Theses supervised by Prof. Dr. Nesrin Nural
11 theses · Karadeniz Technical University
Kemoterapi alan hastalarda konstipasyon sıklığı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, ayaktan kemoterapi alan hastaların konstipasyon sıklığını ve konstipasyonun yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ayaktan kemoterapi ünitesinde Ocak 2021-Mart 2021 tarihleri arasında kemoterapi alan 252 hasta oluşturdu. Veriler "Hasta Bilgi Formu", "Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) Performans Ölçeği", "Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği (KCÖ)", "Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği (KYKÖ)" ve "Bristol Dışkı Kıvamı Skalası" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik, minimum ve maksimum değerler, Bağımsız Gruplarda t testi, Varyans Analizi (ANOVA), Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. Çalışmaya alınan hastalarda konstipasyon ciddiyet puanı orta düzeyde (30.48±13.87) ve konstipasyon sıklığı %31.7 oranında belirlendi. Hastaların, konstipasyona bağlı yaşam kalitesinin orta düzeyde (71.79±18.74) olumsuz etkilendiği saptandı. Cinsiyet, Beden Kitle İndeksi (BKİ), eğitim düzeyi, analjezik, antiemetik ve antiülser ilaç kullanımı, hemoroid hastalığı, ECOG Performans Skoru, iştah durumu ve fiziksel aktivite yapma durumu ile KCÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Cinsiyet, eğitim düzeyi, ECOG Performans Skoru, analjezik, antiemetik ve antiülser ilaç kullanımı, hipertansiyon ve hemoroid hastalığı, kullanılan tuvalet türü ve iştah durumu ile KYKÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarında konstipasyon üçte bir oranında görülmektedir. Hastalarda konstipasyon ciddiyeti orta düzeydedir ve yaşam kalitesini orta düzeyde olumsuz etkilemektedir.
Bir devlet hastanesinin acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesi
Araştırma, bir devlet hastanesinin acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesi amacıyla retrospektif tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın verileri acil servise 01.01.2019-31.12.2019 tarihleri arasında başvuran 18 yaş üstü toplam 11518 hastanın kaydı incelenerek elde edilmiştir. Verilerin incelenmesi 08.11.2020-08.12.2020 tarihlerinde arasında bir ay sürmüştür. Acil servise başvuran hastaların %55.7'si erkek, %35.5'i 45-64 yaş arasında idi. Acil servise erkek hastaların (%55.7) daha fazla başvuru yaptığı belirlendi. Hastaların %72.1'inin acil polikliniğe başvuru yaptığı, çoğunluğunun sarı alanda tedavi (%91.8) olduğu ve bu başvuruların %53.3'ünün 08.00-15.59 saat aralığında gerçekleştiği saptanmıştır. Başvuru şikayeti olarak baş ağrısı (%5.0), boğaz ağrısı (%4.6) ve öksürük (4.1) ilk sıralarda yer almaktaydı. Hastalara en çok koyulan tanılar da Akut Üst Solunum Yolu Enfeksiyonu, Tanımlanmamış (%14.3) ve Yumuşak Doku Bozukluğu, Tanımlanmamış, Diğer (%10.7) olarak bulunmuştur. Kadın hastaların en fazla üst solunum yolu enfeksiyonu (%12.7), erkek hastaların yumuşak doku bozuklukları (%13.3) nedeniyle başvuru yaptığı görülmüştür. Sonuç olarak acil polikliniğine hastalar, en fazla birinci basamak sağlık merkezlerinde veya polikliniklerde tedavi olabilecek hastalıklar nedeniyle başvuru yapmışlardır. İlçe devlet hastanesinde acil serviste gereksiz kalabalıklığı azaltmak için sık başvuru nedenlerini ve tetikleyen faktörlerin irdelenmesi uygun olacaktır.
Tip 2 diyabet hastalarının tedaviye uyumlarının ve insülin algılarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, tip 2 diyabet hastalarının tedaviye uyumlarının ve insülin algılarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanan bu çalışmanın evrenini, 2020 yılının ilk altı ayı içerisinde Karadeniz Teknik Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Farabi Hastanesi'nde Endokrinoloji Polikliniğine başvuran tip 2 diyabet tanısı olan hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Temmuz ile Eylül 2020 tarihleri arasında, Hasta tanıtım formu, Charlson Komorbidite İndeksi, Tip 2 DM Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği ve İnsülin Tedavisi Değerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS paket programı ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde betimsel istatistikler, parametrik testlerden t-testi ve ANOVA, parametrik olmayan testlerden de Mann Whitney- U ve Kruskall Wallis H testleri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların, yaş ortalaması 59.35±11.99 ve %58.1'i kadındır. Hastaların %57.6'sının 10 yıldan az süredir tip 2 diyabet hastalığı vardır ve %73.3'ünün diyabete ek hastalığı bulunmaktadır. Tip 2 DM Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği toplam puan ortalaması 78.12±12.60 olan hastaların (%99) tedaviye uyumları "orta" düzeydedir. Hastaların İnsülin Tedavisi Değerlendirme Ölçeği'nden toplamda 54.49±15.75, pozitif değerlendirme alt boyutundan 15.03±3.53 ve negatif değerlendirme alt boyutundan ise 45.50±13.05 puan almışlardır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre hastaların diyabet tedavisine uyumları orta düzeydedir. Sadece oral antidiyabetik ilaç kullanan hastaların tedaviye uyumları insülin tedavisi alan hastalardan daha düşüktür. Hastaların insülin tedavisini olumsuz değerlendirdikleri, dolayısıyla insüline karşı negatif algılarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.
Koroner arter hastalarında web tabanlı kardiyak rehabilitasyon desteğinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları, ilaç uyumu ve yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, koroner arter hastalarında web tabanlı kardiyak rehabilitasyon desteğinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları, ilaç uyumu ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma 35 deney ve 35 kontrol olmak üzere toplam 70 hasta ile tamamlandı. Deney grubu hastalarına taburcu olduktan sonra 12 hafta boyunca web üzerinden eğitim ve telefonla danışmanlık hizmeti verildi. Kontrol grubu hastalarına farklı bir uygulama yapılmadı. Veriler; soru formları, ilaç uyum soruları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği II, uluslararası fiziksel aktivite anketi ve EQ-5D genel yaşam kalitesi ölçeği ile toplandı. Deney grubu hastalarının son test sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği toplam puanı (p=0.000) ve sağlık sorumluluğu (p=0.001), fiziksel aktivite (p=0.000), manevi gelişim (p=0.013), kişilerarası ilişkiler (p=0.000), stres yönetimi (p=0.000) alt boyutları toplam puanlarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulundu. Deney grubu hastalarının son test uluslararası fiziksel aktivite toplam puanının anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlendi (p=0.048). Son test EQ-5D genel yaşam kalitesi ölçeği indeks puanı yönünden gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken (p<0.05), deney grubu hastalarının Vas skalası puanları anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p=0.002). Son test ilaç uyumları yönünden gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı (p<0.05). Ayrıca son testte sigara içmeyen hasta sayısının deney grubu hastalarında daha fazla olduğu ve farkın anlamlı olduğu belirlendi (p=0.031). Deney grubu hastalarından web sitesine yönelik elde edilen verilere göre, sitenin kullanılabilir düzeyde olduğu görüldü. Sonuçlar web tabanlı kardiyak rehabilitasyon desteğinin, koroner arter hastalarında sağlıklı yaşam biçimi davranışları, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesini arttırma ve sigarayı bırakmada etkili bir yöntem olduğunu göstermiştir.
Prediyaliz hastalarında sağlık okuryazarlığının hasta sonuçlarına etkisi
Bu araştırma, prediyaliz hastalarında sağlık okuryazarlığının hasta sonuçlarına etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Eylül 2020- Temmuz 2021 tarihleri arasında, evre 3b ve 4'te olan, nefroloji polikliniğine başvuran 45 müdahale, 45 kontrol olmak üzere toplam 90 prediyaliz hastası ile gerçekleştirildi. Veriler "Hasta Bilgi Formu", "Hasta İzlem Formu", "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32", "Diyaliz Semptom İndeksi" kullanarak yüz yüze toplandı. Müdahale grubundaki hastalarda sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik hemşirelik girişimi olarak iki kez bireysel yüz yüze eğitim verildi. Telefonla danışmanlık ve izlem için hastalar dördüncü ve sekinci haftalarda arandı. Kontrol grubuna herhangi bir müdahalede yapılmadı. Veriler t testi, varyans analizi, Kruskal Wallis H, Mann Whitney U testleri ile analiz edildi. Müdahale grubunda, hastaların yeterli sağlık okuryazarlığı %2.2'den %31.1'e yükseldi. Hastaların sağlık okuryazarlık düzeyinin artmasıyla kan basıncı değerlerinde ve semptomların şiddetinde anlamlı derecede azalma görüldü (p<0.05). Verilen eğitim sonrasında TSOY-32 toplam indeks ve alt boyut puanları anlamlı derece arttı (p<0.05). Eğitim düzeyi, gelir durumu, medeni durum ve yaşamın büyük çoğunluğunun geçtiği yer açısından son izlem DSİ, TSOY-32 toplam indeks ve alt boyut puanlarında gruplar arasında anlamlı farklılık olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, prediyaliz hastalarına hemşire tarafından verilen eğitimin sağlık okuryazarlığını artırdığı ve bunun hasta sonuçlarını iyileştirdiği görülmüştür.
Tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların konfor düzeyini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu araştırma tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların konfor düzeyini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Araştırma Ağustos 2020-Eylül 2021 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın evrenini son bir yılda Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Endokrin Polikliniğine başvuran Tip 2 diyabet tanılı (616) hastalar oluşturdu. Örnekleme yöntemiyle araştırma kriterlerine uyan 250 hasta araştırma kapsamına alındı. Araştırmanın verileri Hasta Tanıtım Formu, Modifiye Charlson Komorbidite İndeksi ve Genel Konfor Ölçeği (GKÖ) ile toplandı. Verilerin analizi Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) paket programı ve Openepi (version 3.01) programı kullanılarak yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, sayı ve ortalama, Student t Testi ve/veya Mann-Whitney U Testi, ANOVA ve/veya Kruskal-Wallis Testi, Ki-kare Testi ve/veya Korelasyon Analizi kullanıldı. Araştırmada genel konfor puan ortalaması 138.37±16.10 olan hastaların konforu (2.88) orta düzeydedir. Araştırmaya katılan hastaların eğitim durumu, aile tipi, diyabet tedavi şekli, diyabete bağlı komplikasyon gelişme durumu, hipertansiyon, kalp hastalığı, felç, amputasyon, sık sık kan şekeri ölçümü yapmak, insülin enjeksiyonu yapmak, felç geçirme, ek hastalıkla ilgili ilaç kullanma durumu, stres algılama düzeyi, uyku düzeni, hastalıkla başa çıkabilme algı durumu, yaş, diyabet süresi ve kullanılan ilaç sayısı ile GKÖ arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). Modifiye Charlson Komorbidite İndeks Puanının ise GKÖ Puanını yordadığı saptandı. Araştırma sonucunda tip 2 diyabeti olan hastaların konforunun orta düzeyde olduğu, konfor düzeyini sosyodemografik değişkenle arasında yer alan eğitim ve aile tipinin; hastalığa bağlı gelişen komplikasyonların, kan şekeri ölçümü, insülin uygulaması gibi invazif girişimlerin ve uyku, stres gibi günlük aktiviteleriyle ilgili değişkenlerin etkilediği belirlendi.
Hemşire tarafından yapılan ev ziyaretlerinin ve telefon danışmanlığının kronik hastalık yönetimine ve acil servis kullanımına etkisi
Bu araştırma, acil servise tekrarlı başvuruları fazla olan kronik hastalığa sahip bireylere, hemşire tarafından yapılan ev ziyaretleri ve telefon danışmanlığının, kronik hastalık yönetimine ve acil servis kullanımına etkisini değerlendirmek amacıyla retrospektif, prospektif ve randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırma, Ocak 2021- Temmuz 2021 tarihleri arasında, Yağlıdere İlçe Devlet Hastanesi'nin acil servisinde gerçekleştirildi. Araştırmaya, 34 kontrol ve 34 deney grubu olmak üzere toplam 68 hasta örnekleme alındı. Araştırmanın verileri, hasta bilgi formu, hasta izlem formu, kronik hastalık öz-bakım yönetimi ölçeği (SCMP-G), ilaç tedavisine bağlılık/uyum öz-etkililik ölçeği kısa formu (MASES-SF) kullanılarak toplandı. Araştırmaya dahil edilen hastaların araştırma başlangıcından altı ay geriye dönük ve altı ay ileriye dönük olarak acil servise başvuru sıklığı ve şikayetlerinin karşılaştırılması yapıldı. Deney grubundaki hastalara üç ay boyunca ev ziyaretleri ve telefon danışmanlığı uygulandı. Bu ev ziyaretleri sırasında kişilerin gereksinimleri doğrultusunda bireysel yüz yüze eğitim ve bilgilendirmeler yapıldı. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmadı. Verilerin değerlendirilmesinde Oneway Anova, t-testi, Kruskall Wallis, Mann-Withney U testi, Ki kare ve Fisher's exact testleri kullanıldı. Kronik hastalarda acil servise yapılan tekrarlı başvurunun en fazla hipertansiyon nedeniyle olduğu belirlenmiştir. Araştırma başlangıcından 6 ay sonra deney grubundaki kişilerin acil servise başvurma sıklığının kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Deney grubundaki kişilerin son izlemde MASES-SF ölçeğinin, SCMP-G ölçeğinin ve bu ölçeğin alt boyutlarının puan ortalaması kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonuçlarına göre, hemşire tarafından yapılan ev ziyaretlerinin ve telefon danışmanlığının acil servis kullanım sıklığını azalttığı, acil servis kullanım nedenlerini değiştirmese bile aynı nedenlerle tekrar başvuru oranının azalmasında etkili olduğu, ilaç ve öz bakım yönetimi üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu bulunmuştur.
Kendi ev ortamında yaşayan 65 yaş üstü bireylerin yalnızlık düzeyi, ölüm kaygısı ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma, 65 yaş üstü bireylerin artan yaşla gelişen yalnızlık düzeyi ve ölüm kaygısı ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Örneklemi, Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesinde ikamet eden 164'ü kadın, 112'si erkek olan 276 birey oluşturdu. Veriler Mayıs-Haziran 2024 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Hasta Bilgi Formu", "Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği", "Charlson Komorbidite İndeksi", "Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği" ve "Templer Ölüm Kaygısı Ölçeği" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Games-Howell testi, korelasyon, ANOVA ve çoklu regresyon testleri kullanıldı. Araştırmada, yaşlı bireylerin büyük kısmının kısmen bağımlı olduğu, önemli bir kısmının orta veya ağır düzeyde ölüm kaygısı yaşadığı; eğitim, sağlık durumu, günlük aktiviteler ve bakım alma durumunun bağımsızlık ve komorbidite ile anlamlı ilişkili olduğu belirlenmiştir. Günlük yaşam aktiviteleri arttıkça yalnızlık azalırken, komorbidite arttıkça bağımsızlığın azaldığı; ancak bu değişkenlerin ölüm kaygısını anlamlı düzeyde yordamadığı bulunmuştur. Sonuç olarak, yaşlı bireylerin bağımsızlık düzeyini artırmaya, yalnızlık ve ölüm kaygısını azaltmaya yönelik sosyal destek sistemleri ve evde bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Gastroskopi yapılan hastaların gastrointestinal semptomlarının ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Araştırma, gastroskopi yapılan, ancak semptomların organik bir nedene dayanmadığı hastalarda gastrointestinal semptomların ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla, tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endoskopi Ünitesi'nde gastroskopi yapılan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan 128 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından Mart-Ağustos 2024 tarihleri arasında ''Hasta Bilgi Toplama Formu'' ve ''Gastrointestinal Yaşam Kalitesi İndeksi'' kullanılarak, yüz yüze görüşerek, ortalama 20-30 dakikada toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Kolmogrow Smirnov testi, Kurtosis ve Skewness testleri, Independent t testi, ANOVA ve basit doğrusal regresyon testleri kullanıldı. Araştırmada, hastaların Gastrointestinal Yaşam Kalitesi İndeksi ana semptomlar alt boyut puan ortalaması 19.77±7.53, fiziksel bulgular alt boyut puan ortalaması 13.51±5.62, psikolojik bulgular alt boyut puan ortalaması 14.07±4.85, sosyal bulgular alt boyut puan ortalaması 11.18±2.82 ve hastalık bağımlı bulgular alt boyut puan ortalaması 28.67±6.52 olarak hesaplanmıştır. Gastrointestinal Yaşam Kalitesi İndeksi toplam puan ortalaması 87.22±21.19, son 15 günde yaşanan gastrointestinal semptom sıklığı toplam puan ortalaması 25.32±110.79 olarak bulunmuştur. Hastaların endoskopiye başvuru nedeni olan semptomun şiddeti 9-10 olan, acile başvuran, ağız içi yara sıklığı çok olan ve her gün yoğurt/ayran tüketen hastaların gastrointestinal semptom sıklığı toplam puanı daha yüksekti. Erkek hastaların, stresli olmayanların, semptom şiddeti 3-5 olanların, acile başvurmayanların, mide ve ağrı kesici ilaç kullanmayanların, ağız içi yarası olmayanların, ara öğün tüketmeyenlerin ve haftada birkaç kez yoğurt/ayran tüketenlerin yaşam kaliteleri daha yüksek ve anlamlı bulundu (p<0.05). Bu doğrultuda gastroskopi sonucu organik neden bulunamayan ve semptomları devam eden hastalar için bireysel özelliklerin tanınmasını etkin kılarak bireye özgü beslenme, egzersiz, yaşam tarzı değişikliği programları oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Etiyolojik Faktörler, Gastrointestinal Semptomlar, Gastroskopi, Sebebi Bulunamayan Şikayetler, Yaşam Kalitesi
KOAH tanılı hastalarda oral mukozit sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Çalışma KOAH tanılı hastalarda oral mukozit sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini yatarak tedavi gören 232 KOAH hastası oluşturdu. Verilerin toplamasında Hasta Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Oral Mukozit Değerlendirme Ölçeği ve Basitleştirilmiş Beslenme ve İştah Anketi (SNAQ) kullanıldı. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, ki-kare testi, fisher exact testi, tek yönlü varyans analizi, post-hoc analizi ve lojistik regresyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 73.5711.79 idi. Hastaların %68.1'i erkek, %40.5'i okur-yazar değil, %56.5'i emekli ve %15.1'i sigara kullanmaktadır. Hastaların ortalama yatarak tedavi gördükleri gün sayısı 4.532.22, ortalama tanı yılı 4.530.74, %73.7'sinin ek bir kronik hastalığı, %67.2'sinin protez dişi, %31'inin çürük dişi bulunmaktadır. Çalışmaya katılan hastaların yaklaşık yarısı (%41.4) daha önce oral mukoziti deneyimlemiş ve %55.6'sı oral mukoziti önlemeye yönelik eğitim almıştır. Çalışmada oral mukozit sıklığı %66.8 olarak saptandı. Hastaların %32.3'ünde Evre 2 düzeyde oral mukozit belirlendi. Oral mukozit ile ilgili risk faktörleri yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek, sigara kullanımı, kuru toz inhaler kullanımı, diüretik kullanımı, sıvı tüketimi, protez diş kullanım durumu, diş fırçalama durumu, ağız bakım ürünü kullanma durumu ve oral mukoziti önlemeye yönelik eğitim alma olarak saptandı (p<0.05). Hastaların sırasıyla en sık ağız kuruluğu (%96.6), kızarıklık (%65.5), yanma (%50), ağrı (%40.5) semptomlarını yaşadığı görüldü. Sonuç olarak yatarak tedavi gören KOAH hastalarının yarısından fazlasında oral mukozit olduğu ve tedavi süresince oral mukozite bağlı sorunların geliştiği tespit edildi.
Basınç yaralarının iyileşmesinde lokal propolis uygulamasının etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, basınç yaralarının iyileşmesinde lokal propolis uygulamasının etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini, Ordu il merkezinde bulunan Sağlık Bakanlığı Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Palyatif Bakım ve Yoğun Bakım servislerinde yatarak tedavi gören hastalar oluşturmuştur. Örneklem, G*Power analizi ile belirlenmiş ve her grupta 31 hasta olmak üzere toplam 62 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar basit randomizasyon yöntemiyle propolis ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Propolis grubuna, %30 saf Anadolu propolisi içeren sprey formundaki ürün, yara bölgesine 21 gün boyunca günde bir kez uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise hastane protokolü doğrultusunda standart yara bakımı uygulanmıştır. Yara iyileşmesi; yara yüzey alanı, eksüda miktarı, doku tipi, yara evresi, Basınç Ülseri İyileşme Değerlendirme Ölçeği (PUSH: Pressure Ulcer Scale for Healing) toplam skoru ve ağrı düzeyleri Görsel Analog Skala (VAS: Visual Analog Scale) veya Yüz Ağrı Skalası (YAS) gibi değişkenlerle değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde; normallik varsayımı Kolmogorov-Smirnov testi ile test edilmiştir. Grup içi zamanla değişimler Friedman ve Wilcoxon testleri ile; grup karşılaştırmaları ise Mann-Whitney U ve t-testi ile yapılmıştır. Kategorik değişkenler Ki-kare veya Fisher testleri ile, çoklu doğrusal regresyon analizi ise PUSH değişim puanını etkileyen faktörleri belirlemek için kullanılmıştır. Ek olarak Cohen's d ve etki büyüklüğü (r) hesaplamaları yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, propolis grubunda 21 gün sonunda yara yüzey alanı, doku tipi, eksüda miktarı, yara evresi, PUSH toplam skoru ve ağrı düzeylerinde anlamlı iyileşmeler gözlenmiştir (p<0.05). Bu grupta yara evresi düşerken, kontrol grubunda stabil seyretmiş ya da kötüleşmiştir. Ayrıca, foley kateter kullanımı ve total protein düzeyinin PUSH değişim puanını etkileyen anlamlı faktörler olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, lokal propolis uygulamasının basınç yaralarının iyileşmesinde etkili olduğu; yara dokusu parametrelerini ve hasta konforunu olumlu yönde etkilediği, son dönem literatür bulgularıyla da desteklenmiştir. Bu nedenle, propolisin tamamlayıcı bir tedavi yaklaşımı olarak rutin klinik uygulamalarda kullanılması önerilmektedir.