Theses supervised by Prof. Dr. Nevzat Çevik
16 theses · Akdeniz University
Myra'nın limanı Andriake'de bulunan Granarium'un müzeleştirilmesi
Ülkemizde, tarihsel nitelikte pek çok kültürel anıt bulunur. Bunların arasında antik dönemlerden kalanların sayısı da oldukça fazladır. Anıtsal yapıların korunması kültürel bir sorumluluk, aynı zamanda yasal bir görevdir. Dünyada ve ülkemizde antik yapıların korunması için uygulanan temel çalışma; arkeolojik kazılarının tamamlanması, daha sonra konzervasyon işlemlerinin gerçekleştirilmesi ve eğer gerekli görülürse restorasyonlarının yapılmasıdır. Ancak bu uygulamalar bir yapının uzun vade de korunabilmesi için yeterli değildir. Yapıların uzun vade de korunabilmesi, bu işlemlerden sonra, periyodik olarak bakımlarının yapılmasına bağlıdır. Anıtsal nitelikteki yapıların uzun vade de korunmasını ve sürekli olarak bakımlarının yapılmasını kolaylaştırmak için yeniden işlev kazandırarak kullanmak tüm dünyada uygulanan bir yöntemdir. Uluslararası tüzüklerde de bu uygulamanın, korumaya kolaylaştıran bir yöntem olduğu vurgulanmıştır.Bu tez çalışmasının konusunu oluşturan Andriake Granariumu dünyada az sayıda örneği olan yapılar arasındadır ve antik yapılarda görmeye alışık olmadığımız bir sağlamlıkla günümüze ulaşmıştır. Andriake Granariumu'nun az sayıda örneğinin olması ve günümüze neredeyse tamamen sağlam bir şekilde ulaşması, onu uzun vade de korumak için kullanarak kullanma yönteminin uygun bir yol olduğu düşünülür.Andriake Granariumu'nun bulunduğu tarihsel ? coğrafi konum ve koruma kullanma dengesi / yapı işlev uyumu dikkate alındığında, en uygun işlevin müzeleştirme olduğu görülür. Granarium'un plansal yapısı, bulunduğu konumun tarihsel ? kültürel özellikler ve Demre'nin turizm potansiyeli müze işlevini önermemizdeki en önemli faktörler arasındadır.Bu tez çalışmasında Andriake Granariumu'nun potansiyelini aşmayacak, tarihsel ve mimari özelliklerini öne çıkartacak ve Türk Müzeciliğine yenilik getirecek bir müze modeli yapıya önerilmiştir.
Demre Kent Müzesi
Demre Kent Müzesi başlıklı tez çalışmamda öncelikle Dünya'da ve Türkiye'de müzecilik biliminin doğuşu ve günümüze kadar olan gelişme süreci incelenmiş. Kent Müzelerini küreselleşen dünyada yenilikçi ve çağdaş bakış açısından değerlendirilmeye çalışılmıştır.Demre ilçesinin kısaca tarihçesine değinildikten sonra, Türkiye'deki 8 adet kent müzesi incelenmiş ve Demre'ye en uygun kent müzesi önerisi getirilmeye çalışılmıştır. Demre ilçesinin etnografik özelliklerini göz ardı etmeden, turizm potansiyellerini kullanmasının yararlarına vurgu yapılmıştır.
Rhodiapolis Tiyatrosu ve Lykia tiyatroları
?Rhodiapolis Tiyatrosu ve Lykia Tiyatroları? başlıklı bu çalışma 2 ana bölümden oluşur;Birinci bölümde Rhodiapolis Tiyatrosu, ikinci bölümde ise, Lykia tiyatroları değerlendirilmiştir.Lykia Bölgesi'ndeki tiyatrolarla ilgili ilk bilgilere, 19. y.y. seyyahlarının araştırmalarından ulaşılmaktadır. Anadolu tiyatroları üzerine D. B. Ferraro tarafından kapsamlı bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaların içerisinde bölge tiyatrolarından en çok bilinen, anıtsal tiyatrolar incelenmiştir. Bölge'deki son yıllarda artan sistemli araştırmalar neticesinde konuyla ilgili literatür gün geçtikçe zenginleşmektedir. Bu çalışmayla birlikte daha önceki tiyatro çalışmalarında yer almayan yeni örneklerde eklenerek bütüncül bir değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır.Tiyatroların arkeometrik ve teknik değerlendirilmeleri kapsamında tiyatroları ölçmek için uygulanması gereken yöntemler ve ölçü elemanları belirlenmiştir. Rhodiapolis özelinde yapılan haritalama çalışmalarında kazı amacına yönelik, bölgenin tematik-topografik haritası çıkarılmıştır. Arkeolojide, boyut olarak çok büyük objelerde ve yapılarda çizimler fotogrametrik yöntemle yapılmaktadır. Rhodiapolis'te 2 farklı fotogrametrik çalışma tarzı olan, havasal ve yersel yöntemler uygulanmıştır. Tiyatroların teknik özellikler kısmında ise cavea ve sahne binası formlarının yapısal özellikleri incelenmiştir. Tiyatrolardaki tahribat kısmında da hem günümüzdeki tahribat, hem de antik dönemden günümüze gelen depremler gibi doğal etmenler incelenmiştir. Lykia Bölgesi için, tiyatrolardaki en büyük şekil değişimi İ.S. 141-2, 240 ve 365 yıllarındaki depremlerde olmuş ve bunun sonucu tahrip olan tiyatroların onarımları veya yeniden yapılanmalarında Hellenistik tarzın üzerine çok belirgin Roma tarzı tiyatrolar, onarım ve yeni yapım olarak inşa edilmişlerdir. Tiyatroların korunmuşluk, statik, mimari özellikleri, görsel izleme ve akustik değerlendirmeleri yapılmıştır. Tiyatroların kapasite hesaplamaları için formül geliştirilmiştir. Tiyatrolar hakkında sorulan soruların başında, ?Bu tiyatro kaç kişiliktir ?? sorusu yani ?kapasite? kavramı gelir. Tiyatrolar hakkında bugüne kadar yazılmış kaynaklarda kapasite hesabı hakkında ?pratik ve doğru? matematiksel, formüle edilmiş bir yöntem bulunmamaktadır. Tiyatroların kapasiteleri ile ilgili ifade edilen sayısal değerlerin de birbirleriyle örtüşmedikleri görülmektedir. Bu tez kapsamında, kapasite hesabı ele alınarak, uygulanması çok kolay, buna karşın çok hassas matematiksel bir yöntem geliştirilerek açıklanmış, tez çalışmaları sırasında uygulanmış ve bulunan sonuçlar tablolar şeklinde verilmiştir.2006 yılında Rhodiapolis kazıları kapsamında başlayan çalışmalar, tiyatronun 4 yıl süren kazıların ardından tamamen toprak altından gün yüzüne çıkarılmasıyla sonuçlanmıştır. Rhodiapolis kentinin tarihi ve dönemsel yapılaşması incelenmiştir. Kentin en erken tarihi şimdilik buluntular ışığında Geometrik Dönem'den Beylikler Dönemi'ne kadar devam etmektedir. Kentteki Hellenistik Dönem yapılaşması hakkında fazla bir veri yoktur. Tiyatro,kentin Hellenistik Dönemi'ne ilişkin görünen az sayıdaki yapılardan en önemlisidir. Kentin üzerine kurulduğu topoğrafyanın tepelikolması iledüz alanların yetersizliği nedeniyle,Roma Dönemi'nde artan nüfus ve yapılaşmaile birlikte özellikle kamu merkezindeki şehirleşme sıkışık bir hal almıştır.Rhodiapolis tiyatrosu, kent merkezinin üzerine kurulduğu tepenin güney yamacına inşa edilmiştir.Güney doğu yönünekonuşlandırılmıştır. Tiyatronun güney bitişiğinde Opramoas'ın Anıt Mezarı, güney doğu bitişiğinde toplantı salonu, batı analemma'ya bitişik Opramoas porticus'u, cavea'nın kuzey batısında tapınak, doğu arka analemma'nın arkasında lokanta-mutfak-dükkan kompleksi yer almaktadır.Cavea'sının büyük bir bölümü yamaca yaslandırılmıştır. Cavea 7 klimakes'le 6 kerkides'e bölünmüştür. Cavea'nın en arkasında yer alan koltuk sırasıyla birlikte toplam 18 oturma sırasına sahiptir. Cavea podium duvarında 3 kapı bulunmaktadır. Kapıların olduğu kesimde klimakes orchestra'ya kadar inmektedir. Klimakes dönüşümlü olarak ince işçilikli aslan ayaklarıyla süslenmiştir. En alt oturma sırasında ise 12 tane aslan ayağı dış konturlarıyla işlenmiş olup, bu sıra tiyatronun proedriae sırasıdır. Ön analemma duvarları yatay düşey şaşırtmalı düzende örülmüş, arka analemma duvarı polygonal duvar örgüsüne sahiptir. Arka analemma duvarında 2 tane payanda ile desteklenmiştir. Roma Dönemi'nde cavea'nın en arkasına 5 sıra eklenerek kapasite artışı sağlandığı tespit edilmiştir. Cavea Hellenistik Dönem'de baldachine, Roma Dönemi'nde velum gölgelik sistemiyle örtülmüştür.Sahne binası zeminle birlikte 2 katlıdır. Kırma çatıyla örtülü olmalıdır. Proskene bölümünde 5 kapı bulunur. Orta kapının lentosu İon tarzındadır. Proskene duvarının üst ve alt silmeleri kymarecta ve reversa profil'leriyle süslenmiştir. Skenefrons'ta fazla plastik bezeme yoktur. 3 kapıya sahiptir. Orta kapı İon tarzındadır. Taş pulpitum'u bulunmaktadır. Hyposkene odaları tonozla örtülüdür. Postskene odaları 2 katlıdır.Zemin katındaki odaların köşelerinden ahşap merdivenle skenefrons'a çıkılmaktadır. Postskene odasının tabanı ahşaptır. Sahne binasının postskene cephesinin orta kapısı da İon tarzında lentoya sahiptir.Cavea inşa tarzı, duvar işçilikleri, oturma sırası işçilikleriyle birlikte, sikkeler ve yazıtlarında birlikte değerlendirilmesi sonucunda Rhodiapolis tiyatrosunun ilk evresi İ.Ö. 1.y.y.'a tarihlenmiştir. Sahne binasının da ilk evresi bu dönemde inşa edilmiş, İ.S. 141 depremiyle tamamen yıkılmasının ardından büyük oranda ilk evrenin malzemesi de kullanılarak farklı bir mimaride yeniden inşa edilmiştir. Sahne binası ile cavea batı analemma'ya bitişik kemerle birbirine bağlanmış olup, bu kemer bugün korunamamıştır. Sahne binasından ele geçen en geç buluntu olan sikkenin tarihine göre son kullanım tarihi İ.S. 5.y.y.'ın başıdır.Tiyatronun İ.S. 3. y.y.a kadar meclis olarak kullanılmıştır; meclis kararları ile ilgili yazıtlar varlığının işaret etmesinin yanında kentte meclis olarak kullanabilecek bu döneme kadarki yegâne yapıdır. Roma Dönemi'nde kentin önemi; ünlü eurgetes'i Opramoas, ünlü hekimi Heraikleitos ve Asklepion'unundan ileri gelmektedir. Kentten ele geçen yazıtlarda anılan Asklepia festivali, tiyatroda düzenlenmiş olmalıdır. İ.S. 2-3. y.y.'da moda olan venationes gösterilerinin de tiyatroda düzenlendiği yazıtlar aracılığıyla bilinmektedir. Kazılardan ele geçen iki sella curulis koltuğu, tüm Anadolu tiyatroları içerisinde tekil örneklerdir.Roma Dönemi'nde bu koltuklara magistrat'ların oturduğu bilinmektedir. Doğu analemma'ya bitişik mutfak ve lokanta kompleksinin, tiyatronun en yoğun kullanımının olduğu İ.S. 2.y.y.'a ait olduğu anlaşılmıştır. İlk defa bir tiyatroya bitişik tabernae yapıları ortaya çıkarılmıştır.Rhodiapolis Tiyatrosu gerek cavea'sının ince işçilikli yapısı, ele geçen sella curulis'leri ve mutfak lokanta kompleksiyle tüm Lykia ve Anadolu tiyatrosu içerisinde özgün bir konuma sahiptir.Çalışmanın 2. ana bölümünü Lykia Tiyatroları oluşturmaktadır;İ.Ö. 4.y.y.'ın son çeyreğiyle birlikte, en erken tiyatro mimarisi Anadolu'nun batı kıyılarında görülmeye başlar. Bir yerleşimin polis olarak değerlendirilmesi için, kamuya hizmet eden yapılara sahip olması, başta gelen kıstaslardan biridir. Tiyatrolarda bu yapılar içerisinde yer alır. Lykia'da tiyatro mimarisinin öncüleri, Erken Hellenistik Dönem'e ait toplantıya yönelik düzenlenmiş yapılardır ve bunlar Avşar tepesi, Mnara ve Myra Akropol örnekleriyle temsil edilmektedir. Bu yapılar dışında geleneksel tiyatro mimarisinin başlangıcı Apameia Barışı'ndan sonraki döneme denk gelmektedir.Lykia'da 32 tiyatro tespit edilmiştir.Bugüne kadar Lykia'daki bulunan 32 tiyatrodan sadece 6'sında kazılarla desteklenen detaylı araştırmalar yapılmıştır. Son yıllarda artan tiyatro kazıları ve restorasyon çalışmalarıyla Lykia Bölgesi tiyatro çalışmaları ivme kazanmıştır. Lykia'da özellikle kazıların olduğu kentlerdeki tiyatrolar daha iyi korunmuşken, geride kalan büyük çoğunlukdoğa ve insan tahribatıyla karşı karşıyadır.Lykia Tiyatrolarının ilk evre inşası Hellenistik Dönem'de gerçekleşir. Roma Dönemi'nde, yapılan eklemelerle Greko Romen olarak adlandırılan bir mimari tarza kavuşurlar. Tiyatroların hemen hepsi kentlerdeki kamu merkezinde inşa edilirken, topografyanın zorlayıcından dolayı şehir merkezine inşa edilememiş istisna oluşturan örnekler de mevcuttur.Lykia Tiyatrolarının, Roma Döneminde uygulanantadilat ve değişiklik sürecinde, Hellenistik Dönemdeki yapı evreleri korunurken, cavea'larına eklemeler yapılmış, İ.S. 141 depremiyle özellikle yıkılan sahne binalarının çoğunluğu bu tarihten sonra yeniden inşa edilmiştir. Hellenistik evresi olup, deprem sonrasında olasılıkla kullanılamayacak durumda olan Myra ve Xanthos gibi örnekler, Roma Dönemi İ.S. 2. y.y.'da yeniden inşa edilmişlerdir. Myra'nın Geç Hellenistik evresinin olduğu ilk kez bu çalışmayla belirlenmiştir. Tiyatro yapılarının anıtsal boyutlarınedeniyle, özellikle oturma sıraları, cavea ve sahne binası profil'lerin de yarım işçilik görülebilmektedir. Bununla birlikte cavea'sının ortasında ana kaya kütlesi bırakılmış Balboura Yukarı ve Balboura Aşağı tiyatroları gibi örnekler de bulunmaktadır. Lykia Bölgesi'nin dağlık topografik yapısından dolayı tiyatrolar yamaca yaslandırılmış, özellikle summa cavea bölümlerinde eğimin daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Lykia tiyatroları cavea boyutlarına göre 3 gruba ayrılmışlardır. Yoğunluk orta boyutlu tiyatrolardadır. Büyük boyutlu tiyatrolar Lykia'nın büyük kentlerinde görülmektedir. Lykia'nın en fazla seyirci kapasitesine sahip tiyatrosu 10800 kişi ile Myra Tiyatrosu'dur. Lykia Bölgesi'ndeki geçiş dönemi tiyatrolarının cavea'ları 2 maenianum'dan oluşmakta ve diazoma'ya açılan furnicatum tonozları bulunmaktadır. Lykia Bölgesi'nde sadece Kibyra örneği 3 maenianum'dan oluşmaktadır. Cavea podium duvarı sadece Myra, Rhodiapolis, Simena ve Phaselis Tiyatrolarında bulunur. Tiyatroların analemma duvarlarının incelenmesi sonucunda Antiphellos ve Kyaneai tiyatrolarının cavea'larına Roma Dönemi'ne genişletilme yapıldığı ilk kez önerilmektedir.İ.S. 2.y.y. depreminden sonra bazı tiyatrolardaortak kenarları ince çerçeveli, ortası bosse'li duvar örgüsü kullanılmıştır.Myra Tiyatrosu'nun summa cavea galerilerinden birinde devşirme olarak kullanılan yazıtlı oturma sıraları Geç Hellenistik caveası'na işaret etmektedir. Lykia Tiyatrolarından sadece Limyra ve Myra Tiyatrolarında tonozlu arkatlı bir alt yapı sistemine sahip olup, Roma Dönemi mimari etkileri her ikisinde de yoğun olarak görülmektedir. Lykia Bölgesi tiyatrolarının büyük bir çoğunluğunun orta boyutlu olması sebebiyle 2 katlı sahne binaları çoğunluktadır. Kibyra, Myra ve Tlos tiyatrolarının 3 katlı sahne binası bulunmaktadır. Sahne binalarının çoğunluğunun proskene düzenlemesi Dor tarzındaki triglif ve metop'lardan oluşmaktadır. Lykia Tiyatroları içerisinde en erken bezekler Geç Hellenistik- Erken Roma Dönemi'ne aittir. Patara, Limyra, Myra, Tlos ve Xanthos Tiyatrolarının bezekleri Orta Antoninler Dönemi'nde başlar, yoğunlukla Geç Antoninler ve Erken Severuslar Dönemi'ne tarihlenmektedir.Myra, Patara, Telmessos ve Xanthos örneklerinde, Roma Dönemi'nde venationes ve munera gösterilerinin yapıldığına ilişkin arkeolojik kalıntılar incelenmiştir. İlk kez Xanthos ve Myra Tiyatrolarının parapet duvarında boya ile yapılmış venationes gösterilerindeki hayvanların ve avcıların anlatıldığı tasvirler bu çalışmayla ilk kez gözlemlenmiştir. Diğer Lykia Tiyatrolarında da yazıtlar ışığında bu gösterilerin yapıldığı görülmektedir. Böylelikle de, Lykia Tiyatrolarının çoğunluğunda Roma'da moda olan gösterilerin yapıldığı anlaşılmaktadır.Tüm Anadolu'da en fazla tiyatro olan bölgenin Lykia olması, aynı zamanda Klasik ve Erken Hellenistik Dönem'den itibaren tiyatrolara öncülük eden mekânların bu topraklarda bulunması aslında, tiyatro kültürünün sanılandan çok daha erken var olduğunu ve Lykialıların bu kültürü çok benimsediklerini göstermektedir.
Andriake Mureks boya endüstrisi
Antik dönemde mor boya, yönetici ve soylu sınıfın kendisini farklı kılmak için kullandığı sembollerden birisiydi ve her dönemde önem verilen bir statü sembolüydü. Bu boyanın en kalitelisi, murex türü bazı kabuklu deniz yumuşakçalarından elde edilir ve bu oldukça külfetli bir süreçtir. 2009 yılından beri kazısını yürütmekte olduğumuz Andriake antik liman yerleşiminde de Agora alanında bu endüstriye iz veren yoğun kabuk atıkları bulunmaktaydı. Kazılar sonucunda Andriake'deki mureks boyası üretim işlikleri ortaya çıkarılarak Akdeniz çevresinde yaygın olarak izleri bulunmakla birlikte ele geçen çok az işliğin bulunduğu bu endüstrinin anlaşılmasına yönelik önemli veriler elde edildi.Mureks boyası üretimi Akdeniz çevresinde M.Ö. 2. bin başlarından itibaren görülür. Girit ve Levant bölgesinde kabuk atıkları, Bronz Çağı tabakalarından beri ele geçmektedir. Yine bu dönemlerde mor boyaya değiniler antik kaynaklarda görülmeye başlar. 1. binde mor boya, özellikle normal halkın kullanmasını kısıtlayıcı yasal düzenlemelerde yer almaya başlar. Roma Dönemi'nde ticari önemi iyice artan mor, birçok ticari ve sosyal düzenlemeye konu olur. Bu önemi Hıristiyanlık döneminde de sürmekle birlikte Ortaçağ'dan itibaren önemi azalır ve üretimin de düşmesiyle daha ucuz alternatiflere yönelinerek endüstriyel üretimi ortadan kaybolur.Mureks'ten boya üretimi, bu kabukluların büyük müktarlarda tuzak ya da toplama yöntemiyle yakalanıp canlı olarak depolanmasıyla başlar. İşleme sürecinde kabuklular tek tek elle kırılarak ya da toplu halde ezilerek boya özütü çıkarılır. Bu özüt kurşun kazanlarda günlerce süren ve hassas şekilde yürütülen ısıtılıp süzülme işlemlerinden sonra saf boya haline getirilir ve antik dönemde büyük değer verilen mor boyalı giysiler bu boyanın, kimi zaman başka boyalarla da karıştırılarak uygulanması ile üretilir. Bu süreçlere ilişkin betimlemeler M.Ö. 1. bin sonlarından itibaren antik yazarlar tarafından anlatılır. Konu ile ilgili antik yazarların anlatımlarından ve ele geçen arkeolojik buluntulardan hareketle modern deneysel çalışmalar da yürütülmüştür.Mureks'ten boya üretimine dair en yaygın veri, M.Ö. 2. binden beri bir çok sahil yerleşiminde kimi zaman dağ gibi yığınlar halinde gözlenen kırık kabuk atıklarıdır. Bu atıklar, üretim için çoğunlukla Murex trunculus, Murex brandaris ve Thais haemastoma türlerinin kullanıldığını göstermektedir. Üretimin yapıldığına dair işlik kalıntıları oldukça azdır. Bu endüstrinin varlığı Anadolu'da Andriake'nin yanı sıra Aperlai, Phaselis, Kinet Höyük, Troia gibi yerleşimlerden bilinmekle birlikte Akdeniz çevresinde bir çok kıyı yerleşiminde de görülür. Az olmakla birlikte mureks boyası ile boyandıkları anlaşılan çeşitli arkeolojik buluntular da ele geçmiştir.Çalışmanın konusunu oluşturan mureks boyası işlikleri, Likya'daki Myra antik kentinin liman yerleşimi Andriake'de, imparatorluk silo binasının hemen doğusunda yer alan Liman Agorası'nın erken evrelerde dükkan olan mekanlarının içine yapılmıştır. Agora yapısı ortasında iri plaka taşları ile örtülü yere oyulu büyük bir sarnıcın bulunduğu agora meydanının dört tarafını çeviren dükkan dizilerinden oluşur. Kazılardan anlaşıldığı kadarıyla yapı, imparatorluk siloları (Horrea) ile aynı anda Hadrian Dönemi'nde inşa edilmiş ve değişik yıkım ve yeniden inşa evrelerinden sonra 7. yy ortalarından itibaren kullanımdan tamamen kalkmıştır.Agora'nın ticari fonksiyonunun bitmesinin ardından 5.yy'ın ilk yarısında yapının ayaktaki kuzey mekanları işlik olarak düzenlenmiş, daha erken bir evrede sökülerek genişletilmiş bir meydan haline getirilen güney kanat ise işliklerin çöplük alanı olarak kullanılmıştır.Boya üretiminin yapıldığı işlikler, agoranın kuzey kanadını oluşturan mekanların içinde büyük dairesel fırınlar, bunların aralarında daha küçük fırınlar ve hazneler ile kanallar ve sekilerden oluşan entegre bir tesis görünümündedirler. Fırınların, dışarı açılan tuğladan örme ağızları bulunur ve ortalarında, ısıtılan malzemenin konulduğu taştan platformlar vardır. Platformun çevresini de fırın ağzı ile bağlantı sağlayan bir kanal dolaşır. Anlaşıldığı kadarıyla kubbe biçiminde olan fırınların içine erişim, arka kısımlarından sağlanmakta olmalıdır.İşliklerin ve atıkların kazılarında, mureks boya endüstrisi ile bağlantılı buluntuların da ele geçmesi, endüstrinin anlaşılmasına ve arkeolojik bulguların antik kaynaklarla eşleştirilebilmesine büyük katkı sağlamıştır. Kazılarda ele geçen kurşun kazan kalıntıları, demir alet, ezme tekneleri ve depolama kapları ile tarihleyici buluntular, hem Andriake endüstrisinin tarihlemesine olanak sağlamış, hem de tüm buluntuları ile birlikte bir mureks işleme tesisinin incelenebilmesine olanak tanımıştır.Kazılardan anlaşıldığı kadarıyla Andriake liman agorasında 4.yy sonlarından itibaren ticari fonksiyon bitmiş ve en azından 5.yy ortalarına kadar tüm agora alanı entegre bir mureks boyası üretim tesisine dönüştürülmüştür. Bu kapsamda agoranın kuzey kanadında ayakta olan mekanların içlerine işlik tesisleri yapılmıştır. Bu işlik tesisleri antik kaynaklarda bu endüstriye ait betimlemeleri ve bunlarla ilgili gerçekleştirilen modern deneysel çalışmaları desteklemekte ve ortaya yeni veriler de koymaktadır. Kazılarda anlaşıldığı kadarıyla Andriake liman agorasındaki mureks boyası üretimi, en geç 6.yy başlarında sona ermiştir.
Antalya mutfak ve yemek kültürü müzesi tasarımı
Müzecilik anlayışının son yıllardaki gelişim ve değişimiyle birlikte kent tarihleri de müzeoloji bilimiyle incelenmeye başlanmıştır ve bunun sonucu olarak da kent müzeleri doğmuştur. Son yıllarda dünyada ve ülkemizde oldukça hızlı bir gelişim gösteren kent müzeleri, bir kentin belleği olmasından dolayı oldukça önemlidir.Mutfak ve yemeğin gelişimi toplumların yaşayış biçimlerini şekillendirdiği için konunun kent kültürü içerisinde değerlendirilmesini gerekli kılmıştır. Antalya mutfağı, gerek bulunduğu konumdan, gerekse çağlar boyu ağırladığı farklı kültürlerden dolayı oldukça zengindir. Neolitik dönemden günümüze kadar var olan bir kültürün değişimi ve farklılıkları bütün yönleriyle ele alınmaya çalışılmış, örneklerle anlatılmış ve sınıflandırılmıştır.Çalışmada, öncelikle müze, mutfak, yemek, kültür kavramlarına genel bir giriş yapıldıktan sonra Antalya mutfağı tanımlanmaya çalışılmıştır. Antalya'nın doğası, Antalya'da mutfak ve kültürü tarihi ve belgeleri, Antalya bölgesine yapılan göçler, Antalya mutfak ve yemek kültürünün gelişimi, değişimi ve nedenleri gibi başlıklar altında incelenmiştir. Ardından Antalya'da böyle bir müzenin neden gerekli görüldüğüne açıklık getirilerek tüm bu araştırmalar sonucunda da bir müze tasarısı önerilmiştir.Çalışmada Antalya kentinin kültürel zenginliğini, doğasını, ekonomisini ve tarih boyunca gelişimini mutfak ve yemek unsurları kullanılarak anlatılacak bir müze önerilmiştir.
Andriake Granarium'u ve sosyo-ekonomik etkileri
Bu tez çalışması ile amacımız; tahıl ticaretinin bir yansıması olan ve Roma İmparatorluğu'nun yayılım politikasını da oluşturan "Imparatorluk Tahıl Depoları"na dair sorulara cevap aramaktır. Horrea'ların sadece "tahıl deposu" olarak kullanılıp kullanılmadığını, Küçük Asya Eyaletinde yer alan 2 (iki) Horrea'nın diğerlerinden farklı olmasının nedenlerini ve sonuçlarının Hadrian Dönemi ve sonrasında Andriake Limanı özelinde nasıl bir gelişim göstermiş olduğunu incelerken, aynı zamanda mimari yansımalarının ve gelişiminin değerlendirilmesine olanak sağlayacaktır. Bu tez çalışmasının kapsamı; Myra'nın Limanı Andriake'de bulunan Horrea Hadriani/Granarium yapısının mimari tanımlamasını, diğer Imparatorluk Limanlarında yer alan benzer örnekteki Horrea yapıları ile karşılaştırarak değerlendirmektir. Roma Imparatorluğu'nda Tahıl ticareti ve Roma İmparatorluk Ekonomisi, Antik Deniz Ticareti gibi konu başlıkları çok geniş kapsamlı olduklarından, bu tezde ele alınacak Horrea Hadriani ve Andriake Limanı için, dönem sınırlandırılması yapılmasının uygun olacağı, tez danışmanım Prof. Dr. Nevzat Çevik ile birlikte düşünülmüş, Horrea Hadriani'nin rölöve çizimleri üzerinde çalışılmıştır. Öğr. Gör. Süleyman Bulut ile birlikte gerçekleştirilen Agora/ Plakoma ve Horrea Hadriani'nin içerisinde yapılan incelemeler sonucunda, iç donatılarının rölöve üzerinde tespit edilmesi, diğer kullanım fonksiyonlarıyla alakalı olarak fotoğraflamaların yapılması sonucunda, tez için gerekli olan Fotoğraflara, Myra-Andriake Kazı Arşivi ile ulaşılmıştır. Yapı içerisinde, 2009 yılında yapılan kazı çalışmaları sırasında ele geçen arkeolojik buluntu ve küçük buluntular envanter/etüt sistemine uygun şekilde kaydedilmiş, bu tez çalışmasında incelenmiştir. Bu tez kapsamında uygulanan yöntem; Myra'nın limanı olan Andriake'de yer alan ve günümüzde Likya Uygarlıkları Müzesi olarak faaliyetini sürdüren Horrea Hadriani'nin, ilk aşamada restorasyon öncesi rölöve çizimlerinin incelenmesidir. Yapının çevresinde yapılan kazı çalışmaları ve gerçekleştirilen araştırmaların doğrultusunda incelenmesi ve T.C Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'ndan alınan Plan/Rölöveler ile desteklenmiştir. Elde edilen bu veriler, yapının olası iç donatılarını incelemek için bir alt zemin oluşturabilmektir. Bu çalışmalar gerçekleştirilirken eş zamanlı olarak arazi inceleme, fotoğraflama ve belgeleme çalışmaları da gerçekleştirilmiştir. Kütüphane çalışmaları ve literatür araştırmaları, internet üzerinden erişime açık olan diğer üniversitelerin kütüphane kataloglarına erişim, incelemeler, fotoğraflamalar ve haritalar aracılığıyla ortaya çıkan sonuçların değerlendirilmesi ile genel bir değerlendirme araştırması çalışması yapılmıştır.
Kibyra Doğu Nekropolisi Claudii ve Flavii aileleri mezarlığı
Kibyra'da 2008 yılından itibaren çeşitli zaman dilimlerinde gerçekleştirilen nekrolojik araştırmalar ve edilenin arkeolojik bulgular, kentin Helenistik ve Roma Dönemi ölü gömme geleneklerini ve ritüellerini anlayabilmek konusunda önemli bilgiler sunmuştur. 2013 yılında Doğu Nekropol'de başlatılan arkeolojik araştırmalar ise; kent, nekropol ve ölü gömme gelenekleri denklemi üzerine çok yönlü yeni tartışmaları gündeme taşımıştır. Öyle ki bu çalışmanın da içeriğini oluşturan söz konusu alan, Kibyralı Claudii ve Flavii Aileleri'nce çeşitli mezar anıtlarıyla imar edilen büyük bir aile mezarlığına ev sahipliği yapar. Antoninus Pius Dönemi'nin ilk yıllarında kentin doğu anayol hattı üzerinde imar faaliyetleri başlatılan ve MS 4. yüzyıl ortalarına kadar kullanılan bu büyük aile mezarlığı özellikle kentin Roma Dönemi ölü gömme geleneklerine dair bilgileri artırırken başkaca arkeolojik araştırmaların zorunluluğunu da kaçınılmaz kılmıştır. Bu araştırmada esas olarak; mezarlığı karakterize eden farklı mezar tipleri çok yönlü arkeolojik analizlere tabi tutulmuş ve aynı zamanda demografik yapı içerisinde kimi vatandaşların ekonomik ve sosyo-politik güçleriyle elde ettiği bir takım ayrıcalıkların kentin nekropol peyzajına yansıma biçimleri irdelenmiştir. Bu bağlamda; ilk olarak kentin Helenistik dönem itibarıyla beliren geleneksel urbanizasyonundan başlamak suretiyle Roma Dönemi'yle evrilen kent ve yerleşim anlayışının nekropoller üzerindeki dönüştürücü etkisine ve bu aile mezarlığının Roma Dönemi nekropol yapılaşmalarındaki ayrıcalıklı yerine değinilmiştir. Ulaşım, lokasyon, parselasyon ve planlama gibi farklı açılardan tanıtlanan bu mezarlığı vücuda getirmiş farklı mezar tipleri de tipolojik, kronolojik, epigrafik, ikonografik ve ikonolojik açıdan analiz edilmiştir. Alandaki mezar türlerinin ilki, mezarlığın plan ve görsel karakterini belirleyen asal unsurların ilki olan yeraltı oda mezarlarıdır. İki farklı mimari tipoloji altında tasniflenen bu mezarlar öncelikle Kibyra oda mezar geleneği ölçeğinde tartışılmış ardından Anadolu'da Erken Tunç Çağı'ndan itibaren farklı kültür bölgelerinde ortaya çıkan ve Erken Doğu Roma Dönemi'ne kadar varlığını devam ettiren ilgili başkaca örneklerin referansıyla tipolojik ve kronolojik temelde analiz edilmiştir. Diğer mezar türleri ise lahitler ile az sayıdaki basit münferit mezarlardır. Münferit mezarların arkeolojik analizleri yalnızca Kibyra özelinde sınırlı tutulurken lahitler için ise geniş ölçekte tartışmalar yapılmıştır. Nitekim öncelikli olarak, Helenistik Dönem itibarıyla Kibyralı yerel sanatçıların yaratısı olan münferit taş mezarların tekil temsilcileri ile bunlar üzerinde aktarılan sepukral plastik sanatın nitelikleri incelenmiş ve söz konusu atölyelerin sahip olduğu dinamik ile yetilerin Roma Dönemi lahit sanatına ulaşan olası etkilerine işaret edilmiştir. Öte yandan alandaki bu lahitler beş farklı tipolojik başlık altında tasniflenmişlerdir. Bu bağlamda ilk olarak Roma Dönemi'nde faaliyette bulunan ve ekol haline gelerek yerel atölyelerin ilgili eserleri üzerinde açık etkileri görülen Roma merkez ile eyaletlerdeki diğer merkezi lahit üretim atölyeleri ve eserleri tanıtlanmıştır. Ardından malzeme, kanonik şema, tipoloji, kronoloji, stil-ikonografi ve ikonolojik açılardan değerlendirilen lahitlere ilişkin köken ve atölye sorunsalı açıklanmaya çalışılmıştır. Yakın bağlantılarıyla lahitlerin neredeyse vazgeçilmez taşıyıcıları olan krepidomalar ve bomikoslar da bu konuyla ilinti olarak yine tipolojik, kronolojik ve menşei zemininde genel tartışmaya dahil edilmiştir. Son olarak mezar anıtları üzerinde tespit olunan çok sayıdaki epigram aracılığıyla defnedilen kişilerin kan bağları ve soy ağaçları açıklanmaya çalışılırken öte yandan mezarların hukuksal hakları ve bunlara bağlı oluşan resmi yaptırımlar üzerinde durulmuştur. Araştırmalarda belgelenen küçük bulgular iskeletlerden ve çok çeşitli mezar armağanlarından oluşmaktadır. Antropolojik veriler yalnızca bu mezarlık özelinde değerlendirilmiş ve gerekli demografik istatistikler oluşturulmuştur. Değişik türlerdeki çok sayıda mezar armağanı ise yalnızca mezar programındaki fonksiyonları ve anlamsal bütünlükleri bağlamında incelenmiş olup tipolojik ve kronolojik açılardan değerlendirmeye alınmamıştır.
Myra'nın limanı Andriake kazılarında ele geçen ticari amphoralar
Lykia Bölgesi'nin en önemli kentlerinden birisi olan Myra Klasik Dönem' den Geç Antik Çağ' a kadar önemini korumuştur. Myra'nın limanı olan Andriake, özellikle Geç Antik Çağ' da uluslararası bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Myra ve Andriake' de 2009 yılından bu yana gerçekleştirilen çalışmalarda binlerce ticari amphora ele geçmiştir. Tez kapsamında Andriake Limanı'nın bütünselliğini koruma adına 2022 yılına kadar ele geçen tüm ticari amphoralar tez kapsamında çalışılmıştır. Andriake'de yapılan kazılar sonucunda her sektörde yoğun amphoraya rastlanmaktadır. Hellenistik Dönem' den Geç Antik Çağ'ın sonuna kadar birçok form bulunmuştur. Ege ve Rhodos, Kos gibi adalar, Karadeniz, Adriyatik kıyıları, Levant Bölgesi, Afrika, Mısır, Portekiz gibi birçok merkezden amphoranın geniş olması dikkat çekicidir. Ayrıca mühürlü ve graffitolu amphoraların yanısıra ele geçen tıpalar da tez kapsamında incelenmiştir. Çalışma kapsamında seçilen örnekler ile arkeometrik analizler de gerçekleştirilmiş olup kent ve bölge üretimine de ışık tutması hedeflenmiştir. Andriake amphoraları başta Andriake ve ana ket Myra'nın sosyo-ekonomik yapısını göstermesinin yanı sıra tüm Lykia Bölgesi ve ilişkide olduğu kentler ve bölgelere yönelik daha detaylı bilgi elde edilmiştir.
Kaunos Tiyatro Çeşme Binası. Arkeolojisi ve restitüsyon-restorasyon projesi
Karya kenti Kaunos'da günlük ve tarımsal ihtiyaçların karşılanması kutsal sayılan suyun etkin yönetimine bağlıdır. Bu tez, Kaunos Tiyatrosu Anıtsal Çeşme Binası'nın, plan tipi, su kullanım şekli ve düzenlemesi itibariyle, çağdaşı çeşme yapılarından özgün detaylarıyla ayrıştığını ortaya koymaktadır. Buna ek olarak, çeşme yapısının gelecekte yapılacak restorasyonunun, mevcut mimari unsurların özgün konumlarında korunarak kullanılması 'anatylosis' uygulaması, arkeoloji ve restorasyon bilimine önemli katkılarının olacağını savunmaktadır. Tiyatro çevre duvarının kuzey batısında, bu yöndeki tonozlu girişin hemen doğusunda gün ışığına çıkartılan anıtsal Çeşme, tiyatro seyircisiyle birlikte kentin yukarı terasındaki yoğun insan trafiğine hizmet vermiştir. Çevre duvarı örülürken tek bir kemerle geçilen 11,80 m genişliğindeki bir niş içinde bırakılan "Pİ" formundaki Çeşme, 10,12x6,40 m ölçüsünde ve in-antis tasarımda inşa edilmiş anıtsal bir yapıdır. Mimari malzeme eksikliği nedeni ile çeşmenin üst yapısı hakkında bilgimiz yoktur. Ancak planı dikkate alındığında gerek Anadolu ve gerekse Yunanistan'dan az sayıda da olsa tanıdığımız "Daldırma Hazneli" Çeşme binaları gibi Dor düzenindedir ve bir "sundurma" çatı ile örtülmüştür. Suyun çeşmeye getirilip havuza akıtılması özel bir tasarım ile gerçekleşmiştir. Tasarımı ve ele geçen seramik malzeme, çeşmenin ilk inşasının Klasik Dönem içlerinde olabileceğini düşündürür. Bu tezin kapsamında anıtsal kaunos şehri tiyatro binasının çeşmesi ile ilgili dokümantasyon, ve tanımlar bulunmaktadır. Yapının çağdaşlarıyla karşılaştırılmalı bir yaklaşım ile aynı zamanda çeşmenin konservasyon, restorasyon ve restitüsyonu ile ilgili metot ve pratikler de önerilmektedir. Bir dönemden diğerine fonksiyonu değişse bile Kaunos tiyatro çeşmesi, günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Dolaysıyla bir anıt olarak geri kazanımı, çeşme olarak temel fonksiyonunu yerine getirmese bile arkeoloji ve restorasyon alanlarına büyük katkılar vaadetmektedir. Türkiye'de görece az kullanılmasına rağmen Anastylosis uygulaması arkeolojik kalıntıların bakımı, korunması ve sürdürülebilmesi için oldukça önemlidir. Aynı yaklaşım Kaunos tiyatro çeşmesinin de gelecekte mirasının korunmasını sağlayacaktır.
Myra kaya mezarları
Myra Likya'nın ortasında, bölge coğrafyasının ender kıyı düzlüklerinden birine, onun hemen arkasında yükselen bir tepe doruğundan yayılarak egemen olmuş; tarihsel süreç içerisinde denizin, nehrin, toprağın, yolların sunduğu bereket ile bu konumun ötesine siyasi ve kültürel olarak da nüfuz etmiştir. İlk olarak antik yazında Hellenistik kaynaklara dayanılarak Likya Birliği'nin altı büyük kentinden biri olarak anılan ve bugünün arkeolojik verileri açısından en erken Klasik Dönem'de varlığı kanıtlanabilen Myra'nın söz konusu dönemlerden Roma içlerine uzanan zamandaki, geniş anlamda yerel kültür, ekonomi ve siyasi önemini açıkça ortaya koyan görkem ve zenginlikteki kalıntıları, kente ve dolayısıyla Likya öz kültürüne dair daha erken dönemlerdeki bilinmezler adına her daim merak uyandırmış ve buna dair sorgulamalar için de bir yansıma oluşturmuştur. Bu anlamda bölgenin pek çok noktasında çeşitli tipleriyle yaygın kaya mezarları, özellikle içlerinde bölge kültürünün özgün unsurları olarak Likya Cephesi"ni yansıtan yüzlercesiyle Likya'nın temel olarak Klasik Dönemi'ne ve bakışımlı olarak daha erkenine izdüşüm sağlamak üzere pek çok kez başvurulan önemli bilgi kaynaklarıdır ki Myra, yerleşimi etrafına konumlandırılmış üç nekropol içerisinde toplam 104 adet kaya mezarı ile Likya toplamının yaklaşık % 10'unu barındırarak bilimsel bakışta bu geniş bilgi kaynağının önemli bir merkezi durumundadır. Myra'nın Likya kaya mezarları ve bu bağlamdaki ölü gömme geleneklerinin anlaşılmasındaki eşsiz rolü, söz konusu edilen nicelik yanı sıra esasında teknikte, ölçüde, süslemede görkemli örneklerle, geniş bir cephe çeşitliliği sunmasından ileri gelir. Bu çeşitliliğin Likya genelini kapsayacak biçimde anlaşılabilmesi adına sistematikleştirilme çabası bu çalışmanın temelini oluşturmuş, Myra kaya mezarları bu kavramsal düzlem üzerinde inşa süreçleri, oda planları, ölü yatağı tipleşmeleri, ölü gömme gelenekleri bakımından ayrıntılı incelemeye tabi tutulmuştur. Bu bağlamda ilkin teknik olarak Likya özelinde kaya mezarı nedir? Özgün çeşitlilikte ahşap mimari görünümlerin, kaya mezarlarının taş cephelerindeki yansımaları nasıl kavramlaştırılır? gibi sorularla yola çıkılarak bu konuda bazı karşılaştırmalı değerlendirmeler ortaya konmuş buradan hareketle cephelerin sunduğu mimari unsurlar tek tek, işlevleri temelinde Türkçenin zengin ahşap mimarisi terimleri ile eşleştirilmiştir. Çalışmanın başında bu gibi tanım ve kavram standartlarının oluşturulmasıyla Likya kaya mezarı çeşitliliğinin çözümlenmesi çabası adına akıcı ve esnek bir yöntem sağlanmıştır. Böylelikle Likya kaya mezarları mimari ve teknik açıdan gösterdikleri daha ince farklılıklar göz önüne alınarak 5 ana grup halinde ayrıştırıldı ve bu başlıklar altında 12 adet ana ve 20 adet alt tip benzer yaklaşımla tanımlandı. Buna göre 29 adet farklı cephe görünümü sunan sınıflamaya göre Myra nekropolleri 18 adet cephe tipiyle bölgede kent bazında benzersiz bir kaya mezarı çeşitliliği ortaya koyarken, bunlar içerisinde "Likya Cepheli" olarak tanımladığım özgün tiplerin büyük çoğunluğu oluşturduğu tespit edilmiştir. Myra'da kaya mezarı cephe mimarilerinin göstermekte oldukları kalıplaşmayı sistematikleştirmedeki yaklaşımda olduğu gibi mezar odalarındaki düzenleme (plan) ve donanımlar (ölü yatakları) da aynı bakışla incelendi ve sonuçta bunların belli bir sınıflama içerisinde değerlendirilebilinecek tipler gösterdiği tespit edildi. Beş adet plan tipinin Myra'daki kullanım sıklığı daha ilk bakışta, mezar odası plan tercihinde ölü yatağı sayısının önemli bir ölçüt olduğunu göstermektedir. Nitekim diğer planlara nazaran azami sayıda ölü yatağının varlığına olanak sağlayan Tip 5-Üç Yanlı mezar odası planı oldukça yaygındır. Bu aynı zamanda genel olarak aile kullanımının yansıması olarak Likya kaya mezarı odalarının arkitektonik geleneğini belirler. Myra kaya mezarları 249'u aşan sayıda ölü yatağı içermektedir. Bunlar yükseklik, kayadan ayrışma ve diğer biçimsel özellikler ölçüt alınarak 5 farklı tip altında değerlendirilmiştir. Bunlar arasında "Seki" tipi ölü yatakları, Tip 5 planlı mezar odası düzenlemelerinin Myra'daki ağırlığına paralel olarak sık tercih edilen biçimler olarak öne çıkar. Buna karşın Myra'da en az 49 adet mezar odasının ölü huzurunun sağlanmasına yönelik artan ihtiyacın bir karşılığı olarak zeminden yüksek ve aynı zamanda yalıtıma yönelik tasarlanmış diğer yatak tiplerini barındırdığı tespit edilmiş, bu mezarlardan karma tipli plan gösteren bazılarının daha sonra tadilata uğramış olabilecekleri ortaya konmuştur. Bunlara ek en az 7 mezar odasında bağımsız üretilmiş ölü yataklarının da kullanıldıkları kaya yüzlerine açılmış montaj düzenlemelerinden yola çıkılarak ortaya konmuştur. Myra kaya mezarı nekropollerinin detay incelemeleri kayalıkların nekropol alanı olarak seçilmesinden bir "kaya kentine" dönüşümünü, ölümün kentsel peyzajı; alandan mekâna ve birimlere kadar konum seçimi ve ilişkileri; oluşum aşamaları, malzeme seçimi ve işçilik faaliyetlerini, ilk defa zaman açısından doğrusal bir akış halinde ve farklı teknik aşamalarıyla ortaya koyarak sürece dair bir senaryo oluşturulabilinmesini sağladı. Bu akış yüzey izlerinden hareketle aletleri ilişkilendiren, kabartma, boyama ve hatta sıvama gibi süsleme işlemlerini de içeren süreci doğrusal bir zaman sırasıyla sunan çeşitli şemalarla açıklandı. Böylelikle örneğin kabartmalar ve benzeri gibi süslemelerin mezarın inşa-kullanım evreleriyle ilişkilerinin zamansal olarak sorgulanabilinmesi sağlandı. Diğer yandan boyama üzerine gerçekleştirilen gözlem ve analizler neticesinde Myra kaya mezarlarındaki boyalı alanların renk ve motif düzenleri, dolayısıyla ikonografileri hakkında yeni bilgi ve öneriler ortaya konuldu; Myra'da dışa açık cephelerin de –kısmen de olsa- renklendirildiği görüldü. Nekropoller (Doğu –"Nehir"- Nekropol, Güney Nekropol ve Batı –"Deniz"- Nekropol) ardışık olarak sıralanmış kentsel alan peyzajı içinde akropol yamaçlarında yer alır ve bunların ilişkileri akropolden dikey ve yamaçlardan yatay olarak düzenlenmiş yollar ile kurulmuştur. Bu planlamada belirleyici olan araziye uyumdur. Keza nekropol kayalığının topoğrafyası genel olarak mezar gruplarının yanal ve yukarı yönlü konumlanmasında da etkendir. İnşaatın ilk adımını mezar yerinin belirlenmesi oluşturur; sonrasında yapı elemanlarının yukarıdan aşağıya ilerleyen bir sırayla işlenmesi kaya yüzlerinde gözlenen farklı işçiliklerin işaret ettiği –yontmada, işlemede ve ölçmede- çok çeşitli taşçı aletlerinin kullanımıyla gerçekleştirilir. Mezar odasının oyulması işlemi ise genellikle cephe çalışmalarının belirli bir aşamasıyla paralel olarak yürütülür. Nekropol araştırmaları Likya'da kaya mezarı oluşumunda alternatif bir inşa tekniğine de dair bazı veriler sundu. Çalışmada "Giydirme -Montaj- Cepheler" başlığı ile değerlendirilen bu konu, cephe mimarilerine ait görünümün oluşturulmasında birimlerin kayaya oyularak biçimlendirilmeleri yanı sıra, bunun mümkün olmadığı kısımlarda ya da farklı planlamalara bağlı olarak tümüyle bağımsız üretilerek oda önüne bütünleştirilmesine dayanan bir teknik ile ilgilidir. Bölge nekropollerinde karşılaşılan dört farklı -Likya; İyonik ve/veya Dorik; Yalın- kapı görünümünden oluşan genel tarzlar, Myra'da da tespit edilen cephe tipleri dâhilinde kullanılmışlardır. Cephe, dolayısıyla kapı görünümlerindeki farklılıklara rağmen girişlerin örtülmesinde yalnızca Likya'nın sürgülü sistemi kullanılmıştır. Önceki temel açıklamalar aksine Myra'da bu sistemin işleyiş ilkeleri, ayrıntıda çeşitlenen özellikleri, iç dekorasyon tasarımıyla –mezar odası ve yatak tipleriyle- bağlantılı oluşumları da dikkate alınarak alternatif bir bağlama oturtulmuştur. Myra'da bazı kaya mezarları, çalışmada sofa olarak adlandırılan giriş mekânlarına sahiptir. Bu planlamanın Likya cephesine özgü ve çoğunlukla iki katlı-üçer kasetli düzenlenmiş kaya mezarları tiplerinde bulunduğu görülür. Sofalar ana cephe ardında birden fazla mezar odası bulunduğu durumlarda, kente özgü olarak odaların çevresinde farklı eksenlerde konumlanmasına olanak sağlayan ortak bir mekân özelliği taşır. Bu anlamda Batı Anadolu'nun arkada yer alan oikos ve yandan eklemlenen androna sahip prostas planlı konut tipini hatırlatır. Myra'da 102 adet mezar odası incelenmiştir. Bunlar konum ve boyutlar açısından standart göstermezler. Genellikle giriş-cephe eksenlerine uyumlu bir konumda, 3 m2 ile 9 m2 arasında değişen kullanım alanlarına sahiplerdir. Mezar sahibinin istekleri, işlevsel gereklilikler, kaya işçiliğinin doğası, kayanın yapısal özellikleri, cephe tipi ve boyutları ile komşu mezarların yerleşimi bu konuda belirleyicidir. Mezar odaları cephenin aksine herhangi bir taklit strüktür-yapı örgesi de göstermez, hareket çukuru ya da hareket alanını, duvarları izleyerek çevreleyen yataklar çoğu zaman birbirine eş ya da yakın yüksekliktedir ve nadiren köşelerde oluşan alanların bir miktar yüksekte bırakılmasıyla mezar hediyelerinin konulması için rezerv alanlarla birlikte izole olarak tasarlanmışlardır. Bazı örnekler yatayda ya da dikeyde yüksek kabartma profillerle çerçevelendirilmiş, birkaç özel örnek ise ahşap bir kline yapısallığı gösterecek biçimde süslenmiştir. Kent nekropollerinde 22 adet mezar cephesi üzerinde 14'ü Likçe ve 10'u Eski Yunanca olmak üzere toplam 24 adet yazıt bulunur. Mezar yazıtları Likya'da olduğu gibi Myra'da da ölüm mimarisinin algılanışı, işlevi hakkındaki değinileriyle yol gösterici olmuştur. Yazıt konumlarının mezar mimarisiyle birlikte değerlendirilmesi, yazıt içeriğiyle bir mezarın ya da bir mezar grubunun; mezar odası söz konusu olması halinde ise rezerve dair bağıntının anlaşılabilinmesi adına önemli bir gösterge sağlamıştır. Yazıtlarda mezar sahibinin, defnedilecek diğer kişiler arasındaki fiziksel konumunu işaret ederek belirten terimler de bulunur ki bunların pek çok durumda ilişkili oldukları kaya mezarlarının plan ve donanım özellikleri ile eşleştikleri Myra'da arkeolojik olarak gösterilmiştir. Likya'da ölüm uygulamalarının önemli bir parçası olan cenaze süreci, kısıtlı veriler ve örneğin mezar kabartmalarının tasvir geleneği gibi konuya özgü nedenlerle geniş boşluklar bırakılarak tanımlanabilmektedir. Dolayısıyla Likya'da cesedin mezarlığa ya da mezara nasıl ulaştırıldığı bilgisi hakkında bir görünüm elde edebilmek; mezar başında ya da nekropolde bir cenaze töreninin –nasıl?- gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği sorusuna güvenilir bir cevap vermek mümkün değildir. Yine de kaya mezarları söz konusu olduğunda Myra'da sarp topografyada biçimlenen nekropollere ve dik kaya yüzlerindeki mezarlara ulaşım sağlayan yolların fiziksel özellikler göz önüne alındığında pek çok durumda cenazenin, basit bir sedyeyle ve şartların el verdiği ölçüde mezara en yakın noktaya kadar taşınabilmiş olduğu varsayılabilinir. Diğer yandan Myra'da ön alanların yetersiz boyutları ya da yokluğu yanı sıra mezar kapılarının ortalama genişlik değerleri cesedin mezar odasına sokulması sırasında çevrildiğini ve çoğu zaman da kıvrılması gerektiğini; özellikle ikincisinin ölümün fiziksel süreci nedeniyle 36. saatten sonraki bir zamanda gerçekleştirilebilineceğini ortaya koymakta, dolayısıyla bu durum ölünün ancak üçüncü günün ilk ışıklarıyla defnedilmek üzere mezarlığa taşınmış olabileceği sonucunu doğurmaktadır. Kaya mezarları arasındaki pek çok örnekte, yatakların tasarım işlevi öncelikle beden halinde defne yöneliktir. Ancak Myra'da yatakların düzenlenişine bağlı olarak köşelerde bir miktar yüksekte bırakılan kare alanların urnelerin de konulabilmesi için uygun koşullar teşkil etmesi göz önünde tutulmalıdır. Myra'da geniş ve/veya sınırlanmış ön alanları bulunan örneklerde ölüme yönelik -libasyon ve de hayvan kurbanı vb. gibi- kült performanslarına olanak sağlayacak genişlikte sofalar, ön alanlar, geniş teraslar gibi sınırlanmış mekânlar ancak periyodik zamanlarda gerçekleştirilen basit bir anma faaliyeti çerçevesinde değerlendirilebilinir. Bu açıdan Myra'da bir kaya mezarının sofasında ele geçen krater parçaları, Likya kaya mezarlarında libasyon kaplarının mezar ile olan bulgu durumları açısından sıvı sunu gerçekleştirilen bir törenin varlığını ortaya koyma potansiyeli oluşturmaktadır. Ancak pek çok örnekte bu tür alanların ya çok sınırlı ölçüler göstermesi ya da hiç bulunmaması böylesine bir kullanımın bölgenin geneli açısından ortak bir karakter oluşturmadığını düşündürür. Diğer yandan Myra'da kurban sunuları, cenaze törenleri gibi daha geniş kapsamlı ritüeller için Doğu ve Batı Nekropol içerisinde kamunun ortak kullanımına yönelik tasarlanmış iki bağımsız alan bulunmaktadır. Zira Myra'da tasvir edilen ölü yemeği sahnelerinde, ölülerin kırmızıya ve geride kalan eşrafın –tören? üyelerinin- maviye boyanmış bir fon önünde yer almasının ölü ile arkada kalanlar arasındaki mekân ayrımına işaret edebileceği düşüncesi böylesine bir kullanımın varlığına da dayanak olarak gösterilebilinir. Myra kent nekropolleri, tek seferde 300'e yaklaşan sayıda bireyin defnedilmesine olanak sağlayacak bir kapasiteye sahiptir. Buradan hareketle kentte mezar başına düşen ortalama 3 adet ölü yatağı Likya kaya mezarlarının aile kullanımına dönük karakteriyle uyum içindedir. Öyle ki yazıtlar vasıtasıyla mülkiyet sahibi olduğunu öğrendiğimiz 18 şahıs, kendisiyle birlikte, aile bireylerine de defin hakkı tanımaktadır. Ağırlıkla Likçe olmakla birlikte Eski Yunanca'nın da kullanılmış olduğu yazıtlar çoğunlukla Likya cepheli tipler üzerindedir ve şahıs adları genelde yerel isimlerden seçilmiştir. Bu göstergeler ile Myra'da Likya geleneğindeki III. Grup mezarlardan sapan cephe tiplerine sahip örneklerin oldukça az bulunması halkın geniş kesiminin, yabancı kültür akımlarından sınırlı ölçüde etkilendiğini gösterir. Bu noktada Myra'yı özel yapan, nekropollerinin görkemli cephe tiplerinin çoğunluğu oluşturduğu temsiller barındırmasıyla benzersiz bir çeşitlilik ve üstün nitelik göstermesi ve bunun toplumsal sınıfın yüksek ekonomik seviyesi ve bu zenginliğin bireyler arasında yaygınlığıyla olan ilişkisidir. Likya kaya mezarlarının tarihlendirilmeleri konusunda genel bir zaman dayanağı oluşmuş durumdadır. Bu açıdan, Myra kaya mezarları Likya'dan daha farklı bir yansıma sunmaz; mezar kabartmaları ve yazıtlar genel olarak İÖ. 4. yy.dan daha erken bir tarih vermezler. Çalışmamda sunulan bulgulara dair tespitler ise çoğu durumda daha önce yazıt ya da kabartmalar üzerinden sunulan tarihleme önerilerini doğrular nitelikte İÖ. 4 yy.a işaret etmekle birlikte bazı hallerde daha dar bir zaman aralığı önerilmesine olanak sağlayabilmiştir. Myra kaya mezarlarının iç mekân düzenlemelerine yönelik tipolojik tespitler, kent özelinde bazı mezarların bu açıdan erken özellikler taşıdığını ve de bazılarının olasılıkla İÖ. 4. yy.ın 2. yarısında tadilat geçirerek yeniden kullanıldığını göstermiştir. Bu çalışmada tüm Likya'yı temel alarak bunun Myra özelinde yansımalarını sunan kaya mezarlarının cephe tipolojisi şu an için sistematik bir zaman eşleşmesi ortaya koyamamış olsa da önerilen sınıflama ölçütleri ile nekropollerin oluşum ve mezarların inşa özelliklerine dair detaylı tespitler, bölgenin geneli açısından bu konudaki mevcut birikim ve yeni çalışmalardan elde edilecek veriler ile bütünleştirilmesi halinde yeni açılımlar sunmak adına potansiyel taşımaktadır.
Myra'nın limanı Andriake'nin yerleşim planı
Myra Antik Kenti'nin liman yerleşimi olan Andriake 2009 yılından beri Kültür Bakanlığı ve Akdeniz Üniversitesi Myra-Andriake Kazıları kapsamında ekibimizce incelenmekte ve yayınlanmaktadır. Bu çalışmalar kapsamında yerleşimin gelişimi genel olarak anlaşılabilmiştir. Yazarın bizzat hazırladığı ve Andriake'de bulunabilen tüm arkeolojik kalıntıların gezilerek işlendiği Andriake yerleşim planı ile gözlemler ve ölçümleri çalışmanın temelini oluşturmaktadır. 8 yıllık bir kazının ürettiği tüm finansal ve bilimsel sonuç da bu çalışmanın içinde vardır ve kazı başkanının da danışmanlığında, Myra-Andriake Kazıları'nın geldiği aşamada tüm çalışmanın bir nevi özeti gibidir. Andriake'nin en önemli özelliği, anakenti Myra'dan ayrı bir liman yerleşimi olmasıdır. Liman kentleri genellikle bir sahil yerleşiminin artan uluslararası deniz ticaret hacmi sebebiyle yükselmiş kentlerdir. Bu sebeple kendi demosu olmayıp Myra'ya bağlı olduğu bilinen Andriake önem kazanmaktadır. Andriake'de buluntular bakımından Geç Klasik Dönem'den Erken Bizans'a kadar yoğun ve yaygın arkeolojik varlık mevcuttur. Liman kullanımının Orta Çağ itibarıyla son bulmuş olduğu değerlendirilmektedir. Yoğun faaliyet olan bir ticari liman olması sebebiyle özellikle Geç Roma ve Erken Bizans öncesi dönemlerin buluntu ve yapıları iyi korunmamıştır, ancak yine de buluntu ve mimari izlerden çıkarımlar yapılabilmektedir. Anakent Myra, günümüzde Antalya ili Demre ilçe merkezindedir. Andriake, kentin güney sınırı olması beklenebilecek Aziz Nikolaos Kilisesi'nden yaklaşık 3.5 km batıdadır. Bugün bataklık bir alan olan liman yatağının kuzey kıyısı boyunca, genellikle aralıklarla nekropol alanları yayılmıştır, batıda liman kıyısında ise Kuzey Yerleşim alanı vardır. Liman yatağının güney tarafındaki küçük sırtın kuzeyinde ise Andriake'nin en yoğun yerleşim alanı olan Güney Yerleşim bulunur. Erken dönem yerleşim merkezi olan Güneybatı Yerleşim alanı da güney tarafta, batıda liman girişindeki tepe üzerindedir. Andriake yerleşim alanları içindeki en yoğun yapılaşmış alan, liman yatağının güney kıyısındaki Güney Yerleşim alanıdır. Doğu-kuzeydoğu doğrultusunda, ortalama 700 x 100 m. ölçülerinde uzunlamasına bir alandaki yamaç ve sahil boyunca uzanır. Andriake'de özellikle Roma İmparatorluk Dönemi'nde artan kamu yapıları genelde bu bölümdedir. Güney Yerleşim'in incelenmesinin daha anlaşılır kılınması için Sosyal Bölüm (doğu), Ticari Bölüm (merkez) ve Tersaneler Bölümü (batı) olarak alt bölümler değerlendirilmiştir. Güney yerleşimin güney tarafındaki sırtın üzerinde küçük bir zirvenin üzerinde bir kule kalıntısı ile aşağısında küçük bir nekropol ile işlikler bulunur. Güneybatı Yerleşim alanı, Andriake limanının girişinde kuzeyindeki liman ağzına bakan yamaçtadır. Yerleşim alanı, güney tarafından sur duvarlarıyla çevrilmiş olup kuzey tarafta aşılmaz sarp kayalıklar ile sınırlanmıştır. Yerleşimde genel olarak arka tarafları anakayadan oyulu ve ön tarafları teraslanarak alan kazanılan araziye kurulu küçük yapılardan oluşan bir yerleşim karakteri gözlenir. Andriake Kuzey Yerleşim alanı, liman yatağının batı tarafında alçak bir kayalık çıkıntı görünümündeki alandadır. Güney Yerleşim'deki kamu yapıları yoğunluğu bu kesimde bulunmaz, ancak yapı tipleri bakımından hamam, çarşı, kilise gibi güneydekilere benzer örnekler seçilebilmektedir. Kuzeydeki kayalık alanda, güneybatıdaki gözlenen kayadan oyulu hibrit yapıların benzerleri gözlenmektedir. Yerleşim, batı, kuzey ve doğu yönlerden Bizans dönemi surlarıyla çevrilidir. Andriake yerleşiminde nekropol alanları büyük çoğunlukla, kuzey ve güneyde sahili izlediği tahmin edilebilen yol güzergahları üzerinde limandan yamaca bakıldığında görülecek şekilde yerleşmişlerdir. Yoğunluk ve nitelik bakımından ana nekropol alanının kuzey yerleşime doğudan gelen güzergah üzerindedir. Güney yerleşimde de en yoğun grup yerleşime gelen güzergah üzerinde ve yerleşimin girişine yakın yerdedir. Geç Roma Dönemi'ne kadar Andriake'de yapılaşma genellikle mezarlıkları işgal etmemiştir ve bu nedenle Güney ve Kuzey Yerleşim alanlarında yerleşimin gelişimine dair izler alınabilmektedir. Andriake yerleşimine kullanım suyu Roma Dönemi'nde Myra'dan aquaduct aracılığıyla getirilmiştir. Myra'dan gelen su kanalı, yerleşimin doğu girişinde ikiye ayrılarak kuzey ve güney bölümlere, kayadan oyulu kanallar ile su taşınmaktadır. İçme suyu için kaynak olmayınca, kanallar haricinde yerleşimde yağmur suyunun toplanması ve depolanmasına yönelik sarnıç ve kanallar da yapılmıştır. Andriake'de Klasik Dönem varlığına ilişkin, buluntular, mimari izler ve nekropol ilişkileri bakımından veriler vardır. Klasik Dönem'de Andriake'deki yerleşim alanlarının her üçünde de, Kekova bölgesindeki gibi kayadan oyulu hibrit yapılardan oluşan küçük sahil yerleşimleri olduğu değerlendirilmektedir. Andriake'de güçlü bir Hellenistik Dönem varlığı olduğu net olarak anlaşılabilmektedir. Her üç yerleşim alanı ile ilgili olarak Klasik'te başladığı değerlendirilen yerleşim Hellenistik Dönem'de kesintisiz devam etmiştir. Özellikle Myra'nın liman yerleşimi olarak öne çıkması ve uluslararası Akdeniz ticaretine açılmasının bu dönemde hızlandığı düşünülmektedir. Erken Roma Dönemi'nde Roma devletinin kamu varlığının izleri bulunmaya başlar. Güney Yerleşim'deki onurlandırma anıtları, Nero dönemine tarihlendirilen gümrük yazıtı bu dönemdendir. Andriake limanının girişi ile ilgili olarak, M.Ö. 42 yılında liman girişinin zincirle kapatılmış olması ile ilgili antik aktarım mevcuttur. Liman girişi ve sahil yapıları depremler sonucu arazinin batması ile su ve bataklık altında gözden kaybolmuştur ve bu tarz bir düzenlemeye ilişkin hiçbir net veri yoktur, ancak bazı dolaylı verilerden çıkarımlar ile tahmin yapılabilmektedir. Hadrian dönemi ile birlikte Andriake gerçek anlamda bir imparatorluk limanı haline gelmiştir. Limanın en merkezi bölgesinde, Horrea Hadriani ve hemen yanında büyük bir Agora yapılmıştır. Güney Yerleişm'in Merkezi bölümde Klasik'ten beri var olduğu değerlendirilen kullanım, Hadrian ve sonrası Roma Dönemi'nde büyük oranda Güney Yerleşim alanının tamamına yayılan bir yapılaşma şeklinde genişlemiştir. Kuzey Yerleşim alanı da güneydoğuya liman kıyısına doğru genişlemiştir. Nekropoller bakımından ise, hem kuzeyde hem güneyde birçok nitelikli işçiliğe sahip Roma Dönemi lahitleri vardır. Geç Roma / Erken Bizans, Andriake'nin en baskın arkeolojik katmanıdır. Bu dönemde Dükkan ve çarşı yapıları 3.yy ve sonrası süreçte artarak tüm yerleşime yayılmıştır. Agora yapısı 5.yy'ın ilk yarısında tamamen tek organizasyona sahip bir mureks mor boya fabrikasına dönüştürülmüştür. Andriake yerleşimi için Bizans Dönemi'nde kaydedilen 'Emporion' (ticaret merkezi) tabiri, ticaretin yerleşimin tamamında yapıldığını ifade etmesi bakımından en az Geç Roma Dönemi itibarıyla gündeme gelmiş olmalıdır. Yerleşimde farklı yerlerde 6 kilise vardır. Horrea yapısının hemen yanında kontekst buluntularıyla beraber keşfedilen Sinagog yapısı, Yahudiler'in Hıristiyanlar ile aynı dönemde Andriake'de etkili bir varlıkları olduğunu ıspatlamaktadır. Bizans Dönemi'nde, I. Anastasius ve sonrasındaki I. Justinian dönemlerinde ülke çapında yaşanan yeniden canlanış, Andriake'de de hissedilmiştir. Önceki evrelerde artarak yayılan dükkan ve çarşı yapılaşması, Bizans Dönemi'nde de devam etmiştir. Myra ve çevresinde I. Justinian döneminde yaşayan Myra Piskoposu Sionlu Nikolaos'ın da etkisiyle yükselen Myra Piskoposu Pataralı Aziz Nikolaos'ın Myra'daki mezar kilisesi dünya çapında ün kazanmıştır. Liman yerleşimi Andriake de hac trafiğine hizmet eden bir liman haline gelmiştir. Andriake'de 7.yy sonrasına ait arkeolojik buluntu çok azdır. Mimari olarak da Orta Çağ olarak tanımlanabilecek varlık yoktur. 7.yy'da Akdeniz'deki Arap egemenliği ile olan kesintinin ardından 10.yy'dan itibaren yeniden artan hac ziyaretleri için, güneydoğudaki Taşdibi bölgesi'nin kullanıldığı değerlendirilmektedir.
Türk ve İslam bilim tarihi sergisi için bir öneri
Bu tez çalışmasının konusunu Türk ve İslam Bilim Tarihinin müze/sergi yoluyla aktarımı konusunda yeni bir yol önerisidir. Bilimin ve teknolojinin ilk izlerine değinerek, tezin ana konusu olan Türk ve İslam biliminin en güçlü olduğu yüzyıllara ağırlık verilerek Rönensans sonrası Batı biliminden de bahsedilecektir. Bu tezle ortaya konan Türk-İslam Bilim Tarihi sergisi dünyadaki diğer benzer sergi ve müzelerin işlemediği tema ve kişiler ile konuları kapsamaktadır. Amaç bu zamana kadarki benzer sergi ve müzelere bir alternatif oluşturabilmektir. Bir Osmanlı tasarımı olarak ortaya çıkan ilk arabalı vapur olan Suhulet feribotu üzerinden, tematik bir sergi hazırlanmıştır. Bilim tarihindeki gelişmeler, kronolojik bir hat üzerinde, farklı coğrafyalarda farklı ekollerde gelişen bilimin etkileşimi ve Rönesans sonrasını da kapsayarak Suhulet feribotu üzerinden anlatılmıştır. Birinci bölümde; bilimin ortaya çıkışı, kavramsallaşması, tarih öncesi insan topluluklarının gelişmesine etkisi; tarım devrimi sonrasında ise Mısır, Mezopotamya, Anadolu Hindistan ve Cin'deki ilk kent ve nehir kulturleri (Tunc Devri) ve son olarak da Klasik Yunan ve Roma uygarlıklarını da iceren, ticarete dayalı bağımsız kentler (Demir Devri) donemi 7. yüzyıla kadar ana hatlarıyla aktarılmıştır. İkinci bölümde; 7. yy ile başlayan İslam tarihinin o dönemki bilim merkezleri ile etkileşimi ve çevirilerle bilimin İslam coğrafyasına adaptasyonu, İslam coğrafyasında bilimsel gelişmelerin sebepleri, Bilimin Avrupa'ya aktarımını sağlayan ilişkiler, Türklerin bilime katkıları, Osmanlı Bilimi, Rönesans ve Avrupa aydınlanması dönemleri 20. yüzyıla kadar olan tarih aralığında anlatılmıştır. Üçüncü bölümde; Dünyadan ve Türkiye'den Türk ve İslam Bilimi konulu sergi/müze örnekleri incelenerek artı ve eksi yönleriyle aktarılmıştır. Dördüncü bölümde; modern müzecilik, sergi küratörlüğü, sergi hazırlama aşamaları ve değerlendirilmesi konularına kısaca yer verilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise; şimdiye kadar görülen örneklerden farklı nitelik ve içeriklerde tematik bir Türk-İslam bilim tarihi sergisi hazırlanmıştır. Sinopsis ve sergi metinleri, eser seçimi ve tasarımı ile kullanılacak digital teknolojiler bu bölümde anlatılmıştır.
Tekstil müzeleri ve Türkiye için bir tekstil müzesi örneği
"Tekstil Müzeleri ve Türkiye İçin Bir Tekstil Müzesi Örneği" adlı bu çalışmada, dünyanın çeşitli ülkelerindeki farklı içerikteki Tekstil Müzeleri ve Türkiye'deki az sayıda olan Tekstil Müzeleri ile Türkiye'deki arkeoloji ve etnografya müzelerindeki tekstiller incelenerek listelenmiştir. Dünya'daki ve Türkiye'deki Tekstil Müze örnekleri karşılaştırılarak Türkiye için yeni ve kapsamlı bir müze önerisi oluşturulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın çıkış noktası, binlerce yıldır tekstil yolları üzerinde bulunan Anadolu'da kaybolmakta olan Türk tekstil kültürünü korumak, Tekstil tarihimizin varlığını sürdürmek için çağımıza uygun, yaşayan ve kendini geliştiren, kapsamlı bir Türk Tekstil müzesini yaratma koşullarını aramak olmuştur. Bu nedenle, çalışmanın giriş bölümünde, bu araştırmaya neden gereksinim duyulduğu, araştırmanın amacı, önemi, sınırlılıklar ve tanımları içermektedir. Birinci bölümde, tekstilin insan ve toplum hayatındaki yerine, Anadolu tekstil tarihine, Dünya'da ve Türkiye'de günümüze ulaşmış en eski tekstil örneklerine yer verilmiştir. İkinci bölümde Dünya'daki tekstil müzeleri, koleksiyon içerikleri, tasarladıkları sergilerden örnekler verilmiştir. Üçüncü bölümde, Türkiye'deki tekstil müzeleri, Tekstil müze çeşitleri bağlamında ayrıntılı olarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise Türkiye için bir Tekstil müzesi modeli oluşturulmaya çalışılmıştır. Sonuç bölümünde yapılan araştırma sonuçları değerlendirilerek özetlenmiş ve Türkiye'de çağımıza uygun bir Tekstil müzesine duyulan ihtiyaç nedenleriyle birlikte vurgulanmıştır. Çalışma ayrıca tüm dünyadaki tekstil müzelerinin içerikleri belirtilen bir Ek ile tamamlanmıştır. Bu çalışmanın sonucunda değişen dünyadaki örneklerine bakılarak, kültürel tekstil kimliğimizi öne çıkararak koruyacak, evrensel, modern, yaşayan, gelişen, geliştiren, tematik müzeleri altında toplayacak bir tekstil müzesine Türkiye'de önemli bir ihtiyaç olduğu vurgulanmıştır.
Sura Apollon Tapınağı ve ilişkili kült kalıntıları
Antalya'nın Demre ilçesinde yer alan Sura, Myra'ya bağlı bir tapınak mahallesidir . Yerleşimden, Klasik Döneme tarihlenen bir kaya mezarının üzerindeki yazıtta "Surezi" olarak bahsedilirken, Yunanca yazıtlarda "Soura" olarak geçmektedir . Sura yerleşimi ününü, alandaki yazıtlarda da adı geçen Apollon Surios kültünden ve kült alanından almaktadır. Külte dair pek çok antik aktarım bulunmaktadır ve bu aktarımlardan yola çıkılarak kült ritüelleri ile ilgili bilgi sahibi olmaktayız . Kült alanı, Rahipler Alanı, Rahipler Yolu, Su Kaynağı / Kehanet Havuzu ve Tapınak olmak üzere dört ilişkili alandan oluşmaktadır. Bu alanların tümü birbiri ile organik bir bağ içerisindedir. Bir açık alanın ana kaya ile sınırlandırılmasıyla oluşturulmuş olan Rahipler Alanında, Apollon Surios rahiplerinin listesinin yer aldığı stel kabartmaları bulunmaktadır. Rahipler Alanından başlayarak, vadi içerisindeki tapınağa inen, 92 basamağı korunmuş basamaklı yol bulunmaktadır. Rahipler Yolu ve devam eden patika ile vadiye inildikten sonra, vadinin doğu yamacındaki kaynağa ulaşılmaktadır. Vadideki diğer dört kaynaktan bu kaynağı ayıran özellik etrafının duvarlarla çevrelenmiş ve bir havuz oluşturulmuş olmasıdır. Bu kaynak ile aynı hizada, vadinin ortasında triglif-metop bloğuna kadar korunmuş, Dor düzeninde, in antis planlı Apollon Surios Tapınağı bulunmaktadır.
Antalya kent müzesi deniz ticareti ve tarihi sektörü kurgusu
Akdeniz Medeniyeti içersinde önemli bir liman kenti olan Antalya, coğrafi konumu ve stratejik önemi bakımından Eskiçağdan günümüze önemini yitirmemiştir. Siyasi gelişmeler, savaşlar ülkelerin oluşumun da nasıl önem taşıyorsa, denizaşırı ticari ilişkiler sosyal, ticari ve kültürel açıdan yeni uygarlıkların oluşumunu sağlamışlardır. Burada Akdeniz ve Attaleia limanı merkezli anlattığımız deniz ticareti kurgusu bir kentin dokusunu ve tarihini geçmişten günümüze anlatan bir müze konsepti içerisinde anlatılmaktadır. Antalya Deniz Ticareti, sosyo-ekonomik ve kültürel alanda da ele alınarak kurgulanmıştır. Çağdaş müzecilik anlayışının ve modern sergileme tekniklerinin var olduğu günümüzde, müzeler koleksiyonları depolama, saklama ve basit anlamda teşhir etme mekânları olmaktan çıkmıştır. Yeni müzecilik anlayışına göre yapılan müzelerde sahip olduğu tema ve kurgularla kalıcı ve geçici sergiler yaratılmakta, modern mimari yapılarda ve dijital imkânlar doğrultusunda bir işleyiş kazanmaktadırlar. Artık müzeler ziyaretçilerin ihtiyaçları doğrultusunda yapılandırılmakta ve geri dönüşleri yaşam boyu eğitim doğrultusunda interaktif sunumlar, workshoplar gibi yöntemleri kullanmaktadırlar. Müzeler sahip olduğu güçlü koleksiyonları yanında replika eserler, maketler, canlandırmalar, 3D Tridy sistemlerle yaratıcı sergilemeler yapmaktadırlar. Burada önerdiğimiz geçici sergi temalarının uygulanabilir olmasına dikkat edilmiştir. Konunun ana doğrultusu Antalya Deniz Ticareti olduğu için insanoğlunun deniz yollarını kullanması, limanları oluşturması ve Eski Çağda yer alan ticaret olgusu Akdeniz ve Antalya merkezli olarak anlatılmıştır. Antalya Limanı ve deniz ticareti ile ilgili bilgi ve kaynaklar sınırlıdır. Aslında kaçak yollarla yapılan bir deniz ticareti söz konusudur. Erken dönem ile ilgili bilgileri antik coğrafyacılar ve seyyahlardan, 18. ve 19. Yüzyıl bilgilerini ise Osmanlı Arşiv kayıtları ve Antalya Şer'iye Sicil defterlerinden almaktayız. Geçici sergi önerilerini oluşturacak kurgular kent dokusunun en hareketli alanlarını oluşturan iskele ve liman bölgesinde geçen yaşantı, kültürel etkileşimin yaşanmasını sağlayan ticaret ağı, deniz ticaretine konu olan ve uygarlıkların gelişimini sağlayan emtia alışverişini konu almıştır. Başlıca geçici sergi kurgularımız şu başlıklar altında anlatılmıştır: 1) Antalya Deniz Ticareti Emtiaları 2) Eskiçağda Ticaret Gemileri 3) Antalya Deniz Gümrüğü 4) Antalya İskelesi ve Ticaretle Uğraşanlar 5) Akdeniz, Köle Ticareti ve Korsanlık 6) Cumhuriyet Dönemi Antalya Limanı ve Deniz Ticareti Anahtar Kelimeler: Antalya, Antalya Limanı, Eskiçağ Akdeniz Deniz Ticareti, Deniz Ticareti Sergileri, Antalya Kent Müzesi, Sergi Kurguları
Dokuma Park Antalya Müzik Müzesi konsept önerisi
İnsanın çok eski tutkularından biri olan koleksiyonculuğun modern bir müzeye dönüşmesi, iki bin yıldan fazla sürmüş, uygarlık tarihinin uzun süreçlerinden biridir. Çoğu ganimetlerden oluşan eski koleksiyonların büyük kralların saraylarındaki, zengin yöneticilerin malikânelerindeki ve görkemli tapınakların galerilerindeki varlıkları, çoğu kez zenginliği, üstünlüğü ve saygınlığı simgelemekteydi. Rönesans ve Reform hareketlerinin ortaya çıkardığı yeni yönelimler, önce nesneleri araştırma ve sınıflandırma kaygılarını ardından da -mülk sahiplerinin zenginliklerini sergileyerek saygınlıklarını artırma temelinde de olsa- koleksiyonların sınırlı toplum kesimlerine açılmasını sağlamış ve böylelikle modern müzeciliğin ilk adımları atılmıştır. Bunun sonucunda Aydınlanma Çağı, birçok başka modern unsur gibi klasik müze olarak tanımlanan modern müzelerin de köklendiği dönem olmuştur. Avrupa halklarının uluslaşma süreçlerinin en keskin ve son dönemecinin yaşandığı 19. yy. ise müzeye bu dönüşümde ve hedeflenen uygarlığın örülmesinde önemli görevlerin verildiği, aynı zamanda pozitivizm çerçevesinde belli sınıflandırma ve düzenleme ilkelerinin getirildiği; müzenin yapısal ve işlevsel sınırlarının belirlenerek, tanımlandığı dönemdir. Avrupa uygarlığının gelişim sürecinde biçimlenen ve dünyanın başka bölgelerindeki evrimleri bir yana, aynı coğrafyanın kültürel, toplumsal örgüsünün bir parçası olan klasik müzeler, uzun süre beklentileri karşılamakla birlikte 20. yy.ın ortalarından itibaren uygarlığın yeni yönelimleri doğrultusunda önemli değişimler geçirmeye başlamıştır. Klasik müzelerin elitist duruşları, nesne odaklı yapıları bu değişimlerle yerini toplumsal ilişkisi güçlü, eğitim odaklı müzelere bırakmaya başlamıştır ki bu tutum müzenin konularında da önemli genişlemeler yaratarak somut olmayan kültürel mirası müzelerin daha fazla ilgilendiği bir alan olarak öne çıkarmıştır. Böylelikle toplumsal tarih anlayışının egemen olduğu suç, göç savaş, yoksulluk, mutluluk, aşk gibi konular, alışılagelmiş müze konularının yanında yer bulmaya başlamışlardır. Daha önce çalgıları ve özel sanatçılarıyla müzelerde yer bulmuş müzik ise tam bu noktada toplumsal bağlarıyla, kendi bütünlüğü içinde tek başına bir sanat olarak müzenin hedefleri arasına girmiştir. Kültürün hem somut hem soyut alanlarında, uygarlığın ilk adımlarından itibaren varlık gösteren müzik; ortaya koyduğu kesintisiz birikimle, taşıdığı kültürel izlerle, hemen her dönem bütün toplumlarda özgün bir sanat olarak bulunmasıyla, dönemsel, etnik kimliklerine karşılık evrensel bir dil oluşuyla, günümüzün en popüler sanatı olmasıyla müzenin konusu olmayı çoktan hak etmiştir. Nitekim 20. yy.ın sonundan itibaren tüm dünyada en çok ilgi gören müze konularından biri müziktir. Müzik müzelerinin bu tarihsel gerekliliği, içinde bulunduğumuz zaman diliminin yerel değerleri hızla yok ettiği gerçeğiyle desteklenmelidir. Denilebilir ki bir müzik müzesi, müziğin gelişimine, birikimine, etkileşimlerine ilişkin bilgi ve belgeleri korumak, araştırmak, anlatmak gibi temel işlevlerinin yanında bir kent müzesinin ya da bir etnoğrafya-folklor müzesinin işlevlerini de belirli ölçülerde üstlenecektir. Bu da müziğin bütün toplumsal ilişkileri, etkileşimleri ve kültürel bağları içinde ele alınmasıyla olanaklıdır. İşte bu gereklilikler ve yaklaşım biçimi bu çalışmanın konusu olan Dokuma Park Antalya Müzik Müzesi Konsept Önerisi'nin ortaya çıkmasını sağlayan etkenlerin başında gelmektedir. Klasik müzeciliğe göre daha demokratik, katılımcı bir işleyiş sergileyen, toplumsal ilişkileri öne çıkararak eğitimi var oluşunun odağına yerleştiren yeni müzecilik anlayışına göre yapılanmış dünya müzik müzelerine baktığımızda, bu kurumların müziği ele alışlarında kimi önemli farklılıklar görürüz. Ulusal bir müzik kültürü, genel müzik tarihi, caz, pop, rock, klasik gibi müzik türleri ya da bazen yalnız çalgılar müzelerin konusunu oluşturmaktadır ki böylesi sınırlandırmalar müzecilik için de son derece doğal, kimi zaman da gereklidir. Bu kapsamda DOPAMM, müzik sanatının genel niteliklerine çeşitli vurgular yapmakla birlikte Antalya'nın yerel müzik kültürünü ve bu kültürün saptanabilen bütün süreçlerini konu edinmiştir. Başka bir deyişle yereldeki müziğin varlığına ilişkin tüm unsurlar müzenin konusudur. Dolayısıyla çalışma kapsamında yereldeki müzikal unsurlar, tür, dönem ya da etnik aidiyetler gibi ayırıcı özellikler gözetilmeksizin bir bütün olarak ele alınmış, coğrafya bu bütünlüğün temel ölçütü kılınmıştır. Böylesi bir yaklaşım bile, müziğin notalama ve kayıt teknolojilerinden yoksun olduğu bin yılları bulan dönemleri hakkında yeterli ve sağlıklı bilginin bulunmasına yetmez. Dolayısıyla DOPAMM'ın içeriğinde günümüze yakın dönemlerin müzikal verileri daha yoğun olarak yer bulmaktadır. Buna karşılık Antalya'nın Antik Çağ gibi çok parlak dönemleri, yerel müzik tarihi içinde de elde bulunan veriler ışığında öne çıkabilmektedir. Müziğin kaydedilemediği bu uzun dönemlerin içinde bulunduğu karanlık, müziğin toplumsal işlevlerinin ve bunlara bağlı olarak bulunduğu mekânlarının araştırılması ve yereldeki varlıklarının saptanmasıyla dağıtılmaya çalışılmıştır. Böylelikle ezgisel, ritmik, tavırsal vb. özellikler değilse de müziğin yüzlerce yıl boyunca ne için, nerede, kimlerce, neyle üretildiği sorularına karşılıklar oluşturulmaya çalışılmıştır. Elbette bütün bu soruların doğru yanıtları, müziğin toplumsal konumu, zaman içindeki etkileşimleri ele alınmadan oluşturulamaz ki bu yaklaşım aynı zamanda müziğin bilinmeyenlerine ilişkin tersten giden bir kılavuzdur. Müziğin yereldeki izlerinin daha somut olarak izlendiği 19. yy. ve sonrası kuşkusuz Müzenin temel birikiminin elde edildiği zaman dilimidir ve bu birikim müzik kültürüne dâhil olan tüm unsurlardan; mekânlardan, sanatçılardan, çalgılardan, eserlerden, müziğin tür ve özelliklerinden oluşturulmuştur. Bu kapsamda önemli sayılabilecek bir halk müziği repertuvarı ortaya çıkmıştır. Müziğin yerel izleri araştırılırken öne çıkan bir başka olgu da, bu sanatın bölgedeki siyasal gelişmelere göre önemli nitel ve nicel değişiklikler yaşadığıdır. Elbette bu değişimlerin kentsel ve kırsal yönelimleri farklıdır. Ancak bir kültürel unsur olarak müzik, yerelde de dönemsel özellikler ortaya koymuş, siyasal, etnik ve dinsel üstünlüklere göre hem teknik hem de işlevsel olarak yeniden biçimlenmiştir. Yeni müzecilik anlayışı ile kurgulanan DOPAMM'ın konseptinde, çağdaş dünya örneklerindeki uygulamalar, bunların yanında hedeflere ulaşmak için önemli araçlar olan özgün birimler ve sergiler, toplumsal ilişkileri güçlü, eğitim odaklı bir işleyiş yer almaktadır. Müzenin kuruluş ve işleyişini belirleyecek olan bilimsel politikalar, müziği hem sanatsal hem toplumsal boyutlarıyla ele alan sergiler, bu sergilerin etki ve ifade gücünü artıracak teknolojik uygulamalar, sanal müze, bir müzik belleği oluşturacak olan bilgi-belge arşivi, araştırma birimi, stüdyo, radyotelevizyon, çalgı atölyesi, müzik atölyesi, orkestra, kurslar, konserler vb. çağdaş müzecilik anlayışının gerektirdiği işleyişi sağlayacak olan unsurlardır. Antalya'nın yeni toplumsal ve kültürel projelerinden bir olan Dokuma Park, kentsel konumu, dokusu, kent kimliğindeki yeri, içerdiği birimleri ve etkinlikleriyle DOPAMM'ın kolaylıkla yerleştirilebileceği bir yapı ortaya koymaktadır. Park'ın niteliğine üst düzey katkılar sağlayacağı düşünülen DOPAMM, aynı zamanda Park'ın çeşitli olanaklarından da yararlanacak, diğer birimlerle kuracağı dayanışma ile çağdaş dünya örneklerinde denenen ve başarılı olan bir yapılanmada yer alacaktır. Dokuma Park Antalya Müzik Müzesi, çağdaş müzecilik ilkeleri, bilimsel politikaları ve genel kurgusuyla şehrin sanat ve eğlence anlayışını belgelemede önemli bir boşluğu doldurmakla kalmayıp, yerel müzik kültürünün olabildiğince doğru bir biçimde belgelenmesi, korunması ve araştırılmasına da olanak tanıyacaktır. Böylelikle küreselleşen dünyada giderek kaybolan yerel unsurların Antalya yerelinde korunmasına ve toplumsal kent kimliğinin belgelenmesine, belli düzeyde de olsa oluşturulmasına katkı sağlanacaktır. Her düzeyden ziyaretçi ve araştırmacıya izleme, öğrenme ve uygulama olanağı tanıyacak olan kurum, süreklilik kurgusuyla biriktiren ve gün geçtikçe gelişen bir yapı hedeflemektedir.