirik kısmında 40, 60 ve 80 pencere genişlikleri altında yapılan analizlerde ele alınan dönem aralığında pencereler itibariyle farklı nedensellik ilişkileri görülmüştür. Yapılan analizlerde farklı pencerelerde farklı sonuçlar bulunsa da Bitcoin ve Ethereum kripto para fiyatlarından dolar endeksine doğru olan tek yönlü nedensellik ilişkisinin tüm pencere genişliklerinde diğer kripto para birimlerine kıyasla daha fazla olduğu görülmüştür. Bitcoin ve Ethereum kripto para birimlerinin işlem hacimleri yönünden en yüksek iki kripto para birimi olmasının bu sonucu ortaya çıkardığı söylenebilmektedir. Dolar endeksinden kripto para fiyatlarına yönelik nedensellik ilişkilerinin araştırıldığı analizde ise Litecoin kripto para biriminin diğer kripto para birimlerine göre daha fazla pencerede nedensellik ilişkilerine sahip olduğu görülmüştür. Bulgular pencere genişliği itibariyle değerlendirildiğinde 80 pencere genişliği için kripto para fiyatları ile dolar endeksi arasındaki nedensellik ilişkilerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın bir diğer bulgusu her üç pencere genişliğinde tespit edilen nedensellik ilişkilerinin aynı tarihlere tekabül etmiş olmasıdır. Tespit edilen ortak günlere gidildiğinde tüm pencere genişliklerinde kripto para fiyatlarından dolar endeksine doğru olan tek yönlü nedensellik ilişkisinin yoğunlukta olduğu görülmüştür.

BitcoinDolarDöviz kuru+5
Sinem Doğan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Maliye politikaları dünya etkinlik haritası

İktisat literatürünün en tartışmalı konularından biri devletin ekonomiye müdahale edip etmemesidir. İlgili literatürün başlıca ekolleri olan Klasik görüş ve Keynesyen görüş arasındaki en temel fark bu müdahaleleri (para ve maliye politikaları) savunmak ya da karşı çıkmaktadır. Klasik görüş devletin ekonomi politikalarının güvenlik, adalet ve diplomasi olarak sınırlandırılmasını, bunun haricinde yapılacak herhangi bir müdahalenin reel ekonomide bir karşılığı olmayacağını savunmaktadır. Keynesyen görüş ise, piyasadaki aksaklıkları düzenleme ve efektif talep ihtiyacını giderme amacıyla maliye politikası ağırlıklı müdahaleleri haklı ve gerekli görmektedir. Dahası bu politikaları gerçekleştirmek için, iç ya da dış piyasalardan borçlanarak finansman oluşturma konusunda da herhangi bir olumsuzluk görmemektedirler. Klasik görüş borçlanmaya karşı iken Keynesyen görüş yukarıda bahsedilen iki sebepten dolayı borçlanmanın gerçekleşmesi gerektiğini savunmaktadır. Literatürde yer alan diğer ekoller, bu iki görüşün türevleridir. Bu çalışmanın temel amacı, günümüz dünya ekonomilerinde maliye politikasının etkinliğini analiz etmektir. Bu çerçevede Klasik görüşün savunduğu Ricardian Denklik Hipotezi ve Keynesyen görüşün savunduğu İkiz Açık Hipotezi ele alınırken aynı zamanda borçlanma-ekonomik büyüme arasındaki ilişki de incelenmiştir. Dünya geneli 90 ülkenin 1995-2018 yılları arasında yıllık verilerin kullanıldığı bu çalışmada serilerin durağanlığı ADF birim kök testi ile araştırılmıştır. Ardından kurulan regresyon modellerinde yer alan değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkinin varlığı ARDL sınır testi yaklaşımı ile araştırılmış ve ilişkinin tespit edildiği modellerde bağımsız değişkenin uzun dönem katsayısı tahmin edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre incelenen 90 ülke arasında, Ricardian Denklik Hipotezinin 24 ülkede, İkiz Açık Hipotezinin ise 16 ülkede geçerli olduğu görülmüştür. Borçlanma ile ekonomik büyüme arasındaki yapılan incelemede ise söz konusu değişkenler arasında 7 ülkede pozitif, 22 ülkede negatif bir ilişki tespit edilmiştir. Analizi yapılan bu üç konunun da reddedildiği ülke sayısı 38 olarak belirlenmiştir. 6 ülkede ise hem Ricardian Denklik Hipotezinin hem de İkiz Açık Hipotezinin geçerli olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre, dünyada değişen ve gelişen ekonomik koşullar da göz önüne alınarak, söz konusu iki hipotez maliye politikasının etkinliğini açıklamak için yetersiz kalmaktadır.

ARDL Sınır TestiEkonomik büyümeEkonomik etki+4
Recep Sinan Koç
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki bireysel emeklilik fonları ve portföy performanslarının analizi

1980'li yılların başından itibaren ilk olarak Şili'de uygulanmaya başlayan ve sonrasında tüm dünyaya yayılan BES, kimi ülkelerde zorunlu kimi ülkelerde ise hali hazırda bulunan kamu sosyal güvenlik sistemlerinin tamamlayıcısı olarak zorunlu olmayan katılım uygulamaları şeklinde yürürlüğe girmiştir. Zorunlu/zorunlu olmayan katılım uygulamaları sayesinde tüm dünyada geniş bir katılımcı kitlesine ulaşan BES Türkiye'de de emeklilik şirketleri tarafından oluşturulan ilk emeklilik planlarının 2003 yılında onaylanması ile birlikte faaliyete geçmiştir. Bu çalışmada amaç, kurulduğu ilk günden bugüne kadar sürekli gelişim gösteren BES ve bu sistemin temelini oluşturan bireysel emeklilik fonlarının ilgili piyasaların genel trendlerinin belirlenmesine olanak sağlayan piyasa/pazar (karşılaştırma) endekslerinin risk ve getiri performanslarının incelenmesidir. Çalışmada, Finansal Varlıkları Fiyatlama Modeli (FVFM) altında bir finansal varlığın hem sistematik riski ve beklenen getirisini hem de bireysel emeklilik fonunun ne ölçüde piyasa ile birlikte hareket ettiğini gösteren piyasa endekslerine ait katsayılar hesaplanmıştır. Bu katsayılar gerçekleştirilen birim kök testlerinde seviyesinde durağan oldukları belirlenen altın, hisse senedi, kamu borçlanma araçları emeklilik fonları için regresyon modelleri kullanılarak hesaplanmıştır. Birim kök testlerinde seviyesinde durağan olmadıklarına karar verilen para piyasası emeklilik fonları için de kısa ve uzun dönem ilişkilerinin araştırılabilmesine imkân sağlayan ve en küçük kareler metoduna dayanan ARDL sınır testi kullanılmıştır. Çalışmanın uygulamalı analiz bölümünde; seçilmiş altın, hisse senedi, kamu borçlanma araçları ve para piyasası emeklilik fonları için ayrı ayrı hesaplanan beta katsayı değerleri, Garanti Emeklilik ve Hayat A.Ş. Kamu Borçlanma Araçları Emeklilik Yatırım Fonu (GKB) dışında kalan tüm fonlar için ele alınan dönem itibariyle birden küçük bulunmuştur. 1.0589 değeri ile hem çalışmadaki en büyük katsayı değerine sahip hem de 1'den büyük tek fon olan GKB, yüksek risk-beklenen getiri grubunda yer almaktadır. Ayrıca katsayısı 1'den küçük olan diğer fonların ise risk ve getiriyi etkileyen herhangi bir faktörde meydana gelen değişim karşısında piyasa portföyüne kıyasla daha az etkilendiği ve bu fonların daha düşük risk-beklenen getiri grubunda yer aldığı tespit edilmiştir.

ARDL Sınır TestiBireysel emeklilikEmeklilik fonları+3
Emre Aslan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
11
DoctorateOpen AccessTR

Dünyada ve Türkiye'de bireysel emeklilik sistemi: Türkiye performansı üzerine değerlendirmeler

Bu tezde, Bireysel Emeklilik Sistemi(BES)'nin dünya ve Türkiye uygulamalarının araştırılması ile Türkiye'de seçilmiş emeklilik yatırım fonları(EYF)'nın bazı makro ekonomik büyüklüklerle etkileşimine ait bulgulara ulaşılması amaçlanmaktadır.Çalışmanın yukarıda ifade edilen amacına ulaşabilmek için dünya ve Türkiye'de sistemin nasıl işlediğinin belirlenmesine dair bazı bilgilendirici tablo ve açıklamalarla mukayeseler yapılmıştır. Bunun yanında yapılan ekonometrik yöntemlerle Türkiye'de bulunan seçilmiş bazı EYF ile belli yatırım araçlarının performans karşılaştırılmasının yapılması ve bazı makroekonomik büyüklüklerle etkileşiminin belirlenmesi, çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.Belirlenen amaca ulaşabilmek için BES'e ait litaratür araştırmasının yanında, en popüler üç EYF getirilerinin bazı makroekonomik değişkenlerle etkileşiminin incelenmesi için, Ocak 2004-Haziran 2008 dönemine ilişkin bir dizi veri setinin kullanıldığı ekonometrik yöntemlerle belli sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır.Çalışmada BES'in dünyada belli ülkelerde oldukça eski bir geçmişinin olmasına rağmen Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yakın bir geçmişe sahip olduğu ve henüz emekleme döneminde olduğu belirlenmiştir. Yapılan ekonometrik araştırma sonucunda elde edilen ampirik bulgularda beklentilere paralel olarak Türkiye'deki fon performansları ile alternatif yatırım araçları arasında güçlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ampirik bulgular sonucunda beklentilerin aksine fon getirilerinin diğer yatırım araçlarının getirisinden nispeten düşük çıktığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Bireysel Emeklilik Sistemi, Emeklilik Yatırım Fonu, Granger Nedensellik Testi, Dickey-Fuller Birim Kök Testi, Sınır Testi

Birim kök testleriEkonomik etkiEmeklilik+7
Yavuz Öztürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Politik devresel dalgalanmalar teorisi ışığında Türkiye'de 1980 sonrası dönemde uygulanan seçim politikaları

Makroekonomik politikanın ekonomik zaman serilerinde görülen dalgalanmaları gidermek bir yana, söz konusu dalgalanmaların nedeni olduğu düşüncesi Politik Devresel Dalgalanmalar Teorisinin çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bu düşünceye gerekçe olarak politikacının seçimlerden önce oyunu maksimum ya da oy kaybım minumum yapmak hedefiyle seçmenin arzu ettiği ekonomik sonuçları oluşturacak biçimde ekonomiyi manipüle etmesi gösterilmektedir. Söz konusu manipülasyonun yaygın olarak bilinen ismi seçim ekonomisi politikalarıdır. Seçim ekonomisi politikaları hususunda Türkiye'deki tartışmanın ilk zamanlarda tarım ürünlerine yönelik devlet müdahalesi örneğinde başladığı görülmektedir. Zamanla bu tartışma enflasyon ve işsizlik oram gibi politika sonuçlarından, para arzı ve bütçe dengesi gibi para ve maliye politikalarının yürütülmesinde büyük önem taşıyan değişkenlere kadar yaygınlaşmıştır. Bu çalışmada 1986.01-2001.04 dönemine ait aylık veri seti kullanılarak seçim ekonomisi politikaları araştırılmıştır. Bu amaçla literatürde yaygın olarak kullanılan tek denklem (Arima) yaklaşımının yanında sistem denklemi (VAR ve SUR) yaklaşımının da kullanılması tercih edilmiştir. Sistem denklemleri faiz oram, fiyatlar genel seviyesi, para arzı, döviz kuru, sanayi üretim endeksi ve konsolide bütçe dengesi olmak üzere toplam altı değişkenden yararlanarak oluşturulmuşlardır. Ayrıca, konsolide bütçe dengesi yerine faiz dışı bütçe dengesi, harcamalar, faiz dışı harcamalar, diğer cari harcamalar, personel harcamaları, yatırım harcamaları, KİT'lere transferler ve diğer transferler değişkenleri kullanılarak her bir sistem yeniden oluşturulmuş ve tahmin edilmiştir. Hem tek denklem hem de sistem denklemi yaklaşımı ile fiyatlar genel seviyesi ve maliye politikası araçlarının seçim ekonomisi politikalarına hizmet ettiği güçlü bir şekilde gösterilmiştir. Seçim ekonomisi politikalarının para arzı üzerindeki etkisi ise yalnızca tek denklem yaklaşımı ile tespit edilebilmiştir.

1980 sonrasıDevresel dalgalanma teorileriParti politikaları+7
Uğur Sivri
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Çekirdek enflasyonu : Literatür

02. Özet Son dönemlerde fiyat istikrarını temin etme ve bu istikran sürdürme merkez bankalarının öncelikli hedefleri arasında yer almaktadır. Bu hedefleri gerçekleştirmek için çeşitli politikalar uygulanmaktadır. Bu kapsamda günümüzde en yaygın olarak kullanılan politika ise enflasyon hedeflemesidir. Enflasyon hedeflemesi, belirli bir dönem için sayısal bir enflasyon hedefi ya da hedef aralığı belirlenmesi ve bunun kamuoyuna açıklanması şeklinde uygulanan bir politikadır. Hedeflenen oranlardan herhangi bir sapma olması durumunda, merkez bankaları para politikası araçlarım kullanarak bu sapmalara yol açan nedenlere müdahale etmektedirler. Enflasyon hedeflemesi rejiminin etkili bir şekilde kullanılabilmesi için güvenilir bir enflasyon ölçümüne ihtiyaç duyulmaktadır. Enflasyon Ölçümünde kullanılan Tüketici Fiyatları Endeksi ve Toptan Eşya Fiyatları Endeksi gibi geleneksel fiyat endeksleri, bünyelerinde taşıdıkları ölçüm hataları ve geçici arz şoklarının etkilerine maruz kalmaları nedeniyle güvenilir bir ölçüm sunamamaktadırlar. Bu noktada güvenilir bir enflasyon ölçümünün önemi ortaya çıkmaktadır. Çekirdek enflasyon olarak adlandırılan ve enflasyonun ölçüm hatalarından ve geçici şokların etkisinden arındırılmış daha kalıcı kısmını ifade eden bir ölçüm yönteminin son dönemlerde sıkça kullanıldığı görülmektedir. Çekirdek enflasyon, ölçülen enflasyonun kalıcı kısmı ve genelleştirilmiş kısmı olmak üzere genel iki yaklaşımla ölçülmektedir. Bu iki yaklaşım altında çok farklı yöntemler kullanılarak ölçüm yapılmaktadır. Ölçüm yöntemlerinde farklılık olmasına rağmen her iki yaklaşım da. ölçülen enflasyonun talep yönlü ve beklentilerle ilgili kısmını yansıtırken arz şoklarını dışarıda bırakmaktadır. Türkiye'de enflasyonun düşme eğilimine girmesi ve merkez bankasının enflasyon hedeflemesi politikasına geçme sinyalleri vermesi, gösterge olarak kullanılabilecek güvenilir bir çekirdek enflasyon serisini gerektirmektedir. Bu nedenle çalışmada, literatürdeki alternatif çekirdek enflasyon ölçüm yöntemlerinin tanıtılması ve çekirdek enflasyon-para politikası ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır.

EnflasyonEnflasyon hedeflemesiPara politikaları+1
Zafer Öztürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye ekonomisi imalat ve hizmet sektörlerine iki faktörlü dinamik öğrenme eğrisi modeli uygulaması

"Araştırarak" öğrenme, bir işletmenin kendi Ar-Ge birimi, firmalar, üniversiteler gibi bilgi kaynaklarıyla kurduğu ağ sistemi sayesinde ulaştığı yeni bilgi ve becerilerle yüksek katma değer yaratan yeni ürünler ortaya koyması sonucunda elde edilen deneyim sürecidir. Kuşkusuz "araştırarak" öğrenmeye katkı sağlayan en önemli faktör, sektörlere yapılan Ar-Ge yatırımlarıdır. Literatürdeki çalışmalarda Ar-Ge harcamalarının maliyet azaltıcı etkisinin sadece doğrusal öğrenme eğrisi modelinde uygulama alanı bulduğu gözlenmiştir. Dolayısıyla, söz konusu çalışmalarda sadece ele alınan zaman aralığının ortalamasını gösteren tek bir "araştırarak" öğrenme oranı elde edilmiştir. Dinamik öğrenme eğrisi modelini kullanan çalışmalarda ise Ar-Ge harcamalarına bağımsız değişken olarak yer veren çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada Ar-Ge harcamalarının maliyet azaltıcı etkisini ölçmek amacıyla iki faktörlü dinamik öğrenme eğrisi modeli kullanılmıştır. Böylece imalat sanayi ve hizmet alt sektörlerine ilişkin "yaparak" öğrenme oranlarının yanı sıra, "araştırarak" öğrenme oranların da zaman seyri elde edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, imalat ve hizmet alt sektörlerinin çoğunluğundaki iki faktörlü dinamik öğrenme eğrileri grafiğinde, eğrilerin simetrik bir şekilde birbirlerinin etkilerini azaltarak zıt yönde hareket ettikleri görülmüştür. Sonuçta, literatürde sıklıkla savunulan, tek faktörlü dinamik modeldeki "yaparak" öğrenme oranlarının sapmalı olduğu görüşü desteklenmiş ve iki faktörlü dinamik öğrenme modelinde "yaparak" öğrenmenin etkisini kaybettiği dönemde "araştırarak" öğrenmenin etkisini artırdığı tespit edilmiştir.

Ayhan Koç
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de seçilmiş makroekonomik değişkenlerin bireysel emeklilik sisteminin büyüklüğü üzerindeki kısa ve uzun dönem etkileri

Bireysel emeklilik sistemi; kişilerin iş hayatları boyunca yaptıkları küçük tasarrufları, uzun vadeli yatırımlara yönlendirerek emekli olduklarında yaşam standartlarını koruyabilecekleri ek gelir elde etmelerine yol açan özel emeklilik sistemidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de seçili makroekonomik faktörlerin Bireysel Emeklilik Sistemi (BES)'nin büyüklüğü üzerindeki olası kısa ve uzun dönem etkilerini ekonometrik olarak belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda işsizlik, enflasyon, faiz, bütçe gelirleri, ekonomik büyüme, ve farklı tanımlardaki tasarrufların BES katkı payı ve BES katılımcı sayısı ile temsil edilen BES büyüklüğü üzerindeki kısa ve uzun dönem etkileri ARDL yaklaşımı altında analiz edilmiştir. Ekonometrik analiz neticesinde, BES katılımcı sayısı ve BES katkı payı ile özel tasarruflar arasında ters yönlü bir ilişki mevcuttur. BES katkı payı ve BES katılımcı sayısı ile kamu tasarrufu ve dış tasarruf arasında ise doğru yönlü bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca yapılan Toda- Yamamoto nedensellik testi neticesinde; ekonomik büyüme ve bütçe gelirlerinden BES katkı payına, BES katkı payından ise kur ve faiz oranlarına doğru tek yönlü bir nedensel ilişki tespit edilmiştir. BES katkı payı ile enflasyon arasında ise karşılıklı nedensel ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan ekonomik büyüme, işsizlik oranı ve bütçe gelirlerinden BES katılımcı sayısına, BES katılımcı sayısından ise faiz oranlarına doğru tek yönlü Granger anlamda nedensel ilişki söz konusudur. Anahtar Kelimeler: Bireysel Emeklilik Sistemi, ARDL Modeli, Toda-Yamamoto

Nilgün Salar
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

Finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi: Türkiye örneği

Finansal sistemin ülke ekonomisindeki kaynakları etkin bir şekilde yönlendirebilmesinde, kuşkusuz finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki simetrik etkisi yanında asimetrik etkisine de odaklanılmalıdır. Ampirik literatür incelendiğinde, gelir dağılımı üzerine yapılan çalışmaların çoğunda zımni olarak finansal gelişme şoklarının gelir dağılımı üzerinde simetrik bir etki oluşturduğu varsayımı yapılmıştır. Ancak bazı nedenlerden dolayı bu varsayımın geçerli olmayabileceği görülmüştür. Şöyle ki, ekonomik birimlerin nakit tutma eğilimi, finansal hizmetlere ihtiyaç olduğu halde bulunulan yerleşim alanının buna imkan vermemesi veya bu imkanlara erişimin mümkün olduğu halde finansal hizmet veya ürünlerin karmaşık olduğunun düşünülmesi, dini, sosyal veya kültürel yapı nedeniyle finansal hizmetlerin kullanımının tercih edilmemesi, piyasa koşulları ve eksik bilgi sorunları gibi faktörler söz konusu etkinin asimetrik olmasına neden olabilecektir. Bu asimetri, finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki etkisinin süresinde, büyüklüğünde veya yönünde görülebilmektedir. Bunun yanında asimetrik etkilerin sadece kısa ve uzun dönem itibariyle ortaya çıkabilmesi mümkün olduğu gibi her iki dönemde görülmesi de muhtemeldir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye özelinde finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki simetrik/asimetrik etkisini kısa ve uzun dönem itibariyle araştırmaktır. Çalışmada analize tabi tutulan veriler yıllık olup, 1980-2022 dönemini kapsamaktadır. Doğrusal ve doğrusal olmayan ARDL yöntemleri ile beş farklı finansal gelişme göstergesi için tahmin edilen beş farklı model sonucunda finansal gelişmenin gelir dağılımını açıklamada oldukça önemli bir belirleyici olduğuna dair bulgular elde edilmiştir. Ayrıca finansal gelişmede yaşanan pozitif ve negatif şokların gelir dağılımı üzerindeki etkisinin farklılık gösterdiği diğer bir ifadeyle finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki etkisinin asimetrik olduğu sonucuna varılmıştır. Belirlenen asimetrik ilişkinin, finansal gelişme sağlandıkça düşük gelir grubundaki bireylerin olumlu etkilenirken yüksek gelir grubundakilerin pek etkilenmemesi, buna karşılık finansal gelişmenin, finansal krizlerle durma veya gerileme aşamasına girmesiyle her iki gelir grubunun da bu durumdan etkilenmesinden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Çünkü finansal gelişme ile birlikte özellikle düşük gelir grubundaki bireylerin finansal okuryazarlık ve finansal imkanlara erişimi kolaylaşmaktadır. Ancak yüksek gelir grubundaki bireyler bu imkanlara finansal gelişme öncesinde de sahiptirler. Anahtar Sözcükler: Finansal Gelişme, Gelir dağılımı, Doğrusal ve Doğrusal Olmayan ARDL.

Gelir dağılımı
Filiz Köyel
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kripto para getirileri ile alternatif tasarruf araç getirileri arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkiler: Türkiye örneği

Gelirin vergiler düşüldükten sonra tüketilmeyen kısmı şeklinde tanımlanan tasarruf kavramı, ekonomilerde mikro ve makro düzeyde alınan kararların en önemli belirleyicilerinden bir tanesidir. Tasarruf sahipleri tüketim ihtiyaçlarından feragat ederek gelecekteki finansal güvenliklerini garanti altına almak için gelirlerinin bir kısmını biriktirmektedir. Daha sonra bu birikimlerini döviz, altın, hisse senetleri vb. geleneksel tasarruf araçları ile değerlendirmektedir. Son yıllarda ise özellikle teknolojinin de gelişmesiyle birlikte kripto paralar, tasarruf sahipleri tarafından geleneksel tasarruf araçlarına alternatif olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Bitcoin (BTC) , Ethereum (ETH) ve Ripple (XRP) gibi yüksek işlem hacmine ve piyasa değerine sahip kripto paralar ile BİST100 endeksi, TL cinsinden açılan mevduatlara uygulanan ağırlıklı faiz oranları, dolar kuru ve altın fiyatı arasındaki uzun ve kısa vadeli ilişkileri incelemektir. Analizde, BTC, ETH, XRP kripto paraları ile BİST100 endeksi, mevduat faiz oranları, dolar kuru ve altın fiyatı arasındaki eş bütünleşme ilişkisi ARDL sınır testi kullanılarak araştırılmıştır. Ayrıca, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi Toda-Yamamoto nedensellik testi yaklaşımı ile incelenmiştir. Çalışmanın ampirik kısmında oluşturulan her model için iki farklı spesifikasyon altında farklı eş bütünleşme ilişkileri görülmüştür. Yapılan analizlerde genel olarak mevduat faiz oranlarının ve dolar kurunun bağımlı değişken olduğu spesifikasyonlarda uzun dönem ilişki mevcuttur. BTC, ETH, XRP kripto paraları ile BİST100 endeksi, faiz oranları, dolar kuru ve altın fiyatı arasındaki nedensellik ilişkisinin araştırıldığı analize göre, BTC ve ETH ile mevduat faiz oranları arasında çift yönlü bir ilişki bulunurken, altın fiyatından BTC ve XRP fiyatına doğru, BİST100 endeksinden de BTC fiyatına doğru tek yönlü bir ilişki bulunmuştur.

Rabia Turhan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Para talebinin belirleyicileri ve istikrarı: Türkiye örneği

Belirsizlik, son dönemlerde küresel ve ulusal düzeyde yaşanan gelişmeler sonucunda, iktisadi aktörlerin geleceğe dair beklentilerini yönlendiren ve para talebine ilişkin karar alma mekanizmalarını etkileyen bir olgu haline gelmiştir. Para talebinin belirsizlik koşulları altında etkin bir şekilde tahmin edilmesi, meydana gelebilecek şokların yaratabileceği istikrarsızlık etkilerini en aza indirmek ve ekonomik dengeyi korumak açısından belirleyici bir öneme sahiptir. Friedman'ın Parasal Oynaklık Hipotezi, belirsizlikle karşı karşıya kalan iktisadi aktörlerin daha fazla likidite tutma eğiliminde olduklarını öne sürerek, bu dinamiği açıklayan temel teorik çerçevelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, belirsizlik koşulları altında Türkiye'deki para talebi davranışlarını Friedman'ın Parasal Oynaklık Hipotezi bağlamında simetrik ve asimetrik bakımdan eşbütünleşme ve nedensellik analizleri ile incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, analizlerde kullanılacak değişken bazlı belirsizlik serileri ARCH ve GARCH yöntemleri, endeks bazlı belirsizlik serileri ise Atta-Mensah yaklaşımı kullanılarak oluşturulmuştur. Çalışmada, Ocak 2001 – Ağustos 2024 ana dönemi ve Ocak 2008 – Aralık 2020 alt dönemi olmak üzere iki farklı dönem ele alınmıştır. Para talebinin, para arzına eşit olduğu varsayımı altında, para talebini temsilen reel M1 ve reel M2 parasal büyüklükleri ile belirsizlik serileri arasındaki eşbütünleşme ilişkileri, simetrik bakımdan ARDL, asimetrik bakımdan NARDL yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Belirsizlik serileri ile para talebini temsilen kullanılan reel parasal büyüklükler arasındaki simetrik nedensellik ilişkisi Görünürde İlişkisiz Regresyon (SUR) yöntemi altında Toda-Yamamoto nedensellik analizi kullanılarak asimetrik nedensellik ilişkisi ise Hatemi-J asimetrik nedensellik analizi kullanılarak incelenmiştir. ARDL ve NARDL yöntemleri ile elde edilen bulgular, uzun ve kısa dönemde belirsizliğin para talebi üzerindeki etkisinin asimetrik testler bağlamında daha yoğun ve genel olarak değişkenlik gösterdiğini ortaya koymaktadır. İktisadi aktörlerin belirsizlik koşullarında para talebi kararlarını rasyonalize etme süreci, belirsizlik türüne bağlı olarak farklılık göstermektedir. Ayrıca, her iki nedensellik analizinin sonuçlarına göre, reel M1 parasal büyüklüğünün reel M2'ye kıyasla belirsizlik koşullarına daha duyarlı olduğu ve bu duyarlılığın reel M1'in pozitif şokları açısından daha belirgin hale geldiği tespit edilmiştir. Analizler neticesinde, Friedman'ın Parasal Oynaklık Hipotezi'nin Türkiye için geçerliliğine yönelik özellikle nedensellik testleri bağlamında güçlü kanıtlar bulunmaktadır.

Hamza Corut
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

Dışa açıklık ve enflasyon: Türkiye ekonomisi için sektörel bazlı bir inceleme

Küreselleşme ile birlikte dışa açıklığın makroekonomik göstergeler üzerindeki etkileri ekonomi literatüründe giderek daha fazla önem kazanmıştır. Özellikle dışa açıklığın enflasyon üzerindeki etkileri, fiyat istikrarını destekleyici mi yoksa bozucu mu olduğu tartışmalarıyla öne çıkmaktadır. Türkiye ekonomisi özelinde dışa açıklığın enflasyon üzerindeki olası etkisine yönelik çeşitli ampirik çalışmalar bulunmakla birlikte, bu çalışmalar çoğunlukla ekonomiyi bütüncül bir yapı olarak ele almakta ve sektörel düzeydeki farklılaşmaları göz ardı etmektedir. Oysa dışa açıklığın enflasyona etkisi, sektörlerin üretim yapısına, ithalat bağımlılığına ve ihracat kapasitelerine göre değişiklik gösterebilmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmanın temel amacı Türkiye imalat sanayi alt sektörleri düzeyinde dışa açıklığın enflasyon üzerindeki uzun dönemli etkisini araştırmaktır. Çalışmada 2003-2023 dönemine ait yıllık veriler kullanılmış, dışa açıklık göstergeleri olarak ihracat/GSYİH, ithalat/GSYİH ve toplam dış ticaret hacmi/GSYİH oranları ele alınmıştır. GSYİH'yı temsilen faktör maliyetiyle katma değer ve üretim değeri serileri kullanılarak altı farklı dışa açıklık ölçütü oluşturulmuştur. Analizlerde ARDL Sınır Testi yaklaşımı ile birlikte panel veri yöntemleri olan Ortak Korelasyonlu Etkiler (CCE) ve Genişletilmiş Ortalama Grup (AMG) tahmincileri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, dışa açıklığın enflasyon üzerindeki etkisinin sektörel düzeyde farklılaştığını göstermektedir. Uluslararası rekabet gücü yüksek, ithalat bağımlılığı düşük ve ihracata dayalı sektörlerde dışa açıklığın enflasyonu düşürücü etkisi belirlenirken; ithalata ve teknolojiye daha fazla bağımlı sektörlerde dışa açıklığın enflasyonu artırıcı yönde etkilediği saptanmıştır. Öte yandan, toplulaştırılmış verilerle yapılan analizlerde dışa açıklığın enflasyon üzerinde anlamlı bir uzun dönem etkisinin bulunamaması, imalat sanayinde toplulaştırma sorununun önemine işaret etmektedir. Zira sektörel düzeyde farklı yönlerde işleyen etkiler, makro düzeyde ortalamaların içinde birbirini dengelemekte ve gerçeği yansıtmayan nötr sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Toplulaştırma sorununun politika analizlerinde yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini ve sektörel heterojenliğin mutlaka dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.

ARDL Sınır TestiDışa açıklıkEnflasyon+1
Özlem Üzülmez
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
10

Other supervisors